Sayın Başkan, bugüne kadar takip ettiğim duruşmalarda sıklıkla idare kurumu ceza hukukuyla geçiş noktası tartışılması gerektiği, bu uyuşmazlıkların İdare Mahkemesi'nde olsa farklı ele alınacağı ve orada çıkacak kararların da ceza yargılamasına faydası olacağı meslektaşlar tarafından sıklıkla ifade edildi. Afşin Bey, eski yaptığım görevleri zikretti ama ben onların hepsinin yapıldığını, o tecrübelerin edinildiğini, şimdi avukatlık yaptığımı, aslında avukatlık mesleği ile uğraştığımı ve 'nin de arkadaşı olarak müdafiliğini üstlendiğimi bildirmek isterim. Elbette ki Danıştay'da Genel Sekreter Yardımcılığı, Hakimlik, Tetkik Hakimliği, Savcılık görevlerinde önemli tecrübeler elde ettik ve bu anlatacağım değerlendirmeler, yapacağım değerlendirmeler de bu süzgeçten geçerek size sunulmakta. Hazırladığım savunma aslında 2 saatlik bir savunmaydı fakat sevgili Buğra, akademik özelliği ile oldukça güzel bir şekilde her şeyi anlattı. Sadece bir şehir plancısı değil, aslında bir hukukçu niteliğiyle her şeyi ortaya koydu. Ben bundan sonra tekrar oralara gidersem tekrar olacak; ben atlayacağım bir bölümü ve başlıklar halinde sunmaya çalışacağım, arada da koptuğunu düşünmeyin, sadece özetlendiği için öyledir. Öncelikle herkesin vurguladığı gibi hakikaten bir siyasi davada hukuki savunma yapmanın zorluğunu yaşıyoruz. Ben de yaşadım aynı şeyi; nereden ne söylenebilir? Ama hukuki sınırların içinde de kalmak lazım. Sonuçta söyleyeceğimiz her şey, müdafiliğini yaptığımız müvekkilimiz için söyleniyor ve onun faydalı olması lazım. Ben de bir siyasi vurgu yapayım. Ama bendeki iddianame mühürsüz, gerçi mühürsüzler geçerli oluyor belgeler. Burada 71. sayfada bir ifade geçiyor, ben bunu defalarca okudum. Herhalde mühürlüde de vardır bu; çok hicap duyarak okuyorum ama okumak zorundayım, yazan utanmamış. Yani ben bunu yazacak savcının olduğunu düşünmüyorum, ben bunu savcının yazdığını da düşünmüyorum işin doğrusu. Bakın cümle şöyle: " liderliğindeki suç örgütünün kamu kaynaklarını örgüt lideri, yöneticileri ve üyeleriyle eylem ve fikir birliği içerisinde gasp etmiş olduğu iştirak şirketlerinin arasında Kültür ve Medya AŞ de yer almaktadır." Yani şirketin, seçimle gelmiş bir belediye başkanı tarafından iştiraklerinin gasp edildiğini söylüyor ve çok emin bundan. Yani bunu yazan savcının gerçekten bir daha okuması, belki düzeltmek ihtiyacı duymasını gerektirir.
Buğra Gökce Müdafii Av. Mehmet Engin Çakmak Savunması
Şimdi meslek hayatımızda karşımıza, önümüze çok dava geldi. Bu davaların içinde elbette siyasi olanlar da vardı ve biz bu siyasi davaların sonucunda vereceğimiz kararın hukuk sınırları içinde kalacağını bile bile ve başımıza da sıkıntılar doğacağını görerek, hukuktan da hiç ayrılmayarak bu kararları verdik. Bu verdiğimiz kararların sonuçlarına da katlandık. Şimdi karşınızda avukat olarak görev yapmanın aslında hakimlikte başımıza gelen işlerden kaynaklandığını da burada böyle kısaca bir anlatayım; belki sonra dost sohbetinde bunu detaylandırırım. Ama bu bir siyasi dava varsa siz de bu davada bir karar vereceksiniz. Sadece 1. sınıfa ayrılmış olmak, sicil defterinde defalarca terfi etmek; bunlar iyi hakim olmak için bence yeterli değil. İyi hakim olabilmek için olayları doğru değerlendirmek, yani bu iddianamenin arkasında ne yatıyor bunu görebilmek gerekli. Eğer adil olursanız, eğer güvenilir olursanız, tarafsız ve bağımsız da davranırsanız yetmiyor ama onu bize de hissettirirseniz tarafsız ve bağımsız olduğunuzu, bu çok önemli. İşte o zaman hakim vasıflarını taşımış olursunuz. Biz eminim ki burada bu vasıfları taşıyan bir heyet tarafından yargılanıyoruz ve olayların gerçek değerlendirilmesi yapıldığında adalete uygun karar vereceğinizden de eminiz. Şimdi davanın bir zaman çizelgesini yaptım ben. , 23 Mart 2025 tarihinde tutuklanmış. Bilirkişi görevlendirme talebini yapmış İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu 10 Nisan 2025 tarihinde. 6 tane bilirkişi raporu var Sayın Başkanım dosyada. 1. bilirkişi raporunun teslim tarihi 19 Haziran, yani tutuklamadan 3 ay sonra. Son bilirkişi raporunun ki bize atılan eylemlerin bir kısmı burada da var, tutuklama tarihinden 6 ay sonra. Başkanım burada bir bilgi rica edeceğim sizden, bizde olmadığı için: MASAK raporu, aleyhimize bir MASAK raporu var mı dosyada? Biz istedik ama bulamadık; yoksa bir şekilde almak isteriz. Ben olmadığını düşünüyorum. Bunu niye soruyorum; tutuklama tarihi itibariyle aleyhimize hiçbir delil yok.
