Savunmama başlamadan önce sayın heyeti, sayın savcımı ve tüm savunanı saygıyla selamlıyorum. Öncelikle müvekkilin savunmalarına katıldığımızı beyan ediyoruz. Kendisi benim 30 yıllık dostum ve sınıf arkadaşımdır. Mesleği icra etmese de bir avukattır. Cezaevinde savunmalara ilişkin yaptığımız konuşmaların hepsini huzurunuzda sizlere aktardı. Dolayısıyla benim yapacağım savunmada da birçok husus tekrar mahiyetinde olacaktır. Şimdiden kusura bakmayın sayın başkanım. Aslında müvekkil yönünden yapacağımız savunmanın çok uzun sürmesine gerek olmadığı kanaatindeyiz. Müvekkil de buna vurgu yaptı. Çünkü ceza yargılamalarında uzun uzun tartışılması gereken hususlar; teknik veriler, maddi bulgular, mali incelemeler, iletişim kayıtları, bilirkişi raporları gibi somut delillerdir. Müvekkilimiz yönünden ise dosyada bunların hiçbirisi yoktur. Müvekkil aleyhine ileri sürülen iddialar ile bu iddiaları destekleyen somut deliller arasında ciddi bir boşluk vardır.
Yunus Göçer Müdafii Av. Murat Aydoğan Savunması
İddiaların kapsamına bakıldığında, müvekkil hakkındaki suçlamanın sadece etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen bazı kişilerin beyanlarına dayandığı görülmektedir. Dolayısıyla esas tartışılması gereken husus, herhangi bir objektif veriyle desteklenmeyen etkin pişmanlık beyanlarının delil değeri ve ispat gücüdür. Ceza muhakemesinde etkin pişmanlık elbette değerlendirilebilecek bir delildir. Ancak tek başına ve doğruluğu bağımsız delillerle teyit edilmeksizin mahkûmiyetin veya özgürlükten yoksun bırakmanın dayanağı haline getirilemez. Aksi halde ceza yargılaması, maddi gerçeğin araştırıldığı bir sistem olmaktan çıkar, birbirini suçlayan kişilerin anlatımlarından hangisinin tercih edileceğine indirgenmiş bir kanaat yargılamasına dönüşür. Bu nedenle savunmam boyunca söylenenlerden çok söylenenleri doğrulayan herhangi bir delil bulunmadığını açıklamaya çalışacağım.
Değerli heyet, müvekkil de söyledi. Müvekkil yaklaşık 300 gündür delil niteliği dahi tartışmalı olan tamamen varsayıma dayalı etkin pişmanlık adı altında verilmiş ve iftiradan öteye geçmeyen somut beyanlar nedeniyle özgürlüğünden mahrumdur. Ticari hayatı boyunca İBB iştiraki Kültür A.Ş.'den aldığı bir tek alt yüklenici ihalesi olmuş, ne yazık ki o da başına bela olmuştur. Aldığı bu tek alt ihale dışında İBB iştiraklerinden aldığı başka hiçbir ihale yoktur. İşte bu alt ihaleden dolayı da eylem 79 kapsamında kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçunu işlediği isnadı ile huzurdadır. Soruşturmanın başında müvekkil, şirketi ve ticari ilişkileri tamamen örgüt yapısı anlatısı içerisine yerleştirilmiştir. Ve müvekkil hakkındaki iddialar örgüte müzahir firmalar, sistem finansmanı, örgütsel yapı, örgütün ekonomik ağı gibi algılara dâhil edilerek buna dayalı iddialar üzerinde kurulmuştur. Sulh ceza hâkimliğince de örgüt üyeliğinden dolayı tutuklanmıştır. Ancak iddianameyle birlikte iddia makamı örgüt üyeliği iddiasını terk ederek örgüt üyeliği veya örgüte yardım suçlarından dolayı bir sevk yapmamıştır. Bu husus sayın mahkemenin ceza infaz kurumlarına yazdığı ve örgüt üyeliğinden sevki bulunmayan sanıkların isimlerinin bildirildiği 14.04.2026 tarihli müzekkereyle de teyit edilmiştir.
