Sayın Başkanım, öncelikle ayakta mı yoksa oturarak mı anlatsam diye çok kararlısızdım. Oturarak anlatmaya pek alışık bir insan değilim ama burada çok fazla belge var. Ayrıca 2-3 gündür tam bir şeyler anlatacağım diye başlıyorum ama sağ olsun dün Ali Bey zaten o kadar detaylı anlattı ki, benim anlatacaklarım kısmında çok az şey kaldı. Eylemlerle ilgili daha fazla anlatımda bulunacaktık ancak işi bizzat yapan kişi olduğu için onun anlatması çok daha sağlıklı oldu. Şöyle ki; bu salonda bulunan ve iddianamedeki 27, 28, 29 ve 30 numaralı eylemlerden hiç haberi olmayan bir insan bile, dün ’un savunması sırasında burada olsaydı, hem kendisine isnat edilen eylemlerin ne olduğunu hem de bu eylemlere karşılık neler anlattığını çok iyi anlayacaktı. Aslında ’un suç işlemediğini, kendisine isnat edilen eylemlerin sadece soyut bir iddia olmadığını; hatta somut delillerle aksi ispat edilmiş iddialar olduğunu görecekti.
Ali Kurt Müdafii Av. Seçkin Akbaşak Savunması
Dün hem uzun uzadıya anlattı hem de biraz önce meslektaşım hukuki olarak bu hususların neden suç olamayacağını detaylıca açıkladı. Tekrara düşmekten kaçınmak istiyorum ama ne yazık ki bazı hususların özellikle vurgulanması gerekiyor Sayın Başkanım. Çok uzun sürmeyecek, herkes böyle başlar ama gerçekten uzun tutmayacağım. Ancak bu hususlar zamanında görülmüş olsaydı, ’a dün açıkladığı isnatlar vaktinde sorulsaydı ve açıklamasına izin verilseydi; belki de bugün huzurunuzda tutuklu bulunmayacaktı. , dün, hakkındaki iddiaların sadece soyut olduğunu belirtmekle kalmadı, çok farklı bir şey yaptı. 2 hafta önce bu dosyada tahliye kararları verdiniz; oradaki neredeyse tüm sanıklarla ilgili isnatlar zaten soyut nitelikteydi. Ancak , bu isnatların aksini somut delillerle ileri sürdü ve hep beraber izlediğimiz üzere bunları ekrana yansıttı. Müvekkilim, kendisine yöneltilen iddiaların sadece soyut olduğunu söylemekle kalmadı, somut olarak aksini ispatladı.
Biraz önce meslektaşımın da bahsettiği gibi; ’un tutukluluğa sevk edildiği isnatlar başka, iddianamede kendisine yöneltilen isnatlar başkadır Sayın Başkanım. Şeref Bey az önce şüphelinin hakkındaki isnatları bilme, bilgilenme ve açıklama yapma hakkı olduğunu uzun uzadıya anlattı. Fakat bunlar ’a sorulmadı. Aslında neden sorulmadığını dün daha iyi anladık. Ben bu duruşmaların çoğunu takip eden biriyim; ’a sorulacak soru yok Başkanım. , işini o kadar profesyonel ve iyi yapıyor ki, veremeyeceği hiçbir cevap yok. Buradan anlıyoruz ki, bu sorular ’a özellikle sorulmamış. Çünkü sorulmuş olsaydı, çok kısa sürede bunların aksini ispat ederek dosyaya sunabilirdi. Dolayısıyla şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor: o gün itibarıyla haksız şekilde tutuklanmıştır. Çünkü o gün tutuklamaya sevk edilen ve hakkında tutuklama kararı verilen isnatlar, iddianameye konu bile edilememiştir Sayın Başkanım. Düşünebiliyor musunuz? Bir isnadın tutuklamaya sevk edilecek kadar 'kuvvetli şüphe' içerdiğini düşünüyorsunuz, hatta karar verirken 'kuvvetli şüphenin varlığı' diyerek açıklıyorsunuz ama aynı isnadı iddianameye koyamıyorsunuz. Bu nasıl bir çelişkidir Başkanım? Biz 11 ay boyunca bu durumu ’a nasıl anlatabilirdik? Müvekkilimizin ifadesinin neden alınmamış olduğunu dünden sonra çok daha iyi anladık.
Bir başka usul; 'un yaptığı sıralamayla gideyim ki zaten üzerinden çok kısa geçiyorum, bu yüzden daha hızlı bitecek. 'un kim olduğu bu dosya açısından çok önemlidir. , dün, önceki döneminde kamu görevlisi olarak çalıştığı süreçteki işlerini detaylı şekilde anlattı. Hangi projelerin içinde olduğunu, devlette sadece 4-5 kişinin bilebileceği kadar önemli projelere vakıf olduğunu söyledi. Uzun bir kamu personeli geçmişi var. Bundan bahsetmemin neden önemli olduğuna gelirsek, aslında bunun 2 yönü var Sayın Başkanım. Birincisi; bu dosya dışarıya siyasi bir dava olarak yansıyor ki zaten öyle olduğuyla ilgili bir şüphe de yok. Ancak burada siyasi bir figür değildir; 'un siyasi bir tarafı yok. Dün burada bir olay cereyan etti; , kendisine bir soru sordu. 'Ben sana belediye başkanlığıyla ilgili fikrini hiç sordum mu?' dedi. , 'Ben düşündüm ama bunun benim için çok uygun olmadığına karar verdim' cevabını verdi. Yani aslında 'un siyasi bir figür olmaması ve siyasi bir menfaatinin bulunmaması, dün huzurunuzda gerçekleşen duruşmada tescillendi Sayın Başkanım.
’un kim olduğuna dair ikinci yöne gelirsek; kendisi dün çok önemli projelerde yer aldığını ve kritik bilgilere sahip olduğunu belirtti. , hakkında isnat edilen eylemlerden çok daha öncesinde, kamu görevlisiyken çok daha fazlasına sahip olabilirdi. Kendisi dün, 'Kanal İstanbul'un rotasını ve güzergahını biliyordum' dedi. Herhangi bir şekilde bir arsa veya tarla almış olsaydı —ki o zamanlar muhtemelen tarla vasfındaydı— kimsenin farkına varmayacağı şekilde zaten zengin olabilir, bir menfaat elde edebilirdi. Ama ne dedi? 'Ben kendim veya herhangi bir yakınım için hiçbir şekilde yer almadık' dedi. Bu da onun karakterinin ve dürüstlüğünün bir göstergesidir.
Sayın Başkanım, 10 dakika önce elime yine bir bilgi geldi. Sıram 2-3 gündür ertesi güne kalınca sürekli anlatacak yeni bir şeyler çıkıyor. 'un kim olduğunu ve mal varlığıyla ilgili olumsuz algının neden oluştuğunu anlatıyoruz. Çünkü 'un mal varlığına dair yaratılan olumsuz bir algı var. Biz bunu huzurunuza da sunduk; sanık savunma yaparken daha kolay takip edebilmeniz için belgeleri numaralandırarak önünüze koyduk. Sağ olun, bunlara baktınız ve aklınıza takılan bir şey olduğunda 'a sorular da sordunuz. , mal varlığının neye dayandığını bizzat ekrana yansıttı Başkanım. 15 yıllık kamu görevi döneminde; çocuğuna takılan altından, adına kayıtlı taşınmaza kadar tüm mal beyanını tek tek devlete bildirmiştir. Sizler kamu görevlisi olduğunuz için bu zorunluluğu bizden çok daha iyi biliyorsunuz; her dönem bunu en ince ayrıntısına kadar bildirmiştir. Yani 'un hayatında hiçbir dönem ekstra bir zenginleşme veya kaynağı belirsiz bir para girişi söz konusu değildir. Bu konuda bir uzman görüşü de aldık; geliri ile mal varlığının uzun yıllar çalışması karşılığında doğru orantılı olduğu 2.29 numaralı belgede yer almaktadır.
