Şimdi dün siz de aslında belirttiniz, dediniz ki "Eylem 13 biraz zor bir eylem oldu, anlamadık." Ama aslında Sayın Başkanım, ben şu an bu dosyanın hukuki savunmasını yapsam 10 dakikamı almaz. Hakikaten. Yani İBB Hanem yönünden, İstanbul Senin uygulaması yönünden bir savunma yapsam, Eylem 13 kapsamında yargılanan hiç kimse ne kaydetme ne yayma suçlamasından ceza alamaz. Mümkün değil. Yani şöyle basit bir örnekle başlayayım. Şimdi kanun mevzuatımızın belki de en basit kanun maddelerinden birisi TCK 135. Yani çok basit; diyor ki, kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesinin oluşmasını iki şarta bağlamış. Diyor ki ya ilgilinin rızası olmayacak ya da kanuni dayanağı olmayacak. Ben birazdan bunları aşamalı bir şekilde anlatacağım ama USOM oturmuş demiş ki; "Ben bu işi nasıl zorlaştırsam ki, ya savcılık makamını da kandırayım, savcılık makamı da anlamasın, savcılık makamı anlayamadığı için öyle bir iddianame yazsın ki mahkeme de anlamasın. Mahkeme anlamasın ki konu karambole gelsin, bir şekilde insanların tutukluluğu uzun sürsün, günün sonunda da mahkeme anlayamadığı, savcılığın anlayamadığı bir konu yaratmış olayım ve insanlar hak etmediği bir ceza almış olsun."
Emrah Yüksel Müdafii Av. Hayrettin Berksoy Savunması
Ya el insaf! El insaf! Ya İBB Hanem ile İstanbul Senin uygulamasının farkını anlayamamış bu mahut USOM, kalkıp şu raporu hazırlamış. Garibanlar Uras tutuklu; Emrah tutuklu, Çağlar tutuklu, tutuklu. Bakın müvekkilim, bu 'in ismini söylerken şey algısı oluştu bir anda; , 'in sunmuş olduğu ben dilekçeyi okudum, üzülerek de okudum. " etkin pişmanlıktan faydalanmak istemiş de bu minvalde beyan vermiş de işte nasıl olmuşsa faydalanamamışız" ve onun ismini de vermedik. Onun hakkına girmişsek hakkını helal etsin, özür diliyorum kendisinden. Müvekkilim adına özür diliyorum. Ama savcılık o kadar hasmane, o kadar düşmanca bir soruşturma yürüttü ki... , Cahit Cihat Sarı savcımızın nasıl ifade aldığını herkes burada iyi biliyor. Bunu anlatmama gerek yok.
Yani tabiri caizse biz oturduk, sorular hazır, mail gösteriyor: "'i tanıyor musun? İletişim çadırında kim var?" E şimdi müvekkil tanıdığı veya mailde ismini bildiği kişiyi "bilmiyorum" dese, "Ya acaba suçlu duruma mı düşeceğim?" dese... E söylese, ne bilecek gariban 'in burada tutuklanacağını? ne kadar haksız bir tutukluluk içerisindeyse, de o kadar haksız bir tutukluluk içerisinde. Tekrar ediyorum ; müvekkilim adına özür diliyorum, hakkını helal et. Kesinlikle sana yönelik haksız bir eylem içerisine kendisi girmedi, müvekkilim girmedi. Savcılığın yönlendirmesiyle bu ifade verildi, kendisine verilen sorulara bu cevaplar verildi ve biz de bugün hep birlikte ne yazık ki bu geminin güvertesinde hep birlikte kurtuluş yolu arıyoruz, giden bir aydınlığa kavuşsun diye çabalıyoruz. Onun için ben ifademi hazırlarken sadece özelinde bir ifade hazırlamadım. Iraz'a da faydası sağlasın istedim, 'a da fayda sağlasın istedim, Çağlar Kurya'ya da, 'a da, Sezgin'e de, 'e de fayda sağlasın istedim.
Birazdan anlatacağım Sayın Başkanım bu İstanbul Senin uygulaması var ya... Ya bu... Yeri geçeceğim de ne yapayım ya vallahi... Ya şu kamera nerede? Ya bir zoomlayabiliyor muyuz Sayın Başkanım bilmiyorum. Hatta Adalet Bakanlığınızın şu görüntülü fotoğrafına bakınız. Adalet Bakanlığı'nın sayfası. Google Tag Manager kodu var Adalet Bakanlığı'nda. İddia makamını burada davet ediyorum; hadi Adalet Bakanlığı yetkilisini çağırsın, "Kardeşim siz sisteminize yüklemişsiniz Google Tag Manager kodunu, siz veri mi sızdırıyorsunuz?" ha? "Siz UYAP'tan veri mi sızdırıyorsunuz? Ne yapıyorsunuz?" Sayın Savcım, şahsınıza, şahsiyetinize saygım var. Gerçekten bunu herhangi bir şey olsun diye söylemiyorum. Vallahi şahsınıza, şahsiyetinize saygım var. Hatta diyebilirim ki Doğan savcımız, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı içerisindeki en vicdanlı savcılardan birisidir. Ben bunu biliyorum. Ama bu... Bu iddianamenin altında imzası olan savcılarımız vicdanı körelmiş, hasmane bir soruşturma yürütmüştür.
Şu sırasıyla geleceğim de madem USOM karambole getirmiş biraz ben de karambole getireyim ne olmuş? Bir şey olur mu? Olmaz. Şimdi Kovalidis'in ilanının sahte olmadığını, yani sahte olduğunu bilmemek için hakikaten ya 1500'lü yıllardan gelmen lazım, biraz teknolojiden uzak olman lazım ya cahil olman lazım. Açık söylüyorum; cahil olman lazım. Çünkü Kovalidis yüzünden Eylem 13 kapsamındaki herkes tutuklu, yazık günah ya! Ya 50 bin dolara Sayın Başkanım 3.7 milyon insanın verisi satılıyor. Ya çocuk bilir ya çocuk! Türkiye'de Hayat Eve Sığar verileri sızdırıldı kimse ayağa kalkmadı, şimdi ben ona girmeyeyim. 85 milyon insanın verisi bugün Telegram gruplarında 10-12 yaşındaki veletler tarafından aylık 100-150 dolara satılıyor. Kim ne yapsın 3.7 milyon veriyi? 50 bin dolara? Güncel kur ne oldu bilmiyorum, 50 lira mı oldu? 2.5 milyon mu yapıyor? Ya... Ya bu Kovalidis... Özür diliyorum Sayın Başkanım, bu ahmak, be salak, be aptal adam... Bari gerçekçi bir rakam koy da inanalım ya! 50 bin dolara... Ya yaz 200 dolar da diyelim ki gerçek bir ilan be! Ya "sahteyim" diye bağırıyor bu ilan, bu ilan "ben sahteyim" diye bağırıyor. İnanamıyorum ya, bunun yüzünden insanlar tutuklu, inanamıyorum!
Ne yapsak derdimizi anlatamıyoruz. Biliyorum avukatız, ilişkilerimizi profesyonel bir düzeyde yürütmemiz lazım. Biliyorum avukatız, müvekkilimizle tabii ki bir maddi menfaatimiz var, hayatımızı bu işten kazanıyoruz, kişiselleştirmemem lazım ama nasıl kişiselleştirmeyeyim ya bu dosyayı? 'in ifade verdiği gün salıverilmesi gerekiyordu. Ya yatarı olmayan dosyalardan bahsediyoruz bu nasıl anlam ifade etmez? Vallahi çıldıracağım ya! Vallahi şu cübbeyi alacağım üstümden bir gün atacağım, ruhsatımı mı yakacağım? Nasıl anlam ifade etmez? Ya en kötü ihtimalle diyoruz ki ceza hukukunun amacı ne? Diyoruz ki kişiler kanunlara uymamaları halinde cezai müeyyideye tabidir. Neye tabidir? Adli para cezası, hapis cezası. Ya adamın alabileceği hapis cezasının yatarı yok. Iraz'ın yok, Çağlar'ın yok. Ekrem Başkanım sizi söylersem tehlikeye girer diye söylemiyorum. Şimdi üzülüyoruz ya vallahi ağlanacak halimize gülüyoruz şuraya bak.
