Savunma

Aykut Erdoğdu Esas Hakkındaki Savunması

Kendi savunması·Aykut Erdoğdu·10 Mart 2026

Bu iddianame kapsamında, 20 nolu eylem kapsamında sorumlu tutuluyorsunuz. Hakkınızda tek bir eylemden atıf var. Nedir savunmanız? Dinliyoruz.

Vallahi Sayın Başkan, nedir savunma? Öncelikle şunu söyleyeyim Sayın Başkan. Savunma hakkımız kısıtlandı. Bakın ben, yaklaşık 10 aydır tek başıma bir hücredeyim. 4000 bin sayfalık bir iddianame var, bilmem kaç bin sayfa ekleri var. Ben, o hücrede tek başımayım. Her gün çıktığımda çoraplarıma kadar aranıyorum. Avukat odasına gittim. Bana bir iddianame verdiler. İki avuç hücremin yarısını kapladı. Ben bunu bir okuyayım diye başladım. Dört bin sayfalık bir iddianamede kendi bölümümü okudum.

Eski CHP Milletvekili

Sayın Başkan, neyi okuyayım ben? Hangi ekine bakayım? Hangi sözleşmesine bakayım? Hangi iddiasına bakayım? Burada bir arkadaşımız 110 eylemle suçlanıyor. Bakın, bizim bir tek eylemimiz var. Ben yani bu iddiayı şu an ilk kez ayrıntısıyla açıyorum; çünkü cezaevinde kendi bölümümü okudum, o yüzden hayretle okuyorum. Yoksa benim orada iddianameyi baştan sona okumam fiziksel olarak mümkün değil. 4000 bin sayfayı nasıl okuyayım? Eklerini nasıl çıktısını nasıl alayım? Yanımda bir kalem bile yok; kurşun kalem kullanıyorum, tükenmez kalem yasak. Yazıcı yok. Bir şeyleri elle yazmaya çalışıyorum. Bir o kadar zor koşulda… Ama tabii 10 ay bir şey oldu: Cezaevinde okuma da yaptım. İnşallah ileride avukatlarımla beraber… Çünkü benim yargılanmam bir anda bitecek bir süreç değil.

Eski CHP Milletvekili

Bize bir DVD teslim edildi ve avukatlarımız dedi ki ‘yazı yazın, hani bir bilgisayar kullanarak buna bakın.’ 1 ay kala, bana haftada iki saat bilgisayar odası kullanma izni verildi. Toplam 8 saat. Neyi okuyabilirim? Sayın Başkan, neyi okuyayım ben? Hangi ekine bakayım? Hangi sözleşmesine bakayım? Hangi iddiasına bakayım? Buraya geldik, vallahi gerginlikten ne olduğunu anlayamadık. Zaten 10 aydır hücredeyiz. Gürültü, hengame; bir baktım, ismim şeyde, birinci sırada. ‘Ya bu nedir’ demeye kalmadan burada savunmaya geldim. Aha savunmamı göstereyim. Az evvel aldığım her not var. Şunlar… Böyle savunma yapacağım ben. Hani bunun bilinmesini rica ediyorum. Bunu bir tespit olarak alın, bir suçlama olarak değil. Anlıyorum, hiç kimse böyle bir yargılama, ne gördü, ne yaptı. Yahu bu benim suçum değil Sayın Başkan. Bu benim suçum değil. Şimdi iddianameye baktım…Şimdi iddianamede; ben, Ertan Yıldız isimli şahısla bağış olarak para götürdüğümü, o paranın geldiğini ve Fatih Keleş’e teslim edildiğini söylemiş. Anladığım kadarıyla dört tane delilimiz var: Birincisi Ertan Yıldız’ın ifadesi, ikincisi Serkan Aydın’ın ifadesi, üçüncüsü baz kayıtları, dördüncüsü de bir banka dekontu. Şimdi bu dört tane delille bir iddianame hazırlanmış ve ben 10 aydır tutukluyum. Şimdi gelelim asıl meseleye. Sayın Başkan, samimi soruyorum: İçeride bir şahıs var ve hapisten çıkmak istiyor. Defalarca ifade veriyor; o olmadı, bu olmadı diyor, en sonunda bir ifade veriyor ve hapisten çıkıyor. Sizce bu şahıs, adalete yardımcı olmak için mi bunu söylemiştir, yoksa hapisten çıkmak için mi? 'Etkin pişmanlık' diyorsunuz; bunun neresi etkin, neresi pişman? Adam o işten kurtulmak için birinin adını veriyor; o çıkıyor, ben hapse giriyorum. Birincisi bu.İkinci beyan kimin? Dördüncü evre bir kanser hastasının. Ya Allah’tan korkun; zaten söylemese tutuklanacak, Allah göstermesin içeride can verecek. Bir gidiyorsunuz bir şey söyleniyor, ikinci gidiyorsunuz başka bir şey... 'Gidiyorsunuz' derken size söylemiyorum yani; burada size yönelik bir ithamım yok. Bu arada şunu da en başta belirteyim: Ne size ne de bir başkasına karşı hiçbir hakaret, tehdit veya kötü niyet kastım olmayacak. Bütün söylediklerimi kendimi savunmak, ülkemi savunmak ve milletimi savunmak için yapacağım. Eğer en ufak bir şüphe duyarsanız beni uyarın, sözlerime açıklık getireyim. Benim savunmamda önce şu olmayan olaya bir cevap vereyim. Bir milletvekili, bir genel başkan yardımcısı tutuklandı. Elbette birtakım tespitlerim olacak. Birinci delil, o ne olduğu belli olmayan 'etkin pişmanlık' meselesi. İkincisi bir banka dekontu; bir şirketin bir çalışanı para çekmiş. Ya ne bileyim ne çekmiş, benimle ne ilgisi var bu işin? Üçüncüsü telefon baz kayıtları... Nerede telefon baz kaydı var? Bir tane otelde telefon baz kayıtları var. O otel, benim beş senedir kaldığım, çalıştığım, bir nevi ofis olarak kullandığım bir otel. Kurultaylarımızı falan orada yaptığımız bir yer. İkinci baz kaydı nerede? İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde... Ben o bölgenin milletvekiliyim, o partinin Genel Başkan Yardımcısıyım. Allah nasip etmiş, Büyükşehir’i kazanmışız; orası Büyükşehir Belediye Başkanı’nın makam odası. Ya Sayın Başkan, bu delillerle biri tutuklanır mı? Ben on aydır hücredeyim. Bu tespitleri sıradan bir şey olarak değil, bir uzman gözüyle anlatacağım.

