İBB Davası'nın 20. günü Necati Özkan'ın avukatlarının da savunmalarını bitirmesiyle son buldu.
20. Duruşma Günü
“AİHM son 5 yılda benzer gerekçelerle, yani HTS bazlarıyla ilgili kanıtlarla verilen tutuklama kararlarına ilişkin Türkiye aleyhine 2 bin 353 ihlal kararı vermiş. Bu insanlara 10 milyon 763 bin 538 Euro tazminat ödenmesine hükmetmiş.”
HTS kayıtlarına yönelik AİHM istatistiklerini paylaştı.
“Erol Olçok seçim kazandırdı diye tutuklandı mı? Hakkında davalar açıldı mı ki benim müvekkilim buradadır?”
Erdoğan'ın kampanyacısı Erol Olçok'u örnek göstererek seçim kazandırmanın suç olmadığını vurguladı.
“Müvekkilim sadece Ekrem İmamoğlu'nun seçim çalışmalarını yürüttüğü için sanık sandalyesindedir.”
Av. Erdem, ara değerlendirme için ay sonunu beklemeden müvekkilinin özgürlüğüne kavuşması gerektiğini vurgulayarak beraat talebinde bulundu.
“O tarihte ne İmamoğlu'nun ne de Özkan'ın Beylikdüzü Belediyesi'yle ilgisi var.”
2017'de başlayan projede topraktan girme usulüyle 4 daire için anlaşıldığını, projenin 2023'te iskan aldığını belirtti.
“Size seçim kazanmanın ve seçim kazandırmanın suç olmadığını anlatmaya çalışacağım.”
Necati Özkan'ın avukatı Altın Mimir savunmaya başladı.
Saat 19:00 olmasına rağmen izleyiciler coşkuyla Ekrem İmamoğlu'nu karşıladı. "Türkiye seninle gurur duyuyor" sloganları yükseldi.
Duruşmaya verilen aradan sonra tutuklu sanıklar salona getirildi. Bir izleyici, "Günün sonu aydınlık, rahat olun. Moralinizi yüksek tutun, Türkiye sizinle gurur duyuyor" diye seslendi. Salondan yoğun alkış desteği geldi.
“Buradan da tek bir iddia var: isim. 'İstanbul Senin' ismi tesadüf oldu, 'İstanbul Benim' de olabilirdi dendi. Alt katta Daltonlar Çetesi'nin yargılaması var. Bu mantıkla isimden dolayı Necati Özkan sorumluysa, Red Kit'in yazarı ve çizerini alırlardı o zaman Daltonlar Çetesi yargılaması yapıyor, örgüt üyesi diye. Bu mantığa çıkıyor.”
“Adem Kameroğlu bunu neden yaptı? Adem'in çok şeyi var; zengin adam, malı mülkü ve ailesi var. Adem Kameroğlu ifade verdikten sonra onu ev hapsine ayırdınız arkadaşlar. Birbiriyle hiçbir şekilde örtüşmeyen farklı ifadelerden sonra ev hapsi ödülünü aldı. Huzurdaki etkin pişmanlık beyanlarına ister 'iftira' deyin, ister 'ikrar' deyin; tüm bu ifadeler yasak sorgu yöntemleriyle alınmıştır ve hukuk dairesinde değildir. Yaşadığımız bu sıkıntılar, tarihe bir kara leke olarak geçecektir. Bu nedenle talebim nettir: Anayasa'nın 38/6 maddesi ve CMK'nın 206/A maddesi uyarınca, delillerin tartışılmasından önce bu ifadelerin reddine karar verilmesini talep ediyorum.”
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Silivri'ye inşa edilen yeni duruşma salonunun bir ay içinde tamamlanacağını duyurdu.
“Kabaca hesapladım: Ertan Yıldız 301 yıla kadar yargılanıyor, Murat Abbas 424 yıla kadar yargılanıyor, Ali Nuhoğlu 146 yıla kadar yargılanıyor, Hüseyin Gün 20 yıla kadar yargılanıyor; müvekkilimden daha uzun süreli. Adem Kameroğlu bile 24 yıla kadar yargılanıyor, o dışarıda. Müvekkilim hakkındaki iddia ondan daha düşük. Amaç hak, hukuk, adalet değil, bu tabloyu sağlamaktı. Bütün olay oydu.”
