Efendim, geldiğimiz saat itibarıyla çok fazla vaktinizi almayacağım zaten. Değerli meslektaşım, işin idari boyutunu, teknik boyutunu çok detaylı olarak, çok özel bir şekilde anlattı. Geldiğimiz aşamada zaten konumuzla ilgili pek çok meslektaşın da ilgili her konuyu hem teknik olarak hem kendi müvekkilleriyle ilgili çok savunduğu, gerçekten böyle bir iddianameye karşı, böyle bir davada hakkını vererek savunma yapmak oldukça zor. Çünkü iddianamede fiil ve sanık ortaya konulmamış. Bir anlatım bozukluğu var iddianamenin her yerinde ve geldiğimiz noktada CMK'nın 170. maddesine aykırılık da taşıdığı net bir şekilde ortaya konmuş. Şimdi benzetme yapmak gerekirse, aslında savcılarımız size bir evrak yığını bırakıyor. Bu evrak yığınının altında da aslında buna bir enkaz demek doğru olur, bu enkazın altında da işte buradaki sanık, bazıları müvekkillerimiz, tanıdıklarımız, buradaki sanıklar var. Biz müdafiler olarak sizlerden aslında beklentimiz, adeta eşi 6 Şubat depreminde hatırlarsanız, bir ekskavatör gelip de herkes kendi apartmanının önüne getirmeye çalışıyordu onu. Bizim sizden biraz daha aslında beklentimiz o. Sizin de işinizin çok zor olduğunu biliyorum. Neden? Çünkü bu iddianamede sizden bir yandan imar hukukunu bilmeniz bekleniyor, bir yandan işte Cebeci dosyasında görüyoruz, maden hukuku bilmeniz bekleniyor, bir yandan bizim dosyamızda ihale mevzuatını, ihale usulünü, teknik bir bilirkişi gibi bilmeniz bekleniyor. Normal bir davada ne olur? Bunlar için bilirkişiler vardır. Bu bilirkişiler size yol gösterir ama dosyamızda maalesef bu bilirkişilere ilişkin biz gerekli incelemelerin yapılmadığını görüyoruz. Cebeci dosyasında madenci yok. Bizim dosyamızdaki bilirkişilere de geleceğiz. Şimdi tabii bir yandan bu var, bir yandan bizim sorumluluklarımız, pek çok meslektaşımız anlattı. Yani 19 Mart'ın başından beri başımıza gelmeyen kalmadı. Dosyanın gizlenmesi, 7. kata ulaşımımızın engellenmesi... Tamam, üstatlarımız da bahsetti, soruşturmanın kralı savcıdır ama yani silahların eşitliği ilkesi diye de bir şey vardır ve bizim bundan faydalanmamız olağanüstü bir şekilde engellendi. Bir de bir yandan da tabii bugün işte da bahsetti, başka meslektaşlar da bahsetti; bu dosyanın en başından itibaren yargısız infazını yapan bir basın karşımızda var. Basın demeye bin şahit ister ama bunun sonuçlarını da örneğinde olduğu gibi görüyoruz. Ve tabii son olarak da 'nun davalarında gördüğümüz, bir doğru hamle yapmak, karar bile demiyorum, doğru hukuki uygulamalar yapmak isteyen hakimlerin başına gelenler, gönderilmeleri, dolayısıyla doğal hakim ilkesine aykırılık. Şimdi efendim, çok fazla uzatmadan ana konumuza gelmek istiyorum. Kültür Medya A.Ş. suçlamalarını anlayabildiğim kadarıyla ben de heyetinize bir özetleyeyim, savunmamı yapmak isteyeceğim. İddianamenin 70. sayfasında 2,3,4,1 bölümü var. Orada diyor ki, “'nun İBB Başkanı olduktan sonra Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminden beri kendisiyle yakın ilişkiler içerisinde bulunan kişilerin bir kısmını Büyükşehir Belediyesi'nin birimlerinin ve iştiraklerinin başına getirdiği, bu sayede bu kişilerin bir kısmının adına kurdurttuğu şirketlere, bir kısmının da eskiden var olan şirketlerine İBB ve iştiraki olan şirketlerden çok sayıda iş ve ihale verdirterek bu kişilerle birlikte fikir ve eylem birliği içerisinde milyarlarca Türk lirası kamu zararına sebep olduğu…” Şimdi buradaki anlatım bozukluğunu bir yana bırakıyorum da yani gerçekten ben bunu araştırdım. Sordum, dedim, kaç tane iştirakin başına Beylikdüzü'nden gelen bürokrat gelmiştir? Kaç tanesinin başına? Sıfır. Rakamla da yazıyla da sıfır.