Eski CHP Milletvekili

Şimdi bana soruyorsunuz, 'Bu konuda ne diyorsun?' diye. Vallahi anlatılanlar yalan, yok böyle bir şey. Ben para falan taşımadım, ben çanta almadım. Eğer sizin öyle bir iddianız varsa, bana somut bir delil gösterin; 'Şöyle bir delil var' deyin, ben de onu açıklamaya çalışayım. Ben olmayan bir şeyi nasıl açıklayayım? Bana diyorsunuz ki: 'Siz 24 yaşında Afrikalı bir futbolcusunuz.' Ya 24 yaşında değilim, Afrikalı değilim, futbolcu değilim; Allah razı olsun, ben bunun neyine, nasıl cevap vereyim? Bugünü bekledim; şu iddianameye göre güya birbirimize 256 metre yaklaşmışız. Ya 256 metreden ben, 1 milyon 250 bin doları nasıl alayım? Öbüründe ‘sıfır metre yaklaşmışız’ diyor; üstelik yaklaştığımız yer Ankara’nın göbeği, benim kaldığım otel. Allah’tan bir araya gelmemişiz; ben almadığım parayı nasıl teslim edeyim? Sizin bir sorunuz varsa bunlara cevap veririz ama böyle bir olay yaşanmadı. Şüphenin başlangıcı bile yokken, ben hükümlü gibi muamele görüyorum. Ben cezamı çektim; 10 aydır hapisteyim, üstelik bir hücrede tek başımayım. Her gün yandaş medyada 'CHP’nin milletvekili, Genel Başkan Yardımcısı' diye haberler çıkıyor. Sayın Başkan, bir televizyon programında ben hücrede otururken, aslı astarı olmayan iddialar ekranda yazıyor: 'Aykut Erdoğdu’nun hesabına para transferi.' Ya bu hak mıdır, bu Allah’tan reva mıdır? Beni hedef tahtasına koydular.Altı ay boyunca, benim bir tane oğlum var ya; altı ay boyunca bütün televizyonlarda polisin yanında beni gösterdiler. Ya Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yakışıyor mu Sayın Başkan? Yakışıyor mu? Ben kesin hükümlüymüşüm gibi davranılıyor. Elinizi vicdanınıza koyun; bu hangi ülkede olsa kabul edilir mi? Her gün televizyonda 'Çantayla para taşıdı' diyorlar. Ya hani benim çantayla param? Bir tane delil, bir tane fotoğraf gösterin. Çantayla kim para götürür? Büyükşehir Belediyesi’nin bin tane kamerası olan yerine X-ray cihazından geçmek zorundayken, bir milletvekili, bir Genel Başkan Yardımcısı 1 milyon 250 bin dolar alacak... Çantayla! Ya buna inanır mısınız? Makul bir akıl buna inanır mı? 'Makul şüphe' dediğimiz şeyin bir başlangıcı var mıdır? Olur mu böyle bir iş? Yahu Sayın Başkan, gerçekten vatana millete feda olsun, vatan sağ olsun; ama on ay, on beş ay, yirmi ay daha yatalım mı? Bu olacak iş değil.

