Müvekkilim , 19 Mart 2025 tarihinde gözaltına alınmış, 23 Mart 2025 tarihinde tutuklanmış, yaklaşık 15 aydan bu yana tutukludur. Müvekkilim, kendisini iddia etti reklamcılık alanında faaliyet gösteren Reklam İstanbul firmasının sahibi olan bir iş insanıdır. İddianame ile örgüt yöneticisi olarak nitelenen 'a bağlı örgüt üyesi olarak itham edilmektedir. Müvekkilimin şirketi Reklam İstanbul vasıtasıyla almış olduğu işler, daha çok dijital reklam alanında ve iş süresiyle kiralama işidir. Yani İBB'ye ait reklam alanlarının işleticisi olan Kültür A.Ş. veya Medya A.Ş. tarafından lansmanla davet edilen firmalardan en yüksek teklif veren firmaya belli bir süreyle kiralama işidir. Müvekkil tarafından alınan işlerde, belediye şirketlerinden para alınması değil, belediye şirketlerine para ödemesi yapılmaktadır. Eğer sözleşmenin süresi 1 yıldan daha uzun ise bu halde TÜFE oranında sözleşmede artış yapılmakta ve takip eden yıllarda devam edilmektedir. Dolayısıyla reklamcı olarak işi alan müvekkilim sözleşme süresi boyunca o işten kar etsin veya zarar etsin hiç fark etmez sonuç itibariyle belediyeye ya da belediye iştiraki şirketlere taahhüt ettiği aylık veya yıllık reklam bedelini kayıtsız şartsız ödemek zorundadır.
Mustafa Nihat Sütlaş Müdafii Av. Şakir Gürkan Savunması
Müvekkilim, iddianamede toplam 10 eylemle suçlanmakta. Bu 10 eylemin 5'inden ayrıca ihaleye fesat karıştırma suçuyla suçlanmaktadır. Bunların dışında ayrıca örgüt üyeliği itham edilmektedir. Müvekkile iddianameyle isnat edilmiş 10 eyleme ilişkin gerek kolluk gerek savcılık aşamasında herhangi bir soru sorulmamıştır. Müvekkile sorulan sorular da iddianamede suçlama konusu yapılmamıştır. CMK 170 gereği iddianamede yüklenen suçu oluşturan olaylar mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır, yüklenen suçu oluşturan olaylar ve suçun delilleriyle ilgisi bulunmayan bilgilere yer verilmez şeklinde açık düzenlemeye rağmen müvekkil açısından isnat edilen suçu oluşturan olaylar müvekkilin hangi fiili ile icra edildiği somut olarak ortaya konulmamış soyut bir suç anlatımına yönelinmiştir. İddianamede müvekkilin suçlandığı eylemlerde aynı kalıp ifadeler, deliller, isnatlar kopyala yapıştır yapılarak eylem olarak nitelenen ihalelere ilişkin bilgiler değişmekte bunun dışına kalan kısımlar şablon olarak devam etmektedir. Müvekkil 10 tane ihale ile suçlanmaktadır ama aynı mantık, aynı formatla 110 tane ihale ile suçlanabilir. Sonuçta altına yazılanlar değişmiyor. Eylem bazlı sonuçla, somutlaştırma yapılmamıştır. Dolayısıyla somut bazlı eylem bazlı somut suçlama yapılmadığından savunmalarımızda müvekkile yöneltilen tüm eylemler bakımından geçerlidir.
Şimdi öncelikle müvekkile örgüt üyeliği isnadı var. Müvekkilim isnat edilen aksine örgüt üyesi değil, iş insanıdır. Bu dava açısından bakıldığında iddia makamının çok vurgulandığı örgüt ne olduğu iddianame ve mahkemeye sunulması ile anlaşılmıştır. Savunmaların iddianamenin ortaya çıkması ile ancak vakıf olabildiğimiz 9 ay sonra gözaltılardan ulaşabildiği delillere göre iddia makamının yaratmaya çalıştığı örgütün nasıl da vasıfsız bir örgüt olduğu gün yüzüne çıkmıştır. Özellikle duruşmalar başladıktan sonra sanıkların savunmalarıyla birlikte iddia makamının nasıl zorlama bir örgüt çabası içinde olduğu daha da net olarak görülmektedir. Dosyaya sunulan bilgiler, belgeler incelendiğinde iddia makamının bu kanıya nasıl ulaştığına dair somut hiçbir bilgi ve belge yoktur. Ancak iddia makamının müvekkilim ile arasında bir bağ çabası, kurma çabası içinde olduğu tüm çabanın buna yönelik olduğu bellidir. Bu sonuca nasıl ulaştığı tarafımızca da anlaşılmamıştır. Ancak buna ilişkin tevatür çoktur. Bunların en başında müvekkilim ile 'un çocukluk arkadaşı, hemşehri olması ön kabulüyle birtakım faraziyeler yürütmüştür. Bu faraziyelerin kaynağı ise anladığımız kadarıyla soyut, muğlak, zaman mekan gerçekliğinden uzak dedikodu mahiyetinde gizli tanık ve bazı sanıkların beyanları olduğu anlaşılmaktadır. Bunlarla ilgili değerlendirme açıklamaları birazdan yapacağım.
Müvekkilim, 5 tane eylemden ihaleye fesat karıştırmayla suçlanmaktadır. İhaleye fesat karıştırma TCK 235 2A ve D ancak hileli hareketlerle yapılabilen suçun işlendiği kabul edilecekse dolandırıcılık suçunun oluşmayacağı bir suç. Zira her iki suçta da hile ile aldatarak işlenebilen suç olduğundan ihaleye fesat karıştırma suçu oluşup ayrıca dolandırıcılık suçunun gerçekleşmesi söz konusu olamaz. İhaleye fesat karıştırma suçunu oluşturan fiiller aynı zamanda dolandırıcılık suçunu da oluşturmaktadır. İhaleye fesat karıştırma suçu özgü bir suçtur. Suçun niteliği gereği özel faillik durumu söz konusudur. Bu bakımdan müvekkilim ihaleye fesat karıştırma suçunun asli faili olamaz. Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere dolandırıcılık suçunun tüzel kişiyle değil ve ayrıca cezalandırma yapılamayacağından, herhalde alınmıştır. TCK 40/2 uyarınca özgü suçlar, ancak özel faillik niteliği taşıyan kişi yani burada kamu görevlileri tarafından işlenebilecek suçlardır. Bu niteliği taşımayan kişiler ise ancak azmettiren veya yardım eden sıfatıyla sorumlu tutulabilirler. Zaten tek sorumlu olan hususta değiniriz.
Müvekkile ihaleye fesat karıştırma suçunu yöneltmekle birlikte müvekkil bakımından bu suçlamanın dayanağı ve delili ise yoktur. Eylemlere ilişkin anlatımda, müvekkilin tasarrufa ya da suç teşkil eden fiili dahi zikredilmemekte, kendisinin bir eylemine dair suçlama yöneltilmemektedir. Suç oluşturduğuna dair şüpheli olan olay anlatımları İBB iştirak şirketleri Medya AŞ ve Kültür AŞ arasındaki ihale hazırlık sürecine ilişkindir. İş insanı olan müvekkilin bu sürece herhangi bir dahli olabileceği düşünülmeyeceği gibi, eylemlere ilişkin olarak anlatımlarda müvekkile ilişkin bir suçlama yöneltilmemiştir. Sonuç olarak, tüm müvekkil İBB'nin tasarrufunda olan ve onlarca yıldır benzer usullerle, kararnamelerle hazırlanan ve yapılan ana ihaleye müvekkilin herhangi bir dahlinin olması da mümkün değildir. Müvekkilin ana ihalenin idari şartnamesinin hazırlanması ya da ihale mevzuatı uyarınca gizli kalması gereken bilgileri başkalarına ulaştırılmasını sağlaması gibi bir durum da söz konusu olamaz. Bu sebeple müvekkil bakımından TCK 235 hükmü maddesi maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır.
Müvekkil iddianamede 10 eylemden kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılıkla suçlanmaktadır. İddianameye bakıldığında İBB tarafından yapılan ihale, ana ihale olarak adlandırılmakta. Ana ihaleyi alan belediye iştirak şirketleri tarafından tekrardan üçüncü kişilere yapılan kiralama işi ise alt ihale olarak nitelenmektedir. Belediye şirketleri tarafından yapılan işler alt kiralamalar, iddianamede sürekli ihale olarak geçmektedir ama teknik anlamda bir ihale değildir, ihale usulü değildir. 3G teknik anlamda 4734 sayılı kanunun 3G istisna maddesi kapsamında yapılan kiralama, hizmet alım işidir. İhale mevzuatına tabi değildir, ihaleye yönelik kriterlere tabi değildir ancak iddianamede bu alt ihaleymiş gibi incelenmiş, tıpkı ana ihalede aranacak şartların aranacağı varsayılarak birtakım değerlendirmeler yapılmış ki tamamı hatalıdır.
TCK 158 1. e bendi, kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık için en önemli husus failin hileli davranışıyla mağdurun aldatılmış olması, zararın oluşması ve failin haksız yarar sağlamış olması gerekmektedir. Bu suçun oluşması için failin yaptığı hile ile mağduru aldatmış olması zorunludur. Hilenin aldatıcılık karakteri mağdurun iradesini sakatlamaktadır. Şimdi suçun asli unsurlarından birisi kamu zararı. Kamu zararı ile ilgili de söylemek lazım. İddianameye göre kamu zararı şu şekilde ortaya çıkıyor; ana ihale belediye şirketi tarafından alındıktan sonra belediye şirketi tarafından 3G maddesi istisna maddesine binaen, ayet usulüyle yapılan alt kiralama işiyle daha yüksek bir bedelle örneğin müvekkil üçüncü kişilere veriliyor. İşte ana ihale ile alt ihale arasındaki farka kamu zararı denilmiştir. Neden böyle denilmiş? Belediye şirketi demek normalde belediyenin asli sermayedarı olduğu, kârı, zararı belediye ile ortaklaşa olduğu şirketler, yani iddia makamı belediye şirketlerine düşman muamelesi yapmış ama belediye şirketleri ticaret kanununa göre kurulmuş olsa da bir yönüyle kamusal özelliği var. Çünkü hem yöneticileri kamudan hem asli ortağı hem de ortak belediye.
