Savunma

Onur Aldı Müdafii Av. Yeliz Karademir Savunması

Müdafi savunması·Onur Aldı·2 Haziran 2026 · Kaynak

Sayın Heyet, Sayın Başkan; eylem bazlı savunmalarıma geçmeden önce müvekkilin yaklaşık 1 yıldır devam eden, buna dayanak gösterilen iki temel delille ilişkin açıklamalarıma başlamak istiyorum. Bunlardan ilki Sayıştay raporu. Nitekim müvekkil hakkında verilen ilk tutuklama kararında Sayıştay raporu açıkça delil olarak gösterilmişti. İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliğinin sorgu zaptı elimde ilgili kısımda işaretledim birazdan heyetinize sunacağız. Ancak Sayıştay raporunu incelediğimizde görüyoruz ki müvekkilin sorumluluğunun bulunduğuna dair bir tespit bu raporda yok. Raporda müvekkilin adı dahi yer almıyor. Bu hususu teyit eden Sayıştay müzekkeresinin ilgili kısmını da birazdan heyetinize sunacağız. İlgili kısımda sorumlular başlığıyla sorumlu olduğu değerlendirilen kişilerin isimleri yer alıyor.

Onur Aldı Müdafii

İkinci delil ise tevdi raporu. Yani soruşturma aşamasında Sayıştay raporu olarak gösterilen bize dayanak olarak konulan delil bu sefer tevdi raporuna döndü iddianamede. Gerek kişi kartında gerekse iddianamede müvekkilin tevdii raporu kapsamında sorumlu tutulduğu ifade ediliyor ve örgüt üyeliği iddiasına da dayanak gösteriliyor bu rapor. Ancak raporu açıp incelediğimizde yine burada da aynı durumla karşılaştık. Yani tevdi raporunda da müvekkile ilişkin herhangi bir tespit yok. Adı yine geçmiyor. Tevdi raporunun hakkında tevdi raporu düzenlenenler başlıklı kısmını da heyetinize sunuyoruz. Sizlerden istirhamımız her iki göndereceğimiz belgeye de yalnızca birkaç dakikanızı ayırarak göz atmanız. Çünkü yaklaşık 1 yıldır özgürlüğünden mahrum bırakılan müvekkil yönünden bu hususun göz ardı edildiğini düşünüyoruz. Bugüne kadar esas alınan kabulün aksine adının her iki raporda da yer almadığını sizler de incelediğinizde göreceksiniz.

Onur Aldı Müdafii

Bu aşamada adı raporlarda dahi geçmeyen müvekkil hakkında bugüne kadar yapılan onlarca tutukluk değerlendirmesinin somut tespitlerden ziyade şirket içerisindeki unvanı yani yalnızca genel müdür yardımcısı sıfatı esas alınarak yapıldığı yönünde bir soru da akıllara geliyor. Bu durumu özellikle başlangıçta vurgulamak istedik ki hem Sayıştay raporu hem de tevdi raporu bakımından neden ayrıca bir savunma yapmayacağımızı ve hatta gerçekte neden yapamadığımızı açıklamış olmak istedik. Zira bu haliyle ortada bizim açımızdan savunmayı gerektirir herhangi bir durum yok. Dolayısıyla tutukluluk süreci boyunca göz ardı edildiğini düşündüğümüz bu durumun yapılacak bir sonraki tutukluluk değerlendirmesini dikkate alınmasının hakkaniyete daha uygun olacağını düşünüyoruz.