Bunu neden söylüyorum biliyor musunuz Başkanım? Ne yazık ki isim vermek zorundayım; bugünkü Yeni Şafak gazetesinin başlığı ''un hesabına gelen şüpheli işlemden 20.000.000 TL gelmiş' şeklinde. Bakın, başlıkta 'şüpheli işlem' diyerek 20.000.000 TL girişi olduğunu büyük puntolarla yazıp bir algı yaratmaya çalışıyorlar. Oysa haberin içeriğinde, bu paranın ’un kendi vadeli hesabından vadesiz hesabına aktarılan para olduğu belirtiliyor. bunu dün zaten kendisi söyledi, ortada anormal bir durum yok. Banka hesabında ne kadar para olduğu zaten önünüzde duruyor. Bunu anlatma sebebim, basındaki inanılmaz olumsuz algı çabasıdır. Ne yazık ki tarafsızlığı devre dışı bırakan, kötü niyetli haberler görüyoruz. İnanın suçsuzluğumuzu zaten ispat ettiğimizi düşünüyorum; dün bunu bizzat ispat etti. Ama bu kadarına artık 'ayıp' diyoruz. Adamın vadeli hesabındaki paraların kaynağını zaten ifadesinde detaylıca anlatıyor. Müvekkilim daha önce 1-2 tane taşınmazını sattığını, bu dönem itibarıyla nakit paranın çok güçlü ve faiz gelirinin de yüksek olması nedeniyle o paraları vadeli hesapta tuttuğunu zaten kendisi de söylüyor. Sayın Başkanım, vadeli hesabından vadesiz hesabına geçen parayı 'şüpheli işlem' diye yazmışlar. Böyle bir şey olabilir mi?
Biz şimdi kime, neyi anlatacağız? Salondakiler bizi dinliyor. ' aslında şunu yapmıştır, aslında bunu yapmıştır' diyeceğiz ama ne fark edecek? Duymak istemeyenler, anlamak istemeyenler yarın yine bu haberi istedikleri şekilde yapacaklar. Ancak biz burada size güveniyoruz Başkanım; biz gerçekten sizin adaletinize güveniyoruz. Bu haberle ilgili detayı geçtikten sonra eylemlere geçmeden önce, son olarak KİPTAŞ'ın yapısından bahsedelim. , dün bu konuyu çok iyi anlattı; KİPTAŞ'ın kurumsal yapısının nasıl olduğunu, bir kamu kurumu değil, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi bir iştirak şirketi olduğunu belirtti. Göreve geldikten sonra 4 tane genel müdürlük kurduğunu ve her işe ayrı müdürlüklerin baktığını detaylıca açıkladı. Peki, biz bunu neden anlatmak zorundayız? Çünkü iddianameye bakılırsa , KİPTAŞ'ta her şeyi tek başına yapmış gibi görünüyor. Davet mektubunu gönderen, ihaleyi düzenleyen, sonlandıran, sözleşmeyi imzalayan ve değerlemeyi yapan sanki sadece . Bir insan tek başına koca bir kurum olabilir mi? Aslında tüm bu süreçlerin profesyonel ekipler vasıtasıyla takip edildiğini zaten anlattı ve bunu herkes biliyor. Ayrıca kamu harcaması gerektirmeyen; kat karşılığı veya hasılat paylaşımı işlerinin Kamu İhale Kanunu hükümlerine tabi olmadığını da belirtti. Hatta sizin sorunuz üzerine, böyle bir zorunlulukları olmamasına rağmen, 'Ben bu işi Ahmet'e veriyorum' demek yerine şirketleri yarıştırarak kamuya en faydalı teklifi almaya çalıştıklarını ifade etti.
Artık KİPTAŞ'ın yapısını çok iyi biliyoruz. Sadece biz değil, müvekkili iştirak şirketi çalışanı olan diğer meslektaşlar da bu yapıyı kavradı. Ali Bey'in açıklamaları bu noktada hem sizin hem de diğer meslektaşların konuyu anlamasına önemli katkı sağladı. Buradan şuna varıyoruz: 'un tutuklandığı gün bu sorular ona sorulsaydı durum çok farklı olurdu. Ali Kemal Hocam tahliye taleplerinin olduğu gün, bu iddianamenin 'kervan yolda düzülür' mantığıyla hazırlandığını söylemişti. Çok doğru bir tespit ancak dünden sonra şunu anlıyoruz ki, bizim kervanı yolda da düzememişler. Soruşturma aşamasındaki tutuklama gerekçelerini iddianameye koyamadıkları gibi, sonradan 'etkin pişmanlık' adı altında birilerinin beyanlarıyla bulmaya çalıştıkları deliller de dün müvekkilimiz tarafından somut belgelerle çürütüldü.
Eylemler haricindeki anlatımımı burada sonlandırıp, eylemlere geçiyorum. Ali Bey, eylemleri o kadar iyi anlattı ki, ben tekrar ekrana yansıtıp 'eylem şöyle olmuştur' demeyeceğim; sadece çok kısa özetler geçeceğim. iddianamede 4 tane eylemden, yani 4 ayrı suç isnadıyla yargılanıyor. Biraz önce meslektaşımın da değindiği gibi, 27. eylemde 'icbar suretiyle irtikap' suçuyla itham ediliyor. İsnat şu: Ayazağa'daki İETT arazisi işinde, yüklenici firma İNVEST İnşaat'ın sahibi ’a baskı yaparak '50 daireyi SPK değerinin altında İBB personeline satın' dediği, bu kabul edilmeyince de 1 ay boyunca satış onayının verilmediği iddia ediliyor. dün bu konuyla ilgili bir tablo sunmuştu. Ben tekrar ekrana yansıtmıyorum ama siz zaten biliyorsunuz; elinizdeki klasörde 'Ek 4' olarak tüm yazışmalar yer alıyor.
Burada tarihler üzerinden gittiğimizde, , dün bu süreci tek tek anlattı. "A süreci" dediği satış onay süreci ile "B süreci" dediği toplam sürenin yalnızca 12 iş günü olduğunu çok net bir şekilde ortaya koydu. İddianamede ’un satış onayını vermediği, normalde yapması gereken bir işlemi yapmadığı ve süreci kasten geciktirdiği ileri sürülüyor. Oysaki kendisinin de dün ifade ettiği üzere, sözleşmenin 11.3 maddesi yoruma dayalı bir yetki içermektedir. Bu sözleşmeler dosya kapsamında mevcuttur; dilerseniz tekrar sunabiliriz. Sözleşmenin 11.3 maddesine göre; KİPTAŞ ve İETT’nin uygun görmesi halinde, hesapta biriken hasılat payı hak ediş aşamasına gelmese dahi, teminat mektubu karşılığında yükleniciye ödeme yapılabilmektedir. , bırakın irtikap suçunu işlemeyi; normal şartlarda sözleşme maddesi uyarınca kendisine tanınan bu takdir yetkisini yüklenicinin lehine, yani olumlu yönde kullanmıştır. Nitekim ödemelerin yapıldığı tarihlere ilişkin belgeler önünüzde "Ek 7" olarak yer almaktadır. Bu sözleşme kapsamında yükleniciye ödemeler 6 Temmuz 2023 tarihinde yapılmıştır. Peki, hak ediş raporları ne zaman gelmiştir? Dün da bahsetmişti: 23 Ağustos 2023. Hak ediş raporu normalden 1,5 ay sonra gelmesine rağmen, ve İETT'nin onayı sayesinde yüklenici ödemesini 1,5 ay önceden almıştır. Sayın Başkanım, bu nasıl bir "icbar suretiyle irtikap" olabilir? Bu nasıl bir geciktirmedir? Bırakın süreci kasten yavaşlatmayı, tam aksine inisiyatif alarak yüklenicinin parasını çok daha erken almasını sağlamıştır.
