Ben iki evlat yetiştirdim. Emekli bir memurum. Onları pırlanta gibi yetiştirdim. Gördüğünüz gibi tertemiz bir savunma yaptı.
Fatoş Ayık'ın babası
Ben iki evlat yetiştirdim. Emekli bir memurum. Onları pırlanta gibi yetiştirdim. Gördüğünüz gibi tertemiz bir savunma yaptı.
Fatoş Ayık'ın babası
“Öpüyorum ellerinizden. Biz de gurur duyuyoruz kızlarınızla. Tüm Türkiye'nin hazinesi onlara emanet edilir. Öyle liyakatli insanlar.”
İBB Davası'nın 49. günü ve 13. haftası, 'ın savunması ve çapraz sorgusunun ardından sona erdi.
“Sorgunun bugünkü duruşmada tamamlanmasını istiyorum; rahatlıkla yanıtlıyorum, cevap veremeyeceğim bir soru yok.”
Savcı, sorularına pazartesi günü devam edebileceğini söyledi.
“9 Mart'tan bu yana savunma yapan hiçbir sanığa bu kadar çok soru sormadınız; bütün soruları biriktirdin herhalde savcım.”
'ın çapraz sorgulaması sürerken duruşma savcısı art arda çok sayıda soru yöneltti.
“'nın sürekli aramasından rahatsız olduğumu Pınar Türker'e söylemiştim. O da 'yı bu konuda uyarmıştı.”
'ın savunmasını tamamlamasının ardından çapraz sorgusuna geçildi.
savunmasını tamamladı. İzleyici sıralarında bulunan emekli polis babası gözyaşları içinde "Seninle gurur duyuyorum kızım, gurur duyuyorum" diye seslendi; salonda destek alkışı yükseldi ve Ayık kürsüde gözyaşlarını tutamadı.
“Emekli bir polis memurunun kızı olarak onurlu bir hayat yaşadım; bu suçlardan tutuklu olmak benim ve ailemin onurunu kırmaktadır. Ailemin başını öne eğdirecek hiçbir şey yapmadım. Tahliyemi talep ediyorum.”
“Yaklaşık bir yıl önce, tutukluluğumun üçüncü kez devamına karar verildiğinde, kendi el yazımla bir itiraz dilekçesi hazırlamıştım; büyük bir samimiyetle yazmış, sonucunu umutla beklemiştim. Ancak duruşmalar başladıktan sonra tutukluluk değerlendirmelerinin nasıl yapıldığını dinlediğimde, o dilekçemin tek satırının dahi okunmadığını düşündüm. Bu nedenle tahliye talebimi, o dilekçemin son paragrafını okuyarak bir kez daha sunmak istiyorum.”
“Soruşturmadan haberim vardı ama hayatıma normal şekilde devam ettim. Kaçma ya da delil karartma şüphem söz konusu değil, zaten 15 aydır tutukluyum. Bu dosya kapsamında rüşvet aldığını itiraf eden ya da bana ithaf edenler dışarıdayken, bir kuruş bile maddi çıkar elde etmediğim ortadayken hâlâ tutukluyum.”
“Sevdiklerime ayda yalnızca bir saat dokunabiliyorum. Bu süreçte beni en çok üzen şeylerden biri annemin ve babamın bu yaşlarında yaşadıkları üzüntü oldu.”
“17 Şubat tarihi itibarıyla soruşturmadan haberimiz vardı. 10 Mart'ta telefonla davet edilmem üzerine emniyete giderek ifade verdim. İfadeden sonra normal hayatıma devam ettim. Benimle ilgili toplanacak ya da araştırılacak herhangi bir delil en baştan beri yoktu. Tüm evraklar zaten bu dosya içerisinde; Medya AŞ'ye ait bütün ihale dosyaları ve belgeler de ilgili kurumların elindedir. Bu aşamadan sonra kaçma ya da delil karartma ihtimalinden söz edilmesi mümkün değildir.”
“Üstelik tutuklanmadan önce, ifadem ve sorgum sırasında bana örgüt ve rüşvetle ilgili tek bir soru dahi sorulmamıştı.”
“Başkanım, pek çok tutuklu sanık aleyhlerinde somut hiçbir delil yokken sadece etkin pişmanlık ya da gizli tanık ifadeleri nedeniyle tutuklu olduklarını anlattılar. Ama ben aleyhime tek bir delil de, tek bir beyan da olmadığı halde hem örgüt üyeliği hem de rüşvet alma suçlamalarıyla tutuklandım ve 15 aydır tutukluyum.”
“Reklamist firmasının sahibi Nihat Sütlaş ile 'un ilişkisini bilmem mümkün değildi. 'un Reklamist'in gizli ortağı olduğu iddiasını ifadelerden duydum.”
“Hakkımdaki tüm dolandırıcılık suçlamaları mesnetsizdir, kabul etmiyorum. İhalelere davet edilen firmaları ben belirlemedim.”
“Bilirkişi raporlarında, Medya A.Ş.'nin yaptığı ihalelerde herhangi bir usulsüzlük bulunamadığı belirtildi. Bu da görevimizi hukuka uygun bir şekilde yerine getirdiğimizi göstermektedir.”
“Ben hiçbir zaman kimsenin ihaleye katılmasına engel olmadım. Kimsenin ihaleye katılmasını sağlamadım. Şartnamelere hukuka aykırı hükümler eklemedim. Kimseye gizli bilgi vermedim. Özetle, ihaleye fesat karıştırma suçu kapsamında tanımlanabilecek herhangi bir eylem gerçekleştirmedim. Görev yaptığım süreçlerde de böyle bir duruma tanıklık etmedim. Eylemlere ilişkin açıklamalarım bu şekildedir.”
“Sayın Başkanım, benim görev, yetki ve sorumluluk alanım içerisinde hukuka aykırı, usulsüz, kamu zararına yol açabilecek, herhangi bir kişiye haksız menfaat sağlayabilecek tek bir işlemim olmamıştır. Hiçbir zaman böyle bir amaçla hareket etmedim. Hatta böyle bir düşünce içerisinde dahi olmadım. Bunu özellikle ifade etmemin sebebi, yalnızca dolandırıcılık suçunu değil, ihaleye fesat karıştırma suçunu da işlemediğimi açıkça ortaya koymaktır. Kaldı ki yargı kararlarında da belirtildiği üzere, hakkımızdaki bazı iddialara konu edilen alt yüklenici alımları hukuki anlamda ihale niteliği taşımamaktadır.”
“Yapılmamış bir iş yoktur. Eksik yapılmış bir iş yoktur. Haksız hakediş alınmış bir iş yoktur. Bunu özellikle tekrar etmek istiyorum. Bilirkişi raporlarında bu yönde herhangi bir tespit bulunmamasına rağmen, hiçbir somut gerekçeye dayanmaksızın bazı firmalar örgütle ilişkilendirilmiş ve bu firmaların sözleşme bedelleri kamu zararı gibi değerlendirilmiştir. Bu iddiaların dayanağının ise söz konusu firmaların kendi ticari ilişkileri veya başka iştirak şirketleriyle olan faaliyetlerine ilişkin bazı beyanlar olduğu anlaşılmaktadır. Oysa ne bilirkişi raporlarında böyle bir tespit vardır ne de benim bu ilişkilerden haberdar olduğuma dair herhangi bir delil bulunmaktadır. Bu nedenle bu eylemler bakımından dolandırıcılık suçunu işlemediğimi özellikle belirtmek isterim.”