Onur Aldı Müdafii

İddianamede müvekkile yöneltilen yalnızca 3 eylem bulunuyor ve bu 3 eylem bakımından iddianamedeki anlatım da doğrudan bilirkişi raporundan alınmış durumda. Peki bu bilirkişi raporu hangisi? Soruşturma aşamasında alınan ve Kültür A.Ş. ile Medya A.Ş.'ye ait ihale dosyalarının incelendiği flaş bellekte 4. bilirkişi raporu olarak adı geçen rapor. Dolayısıyla bu rapor bakımından ve müvekkile yöneltilen eylemler yönünden savunmalarımıza başlamak istiyoruz. Her şeyden önce müvekkilin görevini ve konumunu doğru tespit etmek gerekiyor. Müvekkil 2021 tarihinden itibaren Kültür A.Ş.'de proje ve iş geliştirmeden sorumlu genel müdür yardımcısı olarak görev yapmakta olup, temel görevi, proje ve iş geliştirme faaliyetlerini yürütmek, sponsorluk ve benzeri gelir getirici faaliyetleri organize etmek ve kendisine bağlı müdürlükleri koordine etmektir. Buna karşılık ihale ve satın alma süreçlerinin planlanması, usulünün belirlenmesi, yaklaşık maliyet ve teknik şartname çalışmalarının yürütülmesi de müvekkilin görev alanında olmayıp, bu husus şirket iç yönergesi ve satın alma prosedürlerine tabidir. Daha önce dosyaya bunları birçok defa sunmuştuk gerekçelerimizin ekinde.

Onur Aldı Müdafii

Müvekkilin kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık ve suç örgütüne üye olma suçları kapsamında yalnızca 3 eylemde adının geçtiği iddianamede özetle 3G istisnasının kötüye kullanılarak işlerin bölünmek suretiyle eşik değerin altında bırakıldığı ve kamu zararına neden olunduğu iddiaları yöneltilmiş olup iddianamenin dayanağını ise belirttiğimiz gibi bilirkişi raporu oluşturuyor. Bilirkişi raporuna baktığımızda müvekkilin adı imzası bulunanların sorumluluğu kapsamında yer alıyor. Bu eylemlerin de ikisinde ihale onay belgesinde birinde ise ihale komisyonu kapsamında müvekkilin imzası bulunuyor. Ancak belirtmek gerekir ki müvekkilin imzasının bulunduğu bu belgeler şirket prosedürü gereği belli bir silsileye bağlı olarak imzalanan ve birden fazla yetkilinin imzasını içeren, bir yetkilinin bulunmaması halinde yerine vekaleten başka bir yetkilinin de imza atabileceği bir evraktır.

Onur Aldı Müdafii

İstisna alım onay belgesi dediğimiz belge, 7-8 aşamadan oluşan sunulan sürecin yalnızca 1 aşamasını oluşturuyor. Satın alma kararı, teknik şartların hazırlanması ve yaklaşık maliyetlerin hesaplanması gibi aşamalar tamamlandıktan sonra bu aşamaya giriliyor. Daha evvel dosyaya sunduğumuz dilekçelerimiz ekinde de ihale ve satın alma yönetmeliklerini, şirket içi prosedürleri dosyaya sunmuş ve bu aşamaları çok detaylı bir şekilde açıklamıştık. Peki bu aşamada imza atan yönetici neyi değerlendirir? Kendisinden önceki süreçlerde gerekli imzaların tamamlanıp tamamlanmadığını ve sözleşme konusu alımın belirtilen maliyetle yapılmasının gereğe uygun olup olmadığını değerlendirir. Dolayısıyla müvekkilin ihale usulünü belirleme veya süreci yönlendirme gibi yetkisi bulunmuyor. Çünkü alımın hangi usulle gerçekleştirileceği, sürecin nasıl yürütüleceği bu aşamaya gelinmeden çok daha önce belirlenmiş haldedir.

Onur Aldı Müdafii

Eylemlere bakıyoruz; Eylem 82'ye konu katılan müvekkil, genel müdürün izinli olması nedeniyle genel müdüre vekâleten onay belgesine imza atmıştır. İşte müvekkilin bu eylemdeki varlığı satın alma sürecini planlamış, başlatmış veya yönlendirmiş olmasından değil, tamamen o gün vekâlet görevini yürütüyor olmasından kaynaklanmakta aslen. Nitekim müvekkil de o gün izinli olsaydı ya da genel müdüre vekâleten başka bir yönetici imza atmış olsaydı bugün müvekkile yöneltilen eylem sayısı 3 değil, 2 olacaktı. Kaldı ki bu aşamaya gelindiğinde artık satın alma süreci başlatılmış haldedir; müvekkilin bu aşamada satın alımı durdurma yetkisi ya da imkânı da artık bulunmamaktadır.

