Bu imzalardan bahsetmiştiniz ya Kameroğlu İnşaat ile ilgili. Bu dediniz ki, 'ön imzalar 'e ait'.
Necati Özkan Çapraz Sorgusu
Doğrudur başkanım.
Peki ilk protokoldeki kimin? Oradaki imza farklı gibi duruyor.
O imza 'nun. O 'nun kendi imzası. Çünkü o tarihte artık bir genel müdürü yok inşaat şirketinin, dolayısıyla kendisi imzalıyor.
Öykü Ajans adına değil mi?
Doğrudur başkanım. Evet başkanım, 4 sene sonra…”
Bir de bu Ayşe Hanım 'resmi ortağımdır' dediniz.
Doğrudur başkanım.
Yatırım yapmak için şirkete ortak oldu dediniz.
Kapital diye bizim bir yayın şirketimiz var, orada ortağımız efendim.
Ne zamandan beri resmi olarak ortaklığı başladı?
2001 ya da 2002 olabilir başkanım. Evrak temin ederiz size göndeririz başkanım. 2001, 2002, belki 2003'tür; hani 2005 değildir başkanım. Tam tarihini hatırlamıyorum. Yani en az 20 küsur yıldır benim ortağım başkanım. Her yıl da kar payı öderiz kendilerine. O yüzden bizimle işte yatırım yapmak istediler.
Tamam.
Doğru, doğru Sayın Savcım.
Şimdi 24.09.2025 tarihindeki beyanınızın —hani bir kısmını okuyacağım hatta iki tane kısmını—: 'Bizim fiyat teklifimizi pahalı buldukları için şirketimiz üzerinden reklam kampanyası yapma konusunda anlaşamadık. Projeyi gezdiğimde yatırım amaçlı karlı olabileceğini düşündüğüm ve toplam değeri 400.000 dolara, o günkü piyasa değeri 2 milyon TL'ye toplamda 4 adet daire satın almak üzere anlaştık ve sözleşme imzaladık. Bizzat ile görüşerek yüzde 22,5 indirimle bahsetmiş olduğum rakama anlaştık. Anlaştığımız rakamın tek kalemde TL olarak o dönem 2 milyon TL'yi 2017 yılı Nisan ayında bizzat evden 'na Metrohome sitesindeki ofis-evinde bizzat verdim. Nakit olarak kenarda biriktirmiş olduğum, ofisimin kasasında duran paraları verdim.'
Doğrudur Sayın Savcım.
Yine aynı ifade kapsamında devam kısmında şundan bahsediyorsunuz: 'Kendisiyle Metrohome projesinde reklam anlaşması yapamadığımız ortaya çıkınca aradaki güven ilişkisi zedelendi ve kendimi garanti altına almak için benim ödememi benim adıma 4 daire parası banka yoluyla yatırılmış gösterildi” şeklinde bir ifade...'
Doğrudur Sayın Savcım, doğrudur.
Buna ilişkin birkaç sorum olacak. Şimdi aynı ifade kapsamında öncelikle reklam anlaşması olmadıktan sonra daire almak için anlaşma yaptığınızı beyan etmişsiniz. Reklam anlaşması olmuyor ama bir daire satışı ile ilgili anlaşma yapıyorsunuz?
Hayır, iki ayrı anlaşmadan bahsediyoruz.
Birisi Metrohome projesinin yaklaşık 2000 adetlik bağımsız bölümünün satış kampanyası. O benim üstleneceğim, benim yapacağım; dolayısıyla şirketimin yüzde 15 para kazanacağı bir şey. Demin dedim ya 9 milyon dolar hesapladım ama 6 milyon dolar olur, 6 milyon doların yüzde 15'i olsa 900.000 dolar da ben oradan 900.000 dolar kazanacağım. Bu birinci anlaşma. Yapılamayan anlaşma bu Sayın Savcım. Yapılan anlaşma ise showroom'da, yani satış ofisinde bana gösterdiği ve benim proje üzerinden beğendiğim dairelerle ilgili anlaşma. Bir tanesi 54 metrekare, bir tanesi 55 metrekare 1+1, bir tanesi 120 metrekare 3+1, bir de Ayşe Hanımların evi. Bu kadar. Bunlarla ilgili, her biriyle ilgili Sayın Başkan'a ilettim biraz önce, her biriyle ilgili bütün dokümanlar var Sayın Savcım.”
