Ekrem İmamoğlu salondan çıkarken "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganlarıyla uğurlandı.
33. Duruşma Günü
Av. Metin Çetinbaş'ın savunması devam ederken mahkeme başkanı araya girdi ve oturum sona erdi. İBB Davası'nın 33. duruşma günü, Yağmur Cansu Yeşilyurt'un müdafii Av. Metin Çetinbaş'ın savunmasıyla son buldu. Duruşma yarın 34. günde Çetinbaş'ın savunmasıyla devam edecek.
“İddianamedeki baz istasyonu kayıtlarına da değinmek istiyorum. Şişli'de gelen geçen hareketi en az 1 milyon kişi. Baz istasyonu verisi bütün Şişli'de gösterildiğine göre 1 milyon sanık olabilir mi? Cebeci maden sahasının bulunduğu Sultangazi ilçesinin nüfusu 530 bin; tesadüfen gelip geçenleri saydığımızda bu sayı 1 milyonu bulur.”
“Ben 26 yıl hakimlik yaptım. Bu salonlarda kasılarak hakimlik, savcılık taslayan, herkese tepeden bakan, kendini dokunulmaz sanan kumpas davasının hakim ve savcılarının başına gelen sonları size hatırlatmak isterim.”
“Bu iddianame ve soruşturmanın savunulacak bir yanı olmadığı bellidir. Müvekkilimin savunma hakkını açıkça kısıtladınız.”
“Müvekkilime 2 defa keyfi gözaltı işlemi yapıldı. Yağmur Cansu Yeşilyurt hakkında itirafçıların bir beyanı yok. Tanık beyanı, sanıkların aleyhte beyanı yok, rapor yok. Buna rağmen müvekkilim keyfen 7 aydır tutuklu.”
“Müvekkilim savcılıkta tehdit edildi, bir gün sonra da kayyum tarafından işten çıkarıldı. Tekrar gözaltına alındığında savcı 'Daha kaç kere geleceksin buraya?' diyerek bağırıyor. Her çağrıldığında giden genç bir kadına karşı savcının hitap şekli yasalara ve meslek etiğine ne kadar uygundur?”
“Bu davada anayasadaki ölçülülük ilkesi ihlal edilmiştir. Avukat Selcen Akar, müvekkilime etkin pişmanlık için sözleşme imzalatmak istemiştir.”
“Müvekkilim Yağmur Cansu Yeşilyurt, İstanbul Büyükşehir Belediyesi çalışanı değildir. Sanıklardan neredeyse hiçbirini tanımamaktadır. SGK'lı olarak Murat Gülibrahimoğlu'nun şirketinde harita mühendisi olarak çalışmaktadır.”
Aktaş davası oturumunun sonunda Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, tutuklu sanık alanından Mahkeme Başkanı'na seslenerek tahliye talebinde bulundu: "Ben bir yıldır çocuklarımı göremiyorum. Neden burada tutukluyum? Birçok arkadaşımız olması gereken kararlarla tahliye edildi. Hafta sonu da Anneler Günü ve bu durum artık çekilmez hale geldi. Sayın Başkan, neden biz ailelerimizle bir arada geçiremiyoruz bu günü? Yarın tutukluluk hallerine ilişkin bir karar verin. Burada tutuklu olan arkadaşlar açısından tamamlanması gereken bir durum yok. Aziz İhsan Aktaş ailesiyle mutlu, huzurlu. Ben ise Anneler Günü'nü çocuklarımla birlikte geçiremiyorum. Lütfen adaletli olun."
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (Oya Tekin tahliye talebi)
Aziz İhsan Aktaş davasında 10. günün sonunda avukat savunmaları tamamlandı. Mahkeme Başkanı Oğuzhan Gül, yarınki 11. günde avukat taleplerine ilişkin ara karar kuracağını, ardından esas hakkında mütalaanın hazırlanması için dosyanın savcılığa gönderileceğini bildirdi. Tutukluluk incelemesi dosya üzerinden yapılacak; mütalaanın haftaya sunulması bekleniyor.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası
Yağmur Cansu Yeşilyurt'un çapraz sorgusu sona erdi. Müdafii Av. Metin Çetinbaş savunmasına başladı.