Onur Aldı Müdafii

Bir diğer eylem ise Eylem 90'dır. İddianamede bu eylem kapsamında oluştuğu iddia edilen tüm kamu zararının Sayıştay tarafından tespit edildiği belirtilerek bu eylem ile... Bilindiği üzere dijital işe ilişkin bir eylem. Ancak az önce açıkladığımız üzere size de zaten sorumlulara ilişkin listeyi göndermiştik. Sayıştay denetimi kapsamında hazırlanan raporda müvekkile herhangi bir sorumluluk atfedilmiyor. Yalnızca bilirkişi raporunda müvekkilin, müzenin kurulumu ve devreye alınması kapsamında yapılan satın alıma ilişkin onay belgesinde imzasının bulunması nedeniyle sorumlu tutulduğu görülüyor. Ne de Sayıştay tarafından zarara neden olduğu belirtilen işlemlerde müvekkilin herhangi bir sorumluluğu belirlenmiş. Dolayısıyla müvekkilin sorumlu tutulmadığı işlemlerden doğduğu iddia edilen kamu zararı ile yalnızca bir prosedür gereği imzasının bulunduğu ayrı bir satın alma işlemi birbiriyle ilişkilendirilmiş görünüyor.

Onur Aldı Müdafii

Eylem 91'de ise alt ihale değil, bu sefer müvekkil ihale komisyonunda yer alıyor. Komisyon aşamasında müvekkilin görevi; kapalı teknik zarfların açılması, evrak ve yeterliliklerin kontrol edilerek en avantajlı teklifin belirlenip tutanağa bağlanmasından ibaret. Dolayısıyla bu aşamada müvekkilimizin rolü tamamen sınırlıdır. Aynı zamanda bu komisyonda yer alması... Ne diyor? Bir dakika. Şimdi anlatılanlarda, bu durumun kapalı zarflarla oluştuğundan ve zarardan bahsediliyor. Oysa bilirkişi raporuna baktığımızda böyle bir zarar hesabı veya tespiti bulunmuyor. Raporda yansıtılan iddialar işin bir mevzuat değerlendirmesidir. Tabii ki iddialar kamu zararı olarak gösterilen şey nedir? Tamamlanmış işler karşılığında yapılan hak ediş ödemeleridir. Nitekim yapılan bütün alımlar organizasyonlarda kullanılmış; yani iş yapılmış, teslim edilmiş, işin tamamlandığı kontrol edilmiş ve neticede hak ediş ödemeleri yapılmış.

Onur Aldı Müdafii

Bu hususun daha açıklayıcı olması için bir örnek vermiştim ilk tutukluluğun değerlendirilmesindeki savunmalarımızda: Şu an bir duruşma salonundayız. Bu salonun yapım aşamasında, burada duruşmanın yapılabilmesi için birtakım mal ve hizmetlerin satın alınması gerekiyor. Öyle ki siz heyetin kullandığı kürsü alınmış, izleyicilerin koltukları alınmış, ses ve görüntü sistemi kurulmuş; hepsi 10'ar liraya diyelim. Şimdi iddianamedeki mantığı takip edersek, bu alımlar için toplam 30 lira harcanmışsa 30 liranın tamamını doğrudan kamu zararı olarak kabul etmemiz gerekiyor. Oysa ortada teslim edilmiş ve fiilen kullanılan bir mal —ki şu an kullanıyoruz hepsini— ve yerine getirilmiş bir hizmet var. O halde yapılan iş karşılığı bedelin ödenmiş olması nasıl kamu zararı olarak kabul edilebiliyor sorusu bu noktada akıllara geliyor. Dolayısıyla kamu zararından söz edebilmek için ya alınmayan bir malın bedelinin ödenmesi ya yapılmayan bir iş için ödeme yapılması ya da rayicin üzerinde bir ödeme olduğunun ortaya konulması gerekiyor.