İddianamede aleyhimize delil olarak gösterilen bilirkişi raporları ki bunların niye bilirkişi raporu vasfında olmadığını da açıklayacağım. İddianameden, tutuklamadan sonra yani önce tutuklamışlar, sonra da suç bulmaya çalışmışlar ve bunu da devletin memurlarına alet etmişler. Biraz sayfayı aşağı alabilir miyiz? Şimdi bilirkişi raporunu görevlendirme yazısını yazıyor . Siyahla belirlediğim yerlere bir bakın. Diyor ki: "İhaleler üzerinde yapılan usulsüzlüklerin tespit edilmesi amacıyla müdürlüğünüzce ihale konularında uzman 20 kontrolörün soruşturma dosyası kapsamında görevlendirilmesi." İki tane burada dikkat çekici husus var. İhaleler üzerinde hangi usulsüzlüğün yapıldığını savcı bilmiyor. Yani çok enteresan değil mi? Yani şunu demesi lazım savcının: "İhaleler üzerinde fesat karıştırıldı şüphesinde, şüphesindeyim. Bu noktalar ama bunlar teknik konular. Bu teknik konuları benim teknik olduğu için bilgim yeterli değil, bir inceleyin, siz de devletin memurusunuz bu konularda uzmanlığınız var, bana rapor düzenleyin" demesi gerekirken "Ya bir şeyler bulun ve biz bunun, bu insanları suçlayalım" şeklinde, ben böyle anladım bunu. Yoksa ben böyle bir yazı yazmam, hakimken de yazmadım böyle yazıları. Çünkü ben neyi işaret ediyorsam hangi fiili sorguluyorsam o fiili oraya yazarım, sanığını da yazarım, şüphelisini de yazarım ve ona göre bir rapor isterim. Şimdi görevlendirme bölümüne gelelim. Savcı devletin memurunu görevlendirmiş. Ek 2'ye geçelim bakalım görevlendirme sonucunda ne olmuş. Aşağı doğru kaydıralım, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçim kararı. Bizim bilirkişi, aleyhimize bilirkişi raporu düzenleyen heyet bir üyesini yükseltmiş. Hayırlı uğurlu olsun İsmail Çobanoğlu, meslek mensubu kendisi. Bizim dosyamızdaki birinci raporda 10 bilirkişinin tamamı da kontrol, muhasebat uzmanı, muhakemat... Evet, bunlardan hakları var tabii girmeye, haliyle yükselmişler. Sonuna doğru o 10 bilirkişi sayısı 5'e düşmüş bilirkişi raporlarında. Yani 5 tanesi affını istemiş, farklı yönlere geçmiş. Dolayısıyla bilirkişi raporlarının incelediğimizde niye yeterli bilgiyi taşımadığı, niye gelişigüzel olduğu, niye ihaleleri karıştırdığı, niye mevzuatı karıştırdığını buradan anlıyoruz. Acelesi var iddia makamının. Bilirkişileri sıkıştırıyor. Bilirkişi raporları olacak ki iddianame yazabilsin. Bu bilirkişi raporları geliyor ve iki ay sonra da iddianame çıkıyor. Yani özetle uydurulmuş suçlara kılıfla bir iddianame. Buradaki, okuduğunuzda o hakikaten yazmanın insanın eli titrer, o iddianameye bu suçlamaları yapmaya.