İddia makamı, örgüt üyeliğini ispatlayamamış ancak ceza muhakemesini tipiklik ve şahsilik ilkelerine aykırı olarak örgüt anlatısını koruyarak, hakkında dolandırıcılık suçlamasını kurmaya çalışmıştır. Oysa örgüt üyeliği veya örgüte yardım yok ise örgüt üyeliği çatısı altında kurgulanan kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçunun da oluşmayacağı açıktır sayın başkanım. İddianamede müvekkil hakkında yer alan ve delil kabul edilen tek şey, sadece bu dosyadaki kendileri de sanık olarak yer alan ve birden fazla eylemden dolayı cezalandırılmaları istenen, suçtan kurtulmak veya müeyyidelerini hafifletmek saiki ile etkin pişmanlık kapsamında ifade veren kişilerin beyanlarıdır. Bu kişiler; Gürkan Coşkun, Kabil Taşçı, ile ifadelerinde müvekkil aleyhine bir beyan bulunmamasına rağmen beyanı aleyhe kabul edilen isimli sanıklardır. İlk üçü etkin pişmanlık ifadesi neticesi amacına ulaşarak soruşturma aşamasında tahliye edilmiştir. Ancak dün ifade veren hala tutukludur.
İddia makamı müvekkilin suçlu olduğunun en önemli delili olarak Gürkan Coşkun'ın ifadesini kabul etmektedir. Biraz önce müvekkil de savunmasında belirtti. Gürkan Coşkun'un 25 Mart 2025 tarihli ifadesi aynen şu şekilde sayın heyet: " resmi değil ama fiili olarak BTG firması ile ilişkilidir. Bu firma CHP'nin mitinglerini yapmaktadır. Barış'ın babası ile bu firmanın ortağıdır ama resmiyette adlarına kayıtlı değildir diye biliyorum." Kabil Taşçı da Gürkan'ın bu ifadesinden yaklaşık üç ay sonra etkin pişmanlıktan yararlanmak amacıyla verdiği 19 Haziran 2025 tarihli ifadesinde Gürkan Coşkun'un daha önce basına yansıyan biraz önce söylediğim ifadesini birebir aynı şekilde ifadesine eklemiştir. İfadede iddia makamını ikna eden sihirli kelime "diye biliyorum" ibaresi sayın başkanım. Bu ibarenin hukuki değerini takdirinize bırakıyorum. Ancak kendi şahsıma şunu söyleyebilirim, meslek hayatım boyunca böyle soyut bir ibareye hukuken bu derece değer atfedildiğine hiç şahit olmadım. İddia makamına göre bu sihirli kelime, ifade sahibinin beyanına başkaca bir delile gerek kalmaksızın tek başına şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesinlik kazandırmaktadır. Bu nedenle de nereden biliyorsun diye sorulma gereği dahi duyulmamıştır. Oysa dosyada bu ifade ile çelişen ve maddi gerçekliği ortaya koyan bilirkişi raporları ile de tespit edilmiş ticaret sicil kayıtları, resmi belgeler ve ifadeler de bulunmaktadır.
Biraz önce sayın savcım sordular, şirket Tentek ve BTG kimin adınadır diye. Tentek ve BTG'nin müvekkilin ailesine ait olduğuna ilişkin bilirkişi raporuyla da tespit edilmiş resmi kayıtlar soruşturma aşamasında da dosyadaydı, şu anda da dosyadır sayın başkanım. Ayrıca , Gürkan'ın aksine, “BTG şirketi 'in” demektedir. Bu ifadeye Eylem 79'un değerlendirme kısmında Gürkan Coşkun'ın biraz önce söylediğim ifadesiyle aynı sayfada yer verilmektedir. Buna rağmen iddia makamınca açık çelişkiyi ortaya koyan ve delil niteliği daha kuvvetli olan bu delillere itibar edilmemiştir. Kısaca bir kişinin başkaca bir delille desteklenmeyen, diyebiliyorum şeklindeki soyut beyanı, aksine resmi belgeler olsa dahi başkaca bir incelemeye gerek kalmayacak derecede önemli delil kabul edilmiştir. Bunun kabulü hukuken mümkün değildir. Bu arada Gürkan'ın ifadesi de kollukta müvekkile sorulmuştur. Ben de açıklayacaktım ama müvekkil benden önce açıkladı. Bir icra takibinden dolayı bir husumet söz konusudur ve Gürkan Coşkun eline geçen ilk fırsatta da müvekkile çamur atmaktan geri durmamıştır. Bir insanın ticari itibarı, hayatı böyle bir beyanla lekelenemez ve özgürlüğü elinden alınamaz diyebilmek bunun için yeterli olmamalıdır. Bu bir görgü değildir, delil değildir, bir varsayımdır.