Onur Aldı Müdafii

Öyle ki Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2014/500 Esas, 2018/336 Karar sayılı ilamında da aynı doğrultuda bir tespit mevcut. Yargıtay'a göre kamu zararının her somut olayda hâkim tarafından; iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığının belirlenmesi gerektiği ve bu belirleme yapılırken de norma aykırı her davranışın kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemesi gerektiği belirtiliyor. Elbette bu açıklamalarımız, bilirkişi raporunda ileri sürülen mevzuata aykırılık değerlendirmelerini kabul ettiğimiz anlamına gelmiyor. Biz zaten ortada herhangi bir mevzuata aykırılık bulunmadığını ifade ediyoruz. Fakat mahkemeniz bu noktada aksi kanaate ulaşacak olsa dahi, Yargıtay'ın da vurguladığı üzere mevzuata aykırı olduğu ileri sürülen her işlemin kendiliğinden kamu zararı olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bunu somut olay bakımından da hizmet alımlarında en uygun teklifin verildiği ve bu hizmetin de yerine getirildiği nazara alındığında, bir kamu zararına neden olunmadığı yönünde karar veriliyor. Yani özetle ortada yapılmamış bir iş yok, eksik bir iş yok, bilirkişi raporunda fazla ödeme tespiti yok, rayiç bedel analizi yok, hesaplanmış bir kamu zararı da yok. Hâl böyleyken, ortada zarar yoksa dolandırıcılık suçu da yoktur.

Onur Aldı Müdafii

İşlerin bölünmesi iddiasına da kısaca değinmek istiyorum. Esasen bu konu müvekkilin sorumluluk ağında değil ancak müvekkile yöneltilen eylemlerde önemli yer tuttuğu için ve savunmamız eksik kalmasın diye birkaç cümleyle de bu konuya açıklık getirmek istiyorum: İşlerin bölünmesi bir hile değil, işin doğasıdır, yani bir gerekliliktir. Zira Kültür A.Ş. bünyesinde yürütülen işler doğası gereği çok bileşenli, farklı teknik uzmanlık alanları gerektiren organizasyonlardır. İddianameye konu edilen ihalelerdeki alım konusu işler incelendiğinde; farklı hizmet ve ürün gruplarına ait olduğu açıkça görülüyor. Öyle ki görüntü sistemleri ve gösteri ekipmanları ayrı bir hizmet, sahne teknik sistemleri ayrı bir hizmet, stant temini ile podyum ve teknik ekipmanları tamamen ayrı bir hizmettir. İşlerin mevzuata uygun şekilde bölünmediği değerlendirilirken bakılması gereken ölçütlerden biri de aslen şu olmalıdır: Söz konusu mal ve hizmetler birbirinin yerine kullanılabiliyor mu? Oysa burada bahsedilen hizmetlerin hiçbiri birbirinin yerine geçebilecek nitelikte değil. Dolayısıyla bunların ayrı ayrı alınması, yılda 10.000 adedinde etkinlik ve organizasyon gerçekleştiren Kültür A.Ş. için bir tercih değil, gerekliliktir.

Onur Aldı Müdafii

Bu noktada bir konuyu daha belirtmek istiyorum: İBB tarafından ihale kararı kesinleştikten sonra Kültür A.Ş. en fazla 20 gün içerisinde alt yüklenicileri belirlemek, sözleşmeleri imzalamak ve tüm süreci İBB onayına sunmak zorunda. Oysa açık ihale süreçleri bu sürenin oldukça üzerinde. Yine bu hususta Sayıştay'ın da bir değerlendirmesi mevcut. Kültür A.Ş. 2019 Yılı Sayıştay Denetim Raporu'nda; limite ulaşan organizasyon ve kültürel işlerin parçalara bölünerek 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 3/g istisnası kapsamında ihale yapılmaksızın temin edilmesinin mevcut mevzuat çerçevesinde mümkün olmadığı, ancak bu nitelikteki alımlar bakımından söz konusu parasal limitin uygulanmamasına yönelik bir mevzuat değişikliği yapılmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir. Belirttiğim Sayıştay raporunun ilgili kısmını, yine burada birazdan başka bir belge ile beraber onu da sizlere, sayın heyetinize iletiyor olacağım. Dolayısıyla Sayıştay da bu uygulamayı yeni bir yöntem olarak değil, mevcut ihale mevzuatının uygulamada yetersiz kalmasından kaynaklanan yapısal bir sorun olarak değerlendirmiştir.