Şimdi bu reklam anlaşması yapamayacağımız ortaya çıkınca aramızdaki güven ilişkisi bozuldu diye beyan etmişsiniz. Bu şekilde hatta anlaşma olmayınca güveninizin zedelendiği bir ortamda Kameroğlu'ndan daire alıp 400.000 doları elden vermeniz hayatın olağan akışına pek uygun durmuyor açıkçası. “
Bakın biraz önce bir zaman planı gösterdim size, size de bir kopyasını gönderdim. Daireyi aldığımız tarih ve verdiğimiz —yani parasını ödediğimiz— tarih 20 Nisan 2017. 20 Nisan 2017.
İnşaat daha başlangıç aşamasındaydı. Daha hiçbir şey yok. Daha hiçbir şey yok. Dört duvar çevrilmiş o kadar. Dört duvara birer parapet konmuş. Hikaye bu. O zaman anlaşıyoruz, ben yatırıma karar veriyorum, parasını ödüyorum vesaire. Anlaşamadığımız ve reklam kampanyasını benim üstlenemeyeceğim tarih bundan yaklaşık olarak 7-8 ay sonra. Yani şöyle; önce anlaştık, parasını verdik, çalışacağız nasıl olsa, yaz ayları girdi araya, sonbahara ertelendi ve yıl sonuna gelince başka bir ajansla çalışma kararı verdi. Hikaye bu.
Evet başkanım, evet.
Şimdi burada şey meselesi var, imza meselesi var. Başkan Bey de sordu az önce. O kısmı anlayamadığım bir iki konu var onu tekrar soracağım. Şimdi bu soldaki 'nun savcılık aşamasındaki verdiği ifadedeki imzalar ya da tutanak her neyse. Bu yapılan anlaşmadaki 'nun hani reddettiği imza...
Doğrudur efendim. Hayır, bu reddettiği imza değil bu. Bu kabul ettiği imza.
Sayın Savcım bu yıllar sonra, yıllar sonra ben sözleşmeyi devretmeye karar verdiğimde atılan imzadır.
Tamam. Anlamak için şey yapıyorum. Ondan sonra şimdi şöyle; bu 'in bir beyanı var yine bu satışla ilgili.
Beyanı okuyorum şu şekilde ki; o dönem herhalde Kameroğlu genel müdürüydü, daha sonra Beylikdüzü Belediyesi'nde başkan yardımcısı oluyor. 'Kameroğlu İnşaat Genel Müdürü olduğum dönemde , Öykü Ajans adına iki adet daire seçildiğini ve sözleşmenin düzenlendiğini söyledi. Doğrudur. İki adet daire sözleşmesi imzaladık ama daha sonra Adem Bey bunların 'nun talimatıyla bedelsiz olarak Öykü Ajans'a verildiğini söyledi. Ancak bunun hangi amaçla bedelsiz devredildiği konusunda bilgi sahibi değilim' şeklinde bir beyanı bulunmakta. Hani Veysel Bey o süreçte bu satışla ilgili aktif bir sürece dahil oldu mu veya niye böyle bir beyanda bulundu?
Sayın Savcım, zaten bu ifade bile yani ne kadar tehdit ve korku altında ifade verildiğinin kanıtıdır. Nedeni şu: Bakın 20 Nisan 2017'deki bütün belgelerde ki kabaca 150 sayfadır, Sayın Başkan'a ilettim; bütün belgelerde 'in imzası var. Yani bütün sözleşmeleri imzalayan şirket yetkilisi, o sırada şirketin genel müdürü olan . Dolayısıyla neyin ne olduğunu biliyor ama burada geliyor diyor ki: 'Anladığım kadarıyla ya da bana söylediği kadarıyla iki tane daireyi 'a vermişiz.' İki değil dört! İki değil dört! Hepsinin altında onun imzası var!
Tamam, şöyle; Kapital'e devirle ilgili bir anlaşma yapılıyor ya. Kapital'e —Kapital şirketine— devir anlaşmasında 'in imzası var mı?
Hayır, 'nun var.
Orada da yok. Yani hani Öykü'ye devirde de 'in imzası var.
