Savunma

Hüseyin Köksal Müdafii Av. Burak İnce Savunması

Müdafi savunması·Hüseyin Köksal·4 Haziran 2026 · Kaynak

Sayın heyet, müvekkili çok ayrıntılı bir şekilde dün anlattı. Meslektaşım da aynı şekilde sonuçlandırma sürecinde nasıl bilinçli bir şekilde dizayn edildiğini, odağın aslında yargılama konusunda olması gerektiği gibi suç değil kişiler olduğunu ortaya koydu. Ben de sizlere müvekkilin isnat edilen suçları işlemediğini ve işleyemeyeceğini anlatmaya çalışacağım. Meslektaşıma örgüt ve aklama suçlamalarının savunması düşüyor, ihale kısmı ise bende bulunuyor. Bu yüzden ilk olarak ihaleye fesat suçlamalarına açıklık getirmek istiyorum.

Hüseyin Köksal Müdafii

Müvekkile 61, 62, 63, 33 ve 73. eylemlerde ihaleye fesat karıştırma suçlaması yapıldı. Ana ihalelerin konusu nedir? Buradaki mal ve hizmetler nedir? Bu konulara girmeyeceğim ancak en başta sadece şu hususu belirtmemin önemli olduğunu düşünüyorum. 61. eylemde müvekkilin hâlihazırda sahibi olduğu ancak şu an hukuksuzca TMSF yönetiminde olan Urban Medya şirketinin 28 Temmuz 2020 tarihinde kazanmış olduğu bir ihale var. Bu tarihte müvekkilim o şirketin sahibi olmayı bırakın, şirketle uzaktan yakından bir alakası yok. Şirketin o tarihteki sahibi şu an vefat etmiş olan Hüseyin Seçkin. Sanırım 61. eylem bu sebep dolayısıyla bir isim karışıklığına kurban gitmiş. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin kararında vurgulandığı üzere, sanığın suça konu olan ihaleyi kazanan firma ile ilişkisi olmadığı hususu bozma nedeni sayılmıştır. Müvekkilin ihale tarihinde şirketle herhangi bir bağı bulunmadığından suçun maddi unsurları müvekkil açısından oluşmamıştır.

Hüseyin Köksal Müdafii

Şunu da açıkça konuşalım. Müvekkilin İBB'nin düzenlediği ve iştirakinin kazandığı ihaleye fesat karıştırdığı iddia edildi. Bunun bağlantısı soyut organizasyon ve toplantı iddialarıdır. Ancak müvekkil bahsedilen toplantıların olmadığını, somut delillerle çürüttüğünü açıkça heyetinize belirtti. Tüm isnatlar aynı kurguyla yapıldığı için eylem eylem değil, suçun kanuniliği üzerinden savcılığın dayanağını değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Temel iddialar ihalenin ilanında ve şartnamesinde işin niteliği ve miktarı tam olarak belirtilmediği ve ihalede yeterli rekabet şartlarının oluşmadığı şeklindeydi. Nitekim iddianamede de sevk maddesi olarak TCK madde 235 2A 1 ve 2B gösterilmiştir. Bu hükümler özgü suç biçimidir. Yalnızca kamu görevlileri tarafından işlenebilir. Nitekim siz de bunun farkında olduğunuz için yardım eden sıfatıyla ek savunma istemine başvurdunuz. Bu nedenle de ayrı bir şekilde açıklamayacağız ancak savcılık özgü suçtan bihaber şekilde başta müşterek faillik iddiasında bulunuyor. İddianamenin hukukilikten ne kadar uzak olduğunun anlaşılması için bunu vurgulamanın önemli olduğunu düşünüyorum. Yargıtay 5. Ceza kararında açıkça belirtildiği üzere, 5237 sayılı TCK'nın 235. maddesinde ihaleye fesat karıştırma halleri yasa koyucu tarafından tahdidi olarak sayılmış olup, maddede sayılan seçimlik hareketlerin ya da faillik durumunun genişletilmesinin anılan yasanın 2. maddesindeki kanunilik ilkesine aykırılık teşkil edeceğinde bir kuşku bulunmadığı ortadadır. İddia makamının bu genişletici yorumu kanunilik ilkesini ihlal etmektedir. Müvekkilin ayrıca ana ihale sürecinde herhangi bir hukuka aykırı tasarrufu; cebir, tehdit veya hilesi somut delillerle ortaya konulamamıştır. Suç isnatları soyut beyanlarla sınırlı kalmıştır.

Hüseyin Köksal Müdafii

Şimdi şunu da tartışmamız gerekiyor Sayın Başkanım. Bir suçun işlenmesine nasıl yardım edilir? Suç işlemeyi teşvik etmek, suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek; suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak; suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak. Ancak bu şekilde olabilir. Müvekkile, delil değeri olmayan etkin pişmanlık ifadelerinde dahi bu unsurları karşılar bir davranış itham edilmemiştir. Kime yardımda bulunacağı vaadinde bulunulmuştur? Kamu görevlisinin düzenlediği ihalenin icrası mı kolaylaştırılmıştır? Uzmanlık alanı ihale olan kamu görevlilerine mi yol göstermiştir müvekkilim? Müvekkilin sözde örgüt üyesi olduğuna dair herhangi bir somut delil var mı? Yok. Peki burada sözde örgütün varlığına dair tek bir somut delil var mı? O da yok. Dolayısıyla müvekkilin hiçbir şekilde... Burada şöyle bir husus da var. Yardım eden sıfatından, dediğim gibi, ek savunma istendi. Müvekkilin ismi üç örgütün suç işlemesine yardım edeceğine dair bir seçenek olarak da görülüyor.