Örneğin, 67 nolu eylemden bahsedelim. Ana ihale 2 yıl için 11 milyon liraya alınmış Medya AŞ tarafından. Daha sonra Medya AŞ tarafından, savcılık terminolojisiyle söylüyorum, alt ihale olarak 16 milyon bedelle müvekkilin şirketi Reklam İstanbul'a verilmiş. Yani 11 milyonla 16 milyon arasındaki 5 milyon İBB kasasına girmemiş, dolayısıyla 5 milyon kamu zararı oluşmuş. İddianame kamu zararını böyle tarif ediyor. Kamu zararı 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa veya engele, eksilmeye neden olması olarak tanımlanmıştır. 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 59. maddesinin 1. fıkrasının e bendinde her çeşit girişim, iştirak ve faaliyet karşılığında sağlanacak gelirler, belediyelerin gelirleri arasında sayılmıştır. Dolayısıyla belediye şirketlerinin elde ettiği kârdan belediyeler ortak sıfatıyla faydalanır. Tabii zarar ettiği zaman da yine belediyeler, belediye şirketlerine zaman zaman finansman sağlayıp borç verdiği de olur. Kâr oluştuğu tabi doğal olarak kâr da paylaşılır. Dolayısıyla bir zarar olduğu söylenemez. Belediye şirketi aldığı ihaleye ana konu, ana ihaleye konu işi alt ihaleyle daha yüksek bedelle verse dahi doğrusu zaten budur. Bu durumda da belediye zarar değil, kâr ediyor. Çünkü yüksek bedelli ihale ile herhangi bir özel şirkete değil, belediyenin kasasına gidiyor bedel. Şimdi Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse, nitelikli dolandırıcılık suçu oluşmayacaktır. Kamu zararının oluşup oluşmadığının kesin olarak belirlenmesi zorunludur.
Şimdi, usulü olacak şekilde bir kamu zararı tespiti var mı? Yok. Neden yok? İddianamede kamu zararı olduğu soruşturma dosyasına sunulan muhtelif tarihli bilirkişi raporları esas alınarak iddia ediliyor. Soruşturma dosyasında savcılık na 10 Nisan 2025 tarihli bir yazı yazmış. Bu yazıda demiş ki: "Dosya kapsamında kurumlardan temin edilen ihale evrakları üzerinde detaylı araştırmanın yapılabilmesi ve ihaleler üzerinde yapılan usulsüzlüklerin tespit edilebilmesi amacıyla müdürlüğünüzce ihale konularında uzman iki kontrolörün soruşturma dosyası kapsamında görevlendirilmesi" diye talepte bulunmuş. Şimdi buradaki yazıda tabii, ekranda yok ama ben söyleyeyim, buradaki savcılık yazısında "ihaleler üzerinde yapılan usulsüzlüklerin tespit edilebilmesi amacıyla" diye bu kısım, söylediğim kısım bold yani koyu karakter olarak yapılmış. Yani amaç zaten daha yazı ile birlikte belli edilmiş. Savcılık zaten daha kontrolör istiyor ya da bilirkişi istiyor ama "İhaleler üzerinde zaten usulsüzlük varmış, gelin bir de siz bunu yazın." gibi bir niyetle bu yazıyı yazmış.
Sonrasında bakanlık Muhasebat Müdürlüğünce 15 Nisan 2025 tarihli yazıyla görevlendirilen 10 başkontrolör yemin edip 21 Nisan 2025 tarihli tutanakla dosyaları teslim almış ve ondan sonra rapor yazmaya başlamışlar. Sonraki süreçte soruşturma dosyasına "bilirkişi raporu" adı altında bu heyetçe birçok rapor sunulmuş. İhalelerle ilgili soruşturma dosyasına alınan ve bilirkişi raporu olarak nitelenen raporlar, Muhasebat Genel Müdürlüğü kontrolörleri tarafından hazırlanmış raporlar. Peki bu raporlar usule uygun mu? Bu raporlardaki tespitler, değerlendirmeler dikkate alınabilir mi? Bizce bu raporların teknik anlamda, CMK anlamında bilirkişi raporu olarak kabulü mümkün değil. Neden mümkün değil? CMK'nın 64. maddesinin 3. fıkrası açık. Kanunların belirli konularda görevlendirdiği resmi bilirkişiler öncelikle atanırlar. Ancak, kamu görevlileri bağlı bulundukları kurumla ilgili davalarda bilirkişi olarak atanamazlar. Peki bilirkişiler kim? na bağlı çalışan kamu görevlileri. Peki bu dosyanın neresinde? İddianameye göre suçtan zarar gören olarak dosyada taraf. Müdahale dilekçesi verdiler mi? Vermediler. Yani bilirkişi raporu olarak soruşturma dosyasına alınan raporlar kanuna aykırı. Bilirkişi raporu olarak değerlendirilmesi mümkün değil. Bildiğimiz üzere bilirkişi raporu usule de aykırı. Ancak esas olarak, içerik olarak da yetersiz ve hatalı. Neden? Bilirkişi olarak nitelenen kişiler kontrolör. Rapor hazırladıkları alan reklam. Bilirkişilerin reklamla nasıl bir ilgileri var? Bu ayrı bir mesele. Uzman olduklarına dair, yani reklam sektörünün teknik uzmanlıklarına dair dosyada herhangi bir veri yok.
Bu sebeple yapılan tespit ticari hayata uygun değil. Salt ihale evrakı ve sözleşmeler üzerinden matematiksel hesaplamaların yapılması, sektör dinamiklerinin bilinmemesi hatalı değerlendirmelere sebep oldu. Bilirkişi raporda kamu zararı tespiti yapılırken yatırım gideri, işletme gideri, teknik altyapı, pandemi salgınının etkileri, ticari risk dikkate alınmamış; sektöre ait tam doluluk, ölü sezon gibi dönemsel etkiler göz ardı edilmiş; yılın 365 günü reklam sektörü aynı verimlilikle, %100 doluluk ve azami kapasiteyle varmış gibi bir düşünceyle hareket edilmiş ve hesaplamalar buna göre yapılmıştır. Dolayısıyla bu yapılan hesaplama zaten sonuç itibariyle hatalıdır. Bilirkişi raporu ileri sürülen kamu zararı hesabını ağırlıklı olarak "daha yüksek bedelle ihale edilebilirdi" varsayımına dayandırmış. Oysa kamu zararı fiilen gerçekleşmiş, somut verilerle ispatlanmış kesin ve belirli miktarı göstermelidir. Rapor içerik olarak da eksik olup somut ve gerçek zarar hesabı yerine tahmini, varsayımsal hesaplamaya dayalı. Bu sebeple de kamu ispatı için, kamu zararının ispatı için dikkate alınması bizce mümkün değil.
Müvekkilim de 10 tane eylemle suçlanıyor. 10 eylemin tamamından, “kamu, kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık”, bu 10 eylemin dördünden aynı zamanda “ihaleye fesat karıştırmaktan” suçlanıyor. 63'ten başlıyoruz. 63 no'lu eylemin konusu ihale konusu iş İBB mülkiyeti tasarrufu altındaki 95 adet üst geçitlerin alın yüzeylerinin reklam alanı olarak 3 yıl süreyle işletmeye verilmesi işi. Müvekkil firması Reklam İstanbul'dan yapılacak alt ihaleye ilişkin muhammen bedelin tespiti amaçlı, muhammen bedelin tespiti amaçlı teklif alınmış. Müvekkil dahil alt ihaleye 5 firma davet edilmiş. Reklam İstanbul ihale için teklif vermemiş, ihaleye katılmamış. İhaleyi başka bir firma almış. Bu husus iddianamedeki alt ihale tablosunda da gösterilmiş. Ancak ihaleye katılmayan, teklif de vermeyen müvekkilim eylem 63'te aynen iddianameden alıntıladığım şekilde Kültür A.Ş. tarafından yapılan alt kiralama ihalesine muvazaalı bir şekilde teklif veren ve ihaleyi kazanan bir kısım sanıklar ve hileli hareketleriyle kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçuna iştirak ettikleri anlaşıldığından cezalandırılması. Tekrar edeyim, müvekkilim ihaleye katılmadı, teklif de vermedi.
Eylem 64. İstanbul Büyükşehir Belediyesi mülkiyeti ve tasarrufu altındaki Beylikdüzü Söğütlüçeşme metrobüs hattı duraklarında yer alan 845 adet raket ve reklam uygulamasının 3 yıl süreyle işletmeye verilmesi işi. Medya A.Ş. tarafından daha önce usulü ile gerçekleştirilen alt kiralama ihalesinde müvekkile ait Reklam İstanbul firması dahil 5 şirket davet edilmiş. İhale için teklif verilmiş ancak müvekkilin teklifi yeterli görülmemiş, ihaleyi başka firma almış. Müvekkil eylem 73'te iş bu alt kiralama ihalesine yani teklif veren diğer firma yetkililerinin tekliflerinin hileli ve muvazaalı olduğu ve bu şekilde yapılan alt kiralama ihalesine resmiyet kazandırmak için usulen teklif verdiklerinin sabit olduğu anlaşılmıştır. Alt kiralama ihalelerine muvazaalı bir şekilde teklif veren ve ihaleyi alan firma yetkilileri olan şüpheliler; , , İnan Bozkan, , ve Nihat Karaaslan, Uğur Atma, hileli hareketleriyle suça konu eyleme iştirak ettiklerinden onların da kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçlarını suçunu işledikleri anlaşılmış bulunmakta. İzah ettiğimiz üzere bu YSK istisnası kapsamında davet usulüyle yapılan ihale, hukuki anlamda ihale olmayıp metro kiralama işidir. Dolayısıyla 4734 sayılı kanun kapsamında yapılmış bir ihale varmış gibi değerlendirme yapılıp, "Şu kadar kişi katıldı, bu kadar kişi katılmadı" diye ihaleye yönelik bir takım yanlış değerlendirme yapılması hatalıdır. Dolayısıyla alt kiralama ihalesine resmiyet kazandırmak, usulen teklif vermek, muvazaalı teklif vermek gibi bir konunun söz konusu olamaz.