“İtirafçılık teklifi nedeniyle azlettiğiniz avukat Selcen Akar'ı size kim tavsiye etti?”
“Selcen Akar, itirafçı Semih Bilgin'in de avukatıydı. Kendisini Kuzey İstanbul'a atanan kayyım yönlendirdi.”
“Karar vermedik henüz.”
MAPEG avukatı Esra Zorlu Ekşi, Yağmur Cansu Yeşilyurt'a soru sormaya başladı.
“Kuzey İstanbul şirketi, İstanbul Valisi Davut Gül'ün akrabalarının şirketi Gül Hafriyat'la iş yapar mıydı?”
“İş makinaları vardı, iş yapıyorlardı.”
“Proje Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın. Kontrol süreci İstanbul Valiliği'nde.”
Av. Hasan Sınar, iddianamenin kendi içindeki çelişkilere dikkat çekti: "Bir örgüt tasvir ediliyor, 28 kişilik bir şema çizilmiş. Rıza Akpolat o şemada yok. İddianamede örgüt anlatısı içinde örgüt üyesi olarak gösteriliyor ama her nasılsa iddianamenin sonuç kısmında iddia makamı fikir değiştiriyor ve Rıza Akpolat hakkında ceza isteniyor. Yazarken ne değişti bilmiyoruz. İddianame bir yandan Aziz İhsan Aktaş'ın örgüt lideri olduğunu ileri sürüyor ama ilerleyen aşamalarda Aktaş'ın etkin pişmanlık ifadesine dayalı olarak 'Rıza Akpolat, Aktaş'ı çeşitli ekonomik işlemlere zorlamıştır' diyor. Bu nasıl örgüt? Suç örgütünde lider üyelere talimat verir. Sen diyorsun ki 'üye lidere talimat veriyor.' Bu nasıl temel bir çelişki? İddianame kendi kendisini yalanlıyor." Sınar ayrıca, Aktaş'ın en aktif olduğu kurumun Beşiktaş Belediyesi yazılmasına rağmen Akpolat ile Aktaş arasında tek bir HTS, baz kaydı, mesaj veya telefon görüşmesinin bulunmadığını vurgulayarak Aktaş'ın duruşmada "sadece 1 kere görüştük" dediğini hatırlattı.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası
“Valiler, ilgili vali yardımcıları, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, Sultangazi Belediye Başkanı, Sultangazi Kaymakamı, emniyet, MAPEG Genel Müdürü, TEİAŞ Genel Müdürü, hatta milyarlarca liralık kamu bankasından kredi veren Vakıfbank'ın yönetim kurulu... Ben, İstanbul Büyükşehir Belediyesi adına 1 milyon liralık bile kredi alamadım 7 senedir Vakıfbank'tan. Ama milyarlarca kredi alabildiler. Bütün bunları hassasiyetle dikkatinize sunuyorum. Bunlar somut, ispatlı, ilişkileri iyi tarifleyen belgelerdir. Yani tekrar iddiamı söylüyorum: Örgüt, Adem Bey'in burada 'Bir şablonu önüme koydular' dedikleri anda çöktüğü bir belgeyi açıkladı. Bu da Cebeci meselesinin İBB ve Ekrem İmamoğlu meselesi olmadığı yönündeki çöküş belgeleridir.”
“Üzerine toprak döküldüğü için 80 milyar lira değerindeki madenin yok olduğu iddia ediliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsun?”
“Toprak dökülüyor diye maden yok olmaz. Ben maden çukurlarına hafriyat döküldüğünü de görmedim.”
“Sizinle hiç yan yana geldiğini hatırlamıyorum.”
“Bizzat ben sizinle ilgileniyordum.”