Doğan Hamit Doğruer Müdafii Av. Serkan Günel Savunması
Şimdi hadi bunu bir yana bırakalım, bizim müvekkille ilgili kısmına gelelim. Peki bizim müvekkil bu anlatılan örgüte, şimdi örgüt dediğiniz nedir, iddianamedeki anlatımla bahsediyorum, hukuki kısmına girmeyeceğim, bir örgüt var Beylikdüzü'nden itibaren kuruluyor, işte amacı Cumhurbaşkanı olmak, seçimleri kazanmak, nasıl bir örgüte benziyorsa, bir yandan da kişisel zenginleşme. Peki müvekkil bu örgüte nasıl dahil ediliyor? Kişi kartından bakıyoruz. Şüpheli 'in Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı olduğu, şüphelilerin yetkilisi olduğu şirketlerin uhdesinde kalan açık hava reklam mecraları, etkinlik ve organizasyon konularındaki bir kısım hukuksuz ihalelerle görev aldığı, mülkiye müfettişlerince düzenlenen teftiş raporu ve bilirkişi raporlarında sorumluluğunun tespit edildiği, suç örgütü yöneticisi 'a bağlı olarak hareket ettiği, böylece örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğu. Ya efendim, yani bu kadar basit, sadece var olduğu için, sadece var olan bir hiyerarşik yapıya, Kültür A.Ş. 89 yılında kurulmuş, var olan bir hiyerarşik yapıya bağlı, dahil olduğu için insanlar nasıl örgüt üyesi olabilir? Yani buradaki fikir eylem birliği, bu örgütün yapısı nasıl ortaya konmuş? Ben size anlatayım, kendisiyle de konuştum, eşiyle de konuştum. Yani bu anlatacağım şey aslında hem bu örgütün varlığına ilişkin kafanızdaki soru işaretlerini yaratması bakımından önemli hem müvekkilim açısından önemli. Çok işkolik bir insan. İşte senelerce banka müdürlüğü, bölge müdürlüklerine kadar yükselmiş ve 2016 gibi emekli oluyor. Evinde oturmaya başlıyor. Evinde oturunca tabii eşi de bu durumdan bir müddet sonra rahatsız olmaya başlıyor. Diyor ki: "Ya bir iş bul artık, bir işe gir. Sen böyle evde oturunca sıkılıyorsun, canın sıkılıyor, depresyona giriyorsun." Şu anda cezaevindeki durumu da aynı şey efendim. Gerçekten cezaevinde, bunun üstüne de tabii bir şeyler ekleniyor ama cezaevindeki durumu da aynı şekilde. Diyor ki işte: "Nereye gideyim? Bu saatten sonra beni özel şirketler tabii ki de almakta çekinebilir." O da diyor ki: "İBB'nin başına geldi, seçimleri kazandı ve liyakatten bahsediyor." Ya diyor ki: "Siyasi partiler, bunlar siyasiler. Siyasilere güven olmaz. Ne liyakati? İllaki kendi eş dostunu yerleştirir oraya." "Sen yine de başvur" diyor ve müvekkil online olarak başvuruyor öncelikle İBB Kariyer'e. Daha sonra işte ilk mülakatı gerçekleşiyor. İlk mülakatta şaşırıyor, eve geliyor, diyor ki: "Ne bana hangi partiden olduğumu sorguladılar, ne nereli olduğumu sordular, ne kimi tanırsın onu sordular." 2., 3. ve en son olarak 4. olarak Yiğit Oğuz Duman, İnsan Kaynaklarının başındaki kişiyle görüşüyor ve kendi pozisyonuna uygun olarak bir Plan Organizasyon Müdürlüğü'nün başına geliyor. Şimdi, "Kendisi de CV vererek örgüte mi üye olunur?" diye özetledi durumu. Şimdi bu durum, ben yanlış hatırlamıyorsam … Ekrem Başkan beni düzeltsin ya da kendisi savunmasında düzeltsin; bakın 'nun en yakınlarından biri kimdir çalışma arkadaşı olarak? Özel Kalem Müdürü. Özel Kalem Müdürü bile bu şekilde işe alınmıyor. Ya bu nasıl bir örgüt ki, neredeyse 7 gün 24 saat yanında olan kişi bile mülakatlarla, bir eleme sürecinden ve daha önceden tanımadığı bir kişi olan, işte kendisinin de Kadıköy Belediyesi'ndeki tecrübelerinden yararlanılarak alınan bir kişi. Yani belediye hiyerarşik örgütünü bir çıkar amaçlı suç örgütüne yaratıyorsunuz, bunu anlıyorum ama bunun altını iddianamede dolduramıyor. Dolayısıyla iddianamenin altını dolduramadığı bir olaya karşı biz savunma vermeye çalışıyoruz. Burada çok zorlanıyoruz o yüzden.
Hani hocalarımız olsun, başka hocalarımız olsun, örgüte ilişkin hem burada anlattı hem kitaplarında da ortaya koydu; buradaki örgütün hem amacı ortaya konmamış hem de kişi bazlı olarak bizim bu örgüte ya da kişilerin, sanıkların teker teker bu örgütteki varlığı ortaya konmamış. Şimdi, iddianamede Kültür A.Ş.'ye, Medya A.Ş.'ye yönelik suçlamaların özüne gireceğiz. Diyor ki, işte 5. bölüm "İştirakler" başlığı altında, Medya A.Ş., Kültür A.Ş. ve Reklam Yönetmeliği altında bir anlatı ortaya konulmaya çalışılıyor. Ve deniyor ki, daha ilk baştan İBB tarafından bir ihale açılıyor. Bu ihalenin daha ilk baştan kime verileceği belli ve hem Kültür A.Ş. kazanıyor ya da hep Medya A.Ş. kazanıyor. Tabii Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.'yi bir araya koymama bazı Medya A.Ş. avukatları kızıyor, "Çünkü daha az ihalesi var" diye ama iddianame böyle koymuş. Biz iddianamenin dilinden konuşuyoruz, savunmayı yapmaya çalışırken. Ve bu anlatıya göre örgüte müzahir şirketler var, örgüte müzahir şirketlere iş veriliyor; buradan da sisteme, "sistem" adı verilen bir yere para aktarılıyor. Efendim, peki bu örgüte müzahir şirketler neye göre belirleniyor? Sadece etkin pişmanlık ifadeleri. Diğer delil ne, bütün bu suçlamalara ilişkin? Bilirkişi raporları. Şimdi iki tane ortada delilimiz var; bir etkin pişmanlık ifadeleri, bir de bilirkişi raporları. O zaman öncelikle bir hukuken bilirkişi ne demek, öncelikle bilirkişi raporlarını ele almak istiyorum. Şimdi Ceza Muhakemesi Kanunu 63. madde: Bilirkişilik, ceza yargılamasının konusu olan uyuşmazlığa ilişkin bir meselenin çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektirdiği yerlerde başvurulan bir usul hukuku kurumu. Bilirkişi diyor, delilleri elde edecek, delillerin teknik mahiyetini belirleyecek, delillerin içeriğini öğrenecek ve delilleri değerlendirebilmek için size yardımcı olan bir araç. Ama her şeyden önce bu bilirkişinin, sonuçta bizim aldığımız taraf mütalaasından bir farkı var. Bu bilirkişinin tam bir tarafsızlık içinde görevini icra etmesi lazım. Çünkü aksi takdirde, nasıl ki hakimin reddi kuralları var, biz ilk duruşmada hatırlarsınız pek çok meslektaşımız hakimin reddi sebeplerini size hatırlattı; aynı şekilde bilirkişinin de reddi sebepleri var. Dolayısıyla tarafsızlık içerisinde bu görevi yapması lazım. Bilirkişinin görevlendirmesi nasıl oluyor savcılık veya mahkeme aşamasında? Eskiden, üstadımız anlattı, eskiden savcılık aşamasında yoktu, artık savcılık aşamasında da var. İnceleme konusunu öncelikle açıkça belirtmek zorunda. İşte cevaplanacak soruları belirtiyor. Sonra, "olmazsa olmaz" denen bir kural var bilirkişiler için: Bölge Adliye Mahkemelerinin yargı çevreleri esas alınmak suretiyle, bilirkişilik bölge kurulu tarafından hazırlanan listede yer alan kişiler arasından seçilir. Yani ancak bir bölgede yer alan bilirkişi listesinde o alana ilişkin, teknik alanda uzmanlığı olan kişiler olmayacak, o zaman Ankara, İzmir, çevre bölgelerden bilirkişi listesinden seçim yapabilirsiniz. Şimdi bir slaytımız vardı "İstanbul Bilirkişi Listesi" diye, oraya bir bakabilir miyiz? Ben bu arada devam edeyim. Şimdi, alanlarındaki uzmanlıkları, bilimsel yeterlilikleri dikkate alınarak bilirkişiler... İşte bu temel eğitimden geçmiş kişiler olması lazım. Yani bunlar da hakim, savcı kadar olmasa da bir kamu görevi yürütüyor. Dolayısıyla bir temel eğitimden geçecek ki derin olarak gerekçeleri yazılabilen raporlar ortaya koyabilsin.
