Herkese merhaba. Önce savunmadan önce tutuklulukla ilgili çokça söyledik. Herkes söyledi artık hukuk bilen, bilmeyen herkes buraya gidip gele gele öğrendi bunları. Bunları söylemek durumundayım çünkü bir çözüm üretemedik bu konu hakkında. Tutukluluk son tedbirdir, bazı şartları vardır. Bizim olayımızda bu şartların hiçbirisi gerçekleşmemiştir. Ağır bir tedbir olduğu için bu arada ek savunmayı da anlatıyorum: 85. eylem yönünden 235/1, 235/2-a, 1-b ve 39 kapsamında ek savunma verdik. Ağır bir tedbir olduğu için tutuklama keyfi verilecek bir tedbir değil. "Biz birini tutuklayalım, sonrasında belki bir şeyler buluruz" gibi bir bakış açısını kaldıracak bir tedbir hiç değil. Hasarların geri dönüşü olmayabiliyor; yani bu geçen sürenin geri dönüşü ne yazık ki yok. Çok uzadığı zaman cezaya dönüşüyor, bu da masumiyet karinesini zaten başlı başına zedeleyen bir husus. Kaçma şüphesi olduğuna dair zaten somut bir olgu lazım; yani kaçma şüphesi sadece ceza miktarıyla ölçülebilecek, değerlendirilebilecek bir şüphe değil. Birinin kaçmaya niyeti olduğuna dair bir veri olması lazım. Delil karartma şüphesi hiç olmadı. Hem ofisinde hem evlerinde aramalar yapıldı, ne var ne yok dijital her şeye zaten el koyuldu. Hâlâ teslim edilmedi, talep etmiştik bunu.
Hasan Yalaz Müdafii Av. Sezen Onur Özkan Savunması
Bundan sonra bir tutanak aşamasını anlatmak istiyorum size müvekkilin. İl Emniyet Müdürlüğünde ifade verdi müvekkil. Kendisiyle ilgili doğru düzgün bir soru sorulmadı açıkçası kendisine. Biz de yani biraz karanlıkta kaldık öyle olunca ne olduğunu anlayıp. Birbirlerinin başka birileri hakkında verdiği ifadeleri okuyup "Bu konuda ne biliyorsun?" dendi. Bildiğini söyledi, bilmediği şeylere "bilmiyorum" dedi. Fotoğrafları sordular, kimleri tanıyorsun? Tanıdıklarını anlattı. Hepsi de zaten şu anki ifadesiyle paralel, o zaman da hepsini anlattı işte. Sonra savcılıkta şöyle bir durum yaşandı; Hasan Bey az önce o kısmını atladı, onu ben ekleyeyim. İfadesini aldı Hasan Bey'in. Savcımız kibar bir beyefendiydi sağ olsun, herhangi bir baskı vesaire olmadı. Yani "Birilerinin ismini verdiniz, tersi oldu" gibi bir şey biz yaşamadık ama daha trajikomik bir şey yaşadık orada.
Baktı, "Ben size ne soracağım?" dedi. "Sadece burada sizle ilgili bir şey yok" dedi. "Evet" dedik, "yok, biz de bunu zaten söylüyoruz." Sonra ekledi ama dedi, "Tabii soruşturma savcısı ben olmadığım için ben buna karar veremiyorum burada olacak tarafa." Ben orada anladım zaten müvekkilin tutuklanacağını. Çünkü niye böyle bir şey demeye ihtiyaç duyar bir insan? Yani bir şey yoksa onunla ilgili olarak bunu vurgulamak zorunda hissetmezsiniz. Bence bu kötü bir durumdu yani. Peşinen tutuklanacağını bile bile gittik. Herhangi bir delile de dayanmayacağı belliydi bu tutuklama talebinin. Sulh Ceza Hâkimi de zaten bir soru sormadı. Dinledi, dinledi; tutukluluğa diye kararını verdi. Dosya erişimimiz açıldığından bu zamana kadar, yani görebildiğimiz dosyada var olan şeyler delil değil. Tutuklamaya sevki tamamen keyfi olarak yapılmış. Sulh Ceza Hâkiminin "somut olgular" diye bir değerlendirmesi var, o da yokmuş. Yani Sulh Ceza Hâkimi, koskoca Sulh Ceza Hâkimi bize yalan söylemiş, keyfi olarak tutuklamış müvekkili. Bu zamana kadar meşru bulabileceğimiz tek tutukluluğun devamına karar gerekçesi de savunmanın henüz alınmamış olması. Aslında bu da gerekçe edilemez ama en azından kendi içinde tutarlı, mantıklı bir söylem; bir bahane bulabiliyoruz yani bunu kabul etmek için. Geldiğimiz hâli düşünün, yani normalde bu kabul edilebilecek bir şey değil. Ama geri kalanı çok kötü gerekçelerimiz var.