Bir de 'nın ifadesi var. Ben de bunu açıklayacaktım ama müvekkilim açıkladı. , verdiği ifadede, 6 Mayıs 2025 tarihinde verdiği ifadede, İBB ve iştirakleriyle iş yapan neredeyse tüm şirketler hakkında naylon fatura kullandıkları iddiasında bulunuyor. Müvekkil hakkında da böyle bir iddiası var ama doğru olmadığı yine dosyadaki belgelerle sabit. Müvekkil de açıkladı zaten sayın başkanım. Tentek firması da müvekkilin ailesine ait bir şirkettir ve en az üç dört milyon dolar değerinde demirbaşı bulunan faal bir şirkettir. Bu yola tevessül edecek bir tacirin, piyasada naylon fatura kesen bin türlü paravan şirket varken, kendisine ait faal ve değerli şirketini böyle bir suça bulaştırması akla ve mantığa aykırı olduğu gibi hayatın olağan akışına da aykırıdır. Müvekkilin her iki şirketinin de ticari faaliyetleri tamamen yasal ve denetlenebilir mahiyettedir. Müvekkil vergi dairesi tarafından yapılan inceleme ve mahkeme kararından bahsetti. İstanbul 15. Vergi Mahkemesi herhangi bir usulsüzlük olmadığını mahkeme kararıyla tescil etti sayın başkanım. Dosyada da vardır bu karar.
Biraz önce ifadelerini okudum. Müvekkil hakkında konuşan sanıkların hiçbirisinin müvekkilin ticari defter ve kayıtları üzerinde bir görgüleri bulunmadığı, beyanlarının tamamen uydurma bilgilere dayandığı kendi beyanlarıyla da sabit. Hiçbiri, “ben 'in ortağıyım, muhasebecisiyim ya da çalışanıyım, o nedenle ticari ilişkilerini, ticari sınırlarını, sırlarını ve banka işlemlerini bilirim” dememekte. Ya da ihaleyi şu şekilde aldı, ihale konusu işleri yapmadı ya da eksik yaptı gibi bir beyan ve iddiaları da yok. Buna rağmen iddia makamı, herhangi bir somut delile dayanmayan bu ifadelerden şu kanaat ve sonuçları çıkararak iddianame ile müvekkilin cezalandırılmasını talep etmektedir.
Çıkarılan 1. sonuç şu: Firmalara verilen alt ihalelerin hepsi örgütün sistematik işleyişi dahilinde gerçekleşmiştir. İkincisi, örgüte müzahir firmalar üzerinde bırakılan ihalelerin bedelleri tutarında kamu zararı oluşmuştur. Üçüncüsü ise şirket, örgüt üyesinin kullanımına tahsis edilmiştir. Biz de geçen altı ay boyunca iddianamenin müvekkille ilgili kısmını defalarca okuduk ama iddia makamının varsayımına dayanan bu ifadelerden ulaştığı kanaatlere nasıl ulaştığını bir türlü anlayabilmiş değiliz. Zira biz iddianamede sadece iki tane etkin pişmanlık ifadesi dışında başka bir şey göremiyoruz. İddia makamı başka bir delilden de bahsetmemekle bu etkin pişmanlık ifadeleri dışında başka bir delilin bulunmadığını kendisi de kabul etmektedir. Zira dosyada müvekkil hakkında gizli ortaklık ilişkisini gösteren bir veri yoktur. Telefon tapesi yoktur, HTS kaydı yoktur, MASAK raporu yoktur, para transfer verisi yoktur. Talimat ilişkisini ortaya koyan tek bir delil yoktur. Kamu zararını ortaya koyan somut zarar hesabı ya da bir bilirkişi raporu da yoktur sayın başkanım.