Eylem 65. M6, M7 metro hatlarında çalışan araçlar ile T5 tramvay hattında çalışan araçların içerisinde yer alan ekran dijital bir video platformu kurulması gibi 3 yıl süreyle işletmeye verilmesi işi. Ana ihale yıllık 1 milyar 50 milyon 50.000, 3 yıl için 3 milyar 150 milyon bedelle Medya A.Ş. tarafından alınmış. Medya A.Ş. tarafından yapılan alt kiralama ihalesine davet usulü ile müvekkilin de olduğu 3 firma davet edilmiş ve nihayetinde müvekkilin şirketi Reklam İstanbul firması verdiği yıllık 2 milyon, 2 yıl için 4 milyonluk teklif ile en yüksek teklif olarak uygun görülmüş ve ihale konusu iş müvekkil firmaya kiralanmıştır. Müvekkil söz konusu ihaleyi ana ihaleye göre %90.47 oranında daha yüksek bir bedelle almıştır. Müvekkil bu elem sebebiyle hem ihaleye fesat karıştırmaktan hem de kamu kurum ve kuruluşları dolandırmak suçundan suçlanıyor. M6, M7 ve T5 tramvay hattında çalışan araçların içindeki alanlara dijital ekran konulması da ilk kez bu ihale sonrasında olmuştur. Bu araçlarda daha önce dijital ekran bulunmadığından yatırım maliyeti çok yüksek olan bir iştir. Bu sebeple ilk kez kurulacak dijital ekranların daha evvel var olan başka alanlarda kurulu reklam alanlarındaki fiyatlarla kıyaslamak ve değerlendirme yapmak doğru değildir. Müvekkilim zaten bunların kuruluşuyla ilgili yurt dışından ithalat yaptığından da bahsetmişti.
Söz konusu metro vagonları ilk kez ihaleye çıkarılıyor olması sebebiyle her ne kadar şartnamede 1332 adet dijital platform yazılmışsa da alt ihaleyi aldıktan sonra sahada ve trenlerin olduğu garajda keşif yapan müvekkil, taahhüt edilen adette araç ve ekran olmadığını fark etmiş, bunu idareye bildirmiş, bunun sonucunda idare tarafından yapılan tespitler neticesinde ihale bedelinde indirime gidilmiştir. İddianamede bu hususta bir suçlama konusu yapılmış ama müvekkilimiz de izah etti. İhaleden önce ihale olacağını öğrenen herhangi bir kişi, "Ben bu ihaleye katılacağım ama ondan önce gidip bir alanı kontrol edeyim, bir keşif yapayım" dediği zaman, metro A.Ş. yetkililerinin kişiyle kişiye alana sokma yetkisi yok. Yani sokmuyorlar. "Kimsin, ne alakan var, giremezsin. İhaleyi alırsan gelip bakarsın" diyorlar. Yani ihaleden önce orada kaç tane vagon var, kaç tane ekran var, bunu ne benim müvekkilim bilebiliyor ne herhangi bir üçüncü kişi bilebiliyor. Ondan sonra gidip baktıklarında da bir eksiklik olduğu fark ediliyor ve bunu da idare zaten kendisi de kabul ediyor. İlk kez yapıldığı için de sayıyla ilgili bir takım yanlışlık, eksiklik olması da normal ve dolayısıyla daha sonra o düzeltiliyor.
Reklam İstanbul firmasının yetkilisi olan 'ın, daha ana ihale yapılmadan suça konu alt kiralama ihalesinin Reklam İstanbul şirketi üzerinde kalması için organize ettiği ve eyleme bizzat katıldığı iddiasıyla, kendisine ihaleye fesat karıştırma suçu yöneltilmiştir. Müvekkil bakımından TCK 235. maddesi anlamında suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığını yukarıda açıkladık. Dolandırıcılık suçlamaları açısından bakıldığında ise iddianamede; ana ihalenin yıllık 1.050.000 TL bedelle, 3 yıl boyunca Medya A.Ş.'ye ihale edildiği ve bu nedenle İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kasasına yıllık bu miktarda tutarın girdiği belirtilmektedir. Fakat Medya A.Ş.'nin bu işi aldıktan sonra yıllık 2.000.000 TL bedel ile Reklam İstanbul firmasına 2 yıllığına verdiği, bu nedenle yıllık 950.000 TL değerinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi kasasına daha az para girişi sağlandığı anlaşılmıştır. Yani iddianameye göre; 1.050.000 TL ile aldığı işi daha sonra 2.000.000 TL'ye vermiş, aradaki farktan dolayı belediye zarar etmiştir. Bu durumda İBB ile hiçbir ilgisi olmayan özel bir şirket, İBB'den düşük fiyata aldığı ihale konusu işi daha sonra İBB'ye daha yüksek bedelle mi vermiştir? Bu şekilde hem İBB kasasına az para giriyor hem de kişiler zengin oluyor. O zaman şunu sormak lazım: Mesela benim müvekkilim 1.050.000 TL'ye Medya A.Ş.'nin aldığı ihaleyi 1.100.000 TL'ye almış olsaydı, bu durumda 950.000 TL değil de 50.000 TL mi tam zarar olacaktı? Daha düşük almış olması müvekkilim açısından daha mı faydalı olacaktı? Biraz önce ifade ettim; müvekkil şirketi de İBB'ye dolaylı olarak kaynak sağlayan, İBB'nin faydalandığı şirketlerdendir. Dolayısıyla burada bir zarar olması söz konusu değildir. Bakış açısı ve mantık zaten burada sorunludur.
Devam edelim. Yine iddianamede, gerek İBB tarafından yapılan ana ihalenin gerekse Kültür A.Ş. tarafından yapılan alt kiralama ihalesinin aslında bir kurgu olduğu ve işi yapacak firmanın daha en başından belirlendiği, dolayısıyla Kültür A.Ş. tarafından yapılan alt kiralama ihalesini kazanan firma yetkilisi şüpheli Mustafa Nihat Sütaş'ın TCK 158 ile cezalandırılması gerektiği denmektedir. Yani kimin alacağı daha ihale yapılmadan en baştan belli olduğu yönünde bir kurgu iddiası var. Şimdi eğer öyleyse şunu sormak lazım: Eylem 65'e konu alt ihaleye Reklam İstanbul'un yanında iki firma daha katılmıştı. Bu firmaların ismini söyleyeceğim; bu firmalar neden burada yok diye bir sorumuz yok, sorumuz şu: Benim müvekkilim neden burada? Bu firmaların burada olmaması işin normalidir çünkü ortada bir suç yoktur. Dolayısıyla savcılığın bu firmalar hakkında soruşturma açmamış olması, bu firma sahiplerine suç isnat etmemiş olması doğaldır. Tekrar dönüyorum; 65 numaralı ihaleye üç firma katılmış. Reklam İstanbul dahil; bir tanesi Avamobil, diğeri Lock Face firması. Teklif vermişler ancak verdikleri teklif yeterli görülmemiş, ihaleyi müvekkil firması almış. Bu iki firma yetkilileri hakkında herhangi bir değerlendirme yok. Üç firma katılıyor, ikisi hakkında hiçbir değerlendirme yok ama ihaleyi alan firma hakkında dolandırıcılıktan suç isnadı var. Eğer bu firmalar müvekkilimden daha yüksek teklif verselerdi ihaleyi alacaklar mıydı? Hayır. İhaleyi kimin alacağı baştan belli idiyse ve diğer teklifler kurmaca yan teklifler ise bu iki firma yetkilisi hakkında neden suç isnadı yapılmadı? Bu durumda bu ihale normal rutininde yapılmış; ihaleyi kimin alacağının önceden belli olmadığı, herhangi bir suç unsurunun da olmadığı bir ihale ise benim müvekkilim neden tutuklandı?
Eylem 67: Eylem 67 aslında Eylem 65'in tekrarı gibidir. Eylem 65, 2021 yılında yapılmıştı ve 3 yıllıktı; 2024'te süresi dolunca tekrar yapılmış. M6, M7 hatları var; burada bir de M9 eklenmiş ama M9 teknik olarak müvekkilime teslim edilemedi, başka bir firmaya verildi. M6, M7, M9 ve T5 tramvay hattında çalışan araçların içerisinde yer alan dijital ekran bilgi platformunun kurulması ve 2 yıl süreyle işletmeye verilmesi ihalesiydi. Ana ihale, yıllık 5.500.000 TL ve 2 yıl için 11.000.000 TL bedelle Medya A.Ş. tarafından alınmış. Medya A.Ş. tarafından yapılan alt kiralama ihalesine davet usulüyle müvekkilin de içinde olduğu dört firma davet edilmiş. Nihayetinde müvekkilin şirketi Reklam İstanbul; yıllık 8.000.000 TL, 2 yıl için 16.000.000 TL'lik teklifle en yüksek teklifi vererek uygun görülmüş. İhale konusu iş müvekkil firmaya kiralanmış. Müvekkil, söz konusu işi ana ihaleye göre %45.45 oranında daha yüksek bir bedelle almıştır. Müvekkil bu eylem sebebiyle hem ihaleye fesat karıştırmaktan hem de kamu kurum ve kuruluşlarını aracı kılarak dolandırıcılıktan suçlanmaktadır. İddianamede, Reklam İstanbul firmasının yetkili kişisi 'ın daha ana ihale yapılmadan suça konu alt kiralama ihalesinin Reklam İstanbul isimli şirket üzerinde kalması için organize ettiği ve eyleme bizzat katıldığı gerekçesiyle ihaleye fesat karıştırma suçlaması yöneltilmiş. Ancak yukarıda izah ettik, 235'in şartları yok, müvekkilin 235'ten sorumlu tutulması mümkün değil.