İkinci husus ise bu 50 dairenin İBB personeline verilmesi meselesidir. Müvekkilim, dün samimi bir şekilde, belirli bir daire rakamı vermediklerini ancak personele yönelik bir kampanya yapılabileceği yönünde fikir yürüttüklerini beyan etmiştir. Bunda bir suç unsuru olmadığını da açıkça ifade etmiştir. Savcı Bey'in satış ve değerleme sürecine ilişkin sorusuna cevaben; ilk aşamada yazışmaların daha uzun sürdüğünü ancak her aşamada değerleme kesinleşinceye satış bedelinin belirlendiğini söylemiştir. Buradaki kritik nokta şudur: Satış bedeli belirlendikten sonra bu daireleri kimin alacağı konusunda KİPTAŞ'ın bir tasarrufu yoktur. Sözleşme gereği bu yetki zaten yüklenicidedir; nitekim bu durum 30. eylemde de karşımıza çıkacaktır. KİPTAŞ'ın kendi başına daire satma yetkisi bulunmamaktadır. Dün , bu çelişkiyi çok iyi anlattı. Normalde SPK'nın belirlediği bir değer vardır; bu değer üzerinden yüklenici, KİPTAŞ ve İETT bir satış bedeli belirler. Örneğin değer 100 TL ise yüklenici %5 artış istemiş, İETT ise "Herkes daha çok kazansın" diyerek bedelin 107 TL olmasını önermiştir. Satış bedeli ödendikten sonra daireyi alanın İBB personeli mi yoksa bir başkası mı olduğunun hukuken hiçbir önemi yoktur ve bu durum suç teşkil etmez. Ancak "çamur at izi kalsın" misali bu tarz iddialarda bulunulmuştur. Önemli olan dairelerin ekspertiz değerinin altında satılmamasıdır ki burada değerler tam aksine artırılmıştır. Dolayısıyla bu eylemde suç unsuru yaratacak hiçbir durum söz konusu değildir. Yüklenicinin satış onay talebi, değerleme rakamları ve İETT’nin cevaplarına ilişkin belgeleri klasörümüzde "Ek 4" ve "Ek 5" olarak dikkatinize sunduk.
Müvekkilimize isnat edilen suç, Türk Ceza Kanunu’nun 250. maddesindeki "görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlamak" suçudur. Mustafa Bey ve Şeref Bey bu suçun unsurlarından detaylıca bahsettiler. Öncelikle bu bir "özgü suçtur"; yani sadece kamu görevlisi tarafından işlenebilir. Müvekkilimiz kamu görevlisi olmadığı için bu suçu işlemesi hukuken zaten mümkün değildir. Ancak sadece bu teknik savunmaya sığınmıyoruz; ortada zaten bir suç yoktur. Cebir veya zorlama gibi unsurlar bulunmamaktadır. Şeref Bey, 'ın ifadesini okudu; böyle bir zorlama olabilir mi? Adam adeta "posta koyuyor". Bir şeyin yapılmamasından korkmuş mu? Hayır. Ortada hiçbir zorlama yok. Hiçbir şekilde bir dayatma söz konusu değildir. Dolayısıyla bu suç açısından müvekkilimize herhangi bir kusur isnat edilmesi mümkün değildir Sayın Başkanım.
Eylem 28’e geçiyorum; eylemleri belirttiğim gibi özetleyerek anlatıyorum. Burada müvekkilimiz ve Adem Bey ile ilgili, "örgütün amaçları doğrultusunda sisteme para aktarmak için KİPTAŞ Eyüpsultan Yeşilpınar projesinde Erdal Tokmakçı’dan rüşvet aldıkları" iddia ediliyor. Şimdi, rüşveti verdiği söylenen kişi bile böyle bir beyanda bulunmamıştır. Adam ifadesinde gelip, "Adem benden para istedi" demiştir. Bakın dekontlar da burada; biz zaten bunları size ek olarak sunduk. Erdal Tokmakçı, ’e verdiği paraların dekontlarını dosyaya sunmuş ve "Ben ticari amaçla Adem’e bu parayı verdim" demiştir. Yani hiçbir şekilde ’tan bahsetmemiş, paranın ’a verilmek üzere teslim edildiğini belirtmemiştir. Tabii bu paranın verilmesiyle ilgili başka çelişkiler de mevcuttur. , neden bu şekilde "etkin pişmanlık" ifadesinde bulunulduğunu ve bu ifadelerin neden birbiriyle örtüşmediğini dün detaylıca anlattı.
Şüphesiz ki gerçek tektir. Biraz önce meslektaşımın da belirttiği gibi; ben bugün buraya geldiğim için yaşadıklarımı ne zaman, nerede ve ne şekilde olursa olsun tek seferde ve tutarlı bir biçimde anlatabilirim. Neden? Çünkü bugün buraya geldik; ne yaşadıysam, ne zaman sorulursa sorulsun onu her zaman doğru şekilde anlatırım. Ama ben buraya gelmemiş olsaydım, bugün duruşmaya gitmiş olsaydım ve bunu birilerine anlatsaydım, gerçek bir tane olurdu. Ancak yalan birden fazla olduğu için farklı farklı hikayeler anlatılabilir; detaylar unutulabilir veya değiştirilebilir. Bu durum burada da açıkça ortaya çıkıyor. Erdal Tokmakçı'nın verdiği para ile ilgili bir sorun yok; Erdal Tokmakçı ile arasındaki ticari ilişki kapsamında verilen parayı, "etkin pişmanlık" adı altındaki ifadesinde şu şekilde kurguluyor: "Yeşilpınar Evleri projesinden 'a verilen 500.000 doların 400.000 doları Yemenoğlu firması tarafından 'ye KİPTAŞ'ın otoparkında teslim edilmiş, 100.000 dolar da tarafımızdan tamamlanıp elden verilmiştir." Ancak Yemenoğlu firmasından dekont alamadıklarını ve ortaklık hesaplarına erişemedikleri için belgeye ulaşamadıklarını iddia ediyor. Sayın Başkanım, ’in dosyaya "rüşvetin belgesi" diye sunduğu şey, aslında bir A4 kağıdına kendi düzenlediği bir metindir. Geçen hafta meslektaşım bu konuda çok çarpıcı bir örnek vermişti; ben de şimdi benzer bir belgeyi oturduğum yerde hazırlayabilirim. "Şuradaydım, şu kadar para verdim, belgem de yok" demekle somut delil oluşturulamaz. Rüşvet iddiasının somut delili bu olamaz.
Burada başka büyük çelişkiler de var: Erdal Tokmakçı, ’e 500.000 dolar verdiğini söylüyor. Adem ise muhtemelen sürece dahil görünmek için "400.000 dolarını Erdal'dan aldım, 100.000 dolarını ben tamamladım" diyor. Ortada 500.000 dolar var ama yalan söylerken miktarı bile paylaşamıyorlar. , bu parayı şoförü vasıtasıyla ’un şoförüne Halkalı’da verdiğini iddia ediyor. Ancak ’in ifadesine baktığımızda yer de değişiyor. , "Ben 500.000 doları bizzat KİPTAŞ'ta, 'un makamında kendisine verdim" diyor. Gördüğünüz gibi, rüşveti verdiğini iddia eden kişi ile onun şoförünün beyanları bile birbiriyle örtüşmüyor. Dün ’un da belirttiği gibi, bir avukat yönlendirmesiyle ortak hareket ederek etkin pişmanlıktan yararlanmaya çalışmışlar ama yalan söylerken bile aynı yalanı söylemeyi becerememişler. dün bunları ekrana yansıtarak tüm çıplaklığıyla gösterdi.
Ayrıca iddianamede doğrudan bir eylem olarak yer almasa da içeriğe dahil edilen "araç meselesi"ne de değinmek istiyorum. dün her şeyi samimiyetle anlattığı için bu konuya da açıklık getirdi. Size aracın görsellerini, o tarihteki ilanlarını ve galeri bilgilerini sunduk. Burada küçük ama önemli bir detay var: ’un kayınpederi Ekim 2021 yılında vefat ediyor. , dün de fark etmişsinizdir, gerçekten çok zeki ve ileri görüşlü bir insandır. Muhtemelen bu karakterdeki insanlar, aileleri tarafından bir koruyucu kanat olarak görülür ve fikirlerine önem verilir. 'un eşi, kayınbiraderi ve baldızı; babalarından kalan parayla ne yapacaklarını 'a sorduklarında yıl 2021'di. Hatırlarsınız, o dönem pandemiden yeni çıkmıştık ve Türkiye'ye araç gelmiyordu; bayilerde ciddi bir araç sıkıntısı vardı. Hepimiz o günleri yaşadık.
O dönemde, hiçbir işi olmayan insanlar bile sadece araç alıp satarak para kazanıyordu. —nasıl becerdiyse bir tek o zarar etmiş ama— bu durumun iyi bir yatırım olacağını düşünerek araç almaya karar verdi. Eren Can'ın da bu aracı kullanabileceğini, aile için iyi bir tercih olacağını düşündü. Buradaki asıl düşünce şu: O dönemde araba en güvenli yatırım aracıydı ve değer kaybetmiyordu. Dün, "Neden onun fikrine önem verdiniz?" diye bir soru sormuştunuz. Sayın Başkanım, hepimiz kendi mesleğimizi icra ederken diğer alanlarda detaylı araştırma yapacak vakit bulamayabiliyoruz; konsantrasyonumuzu her şeye dağıtamayız. Ben de bugün bir araba alacak olsam, tek tek modelleri ve fiyatları araştırmak yerine bu işten anlayan birine sorarım. O kişi bana istediğim kriterlerde bir araç bulursa, "Tamam, bu bizim için doğru arabadır" derim. da tam olarak bu amaçla hareket ederken ona bir ilan gösteriyor ve "Bakın burada bir araç var, işinizi görür ve asla değer kaybetmez" diyor.
