Bugün burada, tertemiz bir Türk bürokratının savunma makamında bulunuyorum. Savunmamız bir set halinde olacaktır. Benim savunmamı açılış konuşması olarak değerlendiriniz. Benden sonra Danıştay eski Genel Sekreter Yardımcısı ve Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Avukat Engin Çakmak ve 40 yıldır kumpas davaları, özel yetkili mahkemeler, her türlü belada, sıkıntıda bütün vatandaşın yanında olan, ceza teorisini adeta yaşayan avukat Aynur Tuncer Yazgan, Doçent Doktor için savunmasını verecektir. Şimdi huzurdaki iddianameyi, hukuksuz olmasına rağmen, hukukla savunmak durumunda kalıyoruz. Her bir cümlemizin, hak etmediği halde bu iddianameyi değerli kıldığının farkındayım; ama ne yazık ki teori de gerçeklik de bize bunu icbar ediyor, zorluyor. Aslında öyle bir müvekkili savunuyoruz ki müvekkil bize bir şey bırakmadı. Gördüğünüz üzere gerek bürokratik kariyeriyle gerekse akademik kariyeriyle bir şiir gibi yaşadığı her şeyi adeta duvarlara vura vura, oradan da sektirerek, haksızlığın kafasına vura vura bizlere izah etti. Ekrem Bey, böyle bir bürokratla çalıştığı için herhalde bugün bir kez daha gurur duyuyordur. Annesi böyle bir evlat yetiştirdiği için, eşi de böyle bir koca seçtiği için, kardeşleri de böyle bir kardeş olduğu için sanırım gurur duyuyordur; çünkü ben de böyle bir müvekkilim olduğu için şu anda gurur duyuyorum. O kadar basit ki Buğra Bey'i savunmak; çünkü yokluğu savunmak özel bir çaba gerektirmiyor. Kendisi 12 tane eylemden suçlanıyor, 12 eylemin 4'ünde yok. Film repliği gibi; diyor ya filmde, "Baba diyor akü yok" diyor, "Nasıl?" diyor, "Komple yok" diyor. Buğra Bey için komple yok 4 tane eylem; yok. Ve doğal olarak siz önünüzdeki iddianameden bir soru yönelttiniz, dediniz ki: "Buğra Bey, sizle ilgili bir ifade var; bu ifadede para alındığı söyleniyor ve bununla alakalı işlemlerin yapılması için sizin görevlendirildiğiniz söyleniyor." Buğra Bey dedi ki: "Efendim ben o tarihte İstanbul'da değildim." Doğal olarak siz de şaşırmış olmalısınız, hepimizin şaşırdığı gibi. Normalde CMK'ya göre bu sorunun bile sorulmaması lazım; ama siz de bu hukuksuzluğu hukukla aşmak zorunda olduğunuz için bu soruyu yöneltmek durumundasınız. Yaşar Kemal İnce Memed'de diyor ki: "Demir olsam çürürdüm, toprak oldum dayandım." Ben Buğra Bey'e bakınca bir toprak gördüm; ancak toprak böyle dayanabilir 15 aylık mesnetsiz iddialarla. Rüşvetten giriyorsun, iddianame açıklanıyor, rüşvet yok. Hani nerede rüşvet? Nerede? Yani hukuk bu kadar kolay olabilir mi? Biz 15 aylık süredir bugünü bekliyoruz. Ne için? Böyle tertipli, temiz bir adamın adına, onun lehine birkaç cümle edebilmek için. Şükürler olsun Allah bize bugünü nasip etti. Sizin heyetinizin hukuka inancının tam olduğunu görüyorum; inanıyorum, inanmak istiyorum.