Kamu kurum ve kuruluşları aleyhine dolandırıcılıktan suçlama var. İddianameye göre, sürekli aynı şeyleri tekrar ediyor olacağım. Bunda cümleler farklılaşmış olacaktır ama iddianame de sürekli zaten aynı şeylerin tekrarı. Dolayısıyla herkesin sabrına sığınıyorum. İddianameye göre ana ihalenin 2 yıl için 11 milyon bedelle Medya AŞ'ye ihale edildiği ve bu nedenle İstanbul Büyükşehir Belediyesinin kasasına yıllık bu miktarda tutarın girdiği, fakat Medya AŞ'nin bu işi aldıktan sonra 2 yıl için 16 milyon bedelle Reklam İstanbul isimli firmaya verdiği, dolayısıyla toplamda 5 milyon değerde İBB kasasına daha az bir para girmesini sağladığı... Dolayısıyla ne oluyor? 5 milyon zarar var. Öncelikle tekrar belirtmek gerekirse müvekkilin aldığı ihale; reklam alanı kiralama ihalesi. Yani müvekkil Medya AŞ'ye para ödüyor. Müvekkil para almıyor, para veriyor. Haliyle İBB'nin kasası boşalmıyor, aksine doluyor. Boşalan kasa müvekkilimin kasası. İddianameye göre sanki Medya AŞ, İBB ile ilgisi olmayan özel şirket; İBB'den düşük fiyatla aldığı işi üçüncü kişiye daha yüksek bedelle veriyor, bu şekilde İBB'nin kasasını boşaltıyor. O zaman her şey kurgu ise Medya AŞ tarafından 11 milyona alınan iş neden %45 fazlasıyla 16 milyona veriliyor? Benim müvekkilim o kadar saf mı? Yani 11 milyonluk işi neden 12 milyona almıyor? Savcılığın mantığına göre daha düşük alınsa kamu zararı daha mı az olacak? Tekrar soralım, kamu zararı denilen 5 milyon kimin cebine giriyor? Reklam İstanbul'un mu, suç örgütünün mü, Medya AŞ'nin mi, İBB'nin mi, yoksa hem Medya AŞ'nin hem İBB'nin mi kasasına giriyor? Bizce hem Medya AŞ'nin hem de İBB'nin kasasına giriyor.
İddianamede eylem 67'nin sonunda önce, Medya AŞ tarafından yapılan alt kiralama ihalesine Reklam İstanbul isimli firmanın yanında Look Medya, Smart Açıkhava Medya, Açık Alan Reklam firmaları tarafından da teklif verildiği anlaşılmışsa da bu firma yetkilileri hakkında gelinen aşamada dosya kapsamına yansıyan bir iddia bulunmadığından ayrıca eylem kapsamında sorumluluk atfedilmemiştir. Şimdi 4 firma katılıyor, sadece benim müvekkilim hakkında soruşturma var. Diğer 3 firma hakkında herhangi bir şey bulunamamış. Şimdi hani baştan itibaren kurguydu? Hani baştan kimin alacağı belliydi? Bu firmalardan herhangi birisi bu ihaleyi alsaydı ihale iptal mi olacaktı? Veya bu firmaların, eğer bu örgüte üye dahil değillerse, haklarında soruşturma yürütülmediğine göre örgüte üye dahil firma değiller, örgüte üye dahil firma sadece Reklam İstanbul gösteriliyor. Eğer bu firmalar örgüte üye dahil değillerse neden örgüt bu firmaları ihaleye sokuyor ki? Ya bu firmalar alsalardı bu ihaleyi?
tarafından yapılan ana ihalenin gerek Kültür A.Ş. tarafından yapılan alt kiralama ihalesinin faturasının bulunmadığı, yapılacak işin daha en başından belirlendiği, dolayısıyla Kültür A.Ş. tarafından yapılan alt kiralama ihalesini kazanan firma yetkilisi şüpheli 'ın TCK 235 ve TCK 158/1-e maddelerinden cezalandırılması istenmektedir. Eylem 67'ye konu olan alt ihaleye dediğim gibi Luk Medya, Smart Medya, UpPartner, Reklam Sınıfı firmaları da katılmış, davet almışlar, teklif vermişler. Ancak bu yeterince görülmemiş, ihale müvekkilim tarafından alınmıştır. İddianamede bu 3 firma hakkında dosya kapsamında yansıyan iddia bulunmadığından ayrıca eylem kapsamında sorumluluk atfedilmemiştir denilerek ispatta da bulunulmamış. Şimdi tekrar soralım. Eğer bu firmalar müvekkilimden daha yüksek teklif verselerdi ihaleyi alacaklar mıydı? Yok ihaleyi kimin alacağı baştan belliydi ve diğer teklifler kurmaca şekilde yazılmışsa bu 3 firma yetkilisi hakkında neden suç isnadı yapılmadı? Bizim bu ihalelerimiz normal bir biçimde yapılmış, kimin alacağının önceden belli olmadığı, herhangi bir suç unsuru da olmayan ihalelerse benim müvekkilim neden tutuklu?
Eylem 66; M4, M7, M8 metro hatlarında çalışan araçlar ile M4 hatlarında çalışan araçların içerisinde yer alan ekranlara dijital ve ana sistem kurulması, 3 yıllık süreyle işletmeye verilmesi içindir. Ana ihale yıllık 1.583.000 TL, 3 yıl için ise 4.750.000 TL bedel ile Medya A.Ş. tarafından alınmış. Daha sonra müvekkili şirketin de olduğu 4 firma daha davet edilmiş. Nihayetinde müvekkili şirketin direktörü 3 yıl için 6.650.000 TL bedel ile teklifi vermiş ve ihaleyi almış. Ana ihaleye göre müvekkilin verdiği teklif %40 oranında daha yüksek fiyata tekabül eder. Müvekkil bu eylem sebebiyle bu hatlarda, yine M8, M4 ve M7 Mecidiyeköy hattı kısmında ilk kez dijital reklam konulan araçlar dolayısıyla yüksek bir yatırım maliyeti üstlenmiştir. M4 Kadıköy - Sabiha Gökçen hattı ise daha öncesinden başka firmaya verilmiş. Ancak başlangıçta başka firmaya verilen kısmı Kadıköy - Pendik arasıydı. Sonradan yapılan 4 durak, yani Pendik'ten Sabiha Gökçen'e kadar olan 4 durak teknik olarak önceki verilen firmayla, ilave alan Reklam İstanbul arası bölünemeyeceği için, yani teknik zorunluluk sebebiyle Medya A.Ş. burayı Reklam İstanbul'a kiralıyor. Bundan önceden de bahsettim.
Şimdi iddianamede “Reklam İstanbul isimli firmanın resmi yetkilisi olan 'ın daha ana ihale yapılmadan suça konu alt kiralama ihalesinin Reklam İstanbul isimli şirket üzerinde kalması için organize ederek suç örgütünün eylemine bizzat katıldığı” denmiş. Tekrar etmeyeyim, TCK 235 anlamında "suç kapsamı var" diyor. Dolandırıcılık açısından yine ana ihale 3 yıllık 4.750.000 TL, alt ihale 3 yıllık 6.650.000 TL bedelle devralınmış. Reklam İstanbul firmasına usulsüzce vermesi nedeniyle toplamda 1.900.000 TL değerinde İBB kasasına daha az bir para girdisi sağlandığı anlaşılmış denmiş. Öncelikle tekrar bir gidelim. Müvekkilin aldığı ihale, reklam alanı kiralama ihalesi. Yani müvekkil Medya A.Ş.'ye para ödüyor. İBB'nin kasası boşalmıyor, müvekkilin kasası boşalıyor. Dolayısıyla bu zarar iddiası burada da boşa çıkıyor. İddianameye göre Medya A.Ş. ucuza aldığı ihaleyi daha büyük bedellerle başkalarına veriyor. Fakat aradaki kâr nereye gidiyor? Bunu bir türlü açıklayamıyor iddia makamı. Yani sanki Medya A.Ş.'nin ya da Kültür A.Ş.'nin ortakları diyeceğim ama zaten bunun ortakları belediye. Yöneticileri mi alıyor bu parayı? Aradaki fark nereye gidiyor? İddia yok, sadece kamu zararını tutturmuş gidiyor. Şimdi tekrar edelim; 4.750.000 TL'ye alınan iş %40 fazlasıyla 6.650.000 TL'ye veriliyor ya, bu durumda müvekkilim yine bir saflık yapıyor. Mesela 4.800.000 TL'ye alıp kamu zararını yine tutturabilirdi ama bunu yapmamış, 6.650.000 TL yapmış. Çünkü bırakmazlar, yani 4.800.000 TL'ye alamazsınız, başkası alır bu sefer. Bir de ticari hayatın böyle bir realitesi var.
