Başkanım, bir önceki celseden de hatırlayacaksınızdır belki, 382 gün konuşmak için beklemiştik. Bu defa 451 günlüğünü tamamlamış olduk. 451'inci günün sonunda 'ın kim olduğu, nereden hayata katıldığı, işleri nasıl aldığı, ne şekilde şirket kurduğu ile ilgili sorulabilecek muhtemelen bütün soruların cevabını kendisinin verdiğini düşünüyorum. Nitekim siz de ben de hatırlatmak gerekirse savcı beye söz vermediğim için aslında Ömür'ün kendisine sorulabilecek muhtemelen bütün soruların cevaplarını da görmüş oldunuz. Bu nedenle ben tekrardan mümkün mertebe kaçınmaya gayret edeceğim. Sadece birkaç önemli hususu dile getirmem lazım.
Ömür Yılmaz Müdafii Av. Coşkun Atılğan Savunması
Önce şuradan başlayayım, yine her defasında söylüyoruz, huzurdaki davada rüşvet vermek suçundan tutuklanmış durumda. Yani az önce sizin ek savunma aldığınız 82 83 86'ncı eylemler nedeniyle hakkında verilmiş bir tutuklama kararı yok. Ancak buna rağmen işte 451'inci günün sonunda ortaya çıkan tablo bu. Yine kendi ifadesinde beyan ettiği üzere, bu şirketleri nasıl kurduğunu, şirketlere ihale sürecinde nasıl iştirak ettiğini, nasıl davet edildiğini, tanık beyanlarına karşı neden savunma geliştirdiğini, HTS analizleri ile ilgili nasıl bir değerlendirme yaptığını tekrar etmeyeceğim. Ancak anladığımız ve özellikle Sayın Savcı'nın da sorusundan da ortaya çıkan tablo şu ki 'ın en büyük problemi, ikisinin de Galatasaraylı olduğu ile sosyal anlamda çok sık görüşmüş olması. Eğer bu bir suç ise ve bunun bedeli 451 gün tutuklu kalmak ise bence bunun cezasını hayli hayli tamamlamış oldu.
Şimdi çok demagoji yapmadan, olaylar bazında da bazı değerlendirmeler yapmak istiyorum. Kendisi de izah etti, OMR firmasını kurduktan sonra yapmış olduğu cironun %92'lik kısmı özel sektörden geliyor, sadece %8'lik kısmı kamudan geliyor. Bazı meslektaşlarımın sorduğu şekilde cevaplamak istiyorum, bunlar ihalelerde değil, yine kendisi cevaplandırdı, bunlar işler. Bütçe kapsamında yapılmış işler, ihaleyi alan OMR değil. Siz ek savunma aldınız ama yine bunu tekrar söylemek durumundayım, bunlar iş. Dolayısıyla ihaleyi alan diğerleriyle iş yapan Kültür AŞ veya Medya AŞ. Bu kapsamda değerlendirildiğinde %8'lik yapmış olduğu işlerin dökümü de şu şekilde: 2022 yılında 14 ihaleye teklif veriyor, 14 işe teklif veriyor, 7'si kendisinde kalıyor. Bu işlerin tamamını tamamlıyor, iş bitirmelerini veriyor, hak edişlerini alıyor. Nitekim burada dahil birçok sanık bu konuda beyanları verdiği için tekrardan bulunmak istemiyorum, bu işlerin tamamlanmasında, iş bitirmelerde ve hak edişlerde herhangi bir sorun olmadığı izahtan vareste.
2023 yılında ise 20'den fazla ihaleye teklif veriyor, 6 tanesini alabiliyor, bu 6 işi de tamamlayıp yine aynı şekilde hak edişlerini sorunsuz sonuçlandırıyor. Sayın başkanım, iddianamenin özüne temas ettiğimizde aslında müvekkille ilgili değerlendirmeler sadece tanık beyanlarına ait. Nitekim Sayın Savcı da bu tanık beyanlarından birkaç tanesini söyledi. Yani bu tanık beyanları ya müvekkili hiç tanımayan, hiç görmeyen kişilerin "Öyle olduğunu duydum, öyle olduğunu değerlendiriyorum" şeklindeki beyanları ya da herhangi bir vaatle sanık durumundayken yeniden ifadeleri alınıp başka bir değerlendirme yapılmak üzere serbest bırakılan kişilerin beyanları. Bu beyanlara ne derece itibar edileceğini Sayın Mahkemenizin hem tutuk incelemesi değerlendirmesinde hem hüküm kısmında göreceğiz. Ancak az önce değerli meslektaşım söyledi, eğer aleyhe tanık ve sanık beyanlarını baz alıyor isek bu durumda müvekkil lehine olabilecek bütün tanık ve sanık beyanlarına da aynı ölçüde kıymet vermemiz gerekir.