“Hüseyin Gün neden tutuksuz? Sanıklardan bile 'Hüseyin Gün bizim davamızda var mı?' diyen var. Adam o ifadede bile kendini pazarlıyor. 'Mami' diyor, 'Altın vuruş vuracağız' diyor. 'Belediyeye gireceğiz anne' diyor. 50 bin liraya yaptırılan şeyi 3-4 milyon dolara satmaya çalışmış. Hüseyin Gün neden tutuksuz?”
“Mehmet Pehlivan'ın kitabı Lawfare'da da geçtiği üzere, bu durum dünya literatürüne böyle kötü geçiyor. En büyük siyasi rakibini yenemediğin zaman son silah olan yargı silahı kullanılıyor. Etkin pişmanlık ifadeleri adeta bir silah. Bunları teyit etmek, bunları destekleyecek herhangi bir delil kaygısı olmuyor.”
“İnsanlar gece geç vakitlerde avukat olmaksızın ifadeye çağrıldı. Aileleriyle tehdit edildikleri, 'Uzun süre tutuklu kalırsın' dendiği iddia ediliyor. Müvekkilim de dahil olmak üzere insanların 600 kilometre öteye sürgün edildiği söyleniyor. Bir kişi, bu insanların neden 600 kilometre öteye gönderildiğini açıklayabilir mi? Bu yöntemler ilk defa uygulanmıyor; Engizisyon Mahkemelerinde de farklı şekilde karşımıza çıkıyordu.”
“Bu kadar yıldır meslekteyim, hayatım boyunca böyle bir durum görmedim. FETÖ döneminde dahi tahliye olanların %98'i ya savcının tahliye görüşüyle ya da savcının bizzat talebiyle bırakıldı. İnsanların neden etkin pişmanlığa yöneldiğinin başka bir açıklaması yoktur; herkes bu gerçeği gördü.”
“Biz buna 'iki aşamalı baskı mekanizması' ismini koyduk. Herkese örgüt üyeliği suçlaması yöneltildi, herkes etkin pişmanlığa teşvik edildi. İftira öyle bir noktaya geldi ki tek çıkar yol oldu.”
“Rüşvet suçlamasıyla 104 gözaltı yapıldı, son itirazla birlikte toplam 55 kişi tutuklandı. O gün gözaltına alınabilen herkes tutuklamaya sevk edildi. Bu bir meydan okumaydı. Şoföründen sekreterine kadar herkesin tutuklanması mantıklı mı?”
“"Yüzyılın yolsuzluk davası" diyoruz. Eğer bu siyasi bir dava olmasaydı, en büyük yolsuzluk davası bile en fazla 1 yıl civarında sürerdi. Benim müşteki olduğum bir dosyam var; müvekkilim Cumhuriyet tarihinin en büyük dolandırıcılığına maruz kalmıştı. Tek bir kurum üzerinden 36 milyon dolar dolandırıldı. Örgüt yöneticisi 12. ayda tahliye oldu.”
“Sayın Başkan bırakın senedi, elinizdeki imzalı iddianamenin imzaları ya Photoshop ile ya da imza kaşesi ile hazırlanmış.”
“Eğer "yolsuzluk" diyorsan belge bulacaksın. Eğer yolsuzluk varsa suçüstü yapacaksın. Şimdi Adem Kameroğlu'nu ne yapacağız Sayın Başkan? Ne Veysel'in imzasını, ne yetki belgesini, ne de vekaletname verdiğini hatırladın. Ödemeler konusunda yalan söyledin. Her ifaden bir öncekinden daha yalan. Bu yalanlar yüzünden müvekkilim 12-13 aydır tutuklu.”
“Önce itirafçıların beyanı alınmalıydı. Dosyadaki tutukluların çoğu etkin pişmanlıktan yararlananların beyanlarıyla hapiste. Biz de bu kadar patinaj çekmezdik.”
Av. Akalın, müvekkili Özkan için tahliye ve beraat talebinde bulundu. Ardından Av. Erkam Erdem'in savunması başladı.
