Değerli heyet, müvekkilim Ahmet Bey'in, avukat olması hasebiyle detaylı bir şekilde bize de pek mahal vermeyecek şekilde savunmalarını dinledik. Biz savunmalarına katılıyoruz müvekkilin. Şimdi müvekkilin öncelikle bir örgüt üyeliği iddiası var müvekkil aleyhinde. İddianamenin müvekkilin örgüt üyesi olduğunun iddia edildiği kısmında ve 'nin ifadelerine atıf var gördüğümüz kadarıyla. Aslında müvekkil özelinde örgüt bağlantısı iddianamede Raffles Otel'de yapılan görüşmelerden mütevellit. Burada beyanlara göre , , gizli toplantılar yapıyor. İşte iddianamenin bazı yerlerinde haftada bir iki defa, hatta abartıldığı dört-beş defa olduğu söylendi. Ama bizim de burada olduğumuz duruşmada, i bu toplantıların olmadığını, 'dan ve basından duyduğu şeyleri bir anlamda burada söylediğini beyan etti. Müvekkil de zaten buradaki ifadesinde kesinlikle bu toplantılara katılmadığını, 'u tanımadığını, sadece üç defa kendisini uzaktan, dışarıdan gördüğünü, 'yla da hiç tanışmadığını, aralarında hiç irtibat olmadığını beyan etti. Zaten dosyaya yansıyan evraklarda, kayıtlarda da bu sabit. Yani kimin ne dediği bu anlamda çok önemli değil. Somut delillerle de müvekkilin beyanları teyit edilmiş oldu.
Ahmet Köksal Müdafii Av. Fatih Hacıfazlıoğlu Savunması
Sadece burada 'ın beyanı askıda. O da tanık olarak dinlendiğinde ortaya çıkacaktır. Zaten 'ın bu beyanı neden yaptığını biz de anlamış değiliz. Çünkü hayatın olağan akışına uygun değil, delillere uygun değil, somut olaylara uygun değil. Eğer bir kişiyle haftada gerçekten üç gün toplantı yapıyorsanız, aranızda birçok görüşmenin olması gerekir. Böyle bir görüşmenin olmadığı da dosyada malum. bunu neden söylemiş? Onu da sayın mahkemenizin takdirlerine bırakıyoruz. Bir afaki cürümdür bu yani hukuki bağlamda karşılığı yoktur. Biz böyle görüyoruz ve buna böyle inanıyoruz. Yine sayın heyetinizin bildiği üzere, bir örgüt olabilmesi için ast üst ilişkisinin olması lazım, hiyerarşinin olması lazım, emir komuta zincirinin olması lazım. Bunun olabilmesi için asgari iletişimin olması lazım. Yani müvekkilin size başından itibaren anlattığı gibi bir suç önyargısıyla tamamen polemiğe girmeden dürüstçe bütün olayı anlattı. Bu şirkete nasıl girdiğini, neden girdiğini kuzeninin ricasıyla girdiğini ve kendisini hukuken insani olarak da eskiden beri tanırım. Hukukçuluğunu çok takdir ederim, insanlığını takdir ederim. Çok dürüsttür. Anlattığı gibidir ve gerçekten de bu kişiliğinden dolayı aslında şirkette yönetimde pay sahibi olmuştur geçici bir dönem. O dönem bittikten sonra da zaten hisselerini amcasının oğluna, Hüseyin Bey'e devretmiştir. Bu dönemde de sadece hukuki anlamda şirketi idare etmiştir, sözleşmeleri incelemiştir, ihale şartlarını, şartnamelerini incelemiştir. Bunları düzenlemiştir ama hiçbir başka türlü bir ilişki içerisine girmemiştir.