Biliyorsunuzdur muhtemelen ama özellikle son dönemlerde bu husus daha da hassas bir hal aldı; artık noterlerde araç satışı yaparken eskisi gibi "3 liraya aldım ama 2 lira göstereyim" ya da tam tersi gibi durumlar söz konusu değil. Her aracın bir kasko değeri var ve bu değerler sistem tarafından çok detaylı şekilde takip ediliyor. Dolayısıyla noter satış sözleşmelerindeki rakamların piyasa gerçeklerinden çok uzak olması ya da arada büyük makaslar bulunması pek mümkün değil. 'un o dönem aldığı aracın bedeli 4.080.000 TL'dir. Bu bilgiyi, önünüzdeki klasörde Ek 15 olarak sunduk. O günkü kurla dolar karşılığı yaklaşık 217.000 Dolar yapmaktadır. Lüks araç piyasasında kâr-zarar hesabı genellikle döviz üzerinden yapıldığı için bu örneği veriyorum; çünkü özellikle o dönemde TL hızlı değer kaybettiği için döviz bazlı kıyaslama daha gerçekçidir.
Müvekkilim aracın teknik detaylarına vakıf olmadığı için aracı aile fertlerinden Eren Can Bey kullanıyor. Yaklaşık 1,5 yıl sonra araç servise götürüldüğünde usta, bu aracın "ithal" olduğunu söylüyor. Bunu bir örnekle açmak isterim: Türkiye'de BMW'nin distribütörü Borusan'dır ve "bayi çıkışlı" araçları o satar. Ancak ithalat izni olan herhangi bir galeri de bu aracı yurda getirebilir. Peki, neden bayi çıkışlı araç ile ithal araç arasında fiyat farkı olur? Bunu şuradan biliyorum; Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi bu konudaki gümrük uyuşmazlıklarında ihtisas mahkemesidir. İthal araçlar yurda sokulurken gümrükte donanım detaylarına (sunroof, klima tipi vb.) tek tek bakılmaz, belirli bir kodla giriş yapılır. İthalatçılar da bazen en düşük vergiyi ödeyecekleri şekilde beyanda bulunabiliyorlar. Bu durum ileride "eksik ÖTV" sorununa yol açabiliyor. Hatırlarsınız, basına da yansıdı; birçok ünlünün aracına bu yüzden el konuldu, sonrasında "ÖTV Barışı" denilen bir düzenleme ile ek vergiler ödenerek bu sorunlar çözülmeye çalışıldı.
Lüks araç piyasasını bilen her alıcı, "Yarın bir gün devlet bu araç ithal, vergisi eksik diyerek el koyar mı?" korkusuyla ithal araca mesafe koyar. Bu yüzden bayi çıkışlı araç ile ithal araç arasında ciddi bir fiyat farkı vardır. Sokaktaki vatandaş bunu bilmeyebilir ama galericiler ve bu işin içinde olanlar çok iyi bilir. , ailesine yatırım konusunda fikir veren bir "kanaat önderi" olarak, 2023 yılında servisten gelen bu haberle aracın ithal olduğunu öğreniyor. Hiç anlamadıkları bir işe girip "yatırım yapalım" derken başlarına böyle bir iş gelmesi, haliyle tüm ailenin midesini bulandırıyor. Araba alım satımıyla profesyonel olarak ilgilenmeyen birinin bu durumda tedirgin olması kadar normal bir şey yoktur Sayın Başkanım. Dolayısıyla arabayı satmaya karar veriyorlar. Şubat 2023'te... Dün size fotoğraflarını sundum, tekrar burada da gösteriyorum. Hatta bir ilan uzantısı verdim. Allah'tan gerçek yaşanmış bir olay olduğu için verilere ulaşmak çok kolay; yani bu ilanı uydurma şansımız yok. Bugün Sahibinden.com'da bu ilan görünmüyor olabilir ama siz zaten müzekkere yazacağınızı söylediniz. O müzekkere yazıldığında zaten cevabı gelecektir.
Bu araç; Alina İnşaat Emlak Otomotiv Sanayi Ticaret Limited Şirketi, yani galerici ismiye Haksel Otomotiv galerisi tarafından öncelikle 6.500.000 TL bedelle satışa çıkarıldı. Çünkü o dönem itibarıyla aracın normal piyasa değeri 6.500.000 TL civarındaydı. Bu rakamı belirlerken şunu düşünüyorlar Sayın Başkanım: 'Biz bu arabayı 217.000 dolara aldık; bari yatırdığımız parayı geri alalım, kâr etmeyi geçtik, en azından ana paramızı kurtaralım.' Sahibinden.com'a müzekkere yazarken, ilanın tüm geçmişine ilişkin döküm isterseniz çok iyi olur. İlk etapta 6.500.000 TL'den ilana koyulduğu, sonra bu fiyatın kademeli olarak düştüğü görülecektir. Bu yazı cevabı geldiğinde; aracın 'un kayınbiraderi tarafından önce 6.500.000 TL'ye satışa çıkarıldığı ama o kadar para etmediği kanıtlanacaktır. Zaten sonrasında , 'e bu konuda serzenişte bulunuyor; 'Senin yüzünden aileme mahcup oldum, bana bir araba buldun ama bu araba 6.500.000 TL etmiyor' diyor. Ben bu detayları savunmamdan sonra size vereceğim Sayın Başkanım. o aşamada diyor ki: 'Biz de araştırdık, bu araba ancak 5.500.000 TL civarı yapar, o fiyata satabiliriz.' zaten bu işlerden çok anlamadığı için süreci o şekilde takip ediyor.
Dün Sayın İddia Makamı da sormuştu; kime vekalet verildi ve satış ne şekilde gerçekleşti diye, şimdi o detaylara geçiyorum. Ek 16'da aslında aracın satışına ilişkin belgeler mevcuttur; hem vekaletname hem de satış evrakı oradadır. Bu araç, o tarih itibarıyla 5.500.000 TL'ye satılmıştır Sayın Başkanım. Yani 217.000 dolara alınan araç, 1,5 yıl geçtikten sonra —ki o dönem Türkiye'de araba üzerinden herkes para kazanmışken— 'un kayınbiraderi tarafından 50.000 dolar zarar edilerek satılmıştır. Buna ilişkin ortada eksik kalan hiçbir husus yoktur; ilk günden itibaren anlatılanlarla çelişen bir durum da söz konusu değildir. Müvekkilim tüm samimiyetiyle aracın alımından satış aşamasına kadar geçen süreci detaylıca anlatmıştır. Eylem 28 ile ilgili sorular olduğu için bu 'araç mevzusunu' konuyu aydınlatmak adına biraz uzun tuttum.
Devamında, iddianamede 'un rüşvet aldığı iddiasına değinmek istiyorum. Mart 2021'de 500.000 dolar rüşvet aldığı iddia edilen 'un, bu iddiadan sonraki bir işlemini ekrana yansıttı; önünüzdeki klasörde 'Ek 17' olarak görüyorsunuz. 'un şehir dışındaki eviyle ilgili bir seramik işi oluyor ve ihtiyacını o dönem şantiyelerde sıkça bir araya geldiği 'den karşılıyor. Dün sizin de dediğiniz gibi; her gün beraber değiller ama sonuçta iş gereği sürekli görüşüyorlar. Müvekkilim burada çok dürüst bir yaklaşım sergileyerek, 'parasını ödemek kaydıyla' seramik alıyor. Sayın Başkanım, herhangi bir insan, iş yaptığı birinden parasını ödemek kaydıyla mal alamaz mı? 2021 Mart ayında 500.000 dolar rüşvet aldığı iddia edilen bir insan, 2021 yılının sonunda 'in şirket hesabına 26.000 TL'yi neden EFT ile yollasın? Eğer bu ilişkiler rüşvet alınacak boyutta bir 'enseye tokat' samimiyetindeyse, 26.000 TL'lik bir dekontun ne anlamı olur? 'un işini yaparken ne kadar titiz ve dürüst olduğu sadece bu dekonttan bile anlaşılmaktadır.