“Gizli tanık Meşe'nin ifadelerinin birebir aynısı gazetecilerin gözaltına alındığı operasyonda Gizli Tanık İlke olarak soruldu. Evrakta sahtecilik var. Ekrem İmamoğlu'nun diplomasının iptalinin hemen ertesinde operasyon yapıldı. Kimse bu davanın siyasi olmadığına inanmaz.”
Gizli tanık Meşe'nin iddianameye konulmadığına, ifadelerinin İlke olarak tekrar kullanıldığına dikkat çekti.
“Başkanım, 0 metre baz diye bir şey yok. Teknoloji, yalnızca benim telefonumun hangi baz istasyonuna bağlı olduğu bilgisine erişebiliyor ama tam olarak nerede olduğum bilgisine ulaşılmasının imkanı yok. Eğer bu mümkün olsaydı, ABD uydu sistemlerini komple feshedip BTK ile bunun anlaşmasını yapardı.”
İddianamenin büyük bölümünde delil olarak gösterilen ortak baz iddialarına yanıt veriyor.
“Bir sayfa önce 'ait değil' deniliyor, hemen ardından 'benzer' olduğu tespit ediliyor. Bu açık bir çelişkidir.”
Yapı ruhsatındaki imza ile sözleşmedeki imzanın benzerliğini fotoğraflarla ortaya koydu.
Savcılık, Necati Özkan'ın yargılandığı Eylem 4'te polis fezlekesinde bulunan lehe delilleri iddianameye koymamış.
“Bu dosyada 826 kişinin hepsine 'örgüt' sorulmuş. 100 kişiye 'örgüt üyeliği'nden dava açıldı. 726 kişiye örgüt üyeliği denilerek etkin pişmanlık dayatılmak istendi.”
“Savcılık karşısındakini düşman olarak görüyor. Delilleri toplamak yerine var olanları da gizliyor. Lehe olan deliller soruşturma aşamasında toplanmadı. Biz sunduğumuz delillerin aksi ortaya koyulmaya çalışıldı. Lehimize olan hususla ilgili hiçbir değerlendirme yapılmadı.”
“"Yüzyılın yolsuzluğu" denildi bu dosyaya. 1 ay fiziki olarak takip edilmiş buradaki tüm sanıklar. Dosyada bu fiziki takibe dair belge yok sayın hakim. Çünkü bir şey bulamamışlar.”
“Kameroğlu şirketi adına Genel Müdür Veysel Erçevik'in imzası. Hani kimse Adem Beyin şirketin adına imza atamıyordu.”
Resmi belge göstererek Kameroğlu'nun çelişkili ifadesine dikkat çekti.
“Mithat Paşa'ın iddianamesinde bulunan besmele ve tarih bile bizde yok, iddianamemiz gerçek bir belge değil.”
İddianameyi Mithat Paşa yargılamasına benzetti.
Duruşma 1 saatlik aranın ardından yeniden başladı. Tutuklular salona alınırken "Türkiye sizinle gurur duyuyor", "Her şey çok güzel olacak" ve "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganları atıldı. Necati Özkan'ın avukatı Kazım Yiğit Akalın savunmaya başladı.
“Hepinize minnet duyuyorum. Hepiniz şunu unutmayın; yaşasın adalet, yaşasın demokrasi, yaşasın cumhuriyet. Bak, etrafımızda güzel şeyler oluyor. Türkiye'de de olacak. Umudunuzu kaybetmeyin.”
Macaristan seçim sonuçlarına gönderme yaparak seslendi.
Duruşmaya ara verildi.
“Sorgu sıralamasında bir değişiklik olmayacak. İnan Güney'in duruşmalara katılımı için yazıyı yazacağız.”
İnan Güney'in dosyasının birleştirilmesi üzerine açıklama yaptı.
“Vatandaşların oy verdiği tüm seçimleri kazandık. Sizinle çalıştığımız 4 seçim kampanyasının 4'ünü de kazandınız. Cumhurbaşkanlığı yarım kaldı.”
“İnşallah onu da tamamlarız.”
“Denizde kum tanesi kadar diyaloğumun olmadığı bir insan benim yönetim, sizin de üstünüz olarak geçiyor. Sizinle mülakat yaptı mı? Sizi kadrosuna alırken bir iş görüşmesi ya da örgüt konuşması yaptı mı?”