Ayrıca dosya içerisinde bu kişilerin birbirleri hakkında da haksız kazanç ve sahte fatura gibi suç iddiaları vardır. Bu durum bile beyanlarına itibar etmemek için yeterli bir gerekçedir. Örneğin , neredeyse sektördeki tüm şirketler hakkında sahte fatura kullandığı veya düzen, düzenlendiği iddiasında bulunurken, Gürkan Coşkun ve başka sanıklar da Serdar'ı naylon faturacı olarak tarif etmektedir. Yani dosyada bütün etkin pişmanlıkçıların aynı zamanda birbirini suçladığı bir tablo var. Geçen günlerde bir meslektaşımız söylemişti. İddia makamının görevi sadece sanığın suçluluğunu etmek, suçluluğunu ispat etmek değildir. Aynı zamanda gereğinde suçsuzluğunu ispat etmekle de görevlidir. Mevcut soruşturmada maalesef bundan sakınılmaktadır. Soruşturma dosyasında bulunan lehe delillerin hiçbirisi hakkında bir değerlendirme yapılmamıştır. Örneğin, alınan bilirkişi raporlarında yer alan ticaret sicil kayıtları, sözleşmeler, iş bitirme belgeleri ile lehe olan tanık beyanlarının tamamı yok sayılmıştır.
Birçok meslektaşım etkin pişmanlık ifadelerinin delil niteliği hakkında geniş ve doyurucu açıklamalar yaptı sayın başkanım. Tekrara girmeden, bizim de katıldığımızı söylemek isterim. Temel saikle kendi cezai sorumluluğundan kaçmak ve tutuklu kalmaktan kurtulmak olan etkin pişmanlık beyanları, ceza yargılamasında mutlak delil değildir ve mahkumiyete esas alınamaz. Kaldı ki sanıklardan 'nin huzurdaki ifadesinde bu beyanların ne şekilde alındığına dair anlattıkları, bu ifadelerin üzerine fazlası ile büyük bir şüphe- şüphe gölgesi düşürmüştür. Geç de olsa bu aşamada yapılması gereken, bu ifadelere itibar edilmemesi, hatta dosyadan çıkarılmasıdır. Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği, mahkumiyet ihtimale veya kanaate değil, kesin ve inandırıcı delillere dayanmalıdır. 15. Ceza Dairesi'nin 15.06.2017 tarihli, 2017/15501 karar sayılı ilanında, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair mahkumiyete yeter delil bulunmaması durumunda beraat kararı verilmesinin bir zorunluluk olduğuna vurgu yapılırken, aynı kararda sanığın sadece birilerinin yanında çalışması veya belirli isimlerle temasının bulunması suçun sübutu için yeterli görülmemiştir.
Sayın heyet, sayın savcım; ceza hukuku açısından CMK'ya göre deliller genel olarak üçe ayrılır. Bunlar; belge delili, beyan delili ve gizli soruşturma tek- tekniklerinden ibarettir. Somut olayımızda belge delili ve gizli soruşturma teknikleriyle elde edilmiş hiçbir delil veya belirti bulunmamaktadır. Müvekkil aleyhine sadece etkin pişmanlığa dayalı beyan delili bulunmaktadır. Bunun da husumete dayalı olduğunu biraz önce açıkladık. Bu husumetli olan tanığın beyanının tek başına hükme esas alınamayacağı hukuki bir gerçektir. Dolayısıyla müvekkilin mahkumiyetine yeter her türlü şüpheden uzak delil bulunmadan hakkında cezaya hükmedilmesi mümkün değildir. CMK yönünden durum budur. Maddi ceza hukuku anlamında ise müvekkilin kendisine atfedilen TCK 158'de düzenlenen suçu işlemesi teknik olarak mümkün değildir. Zira ihale süreci başından sonuna kadar ilgili kurum tarafından hazırlanmakta ve denetlenmektedir. Müvekkilin bu súrece müdahalesi veya denetleme imkanını engellemesi mümkün değildir. Bu nedenle yasanın aradığı hile ve aldatma unsurunun oluşması da söz konusu olamaz.