Ağustos ayından beri bu müvekkil bu gerekçelerle çocuğunu göremiyor. Tek derdi de inanın o, yani başka bir derdi yok kendisinin. Psikolojisi bozulmasın diye çocuğa "yurt dışına iş yapmaya gitti" deniyor sürekli. 1 sene boyunca babasından uzak yaşadı bu çocuk. Neden yaşanıyor peki bunlar? Gerekçesiz, sadece böyle olması uygun görülmüş. Yani böyle karar verilmiş ama bir tabanı yok. Yani savunmasını almış olduğunu göz önünde bulundurursunuz. Artık tek bir eylemle gerekçelendirilemeyen bir iddia ile yargılandığı ortada. Bir tahliye talebimiz var, öncelikle onu söyleyeyim. Mümkünse bir ara karar tesis ederek ivedilikle gerçekleşmesini istiyoruz. Bunu ileride biraz daha da aslında detaylı olarak size söyleyeceğim. İddianamede bazı hususlar var, çok fazla bir husus yok yani çok uzun sürmeyecek merak etmeyin. Müvekkil, bizim de değinmek istediğimiz hususları kendi açısından çok güzel detaylı anlattı. Ben bazı kısımları biraz detaylandıracağım. İlk olarak ismindeki şahsın ifadesinin bir suni bir tarafı var az önce ekrana verilmişti isterseniz tekrar bakabilirsiniz o ifadeye. Yani ifade devam ediyor, ediyor, ediyor bir noktada kimsenin şirketinin nasıl yönetildiğine dair bir bilgi vermeden ben 'nın yönettiği şirketleri biliyorum deyip listeliyor. Ve bu listede çok fazla şirket var. Bilgi yok ama yani belge de sunmuyor, bilgi de sunmuyor.
Vergi numarasını, adresleri falan büyük puntolarla oraya kopyalatabiliyor. Çünkü orası kopyalanarak eklenmiş yani doğal bir yazılma değil o çünkü çok ifadeye girdik biz. Yanlış bir şey yazıldığı zaman savcılık odasında tutanakta onu bile yanlış yazıldı diye değiştirene kadar canımız çıkıyor. Deniz Bey onları yapıştırtabilmiş ama buraya. Bu listeyi savcılık bizim açımızdan doğru kabul ediyor, bir kısmı için doğru kabul etmiyor ki burada görmüyoruz hiçbirini. İddianamede adı bile olmayan insanlar var yani ismi bile geçmemiş. Birkaçı için ama bu iddiayı doğru kabul etmiş. İfadenin doğruluğu konusunda demek ki iddia makamının da bir şüphesi var yani bu ifadeye tamamen güvenseydi aynı tedbirleri onlara da maruz bırakırdı diye düşünüyorum. Ama bu şüpheli bulduğu ifadeyi yani kendisinin çok güvenmediği bu ifadeyi bize suç atarak kullanmış. Herhangi bir açıklama vesaire istendiği takdirde zaten gördüğünüz gibi Hasan Bey de biz de hazırız yapabiliriz ama bu ifadede herhangi bir bilgi yok. Yani ifade sadece birisinin biliyorum dediği bir ifade yani, biliyorum diyor ama siz bu bilme eylemini nasıl gerçekleştirdiğinizi, bilmeyi nasıl sağladığınızı en azından açıklamak durumunda değil misiniz ya da bu iddiaya iddia makamının sorması gereken bir soru değil mi? Nereden biliyorsun? Neye dayanarak bunu söylüyorsun? Onların hiçbirisi yok.
İkinci husus kaşe mevzusu var. Siz de sunmuştunuz gördünüz yani bu kaşeye çok ciddi manalar yüklenmiş ama sadece bizim açımızdan yüklenmiş birkaç örneğini az sonra size anlatacağım. Kaşe ne? Kaşe dediğimiz şey bir şeyi hızlıca kâğıda geçirmek için bir araç. Kaşeyle şirket yönetilmesi vesaire zaten mümkün değil. Resmi bir şey değil, üç beş kuruşa yaptırabileceğiniz bir şey gerçekten her yerde yaptırılabiliyor yani ben şimdi o kaşeden değil de ben size getirsem herhangi bir şirket yönetmedim o kaşeyle yönetemem de çünkü mümkün değil. Bulunma noktası, zaten kullandığını beyan ettiği bir ofis var. O ofisin sizde sunulan belgelerde fotoğrafları da var çekimlerden fotoğraflar var. Yani burada zaten kendi imkânları yetmediği zaman veya toplantı yapacağı zaman gittiği bir ofiste bulunan bir kaşe bu. Olabilir bizce bunda garip bir durum yok.