“Hüseyin Gün ile ilgili iddialar mesnetsiz. Paraşütle kondurulmuş. Ne benimle ne İmamoğlu ile hiçbir ilişkisi yok. 2019 Ağustos sonunda tüm ilişkimiz bitmiş. Adam bana 'Sizinle çok tanışmasak da' diye mesaj atmış ya. Okuma yazması olan bunu böyle değerlendirebilir mi?”
“İBB'de resmi ya da gayri resmi göreviniz oldu mu? Sizden talimat alan veya veren oldu mu? İBB'de bir ihale sürecinde ya da bütçe kararında aktif bir şekilde yer aldınız mı?”
“Benim bir makamım yok. Arada çağırılınca toplantıya giderim. Kendi görüşümü söylerim ve biter. Ne talimat alan ne veren oldu. Ekrem Bey'in kampanyasının bittiği gün benim de oradaki işim biter. Herhangi bir dahlim olmadığı gibi hiçbir ihaleye de girmedim.”
“İmamoğlu inşaattan hiç daire aldınız mı?”
“Almadım başkanım. Reklam kampanyasını yapmam için konuştuk. Attığınız taş ürküttüğünüz kuşa değmez dedim, almadım.”
“İyi ki almamışsınız! İyi ki almamışsınız! Maazallah..”
Necati Özkan'ın savunması tamamlandı. Sorgusuna geçildi.
“Bir yılı aşkın süredir özgürlüğümden mahrum edilmemden kaynaklanan zararlarımın, bozulan sağlığımın ve zedelenen itibarımın iadesini; resmen iade-i itibar talep ediyorum sizden. Aleyhime tesis edilmiş tüm tedbir kararlarının ve yurt dışı çıkış yasağının kaldırılarak; beraatimin 'delil yetersizliğinden' değil, masumiyetim nedeniyle verilmesini yüksek heyetinizden talep ediyorum. İstiyoruz ki biz de Almanlar gibi 'Silivri'de hakimler var' diyebilelim. İstiyorum ki Türkiye'nin bu en önemli devlet krizini sonlandırabilessiniz. İstiyorum ki demokrasimizi ve milli birliğimizi tamir edecek bir karara imza atabilesiniz. Sabrınız için teşekkür ediyorum. Bütün arkadaşlarımdan haklarını helal etmelerini rica ediyorum.”
“Adalet bir lütuf değildir, adalet varlığın yasasıdır. Her insanın doğuştan hakkıdır; devredilemez, yok sayılamaz. Hukukun üstündeki o inanç boyutu sarsılırsa, kimse geleceğinden emin olamaz. Omurga eğilirse sistem ayakta kalamaz, başlar dik duramaz.”
“Bu dava siyasi saiklerle şekillenmeye devam ederse sonuçları ağır olur. Adalet Bakanlığı'ının performansı yapılan operasyon sayısıyla ölçülmez. İyi yönetilen bir devlette hapishaneler bu kadar tıklım tıklım olmaz. Bizimle aynı nüfusa sahip Almanya'da toplam 60.000 tutuklu ve hükümlü varken, bizde bu sayı 500.000'e yaklaşıyor. Tahliyeler, özel veya kısmi aflar çıkarmazsak milyonları içeri tıkayacağız. Böyle ülke olur mu?”
“Sonradan bir müvekkilim oldu; bir Türkmen. Saddam'ın zülmünden kaçmış, sınırdaki dağları Kürt aşiretleriyle geçmiş bir müvekkilim. Bana BAAS rejimi altında yaşamanın nasıl bir şey olduğunu anlattı. Dedi ki: 'Seni hedef seçtiklerinde sadece seni almazlar; bütün aileni, bütün sülaleni alıp meydanda sallandırırlar. Biz böyle büyüdük, böyle bir hayat yaşadık.' Ben de dedim ki: 'Yahu olur mu böyle bir şey? Evrensellik nerede? Suçların şahsiliği nerede?'”
Özkan, BAAS rejimi anekdotuyla toplu tutuklama pratiklerine gönderme yapıyor.
Özkan, aleyhinde iftiralar atan Hüseyin Gün ve Adem Kameroğlu hakkında iftiracılıktan cezai hükümler uygulanmasını talep etti.