Ek 3'e bakabilir miyiz? Bu görseli hazırlamamın sebebi şuydu: Eee, aynı hukuki durumdakilere farklı uygulanıyor iddia, hep bu şekilde. Atılı suç çok farklı şekilde değerlendiren meslektaşlarım olmuş, bu hukuki derdi. Şimdi burada bir uyuşmazlık var, bir yargılama, bir kovuşturmaya yer olmadığı kararı var. Bunu da aynı şikayetçi İstanbul Büyükşehir Belediyesi, yıl 2018. Bir Genel Sekreter Yardımcısı, aynı zamanda harcama ve ihale yetkilisi, adı Adil Karaismailoğlu. Bir ihale yapılmış, Medya A.Ş.'ye bir ihale, bir konu ihale edilmiş, tanıtım ihalesi. İddia şu: İş yapılmadı, yapılmayan iş karşılığında para ödendi. Tabii burada da teknik bir konu var, savcımız haliyle bilirkişi talep ediyor ve bilirkişiden bir rapor geliyor. Ek 5 olması lazım, Ek 5'e bakalım. Ha pardon Ek 4'e dönelim, aşağıda kaldı. Biraz küçültelim, evet, burada. Şimdi, Tesadüf... Ben konuyu anlatacağım. Bilirkişinin Satılmış Büyükcanayakın olduğunun bir önemi yok. Burada konu önemli. Buradaki bilirkişinin saptamaları tamamıyla bize önümüzdeki uyuşmazlıkları da birebir uyguladığınızda burada hiçbir uyuşmazlık kalmaması gerektiğini gösteriyor. Şimdi alt yükleniciler yönünden sözleşmede şöyle bir hüküm var: "Bu sözleşmenin edimini alt yükleniciye devredemezsiniz." Çok açık bir hüküm. Bu 4734'e göre yapılmış bir ihale. Bu ihalede alt yükleniciye yasağı getirebilirsiniz ve bunu yüklenici firma yani Medya A.Ş. alt yükleniciye devredemez. Devretmiş, 9 tane de alt yüklenici almış bunu. Onların da isimlerinin çok önemi yok. Fakat bilirkişimiz diyor ki: "Ya bunların alt yükleniciye yapmasının bir önemi yok. Burada Medya A.Ş. Büyükşehir Belediyesi'ne karşı sorumludur. Alt yüklenicinin sorumluluğu yoktur. Dolayısıyla burada bir kamu zararı olmaz" diyor. Sonunda da şöyle bağlıyor, biz buna çok anlam veremedik, yani bir bilirkişi oturmuş hüküm yazmış oraya: "İBB görevlileri ve İstanbul Dijital Medya yani Medya A.Ş. görevlileri kamu zararına neden olmak edinim..." yazmış, ben... O bir maddi hata yapmış. "...edimin ifasına fesat karıştırma ve ihaleye fesat karıştırma fiilleri oluşmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır."
Biraz tekrar yukarı çıkalım, savcımız ne demiş? Bir önceki slayta dönelim. Yok, o değil. Getirelim, büyütelim. Ne demiş? Şu... Ha, tamam. Kes yapıştır yapmış. "Böylece tüm soruşturma dosyası kapsamında edimin ifasına fesat karıştırma suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gibi herhangi bir maddi kaybın oluşmadığı anlaşılmakta, karar... Kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş. Birebir aynı şeylerle suçluyor insanları. O kararın yanlış olduğunu söylemiyorum ama buradaki yargılamanın yanlış olduğunu, onu vurgulamak istedim. Bunu da geçebiliriz. Tabii bu geçmişteki yargılamaların, o tarihteki kamu görevlileri için hukukun bir zırh olduğu, bugün burada yargılandığı için bir sopa olduğunu söylememekteyim. Öyle düşünmemek de lazım. Bizi böyle düşünmeye itiyorlar ama biz direniyoruz. Biz hukuka inanıyoruz çünkü hukuk, sopa olarak kullanılamaz. Size Buğra Bey'in sunduğu bir Danıştay kararı var. Gene buradaki sanıkların çoğunun bulunduğu 61 ve 62 nolu eylemler yönünden Danıştay 1. Dairesi, 4483 sayılı kanuna göre verilen yargılama iznini kaldırmış. 61 ve 62'deki suçlamalar yani muhammen bedelin düşük tespit edilmesi suretiyle kamu zararına sebep olunduğu ve rekabeti kısıtlayıcı hükümler taşıdığı gerekçesiyle iddianamede, haklarında görevi kötüye kullanma nedeniyle soruşturma izni verilmiş. Şimdi Danıştay incelemiş, çok yapmaz aslında. Suçun unsurlarına girmez, yani delil incelemesi yapmaz 1. Daire ama herhalde burada o sınırı aşmak ihtiyacı duymuş ve muhammen bedelin düşük belirlendiği iddiasının subjektif bir iddia olduğu, bilirkişi... Teknik şartnamedeki ve idari şartnamedeki sınırlamaların ise işin gereği olduğunu çok açıkça ortaya koymuş ve 61 ve 62 nolu eylemler yönünden kesin hüküm vermiş. Şimdi ortada kesinleşmiş bir idari yargı kararı var. Bu karar, Anayasa'nın 138. maddesine göre herkesi bağlar. Savcıyı da bağlar, kamu kurumlarını da bağlar, mahkememizi de bağlar. Çünkü ortada bir yargı kararı var. Burada Danıştay şimdi "Suç yok." diyor ama diğer bütün eylemlerde aynı iddialarla, aynı iddialarla diğer eylemler, diğer iddialar, diğer fiiller ortaya konuyor.
