Meslektaşımla bir konuda ayrışıyoruz ve o yorumuna itiraz ediyorum. Kendisi, 'Bunlar Goebbels’in torunları' dedi. Ben buna itiraz ediyorum; zira Goebbels şu an yaşasaydı Sayın Başkan, Sayın Heyet, bugünleri görür ve 'Tüm bunlar benim aklıma nasıl gelmedi?' diye hayıflanırdı. O yüzden bu konuda meslektaşıma katılmıyorum. Sayın Heyet; bundan bin yıl önce Şam'da birileri, erkek deveye dişi deve demiştir. Şu anda önümüzde bulunan ve adına iddianame denilen sayfalarda da erkek deveye dişi deve denilmekte ve bizim de buna inanmamız beklenmektedir. Nasıl ki o deve dişi değil erkek deveyse, bugün de bu sayfalar iddianame değildir; dahası hukuki bir metin bile değildir. Bunun yanında, huzurda bulunan sanıklar açısından ve sizin yaptığınız yargılamada, adil yargılanma hakkı birçok noktadan ihlal edilmektedir. Adil yargılanma hakkının ihlali bazı kişiler ve bazı kesimler için önemsiz olabilir, hatta bu kulak ardı dahi edilebilir; zira bu kişiler Anayasa Mahkemesi'ni ve kararlarını dahi tanımamaktadır. Ancak biz hukukçuysak, adil yargılanma hakkı son derece önemlidir; çünkü her şeyin temeli adil yargılanmayla başlar. Biz de mesleğimize, hukuka ve topluma karşı olan sorumluluğumuz gereği, bir sonuç alamayacağımızı bildiğimiz halde yıllarca bunları söyledik ve söylemeye de devam edeceğiz. Nedir adil yargılanma hakkının ihlalleri? Evvela heyetiniz doğal hakim ilkesine aykırıdır; zira dava açıldığı andaki 40. Ağır Ceza Mahkemesi, şu an karşımda bulunan heyet üyelerinden oluşmamaktaydı. Yeni bir ağır ceza mahkemesi kurulamadığı için yeni bir heyet oluşturulmuş, heyet numaralandırılmış ve bu sayede adlandırılmıştır. Bununla birlikte duruşmanın Silivri'de, şu anda bulunulan bu alanda görülmesi de ayrı bir adil yargılanma ihlalidir. Evet Sayın Başkan, İstanbul'daki en büyük duruşmalar şimdilik burada yapılıyor ama buna rağmen bu durum adil yargılanma hakkının ihlalidir ve bu bizim sorunumuz değildir. 400 kişiye 4 bin sayfalık iddianame sunulması adil yargılanma hakkının ihlalidir. Burası bir hapishanedir Sayın Heyet, kıymetli iddia makamı; o yüzden burada sağlıklı bir savunma yapılamaz. Burası, sizin yargılama yapma yetkinizin de dışındadır; zira siz Çağlayan bölgesinde yargılama yapabilirsiniz. Bu sebeple bu durum adil yargılanma hakkının ihlalidir. Korkarım ki bu ihlaller devam edecektir; ancak bunlar sadece sınırlı değildir ve Sayın Mahkemenize de özel değildir. Zira henüz müvekkilim gözaltındayken adil yargılanma hakkının ve masumiyet karinesinin ihlali başlamıştır.