Eski CHP Milletvekili

Benim savunmamın iki yönü var Sayın Başkan. Birincisi, burada ne soracaksanız ona cevap vermek; ama olay altı sene önceki bir mevzu. Ben o sırada Genel Başkan Yardımcısıyım; ekonomiden, sosyal politikalardan ve iş dünyası ilişkilerinden sorumluyum. Biri geliyor size diyor ki: 'Biz çok hayırlı bir iş yapacağız.' 'Ne iş yapacaksınız kardeşim?' diyorsunuz. 'İstanbul Belediyesi’nin 2006 yılından beri atıl kalmış bir tesisi var, bu tesisi kimse ayağa kaldıramıyor; biz yurt dışında yeni bir teknoloji bulduk, gelip hayırlı bir iş yapacağız, çöpler temizlenecek' diyorlar. Siz de 'Acaba doğru mu diyorsunuz, hele biraz daha anlatın, bir sunum gönderin' diyorsunuz; çünkü yanlış bir şey de yapmak istemiyorsunuz. Bir anlatıyorlar, kamu yararı korkunç derecede yüksek. Aynı polis ifademde söylediğim gibi Sayın Başkan; Savcı Bey ilk polis ifademe baksın, o ifademden farklı bir şey çıkmış mı? Bana ne söylendiyse Türk adaletine aynısını anlattım. Bugün de aynı noktadayım. Ama neticede ben on aydır hapisteyim. On aydır şahsiyetim, kişiliğim, şerefim ve bütün geçmişim lekelendi. Ya TRT’ye yazık günah değil mi? TRT beni suçlu gösterdi, oysa ben suçlu değilim. Günah değil mi, yazık değil mi? Ben Türk milletinin bir milletvekiliyim. Görev yaptığım sırada İstanbul milletvekiliydim ve Türkiye’nin o zamanki ana muhalefet partisinin Genel Başkan Yardımcısıydım. Allah aşkına şu soruya cevap vermeyin ama herkes vicdanında sorsun: Ben AK Parti’nin milletvekili olsaydım, AK Parti’nin Genel Başkan Yardımcısı olsaydım; aynı koşullarda, aynı iddialarla ben tutuklanır mıydım? Bütün Türk milletine, arkanızda duran seksen altı milyona soruyorum: Ben AK Parti’nin Genel Başkan Yardımcısı olsaydım, bu iddialarla tutuklanır mıydım? Hayır değil mi? Çok basit. 'Hayır' diyorlar.Ama bu çok basit işin arkasında devasa bir gerçeklik var. Demek ki kanun önünde eşitlik yok. 'Aman ne olacak da olmasın canım' mı diyeceğiz? Yani kanun önünde eşitlik yoksa, az sonra bunun sonuçlarını anlatacağım. İkinci mesele; şu beyefendi cumhurbaşkanı adayı olmasaydı, dört yüz kişi buraya gelir miydik? Gelmezdik ya, gelmezdik. Beyefendi cumhurbaşkanı adayı; kazanması da kuvvetle muhtemel, geleceğin müstakbel cumhurbaşkanı olarak görünüyordur. Hepimizi aldınız getirdiniz. Bu davayla ilgili iki tane önemli tespit var. Sakın bu davayı sadece sıradan bir dava gibi düşünmeyin Sayın Başkanım. Bakın, size yardımcı olmaya çalışan bir yurttaş olarak düşünün; çünkü benim söylediklerimin on katı, on yıllarca konuşulacak. Şimdi bizden duyun ki gelecekte de hazırlıklı olun. Bir karar vereceksiniz; Allah yardımcınız olsun, samimiyetle söylüyorum Allah yardımcınız olsun. Üzerinizdeki yükün farkındayım, bu durumu ağırlaştıracak değilim ama şunu unutmayın ki on aydır tutuklu olan bir insanla konuşuyorsunuz.

Eski CHP Milletvekili

Şu mahkemeye geldik, bir sürü gerginlik var Sayın Başkan. Hiçbirimiz... Benim eşim avukat, ben görebiliyorum; bir kere işini görüyor. Şuraya gelmiş, eşi orada arkada oturuyor. Ya dönüp bir el sallayacak, o da ona bir şey diyecek. Bu mahkemenin insicamını gerçekten bozmamalı. Siz şöyle düşünmeyin; 'Ya burayı miting alanına çevirdiler' diye düşünmeyin. İnsani düşünün burada dört yüz tane adam var; hepsi uzun aylardan beri hapishanede, hepsi çok şey çekiyor ve kendince herkes suçsuz olduğunu düşünüyor. Bakın, bu adli bir suç değil ki; bir cinayetten, uyuşturucu kaçakçılığından falan değil, soyut bir şey bu. Gelmiş buraya; eşini görmüş, el sallıyor, bir şey yapıyor. Ya gelir gelmez biz Türk askerinin arasından geçtik. Bunlar bizim canlarımız ya; onlar bizim için, biz onlar için varız. Biz bu Türk askeri için can veririz. Ya onların arasında şu görüntü... Şimdi dünyada şöyle bir fotoğraf olacak: 'Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu, şu koridora bak; Türk milleti suç artmış.' Günah ya bu görüntü, bence yapmayın. Bakın, hiçbirimize de faydası yok gerçekten. On beş milyona da size de bir faydası yok. Bizim gerçekten bir güvenlik riskimiz yok; en fazla birkaç bağrış çağrış olur.Size de tavsiyem şu: Zor bir görev yapacaksınız. Bakın, Türk yargı tarihinin en önemli davasının, bir numaralı davasının mahkeme başkanısınız. Mahkemeye gittiniz, Sayın Savcı da burada; bakın bu dava, 1960 ve 1980 darbesi davalarından çok daha önemli bir dava. Bunu niye söylüyorum? Şimdi bu davanın müdahale ettiği alana bakalım: Bu dava neye mi müdahale ediyor? Ben demin başında sordum ya; 'Ya bütün bu sorunlar, ben AK Partili olsaydım veya beyefendi cumhurbaşkanı adayı olmasaydı yaşanır mıydı?' diye. Şimdi kanun önünde eşitlik yoksa; herhangi bir davadan, basit bir davadan bahsetmiyoruz. Türk milletini ilgilendiren, hatta Orta Doğu’daki Ümmet-i Muhammed’in ve bütün dünya uluslarının baktığı bir davada kanun önünde eşitlik yoksa adalet yoktur. Biz sizden neyi bekliyoruz? Adalet! Adalet ne demek ya? Ya o kadar kavramların içini boşalttık ki... Adalet nedir? Hukuk sosyolojisi, hukuk felsefesi hiçbir kanunda yazmaz mı? Adalet özünde eşitliktir. Somutlaşmış hali, kanun önünde eşitliktir. Ben AK Partili olmasaydım burada olmayacaksam, eşitlik yoksa adalet var mı? Adalet yoksa hukuk devleti var mı? Siz 'hukuk devleti' diyebilir misiniz? Cumhuriyet Halk Partilileri toplayın getirin, bir tane AK Partiliyi getiremeyin; çok daha somut delillerin olduğu davalar kapatılsın, bizim hakkımızda ise bir tane hapisten kurtulmak isteyen bir meczubun ifadesiyle ben on aya mahkûm edileyim...