Şimdi Ek 5'i görelim. Bunu, bunu çok zor bulduk. Gerçekten çok büyük emek harcadık ama çok da değdi. Bu bir Sayıştay Temyiz Kurulu kararı. Bu karar, kamu zararının oluşumuyla ilgili, nasıl tespit edilmesi gerektiğiyle ilgili ve birebir de bizim önümüzdeki uyuşmazlıkla ilgili. Buradaki belediye, belediye şirketine pazarlık usulüyle reklam alanlarını ihale etmiş. Sayıştay diyor ki, Sayıştay denetçisi: "Sen bunu, bu pazarlık usulüyle ihale edemezsin. 51. madde, 2886'nın 51'ine göre. Bunu, asıl ihale usulü olan kapalı teklif usulüyle yapmalıydın, aynı bizim bu dosyalarda usul... Olan usulle yapmalıydın" diyor. "Ama bu mevzuata aykırı olsa bile bunun burada kamu zararından bahsedilemez" diyor. Karar sizde var. Bir, bunun lütfen okumanızı istiyorum. "Belediyenin yaptığı ihale ile ihaleyi alan belediye şirketinin üçüncü kişilere yaptığı alt kiralama işlemleri, birbirinden ayrı değerlendirilmesi gereken uygulamalardır. İki farklı kurum tarafından gerçekleştirilen bu işlemlerin arasında neden-sonuç ilişkisi kurulması mümkün değildir." Şimdi Danıştay 61 ve 62'de "Suç yok" dedi. Sayıştay "Zarar yok" dedi. Çok da aslında esasa ilişkin tartışılacak fazla da bir şey kalmadı. Gelelim Ek 6'ya. Bu konuyla ilgili farklı uygulamalar var. Hani hukukun siyasileşmesinin için bir örnek. Biraz yukarı alalım. Biraz önce anlattığım Sayıştay kararı, Beşiktaş Belediyesi ile ilişkin karar. Burada Sayıştay Sayıştay'a gitmiş; yani bir hesap yargılaması yapılmış, Sayıştay suç duyurusunda bulunmuş, ceza yargılaması yapılmış. Aynı sene, 2017 senesi bu. Denizli Büyükşehir Belediyesi, orada da belediye reklam alanları gene aynı şekilde usulsüz kiralanmış pazarlık usulüyle. Sayıştay raporuna baktım, denetim raporuna; Sayıştay yargılaması gerek görmemişler, ceza yargılamasına zaten hiç gerek görmemişler, sadece eleştiri yapmışlar, "Bir dahaki sefere bunu usule uygun ihlal edin" diye. Şimdi 2024 yılında Düzce Belediyesi'nde var gene aynı örnek. Bu biraz daha ileri gitmiş; bu hiç ihale yapmamış, ihalesiz vermiş belediye şirketine. Sayıştay ne yaptı diye bakarsak; Sayıştay eleştiri yapmamış, zarar yapmamış, "Zarar yok" demiş, bir tavsiye yapmış, "İşte ihale yap, lütfen" demiş. Şimdi ek foto onu açalım en yukarıda. Bunu evet, Düzce Belediyesi de gereğini yapmış. Bu usulsüz bir haber yapan internet medya ortamının binasını mühürlemiş onu.
