Savunma

Taner Çetin Müdafii Av. Pınar Çengel Savunması

Müdafi savunması·Taner Çetin·15 Haziran 2026 · Kaynak

Sayın Başkan, aslında savunmamda bu kısım yoktu ama Ekrem Başkan sabah bahsetti, Taner Başkan da bahsetti. Ben açıkçası bu konu hakkında bir şeyler söylemek istedim. Öncelikle salondaki herkesi saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkan, Ekrem Başkan duruşmanın ilk haftalarında size bir soru sormuştu; "Sayın Hakimim, bizi izliyorlar mı?" demişti. Ben açıkçası cevabı tam duymadım. Yine meslektaşlarımızdan Baran Bey'in izlendiğimize dair bir tespiti vardı. Umarım bizi izliyorlardır. Umarım sesimi duyuyorlardır, beni görüyorlardır. Bilmiyorum, kalkmam mı gerekiyor daha net görülmek için ama... Silivri Kadın Kapalı Cezaevi'nde 13 aydır rehin tutulan, henüz iddianamesi olmayan, bence unutulmuş, belki de unutturulmuş... Yanlış anlamayın, unutulmuşluk derken öyle duygusal bir unsurdan bahsetmiyorum. Kaleminizi, telefonunuzu bir yerde unutmak gibi bir unutmaktan bahsediyorum. Devletin vatandaşını 4 duvar arasında unutmasından bahsediyorum. İBB çalışanı, tutuklu 'ın kuzeniyim. Sayın Başkan, biraz önce "unutulmuş" dedim ama artık bunun unutulmuşluk olduğuna inanacak kadar iyi niyetli değilim ben. Bugün geldiğimiz noktada, avukat olarak bir şeyden çok eminim: Bu insanlar itirafçılık yapsınlar diye bekletiliyor. Görmediklerini gördüm, duymadıklarını duydum desinler diye bekletiliyorlar.

Taner Çetin Müdafii

Sayın Başkan, buradaki itirafçı beyanlarının ne şekilde alındığını gördük. İnsanlar burada anlattı, dinledik. Ne şekilde tehdit edildiklerini, eşlerinin yan odaya çekildiğini, kağıtlar altına imza atıldığını dinledik. Yani bu iddianame, bu dosya çöktü. Yeni beyanlara ihtiyaç var. Ama ben bunun garantisini veriyorum size; Onur Gülüm, , İlkay Onur, Doğukan Arıcı, Çağatay Takaoğlu... İsimlerini okuduklarımdan özür diliyorum. Bu insanlar onurlu, şerefli, haysiyet sahibi insanlar. Özgürlükleri dahi uğruna olsa, kimseye iftira atmayacaklardır. Ya bu talebim sizden değil; oradaki gizli kameradan, o delikten, onlardan... Bir an önce, en hızlı şekilde tahliyelerini talep ediyorum. Çünkü devlet vatandaşını rehin almaz, devlet vatandaşına bu kötülüğü yapmaz. En hızlı şekilde tahliyelerini talep ediyorum.

Taner Çetin Müdafii

Sayın Başkan, aslında bir gariplikten başka bir garipliğe geçeceğim. Duruşmanın ilk günü, 107 tutuklu sanığın savunma sıralaması açıklandığında, müvekkilimizin 93. sırada olduğunu öğrendiğimizde, açık konuşmak gerekirse moralimiz çok bozuldu. Bu kadar büyük bir dosyada 93. sıra demek, bir insanın aylarca fazdan cezaevinde kalması demek. Nitekim öyle de oldu. Aradan aylar geçti, insanlar savunmalar yaptı, etkin pişmanlık beyanları dinlendi. Sözüm ona örgüt anlatıları okundu, ilişkiler anlatıldı, sözüm ona hiyerarşiler anlatıldı ve biz bütün bu süreç boyunca tek bir şeyi bekledik: Müvekkilin adı ne zaman geçecek? Sayın Başkan, çünkü iddia şu: Müvekkil bir örgüt üyesi! O halde insan doğal olarak şunu bekliyor: Bir toplantıda adı geçsin, bir talimatta adı geçsin, bir para ilişkisinde geçsin, bir telefon görüşmesinde geçsin. Biri çıkıp "Evet, birlikte hareket ettik." desin yahut "Talimatı 'le ben verdim" desin, "Talimatı ondan ben aldım" desin. Ama olmadı Sayın Başkan. Aylar geçti, yüzlerce sayfa anlatı dinlendi, onlarca insan konuştu; müvekkilin adı bu sözde örgütsel yapının hiçbir yerinden çıkmadı. Şimdi buradan çok ağır bir gerçekle karşı karşıyayız. 2 yıldır özgürlüğünden mahrum bırakılan bir insan var. Ailesi dağılan, çocuğu psikolojik olarak yıpranan bir insan var. Hakkında manşetler atılan müvekkil her şeyi açıkladı, hepsini anlattı. Toplum önünde peşinen suçlu ilan edilen bir insan var ama dosyanın geldiği noktada hala ortada somut, örgütsel bir bağ yok. Sayın Mahkeme, eğer bir insan örgüt üyesiyse bunun hayatın olağan akışında bir izi olur, bir bağı olur, bir ilişkisi olur. Bu dosyada ise müvekkilin, bırakın örgütsel faaliyetini, örgüt anlatısının içinde gerçek bir yer işgal ettiğine dair en küçük somut temas dahi ortaya çıkmamıştır. Sayın Başkan, ben artık şu sorunun yüksek sesle sorulması gerektiğini düşünüyorum: Madem müvekkil bu yapının içindeydi, neden aylar süren bu yargılamanın sonunda hala kimsenin anlattığı hikayenin içinde yok? İlk başından beri sabırla bekledik. Sayın Başkan, duruşmayı çok dikkatli izledik ilk günden beri ve gerçeğin ortaya çıkacağına inandık. Bugün görüyoruz ki ortaya çıkan şey müvekkilin suçluluğu değil, isnadın ne kadar çürük olduğudur.