“AK Partili Trabzon Büyükşehir Belediyesi'ne toplamda 53 milyon lira ödenmiş; İstanbul'da Esenler, Sultangazi, Eyüpsultan, Fatih, Gaziosmanpaşa ilçe belediyelerine de milyonlarca lira transfer edilmiş. Bu paraların hepsi denetim raporlarında, siz de ulaşabilirsiniz. Bu denetim raporlarındaki bu paralar acaba bir tane CHP'li belediyeye gitseydi, yarın sabah evinden sabah baskınıyla bu savcılık, bu iddia makamı onu alıp hapse atmaz mıydı diye kamuoyunun vicdanına soruyorum. Eğer bir işlem yapılması gerekiyorsa bu belediyeler hakkında işlem niçin yapılmamıştır, ne zaman yapılacaktır? Onu da yine kamuoyu vicdanına sormak istiyorum.”
“Rakibimin kampanyasına 42 milyona yakın para gönderen kişiyi benim örgüt yöneticim yaptılar. Ödüllendirilen savcılar da bunu iddianameye yazdılar.”
“Ben o rüşvet, irtikap, yağma gibi, 'Ahtapotun kolları' gibi sözleri söyleyenlere, o sözleri aynen geriye kendilerine iade ediyorum Sayın Başkanım.”
“2024 yerel seçim öncesi bana irtikap, rüşvet suçlaması yapan AK Parti'nin adayı Murat Kurum'un kampanyasını yapan Kalyon Reklam Prodüksiyon şirketine — çok tesadüf, seçimden haftalar önce, İstanbul mitinginden hemen önce — 41 milyon 666 bin lira yollanmış. Benim ajansımın sahibi bugün burada yok ama her gün burada; her işi resmi, faturalı, rakam belli, aldığı paralar belli, aldığı kurumlar belli. Aşağıda Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, haberi bile olmadığı bir araç tahsis etme işi için aylardır yargılanıyor. Benim örgüt yöneticim olduğu öne sürülen kişi ise rakibime böyle bir destek yollamış ama yine de benim yöneticim olmuş. Acaba bu bağışlar gönüllü mü yapıldı yoksa burada bir irtikap şüphesi mi var? Türk adaletini bu duruma düşürüyorlar.”
“Kuzey İstanbul'da sadece harita mühendisliği yaptım. O yüzden faturalara ilişkin herhangi bir bilgim olamaz. Güney Cebeci'de de son 8-9 ay gibi kısa bir süre genel müdürlük yaptım. O konuda da faturalara hakim değilim.”
“Murat Gülibrahimoğlu, Bilal Erdoğan'ın Mütevelli Heyeti Başkanı olduğu İlim Yayma Cemiyeti'ne 2 milyon lira bağış yapmış. Yine birçok böyle, burada sıralamama gerek yok; iktidara yakın, hükümetin, kişilerinin yöneticisi veya başkanı olduğu kurum, kuruluş ve vakıflara inanın sayfalarca rakamları göndermiş bir firmadan bahsediyoruz. Neden İBB'ye ait vakıflara değil de buralara yaptılar? Döküm yerleriyle ilişkileri var diye mi yapıldı? Bununla ilgili duyumunuz oldu mu?”
“Olmadı, olamaz da.”
“Bu belediyelere işlem yapılması gerekiyorsa neden yapılmadı, ne zaman yapılacağını sormak istiyorum.”
“Murat Gülibrahimoğlu'nun şirketlerinden AK Partili Esenler, Sultangazi gibi belediyelere defalarca para transferi var. Bu paralar ilçe belediyelerine neden gönderilir?”
“Ben teknik personel olduğumu belirttim. Hangi kapsamda gönderildiğini bilemem.”