Şimdi buraya kadar niye farklı uygulandığını, niye siyasi alanlardan etkilendiğini onları anlatmaya çalıştık. Bilirkişi raporlarının eksikliğini gösterdik ve bu eksikliği gidermek amacıyla da bir uzman mütalaası almak ihtiyacı hissettik. Bu amaçla emekli Sayıştay uzman yetkisi, 2 meslektaş, bir de eski Kamu İhale Kurumu uzmanı bize bir rapor düzenlediler. Bu raporu ben şimdi başlıklar halinde size ileteceğim, bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Keşke faydası olsa ama bütün yargılananlar yönünden bu gerçekten önemli bir veri, delil değerlendirme aracı olduğunu da biliyorum. Ama o bilirkişi raporlarının da aynı mahiyette olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla mahkemeniz nasıl olsa bir bilirkişi incelemesine ihtiyaç duyacaktır ama bu çok sonra olacak. Biz bu aşamada bunu sunalım ki mahkememiz bundan faydalansın; karar verme, müteahhit taleplerini değerlendirmede faydası olacağını düşünüyorum. Şimdi uzman mütalaası giriş bölümünde bunu sıklıkla söyledik: 61, 62, 110, 115 no'lu eylemler yönünden Doçent Doktor Buğra Gökçe'nin henüz görevde olmadığı veya görevden ayrıldığı maddi gerçeğini ortaya koymuş. Bunun bir maddi hata olduğunu düşünüyorum. Sonra şartnamedeki iki, pardon bilirkişilerin ve iddianamedeki 2 iddianın karşılığını bulmaya çalışmış. 1. iddia: "Şartnamede yeterli kriterleri rekabeti engellemiştir" diyor. 2.si de: "Muhammen bedel bilinçli şekilde düşük belirlenmiş ve kamu doğrultusunda olmuştur." Şimdi 1. iddiada bilirkişi İstanbul Ticaret Odası verilerine dayanarak reklam sektöründeki firmaların %99'undan fazlasının bu kriterleri sağlayamadığını ve bu nedenle rekabetin ortadan kaldırıldığını ileri sürmektedir. Uzman mütalaası ise kriterleri karşılayan, İstanbul'da bu şartları sağlayabilecek bir hesaba göre 73, bir hesaba göre 112, başka bir hesaba göre 54 adet firma bulunduğu hususunun bizzat bilirkişi raporuyla belirlendiğini tespit etmiş. Yani uzman mütalaasında bu tespitlerin, firma sayılarının aslında bilirkişi raporu tarafından da belirlendiğini söylüyor.
Bu sayıların rekabetin oluşması bakımından az sayılamayacağı, üstelik ihalelerin yalnız İstanbul'a değil; Resmi Gazete, internet haber siteleri, belediye internet sitesi, ilan panoları aracılığıyla tüm Türkiye'ye duyurulduğunu tespit etmiş. Dolayısıyla potansiyel katılım sayısının İstanbul ile sınırlı olmadığını bunu ifade etmiş. "Yeterli kriterler işin büyüklüğü ile orantılıdır" diyor. Mütalaada ihale konusu işlerin İstanbul genelindeki reklam alanlarının işletilmesi, binlerce reklam ünitesinin yönetimi, yüksek yatırım ve organizasyon kapasitesi gerektiren faaliyetler olduğu; bu nedenle yüksek sermaye, yüksek ciro, ciddi iş deneyimi aranmasının doğal olduğu belirtilmektedir. İhale Kanunu'nun 16. maddesi zaten idareye bu konuda açık yetki vermektedir. Dolayısıyla işin büyüklüğü ile orantılı yeterli kriterleri aranması rekabeti engellemek değil, ihalenin sağlıklı yürütülmesini sağlamak içindir. Bilirkişinin firma sayısı hesabı sağlıklı değildir. Mütalaa ayrıca bilirkişinin kullandığı yöntemi de eleştirmektedir; bilirkişi, ticaret sicilinde veya faaliyet kayıtlarında reklam kelimesi geçen tüm şirketleri reklam sektörü firması olarak kabul etmiştir. Uzmanlara göre bu yöntem doğru değildir; çünkü bir şirket unvanında reklam kelimesinin bulunması, o şirketin açık hava reklamcılığı yaptığı, billboard işletmeciliği yaptığı, reklam alanı kiralama faaliyetinde bulunduğu anlamına gelmez. Bu nedenle bilirkişinin "12.000 firma vardı ama yalnız 70 firma kaldı" şeklindeki çıkarımının objektif olmadığı belirtilmektedir ki bu tespit Danıştay 1. Daire kararında da var. Şartnamelerde ortak girişim kurulmasına açıkça izin verilmiştir; bu nedenle sermaye, ciro, iş deneyimi şartlarının tek firma tarafından, tek bir firma tarafından karşılanması zorunlu değildir. Ortak girişim oluşturan firmalardan birinin bu kriterleri taşıması yeterli olabilmektedir. Mütalaaya göre bu husus rekabeti daraltan değil, genişleten bir düzenlemedir. Şartnamelere karşı hiçbir hukuki itiraz yapılmamıştır; uzmanlar özellikle şu noktaya dikkat çekmektedir: Eğer şartnameler gerçekten rekabeti ortadan kaldıracak ölçüde hukuka aykırı olsaydı, firmaların idareye başvurması, şikayette bulunması, iptal davası açması beklenirdi. Ancak dosyada böyle bir başvuru ya da dava bulunmamaktadır. Bu durum bilirkişi iddiasını zayıflatan bir olgu olarak değerlendirilmiştir.