Sırrı Küçük Müdafii Av. İbrahim Erdem Savunması
Müvekkilim ve beraberinde gözaltına alınan kişiler; gerek sağlık raporu için hastane sevklerinde gerekse savcılığa sevklerinde, sanki azılı birer suçluymuş gibi teşhir edilmiştir. Ki o kişilerden biri (Büyükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Rıza Can Özdemir) geçmişte beraat etmiştir. O kişiler sanki azılı birer suçluymuş gibi yanlarında ikişer polisle toplum önüne çıkarılmış, görüntüleri alınmış ve bu görüntüler basına servis edilerek günlerce kamuoyunu işgal etmiştir. Bizim bu muameleyi kabul etmemiz mümkün değildir. Her şeyden önce bu, masumiyet karinesinin ihlalidir. Biz hukukçuysak bunu kabul edemeyiz. Birileri amirlerine şov yapacak ve şirin gözükecek diye müvekkilimin de içinde olduğu şüphelilere bu muamelenin yapılmasını ne bir hukukçu ne de bir insan olarak kabul etmemiz mümkün değildir. Sayın Başkan, Sayın Heyet; gerek sizin yaptığınız tutukluluk incelemeleri gerekse üst kurum aşamasında yapılan tutukluluk incelemeleri de ayrı bir hak ihlalidir. Yanlış hatırlamıyorsam beş ayrı tutukluluk incelemesi yaptınız. Hepsinde de genelgeçer ifadelerle, kopyala-yapıştır metoduyla hazırladığınız ret kararları verdiniz. Bunların hiçbirinde sanıkları özelleştirerek ayrı ayrı bir değerlendirme yapmadınız. Her ne kadar 'hepsinin ayrı ayrı tutukluluk hallerinin devamına' dediyseniz de hepsini topluca tek bir kararla bize duyurdunuz. Bu durum en hafif tabiriyle hukuk kurallarına ve hukuk normlarına aykırıdır. Ancak benim müvekkilim, bir kişinin özgürlüğü ve mal varlığıyla yapmış olduğu pazarlık sonrasında verdiği ifadeler nedeniyle tutukluluğunun 10. ayını doldurmaktadır. Müvekkilime bir ceza verseniz dahi, bu ceza yarın onansa müvekkilim Cuma günü dışarı çıkacaktır. Buna rağmen siz, tüm tutukluluk incelemelerinde müvekkilimin tutukluluk halinin devamının ölçülü olduğuna karar verdiniz. Fakat benim bildiğim insan hakları hukuku, anayasa hukuku ve Ceza Muhakemesi Kanunu tüm bunların aksini söylemektedir. Fakültede bize anlatılan ölçülülük ilkesi ile ulusal ve uluslararası yargı kararlarında sınırları çizilen ölçülülük ilkesi; ’ün bir gün dahi tutuklu kalmasının ölçülü olmadığını ifade etmektedir. Sırrı, 30 Mayıs’ta gözaltına alındı. Yanlış hatırlamıyorsam 1 Haziran’da kollukta ifade verdik. Kollukta verdiğimiz ifadede yöneltilen suçlar; rüşvet alma, rüşvet verme ve ihaleye fesat karıştırmaktı. Savcılığa çıktığımızda ise ihaleye fesat karıştırma suçlamasının olmadığı fark edildi. Rüşvet alma ve rüşvet verme suçlamalarından dolayı savcılıkta ifade verdik. Aynı gün Sulh Ceza Hakimi’nin huzuruna çıktık; fakat bir baktık ki Sırrı irtikap suçundan soruşturuluyor. Meslektaşımın da ifade ettiği üzere orayı çok uzatmayacağım ama müvekkilim irtikap suçundan tutuklandı. Vallahi müvekkilim, muhtemelen kamu görevlisi olmadığı halde irtikap suçundan tutuklanan ilk insan olarak tarihe geçti.İddianame açıklandıktan sonra, Sırrı’ya yüklenen suçun rüşvete aracılık etmek olduğunu öğrendik. Eğer bu suçlama değişmeyecekse, bu noktadan sonra savunmamızı buna göre yapacağız; tabii değişirse bu bizi ayrıca mutlu eder.