“Sayın Başkan, bunu özellikle ifade ediyorum. Çünkü burada bana, eşime, aileme, çocuklarıma en galiz, en ağır küfürleri, haysiyet cellatlığı yapan bir medya kuruluşundan bahsediyorum. Hem operasyondan önce hem operasyondan sonra 15 milyon 700 bin lira gönderilmiş. Liderine düşmanlık yapanları besleyen, yani bir örgüt yöneticisi varsa, bu nasıl bir örgüttür? Ben de nasıl bir örgüt lideriyim? Bu bir şablon metin üzerinden örgüt iddiasının bana göre çöktüğünü, yani bir balon gibi patladığını, bu şekilde ifade edilen örgüt-örgüt yönetici ilişkilerinin de patladığının altını çizmek isterim.”
Gülibrahimoğlu'nun Akit'e para gönderdiği iddiaları üzerine konuştu.
“Denetim raporunda Kuzey İstanbul firmasından bir basın kuruluşuna 10 milyon 700 bin lira gibi bir para gönderildiğini görüyorum. Güney Cebeci Madencilik'ten de 19 Mart operasyonlarından sonra Akit'e 5 milyon gönderilmiş. Akit'e giden toplam para 15 milyon 700 bin lirayı buluyor. Bunlardan bilginiz var mı?”
“Maalesef yok.”
“İnsanların ifadelerinin bana göre tehditle alındığının altını çizmek zorundayım.”
Aranın ardından duruşma savcısı Yağmur Cansu Yeşilyurt'a sorular yöneltti.
Öğle arası sona erdi. Ekrem İmamoğlu salona "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganlarıyla girdi.
Mahkeme başkanı duruşmaya öğle arası verdi.
“Zülfü abi sizi çok seviyorum, iyi ki varsınız. 'Ey özgürlük' derken kendi adıma değil millet adına diyorum. Dünden daha güçlüyüm. Ben hakikatim. Geçen hafta şablon çöktü. Şimdi 110 milyar liralık kamu zararı iddiası çöküyor. Şablonla yola çıkanların balonları tek tek patıyor.”
İmamoğlu, duruşma salonundan ayrılırken Zülfü Livaneli'ye ve seyircilere seslendi.
“Ben emekli bir gazi polis memurunun evladıyım. Benim babam terör gazisidir. Burada yargılanmak onur kırıcı bir durumdur ama terör gazisi bir adamın evladı olarak terör ve örgütlü suçlar kapsamında yargılanmak benim için daha büyük bir yüktür. Cezaevi koşulları oldukça zorlu. Mağduriyetimin sona erdirilmesini ve tahliyemi talep ediyorum.”
Yeşilyurt savunmasını tahliye talebiyle bitirdi.
“Cebeci maden bölgesi taş kalitesine göre kuzey ve güney olarak ikiye bölündü. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, MAPEG ve valilik koordinasyonunda, komisyonlarca denetlenen bir yapıdan bahsediyoruz. Çok sayıda resmi kurum sahada aktifti. Bu kadar kurumun denetlediği bir yerde kaçak döküm yapıldıysa, bunu bir SGK'lı çalışanın yapması mümkün değildir.”
“Benim görevim teknik ölçüm ve hesaplamalardı. Döküm sahaları benim sorumluluğumda değildi. HTS, BDDK ve MASAK kayıtlarında bana ait para transferi yok. Sadece SGK'lı çalışan olduğum için suçlamalara dahil edildim.”
“Ben kayyumla 4 ay çalıştım. Çağlayan'dan ifadeye çağırdılar, gittim. Sonra tekrar çağırıp ertelediler. En sonunda da evimden şafak operasyonuyla gözaltına alındım ve tutuklandım.”
“7 aydır maddi hiçbir delil olmadan tutukluyum. Bir örgütten bahsediliyor ama ben burada yargılanan diğer 14 kadınla nezarethanede tanıştım. Hayatım boyunca hiçbir örgüte ya da siyasi partiye üye olmadım. Bir işyerinde SGK'lı olarak çalışmak, bir örgüte üye olmak ya da örgütün varlığından haberdar olmak anlamına gelir mi? Müdahil olmadığım bir işte kamu makamlarının herhangi bir delile dayandırmadan beni suçlamalarını kabul etmiyorum.”