Onur Aldı Müdafii

Yine bu noktada önemle belirtmek gerekiyor; Kamu İhale Kurumu'nun 11 Haziran 2012 tarihli kararında —ki bu kararı daha önce hepinize sunmuştuk zaten— organizasyon kapsamında her türlü hizmet alımının 3/g istisna usulü ile yapılabileceği açıkça kabul edilmiştir. Yani aslında iddianamede bir suçmuş gibi yansıtılan yöntem mevzuata aykırı değil, bizzat idare tarafından yapılması uygun görülmüş bir uygulamadır. Öyle ki bu satın alım usulleri, yıllardan beri süreklilik arz eden ve Sayıştay denetimlerinden birçok defa geçmiş yerleşik bir uygulamadır. 2015 ile 2019 yılları arasındaki ihaleler de aynı benzer iş tanımlarıyla, aynı usullerle gerçekleştirilmiş ve Kültür A.Ş. ana ihaleyi aldıktan sonra istisna usulüyle alım yaparak alt yüklenici çalıştırmıştır. Esasen dosya kapsamında önümüze yüzlerce ihale ve satın alma dosyası geldiği için bu husus artık heyetimizin de malumu. Ancak geçmiş yıllardaki uygulamanın da aynı doğrultuda olduğunu toplu bir şekilde gösterebilmek adına, 2019 öncesi gerçekleşmiş bu benzer ihalelere ilişkin hazırladığımız özeti de heyetimize sunmak istiyorum.

Onur Aldı Müdafii

Dolayısıyla yıllardır Sayıştay ve iç denetimlerden geçmiş bir uygulamanın, herhangi bir mevzuat değişikliği olmaksızın bugün suç olarak nitelendirilmesi hukuki güvenlik ilkesiyle de bağdaşmıyor. Eğer gerçekten kanuna karşı bir hile söz konusu olsaydı, bu uygulamanın yıllar boyunca denetimlerden geçmesi mümkün olmazdı. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu bilirkişi raporunda incelenen toplam 675 ihaleden 402 ihale dosyasında mevzuata aykırı herhangi bir husus tespit edilmediği açıkça ifade edilmiştir. Bu durum, iddianamede ileri sürülen örgütsel ve sistematik usulsüzlük iddiasını da doğrudan çürütmekte; ve uygulamanın genel olarak hukuka uygun şekilde yürütüldüğünü, tartışma konusu yapılan sınırlı sayıdaki dosyaların ise en fazla ihale mevzuatına ilişkin yorum farklılıklarından kaynaklanabileceğini göstermektedir. Ayrıca bu tablo, kast unsurunu da ciddi biçimde zayıflatıyor. Çünkü gerçekten sistematik usulsüzlük amacı olsaydı, bunun sizlere diğer incelenen dosyada da görüleceği üzere genele yayılması gerekirdi.

Onur Aldı Müdafii

Bu noktada yeri gelmişken örgüt üyeliği iddiasına da değinmek istiyorum. Dosyaya baktığımızda, yasal şirket hiyerarşisi adeta bir örgüt şeması gibi sunulmuş. Oysa bir belediye iştirakinde genel müdür yardımcısının müdürüyle koordineli çalışması, görev gereği süreç takibi yürütmesi, satın alma ve ihale süreçlerinin belirli aşamalarında görev alması, şirket prosedürü gereği bazı evrak ve onay belgelerine imza atması veya şirket faaliyetleri kapsamında diğer çalışanlarla iletişim halinde olması ceza hukuku anlamında örgütsel hiyerarşi ya da suç örgütü ilişkisi olarak değerlendirilemez. Bunlar şirketin kurumsal işleyişi içerisinde yöneticilere mevzuat ve şirket prosedürleri gereği yüklenen olağan idari görev ve sorumluluklardan ibarettir.