Kabul anlamına gelmemek kaydıyla müvekkil aleyhine bir ihmal... Ek savunma vermeniz... Ek savunma hakkı vermeniz... İhaleye fesat karıştırma veya edimin ifasına fesat karıştırma iddialarından bahsedilebilir ki, müstet dosyada bu suçun unsurlarının da bulunmadığı ortadadır. TCK 275, 235 ve devamı maddelerinde düzenlenen bu suçlar, kanun koyucunun bilinçli bir tercihi ile kanunda tahdidi olarak çok hareketli bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu suçun ancak kanunda sayılan bu hallerin varlığı ile oluşması mümkündür. Bizim olayımızda kanunda belirtilen bu hallerin hiçbirisi söz konusu olmadığı gibi, iddia makamının da böyle bir iddiası yoktur. Bilindiği üzere 5271 sayılı CMK'ya göre mahkeme iddianame ile bağlıdır. Dolayısıyla mahkemece yapılması gereken iddianame ile bağlılık ilkesi gereği müvekkil hakkında TCK 158. maddedeki suç oluşmadığından beraat kararı verilmesidir.
Şöyle ki, biraz önce belirttiğim üzere TCK 158'de düzenlenen suçun ana unsuru öncelikle hile ve aldatmanın varlığıdır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında dolandırıcılık suçunda aranan hile açıkça tarif edilmiştir. Buna göre hile, basit yalan seviyesini aşmalı, ustaca ve yoğun olmalı, muhatabın inceleme ve denetim imkanını etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olmalıdır. Ancak dosyada bu hile- hile ve aldatma unsurunun nasıl gerçekleştiğinin tarifi yoktur. Kamu kurumu nasıl aldatılmıştır? Hangi sahte işlem yapılmıştır? Hangi belge gerçeğe aykırıdır? Hangi hileyle ödeme alınmıştır? Müvekkil aleyhine tek delil olarak kabul edilen ifadelerin hiçbirinde bu soruların bir cevabı yoktur. Yani müvekkil yönünden 158 kapsamında hile ve aldatmanın varlığı ispatlanamamıştır.
TCK 158'in diğer unsurları ise kast ve kamu zararıdır. Müvekkilin herhangi bir şekilde dolandırıcılık kastıyla hareket etmediği; ihaleye usulüne uygun olarak katılması, sözleşmeyi imzalaması, kurum tarafından istenen teminatları ve damga vergisini süresinde yatırması, zamanında işe başlaması ve sözleşme süresi boyunca kesintisiz olarak devam ettirmesiyle ortadadır. Kamu zararına gelince; dolandırıcılık suçu neticesi itibariyle bir zarar suçudur. Suçun oluşması için ortada bir haksız menfaat ve buna bağlı olarak kamu- kamunun mal varlığında somut bir eksilme olması gerekir. Kamu zararının varlığı; iş yapılmadan para alınması veya işin rayiç bedelden daha pahalı bir fiyatla yapılması halinde kabul edilebilir. Oysa müvekkilin aldığı alt ihaleden dolayı meydana gelen bir kamu zararı yoktur. İş rayiç bedel altında bir fiyatla sözleşmeye uygun ve eksiksiz olarak yapılmıştır. Bilakis müvekkilin kamu lehine menfaat sağlaması durumu söz konusudur. İhale konusu işlerin tamamı İstanbul'un çeşitli meydanlarında bulunan kamuya açık alanlarda sabit ve mobil podyum sahneleri, ses ve ışık sistemleri kurularak ifa edilmiştir. Resimleri biraz önce ekrana yansıttık. Müvekkil bu şekilde dosya halinde tarafınıza iletti Sayın Başkanım. Ayrıca iddianamede ihale bedelinin tamamının kamu zararı olarak belirlenmesi de hatalıdır. Müvekkil bu hususu da açıkladı.