Eski CHP Milletvekili

Sayın Başkan; Savcı Bey ilk polis ifademe baksın, o ifademden farklı bir şey çıkmış mı? Bana ne söylendiyse Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak doğruyu söyledim. Polis ifademi doğru verdim. Savcılık ifademi doğru verdim. Bugün burada da doğruyu söyleyeceğim. 10 aydır hücredeyim; ama doğruyu söylemeye devam edeceğim. Çünkü ben bu toprakların çocuğuyum. Ben Trabzon'un Maçka'sından geldim. Babam devlet memuruydu, biz altı çocuktuk. Ben, bu ülkenin devlet okullarında okudum. Atatürk bursu aldım. Bilkent Üniversitesi'nde okudum. Duke Üniversitesi'nde okudum. London School of Economics'te okudum. Hepsinde burs aldım. Bu topraklar bana bu imkânı verdi. Ben bu topraklara minnet borçluyum; rüşvet borçlu değilim. Bakın, bir insanın hayat çizgisine bakın: Okul birincisi olmak, devletin en iyi üniversitelerinde okumak, dünyanın en iyi üniversitelerinde burs almak. Bir insan buraya kadar gelir de 100 milyon lira rüşvet mi alır? Mantıken mümkün mü bu? Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğü'nde; yani devletin en stratejik biriminde çalıştım. Türkiye'nin AB üyelik sürecini yönettim. AB Genel Sekreterliği'nde Mali İşbirliği Başkanlığı'nı yürüttüm. Türkiye'nin AB'den aldığı tüm fonları yöneten kişiydim. Milyarlarca dolarlık bütçe benim elimden geçti. Bu süreçte bir kuruş bile yanlış bir yere gitmemiştir.

Eski CHP Milletvekili

Ya ben burada çok beyefendi davranmışımdır, hiçbir şüphem yok ama benim hissiyatımı düşünün. On kere tutukluluk incelemesine çıktık. Ya dedim ki; 'Bir hata ettiler, beni gözaltına aldılar.' Çünkü o milletvekilinin zaten Ankara’da olması lazım... Hiç kimsenin hiçbir şey dinlediği yok. Sayın Başkanım, savcı ne yazmış biliyor musunuz? Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhuriyet Savcısı mahkemeye şunu yazmış: 'Suç sübuta erdiğinde...' Ha, yani sabit olduğunda... Ya bu tip suçlarda sabitlik ne demek ya? Ne var elde? İddianamenin bütününe silsile olarak bakın; o tarihte Ertan Yıldız’ın ifadesi var. Ersan Yıldız’ın ifadesini 'sübuta ermiş bir fiil' olarak görüp bir milletvekilini suçladılar. Ya ben on kere tutukluluk incelemesine çıktım Sayın Başkan; ya böyle devlet olur mu? Gidiyorum; hâkim hanımefendi, gencecik bir kızcağız. Ne diyor biliyor musun? 'Tutukluluğunun devamına karar verildi.' 'Hâkim hanım' diyorum odasında, 'Ne yapayım?' diyorum; hâkim hanım bakmıyor bile. Geliyorum eşime diyorum; 'Tutukluluğuma devam kararı verdiler.’Hâkime hanım 'devam' demeden çıkıp gidiyor. En sonunda bir yazı yazdım. Dedim ki: 'Beni hiç dinlemediniz, bunun tarihi sorumluluğu var üzerinizde.' O zaman bir beyefendi beni çağırdı. Tam başladım; o zaman bir şeyler anlatacağım, uluslararası denetçiyim ya... 'Sen' dedi, 'bağış olduğunu kabul mü ediyorsun?' 'Ben böyle bir şey söylemedim' dedim. Tam o sırada tutukluluğun devamına karar verildi. Kalktık, vallahi siz geldiniz; büyük umutla hâkime kavuşacağız dedik. Kaç ay sonra? Yedi ay, on ay... Nasıl bekliyoruz biliyor musunuz? Bu mahkemeye sizler tensip zaptı hazırladınız. Ya Sayın Başkan, anlıyorum üzerinizde çok büyük yük var. Anlıyorum Cumhurbaşkanı'nın siyasal baskısı var, bakanlıklar var. Sayın Başsavcı başını koymuş bu işe. Ama biz adaleti sizden bekliyoruz. Siz şimdi ne Cumhurbaşkanı adına, ne benim adıma, ne de CHP adına değil; Türk milleti adına karar vereceksiniz.Ya Başkan, üç satır yazıyla tutukluluk olur mu ya? Yüz dört kişi hakkında iki satır yazılsın: 'Tutuklama süresi dikkate alındığında yurt dışına çıkış yasağı...' Ya benim zaten yatarım yok, ben o yazıyla tutukluyum sadece. Yazık değil mi bana? İnsan olarak bakın; milletvekili olmayı geçtim, şurada bir sürü masum çocuk var, hepsini bırakın ben yatayım. Şoför var ya orada, onu bırakın ben yatayım. Ama bana insan olarak bakın. Günah değil mi Sayın Başkan ya? Karınca gibi, su içer gibi sizi bekledik biz. Tensip kararı yok, öbür karar çıktı, geldi önüme. Baktım ve devlet adına üzüldüm Sayın Başkan.Yalnız, 'çok zor dava' diyorsunuz. Ya dört bin sayfa, ben ne yapayım? Yüz dört sanık var... Sayın Başkan, kabul etme bu iddianameyi! Ya böyle bir iddianameyle ben nasıl başa çıkarım? Dört yüz kişiysek ben derdimi nasıl anlatacağım? Dört yüz kişi... Ya böyle on tane davaya bizi böldüğünüz gibi şu anki on davaya on mahkeme baksın; bir çatı davanız olsun, siz de başkanı olun. Türk milleti yargı adına öyle bir karar verince; vallahi Tayyip Bey de Özgür Özel de ben de Ömer Çelik de Binali Yıldırım da desin ki: 'Kardeşim haddimizi bilelim, bir yargı var.' Adalet böyle olur. Ama öyle yapılmıyor. Niye? Çünkü on tane mahkeme ayarlamak zorunda olduğunuzu hissediyorum ben. Ya Türk milleti bunu bekliyor sizden.