Hüseyin Köksal Müdafii

Aynı zamanda iddianame, müvekkilin bir örgüte üye olduğunu iddia ediyor. Böylece bir kişinin hem bir örgütün suç işlemesine yardım ettiği hem de bu örgüte üye olduğu sonucu çıkıyor. Bunu her ne kadar usule uygun bulmasam da böyle kurmaca bir dosyada bu durumu bir tezat olarak gördüğümü belirtmek isterim. Sonuç olarak ihaleye fesat suçlamasının özgü suç niteliğinde olması nedeniyle müvekkil suçun müşterek faili olamaz. Yardım eden sıfatıyla da fail olamayacağı kanaatindeyim. Kaldı ki mevzuata tamamen uygun biçimde düzenlenen ihalelere bir suç atfetmek mümkün değildir. İhalelerle ilgili hukuki olayın kısmına geliyorum. Meslektaşım da bu konudan dün biraz bahsetmişti. Ama öncelikle şurada anlaşalım. Müvekkil işlemeyeceği bir suçun faili olamaz.

Hüseyin Köksal Müdafii

Bu fiille meydana gelen netice arasında illiyet bağının da bulunması zorunludur. Somut olayda fiil özetle, ihaleye katılım noktasında rekabeti azaltacak müdahalelerde bulunarak katılabilecek kişileri engellemek ve katılma yeterliliği olmayan kişilerin ihaleye katılmasını sağlamak şeklindedir. Müvekkil ana ihaleye katılmamıştır. İhale şartlarını belirlemediği gibi bu konuda yetki sahibi de değildir. Bir örnek vereyim. 61. eylemdeki İBB'nin açmış olduğu ve Kültür A.Ş.'nin kazanmış olduğu ana ihalenin İBB meclis karar tarihi 14 Aralık 2018. Herkesin bildiği üzere Sayın o zamanlar İBB başkanı bile değil, hatta belediye AKP yönetiminde. İhaleye fesat karıştırma suçunun oluşabilmesi için sanırım ihale sürecine fiilen müdahale edilmesi ve bu müdahalenin ihalenin sonucuna etkisinin bulunması gerekir. Ana ihaleden sonra yapılan alt kiralama ihalesini almak, suç teşkil eden bir fiil değildir.

Hüseyin Köksal Müdafii

Müvekkilin katıldığı alt ihale ayrı bir mevzuata tabi olup, TCK madde 235'te düzenlenen ihaleye fesat karıştırma suçunun konusunu dahi oluşturmamaktadır. Savcılığın "bu sürecin bu şekilde gelişeceği önceden biliniyordu" şeklindeki iddiası dayanaksızdır. Herhangi bir somut delille desteklenmemektedir. Kaldı ki bilmek bile tek başına bir suçun oluşması için gerekçe değildir. Failin cezai sorumluluğu bilmeye değil, icrai veya ihmali davranışa dayanmak zorundadır. Tüm bu bahsettiğim hukuki çelişkilere baktığımız zaman, müvekkilimin burada tutuklu bir şekilde hukuksuzca karşısında durduğu iddianamenin hukukilikten ne kadar uzak olduğunun anlaşılmasını göstermeye devam etmek istiyorum size. Müvekkile eylem 61, 62, 63 ve 73'te ihaleye fesatın yanı sıra kamu kurumu zararına dolandırıcılık suçlaması da bulunmaktadır. Bu suçun dayanağı da temelde, alt kiralamalara muvazaalı yan teklif verme şeklindedir.

Hüseyin Köksal Müdafii

İlk olarak, bir eylem nedeniyle hem ihaleye fesat hem de dolandırıcılık suçlaması yapılamaz. İddianamedeki anlatıya göre savcılık; müvekkilin daha ana ihale yapılmadan suça konu alt kiralama ihalesinin sahibi olduğu şirketler üzerinde kalması için örgüt yöneticileri ve ihale alanında görevli diğer şahıslar ile birlikte organize ederek bu şahısların eylemlerine iştirak ettiğini, dolayısıyla da üzerine atılı ihaleye fesat suçunu işlediğini ve buna bağlı olarak da kamuyu dolandırarak zarara uğrattığını belirtiyor. Hatta sonrasında müvekkilin alt ihalelere de yan teklif verme, verdirme yoluna gittiği iddia ediliyor. Savcılık, ihaleye fesat karıştırma suçunun hile unsurunu alıp aynı zamanda dolandırıcılık suçunun hile unsuruyla eşleştiriyor. TCK madde 235'te düzenlenen ihaleye fesat karıştırma suçu; kamusal ihale düzeninin dürüstlüğünü, rekabet ortamını, ihale sözleşmesine olan güveni ve kamusal kaynak tahsisinin şeffaflığını korumaktadır.