Sayın Başkan, ceza yargılaması suç şüphesiyle başlar ve ardından bu şüpheye ilişkin deliller toplanır. Yani bir başka deyişle, delilden şüpheliye gidilir. Ancak huzurunuzdaki davada, en azından müvekkilim açısından bu ilke terk edilmiştir. Önce hedef belirlenmiş, sonra buna ilişkin delil üretilmiştir. İddia makamı, önceki Bakan Yardımcısı ve şimdiki Bakan’ın sunduğu bazı evrakları delil olarak nitelendirmiştir; çünkü kendisi beyanında kimseyi tutmadığını ifade etmiştir. Ancak terazinin bir köşesinde özgürlüğü, diğerinde ise vereceği ifadeler olan bir iftiracının soyut beyanları dışında; olay örgüsüyle ilişkilendirilemeyen, atılı fiil ile aralarında illiyet bağı kurulamayan ve bir şekilde denk getirilmiş baz kayıtları bunun örneğidir. İddia makamı; HTS kayıtlarına göre hiçbir iletişimi olmayan ve sunulan baz kayıtlarına göre aralarında en az 500 metre mesafe olduğu anlaşılan iki kişiden birinin, diğerine 5 milyon lira verdiğine inanmamızı bekliyor. İddia edilen bu olay fizik kurallarına aykırıdır. 5 milyon lira, en az 25 bin adet banknot eder. Bu parayı, yan yana gelmeden ve hiçbir iletişim kurmadan telepati yoluyla devredemezsiniz. Sayın Başkan, şu an Sırrı ile benim aramda herhalde 5-10 metre mesafe vardır. Burada çok fazla şehir plancısı var, onlar mesafeyi daha rahat ölçer. Ben buradan Sırrı’ya şu an 200 TL uzatsam, tek bir banknotu dahi alamaz; bu fiziken mümkün değildir. Ancak iddiaya göre daha uzak bir mesafeden 5 milyon lira teslim edilmiş; bunun için insanüstü güçlere sahip olmak lazım. Müvekkilim de bunu açıkladı; şayet bu para suç teşkil eden bir para ise, bu parayı herkesin rahatlıkla görebileceği, onlarca kameranın bulunduğu bir yerde teslim etmezsiniz. Müvekkilimin ne parayı veren kişiyle ne de parayı çeken kişiyle hiçbir iletişimi olmamıştır. Bu üç kişi bir araya gelmemiştir. Buna rağmen müvekkilim ile görüştüğünü söylemiştir; ancak buna ilişkin hiçbir kayıt yoktur. ’ün beyanı soyuttur, HTS kaydının olmaması ise somuttur. Hangisinin daha ağır basacağı sizin takdirinizdedir. 5 milyon lirayı gönderdiğini iddia eden kişi başkadır, bu parayı çeken kişi başkadır, parayı teslim eden kişi ise bambaşkadır. Yani tek kişiden yola çıkıp delil üretemeyince bu şekilde dolambaçlı bir yol tercih edilmiş, ancak bu hesap da tutmamıştır.
Gerek savcılıkta gerekse Sulh Ceza Hakimliğinde, iftiracının ifadelerindeki tutarsızlıklar ve çelişkiler detaylıca izah edilmiştir. Ancak bunları tekrar belirtmekte fayda var: önce Sayın Milletvekili ile telefonda görüştüğünü söylemiş, sonra bu görüşmenin bir otelde gerçekleştiğini ifade etmiştir. Çelişki daha ilk cümleden başlıyor. Kardeşim, aynı oteldeyseniz ve yan yanaysanız neden birbirinizi telefonla arıyorsunuz? Böyle bir ciddiyetsizlik olabilir mi? Cümlenin başında 'telefonla görüştüm' diyor, cümlenin devamında ise 'bu görüşmede Mesut Aydın da yanımızdaydı' diyor. , suç iddiasına konu paranın milletvekilinin ofisinde teslim edildiğini söylüyor; ise paranın başka bir yerde, Başak Petrol’de teslim edildiğini söylüyor. Bunu ne yapacağız? Parayı gönderen kişi , parayı teslim eden kişi ise ’dür. HTS kayıtlarına göre, paranın teslim saatlerine yakın bir zamanda bu iki kişi arasında hiçbir görüşme yoktur. 