Av. Hasan Sınar, savunmasını Rıza Akpolat'ın beraat talebiyle bitirdi. Beşiktaş Belediyesi'ndeki ihale süreçlerinin Belediye Kanunu ve Kamu İhale Kanunu çerçevesinde, ihale komisyonları ve yetkilileri tarafından teknik olarak yürütüldüğünü, belediye başkanının bu komisyonlara girmediğini ve EKAP sistemi nedeniyle kişisel müdahalenin teknik olarak mümkün olmadığını vurguladı: "Bu dosyada müvekkilimin ihalelere müdahale ettiğini gösteren tek bir belge yoktur. Tek bir talimat yoktur. Tek bir toplantı kaydı yoktur. Tek bir iletişim kaydı yoktur. Tek bir yönlendirme notu yoktur. Tek bir maddi veri yoktur. Rıza Akpolat'ın ihaleye fesat karıştırdığına ilişkin; kesin, açık, inandırıcı, her türlü şüpheden uzak, somut tek bir delil hatta emare dahi bulunmamaktadır. Müvekkilimin beraatine karar verilmesini talep ediyoruz."
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası
Av. Hasan Sınar, etkin pişmanlık ifadelerinin maddi delil yerine geçemeyeceğini vurguladı: "Birbirlerini doğrulayan değil, birbirlerini tekrar eden, aynı merkezden çıkmış hissi veren, soyut ve genelleştirilmiş anlatılarla karşı karşıyayız. Ahmet'in söylediğini Mehmet'in tekrar etmesi, bunu maddi delil hâline getirmez. Sıfırla sıfırı topladığınızda sonuç yine sıfırdır. Eğer bir beyan ortaya koyuyorsanız; onu belgeyle, kamera kaydıyla, iletişim kaydıyla, fiziki takip tutanağıyla, banka hareketiyle, objektif maddi verilerle desteklemek zorundasınız. 'Ahmet öyle dedi' cümlesi tek başına delil değildir. Önemli olan, Ahmet'in söylediğinin gerçek olduğunu ortaya koyan bağımsız maddi vakanın bulunmasıdır."
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası
“Katıldığım hiçbir toplantıda Ekrem İmamoğlu yoktu. Kendisini ilk kez gözaltı sürecinde, polis aracında ve sonrasında mahkeme salonunda gördüm. 5 yılda toplam 5 kez aynı bölgede bulunmuş görünmem, fiili bir görüşme anlamına gelmez.”
“Murat Gülibrahimoğlu, bakanlıklar ve kamu kurumlarıyla koordineli bir şekilde çalışıyordu.”
“İddianamenin 697. sayfasında HTS, BDDK, MASAK raporları ile Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü raporları birleştirilerek benim Kuzey İstanbul şirketinin Genel Müdürü olduğum yazılmış. Bunun sehven yazılmış bir hata olduğunu düşünüyorum. Çünkü ben Kuzey İstanbul'da çalıştığım 10 küsur yıl boyunca harita mühendisliği dışında herhangi bir sıfat almadım. SGK kayıtlarına bakıldığı takdirde bunun da böyle olduğu çok açık bir şekilde gözükecektir. Bu sebeple iddianamenin 697 ve 3363. sayfalarında yazan bilgilerin ne benimle ne de görevimle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Aslında bu suretle hakkımdaki iddiaların tamamına yakını da çökmektedir.”
Av. Oğuz Can Bahar'ın savunmasının ardından tutuklu sanık Yağmur Cansu Yeşilyurt savunmasına başladı.
“Müvekkilimin çalıştığı yerde işçi ve işveren ilişkisi vardır. Tutukluluk halinin sonlandırılmasını talep ediyoruz.”
Bahar, savunmasını tahliye talebiyle bitirdi.