Şimdi yavaş yavaş başlayayım şöyle. Şimdi lehe delil toplama zorunluluğumuz var. Ceza hocalarımız —bilmiyorum Ali Kemal Hoca burada mı ama— şu 13 var ya Sayın Başkanım, çok komik bir şey söyleyeyim; eylem oluşuyor. Sınavda pratik sorusu olarak öğrencilere sorsalar savcılığın yorumunu, öğrenciler bu soruyu cevaplasa vallahi billahi tallahi o öğrenciler bu sınavı geçemez. Geçemez. Hatta Bahadır Hocam burada mı bilmiyorum, Ali Kemal Hocam burada mı bilmiyorum; kendisinden ders aldık. Öyle sinirlenir ki 'gafiller' der ya! 'Böyle bir yorumlama mı olur, böyle bir cevap mı olur?' Öyle bir inana bindirir ki o öğrencileri mezun etmez. Mezun etmez. Şimdi diyoruz ki savcılık makamı; devletimizin namusu, şerefi, onurlu bir görevini objektif yükümlülükle sürdürmeli. Tabii birazdan bahsedeceğim, buradan çok büyük, kıymetli meslektaşlarım var. Belki darbe dönemlerini, Devlet Güvenlik Mahkemesi'ni, çok daha siyasi olayları gören meslektaşlarım var ama ben inanıyorum ki kendileri de takdir edecektir: Savcılık makamıyla savunma makamı Türk yargı tecrübelerimizde bir aşamasında bu kadar bir kopuş yaşamadı! Örgütlü Suçlar Savcılığı olarak nitelendiriliyor, ben 'yedinci kat' olarak nitelendiriyorum. Burada oturup da Sayın Başkanım size ceza dersi verecek değilim, vallahi haddim de değilim, mümkün mü böyle bir şey yapmam? Saçlarım çabuk beyazladı meslekte ama...
Şimdi size savcılığın toplama hükmünden tabii ki de bahsetmeyeceğim ama size şöyle bahsedeyim: Ya bu dosyada etkin pişmanlıktan faydalanan adam bile mağdur edilmiş, var mı ötesi? Siz düşünün. Ben bir atıfta bulunmuyorum, kendisinin şikayetleri üzerine söylüyorum; o adam bile mağdur edilmiş. Diğer sanıkları siz düşünün. Savcılığın, yahu kurban olayım, kurban olayım; lehe delil toplama yükümlülüğünüz var. 'Bu zahmete girişmeyin' diye bir savcılık aşamasında, soruşturma aşamasında delil sunduk. Dedik ki: 'Siz bu zahmete girmeyin, biz sunalım.' Ya insan bir değerlendirir ya! Belki de Sayın Başkanım, siz müvekkilimin ifadesini almış olsaydınız geçen hafta, belki de tahliyesi söz konusu olacaktı. Çünkü USOM raporunu okuduğunuzda... Diyorsunuz ki: 'Ya bu adam toplantıya katılmamış.' E ben diyorum ki kanıtı geliyor; getirmişim mesela izin belgesi diyorum, işte efendime söyleyeyim pasaport giriş çıkış kaydı diyorum. Yetmiyor; diyorum ki tatilde ailesiyle birlikte çekildiği fotoğraf var diyorum. Diyorum ki bu kasıtlı bir şekilde kaçmamış kardeşim. Yetmiyor; diyorum ki Iraz arıyor Emrah'ı, diyor ki 'Emrah Bey toplantı halindeyiz'. Emrah Fatih'te olmasına rağmen Iraz'ın sorularına cevap veriyor. Biz sizi bu zahmetten kurtarıyoruz, bunları değerlendirmiyorsunuz. Bir de kalkıp ne yapıyorsunuz? Eyüp'le makamı... Yazık! Lehe olan delilleri de lehe olan delilleri de kırıklayıp aleyhe yorumluyorsunuz.
Ya bu alanda tek nadir bilirkişi olan USOM tarafından incelenen bir yer var mesela; tek doğrusu herhalde odur: Anlık konum bilgisi verisi. Bunu bile o kadar yanlış yorumlamış ki utanç duydum. Utanç duydum. Biz hukukçuyuz; yazılım, log kaydı falan nedir bilmem ne... Meslektaşımdan mı öğrendim bunları? Ama ben bile oturdum altı aydır şu dosyayı okudum, çalıştım. Derledim, dinledim, bilene sordum. Bilen bilmiyorsa bileni söyledi, ona gittim. Ama buldum yani. Ya, USOM Başakşehir Veri Merkezi'ne gidiyor; bakın bakın Allah aşkına komediye bakın —Emrah Bey oradan hak verecektir bana— ellerinde küçük bir diskle gidiyorlar verileri toplamaya. Ya be kardeşim, gidiyorlar; koca İstanbul'un verisini küçük bir taneye flash diske sığdıracaklar ya! Ya ben hukukçuyum, neyle gidileceğini bilmem ama bir taneyle gidilmeyeceğini bilirim be kardeşim! Sonra da kopyalamayı bilmiyorlar hani o kaynak kodları vesaire... İstanbul Büyükşehir Belediye personeli kopyalıyor. Daha ne diyeyim? Bu adamların hazırladığı rapor yüzünden Emrah, , Mehmet Çağlar... muhtelif, özür dilerim.
Neyse, nasılsınız? Gene yavaş... Vallahi biz bize zulmediyoruz. Bu uzun maçlarda bizi çirkin bir sınav bekliyor, ben bunu biliyorum. Varsa Allah'ın bir adaleti... Ben de sorumluyum ben! Yani diyorum ya, Emrah'ın avukatı olma hasebiyle 'in ben dilekçesini gördüğümde vallahi billahi tallahi söylüyorum; Emrah'a ne kadar üzüldüysem 'e de o kadar üzüldüm. İnkar mı edeyim? 'Hakkını helal et' diyorum, özür diliyorum. Fayda mı sağlıyor? Fayda sağlamıyor. Şimdi USOM... Sayın Başkanım sıkılıyorsunuz biliyorum ama ne yapalım? 11... Özür dilerim, ben 11 ay değil de 6 aydır bekliyorum. Sizin de bu meslekten gelen bir kişi olarak en azından kürsünün bu tarafının hararetini, derdini iyi anladığınızı düşünerek biraz dertleşme mahiyetinde derdimi izah etmeye çalışıyorum. Ben eminim ki siz de şu anda bu dosyada kürsünün bu tarafında olsaydınız bizden daha fazla haykırışta bulunurdunuz tecrübelerinize binaen.
Şimdi USOM, İBB Hanem ile İstanbul Senin uygulaması farkını idrak edememiş arkadaşlar. Değerli mahkeme, Sayın Savcım; idrak edememiş. Öyle bir karıştırılmış, öyle bir karıştırılmış, öyle bir akla karayı dedim ya en başta; 'Nasıl yapsak da bu iş anlaşılmasın?'. Ya bu USOM; sen Bilgi Teknolojileri Kurulu'na bağlı bir birimsin. Savcılığın bir birimindesin; niye savcılığa bağlı bir birimmiş gibi hareket edip de insanları zan altında... Ya çok daha basit bir şey söyleyeyim Başkanım; onu anlayabilmemiz, yani bilirkişi raporunu anlayabilmemiz için bilirkişiye göndermemiz lazım! Gerek var mı sence? Daha ne söyleyeyim? Var mı ötesi? 'USOM raporunu anlayabilmemiz için bilirkişiye göndermemiz lazım' diyorum. Utanç vesikası! İstanbul Senin uygulaması; arkasında devasa bir organizasyon olan, profesyonel bir yazılım olan, hali hazırda aktif olan bir uygulama. Yani tabiri caizse İBB'nin dijital vitrini. İçerisinde İstanbulkart, mobil ödeme sistemleri, Genç Üniversiteli, 'Otobüsüm nerede?', 'Arabam nerede?', 'Durağım nerede?' vesaire vesaire birçok uygulamayı bir araya toplayan toplu bir uygulama. Yani şöyle özetleyeyim: Bu telefon İstanbul Senin uygulaması olsun; açtınız, girdiğinizde açılan uygulamalar da işte içerisindeki diğer uygulamalar olsun. Bu kadar basit.
İBB Hanem ise dönemin daire başkanı tarafından —yine kendisinin beyanı üzerine söylüyorum— İPA'dan geldiğini söylediği bir proje. Ne bu proje? Halka açılması planlanmayan, sadece İstanbul Büyükşehir Belediyesi personelleri tarafında, daha çok anladığım kadarıyla da saha elemanlarının; 'Ya kime nasıl yardım yapabiliriz? Hangi bölge bizden en çok yardımı alıyor? Adalar'daki ihtiyaca göre gidip Esenyurt'ta çalışmayalım, Avcılar'daki hizmete göre gidip Şişli'ye hizmet vermeye çalışmayalım.' gibi bir proje. Silivri'nin ihtiyacı yok belki otoparka ama Şişli'nin var. Silivri, ben sizin otopark ihtiyacınızı karşılıyorum dese, Silivri der ki 'Ya benim derdim bu değil ki kardeşim, sen gel bana ne anlatıyorsun?'. İşte bunların tasnifini sağlayan bir uygulama ve hayata geçmemiş bir uygulama. Uygulama aşamasında kalmış, özür dilerim test aşamasında kalmış bir uygulama.