'in ve 'nun attığı imzaların tamamında parayı veren benim, sözleşme şahıs olarak 'la yapılıyor. Sözleşmeyi benimle yapıyorlar, parayı ben veriyorum; bütün o sözleşmelerde 'in imzası var. Aradan 4,5 yıl geçiyor Sayın Savcım; bakın 4,5 yıl geçiyor artık Kameroğlu İnşaat'ta çalışmıyor. Anladığım kadarıyla Beylikdüzü'ne geçiyor sonradan; bu dava sürecinde veriliyor. Oraya geçiyor. O zaman da ben bu sözleşmeleri kendi şirketime devretmek istiyorum çünkü para alacağım oradan ve kendime ev alacağım. Pandemiden sonra evimi satmak istiyorum ve yeni eve girmek istiyorum; devretmek istiyorum diye gittiğimde karşımda artık bir genel müdür yok, şirketin sahibi olarak var. O yüzden 'nun imzası varmış 4,5 yıl sonra.
Necati Bey, güvenmediğiniz bir insanla imzasını teyit etmeden aslında diğer daire... Pardon daha doğrusu şöyle soratım: Bu imza aşamasındaki süreçte Adem Bey ile siz karşılıklı imza attınız mı yoksa atıyorum imzayı siz attınız daha sonra şirkete gönderip bir daha imza mı geldi?
O detayı hatırlamıyorum. Yani tam teyit yok mu o anlamda sizde bir imza?
Hayır hayır şöyle; huzurda, huzurda imza atıp atmadığımı hatırlamıyorum gerçekten. Bakın 7-8 yıl olmuş.
Şu 400.000 dolarlık bir anlaşma ciddi bir rakam hani elden falan o sözleşmede...
Hayır efendim, hayır. Sayın Savcım 400.000 dolarlık bir anlaşma bana yapmıyor ki . O anlaşma yapılmış bitmiş. O bitmiş, o gayrimenkuller benim. Parasını ödemişim, makbuzunu almışım; bütün belgeleri var. Ben kendi adıma, kendi yani şahıs olarak üzerindeki bir gayrimenkulü sahip olduğum şirkete devrediyorum, şirketten nakit para alarak kendime ev almak istiyorum. O tarihte devrediyorum. Aslında güvenmediğim bir insandan herhangi bir şey imza istediğim falan yok. Olmuş bitmiş bir iş, onun için de bir şey değişmiyor; fatura da kesmiyor hiçbir şey yapmıyor. Ortada daha şey bitmediği için, gayrimenkul projesi bitmediği için tapu yok; tapu o zamana ihtiyacım yok. Dolayısıyla sözleşmenin devri sözleşmesi... Anlatabiliyor muyum? Sözleşmenin devri sözleşmesi o. Benim Kameroğlu İnşaat'la şahıs olarak olarak yaptığım sözleşmenin bir tüzel şirkete devri sözleşmesi. Yani dolayısıyla orada artık yani güven yok artık, gerek yok güvene.
Gayet tabii, tabii ki. Bakın her makbuzda benim imzam var. Her banka makbuzunun altında —Sayın Başkan size verdim— hepsinde benim imzam var. Ben oradayım bizzat. Ve ben ile buluşacağım diye düşünüyorum, bana oraya şoförünü mü birisini mi gönderiyor. Ben nakit bekliyorum, çektirip kendi hesabından aktartıyor. Yani oradaki para yatırma işi bir hakikatin belgeye bağlanması işi. Teknik bir iş falan değil ya da hakiki olmayan bir iş değil.
Orada bankadaysanız madem şöyle soratım: İşlem şöyle mi oldu; 2 milyon TL parayı çalışanı çekti, doğru mu?
Doğru, doğru.
Nakit olarak çekti ve daha sonra parça parça halde birkaç dakika içerisinde sizin huzurunuzda, sizin hesabınıza yatırılmış şeklinde
Tamamen doğru... Olayın hikayesi bu. O parayı kimden çekti, kendi hesabından mı çekti, şirket hesabından mı, hesabından mı bunu bilmem. Bunu bilmem, bunu bilmem ama o para çekildi, tek tek bizim sözleşmemizde anlaştığımız rakam tek tek benim adıma yatırıldı ve ben de bankada, gişede... banka bankosunda her bir makbuza imza attım. Çünkü size sorarlar 'bu parayı kim yatırıyor neden yatırıyor kaynağı ne' diye; ben de orada parayı yatıran kişi olarak orada bulunuyorum. O yüzden her bir makbuzda imzam var Sayın Savcım.
Şunu bir açıklığa kavuşturmak lazım; beyan veren o bankadaki şeyin çalışanı, sizin tanımadığınız Aydın bey... sizi tanımadığını beyan ediyor.