Hüseyin Köksal Müdafii

Bu suç tipinde esas saldırı, ihale sürecinin serbest ve dürüst işleyişine yönelmiştir. Burada kamu zararı doğması çoğu kez sonuca eşlik etse de suçun özü mal varlığı zararından ibaret değildir. Asıl korunan alan, ihale mekanizmasının dürüst işleyişidir. İddialar; ihalenin baştan belli kişiye yönlendirilmesi, rekabetin ortadan kaldırılması, muvazaalı şekli yan teklif organize edilmesi, gizli ihale bilgilerinin paylaşılması, teklif fiyatı ve ihale koşullarının manipüle edilmesi şeklindedir. Bu fiiller bakımından özel norm TCK madde 235'dir. Aynı fiillerin bir kez de "kamu kurumu dolandırıldı" denilerek TCK madde 158'e taşınması hukuken sorunlu bir sonuç doğuracaktır. Nitekim dolandırıcılık suçlamasına konu edilen fiiller; muhammen bedelin düşük belirlenmesi, ihalenin belirli firmaya yönelmesi, rekabetin ortadan kaldırılması ve yan tekliflerin de muvazaalı olması şeklinde söylenmişti. O halde TCK madde 158 istisnası, TCK madde 235'i tekrar etmekten ibarettir. O halde ayrıca dolandırıcılıktan hüküm kurulması, görünüşte içtima kurallarına da aykırılık teşkil edecektir. Bunun adı fikri içtimadır; savcılık bundan da bihaberdir.

Hüseyin Köksal Müdafii

Peki şuna da bakalım. Alt kiralamaya muvazaalı yan teklif verildiği iddia edilen 61, 62, 63 ve 73. eylemlerde müvekkilin şirketleri ihalelerin devamını kazanmış. Yan teklif nerede burada? Müvekkilin şirketleri kazanan teklifleri yapmış. Burada hileli bir davranış nerede? Yok. Bir ihaleyi kazanmak, bir ihaleyi kazanacak en yüksek teklifi vermek kamunun daha fazla gelir elde etmesine sebep olmuşken, dolandırıcılık suçlaması nasıl kurulabilir? Eylem 117 ise bunlardan bağımsız. İlk olarak müvekkil ifadesinde belirtti: Urban Medya isimli şirketin 1 adet parapet için yaptığı ecrimisil toplam 124.000 TL. Kimse bu parapetten haberdar değil. Sonra biraz araştırınca 2021 yılında Beykoz ilçesinde bir parapet ilişkisinin olduğunu gördük. Müvekkilimiz Urban Medya şirketinin ortağı değilken iddianamede eylem tarihi olarak 2019-2024 yılları belirtilmiş. Bu çok genel bir durum. Evet, siz de kabul edersiniz ki 5 yıllık bir sürece yayılan ecrimisil kullanımından bahsedilmiş ama işin aslı öyle değil. Ecrimisil kullanımı 2021 yılında, hatta ilk ödeme 1 Haziran 2021 yılında başlamış. Yine araştırınca öğrendik ki şirket bu parapetten gelir elde edememiş. Bunun sebebi tahminimizce şöyle: 2021 yılı Haziran ayında şirketin o dönemki ortağı Hüseyin Seçkin vefat etti. Muhtemelen bu parapet süreci unutuldu, haliyle gelir dahi elde edilememiş bir ecrimisil kullanımı söz konusu. Burada peki kamu kurumu nasıl dolandırılıyor? Kamunun zararı burada nedir? Bu arada birkaç kişi zabıtanın söküm yaptığına ilişkin beyanda da bulunuyor. Biz şirketlerdeki tüm evraklara ulaşamıyoruz. Bu konuda şirketten evrakları elde edebilirsiniz.

Hüseyin Köksal Müdafii

Ancak müvekkilin şirket ortağı olduğu dönemde ecrimisil kullanılmış olsaydı dahi yine bir suçtan söz edemezdik. TCK kapsamında dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için basit bir yalan veya o suçsuzluk yeterli olmayıp, nitelikli bir hile gerekmektedir. Var olduğu iddia edilen suçun oluşması gereken ortamda, İBB'nin ilgili birimleri, söz konusu reklam alanlarının kullanımından haberdardır. Ve bizzat idare tarafından ecrimisil tahakkuk etmiştir. İdarenin bilgisi dahilinde olan, idarenin düzenlediği belgelerle talep ettiği bir bedelin ödenmesi sürecinde idarenin kandırıldığından veya hataya düşürüldüğünden bahsetmek hukuken de mümkün değildir. Yargıtay kararlarında hilenin yoğunluğu ve mağdurun denetim imkânı da önem arz etmektedir. 15. Ceza Dairesi kararına göre, fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı; sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte birtakım hareketler olmalıdır. Yargıtay'ın da belirttiği gibi idarenin denetim yetkisini kullandığı ve işlem tesis ettiği durumlarda hile unsurunun oluşmadığı kabul edilmelidir.

Hüseyin Köksal Müdafii

İddia makamı, reklam alanlarının ihale ile verilmesi gerekirken ecrimisil yöntemiyle kullandırılmasını suç olarak nitelendirmektedir. Ancak bu durum idarenin işlem tesisindeki usul tercihi ile ilgilidir ve kişiler açısından bir ceza sorumluluğu doğurmaz. Yargıtay içtihatları, taraflar arasındaki ilişkinin hukuki veya idari bir zemine oturduğu durumlarda dolandırıcılık suçunun oluşmayacağını açıkça belirtmektedir. Türkiye'deki tüm idarelerin birçok alanda, birçok şekilde uyguladığı ecrimisil işlemini bir suça konu etmek idareyi çalışamaz hale getirir. Eylemde belirtilen şirketler ile İBB arasındaki ilişki kamu malının kullanımı ve karşılığında ödenen bedel ilişkisidir. Eğer idare ecrimisil yerine ihale yapmalıydı ise bu, idari yargının veya Sayıştay denetiminin söz konusudur. Kişilerin idarenin talebi doğrultusunda resmi ödeme yapması olayı ceza hukuku kapsamına sokmaz. Bu durum tamamen bir idari işlemin konusudur. Farazi hesaplamayla "ihale yapılsaydı şu kadar olurdu" denilemez.