Üçüncü kısım ihalenin parçalara ayrılarak muvazaalı olarak ihale alındığı iddiası var. Başlı başına problemli bir çıkarım zaten bu yani 66.224.498 TL'nin altında kalmak amacıyla kısımlara bölünerek davet usulüyle idarece belirlenen firmalara alt yüklenici olarak ihale edildiği ve bu şekilde ihalede rekabetin ve katılımın engellendiği anlaşılmış olup diyor. Yani engelleme amacı varsa buna gerek yok zaten doğrudan temin ihaleleri bunlar. Herhangi bir ne yan teklife ihtiyaç duyuluyor ne baktığınızda birisinin yapabileceği veya yapamayacağı işi kendisinin karar verdiği işler değil bunlar. Yani birisi size teklifte bulunuyor yani bu işi yapar mısın diye sonrasında siz dâhil oluyorsunuz bu sürece. İhaleyi alıyoruz, bizim aldığımız ihale ikiye bölünmüş. Publicom diye bir şirket var, ikisi için de bölündüğü iddiası var iddianameye yazılırken böyle diyor ama Publicom hakkında hiçbir değerlendirme yapmıyor ondan sonra. Türkçe yazılışı da Publicom diye sonradan söyleyeyim. Yok, yani iddianamede onlar hakkında herhangi bir araştırma da yok görmedik dosyada. Aynı şekilde parçalarına aynı şekilde belirttiği ihalede yani iki tarafa da aslında suçlayıcı şekilde başlayıp bir tanesinden emin oluyor diğerine dair hiçbir araştırma, inceleme yapmıyor.
Şimdi anlatacağım kısım en önemli kısım çünkü birebir bir örnek var elimizde. Aden Medya diye bir şirket iddianamede eylem 89 içerisinde bu şirket hakkında da bizimle ilgili söylenen işte bölünmüş parçalanmış alsın diye uğraşılmış dendiği şekilde yazıyor o da. 65 milyonluk tip 4 tip 5 ihalesi almış, buraya kadar alabilir ihale alınabilir, verilebilir. Sonra Mete Sarıaltun'un 22.03.2025 tarihli ifadesinde geçtiği şekliyle aynen okuyorum size. "Bana sormuş olduğunuz İstanbul Sarıyer'de bulunan Seba Ofis Bulvar B Blok Kat 3 No 21'de ele geçirilen kaşeler Mayacan, ANK ve Matador şirketinin sahibi olan Kerem Pınardalı'ya aittir. Bu bahsetmiş olduğum üç şirket de Kerem'e aittir. Ben sadece bu şirketlerin muhasebesini tutmaktayım. Bana sormuş olduğunuz Adem Medya, Dal Dijital, Rüya Medya, Aura Radiations ibareli kaşeler ile ilgili bir bilgim yoktur." diyor yani Adem Medya'nın kaşesi bulunuyor burada ve soruluyor bu. Kendisine ait değil yani Aden Medya'nın sahibi olan birisinde de bulunmuyor bu.
'un 2025 tarihli ifadesinde yine aynen okuyorum. “'yı da iki sene önce bu kapsamda tanıdım. Medya A.Ş.'den bu zamana kadar bir tane iş aldım. Arkadaşımın firması Aden Medya'nın yeterliliği vardı. Benim firmamın yoktu. Bu nedenle işi onun firması üzerine aldık.” Sonrasında devam ediyor işleri nasıl yaptıklarına bir etkin pişmanlık ifadesi kapsamında. Elimizde ne var? Kaşe bulunmuş başkasının ofisinde. Aden Medya'nın. Başka birinin şirketi kullanılarak yapılmış, yani aslında o yönetmiyordu iddiası var, başka biri yönetiyordu iddiası var. Ve bilin bakalım bu Aden Medya kimin ifadesinde ne şekilde var? Az önce yansıttığımız 'un ifadesinde sayılan şirketler arasında Aden Medya da var. Yani kaşe var, şirketi başkasının yönettiği iddiası var, birebir aynı ifadede bizimle geçiyor. Yani liste yapılmış, biliyorum dediği şirketler arasında Aden Medya da var. Üç etti. Zaten başka da bir şey yok bizle alakalı gördüğünüz üzere dosyada.