Doğru, ben de onu tanımıyorum. Hayatımda ilk ve son kez gördüğüm an odur. Oradaki yarım saatte; daha fazla da görmedim. Adamı görsem tanımam, o da beni tanımaz. Çok doğru, dediği ifade doğru Sayın Savcım.
Evet, Sayın Hâkim, Sayın Heyet; bu soruların da önemli olduğu, bu son sorgudan sonra da daha da önemli oldu. Bir soru daha ilave ettim Sayın Necati hocam, değerli dostum… İmamoğlu İnşaat'tan hiç daire aldınız mı?
Almadım Başkanım. Ben, İmamoğlu İnşaat'ın reklam kampanyasını yapmak üzere beni şeyle tanıştırdınız. 2019 başı ya da sonu, çok hatırlamıyorum. Biz beraber gezdik. Ve dedim ki bu yani ‘Attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değmez.’ Ben bunu yapamam’ dedim ve kampanyanızı da yapmadım.
İyi ki almamışsınız. İyi ki almamışsınız. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde herhangi bir idari göreviniz, resmi göreviniz ya da gayri resmi göreviniz ya da af üst ilişkisi, yani size ait bir personel ya da yönetici kim olursa… Ya da sizi yöneten bir personel, yönetici… Böyle bir yetkiye sahip bir konumunuz oldu.
Başkanım, ifademin ilk bölümünde biraz açıkladım. Ne İBB'de ne iştirak şirketleriyle ilgili herhangi bir pozisyonum, herhangi bir yetkim, herhangi bir sorumluluğum olmadı. Hiçbir amirim olmadı. Dedim ya, ‘ benim amirim de değildir. Benim patronum da değildir. Benim müşterim de değildir’ diye çok özetle söyledim burada. Benim bir makamım da yok. Yani arada bir beni çağırırlar, toplantıya giderim. Ekrem Bey, siyasi bir konu varsa konuya beni davet eder. Giderim, kendi görüşümü söylerim, o kadar. Ve bu ya böyle her gün gidilen bir iş değil. Dolayısıyla herhangi bir idari ya da yönetimsel herhangi bir yetkim, sorumluluğum hiçbir zaman olmadı.
Daha somutlaştırayım sorumu o zaman. Hani anlattınız ama sizden talimat alan herhangi kimse var mıydı? Ya da size talimat veren biri var mıydı?
İBB içinde bana talimat veren hiç kimse olmadı. Benim talimatımı alabilecek kimse de yok. Ben dışarıdan bir adamım. Dolayısıyla kimseye bir talimat vermedim. Ama Ekrem Bey'in, anlattığım gibi, dışarıdan kampanyasını yaparım. Kampanyanın bittiği gün, benim Ekrem Bey'le de ilişkim biter. Dostça çağırırsa giderim; o kadar.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde… Pardon… Bu sorularımı sanırım teyit edersiniz. Beylikdüzü Belediyesi'ni de katarak sormuş kabul edin.
Aynen. Başkanım, zaten ifademde bunu da söylemiştim.
Beylikdüzü ve İstanbul Büyükşehir'deki… Sonuçta örgütü 2013'e kadar dayandıran bir iddia ve iddia makamıyla karşı karşıyayız. İstanbul Büyükşehir Belediyesi veya Beylikdüzü'nde, bir ihale sürecinde ya da bütçe kararında aktif bir rolünüz, karar yetkiniz oldu mu? Müdahil oldunuz mu?
Hiçbir şekilde olmadı. Zaten yani aslında söylediğim cümle, yani İBB içerisinde iştiraklerin içerisinde, Beylikdüzü Belediyesi'nde veya İBB'de ‘hiçbir idari kararda yokum’ derken aslında her şeyi kastettim. Bütçesi, o bütçelerin harcanmasıyla ilgili kararlar, oralardaki ihaleler, onlara girmek, çıkmak… Bunlar asla girdiğim işler değil. Hatırlarsanız; 2014'te Sayın Başkanım, ‘Bir daha kamu kurumlarının ihalesine girmeyeceğime karar verdim’ dedim. Hatırlıyor musunuz? Nedeni şuydu: Ben, 2014'e kadar Sayın Başkanım, şirketimi Ankara'da kurduğum için, kamu kurumlarıyla çok çalıştım. Hani dedim ya neredeyse bütün hükümetlerle çalıştım. Yani bütün ihaleye girdim. Girdiğim her ihaleyi aldım. Dayım olduğundan değil, bir akrabam olduğundan değil; işimi hakkıyla yaptığımdan dolayı aldım. Onu bilerek giriyorsunuz. Ha burada bazı şeyler… İşte bir ay geçmeden falan diyor. Ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yurt dışı tanıtımını yaptım. Bir sürü ülkede, 23 ülkede. Onlar bana bir-iki yıl sonra ödendi. Devlette çalışıyorsanız bunu bilirsiniz. O yüzden devletle uzun yıllar çalıştım ve o çalışmanın gereklerini hep yerine getirdim. Ta ki 2014'e kadar.