“Seçim kazanmak, seçim kampanyası yürütmek suç değildir. Bu dava toplumun her kesiminin gözünü diktiği çok özel bir davadır. Çünkü bu davanın seyri ve neticesi ülkemizde demokrasinin, hukuk devletinin, temel hak ve hürriyetlerin, hatta ekonominin seyrini belirleyecektir. Sayın heyetinizin tarihin doğru tarafında yer almasını, tüm dünyaya üstünlerin hukukunu değil hukukun üstünlüğünü göstermesini istiyorum.”
“Sızıntının Nisan 2025'te yapıldığı, sözde satışın ise 26 Mayıs 2025'te başladığı söyleniyor. Ben Nisan'da da Mayıs'ta da tutukluyum! Konuyu bilmediğim gibi, bir sızıntı varsa buna dahil olmam fiziksel olarak da imkansızdır. Sayın Başsavcılık, iddianamenin içine beni oraya buraya koymuş; ama neden koyduğunu muhtemelen kendisi de bilmiyor.”
“İnsanlar yalan söyleyebilir ya da doğruyu konuşabilirler; ama belgeler yalan söylemez. 'Necati Özkan, sen şöyle bir evrak koymuşsun ama bu adam bu evrakın yalan ve üretilmiş olduğunu söylüyor, bu nedir?' diye bana tek bir soru bile sormadı.”
“Gayrimenkulleri devrettiğim 4 kişiden sadece Ayşe Hanım'ı Sayın Savcılık çağırdı. Diğer 3 kişiye 'Bu iş nasıl oluyor?' diye sorup onları davet bile etmedi. Yani burada bile aslında niyetin ne olduğu kendiliğinden ortaya çıkıyor.”
“Oradaki imzalar Adem Kameroğlu'nun imzası değil, genel müdürün imzasıdır. O genel müdür de bu davada sanıktır, ona da soracaksınız zaten: Veysel Erçelik. Oysa ki biz 12 yıllık iş ortağıyız; 3 yılı aşkın süre Pelikan Hill projesinde beraber çalışmışız. Kameroğlu makul bir tüccar gibi davranmadı ve benim iyi niyetimden yararlanarak beni aldattı. Nakit ödediğim rakamın banka makbuzuna dönüşmesini istedim; hikâyenin tamamı budur Başkanım.”
“Lütfen kusura bakmayın sayın iddia makamı ama bu iddianame tam bir fiyasko, asrın fiyaskosu. Bir iddianamenin delile dayanması lazım, akla yatkın olması lazım. Bu iddianame hukuku bükmesi ile tarihe geçecek. Montesquieu 300 yıl önce 'istibdat yönetimleri korkutur, sınırsız yetkileriyle' demişti. Bu dava çok büyük bir dönüm noktasıdır. Aziz Atatürk'ün dediği gibi, 'Korku üzerine egemenlik kurulamaz'.”
“Ben hayatım boyunca hukuka ahlaka aykırı hiçbir iş yapmadım. Ergun Özbudun'dan Anayasa Hukuk dersi aldım. 12 Eylül sonrası 'içinden hukuku çıkartırsın devlet dediğin çeteden başka bir şey olmaz' bunu kafamıza çakıyordu.”
“Sayın İbrahim Kalın, MİT Başkanı. 'Heideger'in kulübesine yolculuk' diye kitap yazdı. Kitaptan okuyor: 'Akşam evinizdesiniz telefon çalıyor, sevdiğiniz bir arkadaş arıyor. Canhíraş bir şekilde konuşuyor, şu anda Madagaskar adasındayım araba kulıyorum. Arka koltukta bir fil bir zürafa bir balina konuşuyor. Türkçe konuşuyorlar ama benim Türkçe bildiğimi anlamıyorlar.' Diyor ki Sayın Kalın, buradaki ilk cümle hariç bütün cümlelerin yanlış olduğunu anlamak için oraya gitmem gerekmez. Bu iddianame gibi bir saçmalığı anlamak için doğruluk kontrolü yapmak gerekmez. Ama ben casusluk davasından tutukluyum.”
“Ben casuslukla suçlanıyorum. Üstelik Hüseyin Gün hiçbir ifadesinde benden veri aldığını söylemiyor. Kendisi de casus olduğunu kabul etmiyor. Hakikat tutarlıdır. Ben Hüseyin Gün'e bağlı bir örgüt üyesi isem hangi veriyi almış benden de istihbarat örgütlerine servis ettirecekim? Ne için? 2 bin dolar mı alacağım?”