Eylem 66'nın sonunda bu nedenle For Medya ve diğer isimli firmalar tarafından alt kiralama ihalelerine verilen yan tekliflerin hileli ve muvazaalı olduğu, kamu zararı noktasında diğer şüpheliler ile eylem birliği içerisinde hareket ettikleri anlaşılmıştır denmiş. Yine devamında Avva Mobil firması yetkilisi hakkında gelinen aşamada dosya kapsamına yansıyan bir iddia bulunmadığından ayrıca eylem kapsamında sorumluluk atfedilmemiştir denilmiş. Şimdi savcılık burada kendisini yine sadece tekzip ediyor. Diyor ki: "Kültür A.Ş. tarafından yapılan alt kiralama ihalesinin aslında bir kurgunun ürünü olduğu, işi yapacak firmanın daha en başından belirlendiği, dolayısıyla Kültür A.Ş. tarafından yapılan alt kiralama ihalesine yan teklif veren ve ihaleyi kazanan For Medya ve Reklam İstanbul yetkilileri hakkında TCK 158 maddesinden yazılan iddialarla yine For Medya ve Avva Mobil isimli firmalar da davet edilmiş." Bu firmalar ihaleye katılmış, teklif vermişler ancak verdikleri teklif yeterli olmamış. İddianameyle For Medya ve Reklam İstanbul hakkında suç isnadı var ama Avva Mobil hakkında dosya kapsamında yansıtılan bir iddia bulunmadığından ayrıca eylem kapsamında sorumluluk atfedilmemiş, yani suç isnadında bulunulmamış. Şimdi tekrar soralım; eğer bu firmalar müvekkilimden daha yüksek teklif verselerdi ihaleyi alacaklar mıydı? Yok ihaleyi kimin alacağı baştan belliyse ve diğer teklifler kurmaca şekilde yan teklif ise ihaleye katılan Avva Mobil hakkında neden suç isnadı yapılmadı? Bu durumda benim müvekkilim neden halen tutuklu?
Eylem 64'e geçiyorum. İBB mülkiyeti, yönetimi ve tasarrufu altında bulunan alanlardaki ATM kabinlerinin yan yüzeylerinin 340 adet raket reklam uygulamasının üst kısımları işletmeye verilmesi içindir. Ana ihale 10.500.000 TL bedelle Kültür A.Ş. tarafından alınmış. Kültür A.Ş. tarafından yapılan alt kiralama ihalesine 3 firma davet edilmiş. Nihayetinde müvekkili şirketi Reklam İstanbul'un verdiği 13.240.000 TL teklif uygun görülmüş ve ihale konusu iş müvekkili firmaya kiralanmış. Müvekkil söz konusu ihaleyi ana ihaleye göre %116 oranı daha yüksek bir bedelle almış. Müvekkil bu eylem sebebiyle hem ihaleye fesat karıştırmaktan hem de kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılıktan suçlanmakta. Şimdi biraz önce teknik kısmını müvekkilim izah etti; ATM kabinlerinin yan yüzeylerine yapılan reklam uygulaması işi ilk kez gerçekleştirilen bir iş. Dolayısıyla ticari ihale riski çok yüksek olan, herkesin girmeye cesaret edemediği bir iş. Daha önce yapılmış bir emsali yok, benzeri var ama tutmamış. Emsali olmadığı için de bilirkişiler tarafından ihale bedeli için herhangi bir değerlendirme yapılamamış. İddianamede Reklam İstanbul isimli firmanın resmi yetkilisi olan Mustafa Nihat Taş'ın daha ana ihale yapılmadan suça konu alt kiralama ihalesinin Reklam İstanbul isimli şirket üzerinde kalması için organize ederek suça konu eylemlere bizzat katılması nedeniyle ihaleye fesat karıştırdığı denmiş tekrar. Daha önce söyledik, TCK 235'in şartları yok.
Yine aynı eylem sebebiyle dolandırıcılık suçlaması var. Dolandırıcılıktan yukarıda da bahsettik; hileli davranışla mağdurun hataya düşürülmüş olması, zarar oluşması ve failin haksız çıkar sağlaması gerekiyor. Suçun oluşması için failin yaptığı hile ile mağduru aldatmış olması şarttır. Hileli ve aldatıcı karakter, burada mağdurun iradesini sakatlamalıdır. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi mümkün değil. Burada kamu kurum ve kuruluşlarının nasıl zarar gördüğü, nasıl ortaya konulduğu şüpheli. Çünkü ortada dediğim gibi evveliyatı olan daha önce denenmiş bir reklam kiralama alanı yok. E her tarafta gördüğümüz, “toplu bankamatik” dediğimiz ATM'lerin yan yüzleri için ilk defa kiralama yapılıyor. Dolayısıyla burada zarar nasıl hesaplandı, neye göre hesaplandı bu da meçhul. İddianameye göre kamu zararının yukarıda da belirttiğim ana ihale bedeliyle, daha sonra ana ihaleyi alan belediye şirketinin üçüncü kişilere verdiği alt ihale arasındaki farktan kaynaklandığı belirtiliyor. 64 no'lu eylemde ana ihale 10 milyon 500 bin lira, alt ihale 12 milyon 240 bin lira, Reklam İstanbul'un hususi vermesi nedeniyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kasasına 1 milyon 740 bin lira daha az para girmiş, dolayısıyla bu kadar bir kamu zararı olduğu söylenmiş. Ancak biz hayır, belediye şirketinin anayasada dikey de olduğundan İBB'nin bu şirketlerin karına ortak olduğu gibi zararına da ortaktır. Dolayısıyla bir kamu zararı söz konusu değildir. Keza alt ihalelerin her katı İBB'ye gitmekte, bunların tamamıyla değerlendirilmektedir. Müvekkilin alt ihale sürecindeki bütün belgeler imzalıdır, evraklar gerçeğe uygundur, herhangi bir aldatma vasfı yoktur. Aleyhe olan suçlamanın imkanı yoktur.
Eylem 69'a geldim. İBB Şehir Hatları iskelelerindeki reklam alanlarının tesisi ve panosuyla işletmeye verilmesi işi. Ana ihale yıllık 3 milyon 190 bin lira, 10 yıl için 30 milyon 190 bin lira bedelle Medya A.Ş. tarafından alınmış. Medya A.Ş. tarafından da daha sonra yapılan alt kiralama ihalesine davet usulüyle müvekkilin de aralarında olduğu firmalar davet edilmiş ve nihayetinde müvekkilin de ortağı olduğu Reklam İstanbul firması yıllık 3 milyon 900 bin, 10 yıllık 39 milyon teklifle en yüksek teklif olarak ihaleyi üstlenmiş ve ihale konusu iş müvekkil firmaya kiralanmıştır. Müvekkil söz konusu ihaleyi ana ihaleye göre %30 oranında daha yüksek bir bedelle almıştır. Müvekkil bu eylem sebebiyle hem ihaleye fesat karıştırmaktan hem kamu kurum ve kuruluşları aleyhine dolandırıcılıktan suçlanıyor. Şehir Hatları'nın tüm iskelelerinde reklam alanlarının tesisi için yine ilk kez gerçekleştirilen bir iş olması sebebiyle hem teknik hem ticari olarak çok büyük risk taşıyan bir iş. Çünkü daha önce bir kez denenmiş ancak yürümemiş. İddianamede Reklam İstanbul isimli firmanın resmi yetkilisi olan 'ın daha ana ihale yapılmadan suça konu alt kiralama ihalesinin Reklam İstanbul isimli şirket üzerinde kalması için organizasyon ederek suça konu eyleme bizzat katılması nedeniyle ihaleye fesat karıştırma suçunu işlediği söylenmiş. Ancak söylediğim ihaleye fesat karıştırma suçunun oluşumu yönünde şartları oluşmamış, unsurları oluşmamış. Dolayısıyla TCK 235 anlamında ihaleye fesat yok.
Dolandırıcılık… Yine bu suçla dolandırıcılık istinadı var. Her ne kadar 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 9. maddesinde belirtilen yerlerden kiralanması yapılmış ise de nitelik ve nicelik açısından tamamen farklı reklam ünitelerine ait fiyatların emsal alınarak muhammen bedel tespit edilmesinin hatalı olduğu, bu nedenle muhammen bedelin tespitinde yapılan hata nedeniyle muhammen bedelin düşük hesaplandığı anlaşılmıştır. Bu aşamada 18 Temmuz 2025 tarihli bilirkişi raporunda da anlaşıldığı üzere muhammen bedelin 10 yıl için en az 201 milyon 156 bin lira daha düşük belirlenerek kamu zararına sebep olunduğu anlaşılmıştır. Öncelikle tekrar belirtmek gerekir ki, müvekkilin aldığı ihale reklam alanı kiralama ihalesi. Yani müvekkil Medya A.Ş.'ye para ödüyor. Bilirkişi raporunda akla mantığa sığmayacak bir garip hesaplama ile yıllık muhammen bedel 23 milyon 15 bin lira olması gerektiği, tespit edilen ana ihale için tespit edilen 2 milyon 900 bin liralık yıllık ihale içi muhammen bedelin mahsubu sonrası 20 milyon 115 bin lira yıllık, 10 yıl için de 201 milyon lira kamu zararı olduğu iddia edilmiş. Bu hesaplama tümüyle hatalı. Bu hesaplama yapılırken alan hatalı hesaplanmış, birim fiyat hatalı hesaplanmış, yatırım maliyeti göz ardı edilmiş, adeta tümüyle hazır bir saha, kullanıma hazır bir saha gibi bir değerlendirme yapılmıştır.
Şehir Hatları iskelelerinden Kadıköy İskelesi, daha önce 2019 yılının haziran ayında Sayın henüz göreve başlamadan önce, 31 Mart 2019 tarihindeki seçim iptal edildikten sonra, tekrar seçimi yapılmadan önce yani İstanbul Valisi Ali Yerlikaya'nın İBB Başkan Vekili olduğu dönemde yıllığı 430 bin TL + KDV bedelle SMA Reklam firmasına kiralanmıştı. Bu sözleşme daha önce Sayın tarafından savunmalar yapılırken sunulmuştu. Tekrar edeyim, sadece 2019 yılında sadece Kadıköy İskelesi yıllığı 430 bin liradan kiralanmıştı. Her ne kadar müvekkil tarafından 69. eyleme konu ihalede Kadıköy değil, tüm Şehir Hatları iskeleleri reklam ihalesinin kapsamına alınmış ise de herkesçe bilindiği üzere İstanbul'un en yoğun yolcusu olan, en çok sefer yapılan, en çok halka açık iskelesi Kadıköy İskelesi'dir. Kadıköy İskelesi büyüklük, doğruluk, reklam açısından diğer tüm iskeleler içinde, toplamı içinde %50-%60 oranında pay sahibidir. Geriye kalan tüm iskelelerin reklam kiralanması toplamı Kadıköy İskelesi kadar etmez. Zaten 2019 yılında sadece Kadıköy İskelesi için ihale yapılmış olması da bu durumu göstermektedir.