5 milyon lira para gönderiyorsunuz; insan bir arayıp 'teslim ettin mi, ne yaptın?' diye sormaz mı? Öyle bir kayıt yok. Müvekkilim ile Milletvekili arasında da bir görüşme yok. Sayın Vekilim, siz hiç merak etmediniz mi; 'Sırrı sen bu parayı aldın mı, neredesin, ne yaptın, kayıplara mı karıştın?' diye? Niye aramıyorsunuz birbirinizi? Bu HTS çalışmaları bu iddiayı çökerten bir durumdur Sayın Başkan. Bu ifadeler tamamen tutarsızdır. Tırnak içindeki metnin orijinal içeriğini, uzunluğunu ve hukuki vurgularını tamamen koruyarak; anlatım bozukluklarını, devrik cümleleri ve ifade hatalarını düzenlediğim hali aşağıdadır: Sonrasında işin garibi, bu bir ağır ceza mahkemesinde yargılandığı davada diyor ki: '’ın bana talimat verme yetkisi yok.' Ya bir karar verin; sen bu adamın talimatıyla para mı verdin, para mı teslim ettin, yoksa bu adamın sana talimat verme yetkisi yok mu? Neresinden tutarsanız tutun elinizde kalıyor Sayın Başkan. Hadi kendi aralarındaki çelişkiyi geçtim; ifadeler kendi dahilinde dahi çelişiyor, bu çok garip. Bu çelişkiler müvekkil tutuklandıktan yaklaşık on gün sonra ’den ek ifade alınarak giderilmeye çalışılmış ama o da olmamış. Ki bu zamana kadar Sırrı’nın hiçbir ismi hiçbir ifadede geçmiyor. Ha, bir bilgi notu var; ama bu bilgi bize teslim edilmedi. Teslim etmeyi geçtim, 'gizlilik kararı var, veremezler' dedik, eyvallah; ama gösterilmedi de. Bu bilgi notunu kim hazırladı? Altında kimin imzası var? Gerçekten böyle bir bilgi notu var mı? Biz bunları bilmiyoruz. Şayet siz tespit etmişseniz, siz böyle bir evrak görmüşseniz lütfen bize bunu tebliğ edin, biz de buna ilişkin savunmamızı yapalım. Velev ki böyle bir bilgi notu var; bu bir ifade değil, bu bir dilekçe değil. Bunun delil olma vasfı nerede? Hukuken bu bilgi notuna nasıl bir değer atfedeceğiz?
Müvekkilin suçlandığı, sözüm ona delillerden bir tanesi de paraya ilişkin dekonttur. Tutuklamaya itiraz kararlarımızın bazısında 'paraya ilişkin dekont var' deniliyor. Ama bu para ’ın şahsi hesabından ya da ona ait şirketlerden çekilmiş bir para değil; onunla ilişkisi olmayan üçüncü bir şahsa ait şirketten çekilmiş bir paradır. Bunu nasıl ilişkilendireceğiz? ’ın şirketlerine el koyma kararı verilmiş; ama bu paranın çekildiği şirket, el koyma kararı verilenlerden biri değil. Yani savcılık el koyma kararı verecekken bu şirketi ilişkili saymıyor; ama buradan çekilen paranın müvekkile teslimi iddiasında bu şirketi ile ilişkili sayıyor. Bu da bir çelişkidir. Ayrıca bu şirketten bu kadar yüksek meblağda para çekilmişse o zaman şunu sormamız gerekir: Bu şirket bu parayı muhasebe kayıtlarına nasıl işlemiş? Bunun ayrıca araştırılması lazım. Biz savcılık bunu yapar diye düşündük ama yapmamış. Bu bizim bir tevsi-i tahkikat talebimiz olsun: Bu çekilen beş milyon liralık para şirket hesaplarında nasıl kaydedilmiş? Ayrıca Sayın Başkanım, bu şirketin günlük para çekme hacmi nedir? Yani bu arkadaşlar bir hafta içinde bu şirketten kaç defa ve ne kadar miktarda para çekmiş? Bunun da araştırılmasını talep ediyoruz. Müvekkilimiz açıkladı: Bu Başak Petrol, Petrol Ofisi gibi yerlerin olduğu bölgelerden sıklıkla geçiyor, geçmek zorunda. Niye? Evinden işine ancak o yoldan gidilebiliyor. Niye? Milletvekilinin siyasi çalışmalarına onu götürürken ancak o yoldan götürüyor. Niye? Milletvekilinin bu muhasebe ofisinin o bölgede birçok mükellefi var, oralara gidip geliyor. Niye? ’ün çalıştığı yer burada, sürekli oraya gidip geliyor. E o zaman bir şekilde bu baz kayıtları ile bu para çekme dekontu bir şekilde denk getirilmiş. İşte 'delil üretme' diyorum ya, bunlardan bahsediyorum Sayın Başkan. O yüzden müvekkilin ve ’ün şu bir aylık baz kayıtlarını bir inceleyelim; bakalım kaç kere geçmişler oradan? Zaten daraltılmış bazın delil vasfı hiç yok, onu hiç kabul etmiyoruz da, yine de bir bakılsın.