Her ne kadar 18.784.850 TL kamu zararı olduğu söyleniyorsa da bu müvekkille ilgisi olmayan diğer ihale bedelinin de toplamıdır. Müvekkilin aldığı ihalenin bedeli toplam 9.300.000 TL olup pandemi nedeniyle bunun da yarısı yapılamamış. Sadece yapılan işlerin bedeli idareye fatura edilmiş ve resmi kanallarla da sadece yapılan işlerin bedeli tahsil edilmiştir; bu da yaklaşık 4.700.000 TL'dir. Ayrıca ihale süresi 1 yıl olmasına rağmen süre idare tarafından pandemi gerekçe gösterilerek 4 ay uzatılmıştır. Müvekkil 3 dedi ama resmi belgede de yazıyor, 120 gün uzatılmış. Müvekkil bu ek 4 ay boyunca da herhangi bir ilave bedel talep etmeksizin ve tahsil edilmeksizin hizmet vermeye devam etmiştir. Toplamda 16 ay boyunca etkinlik olmasa dahi her an yasakların kalkacağı ihtimaline binaen teknik ekipman ve personelini idarenin kullanımına tahsis ederek etkinlik alanlarında hazır bulundurmuştur. Ancak sadece verilen izinler kapsamında gerçekleşen ve halkın hizmetine sunulan etkinlikler fatura edilmiştir. Bu husus iddia makamının topladığı belgelerle de sabittir.
Sayın Başkanım, ifade sırası gelen ve ifade veren ile da verdikleri ifadelerle müvekkilin suçsuzluğunu huzurda teyit etmiştir. huzurda verdiği ifadede kendisinin hakedış şefi olduğunu ve tüm ihale hakedışlerini kendisinin kontrol ettiğini söylemiştir. Huzurunuzda kendisine müvekkilin müdafii olarak, müvekkil özelinde Eylem 79'a konu olan müvekkilin aldığı alt ihalede yapılan hakedışte bir usulsüzlük tespit edip etmediğini sordum. "Hayır, böyle bir şey tespit etmedim." dedi. Müvekkilin şirketi BTG'yi tanıyıp tanımadığını ve ihale yeterliliğine sahip bir firma olup olmadığı hususunda bilgisi olup olmadığını sordum. Tanıdığını ve yeterli olmasa ihale alamayacağını söyledi. Son olarak müvekkilin gizli ortağı olduğu iddia edilen 'ın yakın mesai arkadaşı olarak; 'ın, müvekkilin şirketi BTG'nin gizli ortağı olup olmadığı hususunda bir bilgisi ya da duyumu olup olmadığını ya da BTG'ye bir ayrıcalık sağlanması hususunda Kültür A.Ş. içerisinde bir çabasına veya lehine bir telkine şahit olup olmadığını sordum. Böyle bir bilgisi, duyumu veya şahitliği olmadığını söyledi.
yine huzurda verdiği ifadede, aynı zamanda dosyada müvekkil aleyhine beyanı bulunan etkin pişmanlıkçı 'nın müvekkil aleyhine verdiği ifadenin de doğru olmadığını ortaya koydu. Bilakis 'nun savunması sırasında 'nın ifadelerinin, Gökhan'ın kendisine aktardığı bilgilere dayandığı açığa çıktı. Hatırlatmak için tekrar ediyorum: , BTG şirketine sahte fatura kesen şirketin Tentek olduğunu demekteydi. Müvekkil kendisine verilen söz üzerine Gökhan'a, kendisini ve şirketini tanıyıp tanımadığını, BTG'nin Tentek isimli şirketten sahte fatura alıp almadığı hususunda bir bilgisi olup olmadığını sordu. Gökhan huzurunuzda böyle bir bilgisi olmadığı şeklinde cevap verdi. Yani Gökhan bu ifadesiyle Serdar'ın, müvekkilin şirketi hakkında öyle bir şey demediğini, dese bile gerçek olmadığını söylemiştir. Müvekkil de açıkladı, Tentek çadır ithalat ve ihracatı yapan, aynı zamanda kiralayan bir şirkettir. BTG aldığı birçok organizasyonda çadır hizmetini bu şirketten almaktadır. Yani kesilen faturalar hizmet alımı karşılığı gerçek faturalardır.