Av. Hasan Sınar, gazetecilikteki 5N-1K kuralını hatırlatarak iddianamenin somut sorulara cevap vermediğini öne sürdü: "Rıza Akpolat ile ilgili her ihaleye 'koordine etmiş' cümlesini koyuyorsunuz. Hangi ihaleyi koordine etmiş? Nerede? Ne zaman? Nasıl? Hangi yöntemle müdahil olmuş? Buna ilişkin somut veri nedir? Bunların hiçbirine cevap yok. Tek bir varsayım var: 'Madem başkansın her ihaleden her işten sen sorumlusun.' Bu, 19. yüzyılda terk edilmiş olan ceza hukuku… Çağdaş ceza hukukunda böyle bir şey yok. Bu iddianame tüm evrensel ilkeleri ayaklar altına alıyor. Siz Rıza Akpolat'ın hangi delile dayalı olarak tüm ihalelerden sorumlu olduğunu ileri sürüyorsunuz? Nurtopu gibi etkin pişmanlık ifadesi var, her şey söyletilebiliyor. Gizli tanık ifadeleri var."
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası
“Biz hafta başından beri faaliyetin devam ettiğini iddia ediyorduk. Faaliyet dün ya da bugün itibarıyla durmuş. Yani dökümü durdurmuş kayyum. Herhalde burada konuştuklarımız bir şekilde kulağına gitti. Şu anda kayyum heyeti döküm faaliyetini durdurmuş.”
Cebeci'de kayyum heyetinin yürüttüğü döküm faaliyetinin durduğunu mahkemede açıkladı.
Av. Hasan Sınar, iddianamede Rıza Akpolat hakkındaki suçlamaların "salt birilerinin ağzından çıkan sözlerden ibaret" olduğunu öne sürdü: "Ceza muhakemesi böyle bir şey değildir. Soyut beyan ve varsayımlar üzerinden inşa edebileceğiniz bir yargılama düzeninden bahsedemezsiniz. Müvekkilim açısından bırakın yeterli delili, tek bir belgeye dayalı bir temellendirme yapılamamıştır. Rıza Akpolat nasıl ihaleye fesat karıştırdı diye incelediğimizde somut hiçbir fiil isnadında bulunulmadığını, 26 eylemin 26'sında da 'şüpheli Rıza Akpolat'ın şu şu kişiler üzerinden ihale süreçlerini koordine ettiği' şeklinde kalıp bir cümlenin kullanıldığını görüyoruz. 26 eylemin her birinin konuları farklı; her ihaleden Başkan'ı sorumlu tutuyorsanız neye dayanarak ilişki kurduğunuzu açıklamak zorundasınız. Oysa hiçbir isnad ile müvekkil arasında tek bir delil bile gösterilmemiş, 'koordine ettiği' kalıbı kes-kopyala-yapıştırla 26 kez konulmuş."
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası
Av. Hasan Sınar, iddianamenin somut delil yoksunluğunu vurgulayarak şöyle konuştu: "İddianamede müvekkilimiz hakkında oldukça yüksek perdeden bir giriş yapılmış; 'eylem 1, eylem 2, eylem 3, 18, 23, 25…' şeklinde kapsamlı bir ihale anlatısı kurulmuş. İnsan doğal olarak her bir eylem bakımından isnat edilen suçları ortaya koyan somut delillerin de aynı ayrıntıyla dosyaya konulduğunu düşünüyor. Yani 'Bakın işte kamera kaydı', 'bankadaki hareketler', 'EFT, havale, dekont', 'suç unsurunu içeren tape kayıtları', 'teknik takip tutanakları', 'paranın alındığı, taşındığı, teslim edildiği ana ilişkin fiziki takip belgeleri' — bütün bunların her bir olay bakımından ayrı ayrı ve adeta 'dantel oyası gibi işlenerek' ortaya konulmuş olmasını beklersiniz. Ama fena halde yanıldık. İddianame tam bir hayal kırıklığından ibarettir." 200 sanığın yargılandığı, 578 sayfalık iddianamede Rıza Akpolat hakkında 415 yıla kadar hapis cezası talep edildiğini anımsatan Sınar, "İsnatların dayanağı olarak iddianame bütününde sözde delil diye önümüze konan şey, yalnızca etkin pişmanlık ifadelerinden ve iki gizli tanık beyanından ibaret" dedi.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası
“Alanı MAPEG ruhsatlandırdı. Döküm de bu ruhsattan alınan izne tabi. Sahadaki faaliyetler yıllardır devlet denetiminde yürütüldü. Valilik başkanlığında komisyon kurulmuş, çok sayıda rapor hazırlanmıştır; hiçbirinde hukuka aykırılık yok. Madem burası ruhsatsızdı, 5 yıl boyunca neden müdahale edilmedi?”