Şimdi bu eylemle ilgili TCK 252. madde kapsamında 'rüşvet' suçlamasına gelelim. Dün Mustafa Bey ve az önce Şeref Bey rüşvetin unsurlarını uzun uzadıya anlattılar. Rüşvet; görevin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için kamu görevlisine veya göstereceği birine menfaat sağlanmasıdır. Burada bir rüşvet anlaşmasının varlığı şarttır. Peki, neden rüşvet almış olsun? İddianameyi okuyoruz, sorular sordunuz; rüşvet suçunun oluşması için sadece para alınması da yetmez (ki ortada bir para da yok), bir 'rüşvet anlaşması' olması gerekir. Kamu görevlisi, yapması gereken bir işi yapması/yapmaması veya yapmaması gereken bir işi yapması karşılığında bu menfaati sağlar. Şimdi soruyorum: Eylem 28'deki Yeşilpınar Projesi'nde ne yapması gerekiyorken yapmamıştır? Ya da ne yapmaması gerekiyorken yapmıştır? Öyle ya hani 'a rüşvet verilmesi için, kendisinin KİPTAŞ Genel Müdürü olarak normalde yapması gereken bir şeyi yapmamış olması ya da yapmaması gereken bir şeyi veya Erdal Tokmakçı'nın menfaatine olacak şekilde yapmış olması lazımdır.
Biz iddianamedeki bu rüşvet isnadıyla ilgili eylemin ne olduğunu anlamadık Sayın Başkanım. Bu rüşvet anlaşmasının mahiyetini hiç anlamadık. Eğer bu parayı aldıysa, neden almış? Ortada böyle bir anlaşma yok. 'un yapması gerekirken yapmadığı ya da yapmaması gerekirken yaptığı hiçbir usulsüz işlem yoktur. Dolayısıyla 'un 28. eylem açısından rüşvet suçu işlediğini düşünmek; kanuna, vicdana ve hukuka aykırıdır. Şeref Bey bu konuları kanunlarla birlikte detaylandırdı; sizler de bu maddeler ve Yargıtay kararları ışığında hüküm veriyorsunuz. Ben de daha önce çalışmıştım, elimde emsal kararlar vardı ancak onları tekrar etmeyeceğim. Ceza Genel Kurulu ve ilgili ceza dairesi kararlarında, rüşvet anlaşmasının neye ilişkin olduğunun açık bir şekilde belirlenmiş olması gerektiği vurgulanır. Yani bir paradan bahsedilecek olsa bile, o paranın neden verildiğinin net olması gerekir. 'Al sana jest yaptım' diyerek 100 lira vermekle bu suç oluşmaz. Kaldı ki bu dosyada ne bir para ne de rüşvete dair herhangi bir somut delil söz konusu değil.
Eylem 29, benim de çok kısa değineceğim bir konu. Çünkü sizler de bu konuda çok az soru sordunuz; zira iddianame içeriğinde 'a yönelik hiçbir somut anlatım bulunmuyor. 'un 'dolaylı fail' sıfatıyla rüşvet aldığı iddiası var. İddiaya göre; tahliyeyi durdurmayacağını taahhüt etmiş ve bu süreçte Necmettin Şimşek, 'dan şikayetçi olmuş. Bakın, ortada 'a yönelik bir şikayet yok. Sadece şikayet değil; bu eylemde ismi geçen Necmettin Şimşek, , ve verdikleri ifadelerde 'un rüşvet aldığına dair hiçbir beyanda bulunmamışlardır. Peki, burada nasıl 'dolaylı fail' olarak rüşvetle suçlanıyor? Soruşturma aşamasında bu eylemle ilgili şüpheli olarak yer almamasına rağmen, kovuşturma aşamasında buraya nasıl gelmiştir?
Sayın Başkanım, dün kendisi de ifade etti; o sadece görevini yapmıştır. Mahkemenin vermiş olduğu tahliye kararı kapsamında, icra müdürlüğünün tutanaklarıyla bu işlemi gerçekleştirmiştir. sadece hukukun gereğini yapmıştır. Biraz önce Şeref Bey bu projenin ne olduğunu ve tahliye işleminin nasıl gerçekleştiğini anlatmıştı. 'Ek 10' olarak mahkeme kararını ve icra tutanaklarını dosyada görebilirsiniz. Dolayısıyla, kendisinin hiçbir şekilde içinde olmadığı bir eylemle ilgili müvekkilimiz huzurunuzda yargılanıyor. Diğer meslektaşlarımın vaktini almamak adına rüşvet konusunu tekrar etmeyeceğim ama yine sormak lazım: yapması gereken neyi yapmamıştır? Kurumun genel müdürü olarak mahkeme kararını uygulamış ve tahliyeyi gerçekleştirmiştir. Eğer bu tahliyeyi gerçekleştirmemiş veya ötelemiş olsaydı, o zaman kasıt ya da ihmal tartışılabilirdi. Ses kayıtlarında da görüldüğü üzere, kimsenin ile ilgili bir şikayeti yoktur. Bir rüşvet anlaşmasından bahsetmek mümkün değildir; kendisi dışındaki kişilerin konuşmalarından haberdar bile değildir.
Son olarak Eylem 30'a, dolandırıcılık isnadına gelelim. 'un kimi dolandırdığı kısmı tam bir muallaktır. Bu eylemle ilgili 2 ana iddia var. Birincisi, Ali Şükrü Malaz'ın 'arsama çöktüler' iddiası. dün tapu kaydını ekrana yansıtmıştı; bu tapu 2017 yılında alınmıştır. Yani eğer bu satışla ilgili bir suç araştırılacaksa, bunun muhatabı değildir Sayın Başkanım. Çünkü o dönemde görevde değildir; şu an Ümraniye Belediye Başkanı olan İsmet Bey'in (İsmet Yıldırım) genel müdür olduğu dönemde alınan bir tapudan bahsediyoruz. Hatta müvekkilim, 'Bu satışın ceremesini ben çektim, bedellerini ben ödemek zorunda kaldım' demiştir. Dolayısıyla, bu iddianın tarafından gerçekleştirilmiş olması dönemler tutmadığı için mümkün değildir. bu mahkeme kararlarını uyguladı. 2017 yılında alınan bu tapuyla ilgili Ali Şükrü Malaz daha sonrasında Asliye Hukuk Mahkemesi'nde davalar açtı. Ve bu davalar da tedbirler dahil olmak üzere reddedildi. Önünüzde ek 21 olarak mahkeme kararları ve tedbirin reddine ilişkin kararlar bulunuyor. Dolayısıyla yine sadece mahkeme kararlarını uygulamış; herhangi bir şekilde Malaz'la ilgili iddiaya suç isnadı olarak sayılabilecek bir eylemi söz konusu değildir.
İkinci iddia ise 100 tane dairenin ucuza satılmış olmasıdır. dün beyan etti; popüler olan iddialar üzerinden bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Bazı basın organlarının gerçeği nasıl manipüle ettiğinden bahsetmiştik; buradaki asıl iddia, 'un CHP delegelerine 100 tane daireyi daha ucuz fiyatla verdiği iddiasıdır. Biraz önce ben de bahsettim, ve Şeref Bey de açıkladı: KİPTAŞ normalde Kamu İhale Kanunu'na tabi değildir. Yani KİPTAŞ istese yönetim kurulu kararı alarak herhangi bir yükleniciyle çalışabilir; birilerini davet edip yarıştırmak veya en iyi teklifi almak zorunda değildir. Buna rağmen firmalara davet gönderilmiş ve en iyi teklifi veren, KİPTAŞ'a en fazla geliri getirecek olan yükleniciyle anlaşılmıştır. burada aslında kamunun parasının peşindedir. Bu proje açısından en önemli husus şudur: Sözleşme hükümlerine göre satış ve pazarlama yetkisi yüklenicidedir. KİPTAŞ sadece onay makamıdır. Eylem 27'de bahsettiğim değerleme sürecinden sonra bir satış rakamı belirlenir ve yüklenici, satış aşamasında KİPTAŞ'tan onay alır. Yani ortada birilerine daire satışı varsa, bunun muhatabı KİPTAŞ veya değildir. Eğer bir usulsüzlük varsa, satış yetkisine sahip olan yüklenici bu daireleri satmıştır. Biz 'Ek 26' olarak yüklenicinin satış ve pazarlama sürecini nasıl yönettiğini anlattık.