Bakıyoruz… Tabii ki de hepsini almadım, 664 sayfaydı. İşte aşağı doğru inebiliriz, pek çok Sayıştay denetçisi var. Pek çok işte konunun uzmanı, ihale uzmanı olabilir. Burada işte serbest muhasebeci mali müşavirler var. Bakın, aşağı doğru inelim, yeminli mali müşavirler var. Emekli Sayıştay denetçileri var. Yani elimizde... Bakın en alta inelim. Elimizde aslında Ekrem Başkan'ın husumetinin olduğu, Satılmış Büyükcanayakın bile var. Yani bu bile olsa, bu kişi bile olsa hadi husumetten reddederdik ama en azından bilirkişi listesindeydi derdik Sayın Başkanım. Yani şimdi, bilirkişi listesinde bu kadar Sayıştay denetçisi, bu kadar yeminli mali müşavir, bu kadar ihale konusunda bilgisini ortaya koyabilecek insanlar varken Sayın Savcımız ne yapmış? Görevlendirme yazısını açabilir miyiz? Evet. Şimdi Sayın Savcımız burada görevlendirdiği... Sayın Savcımız burada görevlendirmeyi 'ndan istemiş. 'ndan bu görevlendirmeyi istemiş. 20 kişiyi öncelikle istiyor, 10 kişi geliyor. Bu 10 kişinin yazdığı raporlarla da şu anda müvekkilim dahil pek çok kişi Kültür A.Ş., Medya A.Ş. bazında suçlanıyor. Şimdi biz bunlara "bilirkişi raporu" diyebilir miyiz Sayın Başkanım? Biz bunlara ancak "taraf raporu" diyebiliriz. Dolayısıyla hükme esas alınamayacağı gibi, tutuklanmanın ve tutukluluğun devamının, kuvvetli suç şüphesinin asla delili olamaz. Ben o yüzden bu noktada bilirkişinin reddi müessesesine başvurmak istiyorum CMK'nın 69. maddesi gereği. Dolayısıyla bu konuda talebini yazılı olarak da yapacağım ama şimdiden de dikkate alacağınızı düşünüyorum. Şimdi elimizdeki 1. delil neydi? Bilirkişi raporlarıydı. Bu bilirkişi raporlarının içerisindeki çelişkilere girebilirim, tevdi raporunun 'ın dilekçesinin aynısı olmasına girebilirim, ortada "ceza yazılsaydı kamu zararı oluşmazdı" gibi mantıksız şeylerin olduğunu ortaya koyabilirim ama bunların hepsi ortaya koyuldu. Akşamın bu saatinde ne sizin ne sanıkların vaktini daha fazla almak istemiyorum. Bilirkişi raporlarını geçtikten sonra elimize etkin pişmanlık ifadeleri geliyor. Şimdi etkin pişmanlık ifadelerine geçmeden önce, aslında soruşturmanın başında olan ama şu anda olmayan, en azından müvekkille ilgili olmayan gizli tanık ifadeleri hakkında da bir şey konuşmak istiyorum. Hakikaten soruşturma aşamasındaki gizli tanık ifadelerine neden başvuruldu? Neden bir kısmından vazgeçildi? Aslında bu da örgüt suçlamasıyla çok bağlantılı. Başkanım, örgüt suçlaması bu soruşturmada bir araç olarak kullanıldı. Etkin pişmanlık ifadeleri alınmak için araç olarak kullanıldı, gizli tanığa başvurulmak için araç olarak kullanıldı, dosyanın gizliliği için araç olarak kullanıldı. Bu sayede savunma yapmamız engellendi. Ve son olarak, aslında tutukluluğun devamı için, kuvvetli suç şüphesini yaratabilmek için ve tabii ki de neticede iddianamenin bir anlatısı var. İşte siyasi bir anlatı bu; “ahtapotun kolları”, siyasi amaçlar... Bu anlatıya bir zemin oluşturabilmek için maalesef örgüt suçlaması burada bir araç olarak kullanıldı. Oysa gizli tanık müessesesi nasıl bir müessese? Tamam, örgütlü suçlarda kullanılabiliyor. Bu bile yetmiyor; ciddi tehlike lazım biliyorsunuz. Yani sadece soyut bir tehlikeden bahsetmiyor. "İşte ortada bir örgüt var, zarar verilebilir, tanık kaçırılabilir..." Ya buradaki tanığı geçtim, sanıklar kaçırılıyor. Çünkü asıl görevi çeteleri yakalamak olan, çetelerin peşinde koşması gereken savcılar maalesef burada masum insanların peşinde koştuğu için hani derler ya işte; "Taşları bağlamışlar, itler serbest" affedersiniz. Böyle bir durum olduğu için şu anda aslında sanıklar mağdur oluyor. Ben yanlış bilmiyorsam düzeltirler beni ama etkin pişmanlıkçı bile daha yeni işten çıkartılmış. Ya etkin pişmanlıkçı bile buraya geliyor, gidiyor. Kimsenin herhangi bir örgütün varlığına inanmadığı için herhangi bir korku bile, tehlike bile duymuyor. Ama bu dosyanın başında ciddi bir tehlike olması gerekirken bir konu varmış gibi gizli tanık müessesesine başvuruldu. Bu gizli tanıkların ifadeleriyle müvekkillerimiz tutuklandı. Sonra da gizli tanıklar uçtu. Bu gizli tanıkların söylediği sözlerden etkin pişmanlık ifadeleri yaratıldı ve etkin pişmanlık ifadeleriyle de halen tutuklu olarak kalmaya devam ediyoruz.