“Aile sevgisinden önce vatan sevgisini, baba sevgisinden önce Atatürk sevgisini öğrendim. 50'den fazla ülkeye gittim. Türkiye için çalıştım. Her gittiğim ülkede gitmeden oradaki büyükelçiliğimize yazarım. Her yol mübah değildir, bir devlet vatandaşına kumpas kurmaz bu olmaz.”
“Eylem 4 veya Eylem 13 kapsamında tutuklanmadım; örgüt üyesi olma ve rüşvet verme suçlarından tutuklandım. İddianamenin 258. sayfasında birbirini hiç tanımayan, hayatta bir araya gelmemiş insanları mesnetsiz bir şekilde birleştiriyor. İnsan bir iddianame hazırlanırken bu kadar temelsiz nasıl davranabilir, şaşıyorum. Ankara'da okudum; hukuk 1. sınıf öğrencilerine verseniz böyle yazmazlar. Bunu acaba bir konuk mu yazdı da sonra savcılık dosyaya ekledi?”
“Söz konusu şahısla 3 Eylül 2019 tarihinden sonra ne bir temasım ne de bir işbirliğim olmadığı, tüm dosya içeriğinde nettir. Ben bu beyefendiyle 300 tane HTS vermişsem az vermişim. Çünkü bütün hayatı benim orada geçiyor.”
Hüseyin Gün'le baz eşleşmelerine yanıt: seçim koordinasyon merkeziyle Gün'ün evinin çok yakın olduğuna dikkat çekti.
“Bu dilekçe 250 küsur sayfadır; bunun sadece 6-7 sayfası olayı özetliyor, geri kalanın tamamı ise olayla ilgili belgeleri içeriyor. Herhangi bir roman veya hikaye anlatımıyorum. Ben 42 yıllık bir işletmenin sahibiyim. 42 yıldır işim, gücüm iletişimdir; reklamcılık yapıyorum. Tam 25 yıl boyunca çalıştığım Kalyon İnşaat gibi devlerle iş yaptım. Ben müşterilerin kapısını çalmıyorum, hep onlar geliyorlar çünkü yaptığım işten sonuç çıkıyor. Ben yağmur yağdırıyorum sayın başkanım.”
“Baktılar ki dilekçelerimin sonu yok; önce ortağım, aile dostum Ayşe Hitchins'i gözaltına aldılar. Tek nedeni benim yakınlığım. 65 yaşında bir kadın kızcağızı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nda ağlattılar ve sonuçta bu davanın sanıklarından biri haline getirildi. 'Sen adamı bana getir, ben ona suç bulurum' anlayışı ne zaman buraya geldi? Bu ülke, bu yargı sistemi ne zaman bu hale gelebildi?”
“Sonra birileri bu arkadaşın kulağını çekiyorlar. Ve arkadaş tehditleri ve riskleri anlıyor tabii ki. Ondan sonra Adem Kameroğlu bir yalan makinesine dönüşüyor, bir iftira makinesine dönüşüyor. Etkin pişmanlık ifadesi veriyor ve şöyle başlıyor: 'İşin ciddiyetini anladım.' Ve bunu söylediğini ben nereden öğreniyorum? Benim favori bir gazetem var; Yeni Şafak Gazetesi. Gelecekten haberler veriyor her seferinde. Haziran sonunda Yeni Şafak'ta ben bu ifadeyi okuyorum.”
“Adem Kameroğlu isimli bir iş adamı dahil ediliyor. Kameroğlu İnşaat'ın ortağı, yöneticisi. Aynı zamanda Kameroğlu Kuyumculuk'un sahibi. Yani oldukça varlıklı bir aile. İlk ifadesini veriyor, özgür ifadeyle; Adem Kameroğlu ne benden bahsediyor ne buradan herhangi bir olaydan bahsediyor. Benim aleyhime verdiği tek bir ifade bile yok, tek bir suçlama yok. Ama sonra iş değişiyor.”