2019 yılında 430 bin lira olan Kadıköy İskelesi'nin yıllık reklam kiralama bedeli yıllara göre TÜFE de ilave edilerek getirildiğinde bu ihalenin yapıldığı 2023 yılındaki karşılığı 1 milyon 405 bin liraya yapmaktadır. Kadıköy İskelesi'nin tüm iskeleler içindeki payının düşük olduğu, %50 olduğu kabul edilse bile geriye kalan iskelelerin de reklam alanı kiralama bedeli bir o kadar olacaktır. Yani 1.405 + 1.405, 2 milyon 800 bin civarı bir rakam olacaktır. Ana ihalenin muhammen bedeli yıllık 2 milyon 900 bin olarak belirlenmiş, Medya A.Ş. tarafından 3 milyon TL bedelle bu iş alınmıştı. Dolayısıyla Medya A.Ş. tarafından yapılan ana ihale dahi buraların muhammen bedelinin üstündedir. Yani daha doğrusu piyasaya göre yuvarlanması gereken rakamın üstündedir. Yani buradan hareketle bir kamu zararı olduğunu söylemek mümkün değildir. Diğer taraftan müvekkilim de 3 milyonluk ihaleyi %30 artışla 3 milyon 900 bin liraya almıştır. Dolayısıyla belediye iştirakine girecek olan para kamu zararı oluşturmaz.
İddianamede 69. eylemin sonunda önce "Her ne kadar bu alt kiralama ihalesine Smart Açık Hava isimli firma tarafından da yan teklif verilmiş ise de bu firma ve yetkilileri hakkında dosya kapsamında yansıyan bir suç istinadı bulunmadığından bu eylem kapsamında firma yetkililerine ayrı sorumluluk atfedilmemiştir." denmiş, sonra tekrardan "Yine yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere gerek İBB tarafından yapılan ana ihale, gerek Medya A.Ş. tarafından yapılan alt kiralama ihalesinin aslında bir kurgunun ürünü olduğu ve işi yapacak firmanın daha en başından belirlendiği, dolayısıyla Medya A.Ş. tarafından yapılan alt kiralama ihalesini kazanan firma yetkilileri ve bu bu ihaleye muvazaalı olarak teklif veren, yan teklif veren Reklam İstanbul, İnove ve Matofor şirket yetkilileri hakkında TCK 235 ve 158..." denmiş. Yani kimin alacağı baştan belli olduğu, kurmaca şekilde yan teklifler verildiği yine iddia edilmiştir. Eylem 69'a konu alt ihalede, Reklam İstanbul firmasıyla birlikte, İnnova, Matador ve Smart Açık Hava reklam isimli firmalar da davet edilmiş. Katılmışlar ve teklif vermişler. Ancak verdikleri teklif yeterli görülmemiştir, ihaleyi müvekkilin firması almıştır.
İddianamede İnnova ve Matador firmalarının tekliflerinin hileli ve muvazaalı olduğu varsayımıyla isnatta bulunulmuşken, Smart Açık Hava Mecrası firması hakkında dosya kapsamında yansıyan bir iddia bulunmadığından, ayrıca eylem kapsamında sorumluluk atfedilmemiştir denmiştir. Yan teklif ise neden sorumluluk atfedilmedi? Tekrar aynı soruları sormamız gerekiyor. Eğer mesela sorumluluk atfedilmeyen Smart Açık Hava Medya bu ihaleyi müvekkilimden daha yüksek teklif verip alsaydı bu ihale iptal mi olacaktı? Geçersiz mi sayılacaktı? Bu ihaleyle ilgili olarak bu dava açılacak mıydı? Yok, ihaleyi kimin alacağı baştan belli idiyse ve diğer teklifler kurmaca ise yan teklif veren, ihaleye katılan Smart Açık Hava'ya neden isnat yapılmadı? Bu durumda ihaleler normal usulde yapılmış, kimin alacağı önceden belli olmayan, herhangi bir suç unsuru da olmayan ihalelerse benim müvekkilim neden tutukludur?
Eylem 73. İstanbul genelinde 30 lokasyonda bulunan toplam 3973 metrekare parapet, pano ve billboard reklam kulesi uygulamalarının 1 yıl süreyle işletmeye verilmesi işi. Ana ihale yıllık 32 milyon bedelle Kültür A.Ş. tarafından alınmış. Kültür A.Ş. tarafından kısmi teklife açık davet usulüyle toplam 30 parçaya bölünmüş. 30 parçadan 24 lokasyon, yani 24 parça, müvekkilin de içinde olduğu 16 firma davet edilmiş ve nihayetinde 24 lokasyon, 12 farklı firma tarafından verilen en yüksek tekliflere verilerek kiralanmıştır. Kültür A.Ş. ana ihalede 30 adet lokasyonu 32 milyona alırken, bunlardan 24 adet lokasyonu toplam 40 milyon 497 bin 840 lira bedelle ana ihaleye göre %26,55 oranında daha yüksek bir bedelle kiralamıştır. Üstelik 30'a 30 da değil, 30 almış ama 24'ü kiralanmış. 30'a 24 arasındaki oran dahi %26 yüksek. Müvekkil bu lokasyonlardan 9 no'lu reklam alanını 2 milyon 196 bin artı KDV bedelle kiralamış. Biraz önce izah etti, burayı aldıktan sonra buraya herhangi bir yatırım yapamadı. İşte gözaltı, tutuklama süreci. Buranın bedelini ödedi ama buradan bir kuruş gelir alamadı. Külliyen zarar.
Müvekkil bu eylemde kamu kurum ve kuruluşlarının aleyhine dolandırıcılıkla suçlanmakta. Ancak bu eleme ilişkin olarak ihalelerde yer alan İBB iştirak şirketlerinin çalışanları ve bazı sanıklar hakkında da TCK 235 gereği fesat suç isnadı var. Eğer bu eylem bakımından fesat suç isnadı söz konusu olacaksa o halde dolandırıcılık suçu olamayacaktır. Zira ihale suçuna ilişkin de hile ve aldatma suçun ana unsuru olduğundan ihaleye fesat karıştırılması suçu olur. Ayrıca dolandırıcılık suçunun gerçekleşmesi söz konusu değildir. İddianameye göre davet usulüyle yapılan ve ihalelerin hepsinin örgütün sistematik işleyişi dâhilinde gerçekleşmesi, buradan haksız bir menfaat elde ederek İmamoğlu suç örgütüne gelir sağlanıp kamuyu zarara uğratmaları nedeniyle örgütün müzahir firmalar üzerinde bırakılan ihalelerin bedelleri tutarını kamu zararı olarak ortaya çıktığı iddia edilmiştir. Şimdi öncelikle tekrar belirtmek gerekir ki müvekkilin bu da aldığı reklam alanı kiralama işi, yani müvekkil burada yine para veriyor.
Eylem 73'ün sonunda ihaleye katılan toplam 12 firma var. 24 lokasyon, 12 firma tarafından alınmış. Kimi bir tane almış, kimi üç tane almış. Değişik değişik sayılarda almışlar. İddianamede eylemle ilgili olarak İnnova, Reklam İstanbul, Sev Medya, 3K, Matador isimli firma yetkilileri olan şüpheliler üzerine atılı kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılıktan TCK 158 denilerek ihaleye katılan toplam 12 firma olmasına rağmen sadece beş firma yetkilisi hakkında suç isnadında bulunulmuş, diğer yedi firma yetkilisi hakkında suç isnadında bulunulmamıştır. Bir yandan ihaleyi kimin alacağının baştan belli olduğu, kurmaca olduğu şekilde yan teklifler verildiği, ihaleyi örgüte müzahir firmaların kazanması sağlandığı iddia edilirken, 24 adet lokasyonun ihalesini alan 12 firmadan sadece beş tanesinin suçlanması, esasta bir örgüt de olmadığının açıkça göstermektedir. Şimdi tekrar soralım. İhaleyi kimin alacağı baştan belli ise ihale aldığı halde yedi firma yetkilisi hakkında neden isnat yapılmadı? Ya da benim müvekkilim eğer örgüte müzahir bir firmaysa 24 alandan mesela neden 20 tanesini almadı? Neden bir tane aldı? Yok, eğer bu ihaleler normal usulde olan ihalelerse, kimin alacağı önceden belli olmadığı halde herhangi bir suç unsuru da yoksa ihaleler, yani normal ihalelerse benim müvekkilim neden tutuklu?
Eylem 80. İstanbul genelinde yapılacak muhtelif kültürel ve sanatsal etkinlikler, muhtelif kültür sanat organizasyonları, bu etkinlik kapsamında 443 kalem hizmet alımı işi ihalesi. Ana ihale yıllık 135 milyar 876 bin bedelle Kültür A.Ş. tarafından alınmış. Alt yükleniciyle bu iş bölünmüş, 11 bölüme ayrılmış. Kültür A.Ş. tarafından davet usulüyle müvekkilin de aralarında olduğu sekiz firmaya toplam 51 milyon 572 bin 105 lira. Burada bir düzeltme de yapalım, iddianamede, daha doğrusu önce bilirkişi raporunda, daha sonra bilirkişi raporu iddianameye kopyalandığı için doğrudan, orada düzeltme de yapılmamış, 41 milyon 587 bin yazılmış, doğrusu 51 milyon 572 bin liradır. Yani Kültür A.Ş. tarafından yapılan alt ihalelerin toplamı 41 milyon 587 bin değil, 51 milyon 572 bin liradır. Müvekkil bu eylemde organizasyon kapsamında gazete, dergi, televizyon, radyo, internet reklam işlerinin hazırlanması, yayınlatılması işini almış. 9 milyon 984 bin bedelle almış işi. Burada diğerlerinden farklı olarak reklam satın alma işi var. Buradan ödemeyi de yapacak olan Kültür A.Ş. Ancak 9 milyon 984 bin liralık bedel peyderpey ödenen bir bedel. Yani bir kalemde, işi alır almaz ödenen bir şey değil.