“İddianamede aleyhime delil gibi sunulan yazışmalardan birkaç örnek vermek istiyorum. İhaleye çıkmaya karar verme gibi bir yetkim olmadığını birazdan detaylı olarak açıklayacağım. Yazışma içeriklerine bakıldığında, 27 Şubat tarihinde Yapım Koordinatörü ile yapılan bir yazışmada bana bir ihale sorulmaktadır. Daha önce bir ihale yapılmış, sonrasında benzer bir ihale yapılıp yapılmayacağı sorulmaktadır. Ben de artık bu soruların sürekli bana yöneltilmesinden dolayı ekip arkadaşlarıma, 'İhale yapma yetkisi sizde de bende de değil.' şeklinde cevap vermekteyim. Bu yazışmalara dayanılarak ile irtibatlı olduğum ileri sürülmüştür. Oysa benim ile bu yazışmalar kapsamında hiçbir yazışmam bulunmamaktadır. 'dan talimat almam, onun isteklerini yerine getirmem gibi bir durum söz konusu değildir.”
“Bilgisayar yazışmalarına gelecek olursak Sayın Başkanım; öncelikle suçlamalara baktığımızda, isnat edilen eylemlerin 2020, 2021, 2023, 2024 ve 2025 yıllarına ilişkin olduğu görülmektedir. Buna karşılık dosyada yer alan yazışmalar yalnızca 2025 yılına aittir. Biz zaten 2025 yılı Mart ayında tutuklandık. Bu yazışmaların hem örgüt üyeliğine hem de 2020, 2021, 2023 ve 2024 yıllarındaki olaylara delil gibi sunulduğu görülmektedir. Ancak yazışma içeriklerine ve tarihlerine bakıldığında bunların iddia konusu olaylarla hiçbir ilgisinin olmadığı açıktır.”
“ ile telefon irtibatlarıma bakıldığında bunların ağırlıklı olarak 2020–2021 yıllarında gerçekleştiği görülecektir. Bu görüşmeler, sözleşme süreçleri, tekliflerin alınması, sözleşmenin imzalanması ve işlerin yürütülmesine ilişkin süreçlerle ilgilidir. Bunun dışında 2024–2025 yıllarında birkaç telefon görüşmesi bulunmaktadır. Kısacası telefon irtibatları da dahil olmak üzere kendisinden talimat aldığım ya da onun yönlendirmesiyle hareket ettiğim yönündeki iddialar doğru değildir. Burada bir hususu daha eklemek isterim. 2020–2021 yıllarında ben henüz birim yöneticisi değildim; satın alma personeliydim. Bu nedenle tedarikçilerle görüşmeleri de satın alma personeli olarak bizler yürütüyorduk.”
“Benim ile birlikte hareket etmem de söz konusu değildir. 'yı 2020–2021 yıllarında Medya A.Ş. ile olan hizmet sözleşmemiz nedeniyle tanıdım. Sonrasında da 'un danışmanı olarak bildim. Ancak 'nın Medya A.Ş. üzerinde resmî bir danışmanlık görevi yoktur. İddianamede belirtildiği üzere Medya A.Ş.'nin işleyişinde yer alması veya işleyişine müdahale etmesi gibi bir durum da söz konusu değildir.”
“Ben hiçbir zaman 'dan veya 'dan talimat almadım. İBB Danışmanı, aynı zamanda Medya A.Ş.'nin Yönetim Kurulu Başkanı ve örgütte yönetici olduğu iddia edilen ile tek bir telefon irtibatımın dahi olmadığı HTS kayıtlarıyla sabittir. Kendisiyle herhangi bir toplantı ya da kurum dışı görüşmem olmamıştır. Kişisel bir tanışıklığım da yoktur. 15 yıl içerisinde personelken müdürüme, müdür olduktan sonra da genel müdürüme karşı sorumluluklarım olmuştur. Bunlar dışında hiçbir kişi, kurum ve hatta yönetim kurulu başkanlarıyla dahi görev, sorumluluk ve yetkilerim bakımından herhangi bir irtibatım veya talimat almam söz konusu olmamıştır.”
“Örgüt suçlamasıyla ilgili açıklama yapmak istiyorum. Öncelikle belirtmem gerekir ki; ben her şeyden önce İBB'ye veya Medya A.Ş.'ye Sayın ya da şimdi iddia edildiği kadarıyla herhangi bir kişi nedeniyle girmiş değilim. Ben İBB'ye 2010 yılında, rahmetli Kadir Topbaş döneminde girdim. Medya A.Ş.'nin kurulduğu ilk günden, gözaltına alındığım güne kadar yaklaşık 15 yıldır Medya A.Ş.'de çalıştım. Bu durum tek başına örgüt üyeliği suçlamasının dayanaksız olduğunu göstermektedir.”
“Sayın Başkanım, özellikle belirtmek isterim ki hayatım boyunca hiçbir örgüte üye olmadım, hiçbir örgütün amaçları doğrultusunda hareket etmedim, kimseden talimat almadım, herhangi bir örgütün varlığından dahi haberdar olmadım. Hak ederek aldığım maaşım dışında suç teşkil edecek tek bir menfaat elde etmiş değilim.”
“İBB yönetiminin hangi siyasi partide olduğundan bağımsız olarak görevimi her dönem aynı profesyonellikle yürüttüm; hiçbir zaman herhangi bir siyasi yapının parçası olmadım. Medya A.Ş.'de uzman kadrosunda başladım, her dönem terfi ettim. Özellikle müdür olarak ihale süreçlerinin mevzuata uygun yürütülmesi amacıyla satın alma ve gelir getirici satış prosedürlerinin geliştirilmesini sağladım; mevzuata uygunluk, hesap verebilirlik ve kamu kaynaklarının etkin kullanımı için iş süreçlerini geliştirdim.”
“2010 sonunda İstanbul'a taşındım, İBB'ye başvurdum; 2010 Şubat'ta İnsan Kaynakları tarafından mülakata davet edildim, başarılı bulundum ve Dış İlişkiler Müdürlüğü'nde iş teklifi yapıldı; 2010'da orada çalışmaya başladım. Yaklaşık bir yıl sonra, rahmetli Kadir Topbaş döneminde bir internet televizyonu projesi (bugün İBB TV) vardı; kurum içi başvurularla, iki aşamalı mülakattan geçerek bu projede görev aldım. O dönem Medya A.Ş. henüz kurulmamıştı; daha sonra İstanbul Dijital Medya A.Ş. kuruldu. Şirket 9 Eylül 2011'de kurulduğunda ilk çalışanlardan biri bendim, sicil numaram dörttü. 2011 Eylül'ünden gözaltına alındığım güne kadar Medya A.Ş.'de çalıştım.”