Onur Aldı Müdafii

Özetle iddianamede örgütsel yapı olarak anlatılan husus, gerçekte şirketin olağan kurumsal organizasyonundan ibarettir. Örgüt suçunun oluşabilmesi için hiyerarşik yapı, süreklilik, suç işleme amacı ve bilinçli katılım unsurlarının somut delillerle ortaya konulması gerekiyor. PTS kayıtları incelendiğinde; müvekkilin görüştüğü kişilerin tamamının çalışma arkadaşları olduğu, görüşmelerin mesai kapsamındaki iş ilişkileri çerçevesinde gerçekleştiği açık bir şekilde anlaşılmakta. Müvekkilin şahsi mal varlığında olağan dışı bir artış yoktur veya bunun için herhangi bir tespit de bulunmamaktadır. Para transfer zinciri, talimat içerikli yazışma gibi örgüt bağlarını somutlaştıran herhangi bir maddi delil de mevcut değil.

Onur Aldı Müdafii

Ayrıca belirtmek gerekiyor; 4 yıllık görev süresi boyunca adı yalnızca 3 eylemde geçen ve bu eylemlerde de yalnızca prosedürel imzası bulunan bir kişinin, yani müvekkilin, süreklilik gösteren örgütsel bir faaliyet içerisinde yer aldığını kabul etmek de oldukça güçtür. Etkin pişmanlıktan faydalananların beyanları ise ceza sorumluluğu doğurabilecek nitelikte değil; zira beyanları büyük ölçüde duyuma dayalı. Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma talepleri bulunduğu dikkate alındığında, beyanlarının kendi hukuki durumlarını iyileştirme amacı taşıdığı gayet açık. Müvekkilin satın almış olduğu eve ilişkin ödeme dekontlarını ve yurt dışında herhangi bir mal varlığı bulunmadığına dair Yunanistan ve Almanya'nın resmi makamlarından alınan evrakları dosyaya sunmuştuk. Bu haliyle dosyada ne örgüt üyeliğinin ne de dolandırıcılık suçunun maddi unsurlarını destekleyen somut bir delil bulunmakta. Tekrar etmekte fayda görüyorum: Zarar yoksa suç da yoktur. En azından bu noktada dahi ceza muhakemesinin en temel güvencelerinden olan "şüpheden sanık yararlanır" ilkesinin uygulanması gerektiği kanaatindeyiz. Dosyada kesin ve her türlü şüpheden uzak bir delil bulunmadığından, müvekkilin beraatine karar verilmesini talep ediyoruz.

Onur Aldı Müdafii

Son olarak tahliyeye dair taleplerimizi de yenilemek istiyorum. Tutukluluğa dayanak yapılan deliller arasında, dediğimiz gibi Sayıştay raporu ve tevdi raporu gösterilmişti. Ancak müvekkilin adı bu Sayıştay raporunda ya da tevdi raporunda yer almıyor. Müvekkil sadece unvanı nedeniyle, şirket prosedürü gereği belirli evraklarda imzasının bulunması dolayısıyla 1 yılı aşkın süredir tutuklu. Tutukluluk halinin devamına ilişkin verilen kararlarda sürekli olarak kaçma ve delilleri karartma ihtimalinin devam ettiği yönündeki gerekçeler tekrar ediliyor. Oysa dayanak gösterilen Sayıştay raporu, tevdi raporu, bilirkişi raporu, HTS kayıtları ve tanık beyanları... Bu delillerin tamamı artık toplanmıştır, raporlar dosyadır, HTS kayıtları alınmıştır, dijital materyaller incelenmiştir, tanık beyanları ve müvekkilin savunması alınmıştır. Dolayısıyla mevcut aşamada müvekkilin karartabileceği herhangi bir delil de fiilen bulunmamakta.

Onur Aldı Müdafii

Müvekkilin sabit ikametgâhı, düzenli hayatı ve nişanlısıyla evlenecek olduğu hususları göz önüne alındığında kaçma şüphesini gösterir herhangi bir olgu da bulunmuyor. Yani dosyaya girecek yeni bir olgu, yeni bir delil veya mevcut tabloyu değiştirecek herhangi bir durum bulunmuyor. Artık sorgusu da yapılmıştır. Gelinen aşamada tutukluluk artık bir tedbir olmaktan çıkmış, adeta fiili bir cezaya dönüşmüştür. Bu zamana kadar tutukluluğuna dayanak yapılan raporlarda ismi dahi geçmediği nazara alınarak, müvekkilin bir sonraki incelemede tahliyesine karar verilmesini talep ediyoruz.

Onur Aldı Müdafii

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.