2014'te Kemal Kılıçdaroğlu'yla çalışmaya karar verdik. Aydın Ayaydın, geldi beni ziyaret etti. Şimdi AK Parti milletvekili. Benim de bir sürü AK Parti'de arkadaşım, dostum var. Onlardan biridir. Tekrar çalışmaya karar verdik. Ve bu gazetelerde haber oldu. Haber olduktan sonra, tüm kamu ihaleleri bir hafta içerisinde iptal edildi. Bütün sözleşmeler… Ben o gün anladım; eğer siyasi iletişim işi yapıyorsan, devlette iş yapmayacaksın. O gün bugündür hiçbir kamu ihalesine, hiçbir belediyenin ya da iştirakin ihalesine girmem, teklif vermem, çalışmam. Dolayısıyla Başkanım ne İBB döneminde ne Beylikdüzü döneminde ne iştiraklerinde ne de belediye tüzel kişilikleriyle ilgili herhangi bir dahilim olmadığı gibi, herhangi bir ihalenize de girmedim.
Evet, bu da sorum da vardı. Bir soru daha soracaktım, onun cevabını vermiş oldunuz. Hiçbir ihale veya hiçbir iş almadınız. Necati Bey, bu meselesini ben de önemsiyorum. Siz de önemsediğinizi ifade ettiniz. Yani sonuçta böylesi bir hiyerarşik düzenin zerresi, yani ne bileyim, birebir denizde kum tanesi kadar zerresini yaşadık mı biz? Yani ben bir hafıza kaybına mı sahibim? Ya da böyle bir insanın, böyle bir insanın… Ki aramızda neredeyse 13 yılı bitirdiğimiz bir hem profesyonel hem dostluk hem danışmanlık hem siyasi olarak resmi görevler yaptığınız, yani resmi derken benimle ilgili seçimlerde görev yaptığınız ilişkimiz var… Yani denizde kum tanesi kadar diyaloğumun olmadığı, sadece bir fotoğraf çekildiğim bir insan, siz de diyaloglarını söylediniz, yani bu benim yöneticim! Sizin üstünüz! Böyle bir şey! Yani insanı sorası geliyor. Sizinle bir mülakat yaptı mı? Sizi kadrosunu alırken bir iş görüşmesi yaptı mı? Bir örgüt konuşması yaptı mı? Gerçekten merak ediyorum. Bunu bir hem de silahlı kuvvetler deneyiminiz var, bir teşkilatlanma yapısı, bir örgüt yapısı eğitiminiz var. Bunu Allah aşkına bir duymak istiyorum sizden. Nasıl bunu yazabilir? Yani bir ‘fiyasko’ dediniz de ben kelime bile yakıştıramıyorum onun altına. Bu nasıl yazılabilir iddianameye?
Sayın Başkanım, bu davanın konusu olmak için çok girmedim. Yani ile nasıl tanıştık? Hangi koşullarda tanıştık? Ne yaptık? Eğer hani ihtiyaç varsa, sizin için aydınlatıcı olacaksa, birkaç cümleyle anlatabilirim.
Anlattığınız kısım aslında bizim için yeterli.
Yeterliyse, çok şeye gerek yok ama özetle söyledim. 'le ilgili iddianın tamamı mesnetsiz. Tamamı; tarif ediyorum yani ‘paraşütle kondurulmuş’ diye. Paraşütle getiriliyor, konuluyor. Ne benimle ne 'yla hiçbir ilişkisi kalmamış… Casusluk bölümüyle ilgili çok ayrıntılar anlatacağım o davada, burada kimsenin zamanını çalmak istemiyorum. Ve 2019 Ağustos sonu Eylül başında bütün ilişkimiz bitmiş. Bir daha hayatta karşılaşmamışız. Adamın attığı mesaja bakın. Adam attığı mesajda şunu yazıyor Başkan'ım: ‘Necati Bey sizinle çok tanışamazsak da sizinle çok tanışıyor olmasak da’ diye başlıyor adam. Ben, benimle ilgili tedbir kararını alınca Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, bana bir geçmiş olsun mesajı atıyor. Herhangi bir hukukçu, okuma yazması olan herhangi bir vatandaş, sadece o mesaja baksa, burada hiçbir ilişki olmadığını zaten anlar... Ama maksat bu değil, biliyorsunuz.