“Ben emekli emniyet mensubu bir babanın ve emekli bir annenin iki evladından biriyim. İstanbul'da doğdum, babamın şark görevinden sonra Ankara'ya taşındık; ilkokuldan üniversiteye Ankara'da okudum, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunuyum. Yabancı dillere ilgim nedeniyle İngilizceyi ileri seviyeye taşıdım, mezuniyetten sonra Almanya'da bir turizm okuluna yazıldım, yaklaşık bir yıl Almanya'da kaldım. Döndükten sonra Antalya'da turizm sektöründe yaklaşık yedi yıl çalıştım; Rus turistlerle çalışıldığı için Rusça öğrendim.”
“Sayın Başkanım, savunmama başlamadan önce, 15 aydır işlemediğim suçlar ve varlığından haberdar dahi olmadığım sözde bir örgüte üye olma iddiasıyla tutuklu olduğumu; özgürlüğümden, ailemden, işimden ve hayatımdan koparıldığımı belirtmek isterim.”
Medya A.Ş. Satın Alma ve İhale Müdürü kürsüye çıktı ve savunmasına başladı.
“Müvekkilim hiçbir zaman Medya A.Ş. Yönetim Kurulu üyesi olmamıştır. Gizli tanık Çınar yalan beyanda bulunmuştur.”
yumruğu havada salona girdi; salon "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganıyla inledi. CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ile İmamoğlu, yumruklarını havaya kaldırarak selamlaştı.
, salondan eşi 'na 'Dilek'çiğim, iyi misin?' diye seslendi; 'Hepinizi çok seviyorum' dedi.
“İtirafçılardan 'in savunmasının öne çekilmesi ve tahliye edilmesi, adalete olan inancı sarstı. Geçmiş duruşmalar ve yaşanan etkin pişmanlık skandalları önümüzdeyken biz bu davada nasıl ilerleyeceğiz? Hiçbir mahkeme, etkin pişmanlık beyanlarına bağlı mahkumiyet hükmü kuramaz.”
“Hukukçu olmak sadece bilgi sahibi olmak değildir; çalışkan, vicdan sahibi, merhamet sahibi olmaktır. Ama esasında hukukçu olmak, egemen güç karşısında durabilmektir. Gücünü kullanarak her şeyi belirlemeye çalışan otorite karşısında en büyük güvence yargıçlar, savcılar ve hukukçulardır. Görünüşte bağımsızlık olmayan bir yargı, gerçekten bağımsız karar verebilir mi? Delil nerede?”
“Müvekkilim böyle bir sözde örgüte katılmamıştır; böyle bir sözde örgütten haberi dahi yoktur. Bu kadar siyaset dışında kalan bir kişi ne bilsin kurumun başındaki başkanın Cumhurbaşkanı adayı olacağını? Ne bilsin onun ülke liderini seçimde 4 kez yenilgiye uğratacağını, en güçlü Cumhurbaşkanı adayı olacağını, ülkenin karışacağını? Ama kariyeri için belki de kaderi böyleydi. Halka faydalı olmak istemiyle girdiği bir iş yerinde neredeyse terör örgütü ilan edilerek cezaevine konuldu; 15 aydır bu suçlardan yatıyor, vicdanlar sızlıyor.”
“İddianamenin eklerindeki bazı bölümlerde örgüt şemasında gösterilirken, başka bölümlerde örgüt mensubu olmayan kişiler arasında sayılıyor. O halde soru şudur: örgüt üyesi midir, değil midir? Bizim cevabımız açıktır: Değildir. Örgüt üyesi olmadığı kabul edildiğinde, isnat edilen birçok suçun da hukuki zemini ortadan kalkar; çünkü bazı suçlarda yetkisi yoktur, bazı süreçlerde görevi yoktur, bazı konuların Medya A.Ş. ile ilgisi dahi bulunmamaktadır.”
“En son duyduk ki savcılar 'e de tahliye vaat etmişler; 'İstediğim gibi konuşmuyor musun? Yat içeride' demişler.”
“Ceza yargılamasında kişinin suçsuzluğunu ispat etmesi gerekmez; suçluluğu ispat yükü devlete aittir. Devlet önce suç isnadını açık ve net ortaya koymalı, sonra bunu delillerle ispat etmelidir. Bu nedenle iddianamenin kanuna uygun hazırlanması son derece önemlidir.”
“ soruşturma sürecinde medya üzerinden hedef gösterildi; müvekkilim 8 ay boyunca linç edildi. Soruşturmayı basından öğrendi; hakkında 'kaçtı', 'kaçak yakalandı' haberleri yapıldı. Amaç algıyı gerçeğin üzerine koymaktı. Oysa biliriz ki algı ile dava olmaz.”
“Günlerdir süren duruşmalarda 'nun ne kadar liyakatli insanlarla çalıştığını yaşayarak görüyoruz. Medya A.Ş. özelinde de İBB iştiraklerinde görev yapmış yöneticileri dinledik; bunlar kendi sektörlerinde başarılı, kariyer sahibi insanlar — de dahildir. Şimdi bu insanların bütün kariyerlerini bir kenara bırakıp sadece 'nu Cumhurbaşkanı yapmak amacıyla bir suç örgütüne katıldıkları iddiasıyla karşı karşıyayız. Bu iddia hayatın olağan akışına da, mantığa da uygun değildir.”
“İddianamenin kabul edilmiş olması, iddianamenin doğru veya yeterli olduğu anlamına gelmez; yalnızca yargılamanın başlayabilmesi için gerekli şekli şartları taşıdığını gösterir.”
“Soruşturma aşamasında savcılık ifadelerini baskıyla verdiği gerekçesiyle reddeden, beyanını değiştiren kaç kişi var. İddianame bu beyanlara dayanıyordu; bu sebeple iddianamenin çöktüğünü söyleyebilirim. Bu iddianame artık sakatlanmıştır, zehirlenmiştir.”
“'in kariyerini hepimiz dinledik. Sırf İmamoğlu cumhurbaşkanı olsun diye rüşvet aldığı, dolandırıcılık yaptığı, mal varlığı akladığı iddia ediliyor. Oysa Elif'e yöneltilen birçok suçta yetkisi bile yok. Bu kız 15 aydır cezaevinde, annesinin göz pınarları kurudu. Yanlış zamanda yanlış kurumda çalıştığı için başına bunlar geldi.”
“Cumhuriyet savcılığı bizi İmamoğlu'nun kurduğu iddia edilen örgüte üye olmakla suçluyor. İddianame 'ben ima ettim, siz cezalandırın' diyor; böyle olmaz. Bugüne kadar duruşmalarda iddialarla ilgili hiçbir delili tartışamadık; duruşma bu iddiaların tartışılacağı yer. İsnatları duyamıyoruz, engizisyona benziyor. İddiayı anlayamadığımız için hepimiz suçsuzluğumuzu ispat etmeye çalışıyoruz; bu bizim işimiz değil.”
“Soruşturma aşaması korku filmi gibiydi; bu kadar yıllık hukukçuyum, ben bile irkildim. Bir insanın savcılıkta ifadesine dokunulmaz. Ben Elif'e gitmeye başladım, bizi tuttular; bana cezaevinde çok ağladı.”
“Devletin soruşturma makamı buldozer gibi geçti. Kimse derdini anlatamadı. Ne masumiyet karinesi kaldı ne lekelenmeme hakkı kaldı. Dipsiz kuyuydu soruşturma aşaması.”