Buğra Gökce Müdafii Av. Afşin Hatipoğlu Savunması
Kendisi Gulag Takımadaları'ndan bir örnek verdi, Soljenitsin'den. O kitabın bir yerinde bir de şöyle bir şey yazıyor; kendisi okutunca bende bir çağrışım yaptı, belki ben de yansıtabilirdim ama sözle ifade edeyim. Diyor ki hakim açısından (biliyorsunuz Soljenitsin komünizmin yıkılmasına vesile olan yazarlardan biri kabul edilir, 3 cilttir o kitap); o kitap bir zulmü anlatır ama zulmün içinde adaletin nasıl kıyım kıyım kıyıldığını anlatır. Hani Mevlana'nın dediği gibi, "şerha şerha ez fırak" dilim dilim bölmek; işte siz bugün bu dilim dilim bölünmenin karşısına geçecek olan heyet misiniz, yoksa bu dilim dilim bölünmeyi engelleyemeyecek bir heyet misiniz? Biz bunu yargılamalar boyunca göreceğiz, müşahede edeceğiz; hukuk tarihi de görecek, insanlık da görecek. İşte bu Soljenitsin diyor ki orada: "Biz bazen adil olmayı göstermek için doğru kararlar verdiğimiz de olurdu" demiş hakim. Ama ben Türk hakimlerinin Rus hakimlerinden daha onurlu olduğuna inanıyorum ve onun için sizlerin burada en doğru kararı vereceğinize itimat ediyorum. Bu bağlamda savunmamın bu kısmında iddianamenin nasıl bir hukuksuzluk içinde olduğunu izaha geçmek isterim. Ben bu iddianameyi ilk yayınlandığında kamuoyuyla paylaşmak için çalıştım. Hiçbir vasfım olmamasına rağmen basit bir avukat olarak çalıştım ki Buğra Bey'le müvekkil-avukat ilişkisinden önce bir ağabey-kardeş ve dostluk ilişkim vardı ve devamında avukat olarak kendisine destek olmak için burada bulunuyorum. Ben normalde ceza avukatı değilim; ceza avukatı diye bir klasifikasyon da olmaz ama ceza ile ilgilenen bir avukat değilim. Ben bir tapu kadastrocuyum. Ben, 2007 yılında tapu memuru olarak Adana'da göreve başladım, 3 yıl Tapu Kadastro'da bölge müfettişliği yaptım, Milli Emlak memurluğu yaptım, Tapu Kadastro uzmanlığı yaptım, 10 yıldır da kendi alanımla ilgili avukatlık yapıyorum. Benim cezanın teorisini Aynur Tuncer Yazgan gibi bilme şansım yok. Ben insanlığı, hukukun teorisini ve branşı olan tapu kadastroyu bilme durumundayım ve şu anda size bu iddianamenin tapu ve kadastro açısından nasıl rezil bir iddianame olduğunu, özel hukuk açısından nasıl bir paçavra olduğunu, insanlık açısından da muhatap alınmaması gerektiğini tek tek izah edeceğim. Benim tanımımla bu iddianame, izale edilmesi gereken bir hukuk atığıdır; izale edilmesi gereken bir hukuk atığıdır. Belediye yargılaması olduğu için bu 2 kelimeyi tercih ettim; izale ve atık. Biliyorsunuz belediyeler en çok izale işleriyle ve atık işleriyle uğraşırlar.
Peki neden? Bakalım; şimdi o yayınladığım notlar işimize yaradı. Ben bu avukatlığı yapacağımı da bilmiyordum, dediğim gibi ben tapu kadastrocuyum; ceza avukatlığını buradaki meslektaşlarım gibi yapamam. Bir gibi ceza avukatlığı yapabileceğime inanmıyorum ya da buradaki diğer meslektaşlarım kadar bu işe hakim olduğuma da inanmıyorum; ama böyle meslektaşlarla bu mesleği icra etmekten de gurur duyuyorum. Yani şurada ben bu iddianameyi okuduğumda 23 tane etkin pişmanlıktan faydalanan isim gördüm, daha burada etkin pişmanlığını tekrar eden bir kişi görmedim; işte bu, buradaki avukatlar sayesindedir. Resmen o avukatların savunma gücü ve kamuoyunun buradaki duruşmaya gönderdiği enerji, etkin pişmanlıktan faydalananların (o yaptıkları kendi ifadeleri olduğu için söylüyorum) hatayı geri çektiklerini gösterdi bize. Ve ben bu kıymetli mesleği burada meslektaşlarımla icra etmekten gurur duyuyorum. Gelelim iddianamenin içeriğine… Önce genel kısmına gelelim; çok enteresan bir iddianame. Cezayla uğraşmamama rağmen cezayı buradan öğrenmeye başlamak benim için bir kazanç mı, kayıp mı? Onu bilmiyorum. Diyor ki iddianame: "Örgütün gizliliği." Aynen iddianamedeki ifadeden, cümleden okuyorum; yaşımız ilerlediği için yakın gözlüğümü değiştireyim. Devamındaki beyanlarda ise gizliliğin ispatı olarak tanıkların "belli kişiler dışında kimseyi toplantılarına almazlardı" ifadesine yer verilmiş. Vay ya! Yani bir insan istediği ile toplantı yapıp istediği ile toplantı yapmama hürriyetine sahip değil yani bu memlekette, bu bir örgütün gizliliği. Bu ne kadar gariban bir örgüt ki kendini gizleyebilmek için bulduğu tek yöntem insanları toplantıya almamak; nasıl olacak bu? Böyle bir gizlilik olabilir mi? Bizim bir Anadolu deyişi vardır; "Pınar başından bulanır" diye. İddianamenin başı buysa sonu nasıl olacak? Bakalım, sonuna doğru gidelim nasıl olacak. 143 tane eylem var bu iddianamede, iddianamenin tamamı 3738 sayfa. 450'ye yakın sanık var şu anda bu iddianamenin içinde; daha operasyonlarla alttan kaç kişi gelecek onu da bilen yok.