Evet, son sorum. Yani biz sizinle, aslında bir dostluk, bir siyasi danışman ve kampanya direktörlüğü ilişkisi yaşıyoruz yaklaşık 13 yıldır. Ben bundan bahtiyarım. Ve bu dostluk, gerçekten büyük bir güven, karşılıklı birbirini seven, sayan iki insan ilişkisi ve vatan, millet, memleket meselesi üzerine kurulu da bir ülküsü, ideali var. Yani bunun üzerine bir yol yürüyüşüdür bunun adı. Bu kapsamda, biz sizinle kaç seçim toplantılar yaptık? Tabii yüzlerce. Yani seçim döneminin dışında da birçok toplantıya sizi davet ettim. Böyle masamda oldunuz. Siyasi birtakım hususlar, vesaire… Sizinle kaç seçim kaybettik? Kaç seçim kazandık? Hangileridir?
Başkanım, vatandaşın oy verdiği seçimlerin tamamını kazandık. Bir seçimi kaybettik. Sayın Kadir Topbaş, 'ndan bir şekilde gönderilince, partinizin verdiği görev nedeniyle siz, İBB meclis üyelerinin oy kullandığı bir aritmetik içerisinde, İBB Başkanlığı'na aday gösterildiniz partiniz tarafından. Matematik belliydi. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin temsilcilerinin sayısı CHP'lilerden çok daha fazlaydı. Buna rağmen cesaret ettiğiniz, girdiniz. Dolayısıyla Meclis içerisinde yapılan seçimi kaybettiniz. Bunun dışında bir seçim kaybettiğinizi hatırlamıyorum. Hep şu sorulur Başkanım: Yani bu başarı neden oldu? Bu seçim sonucu nasıl oldu? Yani iletişimden mi oldu? Adaydan mı oldu? İşin sırrı adaydır Başkanım. Aday. Aynı kampanyayı Ahmet'e yapsanız başka sonuç çıkar, Mehmet'e yapsanız başka sonuç çıkar. Burası adayın bilgisi, becerisi, ilişkileri… Her şeyi sonucu belirler. Dolayısıyla sizinle çalıştığımız 4 seçim kampanyası… Beşincisi yarım kaldı. Cumhurbaşkanlığı kampanyası… Dördünü de kazandınız. Bir kez daha Türk milleti adına…
Başka sorunuz var mı?
Başka sorum yok. İnşallah onu da tamamlarız Necati Bey. Kolay gelsin.
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Malumunuz, 4.eylemde biz de suçlanıyoruz. Aslında gayet güzel açıkladınız. Mantıken de çok oturmuyor ama durumu netleştirmek adına sormak zorundayım. Şimdi siz işlemlerinizi 2017 yılında yaptığınızı söylüyorsunuz. Ama da diyor ki, “ beni yönlendirdi” diyor. Sizin hikayenizde zaten mantıklı bir tarafı yok. Dolayısıyla o dönemde 'la görüşmeniz falan da mümkün değil. Dosyada da böyle bir veri yok.
Ama 2109 tanıdınız. Birinci sorum, bu konuyla ilgili herhangi bir konuşma geçti mi 'la aranızda?
Hiçbir şekilde. Çünkü böyle bir konuya dahil olması için hiçbir gerekçe yok. 'nu vasıtasıyla veya vasıtasıyla tanımadım ki. Ben, ile 2005 yılından beri tanışıyorum ve çalışıyorum. 'yla çalışmaya başlamam, 'yla tanışmamdan 10 yıl önce neredeyse. Benim niye aracı olmak için bir başkasının yardımına ihtiyacım olsun.