Bu kıymet verdiğimiz beyanları toparladığımızda ise şöyle bir sonuç çıkıyor: Müvekkil OMR firmasını kurduktan sonra tedarik listesine girip Kültür AŞ'den aldığı 13 iş nedeniyle huzurda değil. Bunu herkes biliyor artık. Müvekkil bu işleri yapmadığı için de huzurda değil, müvekkil bu işlerle ilgili herhangi bir çıkar temin ettiği için de huzurda değil. Çünkü nitekim iddianamede de bu yönde bir değerlendirme yok. Yani kamu zararı diyoruz, eğer bu kamu zararı yapılan işin miktarı ile sınırlı ise ya da işin değeri ile sınırlı ise bu durumda izaha aç, izaha açık hale geldiğini düşünüyorum. Kamu zararı olmadığını iddia makamı da artık mütalaasında, iddianamesinde bir şekilde değerlendirmiş oluyor. Dolayısıyla "Neden burada olduğunun?" sorusunun cevabını uzun zamandır değerlendiriyoruz, başa dönüyorum, sanıyorum neden burada olduğunun tek cevabı ile sosyal anlamda zaman zaman bir araya geldiği yönündeki değerlendirme.
müdafii meslektaşımın sorduğu soru biraz ironik, farkındayım ama aslında doğru bir soru. Meslektaşım, yapılanmasının altında yer aldığı için doğal olarak 'la ilgili bir soru sordu. Müvekkil de samimi bir beyanda bulundu. 'u hiç tanımadığını, hiçbir araya gelmediğini, telefon vasıtasıyla bile görüşmelerinin olmadığını izah etti. Sayın Başkan, o yüzden burada az önce lehine de olsa müvekkil hakkında ek savunma almış olmanızı usulen kabul ediyorum ama hukuken kabul etmiyorum. Çünkü evet, 235-236 ilgili fıkraları müvekkil açısından suç vasfını değiştirebileceğini, 39 yönünden de bir değerlendirme yapabileceğinizi hissediyorum ama bir hukukçu olarak olmayan bir ihale ile ilgili ek savunma alınmasını da hukuken kabul edemiyorum.
Bu cümleden hareketle bu işlerin neler olduğunu kısaca izah etmeye çalışayım. İddianamenin temelinde, özellikle Kültür A.Ş., Medya A.Ş. üzerinde 3G yöntemiyle yapılan işlerin, gösterilen kişilere anlaşmalı olarak verildiğine dair bir çıkarım var. Bu çıkarımın nereden geldiğini biz 4.000 sayfalık iddianamede bulamadık. Çünkü istatistiksel olarak baktığınızda da bu işleri yapan firmaların bu ihalelere giriş sürecinde, işlere giriş sürecinde ve bu işleri alış sürecinde ve işleri tamamlamış sürecinde herhangi bir sorun olmadığı iddianamenin de kabulünde. Peki, bu durumda neden bunlar suçmuş gibi Sayın Mahkemenin huzuruna, hazirunun önüne getiriliyor? Bu sorunun cevabını aramak gerekiyor bu durumda ve neden dolandırıcılık suçuna vücut verdiği ile ilgili bir değerlendirme yapıldığını da aramak gerekir. Çünkü başta da belirttiğim gibi, müvekkil hakkındaki ilk iddia rüşvet verdiği iddiasıydı. Sanıyorum savcılık o konuda ilgili çalışma yapamadı ya da yeterince tanık veya sanık anlatımına ulaşamamış olacak ki rüşvet vermediği kanaatine el ya da geç vardı. Geriye bir tek ihaleye fesat karıştırma ihtimali vardı. Az önce de arz ettim, 235-236 kapsamında bir ihale olmadığı için ihaleye fesat karıştırma suçunun olamayacağı da ortaya çıktı. Bu durumda, bu kadar tutuklu kalan kişilerin hâlâ tutuklu kalmasını sağlayabilecek hangi eylem, hangi suç tipi vardır diye düşünmüş olacaklar ki bir de dolandırıcılık suçunu icat ettiler.