Ayrıca Kültür A.Ş.'nin o dönemdeki genel müdürü da huzurda verdiği ifadede; müvekkilin aldığı alt ihale dahil alt yüklenici ihalelerinin ne şekilde yapıldığını, ihaleye katılım ve alım süreçlerinin ne şekilde yürütüldüğünü, kendilerinden önceki dönem olan 2016-2017 yıllarında yapılan ve aynı olan sözleşme örneklerini de sunarak alt ihalelerinin verilişinde herhangi bir usulsüzlük olmadığını, olamayacağını gayet anlaşılır bir şekilde ifade etmiştir. Yani alt ihale sürecimizde Kültür A.Ş. tarafından önceki belediye döneminde yürütülen sürecin aynısı yapılmış ve aynı sözleşme imzalanmıştır. Aynı zamanda Kültür A.Ş. bünyesinde alt yüklenicilerin yaptığı bütün işleri denetleyen ve fotoğraflayarak raporlayan birimler bulunduğunu; bu raporlar hakedış dosyalarına girmeden ve iş teslimi yapılmadan hakedış ödemesi yapılmadığını da belirtmiştir. Yani müvekkilin aldığı alt ihaleye ilişkin işlerin yapıldığını gösteren belge ve resimler Kültür A.Ş. kayıtlarında da mevcuttur, oradan da celp edilebilir.
Sayın Başkan, bir süredir açıklamaya çalıştığım üzere müvekkilin suçlanmasının ana gerekçesi, kendi şirketini sözde suç örgütü üyesinin kullanımına tahsis ettiği ön kabulüne dayalı bir varsayımdır. Ancak bu varsayımın doğru olamayacağı, şirketin fiili yapısı ve durumu ile de açıkça ortadadır. Müvekkilim, biraz önce yaptığı işlerin bir kısmını açıkladı. Bu şirket, 2011 yılında kurulmuştur ve kurulduğu tarihten itibaren sahip olduğu ciddi teknik eleman ve ekipman altyapısı ile ulusal ve uluslararası birçok organizasyonda görev alan, tüm ticari kayıtları resmi ve denetlenebilir olan bir şirkettir. Müvekkilin kendisi de şahsen sektörün gelişmesinde önemli hizmetleri olan, sektörün duayenlerinden sayılabilecek birisidir.
Biraz önce bahsettiği, yaptığı işlerin daha fazlası dosyada bulunan referans listesinde mevcuttur. İncelemenizi rica ediyoruz efendim. Görülecektir ki müvekkilin ve şirketinin İBB'nin iştiraklerinden alınacak bir ihaleye hiç ihtiyacı yoktu. Böylesine büyük organizasyonlarda görev alan bir şirket hakkında hiçbir teknik inceleme yapılmadan sadece, “diyebiliyorum”, ile biten soyut ve kendisine menfaat temin etmek amaçlı olduğu açık olan bir ifadeye dayanarak aldığı alt ihaleyi kendi ticari başarısından dolayı almadığını iddia etmek, şirketini örgüt üyesi üçüncü kişilerin kullanımına tahsis edildiğini kabul etmek ve yine şirketini tahsis edilmiş yapı olarak göstermeye çalışmak hiçbir şekilde kabul edilebilir bir durum değildir. Tekrar ediyorum, hayatın olağan akışına aykırı olduğu da açıktır. Dosyada iddia edilen gizli ortaklık ilişkisinin veya irtibatının kamu zararına nasıl dönüştüğü teknik ve mali verilerle ortaya konulamamıştır ve Yargıtay uygulamasına göre soyut ilişki anlatısı mahkûmiyet için yeterli değildir.
Bir de şu açıdan bakalım isterim Sayın Heyet. Kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir an için diyelim ki müvekkilin gizli ortağıdır ve ihale danışıklı olarak müvekkilin şirketine verilmiştir. Ama belgeleri ile açıkladığımız üzere ihale konusu iş eksiksiz olarak meydanlarda yapılmıştır. Hakedışlerde bir usulsüzlük yoktur. Kamu parasının kuruşu kuruşuna karşılığı olan hizmet İstanbul halkına sunulmuştur. Hal böyleyken hizmeti eksiksiz teslim eden ve kamunun mal varlığında bir eksilmeye neden olmayan bir taciri kamu zararı yaratmakla suçlamak hukukun lafzına da ruhuna da aykırıdır. Kaldı ki sözleşme imzalandığı sırada muhtemel zararların teminatı olarak istenen teminat bedeli de idarenin kasasına yatırılmıştır. Kısaca, ticari ilişki suç delili sayılamaz. Karşılığı alınan hizmete ilişkin hak edilerek alınan veya verilen para da kamu zararı sayılamayacağı gibi suç geliri de olamaz.