Taner Çetin Müdafii

Sayın Başkan, elimde yaklaşık 13 sayfalık bir savunma metni var. Ama açık söylemek gerekirse bunu burada anlatmak, anlatmak zorunda kalmış olmak bile yani bunu söyleyeceğim, kendim için söylüyorum bunu, zul geliyor bana. Çünkü bugün bu mahkemede tartışmamız gereken şey idarenin takdir yetkisini nasıl kullandığı olmamalıydı. 4734 sayılı kanun idareye işin niteliğine göre, bakın kanunda geçen direkt şeyi söylüyorum, "işin niteliğine göre" değerlendirme ve tercih yapma yetkisi vermiştir. Sayın Başkan, bir idari tercihin doğru ya da yanlış bulunması mümkündür. Eleştirilebilir, tartışılabilir ama bunların yeri ceza mahkemesi değildir. Eğer burada konuşacaksak biz, bir hileyi konuşalım mesela. Mesela bir menfaati konuşalım, bir gizli anlaşmayı konuşalım, bir örgütsel bağı konuşalım. Dosyada bunların hiçbirisi yok. Burada mal ve hizmet neden birlikte ihale edildi, kısmi teklife neden kapatıldı, benzer iş tanımı neden bu şekilde düzenlendi gibi tamamen idari nitelikteki tercihler nedeniyle bir suç inşa edilmiştir. Tamam, ben size şimdi bu iddiaları anlatayım. Ama Sayın Başkan, neden anlatayım? Siz niye dinleyesiniz? Çünkü yeri burası değil. Sayın Başkan, duruşmanın ilk haftalarıydı sanırım, bir meslektaşımız burada "Ben ceza avukatı değilim, sesimin titremesi o yüzden" demişti. Ben arttırıyorum; ben 40 yaşındayım, 13 yıllık avukatım. 13 yıldır ruhsatım var. İlk müvekkilim babamdı. 6 ay avukatlığını yaptım, avukatlığını bıraktım. İkincisi de . Şimdi tabii dosya, iddianame çıktıktan sonra biz çalışmaya başladığımızda idare konusunda evet, çok bilgili değilim, ihale konusunda çok bilgili değilim. Açıkçası bilmemek de ayıp değil. Müvekkile iddianame çıktıktan sonra ilk sorum şu olmuştu: "Bu ihaleleri siz mi icat ettiniz?" İnanın surat ifadesini hiç unutmuyorum. Böyle bir 10 saniye gözleri kapalı kaldı. "Bir başka avukatla daha mı çalışsak?" dedi. Yani, "Bu mu avukatım?" Bugün dönüp baktığımda aslında dosyanın en önemli sorusunun da bu olduğuna inanıyorum. Bilirkişi bu soruyu sormadı. Belli ki savcılar da sormadı ama görüyorum, yine görüyorum ki siz de sormadınız. Çünkü sormuş olsaydınız bu kadar usulsüzlük incelemesi oldu; müvekkilimi, yine müvekkilimin çalışma arkadaşlarını, ihaleden tutuklu olanları tahliye etmiş olurdunuz. Çünkü bu ihaleleri müvekkilim icat etmedi Sayın Başkan.