Sayın Başkanım, dolandırıcılık suçunu yüksek heyetinize anlatacak değilim. Dolandırıcılık suçunun, tam bu dava devam ederken asliye ceza mahkemelerinin görev alanına girdiğini de hatırlatacak değilim. Yine dolandırıcılık suçu kapsamında tutukluluk süresinin her halükarda aştığını da izah etmek istemiyorum. Burada tartışılması gereken konu, hile ve desisenin nerede olduğuna dair bir çıkarım bulunup bulunmadığı. Yani bu hile ve desiseyi Kültür ve Medya A.Ş. tarafı mı yaptı, yoksa hile ve desiseyi müvekkilimin olduğu, işlere iştirak eden iş adamları mı yaptı? Buna ilişkin bir açıklık olmadığı için savunmamız biraz aksak ayak ilerledi bu zamana kadar. Müvekkilin bazı konularda "Oraları geçiyorum," dediği kısımlar da aslında bu aksak ayak kısımları. Yani biz onunla 451 gündür çalışırken şu sorunun cevabını aradık: Hangi eylemiyle hile uğratmıştır? Bu işleri yapmamış mıdır? Vaat edilen işi az mı yapmıştır? Vaat edilen işi ayıplı mı yapmıştır? Vaat edilen işi zamanından sonra mı bitirmiştir? Bunlar da hile ve desiseyse, bunlardan hangisini yapmıştır diye sorduğumuzda hiçbirinin olmadığını gördük. Zaten siz de görüyorsunuz.
Yani Kültür ve Medya'dan... Medya'yı geçiyorum, zaten Kültür A.Ş.'den aldığı işler nedeniyle sorumlu tutuluyor. İş aldığı için bu işi eksik, ayıplı ya da usulüne uygun yaptığı yönüyle bir iddiayla karşılaşmış değil müvekkilim. Sadece "'yı nereden tanıdığı" soruldu, "'yı nereden tanıdığı" soruldu. Birkaç ihaleye katılan veya ihaleye danışmanlık yapmış kişilere "Neden tanıdığı" soruldu ve bunların cevapları üzerinden çıkarımlar yapılarak suçlu ilan edildi. Suçlu ilan edildi diyorum çünkü ilan kısmı gerçek. Gerçekten de ben müvekkilimle ilk bölümde anlattığım gibi kendi ayağımızla adliyeye gidip, boş adliyede bizi tutuklayacak hakim ararken Yeni Şafak gazetesi müvekkil hakkında "Kaçtı" diye haber yaptı. Yine, adli kontrol kararıyla serbest kalmış müvekkille ilgili "Gizli kasa" iddiası da bulundu ki o zaman daha dolandırıcılık iddiası da yoktu, iddianame ortada yoktu; sadece rüşvet verme iddiası vardı. İlan derken kastettiğim şey buydu. Yani müvekkil, daha yargılamanın başında, 19 Mart'ta önce suçlu ilan edildi, sonra infaz edildi. Bu infazın sonucunda olsa gerek ki 451 gündür biz ne sizi ne sizden önce soruşturma sırasında görev alan sulh ceza hakimlerini de ikna edemedik. Bu nedenledir ki siz de yüksek heyetiniz de sulh ceza hakimleri de tutuklu olduğu suçtan değil, başka bir suçtan yargılaması yapıldığı halde mevcut delil durumuna göre tutukluluk halinin devamına karar verdiniz.
Bu peşin hüküm nedeniyle müvekkil dört cezaevi gezdirildi. Az önce kendisi de arz etti. Bunu demagoji olsun diye söylemiyorum, belki fiziki koşullar, Adalet Bakanlığı'nın tasarrufu bu yöndedir ama ben 350 gün, her hafta 250 kilometre gidip, 250 kilometre gelerek savunmasına yardım etmeye çalıştım. Çok zorlandık. Bunun çok daha ağırlarını buradaki sanıkların yaşadığını biliyoruz. Ancak bunu söylemekteki ana gayemiz, basit bir hukuki ihtilaf durumundaki eylemin, "Yüzyılın Davası" diye önümüze getirilmiş olması. Yine basit bir hukuki ihtilaf sayılabilecek bir vakanın, yani bir anonim şirketle Kültür Anonim... Kültür A.Ş. ile OMR Limited Şirketi arasındaki basit bir hukuki ihtilafın, yüzyılın davası diye huzurda yargılamaya konu edilmesidir. Eğer bunun bu derece basit olduğunu anlayabilirsek ve bu davaya özünde yargılanan, özellikle müvekkille benzer şekilde yargılanan sanıklar yönünden basit olarak değerlendirildiği anlayabilirsek geriye bir tek şey kalıyor; o da siyasi saik. Onu izah etmek de benim görevim değil. Bu konuda görevli diğer meslektaşlarım var, yani onlar izah edeceklerdir.
Sayın başkan, ben 'ı, savunmaya karar verdiğimde önce şunu anlamaya çalıştım: Gerçekten iddianamede ya da topluma pompalanan haberlerde olduğu gibi bir sistem var mı? Gerçekten böyle bir sistem üzerinden para transferleri böyle valizlerle ya da onun söylediği gibi forkliftlerle İstanbul'un göbeğinde yapıldı mı? Gerçekten yapılan işlerde fazla arttırmalar yapılarak kamu zarara uğratıldı mı? Bu soruların cevaplarını arayarak gittiğimizde savunmasına, şunları gördük:
1. 110 milyon gibi bir kamyon parayı kendi eliyle taşıyıp nereye olduğu belirsiz bir şekilde teslim ettiğini iddia eden kişinin beyanının daha itibarlı olduğunu gördük.