Hüseyin Köksal Müdafii

Son olarak şunu da sormak istiyorum. İlgili eylemde iddianamede veya eylemle ilgili kolluk fezlekesinde ecrimisil kullanımı yapan birçok şirkete atıf yapılmış. Hepsi hakkında suç örgütüne üyelik iddiasında bulunulmuş mu? Hadi bunu geçiyorum. Hepsi ecrimisil kullanımı nedeniyle burada sizin huzurunuzda yargılanıyor mu? Hayır. Eylemin toplam parasal değeri 260.000.000 TL sayın başkanım. Bunun 85.000.000'u haksız imalat, 175.000.000'u kesilmesi gereken idari para cezası olarak bildirilmiş. Ama iddianamede 85.000.000 TL kamu zararına neden olduğu iddia edilen Medya Pan Reklamcılık yetkilisi İrfan Karataş'ın cezalandırılması istenmemiş. Yine iddianamede 66.000.000 TL kamu zararına neden olduğu iddia edilen 3. mecra Kent Vizyon ve Vizyon Kent isimli şirketlerin yetkilisi İlvar K.'nın cezalandırılması istenmiyor. İlvar K.'lar zaten hiç yok. Dün meslektaşım çok güzel sebeplerini de anlattı. Kısaca; hâlihazırda hukuka uygun olan bir idari işleme konu ana ecrimisil kullanımı, kısaca "kimin kullandığına göre" muamele görecek olarak tayin edilemez. Burada hukuki eşitlikten siz bahsedebilir misiniz? Biz bahsedemiyoruz mesela. Sonuç olarak ecrimisil kullanımı suç değildir. İddianameye konan ecrimisil kullanımının müvekkil ile de bir ilgisi yoktur.

Hüseyin Köksal Müdafii

Müvekkil, Urban Medya isimli şirketi 2022 yılında devralıyor. İlk devraldığı tarihte şirketin finansal tablolarının kötü olduğunu ve ihale yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlandığını dün açıkça belirtti detaylı bir şekilde. Bakalım müvekkil ile ilgili tanık beyanlarında neler var bu konuda. Ahmet Şeker 7 Şubat 2025 tarihli ifadesinde müvekkilin Urban Medya ile ilgili işlerini rüşvet ile elde ettiğini söylemiş. 25 Haziran 2025 tarihli ifadesinde 2022 yılında kazanılan ihalede şartnameye, şartnamedeki hükümlere uyulmadığı ve idarece bu usulsüzlüğe göz yumulduğunu söylemiş. Yine Serman Narman da birtakım usulsüzlükler olduğunu, bunlara göz yumulduğunu söylemiş. Peki gerçekte olan nedir? İhaledeki yükümlülükler yerine getirilirken yaşanan her gecikmede şartname uyarınca cezai şart uygulanmıştır. Müvekkil ifadesinde anlattı. 2022 yılında şirket devralındığında ihale yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlanıyordu. Bu nedenle 2023 yılından beri ceza faturaları kesilmiş. Bu faturaları sunduğumuz evraklar arasında olup, meslektaşım da size sunuyor. Sadece sunduğumuz ceza faturalarının miktarı 8.500.000'den fazla sayın başkanım. Hiç aleyhe beyan yok ama şirkete de geç ödeme nedeniyle 4.000.000'a yakın ceza kesilmiş. Bir usulsüzlüğe, bir eksikliğe göz yumulsaydı, müvekkilin usulsüz herhangi bir işi halledilseydi, en ufak eksiklikte müvekkilime idare tarafından ceza faturası kesilir miydi?

Hüseyin Köksal Müdafii

Dosyadaki raporlar hakkında bizden önce detaylı açıklamalarda bulunuldu. MASAK raporu, tevdi raporu ve bilirkişi raporlarındaki usulsüzlükler ve gerçeğe aykırılıklar detaylıca belirtildi. O beyanlara katılmakla beraber, vurgulamak için sadece bir kısım usulsüzlüklere değineceğim. Çok uzatmayayım. MASAK raporunda müvekkilin BVA şirketinin ortaklığının 2024'ün Kasım ayı olarak gösterilmesi yalanı ve buna bağlı olarak müvekkile Kasım ayından önce usulsüz olarak gönderildiği iddia edilen paralardan algı yapılmaya çalışılması; bunu MASAK yaptı. Malum, hata denmeyecek kadar bariz olan MASAK raporundaki 2.53 olağanüstü kârlılık meselesi. Burada meslektaşım da anlattı, başka meslektaşlar da anlattı. Sanıyorum ki sayın heyet, burada bir art niyet olduğu konusunda artık hemfikiriz; çünkü böyle bir hata kabul edilemez. Aynı MASAK raporunda hem BVA'nın Kültür A.Ş.'ye 200.000.000 TL borcu olduğunun iddia edilmesi hem de BVA'nın Kültür A.Ş.'den para aldığını ve para almak için sahte faturayla gider şişirildiği algısı yaratılması var. Yani bunu az buçuk ticaretten anlayan, iş yapan birisi bu rapora yazmaz diye düşünüyoruz. Burada da bir art niyet söz konusudur. Tevdi raporunda ile müvekkilin kardeş olarak belirtilmesi; daha bunu bile bilmiyorlar. Müvekkili yine tevdi raporunda tekstilci ya da avukat sıfatıyla adlandırmışlar. Bir kişi hakkında bir rapor düzenlemişler ama kişinin sıfatı onlar için önemli bile değil. Bakmamışlar çünkü. Önemli olan onlar için yazılması, buraya konu edilmesidir. Savcılığın kendi kendine yaptığı gerçeğe aykırı tespitleri bir yana, bu insanlar bu bilinçli yalanlarla ve algılarla doldurulmuş raporlar uyarınca tutuklanmış sayılır.