Taner Çetin Müdafii

Bu ihale modeli ile başlamadı. Bu yöntem göreve geldikten sonra ortaya çıkmadı. Bu nedenle bugüne kadar bir tablo yansıtacağım ben. Karşılaştırmalı ihale... Konuşmuyorum ama yansıtabilir misiniz? Ben anlatmaya devam edeyim. Bu tablo aslında bize şunu gösteriyor: 2012 yılında ne yapılıyorsa, yapılıyorsa; 2013 yılında ne yapılıyorsa, 2014 yılında... Gelir mi sesim? Tamam. 2014 yılında ne yapılıyorsa, 2015 yılında ne yapılıyorsa müvekkil döneminde de esas itibarıyla aynı yöntem uygulanmıştır. Görüyoruz Sayın Başkan burada. 2012 yılından beri aynı ihaleler var. İhale aynı. İhale yöntemi aynı. Mal ve hizmet birlikte. Kısmi teklife kapalı. Benzer iş yaklaşımını müvekkil anlattı, ben de anlatacağım. Aslında tamamen iddianamede iddia edildiğinin tam tersi. Zorlaştırılmamış, şirket havuzu genişletilmiş. Kendisinden önceki dönemde tam tersiyken müvekkil, şirket havuzunu genişletebilmek için elinden geleni yapmış. Yani bugün fesat denilen şey müvekkilin göreve gelmesiyle ortaya çıkmış yeni bir sistem değildir. Sayın Başkan, yine söylüyorum. Müvekkil bir ihale modeli icat etmedi. Evet, belki ilk sorulduğunda müvekkilim çok safça bir soru buldu ama ben sizin de bu soruyu sormanızı tavsiye ediyorum. Çünkü sorduğunuz zaman bu tablodaki gibi aslında ihalelerin hiçbir fark olmadan, aynı şekilde müvekkilim döneminden önceki dönemde de yapıldığını göreceksiniz. Yıllardır uygulanan mutat idari uygulamanın içinde görev yapmıştır müvekkil. Üstelik Sayıştay denetimine tabi tutulmuş, belediye iç denetim mekanizmalarından geçmiş, EKAP kayıtları altında yürütülmüş, kamu mali denetimine açık işlemler bunlar Sayın Başkan. Ve denetlemeler yapılmış. Tabloda gözüküyor. Bakın, kendisinin döneminde her türlü denetime tabi tutulmuş. Aslında emsallerinden ayrılmamışlar. Ve üstüne bastırarak söylüyorum; bugün iddia edildiği şekilde bir hile organizasyonu, gizli yönlendirme, sistematik fesat ve kamu zararına ilişkin herhangi bir tespit ortaya konulamamıştır. Çünkü ortada gizli bir sistem yoktur. Ortada yıllardır devam eden, herkesin bildiği, kayıt altında yürüyen bir idari uygulama vardır.

Taner Çetin Müdafii

Sayın Başkan, eğer " mi icat etti bu ihale yöntemini?" diye yine sorulsaydı şu fark edilecekti: Bakın, iddia makamı bize şunu söylüyor: Benzer iş tanımı daraltıldı, rekabet engellendi, işi yalnızca iştirak şirketlerinin alabileceği hale getirdiniz. Şimdi bunu teknik olarak inceleyelim. 2016 ve 2023 benzer işlerini verdim. Onu şey yapabilirsiniz, açabilirsiniz Sayın... Evet, evet, diğer... 2016 ve 2023 yazıyor. Sayın Başkan, burası çok önemli. Diğer arkadaşlar da anlattı. Müdür Yardımcısı anlattı, meslektaşlar anlattı, müvekkilim anlattı ama çok önemli. Yani bilirkişi neyi bildiğini aslında bilmediğimiz kişilerce incelememiş mi? Yani evet, benzer iş, idari şartnamelere bakmışlar, "Benzer iş kavramını daraltmışsınız" demişler ama önceki süreçte bu işler nasıl yapılıyordu bakmamışlar. Bakın, 2016 yılındaki şartnamede benzer iş tanımı şu şekilde düzenlenmiş: "Organizasyonları gerçekleştirmiş olmak ve bu organizasyonların tanıtım ve duyuru çalışmalarını yapmış olmak." Yani bir firmanın bu ihaleye katılabilmesi için hem organizasyon işini hem de tanıtım ve duyuru işini birlikte yapmış olması gerekiyor. Teknik olarak baktığınızda bu, katılım alanını daha daraltan bir düzenlemedir. Şimdi müvekkilin dönemine gelelim, 2023 dönemi. Açabilirsek... Buradan ise aynı ifade "veya" bağlacıyla düzenlenmiştir. Yani organizasyon işini yapmış olan da yalnızca tanıtım ve duyuru işini yapmış olan da bu ihaleye katılabilmektedir. Başka bir ifadeyle Sayın Başkan, müvekkilin döneminde benzer iş tanımı daraltılmamış, tam tersine genişletilmiştir. Ama ne bilirkişi ne iddia makamı bunu fark etmiştir; gerek duymamıştır Sayın Başkan. Bir inceleyelim, kendisinden önceki dönemde bu ihaleler nasıl yapılıyordu bir bakalım dememiş. Gerek yok çünkü. İhaleye katılacak firma havuzu müvekkil döneminde oldukça genişletilmiştir. Dolayısıyla iddia makamının ileri sürdüğü gibi iş ağırlaştırıldı, rekabet engellendi, yalnızca iştirak şirketlerinin girebileceği bir sistem kuruldu şeklindeki anlatım bu tablodan anlaşılmıyor. Bu belgeler tam tersini söylüyor. Ama müvekkilim halen bugün sanık sandalyesinde oturuyor. Peki, bu adaletsizlik değil mi?