Zaten şirket ortağı Bey de burada beyanında bunları anlattı. Bütün şirketi ticari anlamda kendisinin yönettiğini, bütün işlemleri kendisinin bildiğini, zaten müvekkilimin de bu konuda hiçbir tecrübesi yok. Yani bir reklamcı bir kişiliği, kimliği ya da bir tecrübesi yok. Hukukçu kişiliği var ve şirketi de bu yönde yönetti. Sonrasında tabii eylem 61 62'ler var. İşte daha diğer eylemler var. Burada ihaleye fesat karıştırdığına dair ve de kamu kurum ve kuruluşları aleyhine nitelikli dolandırıcılık ile ilgili müvekkile isnatlar var. Sayın başkan şimdi ben bakıyorum. Önce bir Kültür AŞ bu ihaleleri almış, altı ihale yani ana ihale, sonrasında müvekkile ait şirket bu ihaleleri almış. Ama bu ihale tarihleri 24 Haziran 2020. Müvekkil ise bu şirketlere 2 Temmuz 2020 tarihinde ortak olmuş, yani BVA şirketine.
Yani müvekkil ortak olduğundan önce bu ihaleler yapılmış. Bu ihalelerin yapılmasında müvekkilin hiçbir dahli yok. Tabii bu çok fazla anlatılmamış. Maalesef bizde böyle bir alışkanlık var, başka dosyalarda da görüyoruz. İddianamelerde lehine olan hükümler yazılması gerekirken hep aleyhe olan hükümler yazılıyor. O biraz mahkemenin önüne bırakılıyor. Ben buna yani tabiri caizse renklendirme diyorum. Renklendirmeler yapılıyor. İşte başka yerlerde de var, mesela mal varlığıyla ilgili. Müvekkilin 2018'den sonra birçok mal varlığı aldığı söyleniyor ya da edindiği söyleniyor. Kâğıt üzerine baktığınız zaman doğru gibi duruyor ama işin içine girdiğinizde aslında bunların intikal olduğu babadan, anneden, işte kimdense bunlardan gelen taşınmazlar olduğu görünüyor. Ama iddia makamı maalesef bunları yazmıyor. Görüyorsunuz. Biz de bunları anlatmak zorunda kalıyoruz ama mesela bunlar hiç konuşulmasa ya da iddia makamı bunu da yazsa, bunu da bu şekilde yazsa hiç boşuna şurada 2 dakikadır bunu anlatıyor olmayız, siz de bunu görüyor olursunuz.
Ama işte baktığınız zaman bir kişi, 2018'den sonra şu kadar zenginleşmiş zannediliyor, 18 tane yer almış gibi bakılıyor. Ama bu gerçek değil; bunların hepsi intikal. Trabzon'un 60 km yukarısında dağdan, işte aileden gelen yerler, babadan, hocadan gelen yerler. Müvekkilin sesi titredi çünkü belki anıları depreşti, babasını hatırladı, ailesini hatırladı, oradaki durumları hatırladı. Bunu anlatmak zorunda olmak ona zor geldi. Ben empati yaptım, ben de kendisi adına bu anlamda üzüldüm. Yani dediğim gibi ben müvekkili insan olarak da seven bir insanım. Bu çok önemli bir şey değil hukuki anlamda ama ben gerçekten müvekkilin bu suçu işlemediğini biliyorum. Yani görüş olarak belki daha farklı bir insanım, bazen insanlar soruyorlar bu dosyayı; "Sen ne düşünüyorsun bu dosyayla alakalı?" diyorlar. Gerçekten bu olaylar var, müvekkil özelinde ben dosyayı bildiğim için müvekkilimin özelinde cevap veriyorum eylemleriyle alakalı. 3 Temmuz'da bu şike davasında bir şey bulunmuştu sonrasında; denmişti ki işte "şike sahaya yansımamıştır" diye bir formülasyon yapmışlardı falan.