Eski CHP Milletvekili

Sayın Başkanım. Bakın, size yardımcı olmaya çalışan bir yurttaş olarak düşünün; çünkü benim söylediklerimin on katını avukatlarım söyleyecek. Ben size sadece genel çerçeveyi çiziyorum. Sayın Başkan. Hiçbirimiz... Benim eşim avukat, ben görebiliyorum; bir kere işini görüyor. Şuraya gelmiş, eşi orada, anası orada. Bakın sizin önünüzde, bakın ailelerimiz burada. Bu aileler, bu çocuklar ne yaşıyor sizce? Bu çocuklara ne diyorsunuz? Hiçbir delil yokken, sadece bir etkin pişmanın sözüyle babalarını, annelerini, kardeşlerini tutukluyorsunuz. Türk milletine ne söylüyorsunuz? Bakın ben burada çok duygusal davranmak istemiyorum; ama gerçek bu. Benim eşim hamileyken tutuklandım. Kızım doğduğunda cezaevindeydim. İlk adımını attığında cezaevindeydim. İlk kelimesini söylediğinde cezaevindeydim. Bakın, bunlar geri gelmeyecek. Bunları hiçbir tazminat karşılamaz. Benim kızıma kim hesap verecek? Ben bir gün kızıma ne diyeceğim? 'Baban rüşvetçi değildi ama hücrede yattı' mı diyeceğim? Sayın Başkan, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde görev yapanlar bile bunu biliyor. Büyükelçilerle, genel müdürlerle çalıştım. Hepsi bilir ki Aykut Erdoğdu, dürüst bir kamu görevlisidir. CHP milletvekili olduğum dönemde Meclis'te yolsuzlukla mücadele eden biriyim. TBMM'de en çok önerge veren, en çok soru soran milletvekillerinden biriydim. 'Nerede bu paralar?' diye sordum. '5'li çete' dedim. Devletin ihalelerini sorguladım. Bakın, ben yolsuzluğu sorgulayan taraftaydım. Ben, Türkiye'nin en büyük yolsuzluk iddialarını Meclis kürsüsünden dile getirdim. Şimdi beni rüşvetle suçluyorlar. Bu ne kadar ironik, bu ne kadar acı… Aynı dönemde yolsuzluk yapanlar dışarıda, ben içerideyim. Ya bunda bir tuhaflık yok mu? Milyarlarca dolarlık kamu kaynaklarının nereye gittiğini sorgulayan kişi, 100 milyon liralık rüşvetle suçlanıyor. Bu senaryoya kim inanır? Bakın, ekonomi üzerine eğitim aldım. CHP'de ekonomi politikalarını yönettim. Bütçe komisyonundaydım, Plan Bütçe Komisyonu'ndaydım. Devletin her kuruşunu takip eden taraftaydım. Şimdi bana diyorlar ki 'Sen rüşvet aldın.' Vallahi... Hem bunu diyen savcılara hem de bu iddiayı yazanlara soruyorum: Bir tane, bir tek tane somut delil gösterin. Bir banka hesabı gösterin. Bir para transferi gösterin. Bir telefon kaydı gösterin. Bir kamera görüntüsü gösterin. Hiçbir şey yok. Sadece bir kişinin ağzından çıkan sözler var. O kişi de hapisten çıkmak için her şeyi söylemeye hazır bir etkin pişman. Ben buna 'delil' demiyorum. Ben buna 'iftira' diyorum.