“Lütfen Sayın Savcı; ya bunlarla ilgili yaptığımız suç duyurularını da değerlendirin, onları da buraya getirin, ya da bizi salın.”
“Sayın Başkanım, biraz önce sorulduğunda 'kendinizi dava edersiniz, dava açarsınız' demiştiniz ya... Biz defalarca Panout ile ilgili savcılığa müracaatta bulunduk ama hepsi takipsizlikle sonuçlandı. O yüzden buradan Sayın Savcıma soruyorum: Biz defalarca müracaat ettik. Burada 5 bin tane otobüs durağı işletmesi aldığını ve rakamların nasıl oluştuğunu anlattık. Ben burada 15 aydır yatıyorum, neden yattığımı da bilmiyorum. Ama Panout'un sahibi dışarıda çok rahat şekilde geziyor, Dünya Kupası'na gitmiş! İlbak'lar dışarıda! Yani bu nasıl bir şeydir, ben bunu anlamıyorum. Hukukun ölçüsü nerede? Hâlâ bunu soruyorum, gerçekten anlamıyorum. Onlar serbest. Onlar güzel işler yapmışlar deniliyor, biz de yapmışız.”
“Korumam size 50 bin dolarlık saat aldığımı iddia etmiş. Ben size böyle ya da başka bir hediye verdim mi?”
“Kesinlikle hayır.”
Çapraz sorgu sürerken iş insanı , 'e soru sormak için söz aldı. Sorusu uzayınca heyet başkanı 'Alper bey, soru kısmına gelelim; tekrarlanınca daha inandırıcı olmuyor' diyerek müdahale etti. 'ın 'Sizi görünce heyecanlanıyorum' demesi üzerine heyet başkanı 'Alper bey, her gün beraberiz zaten' diye karşılık verdi; bu sözler salonu güldürdü.
Aranın ardından tutuklu sanıklar alkışlarla salona girdi; salon "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganıyla inledi. İsimler tek tek sayılarak "Türkiye'nin gururusunuz" diye haykırıldı. Yumruklar havada salona giren sanıklar, sevdikleriyle sloganlar ve alkışlarla selamlaştı. İzleyicilerden biri, günlerdir kol ağrısı çeken 'a "Seni görünce dayanamıyorum, o sarılı koluna kurban olayım başkanım" diye seslendi.
“Atmak istiyorsanız buyurun, bu benim için sorun değil, sizin için sorun. Ama siz niye beni susturmaya çalışıyorsunuz Sayın Başkanım? Böyle adil bir yargılanma var mı?”
“Avukatının yanında olması işkence ve kötü muameleye engel değildir Sayın Başkan. Ben şu an kendi yargılanmamı değil, geleceğin yargılanmasının delillerini bırakıyorum; cezasız, hükümsüz olarak burada tutuluyorum. İstiyorsanız susturun, isterseniz jandarma vasıtasıyla dışarı attırın. Bir milletvekilinin hakkı bu!”
“Elif Hanım, elimde anayasa var, ben bu ülkenin milletvekiliyim. Bu anayasaya ve bu ceza kanununa göre yargılandığınızı biliyor musunuz?”
“Evet.”
“Ceza Muhakemesi Kanunu 148'i okuyorum: 'Şüphelinin veya sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz. Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez. Yasak usullerle elde edilen ifadeler, rıza verilmiş olsa dahi delil olarak değerlendirilemez. Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.' İfade verirken korktunuz mu?”
“Korktum tabii; hem korktum hem de…”
Eski CHP milletvekili , elinde bir anayasa kitapçığıyla söz alarak 'e 'Sizce siz şu an buna göre mi yargılanıyorsunuz?' ve 'İfade verirken korktunuz mu?' sorularını yöneltti; Güven korktuğunu söyledi. Mahkeme başkanı, soruların dosyaya katkısını sorgulayıp benzer soruların çapraz sorguda sorulduğunu belirterek araya girdi. Erdoğdu, dosyasının tefrik edilmesini isteyerek 'Ben milletvekiliyim; beni 48 eylemle yargılayıp bu soruları soramazsınız, sizin yasaklı soru sormanız suçtur' dedi ve 'Burada soru sormak benim hakkım. Yatarımı doldurdum ama bu masum insanlara yönelik muameleyi ele almanıza katkı sağlamak istiyorum. Beni engelleyemezsiniz, isterseniz salondan atabilirsiniz' diye ekledi. Davada kadına yönelik şiddet iddiaları karşısında mahkeme başkanının suç duyurusunda bulunması gerektiğini savunan Erdoğdu ile başkan arasında, suç duyurusu yapma sorumluluğunun kimde olduğu üzerine tartışma çıktı; Erdoğdu 'Kamu görevlisi sizsiniz ve cumhuriyet savcıları' derken başkan her iddia için kendisinin suç duyurusu yapmasının beklenemeyeceğini savundu. Tartışmalar sürerken duruşmaya ara verildi.
“Artık susulacak bir yerde değiliz. Bu bir trafik davası değil, tam bir siyasi dava. Sorumu soracağım, savunma hakkımı kimse kısıtlayamaz.”
“Diğer bir konu yine ilgimi çekti. Bu da önemli bir konu. Çünkü az önce ifade ettiniz; sonuçta kurumu temsilen ifade ettiniz. 20 yıllık bir ihaleden bahsettiniz, doğru mu? Yani 20 yıllık verilmiş…”
“Evet.”
“Defalarca anladığım kadarıyla mahkemeye verilmesine rağmen de sürekli yürütmeyi durdurmayla, yine yapmadığı işin sahibi olarak kurum, anladığım kadarıyla karşılığını alamadığı şekilde devam eden bir firma.”
“Evet, maalesef.”
“İsmi neydi firmanın?”
“Panout.”
“Yani Sayın Başkan, burada gerçekten bu ihbarlar sizin için önemli midir? Çünkü gerçekten bir suç örgütü ve İmamoğlu Suç Örgütü diye tarifleniyor, Belediye Başkanı diye tarifleniyor. Biz burada 3 yıldan fazla ihale yapmayan bir kurumuz; milletin malını ihale ederken kendi dönemiyle sınırlı kalmaya gayret eden ve bunu çiğnememeye gayret eden bir yönetim anlayışı ortaya koyduk. 20 yıl... şimdi öğrendiğim kadarıyla sırf birinin oğlunun okul arkadaşı diye de maşallah hep yürütmeyi durdurma alma becerisini gösteriyor. Benim burada 'okul arkadaşım' diye kapısından içeri giremez belediyenin; hapis yatan arkadaşım var, okul arkadaşım diye kapısından içeri giremez, iddialı konuşuyorum. Sebebi aramızdaki manevi uzlaşma diyelim. Ama maşallah bu ülkede herkesin okul arkadaşı bayağı korunuyor, hem de yargı tarafından. Altını çizeyim, utanç verici bir durum. Panout'tu değil mi firmanın adı, yanlış mı?”
“Evet Başkanım, Panout.”
“Evet... Google'a girmeyin, girerseniz siz de başınıza bela alırsınız Sayın Başkanım.”