Ben de bu dosyaya baktığımda bir şey var mı bilmiyorum başka evraklarda ama benim müvekkilimle alakalı eylemlere baktığım zaman ben şunu görüyorum Sayın Başkan: Burada bir yolsuzluk var mı, usulsüzlük var mı? Ben bunu göremiyorum. Varsa da hukuki olarak baktığımda bir avukat olarak bunun dosyada hiçbir şekilde somut yansımasını görmüyorum, buna kesinlikle eminim. Yani hiçbir siyasi anlamda bakmıyorum, bir hukukçu olarak bakıyorum. Dediğim gibi siyasi olarak da farklı düşünsem bile bu davada müvekkilimin avukatı olarak ona inandığım için varım ve öyle düşünüyorum. Gerçekten de bir hukukçu olarak böyle olduğunu da görüyorum yani dosyanın içerisinde. Daha önceden söylemiştim savunmamda; ben eskiden işte öğretmenlerle ilgili anlatırlardı, biz o döneme yetişmedik, öğretmenler etkilenmemek için isimleri kapatırlarmış yazılı kâğıtlarını okurlarken. Ben yine de öyle düşünüyorum, gerçekten bu dosya böyle isimler kapatılırsa, yani bilemiyorum; ben müvekkilimin özelinde konuşmak istiyorum ama kesinlikle beraat etmesi gerektiği kanaatindeyim. Hele hele tek başına müvekkilim bu davada sanık olsaydı, bu davada değil de bir asli cezada ya da başka bir ağır cezada yargılanıyor olsaydı hiç tutuklanmayacağını, 1. celsede de tahliye edilip beraat edeceğini düşünüyorum.
Bunun haricinde eylemlerle anlatmak gerekirse şöyle bir eylem var; mesela deniyor ki, işte müvekkil Savcı Bey'e de sordu, "Bu şirketin Sayın ile bir ortaklığı, bir bağlantısı var." Sayın Başkan, benim müvekkilimin şirketi mesela İETT'nin ihalesine de girdi, o ihalede sadece bir evrak eksikliği nedeniyle elendi. Mesela düşünebiliyor musunuz? Yani böyle bir ortaklık olsa, gerçekten benim müvekkilimin şirketinin böyle bir bağlantısı olsa, bir İETT, zannederim bir Excel tablosu olması gereken basit bir Excel tablosu, dakikasında internetten, WhatsApp'tan temin edilebilecek, dosyaya sunulabilecek bir evrağından dolayı elendi. Yani böyle bir ortaklık varsa, böyle bir iltimas varsa bu elenme olabilir miydi Sayın Başkan? Bir de benim müvekkilim, mesela zamanında cezalar uygulanmış şirkete, cezalar faiziyle birlikte bunları ödemiş şirket. Yani cezalar alınır mıydı böyle bir ortaklık olunsaydı? Böyle bir iltimas olsaydı ya da arka planda Sayın olmuş olsaydı bu dosyanın? Yani baktığım zaman gerçekten hani işte dışarıdan bakıyoruz, bir şeyler var söyleniyor ama baktığımızda somut olarak hukukçu olarak bu dosyada hiçbir şey görmüyoruz.
Yine şöyle bir şey söyleyeyim; Eylem 120'de müvekkilin suçtan kaynaklanan mal varlığının değerinin aklanması ile ilgili suçlanması var. Müvekkil aslında ilk başta suçlular listesinde yok ancak ceza istenen kişiler listesinde var. Müvekkilin görünürde dahi şirket ortağı olmadığı bir dönemde kuzeni 'ın elde etmiş olduğu kar payı ile yaptığı bir yatırım üzerinden müvekkile de suç isnat edilmiş. Müvekkilin bu yatırımı yapan şirkette hiçbir ortaklığı bulunmamaktadır. Kar payı dağıtımı yapan BVA şirketine müvekkil o tarihte ortak değil, paranın kullanılmasıyla ilgili hiçbir menfaati yok. Bu bakımdan, iş bu eylem bakımından müvekkile yöneltilebilecek hiçbir suç isnadı olmayacağı kanaatindeyim. Ancak bu konuyla ilgili bize daha önce emniyette de savcılıkta da bir soru sorulmuş değil. Dediğim gibi tekrara düşmek istemiyorum; yani müvekkilin durumu belli, anlattı. Biz, bizden sonra Hüseyin Bey'le bilemiyorum tabii biz bu şekilde veya orada bulunuyoruz, kendisi bizi doğrulayacak mı, başka bir şey mi söyleyecek? Ama olan budur. Müvekkil ne olmuşsa bu şekilde olayları anlatmıştır, hiçbir ihaleye fesat karıştırmamıştır, karıştırdığına dair de hiçbir beyan yoktur.