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; dosyada yer alan bir başka gariplik de şu: Şimdi parayı teslim ettiğini iddia eden kişi , ona talimatı veren kişi . Bunlar dosyamız kapsamında sanık. Ama bir de parayı bankadan çeken kişi var: Ümit Közütok. O niye sanık değil? Onun yaptığı bu eylem 'rüşvete aracılık etme' veya 'rüşvet parası temin etme' değil mi? Unutulmuş mu? O unutulmuş, bekletilmiş. Bu gariplik değil mi sizce? Size de garip gelmiyor mu bu? Müvekkilim de bahsetti; kendisi ve hakkında talep edilen ceza miktarı aynı. serbest, müvekkilim tutuklu. Siz tutukluluğun devamı kararlarının gerekçesinde 'tutuklama hakkında istenilen cezanın alt ve üst sınırı' diyorsunuz. E ikisi aynı. Şimdi biz buna nasıl inanalım?" Sayın İddia Makamı, izah ettiğimiz üzere müvekkile atfedilen fiilin fiziki olarak yaşanması ve gerçekleşmesi mümkün değildir. Niye? Aralarında beş yüz metre mesafe var. 500 metre mesafeden 25 bin tane banknotu teslim edemezsiniz. Dosyada yer alan bilgi ve belgelerin hiçbir delil vasfı yoktur. Zira müvekkilin adının geçtiği 'ün 12 Haziran 2025 tarihli, hani o boşluk doldurmaya yarayan ifadesi alınırken ortada avukat yoktur. Avukat eşliğinde alınmayan bir ifadeyi biz nasıl dikkate alacağız? Yani sözün özü; bu belgeler ve bilgiler tamamen iftira niteliğindedir, atfı cürüm içermektedir. Terazinin bir kefesine İhsan Aktaş'ın ve 'ün özgürlüğünü, mal varlığı kazanımlarını koymuşlar; diğer kefesine de vereceği ifadeleri koymuşlar. Orada ağır gelen taraf iftira olmuştur. İşte o yüzden 'atfı cürüm' diyorum. Bizden olmayan şeyi ispat etmemizi beklediniz; biz de olmayan şeyin nasıl olamayacağını dilimiz döndüğünce ispat ettik.
Sözün özü Sayın Heyet; müvekkilim masumdur ve bu davanın sonucu da beraattir. Tutuklamayla ilgili detaylı açıklamamızı ve detaylı savunmamızı daha sonra yapacağız ama az önce de ifade ettiğim gibi; kendisi zaten tutukluluğunun onuncu ayının içindedir, infazını doldurmuştur. Bu saatten sonra tutuklama tedbiri onun için ölçülü olmaktan uzaktır. Hakkında talep edilen cezanın alt ve üst sınırının bir önemi olmadığını, 'ün serbest olmasından da anlıyoruz. İsnat edilen suç, kuvvetli suç şüphesine de dayanmamaktadır. Dolayısıyla biz kendisinin evvela tahliyesine; şayet bu mümkün değilse, herhangi bir adli kontrolle tahliyesine karar verilmesini heyetinizden talep ederiz. Sayın Başkanım, son cümle olarak şunu söyleyeceğim: Benden önce savunma yapan meslektaşlarım ve muhtemelen benden sonra yapacak olan meslektaşlarım, bir aylık sürenin dolmasını beklemeden bir tutukluluk değerlendirmesi yapmanızı talep etti ve edecekler. Fakat siz bu konuda henüz bir görüş açıklamadınız. Ancak en azından bayramdan önce bir tutukluluk incelemesi yaparsanız ve bunu yapıp yapmayacağınızı bize söylerseniz çok iyi olur. Biz bunu sizden talep ediyoruz; yani bayramdan önce bir tutukluluk incelemesi yapmanızı talep ediyoruz.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.