Mütalaanın çok önemli bulduğu noktalardan biri de aynı şartların önceki dönemler için de olduğu tespit edilmiş. Uzman mütalaasının benzer sermaye, ciro ve iş deneyim kriterlerinin 31 Mayıs 2019 öncesi yapılan reklam ihalelerinde kullanılmış olduğunu tespit edilmiş; incelenen geçmiş dönem billboard, metro reklamları, durak reklamları ve benzeri ihalelerde aynı tür yeterli kriterlerin uygulandığını tespit etmiş. Örneğin 2011 Bilboard ihalesinde, 2018 Durak reklam ihalesinde, Metro reklam ihalesinde, İSPARK reklam ihalesinde benzer sermaye, ciro ve iş deneyim şartı aranmıştır. Dolayısıyla bilirkişinin söz konusu şartların belirli kişi veya şirketleri avantajlı kılmak amacıyla sonradan oluşturulduğu yönündeki iddiası, dosya kapsamıyla bağdaşmamaktadır demektedir. Muhammen bedelinin düşük belirlendiği iddiasına gelince; 58'i alalım lütfen, küçültebilir misiniz lütfen. Bunlar aslında konunun başlıkları, ben görülsün diye bakıyorum; yani aslında uzman mütalaaları tarafı bunların hepsi, tespit olmuş bu. Ben sadece o mütalaayı aktarıyorum istasyon haklarına geçmesi için. Bilirkişi ve iddianamede muhammen bedelin bilinçli olarak düşük belirlendiği ve bu yolla belediyenin zarara uğratıldığı ileri sürülmektedir. Mütalaa bu iddiayı da ayrıntılı biçimde değerlendirmektedir; muhammen bedel rastgele belirlenmemiştir. Uzmanlara göre tahmini bedel belirlenirken geçmiş yıllardaki emsal ihaleler, TÜİK verileri, kira artış oranları, İstanbul Ticaret Odası verileri, sektör kuruluşlarından alınan bilgiler, Açık Hava ve Endüstriyel Reklamcılar Derneği verileri esas alınmıştır. Bu veriler kullanılarak Muhammen Bedel Belirleme Komisyonu tarafından rapor hazırlanmıştır. Dolayısıyla tahmini bedelin gelişigüzel veya keyfi şekilde belirlendiği söylenemez, belediye bu konuda uzmanlaşmış durumdadır. Mütalaa özellikle şu tespiti yapmaktadır: İstanbul Büyükşehir Belediyesi yıllardır reklam alanlarının kiralanmasına ilişkin ihale yapan bir idaredir; bu nedenle reklam alanlarının ekonomik değeri konusunda kurumsal bilgi ve deneyime sahiptir. 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu da tahmini bedelin idarece belirlenebileceğini açıkça kabul etmektedir; dolayısıyla belediyenin bu konuda takdir ve değerlendirme yetkisi bulunmaktadır.
Ayrıca Danıştay da aynı sonuca ulaşmıştır; ek 9 Danıştay kararında özetle muhammen bedelin eksik araştırma ile belirlendiğinin somut olarak ortaya konulamadığı, bilirkişi değerlendirmesinin subjektif kaldığı, belediyenin geçmiş ihale verilerini esas almasının hukuka aykırı olmadığı, reklam ajanslarının kısa süreli ticari satış fiyatlarının uzun süreli işletme hakkı ihalesiyle karşılaştırılamayacağı tespit edilmiştir. Ek 10 lütfen; kamu zararı bölümüne geçtik. Kamu zararının oluştuğu iddiası hukuken ve ekonomik olarak ispatlanamamıştır. İddianamede reklam alanlarının İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerine düşük bedel ile kiralandığı, daha sonra iştiraklerden bu alanları kiralayan 3. kişilerin yüksek gelir elde ettikleri, böylece aradaki fark kadar kamu zararına neden olunduğu ileri sürülmektedir. Uzman mütalaası bu iddiayı hem hukuki hem ekonomik açıdan reddetmektedir. Alt kiralama bedeli kamu zararı hesabının ölçüsü, ölçütü olamaz; mütalaa belediyenin yaptığı kiralama işlemi ile iştirak şirketinin daha sonra gerçekleştirdiği ticari faaliyetlerin birbirinden tamamen farklı işlemler olduğunu belirtmektedir. İştirak şirketinin yatırım yapması, işletme giderlerine katlanması, ticari risk