İstanbul Senin uygulamasının idari boyutuna baktığımızda ise Sayın Başkanım, yine İBB Hanem ile ayrıldığını görüyoruz. Ben bunların sizin tarafınızdan çok iyi bilindiğini biliyorum. Sadece bilgisel amaçlı biraz değineceğim, sonra asıl meselemiz. Bakın İstanbul Senin konusunda bizim hiçbir sorumluluğumuz yok ama mademki bu eylem oluş başımıza bela oldu, biz de bugün eylem oluşun başına bela olacağız. Ben İstanbul Senin'i anlatacağım, ben Location'ını anlatacağım, Kovalent'i anlatacağım, Kovalent kelimesinin anlamını anlatacağım. GTM kodlarını anlatacağım. Bunlar bizim konumuz değil ama ben bunları anlatacağım. Niye anlatacağım? Ya olur ki farkında olmadan bu insanların birisinin hakkına girmişsek herkese bir fayda sağlasın diye anlatacağım. Yoksa başka bir derdim yok. İstanbul Senin uygulamasından sorumlu değiliz der geçerim.
Şimdi İstanbul Senin uygulamasının yazılım boyutu KOBİL'de, idari boyutu ise Bilgi İşlem Daire Başkanlığı'nın altında bulunan Akıllı Şehirler Müdürlüğü'nde. Müvekkilim ise Bilgi İşlem Müdürlüğü altında bulunan yazılım biriminde çalışıyor. Kendisi dün çok güzel savunmasını yaptı, aslında üzerine söylenebilecek hiçbir şey de yok. Ama ben şimdi olayı biraz yavaş yavaş hukuksal boyutuna getirmek istiyorum. Şimdi İBB Hanem'de insanların kişisel verilerini hukuka aykırı kaydetmeleri suçlamasının yegane sebebi olan seçmen verilerinden bahsedelim. Ya vallahi yazık! İBB Hanem'den sen nasıl insanları seçmen verilerinden dolayı kişisel verileri hukuka aykırı kaydetme suçlamasında bulunabilirsin? Ya mümkün mü bu? Diyor ki kanun, sayın Başkanım, değerli heyet; diyor ki 'İlgilinin rızasıyla veya kanuni dayanakla toplanan kişisel veriler hukuka uygundur'. Yüksek Seçim Kurulu'nun topladığı seçmen verilerinden Emrah'ı Irazı ve saire diğerleri nasıl sorumlu tutulacak? Burada ilgilinin rızası mı var? Yani Yüksek Seçim Kurulu benim verilerimi toplarken benden rıza alıyor mu? Almıyor. Neden alıyor? Kanuni dayanakla alıyor. Dolayısıyla kişisel veriler hukuka uygun hale gelmiş oluyor, hukuka uygun bir şekilde kaydedilmiş oluyor.
Yani İBB Hanem'de, tırnak içinde söylüyorum, 'ele geçirildiği iddia olunan' seçmen verisi diyoruz, sanki şey gibi algılanıyor; izleyiciler vesaire de yanlış anlamasın, sanki işte Hayrettin hangi oyu kullanmış, diğeri... Hayır! Hayrettin hangi sandıkta oy kullanıyor, hangi numarayla oy kullanıyor bu bilgisi var. Peki İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin bu bilgilere bir ihtiyacı mı var ya da İBB Hanem projesinin asıl amacına baktığımızda kimin hangi sandıkta oy kullandığının ne önemi var? Hiçbir önemi yok. Aslında baktığınızda dediğim gibi kanuni lafızdan dahi gittiğimizde değil , değil , Eylem 13 kapsamında yargılanan hiç kimse kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi suçundan ceza alması mümkün değil. İki kere iki dört, bu kadar basit. Mümkün değil! Kişisel verilerin hukuka aykırı yayılması... Müvekkilimin özelinden anlatayım sonra genele yayacağım dedim ya, ben savunmamın bugün biraz kapsayıcı bir savunma olmasına gayret ettim. Herkese fayda sağlasın istiyorum. Yoksa meslektaşlarım benden çok daha kıymetli savunmalar yapacaklardır, benimkisi katkı olsun.
Şimdi evleviyet ilkesi dediğimiz bir ilke var Sayın Başkanım. Ne diyoruz? 'Haydi haydi' diyoruz. Yani şu birime veriliyorsa ya şu birime de haydi haydi verilir deriz. Yüksek Seçim Kurulu'nun Seçmen Kütükleri Mevzuatı'na baktığımız zaman diyor ki: 'Seçmen listeleri kesinleştikten sonra belli bir süre kala imza karşılığında siyasi partilerin il, ilçe temsilcilerine verilir' deniyor. Şimdi her ne kadar müvekkilim Emrah için 'Emrah'ın benden bir talebi olmadı' diyorsa da yönünden dahi bu suç oluşmaz. Çünkü siyasi partinin ilçe yönetimine kadar verilebilen bir liste, evleviyet ilkesi gereği İBB'ye haydi haydi verilir. Kaldı ki İBB'nin buna da dediğim gibi ihtiyacı yok. Biraz rakamlarla konuşmak gerekirse müsaadenizle... Alo 153 kapsamında İstanbulluların 25 milyon insanın verisi var. İstanbulkart veri tabanında 20-25 milyon insanın verisi var. İSKİ'de 7 milyon, İGDAŞ'ta 6,5 milyon, Sosyal Hizmetler'de 5,5 milyon, Spor İstanbul'da 2,5 milyon insanın verisi var. Ya kim ne yapsın sandık verisini? Kim ne yapsın seçmen verisini? İBB'nin elinde zaten devasa bir veri havuzu var. Bugün Türkiye'de İstanbul'dan yolu geçmemiş hiçbir vatandaş yok. Öğrencilik hayatında, iş hayatında illaki gelip geçmiş, İstanbulkart'a başvurmuş, bu sayı aslında artabilir de.
Dolayısıyla İBB'nin tüzel kişiliğinin de aslında bu veriye ihtiyacı yok ama yayma suçlaması açısından diyoruz ki evleviyet gereği siyasi partilere verilen seçmen verisi, sandık verisi belediyeye haydi haydi verilir. yönünden de böyle bir eylemin gerçekleşmiş olması ne yönünden, ne başkaları yönünden, ne de müvekkilim yönünden oluşması mümkün değil. Ha müvekkilim için söyleyecek olursak, 'in de kendi ifadesinden de anlaşılacağı üzere veriyi 'dan aldığını söylüyor, daha sonra Akıllı Şehirler Müdürlüğü'ne gönderdiğini söylüyor. Akıllı Şehirler Müdürlüğü'nde çalışan arkadaşlar da onların savunmalarına şey olmasın, onlar da kendi İBB Hanem projesi kapsamında yine Daire Başkanı'nın talimatıyla hareket ederek birtakım işlemler yapıyorlar. Yine hukuksuz bir işlem yapmıyorlar. Ama iddianame diyor ki; sen sandık verilerini yaydın. Sayın Başkanım müvekkilin uhdesine gelmemiş, 'den gelmemiş, 'dan gelmemiş... diyor ki 'Ben veriyi 'e gönderdim' diyor. ifadesinde kime gönderdiğini söylüyor, süreci anlatıyor. İddianame diyor ki ' sen yaymadan suçlusun'. yaymadan suçlu olabilir mi? 'den birisine gitmiş mi? 'e gelmeyen veri 'den nasıl başka birisine gidecek?
Sonra usul diyor ki, 'De biz onu toplantıya davet ettiğimiz halde gelip toplantıya katılmadı' diyor. Ya insanı davet edersin değil mi, bir ispat da sunarsın be kardeşim. Bir tebligat sunarsın, bir resmi e-posta sunarsın. 'le senin ne kinin var da kalkıp 'Ben 'i davet ettim, toplantıya katılmadı' diye yalan söylüyorsun? 'e gelen hiçbir resmi davet, hiçbir resmi e-posta yoktur Sayın Başkanım. Nasıl ispatlayacağız? Hadi ispatlayalım. İddia makamı da buna dayanak dayanıyor daha doğrusu söyleyelim, iddia makamı da bu iddianame ile bu beyanı desteklemeye çalışıyor. İddia makamı o zaman şu anda müvekkilin USOM toplantısına katılmadığına, daha doğrusu kendisine resmi bir tebligat yapılmış olmasına rağmen katılmadığını ispatlasın. Resmi bir tebligat yok, resmi bir e-posta yok.