Eski CHP Milletvekili

Ve Sayın Başkan; bugün döviz kurundan tutun eğitim kalitesine kadar her şey size bağlı, adalete bağlı. Size günah, onun için üç kişisiniz. Hem bu çok da büyük bir fırsat; Allah herkese de nasip etmeyebilir. Ben sizin adınıza kaç gündür düşünüyorum biliyor musunuz? Vallahi çok saygınsınız benim gözümde, Türk milletinin hâkimlerisiniz ya. Seksen altı milyon insan adına en önemli davada karar vereceksiniz. Bu dava; 1960 ve 1980 darbelerinden çok daha önemlidir. Bakın, sizden ve her şeyden daha önemli. Çünkü orada yönetim değiştiriliyordu, orada başbakan değiştiriliyordu; burada rejim değiştiriliyor. Ya Türk milletinin kaderi, benimkinden çok daha önemli.Hapishanede vatan toprağıdır, yatılır ne olacak? Ama emin olun —şimdi eşim duymasın ama— bir sürü hastalığım var, doktora gitmiyorum biliyor musunuz? O kelepçeyi o milletvekiline taktırmayacağım. Ya ölürüz ne olacak ya? Şuraya geldiğimizde... Vallahi bakın, ben Başbakanlık'ta görev yaptım. Bütün bakanlıkları, Adalet Bakanlığı’nı dahi denetledim ben. Ben uluslararası bir denetçiyim. Şu demek: TUS sınavı gibi zor bir sınavı İngilizce olarak Amerika'da geçtim ben. Benim onayladığım mali tablolar dünyanın her tarafında geçerli kabul edilir. Çünkü ben uluslararası bir denetçiyim ve uzmanlık alanımın bir kısmı da 'yolsuzluk soruşturmaları'dır. O rüşvet ve yolsuzluk mevzuatlarını hep ben yazdım. Allah aşkına, ben Yüce Divan dosyalarını tek başıma yazdım. Benden kıdemliler 'suç yoktur' dediler; bakın o zaman DSP iktidardaydı, ben 'suç vardır' dedim, 'bu görülmeli' dedim. Yüce Divan'da yargılandılar, aklandılar; yani AK Parti'nin ilk geldiği dönemlerde af çıktı. Benim yazdığım raporda Halk Bankası dosyalarının hepsinde benim imzam var. En az dört bakanın dokunulmazlığının kaldırılmasını istedim. Hazinede tek başıma yirmi milyar dolarlık işte tek imza yetkilisiydim; ben imzaladığımda ödemeler yapılabiliyordu. Hakkımda tek kelime kötü söz edilmemiştir, sicil dosyama bakın tertemizdir.Ben siyasete girdim; yüz milyar doların üzerindeki yolsuzluğu tek başıma açıkladım Sayın Başkan. Telekom yolsuzluğundan tutun üçüncü havalimanına, TOKİ işlerinden tutun bakanların en çekindiği milletvekiliyim. Kendi partimde de sorun oluyordu bu durum, bir sürü sorun yaşadım. Ve geldiğimiz noktada; ya sekiz aydır bana 'suçun yok' diyen de yok, günahım çok diyen de... Her gün o televizyon kanallarındayım. Anlıyorum, bir partiyi desteklersin ama bir de kul hakkı denen bir şey var. Hayatım boyunca bu iş dahil, rüşvet şüphesi olan bir işin yanından bile geçmedim. Ya her türlü şeyimize baktınız Sayın Başkan ya; benim bir evim, bir arabam var. Ben, dünyanın en iyi okullarında okudum; Amerika'nın Boğaziçi'sinde, İngiltere'nin İTÜ'sünde okudum ben. Ben uluslararası denetçiyim. Dünyanın en büyük global bankası bana baş denetçilik önerdi. Milletvekilinden aldığım maaşın sekiz katı maaş, New York'ta ev, limitlerine ulaşılamayan kredi kartı teklif ettiler. Dedim ki: 'Türkü dinleyemediğin bir ülkede ne yapacaksın?' Geldik buraya. Gelmeye geldik işte, buraya geldik.

Eski CHP Milletvekili

Sayın Başkan, başka ne iradem var? Eş seçimi, çocuk seçimi, eğitim seçimi, meslek seçimi... Hepsi ikincildir. Ben kendi hayatım hakkında... yani şunu da söyleyeyim: Bakın CHP'ye girdiğimde, parti tabanında çok sevildim. Bunu söylüyorum; çünkü siyasette şöhret önemlidir ama benim şöhretim dürüstlüğümden geldi. Sayın Kılıçdaroğlu beni ekonomi başdanışmanı yaptı. 2015'te milletvekili oldum. Ankara'da dört yıl boyunca tek başıma bir evde yaşadım. Lüks bir yaşam değil, sade bir yaşam. Devletin verdiği maaşla geçindim. Milletvekilliği maaşı dışında bir gelir elde etmedim. Makam aracım yoktu, danışmanım yoktu; çünkü ben böyle bir insanım. Bakın, beni tanıyan herkes bilir: Ben hayatım boyunca mütevazi yaşadım. Mütevazi yaşadım çünkü böyle büyüdüm. Sayın Başkanım, savcı ne yazmış biliyor musunuz? Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhuriyet Savcısı mahkemeye şunu yazmış: 'Aykut Erdoğdu'nun eşi Beylikdüzü Belediyesi'ne hukuk danışmanlığı yapmıştır.' İftiradır! Eşim Beylikdüzü Belediyesi'ne hiçbir zaman hukuk danışmanlığı yapmamıştır! Bir sözleşmesi var mı? Bir belgesi var mı? Bu niye yazıldı? Baskı oluşturmak için. Savcı, her ayrıntıyı karıştırıyor ve ortaya bir algı çıkarıyor. Biz bunu ispat edeceğiz. Avukatlarım teker teker bunları çürütecek.

Eski CHP Milletvekili

Sayın Başkan; ya böyle devlet olur mu? Gidiyorum; hâkim hanımefendi, gencecik bir kızcağız. Ne diyor biliyor musunuz? 'Çok zor bir dava.' Benim tutukluluğumu veren hâkim diyor ki 'Çok zor bir dava.' Peki niye tutukladın? Sayın Başkan, anlıyorum üzerinizde çok büyük yük var. Anlıyorum Cumhurbaşkanı'nın siyasal baskısı var, bakanlıkların baskısı var. Ben bunları biliyorum. Ama bakın; vicdanınıza sesleniyorum. Vicdanınızla karar verin. Çünkü bu ülkede vicdan var. Bu ülkede adalet var. Ama bu adaleti siz göstermek zorundasınız. Ben inanıyorum. Ben bu mahkemeye inanarak geldim. Siyasi bir mahkeme olduğunu düşünüyorum; ama yine de inanarak geldim. Çünkü sizler hâkimsiniz, savcısınız. Bu toplumun parçasısınız. Sizin de çocuklarınız var, sizin de aileleriniz var. Sayın Başkanya? Karınca gibi, su içer gibi sizi bekledik biz. Tensip kararı yok, öbür karar çıktı, geldi önüme.