Peki bu iddianamede müvekkilin yargılandığı bölüm, yani Medya AŞ, Kültür AŞ kaç sayfa? Hiç özel olarak baktınız mı? Ben baktım. Kaç sayfa biliyor musunuz? 2300 sayfa; 2300 sayfa. 3800 sayfanın 2300 sayfası Medya ve Kültür AŞ. Dedim ki ya 2300 sayfalık ne var bu işte? Merak ettim. İlk 250 sayfası ifadeler ama eylem yok, sadece ifadeler. Sonra eylemler başlıyor, aynı ifadeler yine başlıyor; bir eylem oluyor, o ifade yine geliyor. Yani adalet, iddianamenin kalınlığıyla mı yoksa delil, ispat ve sübutuyla mı ölçülür? Biz bu memlekette, ben İstanbul Hukuk Fakültesi mezunuyum; bana öğretilen ceza teorisi ya da hukuk mantığında delil, ispat ve maddi gerçeğin ortaya konulması diyordu. Adaleti tesis etmek için iddianame sayfa sayısının arttırılmasından bahseden bir cümle, kelime ya da kitap okumadım ben. Mesela bir iddianame 'nin ifadesinin hem başına hem de ortasına, 'un ifadesini hem başına hem ortasına neden tekrar eder? Bunun hukuka nasıl bir faydası var mesela? Hangi eksiğimizi tamamlıyoruz? Yani şu mantığa mı gidiyoruz? Şimdi iktidar sevdiği için böyle cümleleri araya sıkıştırayım belki ilgilerini çeker, arada da ayet diyerek şöyle biraz vurgu yapayım hoşlarına gider; yani ne kadar tekrar edersem o kadar faydalı mı olur? Neden 2300 sayfa? 2300 sayfanın içinde ifade dışında hiçbir şey yok. Orada geçen 1 numaralı etkin pişmanlıktan faydalanan isim buraya geldi, konuştu. Adam dedi ki: "Bana deselerdi ki Roma'yı bile sen yaktın, diyecektim ki Roma'yı ben yaktım." Bizim bir şairimiz vardır, Allah rahmet eylesin; Ozan Arif. C-5 diye bir şiiri vardı, orada diyordu ki: "Çocuklarıma neler ettiler, Atatürk'ü bile öldürdüm, dedim." Yani öyle bir noktaya getirdiler ki insanları. Şimdi bu iddianamede adam İzmir'deyken burada suçlanıyor. Adam başkan adaylığı için istifa etmiş, yine suçlanıyor. Yani Buğra Bey'e iyi ki belediye faaliyetleriyle ilgili bir yükleme yapmadılar; böyle bir keyfiyet olabilir mi, düşünülebilir mi? Ama bu iddianamede var.
Devam edelim; iddianamenin lider kısmı, not 3. Benim notlarımda 3; lidere bakalım. Demiş ki: "Ahtapot" ifadesi kullanılırken kamuoyunda konuşulduğu gibi kamuoyunda bu, pardon, Sayın Erdoğan diye niye yazmamışlar buraya? Sayın Erdoğan ne zaman kamuoyunda oldu? Bu ifade Cumhurbaşkanı'nın ifadesi. Ya bu kadar şeyi yazdığınızda Sayın Cumhurbaşkanı'nın adını mı yazmaktan imtina ediyorsunuz? Bir iddianamenin siyasi mülahazadan arınmış olması gerekmez mi? Arınmış olması. Arınmak sadece başka şekillerde mi olur, burada bir arınma gerekmiyor mu? Yani bir kalem yazarken iddianameyi siyasi konuşmalardan kendini beri etmesi gerekmez mi? Ama burada diyor ki ahtapot gibi sarmış. Şimdi bu biraz, dedim ya ceza hukukuna uzağım, çalışayım dedim; dediler ki CMK 170 var. Olaylar delillerle beraber iddianameye yazılmalı; ahtapotu hangi olayla yazmışlar çıkartamadım ama 170 buraya yazılmış. Devam etmiş; mesela meslektaşımız 'a bir suç atfedilmesini gizlilik başlığında yazmış, iddianamenin başında gizlilik. Kütahya Ceza İnfaz Kurumlarına avukat gönderdiği iddia edilmiş 'ın; işte "Bir derdiniz, sıkıntınız var mı?" diye sordular, bu da gizlilik içinde ifadesinin değiştirilmesine yönelik beyan olarak alınmış. Ne zamandan beri bir avukatın cezaevine gidip "Bir ihtiyacın var mı?" demesi suç ve hukuka aykırılık oldu? Aç. Bu müthiş bir cümle. Bu arada, bu vesileyle bir televizyon programında yanlışlıkla Serdal Bey'in sanırım adını kullanmışım; o 'ymış, onu bu vesileyle ifade edeyim. Cümlenin güzelliğine bakın; diyor ki amaç başlığında: "Seçimi kazanmamız için en az 2.000.000.000 dolar paraya ihtiyacımız var." Bunu ile 'in olduğu bir toplantıda duymuş, duyan . Gelmiş, 'ya söylemiş; da kollukta ifade etmiş, "Ben Murat'tan, Murat'ın katıldığı bir toplantıda duyduğu bir cümleyi size aktarıyorum" demiş. Tavşanın suyunun suyu; nedir, 2.000.000.000 dolar. Vallahi 450 kişi yargılanıyor, hepimiz televizyon izliyoruz; ben daha bu kadar gruba yapılan o operasyonda evinden 2 dolar çıkan adam görmedim. Bu 2.000.000.000 dolar dediğiniz para, saymakla bitecek bir para değil. Bunlar bunu nereye gömmüş, nereye çıkartmış? Kendisi de yok toplantıda, başka birinin olduğu toplantıdan duyduğunu aktarıyor ve bunu koskoca iddianamenin temeline yazmışlar. Vallahi bravo, gerçekten bravo.
Sonra bu kurultay olayı var, bu müthiş; şu anda biliyorsunuz ülkemizin gündeminde, kurultay olayı. Kadıköy Belediye Başkanı'nın resmini koymuşlar oraya. Kadıköy Belediye Başkanı'nın bu davayla ne ilgisi var, ne alakası var? Adamı yuvarlak içine almışlar, soyadını unuttum şimdi, adı Mesut sanırım; Mesut Bey'i almışlar. Sanık mı, şüpheli mi, tanık mı? Adamı niye işaretliyorsunuz, iddianamede adam yok. Niye adamı orada işaretliyorsunuz, adam orada duruyor. Ekrem Bey, bunlarla beraber CHP'yi ele geçirmeye çalışmış! Müthiş vallahi, şimdi oraya geleceğiz zaten. Ve gelelim iddianamenin başında para kuleleri, CHP il binası para kuleleri mevzusuna. Şimdi dedim ya ben tapu kadastrocuyum diye, şimdi pamuğu sürdük iğneyi çıkartalım. Şimdi Sayın Başkanım, Tapu Kadastro mevzuatına göre bu mevzuatın dayanak verdiği 323 sayılı vergi tebliği vardır. Bu tebliğe göre para alışverişi tapularda elden yasaldır; 1 Temmuz 2026 itibariyle bu uygulama kalkacak, bakın, yani şu anda yasal. Ama o para kuleleri denilen şey, hukuka uygun olmasına rağmen elden verilen paranın hukuka aykırı olduğu şeklinde yazılıyor, çok enteresan. Ben size bir ek bilgi daha vereyim; Tapu Sicil Tüzüğü'ne göre tapu müdürüne emaneten para verebilirsiniz. İki taraf taşınmaz alım satımı yaparken güven unsurundan dolayı tapu müdürüne parayı verirler, daha sonra satış yapıldıktan sonra hak sahibi o parayı alır. Türkiye'de hangi kurumda, burada meslektaşlara soruyorum, hangi kurumda bir müdüre elden para vermek yasal mevzuatta tanımlıdır? Tapu Sicil Tüzüğü'nde var bu ama burada suç. Mecbur girmek zorunda kalıyorum çünkü insan mesleğiyle ilgili; ben 20 yılımı verdim bu işe, 2 tane kitap yayınladım, birçok program yaptım, 5 yıl dershanelerde ve tapu kadastroda öğretmenlik yaptım. Bodrum'da bir olay var burada, buna mecburum girmeye yani elimde değil; bu beni huzursuz eder söylemesem. 'nun şirketi, bir bu "Para Kuleleri" başlığı içinde anlatıyorum, parantez açtım: 'nun şirketi, bir taşınmaza sahip olan şirketi devralmış. Bakın, şirketi devralmış ve "bu yasak" demişler, "bu suç" demişler, "nasıl olabilir?" demişler. Taşınmazı neden devralmadı da neden şirketi devraldı 'nun şirketi? Tuncay Bey sanırım genel müdürü. Ya inanılmaz bir şey, 2 kere okudum bunu. Bizim hukukta şirket devriyle taşınmaz almak, harç ve vergi muafiyetidir. Türkiye'deki bütün akıllı tüccarlar taşınmazları değil, şirketleri devralırlar. 