Dün Nezahat Hanım bir soru sordu; satış ve pazarlamadan yetkili kişi, yani yüklenici hakkında. Bu tarz sözleşmelerde satış yetkisi yükleniciye verilir. Yükleniciler ya kendi bünyelerinde bir satış ofisi kurarlar ya da bu işi profesyonel bir aracı kuruma yaptırırlar. Buradaki yüklenici de satış temsilcisi olarak bir profesyonelle anlaşmıştır. Bu durumda yüklenici KİPTAŞ'a bildirimde bulunarak; 'Satış yetkisi bizdedir, ancak satışı şu yetkili kişi/kurum üzerinden gerçekleştireceğiz' der. Ek belgeler bu sabah geldiği için Şeref Bey'e teşekkür etmek istiyorum; ne sorsak anında yanıtlıyorlar. Dün gece buradan 21.00'de gittik, bu sabah 10.00'da evraklar elimizdeydi. Nezahat Hanım dün, 'Bana önceden isimler geldi' demişti. Şimdi size bu silsileyi anlatacağım. Bakın gerçeği nasıl manipüle edilmeye çalışıldığı, nasıl sonradan gerçek ortaya çıktığında mahcup olunacak şeylerin çok kolay şekilde söylendiğini anlayacaksınız.
Bakın; 9 Aralık 2021 tarihinde, -ekleri de var bu yazının- KİPTAŞ'a ALK tarafından bir yazı yazılıyor. Yüklenici firma ALK. Arkatlı projesindeki yüklenici firma. Diyorlar ki bu yazıda, -uzun uzadıya bu yazıyı okumak istemiyorum Sayın Başkanım- "Lansmana özel 200 daire, ikinci etap 100 daire ve üçüncü etaptaki 150 dairenin fiyatlarını ve ekspertiz raporunu ekte sunuyoruz" diyor bakın. 9 Aralık tarihli ALK'nın yazısı KİPTAŞ'a. Altında da EK1 olarak 9.12.2021 tarihli şu sayılı değerleme raporu. Yani Arkatlı projesinin değerleme raporu. Yani projesini koymuş, 'Ek 2' olarak da satış fiyat listesini eklemiş. ALK, KİPTAŞ'a bir yazı yazarak satış onayı verilmesini istiyor. 10 Aralık 2021 tarihinde KİPTAŞ tarafından, 'Satış rakamları uygundur' denilerek satış onay yazısı veriliyor Sayın Başkanım. KİPTAŞ bu konuda gerçekten çok kurumsal ve titiz çalıştığı için, yazının başına 'İlgi' tutarak 9 Aralık 2021 tarihli ve 21173 sayılı yazıya atıf yapıyor. Yani 'Siz dün bize bir yazı yazıp onay istemiştiniz, biz de belirttiğiniz şartlarda bu onayı veriyoruz' diyor.
Bundan sonra KİPTAŞ ne yapıyor? 'un bahsettiği mevzu tam burada devreye giriyor Sayın Başkanım. 10 Aralık 2021'de, KİPTAŞ yükleniciye onay verdikten sonra 'a bir mail atıyor. Özetle; 'Fiyatlar belirlendi, biz onay verdik, sizin de bilginiz olsun' deniliyor. Mailde aynen şu yazıyor: 'Nezahat Hanım merhaba, dilekçe ekine koyulacak fiyat listelerini ekledim, iyi çalışmalar.' Ek olarak da; lansmana özel fiyat listesi, 2. etap 100 dairelik liste ve sonraki 150 dairelik liste iletiliyor. Bakın, birbirini takip eden bu resmi yazışma silsilesini size kanıtlarıyla anlattım. Ancak dün Nezahat Hanım, bu üçüncü aşamadaki maili alıp sanki daha önce hiçbir yazışma olmamış, kendisine ilk defa bir liste dayatılmış gibi sundu. Üstelik bu listelerde satış yapılacak kişilerin isimleri bile yazmıyor. Sırf bir iddiada bulunmak adına bu mailden bahsedildiğini düşünüyorum; ancak yaptığım bu açıklamanın son derece yeterli olduğu kanaatindeyim. Bu belgeleri de birazdan size sunacağım. Sonuç olarak, bu eylem açısından da müvekkilimizin herhangi bir suç işlediğinden bahsetmek mümkün değildir. 'un da daha önce belirttiği gibi, bu tarz projelerde asıl olan satış bedelinin tam olarak ödenmesidir Sayın Başkanım.
İster CHP delegesi, ister MHP delegesi, ister AK Parti delegesi; herkes bu evlerden alabilir. Yani burada satış bedelinin altında olmamak kaydıyla dairelerin kime satıldığının herhangi bir önemi yok. Zaten KİPTAŞ'ın ve 'un buna ilişkin bir tasarrufu da yok. Yani oraya engelleme ya da karışma şansı da yok. Dolayısıyla KİPTAŞ Arkatlı projesindeki dairelerin müvekkilimiz tarafından bir kısım gruba satıldığı yönünde bir şeyden bahsetmek mümkün değil. Tabii burada daha çarpıcı bir örnek var, dün Ali Bey de bahsetti. Hatta burada meslektaşım ekrana yansıtmıştı, bizden öncekisi olması... Şimdi bu Arkatlı projesindeki evlerle ilgili satış aşaması 2021 yılının sonunda başladı. Yani 200 dairenin satışına ilişkin para 2021 yılının sonunda gelmeye başladı. Rezervasyonun doğrudan tamamlandığı tarih de Temmuz 2022. Yani son satış 07.07.2022'de oldu. Peki CHP 38. Olağan Kurultayı ne zaman oldu? 04.11.2023 - 05.11.2023. İnsaf gerçekten, Sayın Hâkim. Yani bir yerlere bir şeyleri iliştirmeye çalışıyorlar anlıyoruz da, ya bu kadar da kolay sonradan ortaya çıkabilecek şeyleri yapmayın ya. Günü kurtarmak için —biraz önce Yeni Şafak gazetesinin verdiği haberde olduğu gibi— günü kurtarmak için çok kolay bir şekilde aksini ispat edecek şeyleri yapmayın ya. Dolayısıyla bu CHP'nin kurultayıyla bu satışların hiçbir ilgisi yok.
Ama o dönem tabii ki medyatik olarak haber değeri olduğu için bu husus o dönem vurgulandı. Hatta da bunu dün kendi anlatımında şöyle söyledi: 'Ya bunları söylemiş ama zaten ben bu anlatım nedeniyle tutuklanacağımı biliyordum' dedi. Çünkü gerçekte olmayan, farklı olan bir şeyi anlatmış. Bu çok kolay bir şekilde... Sonuçta soruşturma makamı teknik bilgiye sahip değil ama pekala ifadeden sonra baktığında KİPTAŞ'ın son satışını ne zaman olduğunu, CHP kurultayının ne zaman olduğuna baktığında 'Ya bu adam ne diyor?' iki yıl fark var, anlayabilecek durumda. Dolayısıyla bu isnatlar da o an için haber değeri olsa da medyatik olarak önemli olsa da hiçbir gerçekliği yok Sayın Başkanım. Gerçekte olmayan isnatlarla müvekkilimiz ne yazık ki huzurunuzda yargılanıyor.
Şimdi bir başka husus; dün kendisi anlatırken atlamıştı, Sayın meslektaşım Mustafa Bey bir soruyla ona tamamlattırdı. Aslında siz de bu konuya çok değinmediğiniz için, çünkü bile kendi ifadesinde 'Ben zaten bu parayı onun aldığını düşünmüyorum' diyerek geçiştirdi dediği husus. Yani ne natamam yerlerle ilgili tamamlanan yerlerin değiştirilmesine ilişkin bir ek protokol yapılmış KİPTAŞ ile ALK arasında. Yani bu sözleşmeler yapılırken yükleniciyle biz sözleşme süresi öngörüyoruz. Yani şu kadar süre içinde bu işi yapmak zorundasın deniyor. O sürenin dolmasına yakın bir zamanda proje bitmedi, bir çözüm üretilmesi lazım. Ön taraftaki ofisi ve son kalan 75 daire hakkında yeniden bir değerleme raporu alınmış. Bu değerleme yapıldıktan sonra yeni bir paylaşımla, bitmiş dairelerin pay oranında KİPTAŞ'a verilmesi —çünkü KİPTAŞ diyor ki: 'Ya ben senin bu aşamada gel bir paylaşım yapalım'— bitmiş dairelerin payının KİPTAŞ'a verilmesi, bitmemiş yerlerin de yükleniciye bırakılması konusunda bir anlaşma yapılmış. Bu anlaşmayı dün meslektaşım Mustafa Bey size sundu. Bu bir hasılat paylaşımı esasına tabi bir sözleşme olduğu için buna ilişkin açıklama yaptığımız için pekala ki sözleşmenin herhangi bir yerinde KİPTAŞ tekrar böyle bir tasarrufta bulunarak böyle bir ek protokol yapabilir, bunda herhangi bir problem söz konusu değil.