Kaldı ki o toplantıya Iraz'ı iştirak ediyor, Iraz'ı müvekkilim 'i arıyor ve diyor ki: "Emrah Bey böyle bir toplantı var, sizin de katılmanız gerekiyor." Emrah'ın tatilde olduğunu biliyorlar. Sayın Başkanım; müvekkilin izin evrakı, müvekkilin yurt dışında olduğuna dair pasaport giriş-çıkış kaydı, yetmedi müvekkilimin çok yakışıklı çıktığı yurt dışındaki bir fotoğrafı. Tarih üzerinde var. Sizlere arz ediyorum. Dolayısıyla USOM'un bu beyanını da reddediyoruz. Kabul etmiyoruz Sayın Başkanım. İBB Hanem'le alakalı aslında söylenebilecek başka da çok bir şey yok. Dediğim gibi YSK'nın seçmen verileri toplama yetkisinden dolayı ve hukuka uygun bir şekilde toplanan seçmen verilerinden dolayı bugün Eylem 13 kapsamında hiç kimsenin kişisel verileri hukuka aykırı kaydetme veya yayma suçlamasından suçlanamayacağını hukuksal mevzuat çerçevesinde anlattık.
Şimdi bir de İstanbul Senin kısmı var. Biraz da yavaşça oraya gelmek istiyorum. Hukuksal boyutunu anlatayım, sonra bu USOM'un akılalmaz senaryosuna bir değineyim. İstanbul Senin uygulaması; İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin tüzel kişiliğinin KVKK uyum süreçlerini geçirerek, VERBİS kaydını yaparak, KVKK kapsamında kullanıcıları bilgilendiren tüm metinlerini sitesine koymak suretiyle oluşturduğu bir uygulama Sayın Başkanım. Yani siz, ben tahliyeye ilişkin savunmamda da belirtirken söyledim; bakınız keşke yapabilsek, İstanbul Senin uygulamasını şimdi Google Play'den, App Store'dan indirelim ve üye olmaya çalışalım. Üye olmaya çalıştığınızda Sayın Başkanım; siz KVKK onay metinlerini, açık rıza metinlerini görmeden, okumadan, onaylamadan uygulamaya giriş yapamıyorsunuz. E be kardeşim şimdi nasıl kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesinden bahsedeceğiz?
Ya dediğim gibi kanunumuzun en açık maddelerinden birisi. Misal; şu yoruma ihtiyaç duyulabilir: Düğünde adam, konvoyda giderken havaya ateş etti, yanlışlıkla birisini öldürdü. Öldüren, öldürülen kişi kardeşi olsa acaba olası kast mı bilinçli taksir mi, yabancı kişi olsa acaba olası kast mı bilinçli taksir mi... Birinin rızası varsa, kanuni dayanağı varsa sen kişisel verileri hukuka aykırı kaydetmeden bahsedemezsin. 'İstanbul Senin' uygulamasında ilgilinin rızası bulunuyor; 'İBB Hanem' uygulamasında ise YSK'nın kanuni dayanağı bulunuyor. Eylem 13, kaydetme yönünden çürüdü gitti Sayın Başkanım. Bakınız birazdan geleceğim; dedim ya size, sizin de anlamanızı güçleştiren konulara geleceğim. Yoksa konu hukuksal olarak çok basit. Bunu okuyan adam şey düşünüyor: 'Aman aman aman aman, Niğde'de neler olmuş! Aman aman...' İnsan bunun faillerine... Yurt dışından İngiltere'ye... İngiltere demişken, yani
ifadesini verdikten sonra Cem Küçük isimli gazeteci kalktı dedi ki canlı yayında: ', İstanbul Büyükşehir Belediyesi kapsamında İstanbulluların verilerinin İngiltere'ye, Amerika'ya, CIA ve FBI'a gittiğini itiraf etti.' Birincisi; Cem Küçük, gizlilik olan dosyada sen bu ifadeye nasıl eriştin? Ya erişmişsin, bir de yanlış anlamışsın. Okumuşsun, yanlış anlamışsın; seni kandırmışlar. Ya savcılıktan sana bir bilgi verilmiş, seni de kandırmışlar, seni de manipüle etmişler ya da sen okumuş anlamışsın, buna rağmen manipüle ediyorsun ortalığı. Niye 'i kurtlar sofrasına atıyorsun? Niye 'i ailesine karşı mahcup duruma düşürüyorsun? Niye 'i çalışma arkadaşlarına karşı mahcup duruma düşürüyorsun? bir anda cadı ilan edildi, düşman ilan edildi. Dediler: 'Aman aman, söylemiş verilerin gittiğini.' Elimizi vicdanımıza koyalım Sayın Savcım ifadelerimizde. Allah aşkına, ifadesinin neresinde verilerin yurt dışına gittiğini söylüyor? Zaten dedim ya size savcımızın sorgu metodunu, herkes biliyor; soru-cevap üzerine gitti. Kendisi sordu, biz cevapladık. Ha, kötü bir muamele mi oldu? Tabii ki de olmadı; aksine sağ olsun suyumuzu da verdi, biraz zorlasa çayımız da gelebilirdi, bilmiyorum. Kendisine burada da bir şey söylemiş olmayalım ama bu söylemediği bir ifade üzerinden söylemiş gibi gösterilerek pazara atılmasından vicdanım el vermiyor. Ailesi bile şüphe etti, eşi bile beni aradı: 'Avukat Bey, Emrah Bey bir şey mi söyledi?' 'Ya yok' dedim, 'söylemedi'. Çalışma arkadaşları beni aradı: 'Emrah benim ismimi mi söyledi?' Hayır, böyle bir şey söylemedi.
Şimdi müsaadenizle Sayın Başkanım, bunlar da dosyada bulunsun diye sunacağım size: 'İstanbul Senin' uygulamasının girişi esnasında kişisel verilerin hukuka uygun şekilde kaydedildiğine ilişkin aydınlatma, üyelik sözleşmesi, açık rızaları vesaire vesaire... Bunu da bilgilerinize sunmak istiyorum. Hakkınızı helal ediniz, bunlar da kayıtta bulunsun. Şimdi diğer husus ise Sayın Başkanım, bunları da söyleyip geçeceğim; çünkü müvekkilim 'İstanbul Senin' uygulamasındaki sorumlu olmadığını anlamamız açısından önemli. Bakınız, iddianamenin 218. sayfasında Keycloak yönetim panelinde yer alan 33 kullanıcı isimli bir liste var. Bu liste, USOM'un beyanına göre 'İstanbul Senin' uygulamasının yönetim paneli. Müvekkilin ismi burada yok. Yine altındaki tabloya baktığımızda, silinen yönetim panelindeki kişilik kullanıcı listesi var; içerisinde Hindistanlı birtakım insanlar var, müvekkilimin burada da ismi yok. Zaten aslında en büyük lehimize olan delil bu.
Ve özellikle müvekkilin 'İstanbul Senin' kısmında sorumlu olmadığına dair yine USOM üzerinden size bir örnek vereyim: USOM, müvekkilin 'İBB Hanem' toplantısına katılmadığını söylüyor değil mi Sayın Başkan? Ve ne yapıyor? Bunu da beyan olarak yazıyor; diyor ki 'Biz davet ettik ve katılmadı'. Müvekkil, 'İstanbul Senin' uygulamasının hiçbir toplantısında yok; TÜBİTAK'ta yok, BTK'da yok, USOM'da yok. Hiçbir yere davet yok. yetkili olsa 'İstanbul Senin' uygulamasında, bunu yazmaz mıydı? Yine aynı şekilde: ''i resmi davet etmiş olmamıza rağmen toplantıya iştirak etmemiştir.' En büyük delil burada, USOM'un kendisi bunu söylüyor; müvekkilim 'İstanbul Senin' uygulaması kapsamında sorumlu olmadığını anlamamız açısından.
Şimdi müvekkilin dışında 'İstanbul Senin' uygulamasıyla alakalı meslektaşlarım da beyan ettiler ama ben de oradan devam edeyim. Şimdi bu 'kuvalidis' arkadaş; 20 Mayıs'ta inceleme yapılıyor, 26 Mayıs'ta bu verileri satışa çıkarıyor. Ve özellikle de Sayın Başkanım, ilanın ekinde bulunan ekran görüntüleri, o gün USOM toplantısında USOM yetkilileri tarafından alınan ekran görüntüleri. USOM yetkilileri... Ya hicap duyuyorum, devletimizin bir kurumuyla alakalı bir ithamda bulunmak istemiyorum. Bunlar bizim devletimizin şerefli makamları ama içerisinde bir çürük varsa da buna yapabileceğimiz bir şey yok. Bunu araştıracağız, bunu bulmamız gerekiyor. Kim? Buradaki sorumluluk kimde diye bizim bu konuyu irdelememiz gerekiyor.