İddia makamının mütalaasında sürekli bizim tutukluluğumuzun devamını istediğini söylüyor. Bu saydığımız şeyleri hala tutukluluk gerekçesi olarak değerlendiriyor demek ki yani. Bu ana kadar söylediğimiz şeylerden farklı bir şey söylemedik çünkü. Olay objektif değerlendirilirse ya biz boşa tutuklanmışız ya da Aden Medya'nın sahibi her kimse o hiçbir şekilde tutuklanmamış. Çünkü birebir aynı senaryo, hiçbir farkı yok. Hatta orada Cüneyt Aksoy diyor ki biz bu işi yaptık, ikrarı var. Ama Aden Medya'nın sahibi yok, ismi bile yok bakın iddianamede. Yani Aden Medya'nın sahibinin kim olduğunu iddianamede bulamıyorsunuz bu kadar ilginç bir şekilde. Bizim müvekkilimizde ikrar yok, kimsenin de bir ikrarı yok. Zorlama çıkarımlar olduğunu düşünüyoruz. O hala tutuklu, bizim müvekkilimiz. Yani bir tarafta iddianamede adı yok yani şey demiyorum bakın şüpheli, sanık vesaire oraları geçtim, adamın adını tespit edemiyoruz biz iddianameden. Ne kadar temelsiz ve ölçüsüz olduğunu ispatı bizim açımızdan. Yani bir tarafta bir işi yapan birisi soruşturmaya dahil bile edilmezken bir tanesi tutuklanıyor, yargılanıyor. Bu kısmı umarım anlatabilmişimdir iyi yani her şeyiyle aynı bir durum. Takdirinize bırakıyoruz bu hususu.
Dördüncü husus, Değişik Hikayeler İçerik Tasarım Prodüksiyon Ticaret Limited Şirketi unvanlı şirketin kazanmış olduğu ihale dosyalarında yapılan inceleme sonucunda üç adet doğrudan alım işinde fiyat teklif veren diğer şirketin Barak Yapım unvanlı şirket olduğu, bu kapsamda aynı ihale kapsamında fiyat teklif veren firmaların kaşesinin diğer şirkette bulunmasının bu şirketin tarafından yönetildiğini açıkça ortaya koyan bir durum olduğu anlaşılmıştır diyor. Zorlaya zorlaya bir çıkarım var yine burada. Açıkça denilen kısım anlaşılması mümkün değil, açıkça ortaya koyan hiçbir durum yok.
Müvekkil ile arasında bir ticari ilişki var. Yeri geldiğinde bir ticari rekabet var doğal olarak, benzer sektörlerde faaliyet gösterdikleri için. Bunun da bilerek göz ardı edildiğini düşünüyoruz. Az önce bahsettiğim ihalede bakın, 35 milyonluk bir, 38 milyonluk yanlış hatırlamıyorsam bir ihalede ihaleyi aldığı için dolandırıcılık yaptı suçlamasıyla karşı karşıyaydı müvekkil. Burada da ihaleyi alamadığı için dolandırıcılık yapmakla suçlanıyor. Ama aynı ihalede ihaleyi alan, diğer parçasını alan, ihaleye katılıp alamayan kimse yok. Bunu bir aydınlatmamız lazım çünkü ihale alanları kendi içinde objektif olarak değerlendiremediğini görüyoruz, ihale alamayanları kendi içinde yine objektif olarak değerlendiremiyor. Zaten burada tam olarak bir iddia da yok, bir ima var, onu da belirtelim. Bu hususta aslında net bir iddiası da yok.
Beşinci hususumuz, müvekkilin kamu kurum kuruluşları zarara uğratma iddiasıyla suçlanması hususu. Müvekkilin herhangi bir kamu kurum kuruluşuyla öncelikle bir ilişkisi yok zaten. Medya A.Ş. bizim görüşümüze göre kamu kurum kuruluşu değil. Bunun aksini ispatlayacak bir tartışma yine iddianamede yok. Bazı durumlarda kamu kurum kuruluşu sayılıyor Medya A.Ş., bazı durumlarda sayılmıyor. Bunu değerlendirmek de iddia makamının göreviydi. Yani en azından bize bunu açıklamalıydı, neden sanki bunların hepsi kamu kurum kuruluşu gibi değerlendirme çabası olduğunu. İBB ile Medya Aş arasında gerçekleşen bir muvazaalı işlem de başladı iddia ediliyor bu sözleşmelerin hepsi. Aslında gerçekleşen bir muvazaalı işten de başladığı iddiası var bu süreçlerin hepsinin. Varsa da yoksa da bunu bizim müvekkilin bilmesi zaten mümkün değil, yani yorum yapması da çok mümkün değil. Çünkü iki tane farklı kurum arasında yapılan bir iş bu; diyelim kamu kurumu, kuruluşunu varsayalım. Kamu zararının iddianameyle hesaplanış biçimi yani facia. Burada da konuşulmuştu yanlış hatırlamıyorsam; tüm ihale bedelleri alt alta koyuluyor, toplanıyor, "Bu kadar kamu zararı var" deniyor. Yani araştırmasını yapmamışlar ne kadar yapılacağına dair. İşin içeriğine dair bir araştırma yok baktığınızda; iş teslim edilmiş mi, edilmemiş mi, bir gecikme var mı, bir şey var mı? Bunların hiçbirisi yok. Yani birisi, başka birisi bu işi yapsaydı ne kadara yapacağını biz bir raporla göremiyoruz dosyada. Bütün ihaleler alt alta toplanıyor, "Bu kadar kamu zararı var" deniyor. Yani zarar aslında yorumsaldır ama daha zarar olup olmadığını hesaplayamamışlar.