Eski CHP Milletvekili

Bir milletvekilini tutukladınız, bir Genel Başkan Yardımcısını... İki kuruma saldırı oldu orada: Birincisi Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve onun genel başkanlığına, ikincisi Meclis’e. Ben Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin üyesiyim. O kanun maddesini yazarken dedim ki: 'Arkadaşlar, biz koyduk onu.' Darbe sırasında ölüyordum, Meclis’teydim, bombalanıyordum. Sağ olsun Tayyip Bey böyle teşekkür ediyor bana... Özgür Özel ile birlikte ölüyorduk Sayın Başkan. Bekir Bozdağ orada konuşuyor, Meclis’e bombayı vurdular. Bekir Bozdağ tam ortasındaydı. 'Bekir abi, konuşmaya devam et' dedim. 'O kürsüde konuşmaya devam et, yenildi demesinler' dedim. Siz o Meclis’in bir üyesini bu iddialarla aldırdınız ya... Siz aldırdınız demiyorum; sizin önünüze gelen iddianameyle aldılar beni. O, Meclis’e saldırıdır.O yasa diyor ki; bir milletvekili görevdeyken, Ankara’da Cumhuriyet Başsavcısı —bakın normal savcı da değil— Başsavcı veya görevlendirdiği bir vekili tarafından soruşturulup suç ne olursa olsun Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanır. Şimdi hakaret suçu var, Ağır Ceza'da yargılanıyorum; biz bunu anlattık ama 'biz öyle yorumlamadık' dediler. Ya sen nasıl yorumlamazsın? Ben kanunu yazan ekipteyim. Niye yazdı bunu biliyor musunuz? O zaman FETÖ belası var başımızda; dedik ki bunlar bir yerde bütün Meclis’i alır götürürler. Gümüşhane’de bir tane Başsavcı, bir Sulh Ceza Mahkemesi Başkanı bulun, Meclis'i iki yıl tutarsınız. Aynı bizi tuttukları gibi... Şimdi beni buraya getirdiler, tamam, usul oldu artık. Hükmü de çektim; yani hükümlü gibi cezamı çektim artık. Hükümlüyüm ben yani; tahliye edin, etmeyin, ben cezamı çektim. Bir tane eylemim vardı, on aydır hapisteyim; fazlasıyla çektim.Ancak yarın Bayburt’tan bir tane Başsavcı çıkıp; 'açılım' süreci, yolsuzluk veya döviz kuru diyerek bütün Meclis’in milletvekillerinden o dönem görevde olanları topladığı zaman ne yapacağız? Ya şu an 'açılım' sürecinden dolayı herhalde seksen-yüz tane milletvekili... Açılım başarısız oldu diye 'bakın siz PKK’lısınız' diyerek topla hepsini! Veya işte Halk Bankası’ndaki şu iş... 'Sen ona telefon açmışsın bir Ertan Yıldız da onlar buldu, topla hepsini, iki yüz milletvekilini getir Bayburt’a... Hukuka aykırı bu! Vallahi mahkeme başkanı, şu an kanun sizsiniz. Şu an kanun sizsiniz; Türk milleti adına karar vereceksiniz ya! Ya neye göre karar veriyorsunuz siz? Türk milleti adına karar vermek keyfi bir karar değil ki. Sizin önünüzde dört tane kriter var: Birincisi Anayasa. Yasama organı koymuş o Anayasa'yı, siz de yargı olarak onun yasasına uyacaksınız. Anayasa yok, yasa var, değil mi? Bir de içtihat var; yani sizden yüksek mahkemedeki tecrübeli abilerinizin verdiği kararlar. Bunlar yoksa 'vicdan' diyorlar da o vicdan da öyle keyfi bir şey değil; 'Siz bunların yerine geçseniz, bu verileri görseniz nasıl karar verirsiniz?' diye düşünmektir. Bana bir tane Yargıtay kararı söyleyin ya; bir Yargıtay kararı söyleyin ki, sadece bir beyanla bir kişi tutuklanmış olsun ve Türkiye’yi sarsacak bir olayda bu yapılsın. Olmaz, olmaz!

Eski CHP Milletvekili

Sayın Başkan.Yalnız, 'çok zor dava' diyorsunuz. Ya dört bin sayfa, ben ne yapayım? Yüz dört sanık var... Sayın Başkan, kabul etme bu iddianameyi! Ya böyle bir iddianameyle ben nasıl başa çıkarım? Dört yüz kişiysek ben bir günde kaç dakika konuşabilirim? Üç-beş dakika konuşabilirim. Bir yargılama üç-beş dakikaya sığar mı? Bakın bu kadar sanıklı bir dava, sağlıklı bir yargılama süreci yürütmeyi teknik olarak imkânsız kılıyor. Bu, adil yargılanma hakkının da ihlali demek. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, böyle davalarda sanıkların bireysel olarak kendilerini ifade edemediğini tespit etmiştir. Biz de bu durumdayız. Sayın Başkan; bugün döviz kurundan tutun eğitim kalitesine kadar her şey size bağlı, adalete bağlı. Size günah, yargılanıyor diye adam suçlu değil. Buradaki herkesin masum olduğunu söylemiyorum. Bunu söylemek bana düşmez. Ama kendi adıma söylüyorum: Ben masumum. Hücrede de söyledim; burada da söylüyorum ve bu söylediğimin doğruluğunu ispatlamaya hazırım. Benim bir hücrede on ay yatmam, benim suçlu olduğumu göstermez. Benim tutukluluk halim, delil yokluğunun bir göstergesidir. Delil olsa, bu kadar etkin pişmana, bu kadar beyana gerek kalmazdı. Gerçek deliller konuşurdu. Ama konuşan bir şey yok. Konuşan sadece hapisten çıkmak isteyen insanlar.