“Elif Hanım, ben normalde bu soruları sormak istemiyorum ama şunun için sormak zorunda kalıyorum: çünkü gerçekten burada öğreniyorum. İşte örgüt üyesi olduğunuzu iddia eden bir iddianame var ve sizin örgüt üyesi olduğunuz yazılıyor, değil mi?”
“Öyle.”
“Ben gerçekten okumadığım için sizi dinleyerek... Takip etmediğimi de hem Sayın Başkan heyetine hem de kamuoyuna buradan ilan ediyorum. Tek bir sayfasını da okumadım, okumayacağım. Çünkü reddediyorum iddianameyi kişi olarak. Dolayısıyla örgüt üyesi olarak suçlanıyorsunuz, öyle mi?”
“Evet, Başkanım.”
“Yani bunu sormak zorundayım, yanlış anlamayın. Simaen tanıyorum sizi ama bir toplantı yaptık mı sizinle veya herhangi bir yerde böyle bir diyaloğumuz oldu mu? İnanın burada tanışınca... Böyle bir diyaloğumuz oldu mu sizinle daha önce?”
“Yok, hayır Başkanım. Biz sizinle etkinliklerde karşılaşırdık, orada konuşurduk.”
“Yani simaen herhalde oradan tanıyorum sizi. Ve gerçekten örgüt yöneticisini, neredeyse örgüt üyelerinin birçoğunu hiç tanımayan bir örgütten bahsedildiğinin altını çizmem gerekiyor.”
İmamoğlu'nun söz alması sırasında Mahkeme Başkanı ile gerginlik yaşandı. Başkan defalarca 'Soru soralım', 'Siz yorum yapmayın', 'Beni bunlar ilgilendirmiyor, ben burada yargılama yapmaya çalışıyorum; kendi yorumlarınızı başka mecralarda yapın' diyerek İmamoğlu'nu soruya yönlendirmeye çalıştı. İmamoğlu ise 'Yorum değil bu; talepte bulundum karşılığını alamadım, hâlâ sizden hukuki bir hamle bekliyorum. 2 cümlemi dinleyin Sayın Başkan, Allah aşkına' diye karşılık verdi.
ve , kadına yönelik şiddete karşı neden suç duyurusunda bulunulmadığını sorarak heyete seslendi; salonda sözlü tartışma çıktı.
“Bu kadar kamuoyuna açık duyurulduktan sonra kılını dahi kıpırdatmayan bakanları da kınıyorum; hükümetin başındaki kişiyi de kınıyorum. Bu insanlar İmamoğlu suç örgütünün üyesi olarak hapse atıldı, bu uygulamalar onun için yapıldı. Karşımda tanışmadığım bu hanımefendi 5 aydır hapiste Sayın Başkan.”
“Ben de benzer bir olayı yakın zamanda yaşadım, bunu da ortaya koymak istiyorum. Benim yaşadıklarım üzerinden de başsavcılığın şaibeli olduğunu ifade edeyim; gerekli suç duyurularında bulunuyoruz, şaibelidir. Cenazeme hiçbir ilgi göstermeyen, ama her hususa bodoslama dalan bir savcılıkla karşı karşıyayız.”
“Siz, anladığım kadarıyla hastaneye götürülüyorum diye bir cezaevi sorumlusu ya da gardiyan tarafından cezaevinden çıkarıldınız, sonra çıkışta savcılık diye bilgi verildi, öyle mi?”
“Evet Başkanım.”
“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı buradaki cezaevinden sorumlu başsavcılık değil; Bakırköy Başsavcılığı sorumlu. Savcılık sizi götürüyor, sonra siz de diğer kadın arkadaşlarımız gibi buradan Bolu'ya gönderiliyorsunuz, öyle mi?”
“Evet.”
“Bu uygulamalar, kadına şiddete eğilimli olan insanlar tarafından, ister adı başsavcı olsun ister kim olursa olsun, özellikle kadınlar üzerinde baskı oluşturabilecek ve kötüye kullanılabilecek uygulamalardır. Ana muhalefet partisinin başına kayyum atanan kişiyi, tek laf edemeyen siyasi savcıyı da kınıyorum. Bu kadar açık biçimde anlatılan olaylar karşısında hiçbir şey olmamış gibi davranılmasını da doğru bulmuyorum.”
“İki gündür burada dinlediklerimiz beni gerçekten çok etkiledi. Özellikle kadın tutukluların anlattıkları. Ben kendi adıma söylüyorum. Eğer bunlardan etkilenmiyorsam dönüp kendimi sorgulamam gerekir, sizin de sorgulamanız gerekir.”
Elif Güven'in hakim-savcı soruları sonrası söz alarak
“Bu nedenle benim sizden talebim elbette tahliyedir. Ama bunun yanında, burada yargılanan insanların da insan olduğunu göz önünde bulundurmanızdır. Bunun kolay olmadığını biliyorum. Farklı sorumluluklarınızın olduğunu da biliyorum. Ama dosyaların biraz daha ayrıntılı incelenerek tahliye taleplerimizin değerlendirilmesini istiyorum. Ben annemle yaşıyorum. Babamı pandemi döneminde kaybettim. Annem artık her görüşe geldiğinde kendisini büyük bir yalnızlığın içinde hissediyor. Her gelişinde kaygı var. Her gelişinde gözyaşı var. Bu yüzden sizden talebim hem tahliye edilmek hem de aileme kavuşabilmek. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.”
“Sonuçta yaşadıklarımız çok ağır şeyler. Ama ben kendimden eminim. Alnım ak, başım dik. Bu suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Beraat edeceğime de inanıyorum. Artık son beş-altı yıldır yaşadıklarımızı düşündüğümde, burada gerçekten çocuğum olmadığına sevindiğim zamanlar bile oldu. Kendimi bir kenara bırakıyorum. Babalar için üzüldüm. Anneler için üzüldüm. Herkes ayrı bir acı yaşıyor burada. Her insanın hikâyesi başka, yükü başka.”
“Biz cezaevlerinde sağlığımızın da güvenliğimizin de tam anlamıyla korunduğunu hissedemiyoruz. Ben cezaevinde, iki buçuk ay hücrede kaldıktan sonra koğuşa geçtiğimde hayatım boyunca unutamayacağım şeyler yaşadım. İçeri girdim. İnsanlar 'Allah kurtarsın' diyorlardı. Ben de aynı şekilde karşılık verdim. Ama içlerinden biri bana: 'Burada Allah'ın kurtarması gereken insanlar da var.' dedi. Sonra: 'Burada bardağı kırarlar, insanın boğazını keserler.' dedi. Ben daha yeni gelmişim. Zaten korkuyorum, titriyorum. O an gerçekten çok kötü hissettim. Tam o sırada bir avukat görüşü çağrısı yapıldı. 'Memur, avukat görüşü' diye seslendiler. Ağlaya ağlaya görüşe indim. Çünkü aklımdan gerçekten: 'Acaba burada bana bir şey mi olacak?' sorusu geçiyordu.”
“Sayın Başkan, bana bazı görevliler tarafından 'Sen 'nun örgütündensin' denildi. Kendi kendilerine hüküm verip beni yargıladılar. Hatta neredeyse terör örgütü mensubuymuşum gibi davrandılar. Oysa ben vatan haini değilim. Böyle bir şey yok. Sözde örgütü de bilmiyorum. Ortada bir örgüt de görmüyorum.”