Sonra az önce söylediğim gibi alıyor bu ilanı da 50 bin dolara satışa çıkarıyor Sayın Başkanım. 50 bin dolara 3.7 milyon insanın verisi... Peki USOM ne diyor? Diyor ki: 'İstanbul Senin uygulaması içerisinde 4.7 milyon insan verisi var.' Ya birincisi, 4.7 milyon insanın verisine ulaşabilen bir adam niye 3.7 milyonunu satışa çıkarsın? Bir milyonu sonra da mı pazarlığa çıkaracak? Muhtemelen o da herhalde bir 10-15 bin dolar eder diye düşünüyorum. Bu ilan 'Ben sahteyim' diye bağırıyor! Savcılık bu ilana itibar etmiş, USOM bu ilana itibar etmiş. Ve en dikkat çekici husus ise şurada diyor ki USOM: 'İstihbari faaliyetler çerçevesinde tespit ettik.' Ya nasıl mesela? Yani nasıl istihbari faaliyetler çerçevesinde bunu tespit ettiniz? Ne yaptınız? Google'a girdiniz, açık kaynak araştırması mı yaptınız? '3.7 milyon insan' mı yazdınız? 'Satış' mı yazdınız? Telegram gruplarında mı gezdiniz? Nereden akıl ettiniz Telegram gruplarında böyle bir ilan olabileceğini? Nasıl tespit ettiniz? Bunun da açıklaması gerekiyor Sayın Başkanım. USOM gelecek, bu yetkililer diyecek ki: 'Biz şu istihbari faaliyetle bu ilanı ele geçirdik, bu ilanı gördük' diyecek. Ya burada inanılmaz büyük bir şüphe var. Dolayısıyla Kovalidis rumuzlu kişi tarafından çıkarılan bu ilan sahte. Yine ben Kovalidis isminin kelime kökenine baktım. Dedim acaba bu ilan sahteyse ve birileri de bize bir kelime üzerinden bir mesaj mı vermeye çalışıyor diye bir araştırma yaptım oradaki insanlara. Kovadis kelimesi Kovalidis kelimesi Yunanca kaynaklı aydınlığa çıkma kelimesiymiş. Kim bu karanlıkta kalan arkadaş? Ya bu karanlıkta kalıp da aydınlığa kavuşmayı amaçlayan arkadaş kim ben çok merak ediyorum. Bu konuda söyleyeceklerim bunlar Sayın Başkan.
Şimdi bir diğer husus ise diyor ki USOM, diyor bu insanları İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, yöneticileri, Belediye Başkanı, arkasındaki ekip, seçim çalışmalarına yönelik profilleme çalışması yaptı diyor. Aslında USOM bu konuya giden taşı döşüyor, aslında taşı eksik iddianame kalan taşları döşüyor. Bunu niye söyleyeceğim birazdan anlayacaksınız. USOM diyor ki, 207. sayfada, "Ben" diyor "Locate in location" -İngilizcem çok iyi değil bilenler bilir- "Locate in location verisine ulaştım". Locate in location verisi neymiş? USOM da kendisi bunu söylüyor aslında, anlık veri. Anlık, yani anlık veri ne demek, ne anlama geliyor sayın başkanım. Şimdi ben de bunu yeni öğrendim mesela. ATM'ye gidip para çekmek isteyen sayın başkanım konum verileriniz kapalı olsun karekodla para çekemiyorsunuz. Bu bir güvenlik politikası. Yani banka diyor ki olur ki bu insanın telefonu kaybolmuştur, uygulamaya her girdiği anda benim sistemlerime bu kişinin logu düşsün, anlık konum verisi düşsün. Çünkü neden? Telefonu kaybolmuş ve birileri bu insanın hesabından para çekmeye çalışıyorsa günlük limite takılacak belki başka ATM'ye başka ATM'ye başka ATM'ye gidecek ve aynı anda farklı farklı ATM'lerden para çekmeye başlayacak. Güvenlik politikası gereği hemen hesabınıza bloke konuyor.
E şimdi anlık konum verisi almak suçsa bugün Türkiye'deki bütün bankaların yargılanması gerekiyor. WhatsApp'ta konum paylaşıyoruz değil mi sayın heyet? Bir ne var, anlık konum atıyorsunuz, bir de canlı konum verisi atıyorsunuz. Şimdi hukukumuza göre bile bir insanın sürekli izlenmesi tabii ki de suç. Sulh ceza hâkiminden gerekli izinleri almanız lazım kararları almanız lazım teknik fiziki takip için bunları yapmanız lazım. Canlı konum -ya bunları böyle basitçe anlatacağım ki ne yapalım USOM o kadar karıştırmış ki konuyu- canlı konum insanların sürekli, ben bugün buradayım şuraya gittiğimde hemen konum verisi gösterecek, Hayrettin Berksu şu kısma gitti diyecek. Ama anlık konum benim burada olduğumu gösteriyor. İstanbul Senin uygulamasındaki Locate in Location bu demek. Ben uygulamaya girdim log kaydı düşüyor. Kişi... ya ben örneğin nerede oturuyorum? Yeni havalimanının yanında oturuyorum. Hayrettin Berksu Zeytinburnu'nda diyelim ki ne yaptı, uygulamaya giriş yaptı anlık konum verisi düştü sisteme.
Şimdi diyelim ki hani bu mantıkla ilerleyelim birazdan bu... bu da söz konusu değil anlatacağım da bu mantıkla ilerleyelim. Ya İstanbul Büyükşehir Belediyesi misalen Arnavutköy'de oturan Hayrettin'in Zeytinburnu'ndaki konumunu ne yapacak? Sürekli izlese dahi. Sonra USOM diyor ki: "Bu" diyor "sürekli izleme metodu değil, sürekli izleme konumu değil, bu anlık konum." Savcılık ne yapıyor? Diyor ki sayın savcılık, "Anlık" ifadesini sürekli olarak değiştirilerek vatandaşların sürekli bir şekilde izlendiğini söylüyor sayın başkanım. USOM'un tek bir doğrusu var; dedim ya az önce, lehe olan tek bir delilimiz var. Lehe olan delillerin toplanması konusunu ben geçtim zaten, böyle bir beklentim yok. Silahların eşitliğiymiş falanmış filanmış bizim böyle bir şeyimiz yok. Savcılığın eline vermişler tankı tüfeği bizim elimize vermişler bozuk bir mantar tabancası "Alın eşitlerin oyunu oynayın." diyorlar bunu reddediyoruz zaten.
Ama sayın başkanım, USOM diyor ki "Locate in Location anlık konum verisi." Burası o kadar önemli ki Eylem 13'ün amacını anlatıyor iddia makamının yorumlamasına göre. Çünkü nihayetinde biz nereye çıkıyoruz? İnsanların profillenerek günlük hayatlarında ne yaptıkları, nereye gittikleri, biz bu insanların nerede ne yaptıklarını bilirsek ona göre onlara bir seçim... seçim çalışmalarına yönelik onlara bir hizmet sunarız, onları manipüle ederiz, manipülatif bir eylem olarak değerlendiriliyor. Ama USOM diyor ki bu anlık konum verisi. Ya diyorum ya size sayın başkanım eylem 13 diyebilirim ki şu kadar eylem arasındaki en basit mevzu. Zorlaştıran kişi zorlaştıranlar USOM ve savcılık. Bize diyoruz yüce rabbim sen kolaylaştır zorlaştırma Allah'ın izniyle işimiz kolay sayın başkanım. Eylem 13 ben de dahil olmak üzere buradaki birçok meslektaşım tarafından çatır çatır çürütülecek bir eylemdir.
Bir diğer konu ise... ya bu sürekli anlık konum verisini iyi anlamamız lazım sayın başkanım. Ben üzerinde durmuyorum ama bunu bilmenizi istiyorum. USOM anlık diyor savcılık sürekli olarak değiştiriyor. Niye? Ya en başta da söyledim ya, savcılık objektif olarak yürütmeli soruşturmayı. Savcılık sadece insanların cezalandırılmasını amaçlayan bir kurum değil şuradaki tüm sanıkların savcısıdır iddia makamıdır. Savcılık bu iddianameyi hazırlarken bir tık daha öteye gitse neredeyse gerekçeli karar yazacak. O kadar vahim bir iddianame. İddianamenin nasıl hazırlanacağını anlatmama gerek yok. Delillerinizi ortaya koyarsınız lehe ve aleyhe olan delilleri, getirirsiniz koyarsınız mahkemenin önüne sayın mahkememiz yargılamayı yapar ama görüyoruz ki iddia makamı USOM'daki tek doğru kısmı da getirip yanlış yorumluyor, yanlış geçiriyor iddianameye ve insan profilleme konusunun dayanağını oluşturuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi nezdinde sürekli konum izleme diye bir şey yok. Böyle bir tespit de yok.