Şimdi diyor ki iddianame; bu etkin pişmanlık ifadelerine çok güveniyor, işte iddianamenin temelini oluşturuyor. "Beyanda bulunan şahıslardan bir kısmının Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. ile iş yapan, burada ihale alan, ihalelere davet edilen şahıslar olması; bir kısmının ihale almak istemesine rağmen sistemin dışında tutularak kasıtlı bir şekilde yapılan ihalelere davet edilmeyen şahıslardan olması; bir kısmının ise yine Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.'de muhtelif pozisyonlarda çalışan, bilhassa yapılan ihaleler ile ilgili görevli konumdaki şahıslar olması..." Örneğin, Kültür A.Ş. Genel Müdürü, ... Burada 'in de ismi var Medya A.Ş. Genel Müdür olarak geçmiş ama hem genel müdür değil hem de etkin pişmanlık ifadesinin nasıl bir şekilde alındığını kendisi anlattı. Ve ... "Bir kısmının da" diyor, "'nda muhtelif pozisyonlarda çalışan kişiler olması..." İşte Adem Tunçay, . "Bunların" diyor, "hepsi göz önüne alındığında şahısların alınan beyanlarında dile getirdikleri hususlara görevleri gereği yahut işleri gereği ulaşabilecek pozisyonda olmalarıdır. Yani tüm bu şahısların hepsinin beyanlarının" diyor, "biriyle uyumlu olduğu, somut zaman ve mekan unsurları bakımından detay içeren ve genellikle görgüye dayalı ifadelerden oluştuğu anlaşılmıştır" diyor ve "bu kadar kişinin aynı yönde beyanda bulunmasının hayatın olağan akışı içerisinde tesadüfle açıklanmasının mümkün olmadığı değerlendirilmiştir." İşte iddianameye tek katıldığım yer burası. Gerçekten bu kadar muhtelif kişinin aynı şekilde beyan vermesi tesadüfle açıklanamaz. Neyle açıklanabilir? Bu zamana kadar yapılan savunmalarda gördük neyle açıklandığını. Pınar Türker’in nelerle karşılaştığını, 'nin eşiyle tehdit edildiğini, 'in, 'in neler yaşadığını gördük. Şimdi buradaki alınan beyanlara biz artık nasıl bir delil muamelesi yapabileceğiz? Ama bunu da bir yana koyuyorum, bunu da bir yana koyuyorum. Buna rağmen aslında iddianamenin anlatısındaki aynı pozisyondaki, aynı görevdeki insanların tam tersi beyanları var. Bunlar da diyor ki: "Herhangi bir hukuka aykırılık yoktur, bütün görevimi mevzuata uygun olarak yaptım ve herhangi bir suç örgütüne ya da herhangi bir suça da tanıklık etmedim." Şimdi peki bunu nereye koyacağız? Yani kefenin bir yanında savcılığın tehditle, aldatmayla, yormayla... Bunları neye göre söylüyorum? CMK 148'e göre söylüyorum efendim. CMK 148'i nereye koyacağız? Her şeyden önce şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyecek nitelikte kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz. Şimdi burada da herkesin aklına CMK 148 işte "yasak sorgu" deyince ilk akla gelen ne? İşkence. İşte bir zamanlar bir film vardı, "Gece Yarısı Ekspresi" yanlış hatırlamıyorsam. İşte "Türk, Türkiye adaleti, Türk adaleti acaba polisi böyle midir?" diye büyük bir yankı uyandırmıştı. Bizim prestijimizi yerle bir etmişti. Daha sonra Avrupa Birliği'ne girme yolunda bunları gidermek için Avrupa Birliği'nden heyetler geldi. Biz polisimizin asla böyle bir şey yapmadığını ortaya koyduk. Tamam, bence de bana sorarsanız da Türkiye işkence sorununu aştık efendim. Türkiye'de artık işkence problemi yok. Ama diğerlerini nereye koyacaksınız? Yani burada sadece, sizce işkence deyip hiçbirini saymayabilir miydi? Hayır, kanun hepsini saymış ve ayırmamış da. Kötü davranma, yorma, aldatma... Yani "Eğer bana ifadeyi bu şekilde verirsen senin hakkında dava açmayacağım." Cebir; cebir olmasa da burada tehdit. Şimdi bunların her birini düşündüğümüz zaman biz bu etkin pişmanlık ifadelerini nereye koyacağız?