Şimdi bu ekspertiz değerinin hesaplaması yapıldığında, KİPTAŞ'ın o an itibariyle kalan hakediş bedeli 907 milyon TL olarak belirlenmiş. O değerlemesi yapılan konutlar da 865 milyon lira olarak belirlenmiş. Yani arada 41,3 milyon liralık bir fark var. Bu paranın nakit olarak ALK'dan KİPTAŞ'a ödenmesi lazım. ne yapmış? O gün kendisini kurtarmak amacıyla, o gün etkin pişmanlıktan bir şeyler söyleyecek ya; kendisini kurtarmak amacıyla 'Ya bu sözleşme gereği ödemesi gereken 41,3 milyonu sanki haksızca ödenmiş bir buçuk milyon dolar gibi' anlatmış. ALK'dan Para çıkışı var; zaten o para KİPTAŞ'a girdi Sayın Başkanım. Ya burada herhangi bir şekilde suç isnadı yaratılacak bir şey yok. Zaten bu eylemde müvekkilimizle ilgili rüşvet iddiası da yok. Ha diyeceksiniz ki: 'Niye anlattınız avukat bey?' Biz bugünü bekledik Sayın Başkanım. 11 ay boyunca bugünü bekledi, biz de bugünü bekledik. En ufak bir boşluk olmaması için çaba sarf ediyoruz. Bakın bu belgelere ulaşırken de ya dün Nezahat Hanım bir şey sordu... O arada kaynadı gitti olmaması için çaba sarf ediyoruz. Bunları anlatmamızın nedeni, en ufak bir şekilde bu salonda bulunan insanların kafasında en ufak bir soru işareti olmasın diye anlatıyoruz. Dolayısıyla bu anlatımdan da 'a yöneltilecek herhangi bir suç isnadı yok Sayın Başkanım.
bu eylemde dolandırıcılık iddiasıyla yargılanıyor. Yani 157. madde, 158. madde. 157. madde kanundaki tanımıyla; hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak kendisi veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye ceza verilir. Yani ne yapması gerekiyor? Şimdi bu eylemden mahkumiyet kararı olması için ilgili hileli bir davranışta bulunması gerekiyor, birinin iradesinin fesada uğraması gerekiyor, bir kimsenin zararına hareket edilmesi gerekiyor. Aynı zamanda bu zarar nedeniyle de birinin menfaat elde etmiş olması gerekiyor. , sorgu ve savunmasında 'Ben ne yazık ki benimle ilgili etkin pişmanlıkta bulunan kişileri de savunmak zorunda kalıyorum' dedi. Burada gerçekten 'in yakınlarına sattığı daireleri bile tabloda gösterdi. Ve o dairelerde bile satış değerinin %30-%35 oranında yükseğine satışlar olduğu görüldü. Yani dolayısıyla şuna varmak istiyorum; herhangi bir kişi adına bir menfaat söz konusu değil. Bu daireler satış bedelinden daha düşük bir bedele satılmamış. Hiç kimseye satılmamış. Satılsa zaten KİPTAŞ'ın sorumluluğunda olmadığı gibi, yüklenicinin sorumluluğunda olduğu gibi, bunları anlatırken aynı zamanda yüklenici açısından da bir savunma yapmış oluyor. Dolayısıyla bir hileli davranıştan söz edemeyiz.
Zaten bu olayın mağduru kim Sayın Başkan? Bu olayın mağduru KİPTAŞ mı? KİPTAŞ'ın herhangi bir bu konuda zararı yok, bir şikayeti de yok. Biz bu arada bununla ilgili KİPTAŞ'tan bir yazı da aldık, ek 31'de görebilirsiniz önünüzdeki klasörde. 'Ya böyle böyle bu iddianamede sizin bir zararınızdan bahsediliyor, böyle bir zararınız var mı?' diye bir yazı da aldık dosyanın aydınlanması için. Böyle bir zarar da söz konusu değil. Ortada bir zarar yok. Sayıştay da herhangi bir zarar tespit edilmemiş. Zaten dün bahsetti; bu son 6-7 yıllık dönemde Sayıştay bizim oradan çıkmamış dedi. Ya ben merak ediyorum, bu Sayıştay'ın yaptığı teknik incelemeleri bulamamış Sayıştay yetkilileri de, bizim soruşturma makamı çok teknik bilgilere sahip olduğu için mi bu KİPTAŞ'taki usulsüzlükleri tespit etmiş? Aslında hiçbir usulsüzlük olmadığı dün 'un beyanıyla da ortaya çıktı. KİPTAŞ Genel Müdürü olduğu düşünüldüğünde, o zaman kendi kendini kandırmış! Bir taraftan dolandırıcılık eylemi yaparken, hileli bir işlemde bulunurken kendisi yapmış hileyi; bir taraftan da KİPTAŞ'ın Genel Müdürü olarak kendi kendini kandırmış. Dolayısıyla yani bu eylemin ne olduğu, ne şekilde cereyan ettiği, bu eylemle ilgili suç isnadının neden dolandırıcılık olduğu... Herhalde şöyle olmuş: 'Ya bir şey var burada ama ben de bulamıyorum, bir dolandırıcılık yazayım bakayım' denmiş herhalde. O yüzden buna dolandırıcılık yazılmış diye düşünüyorum.
Çok kısa bir şekilde örgütle ilgili isnada yer vereceğim. Şimdi örgüte ilişkin zaten bütün meslektaşlarım savunma yaptı. Size de örgütle ilgili aslında örgütün unsurları şunlardır, şöyle olması gerekiyor, böyle olması gerekiyor gibi açıklamalar yapmayacağım; çok iyi biliyorsunuz zaten Sayın Başkan, siz de benim gibi gençsiniz ama tecrübenize dayanarak söylüyorum; örgütle ilgili çok fazla dosyaya vakıfsınız. Çok fazla dosyada örgüt yargılaması yaptınız. Dolayısıyla örgütün unsurları şunlardır bunlardır diye anlatmak istemiyorum. Ama müvekkilimiz, örgüt yöneticisi olan 'ın altında bir örgüt üyesi olarak anlatılmış. Şimdi zaten bir KİPTAŞ kurumsal yapılanması var. Müvekkilimiz de bundan bahsetti. Bu KİPTAŞ kurumsal yapılanmasında zaten kendisi Yönetim Kurulu Başkanı, müvekkilimiz da Genel Müdür. Ve dolayısıyla kurumsal yapının hiyerarşik silsilesi gereği zaten bir ast-üst ilişkisi var. Bu nasıl bir örgüt Sayın Başkan? Dün Ekrem Bey de kendisine soru sorduğunda 'Bu konuda bir görüşün nedir?' dediğinde kendisi bu teklifleri reddettiğinden bahsetti. Yani örgüt lideri kendisine bir şey öneriyor -ki örgüt liderleri normalde önermez bildiğim kadarıyla, 'bu böyle olacak' der, o şekilde olur- evet, ama bunu 'düşüneyim ben cevap vereyim' deyip de başka şekilde cevap veriyor; yani olumsuz cevap veriyor. Dolayısıyla neresinden anlatsam bu dosyadan bir örgüt çıkmaz Sayın Başkanım. Burayla ilgili sizi çok daha fazla yormayacağım.
kendisi bahsetti hesaplarına bloke konduğundan. Şimdi biraz önce bahsettim, 'un bu isnat edilen eylemler sırasında hesabına herhangi bir para girişi falan söz konusu değil. Yani hesabında olağan kazançlarıyla elde ettiği menfaatler ve olağan para girişleri haricinde herhangi bir para girişi söz konusu değil. Yani bir rüşvet iddiası var, 500 bin dolar para gelmiş 'a da, da ertesi gün parayı hesabına yatırmış falan; böyle bir durum söz konusu değil Sayın Başkanım. O yüzden 'un neden hesaplarına bloke konduğunu da biz anlayabilmiş değiliz. uzun süreli kamu personeli olarak çalışmış, mal beyanında bulunmuş; bütün kazançlarını KİPTAŞ dönemiyle birlikte bütün kazançlarını da hesaplarında görebilirsiniz. Dolayısıyla biz bu aşamada hesaplarındaki blokelerin de kaldırılmasını istiyoruz.