“İddianamede belirtilen 'nun suç örgütü iddiasını ne bilirim ne kabul ederim; kendisi İBB Başkanı idi. Asla suç örgütüne para sağlansın diye ihalelere fesat karıştırmadık, kamu zararı yapmadık. Kendime kişisel bir menfaat de sağlamadım; bu, dosyadaki mal varlığı ve banka kayıtlarından açıkça görünmektedir.”
“Bu ihalelerde imzam olan yerlerde uzman olarak bulunuyorum. Sözleşmelerde hiçbir usulsüzlük görmediğim için imza attım. Ne ihaleyi ben yaptım ne ihaleye adam çağırdım. Ancak gelen firmaların yeterli olup olmadığını anlayabilecek tecrübeye sahibim, bu sebeple uzman olarak bulunuyorum. Devleti, özellikle İBB'yi, daha da özelde Medya A.Ş.'yi kâr ettirmek için çalıştım. Başka hiçbir amacım yoktu.”
“Gizli tanıklar tamamen duyuma, tahmine ve dedikoduya dayalı bilgiler vermişler; iradeleri sakatlanarak ifade vermiş olabilirler. Geldiklerinde yüzlerine, gözlerinin içine bakarak 'Neden böyle bir şey söylediniz?' diye sormak istiyorum. Çoğu 'duymuştu, öyle biliyor' gibi ifadeler kullanıyor. Bana bile 'Hissediyor musun?' diye soru soruldu. Bunların hiçbiri gerçeği yansıtmamaktadır.”
“Acaba geçmişte bizler satın alma yaparken, medya planlama şirketlerinde 3-5 reklamcıdan başka reklamcı tanıyor muyuz? Hatta hep birlikte geçmişe yolculuk yapalım: bir billboard ihalesini Ströer denen Alman firması kiminle ortak Türkiye'ye girdi? Cevabını ben vereceğim. Halbuki biz hiçbir siyaset gözetmeksizin seçtiğimiz firmalarla çalıştık, önden kimseye bilgi vermedik. İddianamenin aksine kimseye 'Sen CHP'li değilsin' demedik, ben duymadım böyle bir şey. Tamamen mevzuata uygun, şeffaf çalıştım.”
“'na gönülden desteğim var, evet; ama kendisi kazansın diye hukuka aykırı bir şey yapmam, yapamam — kendisi de istemez zaten. Biz birlikte çalıştığımızı inkâr etmiyoruz ama biz bir örgüt değiliz. bir örgüt lideri değil, sadece bir Belediye Başkanıdır; tıpkı rahmetli Kadir Topbaş gibi. da örgüt yöneticisi değil, sadece yöneticimizdir. Ben de örgüt üyesi değil, sadece çalışanıyım.”
“Ben bordrolu çalışan bir yöneticiyim. Örgüt şeması dedikleri şey, bizim tamamen kurumsal organizasyon şemamızdır; yani yönetici, çalışan, ast-üst ilişkisidir. Örgüt olduğumuz bir de HTS kayıtlarına dayandırılmış. Aynı şirkette çalıştığım yöneticim ve iş arkadaşlarımla aynı bölgede olmam kadar doğal bir şey var mı? HTS bazlarımızın önümüze serilmesi bana biraz komik geliyor.”
“Gizli tanık Çınar, benim hakkımda 'Medya A.Ş. Yönetim Kurulu üyesi' demiş. Ben bunun için tutukluyum. Medya A.Ş. Yönetim Kurulu üyesi değilim. Bu savcılığın 15 dakikada ulaşacağı bir bilgi. Bunu bile şu an burada söylüyorum. Bu beyandan da anlaşılacağı gibi gizli tanıkların doğru bilgi vermediği ortadadır.”
“Ben olsam olsam 'etkisiz ve pişman' olurum, çünkü suç işlemedim. Bugün bana 'Elif, bu kadar isnat var, cezan da olacak; sen bu sözleşmelere yine imza atar mısın?' deseniz, emin olun yine atarım, bilerek — çünkü usulsüz hiçbir şey yok. Allah'tan korkar, kuldan utanırım; iftiracı olup yararlanmak istemedim. Gider yatarım, en azından onurumla yatarım, onurumla çıkarım. Bir gün çıkacağım elbet.”
“Bir kişinin hayatını idame ettirebilmesi için çalışması ne zamandan beri örgüt üyeliği oluyor, ben onu anlamıyorum. Haberim olmayan bir örgüte ben nasıl üye olabilirim? Bahsedilen şema/şablon her şirkette vardır, her iş yeri için geçerlidir. O zaman ben bundan önce Star TV örgütündeydim. Her iş yerinde talimat almak normal bir şeydir.”
“Bu burada söylenir mi bilemiyorum ama aileden varlıklı biriyim. Paraya pula ihtiyacım yok. Kamuya yararlı olabilmek için İBB'de işe başlamak istedim.”
“Benim örgüt üyesi olduğum iddiası safsatadır, iddia makamının sunduğu tek bir delil de yoktur. Geçmişte AKP'li değilse kimse reklam alanı alamazdı; Erol Olçok'un onayından geçmeden kimse reklam alanı alamazdı. 20 yıldır bu işin içindeyim, bu yüzden kimsenin yargılandığını duymadım.”
“Savcının memnun olmadığı belliydi, sürekli azarlıyordu; biraz ağlamaya başladım, 'gerçekten bilmiyorum' dedim. Sonunda 'istediğim gibi konuşmuyor, kalsın içeride' dedi. O zaman anladım ki hakkımızda konuşanların hepsi iftiracı. Herhalde iftiracı olsam o gün çıkacaktım, onu gözlerinde gördüm.”
“Savcı bana ' sana şirket söylüyor muydu, hissediyor muydun' diye sordu. Söylese zaten söyler, bu da suç değil; bana firma yönlendirip 'Elif hanım değerlendirir misiniz' diyebilir. Sonra 'bunun şununla ilişkisi var mıydı', ''nun arkadaşı mıdır' gibi sorulara geçti; sanki ben 7/24 İmamoğlu'yla geziyorum. 'Ama öyle deniyor' diyor; öyleyse öyledir, bu bir suç mu? Arkadaş olmak ne zaman suç oldu?”
“ iletişim danışmanımızdı, ayrıca Medya AŞ'nin yönetim kurulu başkanıydı. Birileri gelip onunla görüşebilir, sonra bana 'Elif bakabilir misin, değerlendir, raporla' denirdi. Bunda bir suç yok; hiçbir yönetici kafasına göre hareket etmez, bilgi ve tecrübemizi kullanırız.”
“Reklam ihale sürecinde şirketin yeterli olup olmadığı, evraklarının tam olup olmadığı değerlendirilirdi. İddianamede sanki o reklamları alan şirketleri ben belirliyormuşum gibi anlatılmış. Oradan 280 milyon zarar yazılmış, üstüne başka rakamlar eklenmiş; böyle bir şey yok. Kimse bana 'şu ihaleyi şu şirkete ver' demedi.”