“Bugün benim 391. günüm. Tam 391 gündür özgürlüğümden, hayatımdan, ailemden uzak durumdayım. Eylem 4 kapsamında isnat edilen suçla ilgili olarak bana kollukta, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nda ya da nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğinde tek bir soru sorulmadı. Tam 7.5 ay boyunca.”
“İstanbul Senin uygulamasının hiçbir şeyini bilmem. Bu aplikasyon veriyi nerede toplar nerede saklar anlamam. Ben 67 yaşıma basacağım, internette ve teknolojide doğmadım, dahası alanım bu değil, uzmanlığım bu değil. Savcılık, hiçbir kanıta, emareye, ifadeye ve hakikate dayanmayan bir değerlendirme yapıyor.”
“Bugün bu saate kadar bu eyleme, 13. eyleme dair bana tek bir soru sorulmadı. Örgüt üyeliğinden, rüşvet vermekten tutukluyum. Eylem 13'ün içinde hiçbir yerinde yokum. Ama özel vasfa haiz örgüt üyesi olarak hakkımda ceza arttırımı isteniyor. Hoppala, nerede hangi gün, hangi ifade, herhangi birinin herhangi bir ifadesinde buna ilişkin en ufak bir cümle var mı?”
“Bu iddianame 2 kere 2 mor diyor, 2 kere 2 beş dese altı dese tartışırız ama bu kırmızı diyor mor diyor. Mesnetsiz bir ithamda bulunuyor. Bir iddianame bu kadar temelsiz bu kadar çürük nasıl yazılıyor?”
İddianamenin 13. Eylemi'ndeki iddiaları eleştiriyor.
İBB İddianamesi'nin 13. Eylemi şu ana kadar en tartışmalı eylem. İddianamede şu deniyor: "Ekrem İmamoğlu'nun talimatıyla; Murat Ongun tarafından planlanan, teknik detayları Hüseyin Gün tarafından hazırlanan, İsmet Koyun tarafından hayata geçirilen, koordinasyonun Necati Özkan ve Melih Geçek'in yaptığı 'İstanbul Senin' uygulaması ile kişisel verilerin işlenip toplumu manipüle etmeye çalıştıkları anlaşılmıştır."
“Kameroğlu'nun etkin pişmanlık ifadesinde 'İnşaatım da bitmek üzereydi ve iskan başvurusu aşamasındaydı. O yüzden 4 daire verdim' derken alenen bir başka yalan söylüyor. Zira inşaat 2017'de değil tam 4 yıl sonra Ekim 2021'de tamamlandı. İskan ruhsatı ise Mayıs 2023'te alındı.”
Özkan, itirafçı Adem Kameroğlu'nun ifadesindeki çelişkilere dikkat çekti.
“Özellikle bir yılı aşkın süredir yürütülen operasyonlar, gözaltılar sonucunda artık tarif edilemez bazı detaylar, ne olduğu belli olmayan işkenceye dönüşür hale ulaştı. O tutuklama kararlarının altına imza atanlar terfi ettirildi ama bu insanlar 11 aydır tutuklu.”
“Tanıtımını yapmış olduğum projelerin bir kısmında, aynı zamanda yatırımcı oldum. İndirimli fiyatla, peşin ve topraktan girme prensibiyle gayrimenkul yatırımları yaptım. Projeler tamamlanır tamamlanmaz da tümünü sattım. Elde ettiğim geliri her seferinde maliyeye bildirdim ve vergilerimi eksiksiz ödedim. İlgili dilekçemde tüm bunların delillerini sundum.”
Özkan, itirafçı iş insanı Adem Kameroğlu'nun iddialarına yanıt verdi.
Mahkeme Başkanı'nın daha önce Eylem 13 hakkında "En anlamadığımız, anlamakta en zorlandığımız eylem bu oldu" dediği hatırlatıldı. Eylem 13 kapsamında İBB Bilgi İşlem Dairesi personeli Emrah Yüksel, davanın en genç tutuklusu Yazılım Mühendisi Iraz Bayrak, İSTTELKOM AŞ Genel Müdürü Melih Geçek, İBB Akıllı Şehirler Müdürlüğü veri uzmanı İsmet Korkmaz, Bilgisayar Mühendisi Mehmet Çağlar, Şehir Plancısı Nuri Cem Ceylan, CHP Bilgi İşlem Sorumlusu Orhan Gazi Erdoğan, İBB Dijital İçerik Koordinatörü Ulaş Yılmaz ve Reklamcı Yusuf Utku Şahin de tutuklanmıştı.