Bir diğer konu ise sayın başkanım, GTM kodları. Şimdi burada müvekkilimin şöyle bir dahli var sadece; müvekkilim bir personel. Kendisi tarafından yani kendisine daire başkanından birim müdüründen "Şuradan gelecek kodlar" ya da "Şu birimden gelecek, şu müdürlükten gelecek kodları idarenin şu web sitelerine yerleştirin." diye söylediğinde Ya kim ki, kim ki, Çağlar Kuru kim ki kalkıp da "Ey başkan sen bize neler yaptırıyorsun?" diye mi şüphe edecek? İnsanlar çalışma hayatlarında sürekli üstlerinden amirlerinden gelen talimatları sorgulayarak mı çalışacaklar? Savcılık müvekkilim de dahil olmak üzere buradaki birçok insandan bunu beklemiş. GTM kodu o kadar masum bir şey ki. GTM kodu o kadar masum bir şey ki sayın başkanım. Bugün devletimizin birçok kurum ve kuruluşu tarafından kullanılan bir kod. Ama ben eminim ki siz de bu iddianameyi okuduğunuzda, elemanı okuduğunuzda -dedim ya size bu son çok karambole getirdi- bunları okuduğunuzda GTM kodunun ne olduğundan bir anda şüphe ediyorsunuz. Çünkü anlatım şu; dinleniyor aslında. Yani iddia makamının varmak istediği kısım orası. "Bu kodlar üzerinden tünel açılıyor, tüneller üzerinden de veriler yurt dışına aktarıldı." Ama biz araştırıyoruz. Adalet Bakanlığı, devletimizin en önemli kuruluşlarından bahsediyorum; , Sağlık Bakanlığı...
Bütün bu bakanlıkların bunu tespit etmek de çok basit bu arada sayın başkanım. Hani olur ki bundan şüphe edersiniz; Sağlık Bakanlığı'nın sitesine giriyorsunuz veya Adalet Bakanlığı'nın, 'nın... Mouse'u sağ tıkla yapıp "incele" dediğinizde bu kod kısmı geliyormuş, ben de onu öğrendim; Google Teknoloji Kodu. Hatta müvekkile bunları gösterdim, müvekkilim aynen şunu söyledi: "Bizim kullandığımız kodun aynısı." Bu kodun şu amacı var: Benim sayfama kaç kişi geliyor? Web sitemi kaç kişi ziyaret ediyor? Web sitemizi ziyaret edenler sayfalarda kaç dakika kalıyor, kaç saniye kalıyor? Bu verilerde bunun tespitini yapan bir analiz kodu. Böyle anlatıldığı gibi bir kaos senaryosu yok. CIA'ler, FBI'lar havada uçuşuyor Eylem 13'te. Müvekkilim tüyleri ya vallahi sakal falan çıkardı adamlar; biz neyle yargılanıyoruz? İlk alındığında biraz daha hatırlıyordur; casusluk adı altında alındılar. Gariban köylüsü İngiltere'yle, Amerika'yla, CIA'yle casusluk yapacakmış! Neydi? İşte bu GTM kodları. İstanbul Senin uygulaması üzerinden verilerin sızdırılması. Ya fiyasko sayın başkanım ya! Vallahi bu eleman 3 fiyasko ya! Üzülerek söylüyorum ama vallahi şu iddianamenin vallahi benim müvekkilim için beraat vesikası olması lazım. Bunları da sizlere sunmak istiyorum sayın başkanım. Bu çok önemli, yani bunu idrak etmemiz gerekiyor.
Buyurun. Ha, şimdi en güzel kısma geldik. Vallahi ne haber? Ne dedik? Dedik ki: "İstanbul Senin uygulaması böyle kaotik bir amacın, bir hülyanın, bir gayretin ana merkezindeki bir uygulama." Dedik ki: "İstanbul Senin uygulaması üzerinden İstanbulluların verileri yurt dışına sızdırılıyor." Dedik ki: "İstanbul Senin uygulaması üzerinden İstanbulluların verileri CIA'ye, FBI'a insan profilleme amacıyla götürülüyor" dedik. Ya Allah aşkına, bu kadar soruşturma süreci ne madem, İstanbul Senin uygulamasını kapatsanıza? İstanbul Senin uygulaması halen daha benim cebimde duruyor. Casus yazılım benim cebimde duruyor o zaman. Burayı iyi anlamamız lazım. Madem ki İstanbul Senin uygulaması verilerimizi yurt dışına sızdırıyor sayın başkanım, aklıselim birisi demedi mi ya? "Madem bu sızdırıyor, gelin kapatalım kardeşim bu uygulamayı, İstanbullunun bir verisi daha sızmasın." İddia makamı da yaptıkları soruşturmaya o kadar ki inanmıyorlar, o kadar ki şahsa indirgemişler ki süreci aslında kanunun kendilerine yüklediği sorumlulukları unutmuşlar. Bu şuna benziyor -yani teşbihte hata olmasın-: Uyuşturucu ticareti yapıldığı iddia olunan adamlar var, bir mafya var, bir örgüt var ama insanlarla ayrı bir hastane var. Oraya gidiliyor, baskın yapılıyor, o insanlar o uyuşturucu maddeyi orada bırakıyor. Ya sizin amacınız eğer ki bizim verilerimizin güvenliğini sağlamaksa, eğer ki savcılık makamı "İstanbul Senin uygulaması üzerinden..." Değil mi sayın savcım? "...veriler gidiyor" diyorsa bu uygulama niye açık kurban olayım ya?
Ben Erzurumluyum, biraz böyle şey konuşayım kusura bakmayın. Çetin şartlarda büyüdük. Dadaş olarak da buradaki bir kişiden özür diliyorum; yaşanan bir olaydan dolayı yazık, ayıp bir olaydı, hiç tasvip etmediğim bir olaydı, dadaş olarak utanmışımdır. İstanbul Senin uygulaması aktif ve cebimizde. İstanbul Senin uygulaması halen daha verilerimizi yurt dışına sızdırıyor! İstanbul Senin uygulaması halen daha casusluk kapsamında kullanan kişiler tarafından bizim verilerimizi yurt dışına sızdırıyor! Ve mesela bu İstanbul Senin uygulamasının arka planında dedik ya yazılım boyutu Kobil'den sorumlu; Kobil Alman menşeli bir, aslında Türk kökenli isimli bir beyefendinin firması. Halen daha aynı sistemle çalışıyor. İnsanlar bu süreçte inanılmaz yaralandılar, inanılmaz! Dediğim gibi, suç dediğiniz şeye sokakta cebimizde telefonumuzda serbest bırakıp uygulama kapsamında hiçbir idari ve teknik sorunu bulunmayan milletin hukuksuz süreci başladı. Yazısını yazan savcılarımızı buradan kınıyorum maalesef.
Şimdi bir diğer husus ise -dedim ya savunmama başlarken en başta söyledim- aslında müvekkilim yönünden yapacağım savunma 10 dakikamı almaz. "Kaydetme" suçunun oluşmadığını burada çok basit bir şekilde anlattım. "Yayma" suçunu konuşmadım, çok basit bir şekilde anlattım. Ama bu hususta da nasıl deneyimleyeyim, yani bu usulsüzlüğü nasıl deneyimleyeyim? Şimdi savcılık diyor ki Eylem 13'te: "Korudum" diyor, "KVKK kapsamında kamu menfaatini korudum" diyor. Ya gelin görün ki savcılığın bizzat kendi eylemiyle; eğer savcılık içerisindeki herhangi bir insanın -bu bir savcı olur, katip olur, mübaşir olur, ya herhangi bir kalem personeli olabilir vesaire vesaire- eliyle bu maddeden, bir KVKK kapsamından beklenen kamu menfaati bizatihi ihlal edildi. Nasıl diyeceksiniz?