üstlenmesi, reklam alanlarının pazarlanması sonucunda elde ettiği gelirlerin doğrudan belediyenin elde etmesi... Bu nedenle Sayıştay Temyiz Kurulu kararından bahsederek bir zararın oluşmadığını söylüyor mütalaada uzmanlar. Ek 11; aksi kabul edilse dahi bilirkişi hesabı ticari gerçeklikten kopuk ve ekonomik olarak hatalıdır. Uzman mütalaasına göre iddianameye esas alınan bilirkişi hesaplamaları, reklam sektörünün işleyişini ve ticari gerçekleri dikkate almayan varsayımsal kabullere dayanmaktadır; reklam alanlarının tamamı, süreli kiralama, tamamı sürekli kiralanmış kabul edilmiştir. Bilirkişi raporunda billboardların, megaboardların, durak reklamlarının, metro ve reklam alanlarının yılın tamamında ve kesintisiz biçimde dolu olduğu varsayılmıştır. Oysa reklam sektörünün olağan işleyişinde bütün reklam alanları her zaman kiralanmaz, dönemsel boşluklar oluşur; bazı panolar haftalarca boş kalabilir, ekonomik koşullara göre talep değişebilir. Bu nedenle reklam panolarının teorik kapasitesi üzerinden gelir hesabı yapılmış olması gerçek piyasa koşullarını yansıtmamaktadır. Uzmanlar bilirkişi raporunun reklam alanlarını fiilen hiç boş kalmayan bir varlık gibi değerlendirdiğini belirtmektedir. Ciro ile kâr birbirine karıştırılmıştır; mütalaanın en önemli eleştirilerinden biri budur.
Bilirkişi raporunda reklam şirketinin elde ettiği bütün ürün gelirleri esas alınmış ancak gelirlerin elde edilmesi için katlanılan maliyetler dikkate alınmamıştır. Oysa ticari hayatın temel kuralıdır; bir şirketin elde ettiği gelirden personel giderleri, montaj giderleri, bakım giderleri, işletme giderleri, pazarlama giderleri, finansman maliyetleri, vergi yükümlülükleri çıkarılmadan gerçek kazanç belirlenemez. Uzmanlara göre bilirkişi raporu bu temel ekonomik ayrımı göz ardı etmektedir; yatırım maliyetleri tamamen yok sayılmıştır. Mütalaada özellikle vurgulanan bir diğer husus, reklam alanlarının işletilmesinin önemli yatırım yükümlülükleri içermesidir. İhaleleri alan şirketler reklam ünitelerinin kurulumu, yenilenmesi, bakım ve onarımı, teknik altyapı giderleri, işletme organizasyonu gibi ciddi maliyetlere katlanmaktadır; ancak bilirkişi raporunda bu maliyetlerin büyük bölümü dikkate alınmadan gelir karşılaştırılması yapılmıştır. Uzmanlara göre yatırım maliyetleri hesaba katılmadan yapılan gelir karşılaştırılması ekonomik açıdan doğru bir yöntem değildir. Risk unsuru tamamen göz ardı edilmiştir. Reklam işletmeciliği sabit ve garanti gelir üreten bir faaliyet değildir. İhaleyi alan şirket müşteri bulamama, reklam satışlarının düşmesi, ekonomik kriz, piyasa daralması, reklam talebinin azalması risklerini üstlenmektedir. Uzman mütalaasına göre bilirkişi raporu, yatırımcı tarafından üstlenilen ticari riskleri tamamen yok saymıştır; varsayımsal gelir, somut zarar gibi değerlendirilmiştir. Mütalaanın vardığı nihayet sonuç şudur: Bilirkişi raporunda "Bu alanlar daha yüksek bedelle değerlendirilebilirdi" varsayımıyla "Belediye şu kadar zarara uğramıştır" sonucuna düşülmüştür. Oysa bu iki kavram aynı değildir; bir ekonomik fırsat tahminiyle gerçekleşmiş kamu zararı arasında hukuken ve mali açıdan büyük fark bulunmaktadır. Uzmanlara göre bilirkişi raporunda bu ayrım yapılmamış, ihtimal hesapları kesin zarar gibi sunulmuştur. Uzman mütalaası bu bölümde önemli bir ilkesel sonuca ulaşmıştır: İddianamede düşük muhammen bedel, kamu zararı ve dolandırıcılık suçu arasında kurulan ilişkinin somut verilerle değil, varsayımlarla oluşturulduğu belirtilmektedir.