Şimdi bu teklifler verilirken sene başında, yıllık 15-20 tane organizasyona karşılık olarak veriliyor. Sene başında bir bütçe yapılıyor. Bununla ilgili fiyatlar alınıyor, bu fiyatlara göre üzerine kâr da konuluyor. Teklif verilirken belki yüzde 10-15 kâr yapılacağı varsayımıyla teklif veriliyor ama ondan sonra süreç başlıyor. İşte kadınlar günü, anneler günü, babalar günü, işte 23 Nisan, 19 Mayıs, neyse bu tür önemli günlerde, resmi bayramlarda, özel günlerde işlerin tanıtımları yapılıyor. Bunların her biri yapılıyor, işte evrakları hazırlanıyor işlerin, ondan sonra bir iki ay sonra peyderpey ödeniyor. Şimdi sene başında aldıkları fiyatla mesela 31 Aralık yılbaşı programı için de bir reklam işi yapılıyor ama neredeyse bir yıl geçmiş oluyor üzerinden ve işte Türkiye'deki enflasyon oranıyla piyasanın açıkladığı ya da piyasada oluşan fiyat bambaşka oluyor. Yani sene başında 9 milyon lira açıklamasını buradan bir kâr edeceğinizi düşünürsünüz, böyle bir teklif vermişsiniz, burada bir artış olmuyor. Yani enflasyon fazla çıktı ya da piyasa fazla arttı diye burada fiyat artışı olmuyor. Yine 9 milyon 900 bin liraya bağlısın ama bu sefer ne oluyor? Kâr marjınız eriyor. Yani yüzde 10 kâr yapacaksa beşe düşüyor, 15 yapacaksa yediye düşüyor. Sene başındaki öngörünüz her şeye rağmen bir türlü, tabii enflasyon ortamında tutmuyor. Buradan da bir zarar oluyor.
Bu eylemle ilgili olarak da yine İBB ve İştirak şirketlerinin çalışanları olan bazı sanıklar hakkında ihaleye fesat karıştırma suç isnadında bulunuluyor. Eğer bu eylem bakımından fesat isnadı söz konusu olacaksa, iddianameye göre esasen işlerin alt ihalelerden başka firmalara yaptırıldığı, çoğu zaman alt ihaleleri kazanan firmaların özel vasfı veya sıfatı bulunan şüpheliler tarafından belirlenen taşeron şirketlere işi fiiliyatta yaptırdıkları anlaşılmıştır. İşi fiiliyatta yürüten taşeron şirketin de gerçekte yaptığı işten çok daha fazla miktarda fatura keserek bunu alt ihaleyi kazanan firmaya verdiği, firma tarafından yapılan fatura ile işe meşruiyet kazandırıldığı iddia edilmektedir. Esas amaç, ihale bedellerinin tutturulması ve firmaların bu hak ediş ödemelerini alabilmesinin sağlanmasıdır. Şimdi bu olaylar yanlış hatırlamıyorsam Kültür A.Ş. nezdindeydi ama iddianame "copy-paste" yani kopyala-yapıştır olduğu için burada isnatta Medya A.Ş. yazılmış. Çok önemli değil, bunlara alıştık. Bu iddiaya göre müvekkilim hakkında tek bir belge veya beyan yoktur. Alınan ihale 1 yıllık süreci kapsamakta; konser, alet, giyim, bayram gibi, kadınlar günü, anneler günü, babalar günü gibi özel günler dahil toplamda 15-20 adet farklı etkinlik için medya satın alma işidir. Önce etkinlik için reklam satın alması yapılıyor, akabinde bu hatlarda yapılan işlerin döküm ve kontrol çizelgelerini hak ediş için Medya A.Ş.'ye ya da Kültür A.Ş.'ye sunuyoruz. Burada yapılan inceleme sonucunda hak edişler onaylanıyor ve fatura karşılığı ödeniyor. Yani müvekkilin bu eylemde işler için alacağı 9.900.000 TL, 1 yılda ödenecek maksimum tutardır. Etkinlik yapıldığında her bir etkinliğin belgeleri ve dosyası hazırlanarak hak ediş için kuruma teslim ediliyor, evrak dosyası kontrol edilerek hak edişler ödeniyor.
Yukarıda da izah edildiği üzere, yine ikrar anlamına gelmemek üzere söylüyorum, Reklam İstanbul, Medya Gold, Anten Tasarım gibi firmaların yaptığı işin toplam tutarının 23.000.000 TL olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla teknik ve organizasyon kapsamında yapılan ihalenin alt ihalelere ayrılması sonucu, ayrılan bütçenin yarısından fazlası doğrudan bu bütçelere ait firmalar üzerinde bırakılmıştır. Şimdi 3 firmanın aldığı ihalenin toplamı 23.536.000 liraymış. Biraz önce söylediğim 41.000.000 TL'lik hatalı rakama göre bir hesap açılmış, yarısından fazlası denmiş. Halbuki rakamın doğrusu 51.000.000 TL'dir. Yani bu çok önemli de değil, zaten burada suç oluşturacak bir durum yok. Müvekkilin örgüt üyesi olarak nitelendirilemeyeceğini defalarca ispat ettik. Örgüt veya örgüt üyeliği ile ilgisi olmadığını ispat ettik. Birbirinin tekrarı olan ve farklı saiklerle verilmiş sanık beyanlarıyla örgüt üyeliği bağı kurulabilmesi mümkün değildir. Alınan alt ihalelerinde birçok kuruluşun yerine geçtik, bunların tamamı belgelenmiş. Eylem 80'in sonunda Reklam İstanbul firması yetkilileri olan şüphelilerin nitelikli dolandırıcılık suçunu işledikleri iddia edilmiştir.
Eylem 85; bu da son eylem. 2023 yılı çeşitli video çekim, film yapım, kitap, dergi, basın ve medya tanıtımı hizmetleri alımı işidir. Ana ihale toplam 39 kalem iş olarak 283.000.000 TL bedelle Medya A.Ş. tarafından alınmış. Akabinde 34 kalem olan kısmı davet usulü ile müvekkilin de arasında olduğu 13 alt yüklenici firmaya verilmiş, toplam bedeli 174.000.000 TL'dir. Müvekkil bu eylemde 9 kalemden oluşan iletişim, yayın, haberleşme hizmeti; gazete, dergi, TV, internet ve mobil web sitesi, mobil uygulama, dijital medya ve reklam verme hizmet alım işini 27.858.000 TL bedelle almış. Müvekkil bu eylemde kamu kurum ve kuruluşları aleyhine dolandırıcılıkla suçlanmış. Ancak o eleme ilişkin olarak kendi görev alanlarındaki İBB ve iştirak şirketleri çalışanları olan sanıklar hakkında TCK 235 maddesi uyarınca ihaleye fesat karıştırma suçundan isnat var. Eğer bu eylemde ihaleye fesat karıştırma suçundan isnat olacaksa bu halde dolandırıcılık suçu oluşmaz. Zira her iki suç da hile ile aldatarak işlenen suç olduğundan, sadece dolandırıcılık suçunun gerçekleşmesi söz konusu değildir. İddianameye göre ihaleyi kazanan Medya A.Ş.'nin ana ihale kapsamında yapılması gereken işlerin yapılması için bu hususu alt ihalelere konu ettiği ve işlerin yarıdan fazlasına denk gelecek şekilde Reklam İstanbul, Sedat Gürsoy ve ilgili işletmecilerin, yani suç örgütü üyesi olduğu iddia edilen firmaların üzerinde kalmasını sağladıkları anlaşılmış denmektedir.
Bu iddiaya dair müvekkilim hakkında tek bir belge veya beyan yoktur. Alınan ihale 1 yıllık süreçte bir konser, davet vesaire işidir. İhale gerçekleştikten sonra müvekkilim hakkında nasıl bir inceleme yapılıyor? Tabii bu işlerin kontrol çizelgesi vesaire tutuluyor. Yani müvekkilin bu elemde aldığı işlerin toplamı 27.000.000 TL maksimum tutardır. İhaleye katılan toplam 13 firma olmasına rağmen sadece 6 firma hakkında değerlendirme yapılmış, diğer 7 firmanın ismi hakkında hiçbir değerlendirme yapılmamıştır. Bir yandan ihaleyi kimin alacağının baştan belli olduğu, kurmaca şekilde yan teklifler verildiği, ihaleyi örgüte müzahir firmaların kazanmasının sağlandığı iddia edilirken; ihaleyi alan 13 firmadan sadece 6'sı hakkında suçlama yapılması esasa uygun değildir. İhaleye dahil olduğu belirlenmeyen firmaların da katıldığı, dolayısıyla ihalenin herkese açık olduğu, bu anlamda herhangi bir dolandırıcılık unsurunun olmadığı sonuç olarak ortadadır. Şimdi tekrar soralım: İhaleyi kimin alacağı baştan belli ise diğer 7 firma hakkında neden suç isnadı yapılmadı?
Şimdi eylemlerle ilgili olarak eylemler bitti, bir kısa sonuç belirtmek istiyorum. Müvekkilim Eylem 63'te ihaleye davet edilmiş, ihaleye gelmiş ama teklif vermemiş, ihaleye katılmamıştır. İhaleyi başka firma almıştır. Burada ne var? Kamu kurum ve kuruluşları aleyhine dolandırıcılıktan suçlanıyor. Diğer eylemde ihaleye davet edilmiş, ihaleye katılmış, teklif vermiş, teklifi yeterli görülmemiş, ihaleyi başkası almıştır. Müvekkilim burada da kamu kurum ve kuruluşları aleyhine dolandırıcılıktan suçlanıyor. Yine Eylem 64'te bu sefer aldığı bir ihale var; ihaleye davet edilmiş, ihale için gelmiş, teklif vermiş, en uygun teklif olarak görülmüş ve ihaleyi almıştır. Şimdi müvekkil bu ihale sebebiyle de dolandırıcılıktan suçlanmakta. Tekrar edelim: Müvekkil teklif vermediği ihale sebebiyle dolandırıcılıktan, teklif verip alamadığı ihale sebebiyle dolandırıcılıktan, teklif verip aldığı ihale sebebiyle dolandırıcılıktan suçlanıyor. Yani müvekkil ne yaparsa yapsın suçlamanın altında kalıyor. Yani "bir al üç yap", üçü bir arada nasıl oluyor? Bunun da savcı tarafından izah edilmesi gerekiyor.