Peki, bunlara rağmen alalım etkin pişmanlık ifadelerini. Müvekkilimize ilişkin etkin pişmanlık ifadelerini koyalım. Şimdi, bir var, bir Adem Karaköse... Adem... var, var. Peki, bizim müvekkilin durumu etkin pişmanlık ifadelerinde bir değişiklik fark ettiniz mi Sayın Başkan? Bizim müvekkile dolaylı olarak etkin pişmanlık yaptırılmış gibi bir durum var. Yani eğer böyle bir şey varsa, müvekkil bundan faydalansın, çıksın ya da bu etkin pişmanlıkçıların yalan söylediği ortaya çıksın. Yani , 'e diyor ki: "Bana böyle böyle dedi, ihalede usulsüzlükler vardı." kendince duyduklarını söylüyor. Hep diyor ki: "Doğan Hamit bana böyle dedi." Ya ben bu insanı, hadi ben çok iyi tanımıyorum diyeyim, bir senedir tanıyorum diyeyim. Eşinin en çok şikayet ettiği şey müvekkilimle ilgili ketumluğu. Daha geçen gün bu konuda kavga ettiklerini söylediler. "Bana hiçbir şey anlatmıyor, işte tahtakurularıyla mücadele ettiğini yeni öğrendim" ya müvekkilimin kişiliğiyle uymuyor zaten hakkında söylenenler. Bu kişiler etkin pişmanlığı, bir; etkin olması lazım, iki; pişmanlık ya, bunu çevirmişler, müvekkilim üzerinden bir etkin pişmanlık yaratmaya çalışmışlar. Ha, ben burada da savcılarımıza gönül koyuyorum ya da işte bir sistem yaratıldığı söyleniyor ya böyle cezaevindekilere avukat yollanıyormuş. Benim müvekkilime kimse avukat yollamadı. Benim müvekkilimi savcı çağırmadı. O kadar da önemsememişler. Ha, siz de soru sormadınız. Yani bunu ya kafanızın net olduğunu düşünüyorum, iki yönde de net olabilir tabii ama bizim amacımız sonuçta yine de sizi her şeye rağmen akşamın bu saatinde de olsa ne kadar yorulmuş olursanız olun biraz olsun etkilemeye çalışmak. Dolayısıyla müvekkilimle ilgili söylenenleri, dolaylı olarak söylenenleri bir savcı da çağırıp "Doğan Bey, bunlar doğru mu?" diye de sorma gereği duymamış. Müvekkilim 15 aydır, 15 aydır kendini anlatmak için bekliyor. Bugün de yeterince anlatabildiğini düşünüyorum. Şimdi Sayın Başkan, bu etkin pişmanlıklara da hani çok fazla hem anlam yüklemek istemiyorum hem de saldırmak istemiyorum. Tabii ki de müvekkilim birebir tanıyor 'ı. Ben açıkçası bir hakaret, hakaretamiz bir cümle kullanmamak için, kelime kullanmamak için kendini zor tuttuğunu biliyorum. Çünkü birebir çalışıyorsunuz, onun baskısına maruz kalıyorsunuz. 'ı tanıyan herkes az çok biliyor ne kadar biliniyor, ne kadar baskıcı, ne kadar dominant bir karakter olduğunu. Açıkçası mobbing yapan bir karakter ve bir anda karşınıza çıkıyor, "Ya ben işte gözaltına alınmadan 10 gün önce öğrendim ne kadar usulsüzlükler döndüğünü" ve bir anda "Anladım ki bu usulsüzlükler varmış ama ben bu işlerin içinde yokum, ben sadece sanat sepet işleriyle ilgileniyorum." Bu, bu gerçekten insanın kendisine yakıştıramayacağı bir şey. Ama etkin pişmanlık ifadelerinin nasıl alındığı ortaya koydu, konuldu bugüne kadar. Şimdi efendim, savcılığın bu uygulamasıyla insanlara iki seçenek bırakılıyor: Ya özgürlük ya onur. Oysa müvekkilimin de savunmasında bahsetti; onurlu yaşamak ister insan. Ama onurlu yaşamak kadar özgür de yaşamak ister. Ama engizisyon hukukunun bu uygulamaları insanı elinden bu ikisinden birini seçmeye zorluyor. Ben zannetmiyorum ki etkin pişmanlık ifadeleriyle de soruşturma aşamasında olsun, şimdi olsun çıkanlar dışarıda eskisi gibi yaşıyor. Tabii ki de burada 15 aydır, 14 aydır tutuklu kalanların da hayatında çok kalıcı şeyler olacak. İnsan bu cezaevi koşullarında, hiç normalde karşı karşıda, karşı kaldırımda görse yolunu değiştireceği insanlarla bir arada kalan insanlar illaki bu cezaevinden sonra da travma geçirecek ama insan bir kere onurunu kaybederse işte o zaman bunun geri dönüşü yok.
Efendim etkin pişmanlık ifadelerine ilişkin daha önce meslektaşlarım da değindi. Ama şunu ortaya koymamız lazım: Ya bu ilk defa ortaya çıkan bir şey değil. Özellikle FETÖ soruşturmalarıyla, FETÖ'ye karşı yapılan soruşturmalarla çokça kullanılır oldu 15 Temmuz sonrası. Ben şahsen orada da iğneyi kendimize batırmamız gerektiğini düşünüyorum. Belli bir aşamada biz “15 Temmuz gibi bir şey oldu, işte devletin şah damarına bıçak dayandı, bazı hukuksuzlukları kabul edebiliriz” dedik. Ama hukuksuzluk bir kere yapıldığı zaman kime karşı yapılmış olursa olsun hukuksuzluktur ve bunun devamı gelir. Dolayısıyla orada kullanılan etkin pişmanlık kurumu burada da kullanıldı. Ama en azından FETÖ davalarına ilişkin Yargıtay kriterler koydu. Pişmanlık ve gönüllülük, failin psikolojik dünyasıyla alakalı ve son derece soyut kavramlar olması nedeniyle sanığın, gerçek ve samimi bir pişmanlık duyup duymadığı veya gönüllü olup olmadığının tespiti fevkalade zorunludur. Bu ana kriteri koydu. Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin pek çok kararında tekrarlandığını biliyorsunuz. Ama Yargıtay da bunun farkında. Çünkü etkin pişmanlık kurumunun özünde zaten suçtan kurtulmaya yönelik bir beyan olup olmadığı ilk araştırılması gereken şey. Bunun da birinci kriteri ne? Her şeyden önce insan pişman olduğunu bir ortaya koyması lazım. Yani ne suç işlediğini kendisi bir ortaya koyması lazım. Bizdeki etkin pişmanlık ifadelerinde bunları göremiyoruz. Bunların hiçbirisi kendisi suç işlememiş ama tanık gibi adeta bildiklerini anlatıyor. Ve delil olarak bunlar karşımızda halen duruyor. Şimdi gelelim, önemli mevzuya gelmek istiyorum efendim. Süremi çok da uzatmayacağım. Yani bugünü tamamlamak bize kaldı ama çok da her zaman yaptığınız gibi 7'ye kadar sürmek zorunda değiliz. Şimdi bizim suçlamalarımıza geliyoruz. Bizim suçlamamız nitelikli dolandırıcılık. Bugüne kadar nitelikli dolandırıcılık çalıştık biz. Hep ne diyoruz; işte iddianamede neyle karşılaştığımızı bilmiyoruz. Eylemle müvekkilimiz bağdaştırılmamış, ortaya konulmamış; neyle suçlandığımızı öğrenmeye çalışıyoruz. Ve bir de geldik ki siz ek savunmalarla kafamızı iyice karıştırdınız. Allah aşkına şunu bize açıklayın da biz de bundan sonra nasıl savunma yapacağımızı bilelim. Şöyle ki, yani şu anda bir konuşmanızı beklemiyorum tabii ama konuşursanız da beklerim. Kime neye göre 39 veriyorsunuz? Kime neye göre 3b, 235'e, 3b veriyorsunuz? Neye göre vermiyorsunuz, bunu anlamamız lazım ki biz neye göre savunma yapacağımızı bilelim. Ben de ek savunma istemiyorum şu anda. Ama bu iki suç da elmayla armut kadar birbirinden farklı. Bakın Yargıtay'ın bu konuda çok fazla kararı var. Ama bir tane kararından bir örnek okumak istiyorum: "CMK'nın 225. maddesi; hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verilir. Mahkeme fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir." Buraya kadar okey. "İddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması ve dava konusu olmayan fiilden yargılama yapılması ve hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturur. İddianamede belirtilen ve kapsamı belirlenen olayın dışına çıkılarak ek savunma hakkı tanınarak hüküm kurulması da mümkün ve yasal değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun duraksamaya yer vermeyen kararlarına göre, bir olayın açıklanması sırasında bir başka olaydan söz edilmesi, o olay hakkında da dava açıldığını göstermez. İddianamede dava konusu yapılan fiilin başka bir olaya dayalı olmadan, bağımsız olarak açıklanması gerekir. Somut olayda da" diyor, işte orada somut olayı da anlatıyor ve buradan hüküm kurulamayacağını söylüyor.
Şimdi bir anlatı var, anlıyorum. Dedim ya siz de işte iddianame bir enkaz, o enkazı kaldırmaya çalışıyorsunuz. Oradan bir yapı kurmaya çalışıyorsunuz. Tabii öncelikle o enkazı, hani Hatay'da da olduğu gibi, enkazı bir kaldırmak lazım Sayın Başkan. Yani bu konuda elinizi biraz daha cömert tutmanız lazım. Yani bir şüphe duyuyorsanız, burada bir şüpheniz var, belli. Öncelikle bir tahliye edin bu insanları. Çünkü kafanızda bir şüphe oluşmuş, bu çok belli yani. Ha sonrasında şunu tartışalım hep beraber: 235, nitelikli dolandırıcılık arasındaki geçişkenlik mümkün mü? Şimdi nitelikli dolandırıcılıktan neden açtı savcılar, hukuk bilmediği için mi? Estağfurullah. İddianamede diyor ki, zaten anlatımı o; "Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. ihale yapmak zorunda olmadığı için" diyor, "İBB ihaleleri onlara kazandırmıştır" diyor. İBB'nin ihalelerine herhangi bir iştirakinden bahsetmiyor Kültür ve Medya A.Ş. çalışanlarının. Zaten Kültür ve Medya A.Ş. nasıl diğer şirketler İBB ihalelerine girebilecekse o şekilde girer. Bu ihalelerin, e sizin de şimdi verdiğiniz örneklere geliyorum, pardon maddelere gelmek istiyorum; 235 2-a ve 3-b'den, pardon 3-b'yi bize vermediniz, 1-b'den. Yani şimdi siz diyorsunuz ki ihaleye girimin, rekabetin engellenmesi. İhaleye başkasının girmesini engellemek. Bu zaten Kültür ve Medya A.Ş.'nin ya da aşağıdaki iştiraklerin yapabileceği bir şey değil. İkincisi, gizli kalması gereken bilgilerin açıklanması. E yine burada da iştirakteki lerin herhangi bir iştirak çalışanlarının herhangi bir iştirakin iddianame anlatımı. İddianamenin anlatmadığı bir suçtan biz bu insanlara ek savunma verelim ama neye göre verelim? E gelelim tamam, 158'den de anlatalım. Yani siz ek savunma verdiniz diye 158 suçlaması kalkmadı ortadan. Bir tek ortak noktaları var: Hile. Ama yani kusura bakmayın bu saatte sizin bildiklerinizi size anlatır gibi oluyorum ama biraz da aslında müvekkilimizle kafası karıştı. Demin sordu: "Neden bana verildi?" Dedi ki: "Burak Atalan'a verilenden farklı bir şey verilmedi." Ha kafasında ne oturdu; Burak Atalan tahliye olduğuna göre ben de tahliye olabilirim. Ne yapabiliriz, müvekkili biz böyle rahatlatabiliyoruz. Çünkü gerçekten gelinen aşamada o kadar iddia, çürük iddia daha da çürüdü savunmalarla ama bu davanın tek ciddi yanı tutukluluk kaldı. Ha bu insanlar 14 aydır, 15 aydır kendilerini anlatmaya çalışıyor ve tutukluluk kaldı. Şimdi her şeyden önce demin açtığım konuyu tamamlamak için söylüyorum; neden olmayacağını düşünüyorum, yanılıyor olabilirim. Ama mesela dolandırıcılık nitelikli dolandırıcılığa dönebilir. Ya da işte adam öldürme, kasten yaralama öldürmeye teşebbüse dönebilir. Ama nitelikli dolandırıcılık, kanunda bakıyoruz yerine, kişilere karşı suçlar arasında aslında. İhale fesat karıştırma, mal varlığına karşı suçlardan değil... Nerede bizim kanunumuz? Kısımları tamamen farklı. Birbirinden tamamen farklı kısımlardadır. Dolayısıyla biri ekonomik suçtur, biri aslında hazineye karşı işlenirken, diğeri kişilere karşı işlenir. Ha nitelikli dolandırıcılık neden olmaz? Aslında en basit, en basitinden bir zarar oluşması lazım. Ha bu zarar da öyle fiktif bir zarar değil. Meslektaşım çok güzel anlattı. Yani bu zararın kişiler bazında ortaya konulması lazım. Belki biz bu zararı gidereceğiz. Bu zararın Doğan Bey'in payına düşenin bize bildirilmesi lazım öncelikle ki bu bilirkişi raporu diyemeyeceğim taraf raporuyla da ortaya koyulmamış.