2. Her tarafı kameralarla izlenen bir AVM'de, bir merkezde, hiç kamera kaydı almadan bu beyanların doğru kabul edildiğini gördük.
3. Yine yapılıp bitirilmiş işlerin tamamı hem İBB'de hem Kültür A.Ş.'de fiziken fotoğraflanmış, hazır halde arşivde olduğu halde, bunlara itibar etmek yerine bir kısım itirafçıların beyanlarının, bu işler yapılmadı ya da eksik yapıldı şeklindeki beyanlarının itibar edildiğini gördük.
Bunların hepsini gördükten sonra kendi adıma hukukçu olarak biraz ümitsizliğe kapıldım. Bunun sebebi de şu: Çünkü tabiri caizse güneş ortada ve bir balçıkla sıvanamayacak kadar açık. Ancak biz bu güneşin var olduğunu ne savcılık makamına soruşturma aşamasında, ne daha sonra sulh ceza hakimliklerine, ne bu zamana kadar yüksek heyetinize anlatamama halindeyiz. Ya basiretsizlik bizde bu durumda, ya da ortada gerçekten balçıkla sıvanmış bir güneş var. Toparlıyorum sayın başkanım. , OMR Şirketi'nin gerçek sahibidir. , OMR Şirketi ile girmiş olduğu işlerde bu işleri layıkıyla ve kamu yararı gözetilecek şekilde tamamlamıştır. , kamuyu dolandırmamıştır. 'ın kamuyu dolandırdığı ile ilgili bir iddia varsa, bu durumda kamunun da TCK 168 kapsamında bu dolandırıcılık eylemiyle uğradığı zararın telafisi yönünde bir talepte bulunması gerekirdi. Bu talep de gelmedi. Bu zamana kadar sayın mahkemeniz önünde böyle bir talep geçtiğini de görmedim. Biz hiçbir biçimde suçu kabul etmiyoruz ama eğer varsa böyle bir dolandırıcılık iddiası, bu durumda Türk Ceza Kanunu 168. maddesinin de yüksek heyetinizce müvekkile hatırlatılması gerekir. Hatırlatamıyorsunuz çünkü böyle bir zarar yok. Ya da böyle bir zarar olduğuna dair beyan yok. Bu hatırlatmayı sayın mahkemenizin yapmaması bizim açımızdan içimizi ferahlatan bir konu. Çünkü müvekkilin zararı karşılamak gibi bir derdi yok ama böyle bir zararı yaşatmadığını da zımnen kabul ettiğinizi ben bir hukukçu olarak değerlendiriyorum. Yine ek savunma olarak 168. maddeyi kullanmama tarzınızı da bu kapsamda değerlendiriyorum.
Müvekkil 451 gündür tutukludur. Hatırlayacaksınız, tutukluluk incelemesinde şunu söylemiştim sayın heyetinize: O zaman 382'ydi. 382'yi tek tek saymaya kalksak yarısına geldiğimizde sıkılırız. 451'i saymaya kalkamıyoruz, yarısına geldiğimizde sıkılacağımızı çok iyi biliyoruz. Sayın mahkemenizin isteyip de ulaşamayacağı hiçbir delil yok. Sayın mahkemenizin bugün OMR özelinde ve özelinde, önünde bizim defalarca sunduğumuz, tekrar tekrar sunduğumuz kayıtlar dışında talep edebileceği bir kayıt olduğunu da düşünmüyorum. Bu kapsamda eğer hala tutukluluk kararı yönünde bir değerlendirme yapılacak ise bu durumda gerçekten onun mahkumiyetinin de tescili anlamına geleceğini düşünüyorum.
Ben adil bir yargılanma olmasını diliyorum çünkü bu yerleşkede değil ama bu bölgede adil yargılamaları çok aradık biz. Ben yaklaşık 20 yıldır öyle ya da böyle bu ve benzeri davalarda görev aldım, görev almaya çalışıyorum. Adil yargılanma aranacak hale gelmemeli, herkesin doğal hakkı olmalı, mahkeme bu hakkı müvekkile teslim eder. Yine umarım sayın mahkemeniz daha önce yaşanan örneklerde olduğu gibi insanların bu kürsülerde feveran ettiği, bayıldığı, derdini anlatamadığı bir yargılamayla muhatap kılmaz. Sabrınız için teşekkür ediyorum. Müvekkilin bihakkın tahliyesini talep ediyorum. Eğer tevsii tahkikat aşamasına gelinir ve o aşamada da bize söz verilir ise o aşamada da tanık ve tevsii tahkikatlar konusunda ayrıca beyanda bulunma hakkımızı saklı tutuyorum. Teşekkür ediyorum sayın başkanım.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.