“Eylem 13'te insanların dinlendikten sonra karar çıkmasında da bir engel olmadığını düşünüyorum.”
İmamoğlu, Eylem 13 kapsamında tutuklanan sanıklar için tahliye çağrısında bulundu.
“Geçen hafta savcının ‘haddinizi aşarsınız haddinizi bildiririz’ tehdit cümlesinin sahibi kimdir? Burada kayda girdi, ben tehdit edildim. Bu tehditler kimler adına, hangi örgüt, hangi kurum adına tehdit edildim? Tehdit hangi kapsamda? Can güvenliği mi, mal güvenliği mi, aile güvenliği mi? Bu aleni tehdit karşısında bir işlem yapacak mısınız? Siz benden mesulsünüz.”
“Bizim alacağımız bir tedbir yok.”
“Tedbiri ben alacağım, gerekeni yapacağımdan kuşkunuz olmasın. Arkamızda millet var.”
“Bu yargılamaya boca edilen başka konular da muhtemel. Bu kural tanımazlığın hukukun kurallarını altüst eden bu durumun bizi yoracağını, yargılamaya zarar vereceğini düşünüyorum. Tabii ki üzülüyoruz.”
“Benim şoförlerim ne için tutuklandığı belli değil. Bu sayfanın kapanması gerektiğini düşünüyorum. Akıl almaz bir iş. Utanç verici bir durum. Bu insanlar aile sıfır maaş insanlar.”
“11 ayı geçen tutuklulukla hâlâ hiçbir şeyi belli olmayan insanlar var. Onur Gülin, Doğukan Arıcı gibi isimler önce serbest bırakılıp tekrar tutuklandı. Recep Çebeci ve Zekai Kıran gibi isimlerin ne gerekçeyle tutuklu oldukları dahi açık değil. Bu insanları birileri unuttu mu? Türk yargısı birilerini unutur mu zindanda?”
“Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney bu dosyaya eklendi. Ne zaman katılacağı konusunda bilgi sahibi olmadığını bana söyledi. Bir eylem eklenmedi. Yeni bir eylem mi oluşacak, mevcut eyleme mi eklenecek?”
Beyoğlu Belediyesi'ne yönelik hazırlanıp İBB dosyasıyla birleştirilen iddianameyi sorguluyor.
Tutuklular alkışlarla salona girdi. Yakınları sevdiklerine seslendi: "Iraz günaydın kızım", "Necati bey seni seviyoruz", "Başkanım Ekrem başkan günaydın sizi çok seviyoruz", "Sonuna kadar buradayız"...
İBB Davası'nda 6. hafta başlıyor. 89'u tutuklu 407 sanığın yargılandığı davada 20. oturum bugün gerçekleşecek. Bugüne kadar 28 isim hakimlik sorgusunu tamamladı. 29. isim olarak Necati Özkan son duruşmada kürsüdeydi ve savunmasına devam ederken duruşma 20. güne ertelenmişti. Özkan'ın savunmasının ardından tutuklu isimlerden Esma Bayrak kürsüye gelecek, ardından süre kalırsa KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt'a söz verilecek.
Tutuklular alkışlarla salona giriyor. İBB Davası'nın 6. duruşma haftası başlıyor.
Duruşma başladı. Ekrem İmamoğlu söz aldı.
İmamoğlu'nun konuşması salonda alkışla karşılık buldu. Ardından Ekrem İmamoğlu'nun siyasi iletişim danışmanı Necati Özkan'ın savunmasına geçildi.
AİHM, Türkiye'den İmamoğlu'nun tutuklanmasına ilişkin 6 kritik soruya yanıt istedi: Tutuklama için makul şüphe var mıydı? Tutukluluk kararları yeterli gerekçelere dayanıyor mu? Tutuklama siyasi amaçlarla mı uygulandı? Bu süreç seçimlere katılım hakkını ihlal etti mi? Son iki soru, Türkiye'den yapılan başvurularda ilk kez bu kapsamda yöneltildi. Mahkeme ayrıca İBB dosyasının tamamını ve ceza davasına ilişkin tüm belgeleri istedi.