İddianame size sunuldu sayın başkanım, değil mi? Sizden daha kabul kararı çıkmadan iddianame tüm delilleriyle, tüm ifadeleriyle birlikte WhatsApp gruplarında şakır şakır gezmeye başladı. Ya belki bu iddialarla reddolacak, belki iade edecektiniz; masumiyet ilkesi var. Ama bu kadar da aleni olur mu? Ben bugün bir avukatım, soruşturma dosyasına veya ceza dava dosyalarına gittiğimde sayın hakimim -özür dilerim- incelemeye gittiğimde; ben bir avukat olmama rağmen, bir meslektaşınız olmama rağmen soruşturma dosyasını inceliyorum ama "Ey savcım, ey hakim, ey kalem personeli, şuradan bir tane fotoğraf çekebilir miyim?" dediğim zaman çekemiyorum. Çünkü diyor ki: "Örnek alınması vekaletname sunulması suretiyle olur." Ya bu iddianame kime vekaletle sunuldu? Hangi WhatsApp grubunda vekalet dağıtıldı da bu iddianame WhatsApp gruplarında şakır şakır gezmeye başladı? Kendisi eylem kapsamında korunan kamu menfaatini bizzat kendisi ihlal etti. Gizlilik aşamasında benim müvekkilim 'in ifadesinin Cem Küçük bilgisine sunulmasının açıklanması gerekiyor. Ya müvekkilim bana bunları sordu; ben bir hukukçu olarak, müdafi olarak anlatamıyorum. Birisi bana yardım etsin ya! Birisi desin ki: "Be kardeşim git şunu söyle müvekkiline de müvekkilin sana bu lafın hesabını sormasın" desin.
Şimdi hukuki bir boyuta gireceğiz. Savcılık makamı, maalesef adeta gözü kararmışçasına çok önemli bir hususu atlamış; eminim buradaki birçok meslektaşım da buna dikkat etmiştir.
Sayın Başkanım, kanunumuzda zincirleme suç hükümleri yer alıyor, değil mi? Hangi suçlarda zincirleme suç hükümlerinin uygulanmayacağı da kanun maddesinde açıkça sayılmıştır; kasten adam öldürme, işkence, kasten yaralama vesaire. Şimdi soruyorum: Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK), zincirleme suç hükümlerinin uygulanmayacağı bir suç mudur? Hayır, değildir. Peki, neden "İstanbul Senin" uygulaması için ayrı, "İBB Yanımda" uygulaması için ayrı cezalandırma talep ediyorsunuz? Böyle bir şey mümkün mü? İstanbul Mahkemem olsaydı ayrı, İstanbul Emrah olsaydı ayrı, İstanbul Erzurum olsaydı ayrı bir cezalandırma mı olacaktı? Bu en temel hukuk bilgisidir.
Yapılması gereken şudur: Eğer müvekkilimin bir suçu varsa —ki bunu buradaki "Eylem 13" kapsamında yargılanan tüm sanıklar için söylüyorum Sayın Başkanım— infaz ve yatar hesaplaması yaptığımızda olay daha da vahim bir hal alıyor. Siz ayrı ayrı cezalandırma yapsanız da sonuç değişiyor ama benim dediğim şekilde yapıldığında durum daha farklıdır. Çünkü bu durumda kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi suçu tek bir ceza, yayma suçu tek bir ceza olur. Eğer suçlu olduğu öngörülür ve cezalandırılması gerekirse, sadece kanunun öngördüğü oranlarda bir yaptırım söz konusu olur. Ancak iddia makamı, her uygulama için ayrı ayrı ceza verilmesini istiyor. Bu kapsamda yargılanan hiç kimse için böyle bir şey mümkün olamaz. Bu karar İstinaf'tan döner, Yargıtay'dan döner; mutlaka döner, çünkü mümkün değildir.
Bir diğer husus ise örgüt üyeliği suçu. Bu konuya girerken başta şunu söyleyeyim: Eğer ortada bir örgüt varsa ve , , Mehmet Çağlar gibi isimler bu örgütün üyesiyse, vay o örgütün haline! Örgüt dediğimiz yapı biraz kriminalize olur, yani kriminal insanlar bir araya gelir. 'in sabıka kaydını geçtim, son on yıla dönüp baksanız on tane trafik cezası bile bulamazsınız. Biz kalkıp bu insanları örgüt şeması içerisine dahil ediyoruz. İddianameyi bir gördüm; örgüt şeması yapılmış, Hüseyin isimli kişinin altında bulunuyor. Dayanağımız ne? Son beş yıl içerisindeki topu topu beş tane baz kaydı. Tahliye beyanımda da söyledim, yine tekrar ediyorum: Bu salondaki herhangi iki yabancıyı ayağa kaldıralım, birbirlerini tanımalarına bile gerek yok, son beş yıllarına gidelim; vallahi billahi onlardan daha fazla baz kaydı çıkar. Beş tane baz kaydı örgüt üyeliği için delil olur mu Sayın Başkanım?
Ben örgütün elverişliliği gibi hukuksal boyutlara girmeyeceğim; bunları tabiri caizse biraz daha halk ağzıyla eleştireceğim. Çünkü hukuk anlatıyoruz fayda etmiyor. Dün bir meslektaşım da dedi; referans gösteriyoruz olmuyor, hukuku kaynak gösteriyoruz yine olmuyor. Biz bu dosyada çaresiz kaldık. Bu adam yargılanmasın demiyoruz ki, zaten yargılanmaktan kaçmıyor. Ama altı ay boyunca tutukluluğunu haklı gösterecek hiçbir şey yok; şu ana kadar anlattıklarımın tamamı sahte delillerdir. Yer tespitleri, iddia makamının tek doğru olan beyanları çarpıtarak sunduğu iddialar ve suçun oluşmadığına dair tüm bu anlattıklarımız ortadayken; bu insanların, Iraz'ın ve diğerlerinin altı aydır tutuklu olması yazıktır, günahtır. Bir insanın altı ay boyunca hayatından ve ailesinden mahrum kalması kolay mı? Başta da söyledim Sayın Başkanım; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde yaşıyoruz, gerçeklerimizin farkında olalım.
Eylem 13 dosyasından beraat alsa dahi, bu olay maalesef onun üzerine yapışan bir yafta haline geldi. bu aşamadan sonra iş hayatında veya sosyal hayatında nereye giderse gitsin, hakkında bir araştırma yapıldığında " İBB dosyasından yargılanmış" denilerek önü kapatılacak, her yer ona kapı duvar olacak. Temennim odur ki inşallah böyle olmaz. Dosyaya baktığımızda; Hüseyin Gülnar ile alakalı tek bir beyan yok. Emrah'ın Hüseyin Gülnar ile ilgili bir ifadesi olmadığı gibi, hayatları boyunca görüşmüşlükleri veya tanışıklıkları da yok. Bir insan üyesi olduğu iddia edilen örgütün yöneticisiyle iki kelam etmez mi? Ben bir örgütün üyesi olacağım, yöneticim olacak ve ben onunla hiç konuşmayacağım, bir mesaim veya buluşmam olmayacak; bu akla yatkın mı? Üstelik bunlar MSK (Müşterek Servis Kanalları) kayıtlarıyla da doğrulanıyor Sayın Başkanım, bunları uydurmuyorum; dosyada var. Hüseyin Gülnar ile HTS kaydı dahi bulunmayan bir adam için hangi hiyerarşiden bahsedeceğiz? Emir ve talimatı ne zaman, nasıl almış? Bu insanlar telepati yöntemiyle mi haberleşiyor? Eğer öyleyse, telepatiyle iletişim kuran ilk suç örgütü olarak tarihe geçtiler, helal olsun!
Öte yandan, her ne kadar kanunda tam bu isimle geçmese de, "çıkar amaçlı suç örgütü" dediğinizde ortaya somut bir menfaat koymanız gerekir. " bu örgütün üyesidir ve çıkarı da şudur" dersiniz, ben de anlarım. Ama mal varlığına, banka hesaplarına bakıyorsunuz; anadan atadan kalma Çatalca'da bir iki parça toprağı var. Belediyede çalışmaya başladıktan sonra krediyle aldığı bir evi var ki onun da borçlarını ödeyemiyor, perişan durumda. Ailesi şu süreci eşten dosttan borç alarak ya da kalan o bir iki yeri satmaya çalışarak geçirmeye çalışıyor. Bunu vicdan kabul eder mi? Kızı üniversiteye hazırlanıyor, dershane ödemelerinin yapılması lazım ama yapılamıyor. 'in bir oğlu var; zeka pırlantası bir çocuk, şu zeka küplerini 30 saniyede çözüyor. Hedefi dünya şampiyonu olmak. Sayın Başkan, açık konuşacağım, özür dilerim ama bizim bu insanları başımızın üstünde tutmamız lazım. Sokakların hali ortada; çocuklarının işlediği suçlarla övünen ailelerin olduğu bir dönemde, böylesi pırlanta insanları yetiştiren insanları bir de biz getirmişiz, şuradan devlete kırgın hale getiriyoruz.