Hüseyin Köksal Müdafii

Tevdi, bilirkişi ve MASAK raporları bu yargılamada hukuki hiçbir anlam taşıyamaz. Tanık ve etkin pişmanlık manevraları da öyle. Zaten buraya geldiklerinde sormayacağız. Müvekkilin özel bir vasfa haiz olduğu iddia ediliyor, ancak hakkında duyuma dayalı dedikodu hariç, somut tek bir iddia yok. Birçok kişinin beyanında sadece tek cümle ile geçiştiriliyor. Açık hava reklamcılığı faaliyetleri nedeniyle yargılanıyor ama reklam müdürü olan kişi müvekkili tanımıyor. Müvekkil hakkındaki temel ifadeler Hasan Hüseyin Şenyurt, ve 'nin ek beyanlarıydı. ek beyanlarında, 'ın beyanlarını zaten tekrar tekrar söylediğini belirtti. Hasan Hüseyin Şenyurt ve hakkındaki müvekkil ve meslektaşımın detaylı açıklamaları dün size sunuldu. O yüzden ben genel birkaç şey söyleyeceğim bu etkin pişmanlık hususunda.

Hüseyin Köksal Müdafii

Etkin pişmanlık ifadelerinde genel olarak şu husus var: Bir ticari iş yapılıyor. Bu ticari işe dair faturalaşma oluyor. Her şey yasal. Ancak tahliye olmak veya tutukluluk korkusundan, yasal ve hukuka uygun olan işler hukuka aykırı gibi gösteriliyor. Ya da tarihler savcılık için hiç önemli değil; kişinin söylediği tarih uymayabilir. Bir adet nakit çekilmeye ilişkin banka dekontu sunulmuş olabilir; bu dekonta bir suça ilişkin ifade eklenince delile dönüştürülüyor. Bu yöntemle şu an otursanız yüzlerce kişiyi suçlayabilirsiniz. Her ticari iş "sahte fatura" denilerek suçlamaya dönüştürülmeye çalışılıyor. Her banka dekontu bir rüşvetin deliline dönüşüyor. Hukuk düzeninde, en azından modern hukuk düzeninde böyle nasıl suçlama yapılabilir? Böyle suçlama yapılamaz. Ya da bir meslektaşın birkaç ay önce çok güzel belirttiği gibi; birisi yanında bir para getirdi, bunun dekontunu bundan 5 yıl sonra kendisi sunsa buradaki bir kamu görevlisine suç isnat edilebilir mi? Edilmemesi gerekir. İnsanların yalan beyanlarda bulunması için her zaman bir husumete ihtiyacı yoktur. Kişilerin baskı altına alındığı, tutuklandığı ve tüm mal varlığına el konulduğu hallerde ortaya çıkan ifadelerin tek başına hiçbir hukuki anlamı ve değeri yoktur. Bu beyanları olağan ticari işler olarak müvekkile göre değerlendirmek de buna bir hukuki vasıf kazandırmaz. Müvekkil, şirketlerine atfedilen sahte fatura iddialarını zaten detaylıca bir şekilde anlattı.

Hüseyin Köksal Müdafii

Soyut beyanlar bir yana, HTS ve baz kayıtlarının tek başına bir suça dair delil oluşturamayacağını birçok meslektaş detaylıca anlattı. Aynı fikirdeyim; hiçbir delil değeri yoktur. Ancak bir suçun işlenmediğine dair delil olabilirler. Müvekkil, toplantı iddialarının baz kayıtlarıyla yalanlandığını belirtti. Örneğin bize her ne kadar bu noktadan bir suçlama yöneltilmemiş ise de müvekkil de anlattı. Bir yandan da etkin pişmanlık ifadelerinin bir anlam ifade etmediğini anlamanız için bir örnek vermek istiyorum, önemli olduğunu düşünüyorum. burada, Eylem 14'te, müvekkilin de katıldığı bir toplantıdan bahsediyor. Hatta detaylı bir şekilde müvekkilin telefonunu yan odaya koyduğunu, meslektaşımız avukat 'ın da toplantı sırasında telefonla konuştuğunu söylüyor. Bayağı da detaylı bir şekilde anlatıyor bunları önceki ifadelerinde. Ancak ne müvekkilin ne de Mehmet'in toplantı yapıldığı yerin yakınlarında baz kaydı dahi yok. Şimdi meslektaşım 'e bu soruyu yönelttiğinde, olayı bu kadar öncesinde detaylı anlatan adam huzurunuzda, sizin huzurunuzda "Ne bileyim, belki de telefonunu şirketinde bırakmıştır" gibi bir çıkış yolu bulmaya çalıştı. Yani demem o ki, bu etkin pişmanlık ifadesine o kadar da anlam yüklememeniz lazım.