Mütalaaya göre "Daha yüksek bedel oluşabilirdi" şeklindeki ihtimaller, ceza sorumluluğunun bu nedenle temeli olamaz. Bu nedenle suçun maddi unsurunun, kamu zararının, nedensellik bağının kesin ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya konulamadığı ifade edilmektedir. Uzman mütalaasının vardığı sonuç şudur: Reklam alanlarının iştirak şirketleri tarafından daha yüksek bedellerle kullandırılmış olması tek başına kamu zararı doğurmaz. Belediye ihalesiyle iştirak şirketinin sonraki ticari faaliyetleri farklı hukuki işlemlerdir; Sayıştay Temyiz Kurulu da bu nedenle kamu zararının bulunmadığını açıkça tespit etmiştir. Ayrıca bilirkişi raporunda ekonomik analizlerde kullanılması gereken temel finansal parametreler dikkate alınmamış, varsayımsal gelir farkları somut zarar gibi değerlendirilmiştir. Bu nedenle kamu zararının oluştuğu, dolayısıyla nitelikli dolandırıcılık suçunun meydana geldiği yönündeki iddia, hukuki ve ekonomik temelden uzaktır. Sayın Başkan, bu uzman mütalaası görüldüğü gibi bilirkişi raporundan daha detaylı, çok farklı noktalara değinen, aslında hükme esas alınabilecek nitelikte bir bilirkişi raporu vasfındadır. Çünkü bu raporu düzenleyen uzmanlar, Ankara Bölge Bilirkişi Listesi'nde zaten bilirkişilik yapmaktadırlar. Dolayısıyla bizim memur bilirkişilerin hazırladığı bilirkişi raporundan daha ciddi, daha ciddi, daha hukuki niteliğe sahiptir ve tarafınızdan bunun dikkate alınacağından eminim. Bir hususa daha değineceğim, sonra konuyu kapatacağım; bu sıklıkla İdare Hukukundan bahsedilerek savunma yapılması gerektiği söylendiği için gündeme getireceğim. Bu Büyükşehir Belediye Kanunu, 5216 sayılı kanunun 26. maddesi aslında çok önemli bir madde. Çok üzerinde durulmadı ama anlatmaya çalıştı arkadaşlarımız. Şimdi bu maddede Büyükşehir Belediyelerinin kendilerine verilen hizmet konularıyla ilgili olarak şirket kurabileceklerini söylüyor ve kurdukları bu şirketlerin de Büyükşehir Belediyesinin mülkiyetinde olan veya tasarrufundaki hafriyat sahalarını, toplu ulaşım hizmetlerini, sosyal tesisleri, büfe, otopark ve çay bahçelerini 2886 sayılı kanuna tabi olmadan, yani öyle bir ihale yapılmadan sadece meclis karar ile yükleyebileceklerini söylüyor.
Bize yöneltilen suçlamalarda, belediyeye ait alanların kiralanması işleminde aslında Büyükşehir Belediyesi hiç de ihale yapmadan, doğrudan bu maddeden hareketle ve meclis kararıyla bu yerleri verseydi ortada şu anda sorduğunuz, ihalesini soruşturduğunuz, incelediğiniz herhangi bir ihale olmayacaktı; yani suçun konusu zaten olmayacaktı. Ama hukuka bağlı kalarak bir ihale yapmak suretiyle işi şirketine vermiş ve bu maddenin bir de 2. cümlesi var; eğer şirket diyor bunu ihalesiz aldıysa, alt yükleniciye verirken muhakkak ihale yapmak zorunda. Şimdi buradan şöyle de bir anlam çıkıyor: Alt yüklenici olarak, özetle madde şunu diyor; eğer belediyeden 2886 ile ihale ile aldıysan alt yükleniciye, kiracıya verirken ihale yapmana gerek yok, ihalesiz aldıysan ihale yapacaksın. Yani alt yüklenici Kültür AŞ ve Medya AŞ yüklenen iştirak, alt yükleniciye verirken bunu ihale yapmadan da verebilirdi; aslında onlar da ihale yapmış, yani kendilerini bir hukuki metne bağlı kılmışlar. Onlar da ihale yapmadan verebilirlerdi ve şu anda o suçların hiçbiri kendilerine atfedilmiş olmazdı. Müvekkilim , bu resim mevzusuyla ilgili çok hassasiyet gösteriyor, bunu defalarca görüşmelerimizde de dile getirdi. Ben aslında kendisinin bir evlilik fotoğrafını istemiyorum yani bir arkadaş olarak söylüyorum bunları; tahliye edin istiyorum. 18 Haziran'da bu tutukluluk incelemesinde Buğra'yı yanımızda görmeyi ve artık hak ettiği eşine bir düğünle de bu işi hayırlamayı istiyorum. Fotoğraf kalsın burada, biz Buğra'yı istiyoruz.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.