Taner Çetin Müdafii

Sayın Başkan, ben yine soruyorum: Bu ihaleler gerçekten ile mi başladı? Yoksa yıllardır devam eden bir uygulamanın içinden bir kişi seçilip sanık sandalyesine mi oturtuldu? Sayın Başkan, ben aslında tabii bu geçmiş dönem ihalelerini incelerken, bu ihalelere daha önce, müvekkil döneminden önceki dönemde altına imza atan, müvekkilin ihale yetkilisi olduğu imza, o dönemde atan kişilerin burada olup olmadığını merak ediyorum. Mesela bir Osman Savaş; benim elimde 2016 yılındaki ihale var. Osman Savaş burada mı? Değil. Mevlüt Bulut burada mı? Değil. Tahminim, yani daha doğrusu biraz araştırma yaptım, Osman Savaş şu an bakanlıkta, bir bakanlıkta genel müdür. Bir de ödüllendirilmişler. Müvekkilim burada bugün sanık koltuğunda ama aynı işi yapan, kendisinden önceki dönemde aynı işi yapan bu arkadaşlar bir de ödüllendirilmişler.

Taner Çetin Müdafii

Sayın Başkan, sayın heyet; müvekkil hakkında 12 eylemden söz edilmektedir. Ancak bu eylem sayısının dosyada yarattığı algının gerçeği yansıtmadığını müvekkil ve çalışma arkadaşları çok güzel açıkladı. Ben sizlerin bu anlamda vaktini almayacağım. Tekrar etmek gerekirse, iddianamede birbirinden bağımsız çok sayıda ayrı suç gibi gösterilen eylemler gerçekte aynı organizasyon hizmetlerinin dönemsel devamlarından ibarettir. Yani dosyada sayısal olarak çoğaltılan tablo, fiilen aynı kamu hizmetinin yıl içindeki sürekliliğinden kaynaklanmaktadır. Sayın Başkan, ihalelere geçmeden önce müvekkilin görev ve sorumluluk alanının ana ihale süreciyle sınırlı olduğunu net anlamamız gerektiğini düşünüyorum. Yani müvekkilin idari ve hukuki konumu; ihalenin hazırlanması, mevzuata uygun şekilde ilana çıkılması, tekliflerin alınması ve sözleşmenin imzalanmasına kadar olan süreçte değerlendirilmelidir. Bu noktadan sonra ana yüklenicinin işi hangi organizasyonla yürüttüğü, hangi alt yüklenicilerle çalıştığı veya kendi ticari yapısı içinde nasıl bir mali sonuç elde ettiği müvekkilin doğrudan görev ve yetki alanı içinde değildir. Ceza sorumluluğu da tam bu sınır gözetilerek değerlendirilmek zorundadır.