1.000.000 liralık bir taşınmazı satın aldığınızda %4 tapu harcı vardır, yani 40.000 lira. 1.000.000 liralık taşınmazı şirketin içinden, şirketi komple devralırsanız 0 lira harç vardır. Bu, burada, bu iddianamede suç biliyor musunuz, bu iddianamede suç. Ya bunu mesela okuduktan sonra, hadi cezacılar bunu bilmiyor dedim ya ben ceza bilmem; iyi de ben bunu her gün meslek olarak yaptım 20 yıl boyunca. Müvekkilime diyorum ki: "Satış için mümkünse taşınmazı bölün, şirket bölümü yapın; taşınmaz devredeceğiniz şirket tarafında kalsın, harç ve vergi muafiyeti için." Buradan para alıyorum avukat olarak. Adam bunu yapsa belki burada iddianamede yardım alacak. Ben nasıl ciddiye alayım ya bu iddianameyi? Ya bunu yazan adamlar tapuyla ilgili bir şey yazdıklarında sormuyorlar mı "Ya bu tapuyla alakası var mı?" diye. Beylikdüzü'nde 10 tane işlem yapar; bu iddianamenin tamamının nasıl dayanaksız olduğunun tek tek ispatıdır. Dedim ya "şerha şerha ez fırak" diye, dilim dilim bölmüşler. Beylikdüzü'nün 10 iddiasının 10'u da tapuyla ilgili; nedense tapular sonuna kadar geliyor, kimin üstüne devredilmiş tapuda yazmıyor. Yazsana, kim verdi, nerede, bir yazıyor musun? Yazmıyorsun; inanılmaz, inanılmaz bir şey.
Şimdi gelelim İBB iddianamesinin girişindeki iki kısma. O iki kısmı da açıklayıp eylemlere geçeceğim; çok uzun konuşmayacağım, onun için endişelenmeyin. Boğaziçi İmar ile ilgili şöyle bir ifade var, demiş ki: "Rutin işler 'in şoförü Kamuran Ataş tarafından getirilmektedir." ifadesinde demiş ki: "Rutin işler, müdürlüğün işlerinin %95'ini oluşturuyor." Yani Boğaziçi İmar'da yapılan işlerin %95'i şoför tarafından mı getirilmeli? Bunu buraya nasıl yazıyorlar ya? Yani çok enteresan, çok enteresan. Ve bu ilk genel tespitlerle ilgili bir kredi bölümü var ki yani müthiş. Şimdi bu uluslararası, bu yine daha eylemlere girilmeyen ilk bölüm bunlar. Diyor ki: "Öyle bir kamu zararına sebep oldu ki" diyor diyor, "53.000.000.000 TL" diyor, "uluslararası finansman, dış kaynaklar falan, tamam." Bunun diyor, "20.000.000.000 TL'sini" diyor, "İBB iştiraklerine aktararak" diyor, "örgütüne aldı" diyor "20.000.000.000 TL'sini." Güzel. "13.000.000.000'ını da" diyor, "kendi şirketleri aracılığıyla aldı" diyor, cümle burada bitiyor. Etti 33.000.000.000, 20.000.000.000 nerede? Nerede kardeşim 20.000.000.000? 53.000.000.000 kamu zararı demişsin, adam 20.000.000.000'ı iştiraklerle getirdi, 13.000.000.000'ı öbür türlü aldı, kaldı 20.000.000.000. Nerede 20.000.000.000? 20.000.000.000'lık hesaplama hatası olur mu ya? Enteresan ama Ağaç Peyzaj, aşevi bölümünde yansıtılan tablo 25.000.000.000 olduğu görülünce, bu hesap hatasının da yapılması son derece normal diye düşünüyorum. Şimdi bu iddianamenin neden izale edilmesi gereken bir hukuk atığı olduğuyla ilgili uzatmadan kısa kısa verdiğim başlıklara örneklerdi. Gelelim bizim kendi müvekkilimize; Doçent Doktor 'ye. Adam, Melih Gökçek'in adını zikretmedi de ben avukat olduğum için rahat rahat zikredebilirim. Melih Gökçek'in yanında tertemiz çıkmış bir adam, 'nun yanında mı kirlendi? Şaka gibi. Adam Melih Gökçek'in yanında tüm o kelimeyi kullanmayacağım, anladınız; korumuş, tarafından buraya icbar edilmiş. Bu takdiri tamamen kamuoyuna bırakıyorum. Şimdi benim verdiğim değerli mübaşiremize bir flaş bellek var. Önce nereden başlayalım, şu Buğra Bey'in de suçlama alanı olanı açabilir misiniz? Suçlama. Evet. Bu arada bunları hazırlar müvekkile verir, bizim müvekkil hazırlayıp bize veriyor; Allah herkese böyle müvekkil nasip etsin. Bu görmüş olduğunuz suçlama Buğra Bey'in suçlaması: 61, 62, 63, 66 birazcık tombala gibi. 1. Çinko yapan varsa söyleyebilir ama burada çinko kadar komik bir şey yok; çünkü adam olmadığı eylemde yargılanıyor, 4 tane eylemde adam komple yok, komple yok. 61, 62, 110, 113, 115 yok, onun için bunu benim savunacağım bir şey de yok; yoku benim savunabilecek bir durumum değil.