Altıncı ve son husus; iddianamede, "Resmiyetle şüpheli Hasan Yalaza ait ise de örgüt üyesi olan 'nın yönettiği firmalardan birisi olduğu, aşağıda detaylarına yer verileceği üzere İmamoğlu suç örgütünün finansal açıdan duyduğu desteğe gidebilmek adına örgüt tarafından birçok kez araç olarak kullanıldığı anlaşılmış olup..." denilerek finansal destekten bahsediliyor. Ne bir MASAK raporu var, ne bir para transferine dair bir şey var, ne kimsenin bir beyanı var. Yani bir beyan var elimizde; tarafından bu şirket yönetiliyordu. Buradan finansal destek nasıl sağlanmış? Kim söylemiş? Kim, nasıl tespitini yapmış? Bir para alışverişi, para yerine geçebilecek bir şeyler vermiş olması lazım. Birilerine böyle bir tespit yok. Kaşe var, Deniz Bey'in ifadesi var; parayla ilgili yine hiçbir şey yok. Böyle bir tespit olmadıktan sonra biz nasıl finansal destek sağlandığı iddiasına karşı bir savunma yapacağız? Yani veri yok elimizde. Bunun açıklanması, yine tartışılması bizce zorunludur.
Bizim açımızdan olan her bir hususu tekrar vurgulamak istiyorum. Başka bir şirket, iddianamede ihalenin parçalanarak verildiği yine aynı iddia olan şirket açısından hiç araştırılmamış. Şahsın adı Güney Yakup, kendisi aslında saklıyor bu ismi bakın; "Arkadaşımın şirketi Aden Medya" diyor. Yani bize bununla soru soruluyor mesela burada işte veya iddianamede çıkarımlar yapılıyor. Bu adamın adını niye kimse sormuyor? Yani ikili durum var; bir tarafta birisi 10 ay kullanıyor, diğeri de soruşturmada yok. Bu bile bence bizim tutuklamamızın haksız olduğunun en net kanıtı. Bu sebeple biz müvekkilin beraatini talep ediyoruz, bir an önce de tutukluluğun sonlanmasını istiyoruz. Çünkü tutukluluğun bir temeli kalmadı. Süresi zaten göz önünde bulundurulduğunda, ek savunmada da istediğiniz üzere, ihaleye fesat yönünden de örgüt üyesi olarak değerlendirilmiyor kendisi biliyorsunuz; hem de ortada hiçbir somut delil yok. Tutukluluğun da sona ermesini istiyoruz.
İhaleye fesat yönünden de kısaca bir değerlendirme yapayım. Yani orada da zaten kamu kurumu kuruluşu çalışanı olmayan, şirket çalışanı birinin 235/2-d haricinde değerlendirilebileceği bir yer yok. Ama 2-d içinde değerlendirilebilmesi için bir gizli anlaşma, hani birilerinin ihaleyi almasını engellemek, kendi alması gibi bir şey söz konusu olmalı. Burada da doğrudan temin ihalesinde mevzuata göre yan teklif verilmesi gibi bir zorunluluk yok. Yani "Birisi ihaleyi alabilsin diye biz şartları sağlayalım" gibi bir durum söz konusu değil. Mevzuatta olmayan bir şey için şu anda iddia makamı diyor ki: "Yan teklif vermiş olabilir misin?" Verse ne olacak mesela? Neye hizmet ettiğini bize açıklayamıyor. Diyelim ki bir teklifte bulundu; şart değil bu teklifi vermesi. Orada da bir manasızlık var. Biz dolayısıyla hiçbir şartın oluşmadığını düşünüyoruz. Bu şekilde beraatine karar verilmesini talep ederim.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.