Şimdi gelelim tahliye talebimize. Çok kısa tutacağım Sayın Başkanım. Tahliye talebiyle ilgili de tekrar 'tutuklama bir koruma tedbiridir, kanunda bu şekilde ifade edilmiştir, aslında unsurları burada oluşmamıştır' gibi kanun maddesinden açıklamalar yapmayacağım. 'Kaçma şüphesi ya da delilleri karartma şüphesinin' olmadığını da söylemeyeceğim; zaten bunu siz biliyorsunuz, kaçma şüphesi ve delilleri karartma şüphesi olmadığını biliyorsunuz. Ben bu tutuklama durumunun sanık müvekkil ve onunla beraber etrafındaki insanlarda, ailelerinde verdiği mağduriyetten bahsedeceğim biraz. Ya diyeceksiniz ki: 'Avukat Bey, sadece mu bu durumda mağdur olan ya da sadece 'un ailesi mi?' Pekala ki bu dosyadaki çoğu kişi mağdur denebilir, çoğu aile de mağdurdur. Tabii ki böyledir, bununla ilgili hiçbir teredüdüm yok. Pek tabiidir ki diğer tutuklular da benzer mağduriyetler yaşamaktadır. Hatta sadece bu dosyada değil yani Silivri Cezaevi kampüsü yakın, orada birçok cezaevinde yatan kişi de belki haksız yere yatmaktadır yanlış kararlar nedeniyle.
Ama benim dosyam bu Sayın Başkan. Bakın; benim dosyam, benim çalıştığım dosya; benim bildiğim eylemler 27, 28, 29, 30. Dolayısıyla ben kendi müvekkilimle ilgili kısımları anlatmak zorundayım. Ben kendi müvekkilimle ilgili isnatlara cevap verebilirim. Ben kendi müvekkilimle ilgili iç mahalleyim. Ben kendi müvekkilimin ailesiyle iletişim halindeyim. Bu nedenle benim için en büyük haksızlık benim müvekkilim uğradığıdır Sayın Başkanım. Benim için en haksız tutuklama benim müvekkilimin uğradığı haksız tutuklamadır. Bunu diğer sanıklarla ilgili herhangi bir haksız tutuklama olmadığı için söylemiyorum; sadece ben buna bizzat yaşadığım için, daha şahit olduğum için bunu dile getiriyorum. Yoksa tabii ki bu dosyadaki bütün eylemlerin soyut delillere dayandığını biliyoruz. Hepimiz insanız sonuçta. Yani mesleğimizi yaparken insani ilişkilerde bulunuyoruz, gözlemlerimiz oluyor, tespitlerimiz oluyor. Şeref Bey de söyledi; dün biz buradan montumuzu giydik, arabamıza bindik evimize gittik ve bu sabah tekrar buraya geldik. Ama burada tutuklu bir şekilde cezaevine gitti. Dolayısıyla bu süreçte avukat olmakla birlikte insani olarak da gördüğüm bazı tespitleri size aktarmak zorundayım.
Birçok meselede cevabını bulamadığım çok fazla şey gördüm başkanım. Haksız şekilde üzülen eşler, çocuklar, anneler, babalar gördüm. Bunlara küçük küçük örnekler vereceğim, buna şahit olduğum için dile getirmek zorundayım. Pek tabii ki bunun gibi bütün aileler benzer şeyler yaşıyorlardır ama ben kendi gördüklerimi anlatayım. İnsan olarak bunu anlatmakla mükellefim çünkü benim de iki tane kız çocuğum var, eşim var, ben de evime gidip geliyorum. Bunun şu an bu arada kıymetini de biliyorum, özgürlüğün gerçekten kıymetini de biliyorum; bu dosyayla birlikte daha da iyi anlamış oldum. Mesela gece yatarken babam yarın gelir inşallah diye dua ederek uykuya dalan çocuklar gördüm ben bu dosyada. Ödevlerini yaparken babasına soru soramadığı için üzülen çocuklar gördüm. Telefon saati gelecek diye telefonun başında bekleyen, o aramayı kaçırmamak için o telefonu bekleyen eş gördüm ben bu dosyada. Ya da herkese karşı dik duruyormuş gibi görünmek için kendi kendine kaldığında gizlice ağlayan bir eş gördüm sayın başkanım. Bir taraftan da çocuklarından biri hayatının en önemli sınavına hazırlanırken yanında olamayan bir baba gördüm. Aslında çocuklarının büyüdüğünü göremeden bir yıla yakın zaman geçiren bir baba gördüm. Doğum gününü cezaevinde, bir açık görüşte kızının getirdiği top kekle kutlayan bir baba gördüm sayın başkanım. Bakın ne kadar dramatik değil mi? Ali Bey'den izinsiz anlatıyorum bunları ama bilmiyorum sonrasında kendisiyle nasıl bir konuşmamız olacak ama gerçekten bana anlattığında avukatlık mesleğini bir kenara bırakıyorum, gerçekten çok etkilemişti beni; o yüzden dile getirmek istedim.
Son iki pencerem var, oradan da bakıyorum. Aynı zamanda askerlik bile yapamayacak boyutta kronik rahatsızlığı varken on bir ay boyunca günde on iki tane ilaç içerek ayakta kalmaya çalışan bir insan gördüm ben; ziyaretine geldim, konuştuk. Tahliye talep ederken hastalığını ileri sürse inanmazlar, kendisini açıklamaktan korktu diye endişe eden bir insan gördüm ben sayın başkanım. Bakın bizim on bir aydır ciddi derecede askerlikten çürük raporuyla yarıda bırakılmış bir askerlikten bahsediyoruz; o şekilde gelen bir 'la biz bunu ilk defa dün dile getirdik. Bunun nedeni de aslında 'un bunun arkasına sığınmak istememesiydi. Daha birçok şey var böyle. Bu şekilde daha nice anlatılacak şey var aslında; ne hassasiyetler var. Bu tutsaklık hikayesinin içinde yarım kalan hayatlar, eksik bırakılan hikayeler var sayın başkanım. Müvekkilimiz bu toplumun önde gelen kişilerinden; aile bağları güçlü, seveni çok olan biri. Dolayısıyla eşine, ailesine, çevresine çok katkı sağlayacak bir insandan bahsediyoruz. Ve aynı zamanda ailesinin ve çevresinin de 'tan çok mahrum kalacağı şeyler var. Bırakın çevresini, dün anlattıkları; bakın Türkiye'de iddia ediyorum bu kadar teknik bilgiye sahip çok az insan vardır. Zaten o bilgiler onu çok önemli pozisyonlarda bulundurmuş. Dolayısıyla buradaki mağduriyeti herhangi bir tutuklu veya ailesinin mağduriyetiyle bir tutmamak lazım sayın başkanım. Bu şekilde kıyaslamamak lazım.
Bakın ilk günden itibaren tutuklama haksız olmakla birlikte bir gerekçe olabilirdi sayın başkanım. İlk günden itibaren tutuklama haksızdı, bizce tutuklanma kararı yanlıştı, devamındaki tutukluluk devam kararları da yanlıştı. Ama bir tane, kovuşturma yapan mahkeme açısından bir tane gerekçe olabilirdi; o da biraz önce meslektaşımın söylediği sanığın sorgu ve savunmasının yapılmamış olması. Bugün itibarıyla, yani dün başladı ve bugün itibarıyla artık sanığın sorgu ve savunması da tamamlanmış durumda. Yani hem usulü olan eksiklik tamamlanmış durumda hem de iddianamede soru işareti olarak bırakılan hususlar tarafından somut delillerle ispat edilmiş durumda. Yani artık 'un tutuklu kalmasını gerektirecek hiçbir neden yok sayın başkanım. Bu tutsaklık bitsin artık. Müvekkilimizin öncelikle beraatına, mahkemeniz aksi kanaatte ise adli kontrol şartıyla tahliyesine karar verilmesini talep ederim.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.