İddianamede de ortaya koyulmamış ama daha da önemli bir şey var. Yani biraz gecikti ama biraz araştırmaları uzun sürmüş. İBB'den ve Kültür A.Ş.'den de bir yazı geldi, "Zararımız yoktur" diye. Aksini söylüyorsanız, siz araştırma yaptırın. Ha zaten Sayıştay raporları da ortaya koyuldu bugüne kadar. 2019, 20, 21, 22... Hepsinin sitesinde var. Ben bunları buraya yansıtmak istemiyorum Sayıştay raporlarını. Sayıştay raporlarında da ortaya herhangi bir zarar konulamamış. Ha usulsüzlük var mı? Usulsüzlükler bulunuyor. Ama efendim her usulsüzlüğün de ihaleye fesat karıştırma suçu oluşturmayacağını artık ben size anlatmayayım. Bakın bir tane slayt vardı, açabilir miyiz? KİK, Kamu İhale Kurumu raporundan olması lazım. Bakın efendim, 2025 tarihine ilişkin bu kurum kararı istatistikleri. Bunu da yine internet sitesinden aldım. 2934 tane uyuşmazlık kararı var. 493 tane düzenleyici karar var, yönetsel karar var. Bunların kaç tanesine dava açılmıştır? Yani mahkemeler burada bulunan usulsüzlüklerle uğraşsa, mahkemeler ihaleye fesat karıştırma suçu dışında başka bir suçla uğraşamaz. Bu demek değildir ki, yine aynısına dönüyorum, bu demek değildir ki her ihalede yaşanan bir usule aykırılık, "Şurayı düzeltin" denir Sayıştay'ın kararlarında, "Şurayı bir daha bakın" denir. Her ihalede yaşanan bir usulsüzlük ihaleye fesat karıştırma suçunu oluşturmaz. Çünkü ihaleye fesat karıştırma suçu, her kanunda sayılı suçlardır. Çok net bir şekilde ortaya koyulan suçlardır. Şimdi efendim, örgüt suçlamasına karşı beyanlarımızı ortaya koyduk. 158'in neden oluşmayacağına ilişkin ortaya koyduk, bu zamana kadar koyuldu zaten, ben tekrara geçmek istemiyorum. 235'in de neden oluşmayacağı ortaya koyuldu. Müvekkilim sadece olduğu konum itibariyle, yani nasıl girdiğini de anlattım Kültür A.Ş.'ye. Bir, 89 yılından beri ortada olan bir kurum var. Bu işleyişe aynı şekilde giriyor. Hiçbir şeyi de değiştirmiyor. Biz şimdi bazı dava-, normal davalarda hiç ihtiyaç duymayacağımız sorular sorduk sanıklara. Yani şimdi sanık sanığa soru sorar mı? Sanığın beyanı ne kadar oturdu? E savcılar bu beyanlara ne kadar güveniyorsa biz de bu beyanlara bu kadar güvendik. Bizim de elimizden başka bir şey gelmiyor. Çünkü siz bir yana beyanı koyuyorsanız, biz de diğer yana diğer beyanı koyacağız. Şimdi 'ye sorduk, "Tanır mısınız?" Kendisi de sordu, "Tanımıyorum" dedi. Nihat Sütlaş "Tanımıyorum" dedi. Tanımadığı için, sizden usulsüz bir talebi oldu mu olmadı mı sorusuna tabii ki de "Ortada yoktur" dedi. Savcılığın güvendiği, sizin de tahliye ettiğiniz 'na da sorduk. Bütün beyanları doğrudur demiyorum ama müvekkilimle ilgili herhangi bir usulsüz talebi olmamıştır. “Herhangi bir usulsüzlük görmedim, herhangi bir örgüt görmedim” diyor zaten kendisi de. Dolayısıyla biz eğer burada beyanları yarıştırıyorsak, bu beyanlar içerisinde bizim elimiz artık daha güçlü. 'tan Onur Adlı’ya, etkin pişmanlıkçı olsa da 'ndan diğer tüm buradaki dinlenen iş insanlarına kadar beyanla beyanı ortaya çarpıştırıyoruz ve ortada müvekkilimiz açısından artık kuvvetli suç şüphesini ortaya koyan bir şeyin kalmadığını görüyoruz.