Doğrudur. Sizin hikayenizde zaten hiç oturmuyor ama netleştirmek için bir kez daha soruyorum. Şimdi 'ı tanımıyorsunuz. Onunla o dönemde hiçbir irtibatınız yok. Zaten dosyada da hiçbir veri yok. Ama Kameroğlu'yla bu görüşmeleri yaparken, bu daireleri alırken, hiç 'ın ismi ya da onunla ilgili…
Hiçbir şekilde geçmedi.
Necati Bey. Az önce 'le son görüşmenizin, daha doğrusu son yazışmanızın 2019 Eylül ayında olduğunu söylediniz. Fakat huzurdaki yargılamada, sözde kurulmuş olan bu örgütün 2013 yılından beri var olduğu iddia ediliyor. Dolayısıyla 'le ilk tanışmanızın tarihi ve çok kısa bir şekilde tanışma sebebinizi açıklar mısınız?
Tabii. 'le biz 2019 tekrarlanan seçimler, 23 Haziran seçimleri biliyorsunuz, 23 Haziran 2019 seçimlerinden 12 gün önce tanıştık. Beni defalarca arıyor; kendisi ya da "Mami" dediği, "manevi annem" dediği hanımefendi. Ancak benimle görüşemiyor. Benden randevu istiyor, ben randevu vermiyorum defalarca. Kendileri söylediler, aktardılar bunu bana. Çünkü ben o sırada şirketimde bile değilim; gece gündüz seçim koordinasyon merkezindeyim. İstanbul seçimleri iptal edilip 23 Haziran'da yeniden seçimlerin yapılmasına karar verilince bütün Türkiye İstanbul'a aktı. CHP örgütleri, CHP milletvekilleri, CHP belediye başkanları; İyi Parti örgütleri, İyi Parti milletvekilleri, İyi Parti belediye başkanları... Hepsi seçim koordinasyon merkezindeler. Sabah 7-8'de giriyoruz, gece 3-4'te çıkıyoruz; öyle bir tempoyla çalışıyoruz. Ve her gün yüzlerce insanla görüşüyoruz, binlercesiyle.
Bu beyefendi o sırada benim ofisimi arıyor, randevu almak istiyor ama bana ulaşamıyor. Benim asistanım o da burada arka şu anda, o bana söylüyor; ben de diyorum ki "Hadi boş ver, boş ver, boş ver." Görevlerimizden biri de insanları o dönemde kırmamak, şey yapmamak hani her gelene "evet" demek, her geleni dinlemek. Benimle görüşemeyince, benimle görüşemeyeceğini anlayınca bir aracı bulmak zorunda kalıyor; bir hatırı sayılır kişi. Ve o hatırı sayılır kişi devreye giriyor. O kişinin kim olduğunu ben de uzun düşündüm, bir türlü hatırlayamadım ama sonra buldum. 'ün "üvey annem" dediği hanımefendiyle yaptığı WhatsApp yazışmaları var. O yazışmalarda benim cep telefonumu hanımefendi 'e atıyor. Ne zaman? 11 Haziran, yani seçimden 12 gün önce. Benim telefonumu atıyor. Diyor ki, "'ın telefonunu buldum falanca kişiden." Orada isim yazılı, ben burada zikretmek istemiyorum çünkü başına her şey gelebilir bu ülkede maalesef. "Ondan buldum" diyor. "Hatta o da" diyor "Pazartesi günü gidecek, kendisiyle görüşecek." Gerçekten de o kişi geldi, benimle görüştü. Dolayısıyla böylece bir tanışıyoruz.
Sayın Başkan, seçimden önce tek bir görüşme; tek bir defa. Bir daha da görüşmemiz yok. Niye tanışıyoruz? Konuşuyoruz. Aracı olan hatırı sayılır kişi diyor ki kendisi de eski bir siyasetçi, "Ya biliyorum artık seçim bitti, bu saatten sonra bir işinize yaramaz ama Amerika'da çok iyi işler yapan bir yazılımcı var, bir teknoloji şirketinin sahibi var. O size yardım etmek istiyor; bu seçimde olmasa bile daha sonraki seçimlerde işinize yarar." Ben öylelikle adama randevu veriyorum. Geliyor, bir yarım saat 45 dakika konuşuyoruz. "Ne yapıyorsunuz, ne ediyorsunuz?" soruyorum. Bana anlatıyorlar, teşekkür ediyorum. Ondan sonra da bana diyor ki: "Size şey atabilir miyim, işte çeşitli tavsiyelerde bulunabilir miyim?" "Tabii ki bulun" diyorum.