Hüseyin Köksal Müdafii

Peki, sözde ihale organizasyonu iddiasına bakmak istiyorum. Bir ihale organizasyonu yapmak için ihale sırasında da görüşmek gerekiyor değil mi? Bir irtibat gerekir. Bu irtibatın olmadığını, fiziken de mümkün olamayacağını müvekkil açıkladı. Eylem 62'deki ihaleden önce müvekkil Bodrum'a gitmiş ve 1 hafta kadar orada kalmış. Bodrum'dan mı orayı organize etti müvekkilim yani? Ya da ihale tarihlerinden önce veya ihale tarihleri sırasında birileriyle konuşmuş mu? Hayır. Kültür A.Ş. veya Medya A.Ş.'nin toplantı yaptığı iddia edilen yerlere yakın baz vermiş mi? O da yok. Telepati ile mi organize etti müvekkilim bu ihaleleri, o kadar güçlü mü?

Hüseyin Köksal Müdafii

HTS, baz kayıtları bizim için işlenen delil olamaz. Ama iddianamede kişiler arasında anlamlı bir iletişim var deniyorsa, kişilerin bir yerde görüştüğü, toplandığı, konuştuğu iddia ediliyorsa en azından baz kayıtlarının bu iddiayla uyumlu olması gerekir. Ondan sonra bu iddialara dair delil var mı, yok mu diye bakabiliriz. Anca o zaman. Müvekkil yönünden bunlar dahi uyumlu değil. Savcılık yaklaşık 250 GB HTS baz verisi celp etmiş. En azından ortaya bir iddia atmadan önce kendileri inceleseydi iyi olurdu diye düşünüyorum. Sonuç olarak müvekkil hakkındaki örgütsel konum ve 61, 62, 63, 73, 117, 120 numaralı spesifik eylem suçlamaları teknik inceleme yani HTS, GPS ortak baz korelasyonlarına dayanmayıp kronolojik olarak uyumsuz. İletişim ve finansal nedenlik bağı kopuk varsayımlardan ibarettir. HTS verileri ya hiç sunulmamış, sunulanlar ise müvekkilin lehine olacak şekilde herhangi bir temasının olmadığını açıkça ispatlamıştır. Dosyadaki bu devasa adli bilişim boşluğu müvekkilin aleyhine kuvvetli suç şüphesinin dahi bulunmadığının en net hukuki göstergesidir.

Hüseyin Köksal Müdafii

Kayyım atanması ve genel müsadere talebiyle ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum sizlere. Müvekkilin miras kalan mallar dâhil olmak üzere tüm mal varlığına el konuldu. Bunların müsaderesi istendi. Şirketlerine TMSF kayyım yönetimi atandı. Bu konuda 24 Şubat tarihinde bir talepte bulunduk sizlere. Ancak maalesef halen sizden bir yanıt alamadık. Bu yüzden tekrar etmek istiyorum. CMK madde 133'te şirket yönetimi için kayyım tayini düzenlenmiştir. Belli suçlar yönünden suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde şirket işlerinin yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atanabileceği hüküm altına alınmıştır. İlgili kanun hükmü ve gerekçesine göre şirket yönetimine kayyım tayin edilebilmesi için maddede sayılan suçların bir veya birkaçının söz konusu şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olması gerekiyor. Suçun işlenmeye devam ediyor olması gerekir. Çünkü kayyım tayini soruşturma veya kovuşturma konusu suçla ilgili maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması gerekir. Bu bakımdan bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olsa bile icrası tamamlanmış olan bir suçla ilgili olarak şirket yönetimine kayyım tayin edilemez.

Hüseyin Köksal Müdafii

Müvekkile CMK madde 133'te sayılan suçlardan yalnızca suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçu isnat edilmiştir. Eylem 120'de isnat edilen bu suç bir gayrimenkul satın alınmasına ilişkin olup tamamlanmış bir eylemdir. Gayrimenkul satın alınmış, ödemesi yapılmış, taşınmaz devredilmiştir. Haliyle devam eden bir fiilde bulunmamaktadır. O halde iki durum ortaya çıkıyor Sayın Başkan. Bir, müvekkile isnat edilen suça konu fiil tamamlanmıştır. Kanun hükmüne göre şirket yönetimine kayyım tayin edilebilmesi mümkün değildir. İddianamede veya dosyada mübrez evraklarda devam eden bir fiile dair değerlendirme bulunmamaktadır.

Hüseyin Köksal Müdafii

Bu halde kanun hükmü dikkate alınarak kayyım tayin edilmesi kararının kaldırılması gerekir sizin tarafınızdan. Aksi halde iki, müvekkile isnat edilen eylem 120 sadece Cağaloğlu Reklamcılık ünvanlı şirket ile ilgilidir. Müvekkilin pay sahibi olduğu diğer şirketler yönünden suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçuna ilişkin bir isnat dahi bulunmamaktadır. Bu durumda en azından diğer şirketler yönünden kayyım tayin edilmesi kararının kaldırılması gerekir. Ancak açık kanun hükmü uygulanmadığı gibi bugüne kadar talebimizle de ilgili olumlu veya olumsuz bir karar tebliğ edilmedi dediniz. 24 Şubat tarihli talepten bahsediyorum. Yani kaç ay geçmiş Sayın Başkan? Size ve kâtibe daha önce hatırlatmamıza rağmen bir sonuç alamadık. Bu nedenle bu talebimi yine, huzurunuzda yineliyorum. İvedilikle kanunu uygulamanızı ve kanun hükmünü dikkate alarak bir karar vermenizi talep ediyorum.