Taner Çetin Müdafii

Sayın Başkan, sayın heyet; iddianame, ihalenin kısmi teklife kapalı tutulmasını, mal ve hizmet kalemlerinin bir arada ihale edilmesini soyut bir yaklaşımla rekabeti engelleyen bir tercih gibi sunmaktadır. Maalesef bu dosyada bilirkişi raporu; İstanbul gibi dünyadaki birçok şehirden daha karmaşık bir kentsel yapıya sahip, 39 ilçeden oluşan, merkez-çeper dengesi son derece asimetrik bir metropolün saha gerçekliğini dikkate almayan, dosyanın maddi olgusundan kopuk bir rapordur. Burada söz konusu olan hizmet, İstanbul'un tamamına yayılan bir organizasyon hizmetidir. Sayın Başkan, ben burayı önemsiyorum, tekrar ediyorum: Tartışılan bu hizmet; İstanbul'un 39 ilçesine yayılan, farklı zamanlarda, farklı yoğunluklarda, farklı altyapı ve erişim koşullarında yürütülmesi gereken organizasyon, duyuru, tanıtım, insan kaynağı ve en önemlisi anlık koordinasyon gerektiren dinamik bir kamu hizmetidir. Bu hizmetin parçalanması, farklı yükleniciler arasında bölünmesi, uygulamada eşitsizliklere, koordinasyon sorunlarına ve hizmet standardının düşmesine yol açma riski taşımaktadır. Sayın Başkan, eğer iddianamenin, bilirkişinin önerdiği gibi bir hizmet parçalanarak kısmi teklif mantığıyla tamamen piyasa dinamiklerine terk edilseydi, pratikte ortaya çıkan sonuç şuydu, anlatacağım: Firmalar öncelikle ticari getirisi yüksek, görünürlüğü fazla, ulaşımı kolay, operasyon maliyeti düşük ilçelere yönelecek; buna karşılık çeper, dağınık, lojistik olarak masraflı ve karlılığı düşük görünen ilçeler ya hiç talep görmeyecek ya da ancak çok yüksek fiyatlarla, gecikmeli ve isteksiz biçimde hizmet alabilecektir. Müvekkil 'in kanunun da kendisine verdiği yetkiyle gözettiği husus işte tam olarak budur. İstanbul'un merkezi ilçeleriyle fakir, çeper ilçeleri arasında oluşup ulaşabileceği hizmet uçurumunu önlemek, kamu hizmetini yalnızca görünür ve kolay alanlarda yoğunlaştırmamak, İstanbul'un her ilçesini kamu hizmeti bakımından aynı ciddiyetle korumaktır.

Taner Çetin Müdafii

Sayın Başkan, müvekkil göreve başladığı andan itibaren kendisine belediye başkanı tarafından ifade edilen temel yaklaşımın, İstanbul'un tamamına, her bir çocuğa, her bir aileye eşit şekilde ulaşan bir hizmet anlayışı olduğunu anlamaktadır. Bu anlayış doğrultusunda idarenin görevi kamu hizmetini parçalayarak değil, bütüncül, eşit ve sürdürülebilir şekilde sunmaktır. Amaç belirli firmaları dışlamak değil, İstanbul'un yalnızca vitrindeki ilçelerini değil, kıyıda köşede kalan ilçelerine de aynı hizmet standardını ulaştırmaktır. Çünkü kamu idaresi açısından Beşiktaş neyse Çatalca da odur, Kadıköy neyse Şile de odur. Kamu hizmetinin sadece merkezin konforunu değil, çeperin hakkını da korumak zorundadır. Dolayısıyla burada rekabetin sınırlanmasından değil, kamu hizmetinin eşit ve bütünlük ilkesi doğrultusunda organize edilmesinden söz edilmektedir. Sayın Başkan, şunu herkesin anlaması çok önemli: Bu bir şirket yarışı değil, bu bir kamu hizmetidir. Nitekim avukat arkadaşlar bahsetti Danıştay 13. Dairesi'nin kararlarından. 2021'e 1711 sayılı ilamında da kararında da avantajlı ve dezavantajlı alanların harmanlanmasının kamu yararını, hizmet sürekliliğini ve eşitliği sağlamak bakımından meşru bir takdir yetkisi olduğunu vurgulamıştır. Bakın çok önemli.