Sayın Heyet, dosyanın müvekkil yönünden tefrik edilmesini talep ediyoruz. Ceza sorumluluğu şahsidir. Müvekkil yönünden dosyanın tefriki artık hukuki bir zorunluluk haline gelmiştir. Çünkü örgüt isnadı yoktur ve yalnızca tek eylem ile yargılanmaktadır. Dosyanın sanık sayısı ve iddia edilen suçlamaların fazlalığı nedeniyle uzun yıllar sürmesi kuvvetle muhtemeldir. Her sanığın hukuki durumu kendi fiili çerçevesinde değerlendirilmelidir. Aksi halde müvekkil kendisiyle ilgisi bulunmayan isnatların gölgesi altında uzun süre yargılanmaya devam edecektir. Bu nedenle tefrik talebimizin kabulünü talep ediyoruz.
Müvekkil için tahliye taleplerimizle savunmamızı bitiriyorum efendim. Müvekkilin suçun vasıf ve mahiyeti, delil durumu, cezaevinde kaldığı süre gözetilerek tutuklu olarak yargılanması artık hukuk ve hakkaniyete açıkça aykırıdır. Dosyadaki delil durumu gözetildiğinde hakkındaki atılı suçlamadan mutlak surette beraat edecektir. Yaklaşık 300 gündür tutukludur ve yasada geçici tedbir olarak düzenlenen tutuklama artık bir koruma tedbiri olmaktan çıkmış, fiili cezaya dönüşmüştür. Müvekkil bir ceza alsa dahi cezaevinde geçireceği infaz süresini fazlasıyla yapmış durumdadır. Kendisi de açıkladı, sabit ikametgâh sahibidir. 15 yıldır aynı adreste ikamet etmekte, 10 yılı aşkın süredir aynı adreste ticaret yapmaktadır. Üstelik ilk operasyonlardan sonra basında çıkan haberlerden adının soruşturmada geçtiğini bilmesine rağmen kaçmamıştır, soruşturma boyunca ulaşılabilir durumdadır. Delillerin tamamı toplanmış olup delilleri karartma ihtimali de yoktur. Suç tarihi olarak ileri sürülen tarihten 6 yıl gibi uzun bir süre geçmiştir. Bu aşamadan sonra delil karartma ihtimalinden söz edilemez.
Evi ve iş yeri aranmış, herhangi bir suç unsuruna rastlanmamıştır. Ayrıca tutukluğun devamı eşitlik ve ölçülülük ilkesiyle de bağdaşmamaktadır. Aynı dosyada hakkında daha fazla eylemden dolayı isnat bulunan birçok sanık tutuksuz yargılanırken müvekkil tek bir eylemden ve tek suç nedeniyle 10 aydır tutukludur. Örneğin kendisi gibi eylem 79 kapsamında aynı suçtan dolayı cezalandırılması istenen bu eylem dışında yanlış saymadıysam 13-14 eylemden daha cezalandırılması istenirken tutuksuz olarak yargılanmaktadır. Hal böyle olunca müvekkilin tutukluğunun devamının nedenlerini anlamakta ve vekil olarak yakınlarına izah etmekte zorlanıyoruz. Ceza muhakemesi hukukunun temel amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Ancak bu arayışta kullanılan araçların lekesiz ve şüpheden ari olması şarttır. Dosyada müvekkilin mahkûmiyetini gerektirecek her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı hiçbir delil bulunmamaktadır. Bu nedenle öncelikle müvekkil yönünden dosyanın tefrikine, alt ihalede bir usulsüzlük olup olmadığı ve kamu zararı oluşup oluşmadığı hususlarında bilirkişi raporu alınmasına, müvekkilin tutuksuz olarak yargılanmak üzere bihaber tahliyesine, Sayın Heyet aksi kanaatte ise en ağırı dahi gerekirse birden fazla adli kontrol hükmü uygulanarak tahliyesine karar verilmesini saygıyla talep ederim.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.