“Sayın savcım, ben etkin pişmanlıktan yararlanmak istemiyorum. Pişman değilim, çünkü suç işlemedim. Aslında orada bir ifade alma süreci bile yoktu; ben konuşuyordum, çoğu zaman soru bile sorulmuyordu, sonra savcı kendisi yazdırmaya başladı ve yazılan cümlelerin benim söylediklerimle ilgisi yoktu; cümlelerim kısaltılarak ve değiştirilerek yazıldı. Bir noktada metne 'Etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyorum' ifadesi girince itiraz ettim; avukatım da yanımda şaşkındı. Daha sonra dışarıda avukatıma 'Neden sözlerimin tutanağa geçirilmesini sağlamadın, neden itiraz etmedin?' diye sordum, tatmin edici bir cevap vermedi. İfade alma sürecindeki yetersizliği nedeniyle kendisini hemen azlettim.”
“Para dolusu çantalar görmedim, duymadım. Kimse benden ihalelere fesat karıştırmamı istemedi. CHP üyesi bile değilim. İçinde bulunmadığım sözde bir örgüte neden yardım yapayım? Hiçbir menfaatim olmadan kendimi neden tehlikeye atayım? Neden cumhurbaşkanı olacak diye katkı sağlayayım? Bu sebeple cezaevinde olmak çok trajik. Suçsuz günahsız şekilde neden bu kadar zamanımı cezaevinde geçirdiğimi düşünsem deliririm, delirmek istemiyorum. İddia makamının sunduğu tek bir delil yoktur. O zaman neden ben cezaevindeyim?”
“Mesela savcı bana 'Size şu şirketlere ihale verin diye söyleniyor muydu?' diye sordu. Gayet net bir soru. Ben de 'Hayır' dedim, böyle bir şey yok. Çünkü ben de bu işi yaptığıma göre, eğer böyle bir şey olsaydı suç işlemiş olmuyor muydum? Bunu anlayabiliyorum. Ama sekiz ay sonra bakıyorum ki iddianamede, bu konuşmalar bağlamından koparılarak teker teker çeşitli yerlere yerleştirilmiş. Sanki ben bunları doğrulamışım ya da delil sunmuşum gibi kullanılmış. Hiçbirini kabul etmiyorum.”
“Az önce anlattığım hususların tamamını savcıya da anlattım; özetle itirazım olmadığını, bildiğim her şeyi zaten anlattığımı söyledim. Ancak bunların hiçbiri zabta geçmedi. Ve görüşme, sorgudan çok sohbet şeklinde oldu. Fakat sürekli azarlandım. Sanki bir şey biliyormuşum da söylemiyormuşum gibi bir tavırla karşı karşıya kaldım. Ben anlatıyorum, 'Bilmiyorum' diyorum. 'Böyle bir şey bilmiyorum, hissetmedim' diyorum, çünkü bana sürekli hissiyat soruluyordu. 'Peki hissettin mi?' diye soruldu. Gerçekten herkes bunu bilsin, ben buna çok şahit oldum. Sanki ben bir şey açıklayacağım, birilerini suçlayacağım beklentisi vardı.”
“O zamanki avukatım Nazlı Nadiye Karaaslan'a sabah haber vermişler, avukatımla orada karşılaştık. Avukatım bana savcının 'Daha iki buçuk yıl iddianame yazmayız, söyle dediklerini anlatsın' dediğini iletti. O dönemde etkin pişmanlık uygulamalarını da bilmiyorum Sayın Başkan, ben o derece hukuk konusunda bilgisizdim. Avukatıma açıkça 'Ben bir şey bilmiyorum, bildiklerimi zaten anlattım' dedim. Gerçekten filmlerden gördüğüm kadarıyla savcının benden başka bir şey beklediğini düşündüm. Ama ben kimseye iftira atamam dedim, bunu avukatıma yüzüne karşı söyledim. Kendi kendime 'Bu konuda ne yapacağız, bana nasıl yardımcı olacaklar?' diye düşünüyordum. Şimdi dönüp bakınca 'Madem yardımcı olacaktınız, neden bunu içeride söylemediniz?' demeyi düşündüm ama söyleyemedim.”
“Şimdi yeri gelmişken savcılık tarafından alınan ikinci ifadem hakkında da açıklama yapmak istiyorum. Sayın Başkanım, ben tutukluydum. Tutukluluğumun yirminci gününde cezaevindeki hücreme bir infaz koruma memuru geldi. 'Elif hazırlan, seni doktora götüreceğiz' dedi. Ben de cezaevi içindeki revire çıkıyorum zannettim. Sonra dediler ki: 'Üzerine bir şeyler al, dışarı gideceksin.' Ben de dedim ki: 'Neden dışarı gidiyorum? Doktorluk bir durumum da yok.' Tabii çıktım, bir kontrolüm varmış gibi düşündüm. Koridorda artık ring aracına bineceğiz, kelepçelendik falan. O sırada dediler ki: 'Savcı seni çağırmış, savcılığa gideceksin.' Şaşırmıştım. Bunun avukatlık hakları açısından da doğru olmadığını düşündüm; zaten tutukluyum ve o dönemde zihnim de oldukça bulanıktı. Benim sorguda verdiğim ifadelerden sonra ayrıca bir ifade verme talebim yoktu, neden çağrıldığımı anlayamadım. 'Avukatımın haberi var mı?' dedim, 'Bilmiyoruz' dediler. Cezaevi aracına bindirildim ve Çağlayan Adliyesi'ne götürüldüm. O an ilk kez ring aracına binmiş oldum. Zaten yeni tutuklanmışım, neyin ne olduğunu bilmiyorum. Hayatında emniyette bile ifade vermemiş biri olarak hâlâ şaşkındım.”
“Avukatıma soruşturma gizliliği gerekçe gösterilerek verilmeyen belgeler, sonradan gerçek olmadığı, hatta dosyada yer almadığı ortaya çıkan birçok husus her gün kamuoyuna yansıtıldı. Savcılık makamı, yazılanlarla ilgili suç olmasına rağmen tek bir somut delil ortaya koyamadı. Savcılık bizlerin haklarını korumadı.”
“Ayrıca hükümlülük, iddianame yazılana kadar da devam ediyor, Sayın Başkanım. Cezaevinde olduğum süre boyunca haberlerde sürekli soruşturmanın gizliliği ihlal edildi. Lekelenmeme hakkım her gün çiğnendi.”
“Bir insanın özgürlüğünden bir buçuk yıl çalmak bu kadar kolay mı? Hakkımda onlarca şey yazdılar. Tüm haber sitelerinde 'Firari havalimanında yakalandı' haberleri yapılarak gerek masumiyet karinesine, gerek itibarıma, gerekse de lekelenmeme hakkıma zarar verildi. Savcılık benim lekelenmeme hakkımı korumadı.”
Güven, savunması sırasında zaman zaman gözyaşlarına hâkim olamadı; öz geçmişinden ve ailesinden bahsederken duraksadı ve 'Çok acı geliyor, kusura bakmayın' dedi.