Taner Çetin Müdafii

Sayın Başkan, mal ve hizmet kalemlerinin bir arada ihale edilmesi konusuna geldiğimizde, kanunun 5. maddesinin 2. fıkrasına göre aralarında kabul edilebilir doğal bağlantı bulunmadığı sürece mal alımı, hizmet alımı ve yapım işleri bir arada ihale edilemez denmektedir. İlgili ihalelerdeki mal ve hizmet kalemlerinin arasında doğal bir bağlantı olduğu çok net. Anlattı, müvekkilimiz de aslında çok güzel izah etti bunu. Çünkü Danıştay 13. Dairesi'nin yerleşik kararları doğrultusunda doğal bağlantı tespiti için sorduğu sorulara verilen cevapların hepsi bunu ortaya koyuyor aslında. Bakınız, Sayın Danıştay 13. Dairesi şunları soruyor: Bir iş kalemi diğer iş kalemi olmadan hizmetin hedefini gerçekleştiremiyor mu? Bir kalemin teslimi geciktiğinde diğer kalemler hazır olsa bile etkinlik fiilen duruyor mu? İş tek bir takvim, tek bir sahada eş zamanlı yürütülmek zorunda mı? Son dakikada revizyon, konsept değişimi, hava şartı, protokol değişikliği gibi durumlarda idarenin tek elden müdahale etmesi gerekiyor mu? İşte Danıştay yerleşik kararlarında da bu sorulara verilen cevaplar evetse aralarında doğal bağlantı olduğu kabul ediliyor. Ama savcılık, bilirkişi bunu asla dikkate almıyor. Sayın Başkan, bilirkişinin yapması gereken inceleme, sorması gereken soru bu ihale sonucunda, ana ihaleyi yaptıktan sonra idare kamu zararına sebep olmuş mu? Sorması gereken soru şu: Bu ihalenin sonucu olarak kamunun mal varlığına nesnel olarak saptanabilir bir eksilme meydana gelmiş mi? Hayır, bunlarla ilgilenmemiş bilirkişi. İşine gelmemiş ilgilenmek çünkü. Çünkü yine söylüyorum, bu ihaleler neticesinde herhangi bir kamu zararı meydana gelmemiştir. Sayın Başkan, dosyada kamunun daha pahalı bir alıma zorlandığını doğrudan gösteren mali veri yok. En başta bütün ihaleler yaklaşık maliyetin altında sonuçlanmış. Burada iddia makamının aşması gereken çok ciddi bir ispat yükü vardır. Eğer kamu zararından söz ediliyorsa bunun yaklaşık maliyetin altında sonuçlanan ihalelerde hangi ekonomik metodoloji ile hangi rayiç verilerle, hangi karşılaştırmalı hesapla ve hangi kalemler üzerinden oluştuğu açık bir biçimde gösterilmelidir. Yani Sayın Başkan, kamu zararının tam olarak hangi kalemde doğduğunu belirtmek zorundadır. Bu zarar müvekkil 'in hangi icrai hareketine bağlanmaktadır? Bu soruların birine dosyada açık, teknik, denetlenebilir hiçbir cevap verilememektedir.

Taner Çetin Müdafii

Sayın Başkan, Sayın Mahkeme Heyeti, bu tarz mahkemede tartışılması gereken konu sadece birazdan konuşacağımız kısım aslında. Savunmamız bakımından bence en temel husus da bu. Yani ceza mahkemesinin konusu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 235. maddesinde düzenlenen ihaleye fesat karıştırma suçunda hile unsurunun suçun kurucu ve vazgeçilmez unsuru olmasıdır. Yargıtay'ın istikrar kazanmış içtihatlarına göre hile; basit bir yalanın veya suskunluğun ötesinde, muhatabın denetleme imkanını ortadan kaldıracak nitelikte, yoğun ve ustaca sergilenen davranışlar bütünüdür. Dolayısıyla bu dosyada ilk sorulması gereken soru; ihalenin şeklen ve teknik olarak eleştirilebilir olup olmadığı değil Sayın Başkan. Müvekkil yönünden, Yargıtay'ın aradığı anlamda yoğun, ustaca, aldatıcı ve denetim imkanını ortadan kaldırıcı nitelikte bir hileli davranış bulunup bulunmadığıdır. Sayın Başkan, iddia makamı ve bilirkişi böyle bir hile unsurunun varlığından asla bahsetmemekte. Biz de dosyada tespit edemedik açıkçası. Ceza hukuku mantığına göre failin yalnızca bir görüş bildirmesi, bir imza atması, bir idari tercihte bulunması veya tartışmalı bir işlemde yer alması yetmez. Hilenin varlığı için fail yalanı ve aldatıcı amacı somut dış hareketlerle desteklemeli, gerçekte var olmayan bir görünümü varmış gibi göstermeli, muhatabın denetim refleksini kırmalı, inceleme ve kontrol imkanını fiilen etkisiz hale getirmelidir. İşte somut olaya geldiğimizde, müvekkil yönünden böyle bir maddi kurgu yok. Dosyada müvekkil yönünden ne bir sahte belge düzenleme, ne bir belge tahrifi, ne bir verinin gizlenmesi, ne bir evrak manipülasyonu ne de karar vericileri yanıltmak üzere üretilmiş sahte bir görünüm vardır. Müvekkilin dosyadaki rolü, ihale yetkilisi sıfatı ile ihaleye onay belgesindeki imzadan ibarettir. Oysa bir imza tek başına hileli sahneleme değildir.