Diğer eylemlerin detayını teorik olarak Aynur Hanım söylediğim gibi içine girecek, anlatacak ama burada, burada daha enteresan bir şeyi ben size göstereceğim. Sayın mübaşirimiz, AKP olan bir klasör var, açabilir misiniz? Onun için şimdi de şu resimde olan var ya ortada, onu açalım. Şimdi bakın, biraz önce yine Buğra Bey yansıttı; bunların hepsinde AK Partililerin imzası var, tamamında. Ama bugün burada Buğra Bey yargılanıyor. Buradan çıkalım, diğer 4 tane tek tek onları gösterelim. Buradan Sayın Mübaşir, herhangi birinden 4 taneyi sırayla açacağız. Bakın şimdi, sadece alttaki, Antep'teki belediyeye bakar mısınız? Çorum Belediyesi. Çıkalım, diğerini açalım. Esenler, başlığına bakabilir miyiz, yukarı çıkaralım mı? "Taşınmazların kiralanmasına ilişkin yapılan bazı ihalelerin şartnamelerinde rekabeti engelleyici durumlar." Çıkalım efendim. Trabzon ve Samsun'da var, onları da açalım. Samsun neymiş? "Teknik şartnamelerde ihale..." Çıkalım efendim ve Trabzon, başlığa bakın: "Taşınmazların kiralanması, satın alınması, ihale vesaire." Bu adamlar, gördüğünüz adamlar bunlardan yargılanmıyor; bu belediyelerin hiçbir biri ceza sorgulamasına, yargılamasına muhatap olmuyor. Bir önceki gösterdiğimde 110, 113, 115'te AK Partililer imza atıyor, bu dosyaya girmiyor; Türkiye genelinde ise zinhar hiçbir dosyanın içine girmiyorlar. Esenler Belediyesi bu yargılamaların içindeki eylemlerin aynısını yapmış, Sayıştay bulgusu bu; bu Sayıştay bulgusu. Trabzon Belediyesi aynısını yapmış, Çorum aynısını yapmış; ben almadım daha 12-13 tane daha var, ne kadar AK Partili belediye varsa hepsini yapmışlar. Ya kardeşim, bir insan doğal olarak şunu düşünmez mi? Bu memleketin tek hayırlı evlatları AK Partililer mi, ne kadar hayırsız, uğursuz, işe yaramayan varsa onların karşısında mı? Ya aynı belge, aynı belge, aynı belgeyle nasıl siz bu insanları burada yargılayıp da ömürleriyle ilgili soruşturma bile açmazsınız; bu mümkün mü, bu olabilecek bir haktır.