Hüseyin Köksal Müdafii

Bahsettiğim üzere müvekkilin tüm mal varlığına el konuldu ve genel müsadere talep ediliyor. Genel müsadere talep edilen bir iddianameyi maalesef kabul ettiniz. Durumun vahametini böyle vurgulamak istiyorum. Bu durum yargılama devam ediyor diye sonuçta karar vermedik diye açıklayabileceğiniz bir şey maalesef değil sayın heyet. Anayasa madde 38 açık: "İdam cezası ve genel müsadere cezası verilemez." Nasıl ki bu iddianame anlatısında idam cezası talep edilseydi "Bu iddianameyi kabul edip sonuçta idam cezası vermedik, yargılama devam ediyor." diyemezseniz genel müsadere talebi için de diyemezsiniz. Hiçbir farkı yok. Bu durumun hukuken açıklanabilir bir yanı da yok.

Hüseyin Köksal Müdafii

Yine de genel müsadereyle ilgili konuşmak mecburiyetindeyim. Bir kişinin dosya kapsamında mal varlığına geçici olarak da olsa el konulabilmesi için el koyma kararına dayanak suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphe bulunması gerekir. Ancak müvekkilimin mal varlığına geçici olarak el konulduğu tarihte kendisine suçtan elde edilen mal varlığı değerini aklama suçu isnat dahi edilmemiş. Kendisi rüşvet suçundan tutuklanmıştır Sayın Başkan. Şu anda da iddianamede kendisi hakkında rüşvet suçundan eylem isnat edilmemiştir. Yine son olarak müvekkilin şirketlerine el konulabilmesine dayanak zemin olarak şirketlerin suça özgülenmiş şirketler olması gerekmektedir. Bunun için de hukuken var olması gereken şartları kısaca belirtmek durumundayım. Çünkü müvekkilin el konan şirketlerinde bunların hiçbir mevduat değildir.

Hüseyin Köksal Müdafii

İlk olarak şirketin tümüyle suç olarak tanımlanan hareketlerin gerçekleştirilmesine, kolaylaştırılmasına veya yönetilmesine ait olması, legal görünüm altında tamamen suç işleme amacıyla işletilmesi gerekmektedir. Buna ilişkin dosya kapsamında hiçbir delil mevcut değildir. Kaldı ki müvekkilin şirketleri en basit örneklerle TCDD'de ve Zeytinburnu Belediyesiyle de çalışmıştır. O zaman sorulacak soru şudur: Bir devlet kurumu var, bir de iktidar parti himayesi altında belediye var. Şimdi burada bir örgüt diyorsun. Onlar da mı bu sözde örgüt üyesi? O zaman onları da yargılayın burada. Şirket yöneticilerinin iradelerini örgütün amaçları doğrultusunda terk etmeleri, şirketin örgütsel eylem, söylem ve eylemlerinin odağı haline gelmesi ve suçun işlenmesinde bir vasıta olarak kullanılması esastır. Şirketin suç örgütlerinin finansmanında sistematik bir araç olarak kullanılması, kayıt dışı paraların aklanarak örgüte sokulması için paravan olarak kurulması veya mevcut kazancının tamamının örgüt faaliyetlerine özgülenmesi durumunda suça özgülenmek gerçekleşmiş sayılır.

Hüseyin Köksal Müdafii

Şirketin başka kurumlarla çalışması da sayılır mı bu suç ortaklığı için? Burada bakıldığı zaman hangi miktarda olursa olsun herhangi bir paranın örgüte sokulmadığı aşikardır. Bir örgüt yok, iki kayıp para yok. Şirketlerin kayıt dışı herhangi bir transferi, TMSF raporlarında belirtilmiş herhangi bir kayıp para mevcut değildir. Öyle olsa sanıyorum TMSF koşa koşa savcılığa bunu belirtirdi. Şirket sermayesinin doğrudan örgüte ait olması veya yönetimin kağıt üzerinde sahiplerce değil doğrudan örgüt mensuplarınca yürütülmesi suça özgülenmenin temel göstergelerindendir. Dilim döndüğünce müvekkilin neden üzerine atılı suçları işlemediğini, kaldı ki işleyemeyeceğini anlatmaya çalıştım. Son olarak müvekkile ait iddialarda burada haksız bir şekilde tutukluluk yaşıyor. Burada kısaca anlatmak istediğim iki iddia, kolluk zamanı, ilk zaman olanlardan bahsetmek istiyorum size. Adeta savcılık gibi hareket eden MASAK, BVA şirketinin Kültür A.Ş. tarafından 2020-2024 yılları arasında 395 milyon TL tutarında fatura düzenlenmiş olmasına rağmen şirketin banka hesaplarından Kültür A.Ş. banka hesaplarına bahse konu yıllar içerisinde toplam 193 milyon TL tutarında para transferi gerçekleştirildiği bilgisine rastlanmıştır şeklinde bir tespit yapmış. Bu cümlesinde, raporundaki benzer cümleler gibi nedense üç nokta ile bitirmiş. Bunun nasıl bir niyeti var, onu da size bırakıyorum.