Taner Çetin Müdafii

İmzanın cezai sayılabilmesi için onun etrafında aldatıcı bir maddi kurgu, gizleyici bir manevra, gerçeğe aykırı bir görünüm ve bilerek oluşturulmuş sahte bir denetim dışlığı bulunmalıdır. Dosyada böyle bir şey gösterilmemiştir. İhale dosyasındaki bütün belgeler; yaklaşık maliyet çalışması, idari şartname, teknik şartname, ihale onay süreci, komisyon işlemleri, tekliflere ilişkin kayıtlar kurum bünyesinde açık biçimde tarih ve sayı olarak elektronik sisteme kaydedilerek düzenlenmiştir. Bu belgelerden hiçbiri bakımından müvekkilin belgeyi yok ettiği, gerçeğe aykırı veri eklediği, sahte içerik oluşturduğu, mevcut içeriği sakladığı iddia ve ispat edilmiş değildir. Yani müvekkil sahte belge düzenlememiş, sahte olduğunu bildiği bir belgeyi dosyaya koymamıştır. Herhangi bir isteklinin teklif evrakını tahrif etmemiştir. İddianamede ileri sürülen hususlar ağırlıklı olarak ihale yapısına yöneliktir. İhalenin geniş kapsamlı olması, kısmi teklife kapalı tutulması, mal ve hizmet ayrımının farklı kurulmuş olması, bunlar doğru ya da yanlış bulunabilir Sayın Başkan. Ama bunlar dış hareketlerle desteklenmiş aldatma değildir. Bunlar sahtecilik değildir. Bunlar kurgulanmış bir maddi tuzak değildir. Bunlar en fazla, bunu sürekli tekrar edeceğim, çünkü yine söylüyorum bu konu bu mahkemede konuşulmamalı, tartışmalı bir ihale modeli veya idari tercihtir. Böyle bir tabloda cezai hileden değil, en fazla ihale modeli tartışmasından söz edilebilir. Sanırım bunu çok söyledim, yine söylüyorum; bu idari yargının konusudur, sizin konunuz değil.

Taner Çetin Müdafii

Sayın Başkan, teknik boyutunu arz ettik. İhale yönteminin neden tercih edildiğini anlattık. Hile unsurunun neden oluşmadığını ve bu uygulamanın kamu yararı doğrultusunda neden bugün dahi aynı şekilde yapılacağını müvekkil anlattı. Yarın olsa yine aynı şekilde yaparım dedi. Çünkü kamunun menfaatine bu uygundur dedi. Biz kamu menfaatini düşünürüz dedi, şirket yarışını düşünmeyiz dedi. Ancak, konunun belki de en önemli noktasına geliyoruz. Ceza hukukunda her fiilin bir amacı var. Her suçun bir saikinin bulunması gerekiyor. Peki bu dosyada iddia edilen suçun amacı ne? Müvekkil neyi elde etmek için, ne karşılığında, hangi menfaat uğruna böyle bir fiilin içinde yer almış olmalı? Biz bunun cevabını bulamadık. Dosyada bununla alakalı somut bir delil yok. Dosya kapsamına baktığımızda, bu soruların hiçbirine verilebilecek somut bir cevap yok. Müvekkilin ihaleyi alan firmalarla herhangi bir anlaşma yaptığına, süreci onlar lehine yönlendirdiğine ya da bunun karşılığında doğrudan ve dolaylı bir menfaat elde ettiğine dair tek bir delil bulunmamaktadır. Ne bir para hareketi, ne bir iletişim kaydı, ne bir talimat, ne de bir bu yönde bir tespit var. Hiçbir menfaatin, hiçbir bağlantının, hiçbir somut fiilin ortaya konulamadığı bir yerde müvekkilin bu suçla ilişkilendirilmesi hukuken mümkün değildir, Sayın Savcı. Sayın Başkan, somut olayda yalnızca mutat bir ihale uygulamasından, uygulamasının devam ettirildiğini görmekteyiz. Müvekkilden önceki dönemlerde de aynı yöntemle yapılan ihalelerin mevcut olduğu sabittir. Buna rağmen iddia makamı tarafından müvekkilin bu uygulamayı farklılaştırdığına, değiştirdiğine ya da hileli hale getirdiğine dair tek bir somut tespit ortaya konulmuş değildir. Sayın Başkan, biz başından beri söylüyoruz. Bugün müvekkile isnat edilen bu hususlar, tekrar ediyorum; mal ve hizmet alımının birlikte yapılması, ihalenin kısmi teklife kapalı düzenlenmesi, benzer iş tanımlarının belirlenmesi ve organizasyon işlerinin bütünlük içerisinde ihale edilmesi gibi tamamen takdir yetkisi kapsamında kalan teknik ve idari tercihlerdir. Kanun müvekkilime bu yetkiyi vermiş; "İşin niteliği buna uygunsa takdir yetkisi sizindir" demiş. Yani kanun, "Eğer bu böyle değilse müvekkilim suç aramış" demiş, bunu buradan anlayabiliriz. Çünkü ceza hukukunun konusu somut hile, somut menfaat ve somut suç fiilidir. İdari tercihler ancak idari denetimin ve idari yargının konusudur.