Son beyanlarımı söyleyeyim. Şimdi dosyada MASAK ve benzeri kurum raporları var. MASAK ve benzeri kurum raporlarında müvekkil hakkında dolandırıcılığın hiçbir isnadı, hiçbir suç unsuru tespit edilememiştir. Zira MASAK raporu bir nevi müvekkilin biyografisini çıkartmış, onun dışında banka hareketlerini çıkartmış, başka bunun dışında hiçbir şey yok. 25 Şubat 2025 tarihli MASAK raporunda, gelir tablosunda yer verilen değerler incelendiğinde 2022 yılından nispeten satışları artan şirketin karlılık oranı ortalama düzeylerde kalmasına rağmen 2024 yılında şirketin satışında ve karlılık oranında yüksek seviyede artış gerçekleşmiştir. Bu iddianameye MASAK raporundan alınmıştır. Ama savcılık iddianameye MASAK raporundan bu kısmı alırken kendisi de bir ilave yapmış. Şöyle bir giriş yapmış, MASAK raporuna atfen demiş ama bunu. "25 Şubat 2025 tarihli MASAK raporunda" demiş, alıntı yapmış güya. "Fiiliyatta İmamoğlu suç örgütü yöneticisi olan 'un, resmiyette ise şüpheli 'ın şirketi Reklam İstanbul isimli firmanın..." Bu kısım MASAK raporunda yok. Bu savcılığın kendi yorumu. Ama MASAK raporunda varmış gibi adeta iddiayı güçlendirmek için buraya eklemiş.
Devamında MASAK raporunda olan kısımlar: "Firmanın gelir tablosuna yer verilen, yer yer incelendiğinde, 2022 yılından nispeten satışları artan şirketin kârlılık oranı ortalama düzeylerde kalmasına rağmen, 2024 yılında şirketin satışları ve kâr oranında yüksek seviyede artış gerçekleşmiştir. Bu tespit, iş bu eylemlerde yer alan şüpheli ve tanık ifadelerini de desteklemekte olup şüpheli 'ın suç örgütü ile iken İmamoğlu ve suç örgütü yöneticisi talimatıyla iştirak şirketlerden aldığı usulsüz iş ve ihaleler neticesinde elde edilen haksız gelir vasıtasıyla şirketin olağanüstü bir şekilde kâr ettiğini göstermektedir." "Olağanüstü kâr..." Tamam, bunlar MASAK raporunda yok, bu savcılığın yorumu açıkça. MASAK raporunda, "fiiliyatta İmamoğlu suç örgütü yöneticisi olan , resmiyette ise şüpheli 'ın şirketi Reklam İstanbul isimli firmanın..." diye bir ibare yok. Zaten MASAK'ın böyle bir kesin kanaatle rapor ve tespit yapması da mümkün değil. Bu savcının kendi beyanı, MASAK raporuna takmış. Raporda böyle bir değerlendirme yokken savcılığın rapor içeriğini bu şekilde iddiasına delil olarak kullanmaya çalışıyor. Halbuki raporun bir sonraki sayfasında tablodan müvekkilin en yüksek satışları, bu dosya ve suçlamalarla hiçbir ilgisi olmayan bir reklam şirketine yaptığı satış rakamları ve yüksekliğinden olduğu çok net belli. Yani müvekkilin kârının da sebebi –eğer bir kâr olarak kabul edilecekse– İBB şirketlerinden almış olduğu ihaleler değil. Bunların dışında, üçüncü kişilere yapmış olduğu ticaret. Müvekkilin tüm ticari faaliyetinde İBB şirketlerinden aldığı pay en fazla %20 civarı. Tabii bu bir lehe delil durumu olduğu için görmezden gelinmiş.
MASAK raporunda müvekkilin tapu kaydıyla ilgili olarak da Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü TAKBİS sisteminden yapılan sorgulama sonucunda adına halihazırda kayıtlı taşınmazlara aşağıdaki tabloda yer verilmiş olmakla birlikte, taşınmazların edinme şeklinin genel olarak "Tesis" ve "Yüzölçümü Değişikliği" sebebiyle olduğu görülmektedir. Gayet normal bir ifade. Şimdi bu peki iddianameye nasıl giriyor? "Örgüt üyesi isimli şahsın tapu kayıtları incelendiğinde, 32 adet tapu kaydı olduğu, bu kayıtlardan 16 tanesinin 2016 yılında, 16 tanesinin de 2021 ve 2022 yılında kayıt altına alındığı ve tapu kayıtlarının genel olarak müşterek olduğu..." Şimdi bu şekilde bir algı yapılıyor, bu şekilde bir ya daha doğrusu bu şekilde bir değerlendirme yapılıyor ama MASAK raporunda böyle bir değerlendirme yok; zaten yapılması da mümkün değil, kayıtlar açık. Edinme sebebi de belli. Burada yine hatalı bir değerlendirme ve yönlendirme çalışma var. Şimdi buradan şöyle bir aslında amaç güdülüyor; adeta müvekkilin almış olduğu ihalelerle zenginleştiği ve bu şekilde 2021 ve 2022 yıllarında da 16 adet tapu edindiği algısı yaratılmaya çalışılıyor. Müvekkilin 2021 ve 2022 yılında edindiği tapu yok. 2021 ve 2022'de tapu kayıtlarında olan sadece Kadastro Kanunu gereği yapılan düzeltmeler; yani bu tapular müvekkilde zaten 2015 yılından beri var. 2021-2022 yıllarında yüzölçümüydü, parseldi, paftaydı değişiklikler yapıyor, değişiklikler gereği tekrar tapu kaydına işleniyor ama zaten orada işlenmesinin sebebi de yazıyor. Ama buna rağmen tabii niyet kötü.
Zaten öncesinde böyle bir algı peşinde şey yapılıyor. Tabii bundan önce zaten sözde bir takım gazeteciler diyelim, ihale ile zenginleşme algısını medya ayağıyla köpürtüyorlar. Her gün televizyonda müvekkil ve ailesi hakkında abuk sabuk, akla gelmez iftiralarla, yalanlarla haysiyet cellatlığı yapılıyor. Aileden zaten varlıklı olan, miras yoluyla intikal etmiş onlarca taşınmaza sahip müvekkil sanki bu taşınmazları ihaleden elde ettiği kazançla almış gibi haksız bir şekilde itibarsızlaştırılmak isteniyor. İşin medya yoluyla halkı ikna ayağında o kadar ileri gidiliyor ki kendilerine gazeteci diyen bir kısım zevat, güya gizli olarak yürütülen soruşturma dosyasından kendilerine üflenen yarım yanlış bilgilerle akla hayale gelmeyecek senaryolar uyduruyorlar. Masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı zerre kadar önemsenmeden itibar suikastına soyunuyorlar. Tutuklu olması sebebiyle kendini savunma imkanı olmayan müvekkilim her gece televizyonlarda kurulan engizisyon mahkemelerinde yargılanıyor ve idam ediliyor. Müvekkilimin mal varlığı almış olduğu ihalelere bağlanmak isteniyor. Oysa tapu bilgileri dosyada mevcut, edinme sebebi de kaynağı da yine dosyadaki genel bilgilerde belli. Miras yoluyla bulunan tapuların tamamı miras yoluyla intikal etmiş. Yani babadan, atadan kalma miras. Bu tapular 2021-2022 yılından önce zaten vardı. Kayıtlarda 2021-2022 yazmasının sebebi kadastro işlemleri. Yeni edinme yok, yeni satın alma yok.
Bilirkişi raporuna ilişkin olarak, daha önce söylediğim; hem raporu hazırlayanların dosyaya taraf olan bakanlık olması hem de usule aykırı olması hem de içerik olarak da esasında dosya içinde böyle bir rapor hazırlanma yetkinlikte olmamaları sebebiyle değerlendirmeye alınmasının mümkün olmadığını tekrar belirtiyoruz. Bir de gizli tanık ve tanık beyanları ile ilgili ufak bir şey söylemek isterim. İddianamenin bütünüyle bakıldığında en önemli delil olarak bazı tanıkların etkin pişmanlık beyanları ve gizli tanık beyanları. Ancak ne etkin pişmanlık ifadeleri, ne gizli tanık, ne açık tanık ifadelerinde tutarlılık yok. Birbirinin kopyası, tekrarı olan ifadeler. Zaman, mekan bakımından hiçbir somutlaştırma yok; dedikodu mahiyetinde, çelişkili, duyuma dayalı, olayla uyumsuz veya tartışmalı beyanlar. Başka delillerle hiçbir destek yok. Gizli tanıklar, tanıklar, bir kısım tanıklar beyanları incelendiğinde de görüldüğü üzere birbirini teyit etmiyor; aksine birbirini kopyalayıp tekrar ediyor. Yani aynı kaynaktan beslenmiş soyut ifadeler. Bu beyanların maddi delillerle de desteklenmesi gerekir ki dosyada bu yönde hiçbir delil yok. Dosyada müvekkilim hakkında dedikodu mahiyetinde birtakım söylemler dışında başka hiçbir delil yok.
Sonuç olarak, müvekkilin 15 aydır tutuklu... Delillerin toplanmış, kaçma ve delil karartma şüphesinin olmaması sebebiyle öncelikle tahliyesini, aksi kanaat oluşacaksa da adli kontrol süreleri uygulanarak tahliyesini; neticede tüm suçlardan beraatine karar verilmesini talep ediyorum. Teşekkür ederim.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.