Bu insanlar kırılıyorlar ve üzülerek söylüyorum ki, gerçek bu. Adam altı aydır tutuklu; "Devletimden gelen başım gözüm üstüne" mi diyecek? Neden haksızlığa uğrasın? Devlet, vatandaşının hukuki güvenliğini sağlamak zorundadır. Devlet, vatandaşının hukukunu savunduğu ve adaleti tesis ettiği müddetçe devlettir. Aksi takdirde soyut, soğuk ve buz gibi bir kurumsal yapıdan bahsederiz. Eğer böyle bir arayışımız olsa gider Türkmenistan'da veya Kuzey Kore'de yaşarız; ancak bizim devletten beklentimiz farklıdır. Sayın Başkanım, ben şuna inanıyorum: Önce Allah'ın yardımıyla, sonra da sahip olduğunuz bilgi birikimi ve tecrübe çerçevesinde bu dosyadaki adaleti siz sağlayacaksınız. Bu adaleti sağlamak zorundayız. Geçen gün Nisa Suresi 135. ayeti okudum; "Annenizin, babasının ve akrabalarınızın aleyhine dahi olsa adaleti ayakta tutun" buyuruyor. Sonuçta hepimiz ölmeyecek miyiz? Mahşere gelindiğinde, bunca insanın günahına giren iddia makamı ve bilirkişilerle davacı olunacak; biz de o zaman avukatları değil, şahitleri olacağız.
Müvekkilimin altı aydır ne çektiğine, ailesinin neler yaşadığına bizzat şahidim. Iraz'ın sulh ceza mahkemesinin önündeki o ağlayışı halen aklımdan gitmiyor. Sayın Başkanım, aslında burada hukuken konuşacak çok bir şeyimiz kalmadı ama bu insanların neler çektiğini anlatmamız lazım. Hak tecelli ettiği gün, herkes hakkını alacaktır. Baz kayıtlarına ilişkin değerlendirmelerimi zaten yaptım. Bir insanın, çalıştığı büyükşehir belediyesinin başkanıyla veya yöneticileriyle irtibatlı olmasından daha doğal ne olabilir? Biz başka bir dünyadan mı geldik, başka fakültelerde mi okuduk? Hocalarımız bize tutukluluğun ne kadar istisnai bir tedbir olduğunu anlattılar; ancak biz bu kavramı eğdik, büktük, sola çektik ve nasıl genişletebiliriz diye baktık. En başta da dediğim gibi, etkin pişmanlıktan faydalanan adam bile mağdur edilmiş durumda.
Sözlerimi yavaş yavaş toparlamak istiyorum; "İBB Yanımda" yönünden birer cümleyle geçeceğim: Kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi suçu, müvekkilim dahil bu eylem kapsamındaki hiçbir insan için oluşmaz. Yayılma konusuna gelince; müvekkilim özelinde söylüyorum, veri kendisine gelmediği için ondan bir başkasına gitmesi de mümkün değildir. Ayrıca evleviyet ilkesinin burada uygulanması gerekir; bir siyasi partinin ilçe başkanlığına imza karşılığı verilen veriler, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne hayli hayli verilir. Burada hiçbir beis yoktur. "İstanbul Senin" uygulaması kapsamında müvekkilin sorumluluğunu da anlattık. Kendisi ne yazılım ne de idari boyuttan sorumlu; Bilgi İşlem Daire Başkanlığı altındaki yazılım biriminde çalışıyor. Uygulamanın idari yönetimi Akıllı Şehirler Müdürlüğü'nde, yazılım boyutu ise yüklenici firmadadır. Dolayısıyla kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi suçu diğer insanlar için de oluşamaz; aydınlatma metinleri ve ilgilinin rızası nedeniyle bu suçun unsurları yoktur. Örgüt üyeliği konusunu da zaten açıkladım.
Şimdi kısaca tahliye konusuna değinmek istiyorum. Sayın Başkanım, geçen hafta on sekiz kişiyi tahliye ettiniz. Ben şahsiyetimi ortaya koyarak söylüyorum: Bu 18 kişinin, özellikle de henüz ifadesi alınmamış olanlardan tahliye edilen yedi-sekiz kişinin yarın duruşmaya gelip gelmeyeceğini göreceğiz. Eğer gelmezlerse, ben bu cübbeyi yakacağım! Tutukluluğun amacı; insanların dava süreci boyunca adli kontrol altında bulunup soruşturma ve kovuşturma makamlarına yardımcı olması, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması değil midir? O halde bu insanlar yarın buraya gelebiliyorsa, bugüne kadar tutuklu kalmalarının ne kadar haksız olduğunu anlıyoruz. Şu anda önünüzde mevzuat yönünden herhangi bir engel yok Sayın Başkanım. Karar iki dudağınızın arasında; vallahi iki dudağınızın arasında. 'i bugün serbest bırakın. Eylem 13 kapsamında sıradaki herkesi dinleyin, değerlendirin ve sonra takdirinizi kullanın. Bu insanın bir ay, üç ay veya beş ay sonra çıkmasıyla bugün çıkması arasında hiçbir fark yok. Delilleri mi karartacak? Zaten her şey kayıt altına alınmış. Delilleri mi yok edecek? İşten çıkarıldı, bu dakikadan sonra İBB'nin kapısından bile geçemez. Kaçma şüphesi mi var? Daha önce de söyledim; Meriç Nehri'nden kaçarken mi yakalandı? Bir tekneyle karasularımızı terk etmek üzereyken mi durduruldu? Ya da sahte bir pasaportla havalimanında memleketi terk ederken mi görüldü? Kaçma şüphesini hangi somut veriye dayandırıyoruz? Hiçbir somut delile dayandırmıyoruz.
Sayın Başkanım, son olarak şunu söylemek istiyorum: Bugün bu duruşmanın bir düzeni var, değil mi? Mesela ben savcı beyin cübbesiyle gelip burada savunma yapabilir miyim? Yapamam. Sizler avukat cübbesiyle o kürsüde oturabilir misiniz? Oturamazsınız. Niye? Çünkü mevzuatımız var; ceza hakimlerinin, savcıların ve avukatların giyeceği cübbeler bellidir. Biz üzerimizdeki bu kumaşı seçerken bile mevzuata harfiyen uyuyoruz. Sizden istirham ediyorum; müvekkilim özelinde ve tüm sanıklar yönünden, şu cübbeye gösterdiğimiz mevzuat hassasiyetini tutukluluk konusunda da gösterelim. Allah aşkına, bir insanın hürriyeti şu cübbenin kumaşı kadar önemli değil mi? Ailesinin ona ihtiyacı var, annesinin ona ihtiyacı var. Kendisi de belirtti; babasını henüz üç aylıkken kaybetmiş. Bu, annesinin bakımının tamamen müvekkilimin omuzlarında olduğu anlamına gelir. Sayın hakimlerim, kıymetli yargıçlar; Sayın , sizin de vicdanınıza güveniyorum. Vallahi sizin vicdanlı bir insan olduğunuzu biliyorum. Sözlerimi bitirirken, başta da söylediğim gibi; bir kusur ettiysek affola. Eğer kalbinizi kırdıysam hakkınızı helal edin. Bunu tüm yüreğimle ve samimiyetimle söylüyorum; şahsınıza ve makamınıza saygım sonsuzdur. Benim eleştirilerim şahsınıza değil, iddia makamına ve o makamın kurumsal yaklaşımınadır.
Sayın Başkanım, sizden son talebim şudur: Yargılanmaktan kaçmıyoruz, yargıdan kaçmıyoruz, Türk yargı sisteminden ve adaletten kaçmıyoruz. Nisan'ın sonunu, Mayıs'ın başını beklememize gerek yok. Şüpheleriniz tamamen giderilsin diye söylüyorum; bugün olmasa bile Iraz'ı da dinleyin, Mehmet Çağlar'ı ve Yusuf'u da dinleyin. Eylem 13 kapsamında sıradaki herkesi dinledikten sonra bu tutukluluğu artık sonlandırın. Buradaki insanların, özellikle de müvekkilimin daha fazla tutuklu kalmasına gerek yoktur. Değerli vaktinizi aldım, çok teşekkür ediyorum. Hakkınızı helal ediniz. Rabbim yardımcınız olsun; adaletin, sayın mahkemeniz eliyle tecelli etmesini temenni ediyorum. Müvekkilimin beraatine, bu aşamada ise haksız tutukluluğunun sona erdirilerek tahliyesine karar verilmesini tüm saygılarımla arz ve talep ederim.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.