Eski CHP Milletvekili

Sayın Başkan? Bir düşünelim. Olumlusunu da düşünelim ama ben olumsuzunu anlatacağım; çünkü ben hücreden geldim, yüreğim yanıyor. Bakın, bu ülkede ciddi sorunlar var. Ekonomi kötüye gidiyor. İnsanlar geçinemiyor. Gençler umutsuz. Eğitim kalitesi düşüyor. Sağlık sistemi çatırdıyor. Bakın, bunların hepsi adaletle ilgili. Adalet yoksa ekonomi de olmaz, eğitim de olmaz, sağlık da olmaz. Çünkü yatırımcı, adaletin olmadığı yere gelmez. Girişimci, hukuki güvence olmadan risk almaz. Genç beyinler, adaletsiz bir ülkede kalmak istemez. Bakın, Türkiye'den beyin göçü her yıl artıyor. Niye? Çünkü insanlar kendilerini güvende hissetmiyor.

Eski CHP Milletvekili

Sayın Başkanım, anlıyorum sizi. Bitireyim, sizi de sıkmayalım. Yok, hayır; şey anlamında söylüyorum, bazen insan çok konuşunca sıkılır; ama vallahi söylenmesi gereken çok şey var. Bakın son olarak ekonomiden bahsedeceğim; çünkü bu benim alanım. Ekonomist olarak söylüyorum: Türkiye'nin en büyük sorunu güven bunalımıdır. Yatırımcı güvenmiyor, vatandaş güvenmiyor, uluslararası toplum güvenmiyor. Niye güvenmiyorlar? Çünkü hukuk devleti yok. Çünkü yargı bağımsız değil. Çünkü mülkiyet hakları korunmuyor. Çünkü sözleşme güvenliği yok. Bakın, bunların hepsi ekonomik sorunların temelinde yatan adalet sorunlarıdır. Sayın Başkan, bir de şunu söyleyeyim; bir üç-beş dakika daha müsaade edin gerilmeden. Makro ekonomik tespitlerdeki bilgimi kullanayım. Türkiye'nin dış borcu rekor seviyede. Cari açık artıyor. Enflasyon iki haneli. Faiz oranları yüksek. İşsizlik, özellikle genç işsizlik çok ciddi boyutlarda. Bunlar rakamlar; siyaset değil. Bu rakamların arkasında milyonlarca insan var. Bu insanlar geçinemiyor, gelecek kaygısı yaşıyor. Peki çözüm ne? Çözüm, güven ortamı yaratmak. Güven ortamı da ancak adaletli bir yargı, bağımsız kurumlar ve hukuk devletiyle mümkün. Yani siz burada karar verirken, aslında sadece bireysel bir dava hakkında karar vermiyorsunuz. Türkiye'nin geleceği hakkında da bir mesaj veriyorsunuz. Eğer adaletli bir karar verirseniz; bu, yatırımcıya 'Bu ülkede hukuk var' mesajı verir. Bu, gençlere 'Bu ülkede gelecek var' mesajı verir. Bu, dünyaya 'Türkiye güvenilir bir ülke' mesajı verir. Ama tersi olursa? Tersi olursa, zaten olan olur. Beyin göçü devam eder, yatırımcılar kaçar, ekonomi daha da kötüleşir.

Eski CHP Milletvekili

Sayın Başkanım, çıkmaz. Türk'ün aydını, bu milletin aydını bunu görse, bu dava açılmaz. AK Parti'ye yazık değil mi? Bakın, bir saniye geriye çekilin; siyasetin dışında düşünün. AK Parti bu ülkeyi yirmi üç yıldır yönetiyor. Yirmi üç yılda neler oldu, neler bitti. Ama bugün gelinen noktada; iktidar partisi bile bu yargı sürecinden zarar görüyor. Çünkü bu süreç, Türkiye'nin uluslararası itibarını sarsıyor. AB ile ilişkileri geriye götürüyor. Yatırım ortamını bozuyor. Sayın Başkan: Çok hazırlıksız bir savunma yaptım. Teknik savunmayı avukatlarım yapacak. Sorduğunuz her soruya, ayrıntısıyla cevap vereceğim. Ama şunu bilin: Ben masumum. On aydır hücrede yatmam, masum olduğum gerçeğini değiştirmez. Beni suçlayan tek bir somut delil yoktur.

Eski CHP Milletvekili

Sayın Başkan. Ya bir telefon vermişler, 'Al bunu buraya götür' demişler. Çocuk 10 aydır tutuklu. Bekliyorlar ki çocuk, pişman olsun. Bekliyorlar ki çocuk, 'Evet ben yaptım' desin. Ama çocuk demiyor. Çünkü yapmamış. Bakın, ben de demeyeceğim. Çünkü yapmadım. On ay da yatarım, yirmi ay da yatarım; ama yapmadığım bir şeyi kabul etmeyeceğim. Bu benim onurumdur. Bu, aileme, çocuğuma, bu topraklara olan borcumdur.

Eski CHP Milletvekili

Sayın Başkanım, siz Cumhurbaşkanı'na da AK Parti'ye de Türk milletine de hepimize büyük iyilik edersiniz. Şimdiyelik bitiriyorum ve sorularınızı bekliyorum.

Eski CHP Milletvekili

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.