Konu şu Başkanım: Bir start-up kurmuşlar, bir yeni girişim. Bizden önce karşı kampa gitmişler. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'na da gitmişler, Emniyet Müdürlüğü'ne de gitmişler; gitmedikleri yer yok. Her kapıyı çalıyorlar, bir şey satmaya çalışıyorlar, hizmet satmaya çalışıyorlar. Fakat mesele şu, sizin ofisinize ilk kez tanışmak üzere birisi annesiyle beraber gelirse, siz o kişinin ne olduğunu ilk bakışta anlarsınız. Yani iş görüşmesine babasıyla, annesiyle beraber gelen bir yeni mezunu asla işe almazsınız. Bu adam da öyle geldi. Ve ben yanında o enteresan şapkalı bir kadındır Ekrem Bey'le fotoğrafı olan karede onu görürsünüz, onu gördüm ve asla o fotoğrafını unutmadım. Sadece onu hatırlıyorum yani. Ve o andan itibaren de notumu verdim: "Bu adamdan bir halt olmaz." Nitekim her mesajına "teşekkürler" diye cevap verdim. Bu kadar Başkanım, bütün ilişki budur.
Müsaadenizle Sayın Başkan, benim genel olarak soracağım soruları Sayın İmamoğlu'nun açması, bir de Sayın Savcının, Mahmut Esat Bozkurt misali ve bir akrabamı hatırlatan çalışmasından dolayı çok saygı duydum bugün Sayın Savcıma. Sorduğu sorularla sorularım gitti. Yani benim kafam gitti. Çünkü, 3628 sayılı kanun kapsamı içinde misiniz diye soracaktım, Sayın Savcım bunu engelledi. Sayın İmamoğlu da 4483 sayılı kanun içinde misin sorularını soracaktı, bunu da engelledi. Ancak iki soru arka arkaya gelecek sayın konuşmacıya.
Saygıdeğer konuşmacı, Talat Turhan'ı hatırlattınız. Talat Bey, son derece net gelir, sıkıyönetim mahkemelerinde, o albayımız, rahmetli albayımız son derece net sorularla cevapları verirdi. Sonunda da o sıkıyönetim mahkemelerinden herkes gibi aklanarak çıktı. Siz bunu hatırlattınız; bir askeriyeden gelen... Tabii katılmadığım size bazı kısımlar var ama şu soruları, 2 soruyu arka arkaya sorup bitireceğim. Bunu öğrenmek istiyorum. “Neden tutuksuz yargılanmadığımızın sorgulanması lazım" dediniz; bence neden böyle davaların açıldığının sorgulanması lazım değil mi? İkincisi, arkasından geliyorum; "Tutuklular özgür değildir" dediniz. Sözünüze katılmıyorum; çünkü tutsaklar hep özgürdür. Zindanlar, onurları için mücadele edelerin özgürlüklerini kısıtlayamaz. Sizlerin tek yapacağı şey, zindanların kapılarını açmak değil midir? Onları yıkmak değil midir? Talat Turhan böyle diyordu. Siz askeri kökenden geldiniz; bu 2 soruma "evet" ya da "hayır" cevabı verin o kadar.
Sayın avukat, Talat Turan'ı hiç tanımadım hayatımda. Ama tabii Harbiyelilik çok ciddi bir eğitimdi. Harbiye, bizim zamanımıza kadar, bu ülkenin omurgasıydı; onurlu olan okullarından bir tanesiydi. Ben de o sınıflardan, o sıralardan geçtiğim için kendimi çok onurlu kabul ediyorum, çok şanslı kabul ediyorum. Devlet bana bu imkanı sağladığı için, devlete hep şükran duydum, milletime hep şükran duydum. Bütün okuduğum okullar, parasız devlet okullarıydı. İlkokuldan sonra Harp Okulu'na kadar okudum. Okulların tamamı, arkasından ODTÜ dahil, Ankara Hukuk dahil tamamı parasız devlet okuluydu. Bu ülkenin kurduğu en önemli değer buydu. Yoksul Anadolu çocuklarının, toplumun en tepesine çıkabilmesini sağlayabilecek bütün mekanizmaları kurulmuştu. Maalesef bugün bunlar da kalmadı. Dolayısıyla sayın Harbiyelinin -Allah rahmet eylesin, tanımadım- söylediği şeyler doğrudur. Ben tabii neticede bir siyasetçi değilim; siyasi bir analiz yapamam. Çok teşekkür ederim.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.