Taner Çetin Müdafii

Sayın Başkan, biz yine de bütün bunları uzun uzun açıkladık. Neden kısmi teklife kapalı yapıldığını anlattık. Organizasyon bütünlüğü açısından neden mal ve hizmetin birlikte ihale edildiğini anlattık. Kamu yararını anlattık. İstanbul'un bir ucundaki çocukla diğer ucundaki çocuğa aynı hizmetin ulaştırılması anlayışını anlattık. Hile unsurunun neden oluşmadığını anlattık. Müvekkilin herhangi bir menfaat elde etmediğini anlattık. Açıkçası tekrar ediyorum, belki sıkıldınız duymaktan, bunları anlatmak zorunda olmadığımızı ben düşünüyorum. Çünkü ortada zaten ceza hukukunun alanına giren bir fiil bulunmamaktadır. Kamu kuruluşları, kurum ve kuruluşları zararı dolandırıcılık kısmına geldiğimizde, 86, 87 ve 92. eylemler, bu isnadın dayanağını anlamak dahi mümkün değil açıkçası. Müvekkile bu eylemler kapsamında atfedilen herhangi bir icrai davranış, somut bir fiil ya da maddi vakaya dayanan bir eylemi ortaya konulabilmiş değildir. Geldiğimiz noktada iddia makamının yaklaşımı ancak şu şekilde olduğunu biz anlıyoruz: Ana ihale süreci tamamlanmış, ihale mevzuata uygun gerçekleştirilmiş, sözleşme imzalanmış, iş ana yükleniciye bırakılmış; bundan sonraki aşamada ise ana yüklenici işi alt yüklenicilere daha düşük bedelle yaptırdığı ve bu nedenle arada oluşan farkı, kamu zararı olarak nitelendirdiğini ileri sürmektedir iddia makamı. Ancak biz şu soruyu sormak zorundayız: Sözleşme imzalanıp kamu kurum kuruluşları zararı dolandırıcılık isnadı yöneltildiğini gördüğümüze göre bu isnadın dayanağı nedir? Yani şu soruyu soruyoruz: Müvekkil burada bakın, ana yükleniciyle sözleşme imzalandıktan sonra, alt yükleniciye ihale verildikten sonra burada oluşan kamu zararının müvekkille bir ilgisinin olması mümkün değildir. Yani çünkü sözleşme yapılmıştır artık, eğer oluştu oluştuysa da bu arada. Bu arada iştirak şirketleri de kar etmek için kurulan şirketlerdir. Sayın Başkan, bu aşamada müvekkilin yaşadığı kişisel zorluklardan, ailesinin maruz kaldığı mağduriyetlerden uzun uzun bahsetmeyeceğim ben. Bu nedenle tahliye talep etmiyorum. Zira müvekkilin özgürlüğü bu tür duygusal gerekçelere ihtiyaç duyacak bir mesele değil. Müvekkilin tahliyesi, illaki ortaya konulamayan bir suç isnadı, bulunmayan somut deliller ve çökmüş iddialar karşısında hukuken zorunlu bir sonuçtur. Ancak şunu da ifade etmeden geçmeyeyim: Müvekkilin mesleki hayatı, mesleki hayatı boyunca kamu hizmeti yürütmüş bir kişi olarak bu süreçte yalnızca özgürlüğünden değil, aynı zamanda itibarıyla, onuruyla ve ailesiyle birlikte hedef haline getirilmiş olması gerçekten izahı güç bir durumdur. Ceza yargılamasının amacı kişileri itibarsızlaştırmak değil, somut delillerle gerçeği ortaya çıkarmaktır. Oysa bu dosyada müvekkilin suç işlediğine dair ortaya konulabilmiş tek bir somut delil bulunmamaktadır, bulunmamaktadır. Bu nedenle Sayın Başkan, ne kaçma şüpheleri ne delil karartma ihtimali ne de tutukluluğu gerektirir herhangi bir somut neden mevcut değildir. Tüm bu nedenlerle müvekkilin kendisinin de talebini tekrarlıyorum; önce çalışma arkadaşlarının, sonra kendisinin derhal tahliyesine karar verilmesini talep ediyorum.

Taner Çetin Müdafii

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.