Bak şimdi, "20.000 sil" yazıyor, oraya girebilir miyiz? Tamam. Şimdi bu meşhur 117. eylem var; torba eylemi. Kaç kişi var aynı oranda burada, 40-50 var mı? Şimdi bakın, burada biraz ukalalık yapalım: Ben Samsun Defterdarlığı’nda Milli Emlak memuru olarak çalıştım; sabah akşam ecrimisil müzekkeresi kestim, sabah akşam. Ecrimisil nedir bilir misiniz? “Ecir” ceza demektir; “misil” de katıyla yapılan ceza. İşgalde olur bu. İşgal, Türk Medeni Kanunu'nun Eşya Hukuku bölümünde mülkiyetin kazanılma haklarından biridir ve bunların hepsi yasaldır. 2886 sayılı kanunun 75. maddesinde ecrimisil açıkça düzenlenmiştir. Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerdeki işgalciler ki bunların adına fuzuli şagil denir; sempatik de bir ismi vardır yani orayı gereksiz kullanan gibi, fuzuli şagil. Fuzuli şagillere ecrimisili kesersin, boş bırakmazsın. Bakın o tabloda var; 2019'da 70.000.000 kesilmiş, 2025'te 1.000.000.000 TL'yi aşmış. Madem şimdi iddianame diyor ya, "Bu" diyor, "kiralama yoluna gidilmeyerek zarara sebep oldu." 2019 öncesindeki yönetim ecrimisil bile almamış ya, adamlar ecrimisil bile almamış. İstanbul'da, 39 ilçede ecrimisil alınacak taşınmazları bulabilmeniz için 3 yönteme gidersiniz: 1. Kişi kendini ihbar eder, der ki "Ben burayı işgal ettim, cezamı kes." 2. Komşusu ihbar eder, "Filanca burayı işgal etti, cezasını kes." 3. Rutin denetimlerde tespit edersin; onun dışında ecrimisili zaten tespit edemezsin. yönetimi ecrimisil kesilecek yerleri tespit etmiş ve onlardan para almış; 70.000.000'luk geliri 1.000.000.000'ın üzerine çıkartmış. Bu adamlar bundan da yargılanıyor. Soru çok basit: Eğer bu memlekette ecrimisil suçsa, Milli Emlak Genel Müdürlüğünün 24 saat içinde kapatılması lazım. Bak, ecrimisil suçsa Milli Emlak Genel Müdürlüğünün 24 saat içinde tasfiye edilmesi lazım. Memleketin her yeri ecrimisil altında; Antalya'daki otellerin kaç tanesi ecrimisilli, tarla, arsa, arazi kaçı ecrimisilli? Bu bir gelir kapısı; gelir kapısı olmasa Devlet Gelir Kanunu'nda, 2886'da ne işi var, ne işi var? Bu nasıl insanların yargılanması için sebep olabilir, inanılır gibi değil, inanılır gibi değil. Yani ben bunu ne ile anlatabiliriz açıkçası bilemiyorum.
Son olarak vali olan bir başlığımız var, onu açabilir misiniz? Şimdi gelelim deminki konuyla eş değer bir konuya: Vali Bey, Buğra Bey de onun gibi bürokrat, burada herhangi bir suç olmayacağını izah etmiş, işaret etmiş, imzalamış ama bu iddianameye yetmemiş. Demiş ki: "Siz ile beraber hareket ediyorsunuz, o nedenle siz suçlusunuz." Bu kadar basit; vali kararı var, vali kararına rağmen yargılanıyorlar. Davut Bey biliyorsunuz bu konuyla ilgili, iddianameyle ilgili ne zaman adı geçse; mesela ben anımsıyorum Ağaç Peyzaj'da bu bir ifade etti, hemen beyan verdi; bak bununla ilgili hiç beyanı yok, imzası var çünkü, senet kesin delildir. Bizim usul hukukumuzda diyebileceği hiçbir şey yok. Şimdi son bölüme şöyle geleyim: Burada gerçek manada hukukun altının üstüne çıkarıldığını görüyoruz, gerçekten; bunun izahı yok. Kendimce açıklamalar yaptım, bu daha da uzatılabilir ama müvekkil o kadar detaylı ve güzel bir savunma yaptı ki onun rolünü almak istemiyorum, onun arasına da girmek istemiyorum. Onun mağduriyetinin bilinmesi ve haklılığının yüceltilmesi lazım; yoksa bizim burada yaptığımız savunmaların bir önemi olduğunu da ben açıkçası çok düşünmüyorum. Ama burada örgütle ilgili de birkaç cümle söyleyeyim, değerli vaktinizi daha fazla almak istemem. Bakınız; örgüt, bir süreklilik içinde ve bir amaç doğrultusunda belli bir menfaati işaret ediyor, bu evrensel ilke. Bir adam İzmir'den çıkıyor genel sekreter olarak, tenzili rütbeyle İstanbul'a geliyor, 17 ay görev yapıyor; o adamın imza attığı her şeyden sorumlu tutuyorsunuz. Bir de bu belediyenin genel sekreter yardımcısı bu, karşımızda Doçent Doktor . Bir de bu belediyenin, Sayın Başkanım, genel sekreteri var; o nerede? Ona hukuk hak ettiği gibi uygulandı, çok doğru yapıldı; Sayın , isabetli bir şekilde tutuksuz yargılanıyor. Kimin gibi; AKBİL davasında tutuksuz yargılanan, mahkemelerden vareste tutulan Sayın Erdoğan gibi. Yeni Şafak sahibi Albayrak Grubu 2000'li yıllarda gözaltına alınmıştı ve belli işkencelere uğradığı iddia edilmişti, daha sonra farklı tartışmalar olmuştu. Onlara sormuşlardı, demişlerdi ki: "Siz neden o zaman gözaltına alındınız?" "Başbakan çıkartmak ve başbakan hazırlama grubu ve çetesi olarak herhalde değerlendirildik" diye.