Yine aklıma gelmişken unutmadan söyleyeyim. Savcı sormadı, siz de sormadınız ama müvekkil aleyhinde bir 'ın bir ifadesi var. O da bir avukat, kendisi işte Kültür A.Ş.'de çalışandı. Bir ifadesinde müvekkilin işte genel müdürle ya da genel müdürle demeyelim de işte ihale komisyonuyla bu ihalenin rakam üzerinde pazarlık yaptığına dair bir beyanı var. İşte o kadar enteresan bir beyan ki o, şimdi mesela hangi ihale olduğu belli değil, tarihi belli değil, hangi ihaleyle ilgili konuşulduğu belli değil yani ortaya karışık bir şey söylenmiş. Ben müvekkille konuştuğumda bunu şunu söyledi, dedi ki; "Biz, bu görüşme şöyle bir görüşme olmuş, belki onu kast ediyor olabilir. İhale alındıktan sonra imza aşamasına gidildiği zaman orada ihalenin şartlarıyla ilgili konuşmalar olunmuş. İşte araçlar veriliyormuş kiralık araçlar, bunlarla ilgili bir konuşmalar olmuş imzadan sonra. Zaten belki" diyor, "Selman Bey bunu hatırlamış olabilir, yoksa kendisine genel müdürün avukatı ve kendisi de sordu." Müvekkilin bu bağlamda ihaleden önce zaten ortaklığı yok, size anlattım. Bir görüşmesi kesinlikle olmamış, bununla ilgili bir tespit de yok. Selman Bey'in beyanı da tamamen muğlak, tarih belli değil, gerçi tanık olarak dinlendiğinde belki açacaktır bu durumu ama bu anlamda da ihaleye fesat karıştırma kesinlikle böyle bir durum ortada yok.
Yine onunla ilgili şunu söyleyecektim; bir sonraki ifadesinde Selman Bey aslında şunu söylüyor, diyor ki; " bu olaylarla hiçbir alakası olan bir insan değil yani kendine göre 'ın sadece hukukçu olduğunu, orada hukuki anlamda şirkete ortak olarak bulunduğunu ve şirketin hukuki işleri yaptığını Ahmet şey, Selman Bey de görüyor aslında, bunu da söylüyor." Yani bunu şunun için söylemiyorum, arka planda başka işler döndüğünü ima etmiyorum, böyle bir bilgim de yok. Yani bunu siz ortaya çıkartacaksınız, benim böyle bir görgüm de yok, bir tespitim de yok ama benim müvekkilimin tamamen yaptığı hukuki anlamda veyahut da şirket ortaklığı anlamında bir avukat olarak üzerine düşen görevini yapmak, şirketin işleyişini bu anlamda devam ettirmek.
Tüm anlatımlarım ışığında müvekkilimin günün sonunda beraat edeceğini kuvvetle muhtemel düşünüyorum. Suç vasfının değişeceğini, bu anlamda da 14 aydır tutukludur, avukattır, işte ailesi var. Bunları da çok anlatmamızı istemiyor kendisi ama gerçekten dilekçelerini yazabilmesi adına, kendi işlerini yürütebilmesi adına ve sonrasında biz beraat edeceğini düşünüyoruz. Aksi halde bile iddianamede zincirleme suç talep edilmemiş, aksi düşünülse bile zincirleme suç olacaktır, her suçtan ayrı ayrı ceza alınması hukuken mümkün değildir. Bu anlamda bile 14 aylık bir tutukluluk süresi uzun bir süredir. Mağduriyetine neden olacaktır. Öncelikle bir hakkın tahliyesini, sayın heyetiniz aksi kanaatteyse uygun görülecek adli kontrolle tahliyesini talep ediyorum. Teşekkür ederim, saygılar sunuyorum.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.