Hüseyin Köksal Müdafii

İlk tutuk itirazımızda da belirtmiştik, çek kayıtlarını sunmuştuk. Aradaki bu fark, BVA'nın Kültür A.Ş.'ye çekle yaptığı ödemeler hesaba dahil edilmediği için çıkmaktadır. Ayrıca ilgili raporun 32. sayfasında; BVA şirketinden 'ın şahsi banka hesabı üzerinden, 'ın ortağı olduğu Carsal şirketinin banka hesabına 50 milyon TL tutarındaki transfer işlemi aktarılıp, söz konusu tutarın Carsal şirketi adına tescil olunduğu tespit edilen Ada 1056 Parsel 8 sayılı taşınmaz alımı kapsamında İmamoğlu İnşaat Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi'nin banka hesabına gün içerisinde ve kısa sürede transfer edildiği anlaşılmıştır denmiş. Buna bağlı olarak da müvekkile kolluk ifadesinde, ifade tutanağının 64. sayfasında yer alan ve sonraki sayfalarda devam eden aynen alıntıyı yapıyor: "İstanbul ili, Beylikdüzü ilçesi, Gürpınar Mahallesi, 1056 ada, 8 parselde bulunan arsa ile ilgili yapılan araştırmalarda belirtilen parsel üzerinde İmmer Prime isimli proje alanının bulunduğu görülmüş, ilgili projenin ise İmamoğlu İnşaat'a ait bir proje olduğu anlaşılmış, ilgili görüntülere aşağıda yer verilmiştir. MASAK raporunda bir arsanın ortağı olduğunuz Carsal ve Ektan tarafından 50 milyon TL karşılığı İmamoğlu İnşaat'tan alındığının bildirildiği görülmüş, ilişki şemasına aşağıda yer verilmiştir. Bu bağlamda İmamoğlu İnşaat'ın kendisine ait bir arsayı firmanıza sattıktan sonra arsaya kendisine ait bir proje yapmasındaki amaç nedir?"

Hüseyin Köksal Müdafii

Sorulan soru bu: "Gayrimenkul devir işi işlemleri firmalar adına kimler arasında yapılmıştır? Detaylı olarak açıklayınız." Bu soruya; şöyle ki, müvekkil ilgili ada parseldeki 1 nolu bağımsız bölüm olan villa niteliğindeki taşınmazı satın almış. MASAK raporu hazırlanmadan uzun süre önce, yani 12 Aralık 2020 tarihinde tapu devri yapılmıştır. Haliyle tapu kaydına kadar inceleme yapanların tapu devrine konu taşınmazın niteliğini bilmemeleri de mümkün değildir. Burada bir art niyet söz konusudur. Buna rağmen, bir inşaat projesinden bağımsız bölüm satın alan müvekkilin sanki arsa satın aldığı ve bu arsanın üzerine başka bir şirket tarafından inşaat projesi yapıldığı iddiasında bulunulmuştur. Gerçeği bükerek şüpheli bir durum yaratılmaya çalışılmış, neticesinde bu durum savcılık tarafından suç şüphesi olarak görülmüş, şüphesiz önünüze konmuştur.

Hüseyin Köksal Müdafii

Müvekkil böyle yalan ve yanlış tespitler sebebiyle haksız bir şekilde tutuklu. 15 ay bitti. Maalesef heyetinizin de bu sürede yadsınamayacak bir payı da var Sayın Başkan. Savcılık bu dosyada hiçbir şüpheli adına gerçek suça ilişkin delil bulamadığından iftiralar üzerine oturdu. Ve bu süreçte insanlara resmen "etkin pişman olup, iftira atıp çıkın" dediler. Ve insanlar da doğal olarak, bir refleksle bu yanlış yola sapıp özgürlüklerine kavuştular. Ancak bizim için asıl üzücü olan şu; yani savcılık bunu maalesef alıştırdı, yani yeni töreleri bu. Mahkemeniz de dahil oldu. Burada ceza alacak olsa dahi yatarını yapmış kişilerin tahliyesine karar vermeden, hürriyet tacirliği yapan ve yaklaşık 300 yıl gibi sürelerle yargılanan kişiyi tahliye ettiniz, Sayın... Zaten sanıklar duruşmalara gelmek zorunda değilken, koğuşlarında veya hücrelerinde durabilecekken, "psikolojisi bozuldu" diyerek dinlenme sırasını öne alıp yine yaklaşık 350 yılla yargılanan kişiyi tahliye ettiniz Sayın Başkan. Hal böyleyken de burada adil bir yargılamadan bahsetmemiz maalesef mümkün olmuyor.

Hüseyin Köksal Müdafii

Sizlerden tek bir talebim var. Mevkiler, makamlar geçici bu hayatta. Ancak burada bir hukuk istiyoruz, yapmaya çalışıyoruz. Hukuk insanlar yaşadıkça var olmaya devam edecektir, buna da kimse engel olamaz. Yanlış veya doğru şekilde ama var olacaktır. Tahliye konuşmamda da söylediğim gibi; alışılmış, maalesef sizlerden istenen sizi orta noktada bırakır. Hukuku değil, olması gereken hukuku uygulayarak müvekkile ve tüm bu insanlara, salondaki diğer herkese uygulanan işkenceye son vermenizi talep ediyorum.

Hüseyin Köksal Müdafii

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.