Buradaki grubun benim anladığım kadarıyla en büyük mübeyyiz vasfı; 'na yol arkadaşlığı yapıp bürokratik olarak ona destek olup, onu cumhurbaşkanı adaylığına hazırlamaktır. Siyaset yaptığı için, yasal yollarla seçime girdiği için, yasal yollarla Türkiye'deki Meclis Başkanı'nı 2 kere, prens bir bakanı 12 puan farkla yendiği için ve acıdır ki kaybetmeye alışmış bir genel başkanı da koltuktan indirdiği iddiası üzerine atıldığı için bugün burada ancak böyle bir iddianameyle oturabilir. Şu saydığım noktalar, kısıtlı zamanında bu iddianamenin izale edilmesi gereken bir hukuk atığı olduğunun çok net ispatıdır. Ve benim müvekkilim Doçent Doktor Buğra Gökçe, şehir plancılığı anlamında kendi neslinde marka olmuş, 30 yıl belediye bürokrasisinde çalışmış, Melih Gökçek'in kirletmeyi başaramadığı bir isim olarak bugün karşımıza gelmiştir. Kurul başkanlığı yapmış; o yine eksik söyledi, onu kurul başkanı yapan Ertuğrul Günay yani AK Partili. O onu getirmiş, kurul başkanı yapmış. Şimdi böyle bir bürokratı; 4 tane eyleminde İstanbul'da yokken, 4 tane eyleminde, 8 tane eyleminde de yansıttığım Sayıştay bulgularının aynısı memleketin her yerindeki belediyelerde temayüz ederken 15 aydır burada yatıyorlar. Ha bu neye yaradı? Bir plancıdan bir edebiyatçı çıkartmışlar, hep beraber onu dinledik; ona yaradı. Bu yararlı bir şey mi? Bilemem. Memleketin edebiyatçıya mı ihtiyacı var, plancıya mı, dürüst bürokratı mı? Bu takdiri de kamuoyuna bırakıyorum; her ikisine de tabii ki. Ama Doçent Doktor 'nin Ekrem Bey'le çalışmayı bir şekilde ortak paydada buluşturup İstanbul'a gelmesi, 17 ay çalışıp 17 tane neredeyse eylemden suçlanması, Türkiye'deki hukuk garabetinin layihası olarak kapılarımıza asılması gereken bir gerçektir; bunun aksi düşünülemez. Bu iddianame o kadar şeyi birbirine katmıştır ki Şah İsmail'in bir sözü var; "Lal taşını çay taşına kapma kardeş, kerem eyle" diyor. Lal taşını çay taşına kapmışlar, çay taşını lal taşına kapmışlar; onu oraya koymuşlar, bunu buraya koymuşlar. "Etkin pişmanlık" demişler; adamlar gelmiş, "Baskı yapıyoruz, biz nelere uğradık" demiş. Bir kadın çıkmış, bütün memleketi ağlatmış; bir kadın çıkmış, bütün memleketi ağlatmış. İktidar artık hicap etmiş, soruşturma açmak zorunda kalmış. Bir adam çıkmış, eşiyle beraber onu yüzleştirmişler, onun acısını dinlemişiz. Başka biri demiş ki: "Ben günlerce içeride yattım." Bizim müvekkilimizi de doğru poz alabilmek için defalarca resmini çekmişler. Bunlar eğer bu iktidarın içselleştirdiği şeylerse, hukukun içselleştirdiği şeyler olmamalıdır. Bu memleket bu iddianamelerle yıkılmaz, bu ortada, bu gerçek; ama bir gün adalet müzesi olursa bu iddianame "Nasıl bir hukuk garabeti bu memlekette yaşandı?" diye girişine asılması gerekir, hem de çengelleyip asılması gerekir. Bunun başka bir izahı olamaz.
Sayın müvekkilim Doçent Doktor ile ilgili savunmamın bu bölümü bundan ibarettir. Kendisinin hukuki hakları ve talepleri ile ilgili savunmamızın son bölümünde değerli meslektaşım Aynur Hanım taleplerde bulunacaktır; o nedenle ben hukuki hakları ile ilgili bir talepte bulunmuyorum. Sabırla dinlediğiniz için Sayın Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.