“Üstelik yine haksız bir suçlamayla sevk edildim. Dediler ki: 'Siz aranızda örgüt olarak haberleşiyorsunuz.' Bunlar basında da yer aldı Sayın Başkanım. Oysa benim özelimde tek bir sözde örgüt konuşması olmamıştır. Çünkü ben sözde örgüt üyesi olduğumu dahi bilmiyorum Sayın Başkanım. Yani anlayacağınız, tam Silivri'de cezaevi koşullarına yavaş yavaş alışmışken çileler tekrar başladı.”
“Silivri Marmara Kadın Kapalı Cezaevi süreci başladı. İlk iki buçuk ay hücrede tek başıma kaldım. Daha sonra hükümlülerle aynı koğuşa alındım ve beş-altı gün sonra da aileme neredeyse 300 kilometre uzaklıkta olan, Marmara Cezaevi'nin fiziki ve yönetsel şartlarının çok altında bulunan Bolu T Tipi Cezaevi'ne sevk edildim.”
“Bilirkişi raporları somut verilere göre değil, sübjektif şekilde hazırlanmıştır. Savcılığın 2019 öncesine hiç bakmaması, siyasi saiklerle soruşturma yapıldığı izlenimi yaratıyor. Önceki dönemler araştırılıp 2019 sonrası ile kıyaslansa, 2019 sonrasının ne kadar püri pak olduğu ortaya çıkar. Sayıştay eliyle denetlenirken sadece gizli tanık ifadeleriyle suçlanmamızı anlamıyorum. O zaman bizi denetleyenler suç mu işlediler, göz mü yumdular?”
“İddianamede yazılanların aksine kimseye kurguyla ihale vermedik. Ben bizden önceki dönemde neler yapıldığını da bilirim. İBB'deki görevime başladıktan sonra gelirim, dolandırıcılık ve usulsüz gelir elde etmenin aksine, özel sektöre göre geriledi. Ben İBB'de çalışmayı başka bir tecrübe olsun diye kabul ettim, ama cezaevi tecrübesini tahmin etmemiştim.”
“İddianamenin benim hakkımda düzenlenen bölümlerinde örgüt üyeliği, ihaleye fesat karıştırma, dolandırıcılık, rüşvet gibi son derece ağır ithamlar bulunmaktadır. Benim hesabını veremeyeceğim tek bir kuruş, çürütemeyeceğim tek bir itham yoktur. Sadece bu tarzda ithamlarla, en önemlisi de mesnetsiz iddialarla suçlanmak şahsımı derinden üzmüştür. Beni asıl yaralayan, yıllarca uğraşıp çaba harcadığım, emek ettiğim itibarımın ve kariyerimin bu kadar asılsız iddialarla yerle bir edilmesidir.”
“Hayatım boyunca hiçbir suç işlemedim. Bu sebeple hakkımda hiçbir sabıka kaydı yoktur. Yıllarımı bu mesleğime verdim, namuslu ve güvenilir bir şekilde çalışarak kariyerimi tırnaklarımla kazıyarak oluşturdum; ancak bugün karşınızda 1,5 yıldır özgürlüğünden mahrum bırakılmış tutuklu bir sanık olarak çıkıyorum.”
“Kaçmak aklımın ucundan geçmedi. Havaalanında gözaltına alındım. Suçsuzdum, kendi ayaklarımla Türk adaletine teslim oldum. Tutuksuz yargılanmamı beklerken tutuklandım. 'Kaçma' şüphesi yazıyordu. Yurt dışındayken uçağa binip yüce Türk adaletine teslim olan bir kişi olarak ben nasıl 'kaçma' şüphesiyle tutuklandım?”
“Adliyede ise, ifade verme usullerini dahi bilmeyen müvekkilime gerçeğe aykırı beyanlar yazdırılmış ve bu durum etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilmiştir. Kafasına göre bir şeyler yazdırılıyor ve buna etkin pişmanlık deniliyor. Oysa müvekkilim etkin pişmanlığın ne anlama geldiğini dahi bilmemektedir. Nitekim söz konusu ifade, iddianamenin farklı bölümlerine parçalanarak yerleştirilmiştir. Kendi iradesini yansıtmayan, yönlendirme sonucu oluşturulan bu beyanın etkin pişmanlık olarak kabul edilmesi hukuken mümkün değildir.”
İki ay önceki tutukluluk incelemesindeki beyandan
“Müvekkilim 10 Nisan'da savcılığa nasıl götürülmüştür? Savcı tarafından usulüne uygun bir çağrı yapılmamış, 'Etkin pişmanlıktan yararlanmak ister misin?' şeklinde bir teklif de iletilmemiştir. Kaldı ki müvekkilin bu yönde herhangi bir talep ya da dilekçesi de bulunmamaktadır. Buna rağmen cezaevinde infaz koruma memuru tarafından kendisine 'Seni ambulansla hastaneye götüreceğiz Elif' denilmiştir. Hayatı boyunca emniyet birimine dahi gitmemiş olan müvekkilim, safiyane bir şekilde hastaneye sevk edildiğini düşünerek araca binmiştir. Ancak hastaneye değil, Çağlayan Adliyesi'ne götürülmüştür. Bu süreçte avukatı bilgilendirilmiş ve kendisi de adliyeye gelmiştir. Tüm bu hususlar tarafımızca dilekçelerimizde ayrıntılı şekilde sunulmuştur.”
İki ay önceki tutukluluk incelemesindeki beyandan
İtirafçılıktan vazgeçen isimlerden, tutuklu Medya A.Ş. Halkla İlişkiler Müdürü kürsüye çıktı ve gözyaşları içinde savunmasına başladı.
Bir grup kadın izleyici, 'e yapılan çıplak aramayı protesto ederek "Kadınlar burada, kadınların yanında" sloganıyla kadın tutuklulara destek verdi.
Tutuklu sanıklar alkışlarla salona girdi. Bugün doğum günü olan Şişli Belediye Başkanı 'ı izleyiciler "İyi ki doğdun başkan", "Şişli burada başkanının yanında", "Şişli seninle gurur duyuyor" sloganlarıyla kutladı. Pasta ve pankart yasağı nedeniyle kutlama sloganlarla yapıldı. , salonda Şahan'ın elini havaya kaldırarak izleyicileri birlikte selamladı. 15 aydır tutuklu olan Şahan, ailesinden uzakta ikinci doğum gününü geçiriyor. Tutuklu yakınları da salondan sevdiklerine seslendi.
CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve seçilmiş İBB Başkanı 'nun da arasında olduğu, 68'i tutuklu 414 sanıklı İBB Davası 49'uncu gününde devam ediyor. Bugün tutuklu Şişli Belediye Başkanı 'ın doğum günü.
İBB Davası'nı takip etmek üzere bir Avrupa Parlamentosu heyeti duruşma salonunda: Avrupa Parlamentosu üyesi ve Yeşiller Partisi milletvekili Vladimir Prebilič, AP Yeşiller Grubu Danışmanı Sarah Henkel ve Prebilič'in danışmanı Đorđe Bojović. Heyet, salonda ile görüştü.
49. Duruşma Günü başladı. 48. günde iş insanı Nihat Sütlaş ve eski Kültür A.Ş. Satın Alma Müdürü Halil Burak Atalan savunmasını yapmıştı. Bugün ile itirafçılığını geri çeken 'in savunma yapması bekleniyor.