Çünkü bu tip davalarda artık biz sadece adli kontrol neden yetersiz, kaçma şüphesi var mı, tanıkları etkileme şüphesi var mı, bunların dışında başka bir şeyi ortaya koymamız lazım savunmamıza. Biz burada 3 saatte eylemlere girip savunmalarımızı yapabiliriz ama asıl savunmamız da tabii ki de esas hakkındaki mütalaadan sonra olacak. Çünkü esas hakkındaki mütalaayla aslında müvekkilimin herhangi bir eylem bağı var mı yok mu Sayın Savcımız tarafından ortaya koyulacağını düşünüyoruz. O yüzden asıl savunmalarımız o zaman yapılacak. Ama geldiğimiz aşamada etkin pişmanlık ifadeleri dışında bir ifademiz daha var: İşte, . Bu , ben talebimde de söylemiştim. Siz de artık duymaktan sıkıldınız efendim. Ama şüpheli mi tanık mı belli değil. Avukat mı ihale mi uzmanı mı, hiç belli değil. Ama belli olan tek şey var efendim bu 'la ilgili: Bu adam husumetli. Yani siz bu adamı ihaleye fesat suçlaması, örgüt suçlaması, bunları geçiyorum, iş mahkemesinde dinleyemezsiniz. İş mahkemesinde bu kişi dinlenirken, husumetli diye ayrılır. İlk sorulacak sorulardan biri. Ama Sayın Savcılarımız bunu sormamış ve bu adam içindeki kini kusmakla kalmamış, defalarca gitmiş. Defalarca ifade vermiş. 'ın ilgili bir slaytımız vardı, onu açabilir miyiz? Bir görüntü. Bakın aşağı inebilir miyiz? En aşağı. Bak sonuç kısmında diyor ki "İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin işte ilgili ihalelerinin hiçbirisinde ne bir yönlendirme vardır ne kasıtlı hukuka aykırı bir işlemi bulunmaktadır. Hiçbir şekilde usul ve yasaya aykırı herhangi bir talimat, telkini, yönlendirmesi, eklemem, olumu yoktur ve bunu avukat olarak işte İstanbul Kültür ve Sanat Ürünleri Ticaret A.Ş.'nin ihale ve sözleşmeler uzmanı sıfatıyla imzalıyorum." Şimdi zaten bu kişi avukatsa bir, müvekkil avukat gizliliğine riayet etmiyor. Bir oradan bir Avukatlık Kanunu'na aykırılığı var. Ama ihale uzmanıysan o zaman tanık olamıyor, şüpheli oluyor. Ama ne iddianamede sanık olarak görüyoruz... Bir yerde şüpheli de ifadesi geçiyor, bir yerde tanık diye geçiyor ve en önemli ifadelerden biri de 15.04 olmasına rağmen ifadenin kendisine de burada ulaşamıyoruz. Siz çağıracaksınız, kendisini sorgulayacağız. Husumetini ortaya koydu, bence çağırılmaması lazım, bence dinlenmemesi lazım ama hiçbir korkumuz da yok. Tabii ki de soruları soracağız kendisine. Yine aynı şekilde 'ın, ’nin ifadelerine karşı da sorularımız olacak, cevaplarımız olacak. Ama sizden temennimiz, sizden beklentimiz, müvekkilin tutukluluğunun bu kişilerin ifadesine bırakılmaması. Eğer ortada bir beyanı delil olarak kabul ediyorsanız, aynı şekilde müvekkilimin herhangi bir usulsüzlük yapmadığına, ihalelerle ilgili firmaların seçimiyle ilgili, firma havuzunun oluşturulmasıyla ilgili herhangi bir katkısının olmadığı, herhangi bir görevinin de olmadığı ortaya konulmuş durumdadır. Ve tüm bunlara ilişkin bir suç olmaması ayrı bir yandan... Bu diğer meslektaşlar tarafından da çok ayrıntılı bir şekilde ortaya konuldu, biz dilekçelerimizle yine ortaya koyacağız. Ama burada bir de müvekkilin konumu itibarıyla buradaki beyanların yanlışlığını da tekrar size anlatmak istiyorum. Şimdi efendim, kapatabilirsiniz slaytı. Geldiğimiz aşamada artık bitiriyorum, çok fazla vaktinizi almak istemiyorum. Geldiğimiz aşamada aslında pek çok hukuksuzluk yaşandığını söyledik. Müvekkilin zaten en baştan beri bir artık bıkkınlığını da ortaya koyduğunu gösteriyoruz. Yani 14 ay oluyor, 15 ay oluyor, daha kendini yeni ifade edebilir bir durumda. Ama her şeyden önce şunu da söylememiz lazım; müvekkil bahsederken aslında eşi çok fazla etkilenmesin diye bahsetti, çok fazla ayrıntısına girmedi ama nüksetmek tehlikesi bulunan kanser hastalığı gerçekten en bela kanser türlerinden biri. Hani "kanserin kraliçesi" dedi, "hayatımda iki kraliçe var" diye. Gerçekten müvekkili şu anda eşinin aslında eşiyle olan ilişkisi, eşiyle olan aşkı ayakta tutuyor diye bilirim. Hani bir örgütün amacı bir yandan siyasi varlık sağlamakmış, bir yandan zenginleşme sağlamakmış ya; müvekkilin de tek amacı eşiyle olan aşkı.
Geçen gün bunu da anlattığım için gerçekten hem özür diliyorum hem de ben de 'a söyledim ama kendi kendime müvekkil avukat gizliliğini ihlal ediyorum, kusura bakmasın o yüzden. Geçen gün kendisine bir mektup yazmış, ara ara böyle mektuplar da yazıyor. Kimini veriyor, kimini vermiyor. "Ben" demiş, "daha ne kadar içeride kalırım inanın bilmiyorum. Bu saatten sonra da sana, anneme, çocuğuma daha fazla bunu yaşatmak istemiyorum" deyip vasiyetini yazmış adam. Bu insanlara gerçekten bunları yaşatmak çok ağır, bunu herhangi bir ajitasyon için söylemiyorum. Ben müvekkilime kendimce bir söz verdim, "Siz bu yazı görmeyeceksiniz" ama ben bunu mantık olarak söyledim, "Bu yazıyı içeride görmeyeceksiniz" dedim. Çünkü bir skalanız var, bunu anlayabiliyorum. 43'e göre zincirleme suç hükümlerine göre bir planlama yapıyorsunuz. Keşke eliniz... Elinizde o kuvvet olsa, var mı yok mu bilmiyorum. Hani aynı anda, bir ay geciktirmeden bu kadar 20-25 kişiyi tahliye edebilseniz. Ama önümüzdeki aşamalarda müvekkilin hem durumunu hem sağlık durumunu hem yaş durumunu... Son slaytı açabilir miyiz? Bir fotoğraf var, aile fotoğrafı. Bakın müvekkil içeri girerken bu şekildeydi Sayın Başkan. Yani "61 yaşındayım" deyince genç gibi gözüküyor ama cezaevinin insana verdiği değişikliği, yükü hem de bir kanser atlatmış insan olarak görmeniz için bu fotoğrafı açmak istiyorum. Çünkü bu fotoğrafla bir haber yer aldı, cezaevinde yaşadığı bir soruna ilişkin gazetecilerin haberi olmuş Doğan Bey'in. Doğan Bey'in koğuşundakiler dedi ki: "Bu bu sen misin Doğan abi?" Öyle demiş. "Senin bu olduğuna biz inanmıyoruz, buraya başka bir fotoğraf koymuşlar." İşte cezaevinin insanda yarattığı acı bu. Dolayısıyla sözlerimi müvekkili hakkında ve herkes hakkında ama müvekkil hakkında da tutuklu kararı verirken iki kez düşünmenizi istiyorum. Çünkü bu bu durum müvekkilin artık hayatına etki edecek ve telafisi mümkün olmayan zararlar açacak duruma geldi. Teşekkür ediyorum.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.