“Müvekkilim 110 küsur milyar liradan sorumlu tutulan bir adam ama daha geçen hafta evine haciz geldi, içeride yattığı için. 30 bin liralık emekli maaşını da alamıyor, ona da haciz geliyor. Üzerine bir evi yok, kayınvalidesinin evinde oturuyor. Ağzında dişi yok, geldiğimiz günden beri diş muayenesiyle ilgili uğraşıyoruz, bir türlü yaptıramadık. Bu kadar büyük bir meblağın elinden geçen bir kişi en azından kendi çocuklarının eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalmazdı. Çocuğunu 2026-2027 eğitim öğretim döneminde gitmiş olduğu özel okuldan alıp başka bir okula yazdırmak zorunda kalıyor.”
Aziz İhsan Aktaş davasında Av. Hasan Sınar, gizli tanık beyanlarının somut delil içermediğini vurguladı. Rıza Akpolat'ın usulsüzlük yaptığı iddialarına dair sorulara gizli tanıkların "Somut ihale gösteremem, bilmiyorum" yanıtlar verdiğini hatırlatan Sınar, "Belediyelerdeki kokuşmuş yapıyı anlatmak için anlatıyorum diye büyük laflarla başlıyor; ama 'hangi ihalede somut bir usulsüzlük yapılmış göster' diyoruz, 'somut ihale gösteremem' diyor. Somutlaştır! Madem komisyon almış müvekkilim, anlat nereden, nasıl almış? Diyor ki 'buna cevap vermem imkansız'" dedi.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası
Aziz İhsan Aktaş davasında Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın avukatı Hasan Sınar savunmasına başladı. Sınar, etkin pişmanlık beyanlarının manipülatif karakterine dikkat çekti: cezaevinden çıkmak için savcılığı tatmin etme zorunluluğu, soruşturma evresinde iş ve aileyle tehdit edilme, 'bıçak kemiğe dayanınca ne isteniyorsa söyleyecek konuma gelme' tehlikesi. "Etkin pişmanlıkçı olmak hiç onurlu bir iş değil" diyen Sınar, mahkemeden bu beyan delillerin yanılgılı karakterine dikkat çekilmesini istedi.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası
Akpolat'ın müdafii Av. Hasan Sınar, savunmasına esasına ilişkin mütalaaya yönelik temennisiyle başladı: "İddia makamının esasa ilişkin mütalaasında, ChatGPT üzerinden kopyala-yapıştır kolaycılığına tenezzül etmeyeceğine, yargılama sürecindeki tüm savunmaları bütüncül şekilde ele alarak objektif bir metni ortaya koyacağına yürekten inanıyorum."
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası
“Ergenekon'da 22 dosya birleşmişti, burada da birleşmeye başladı. Burası bir çatı davası olacak sanırım. Orada bir Osmanım vardı. Alpaslan Arslan'ın azmettiricisi. Kendisi hem gizli tanık hem sanık. Bizde de hem itirafçı hem sanıklar var. Benzer şekilde Osmanımlar devam edecek gibi duruyor.”
“2007 itibariyle başlayan Ergenekon, Balyoz, Şike gibi operasyonlar, cumhuriyetin koruyucusu TSK'ya yönelik bir saha açma çabasıydı. Bugün de ana muhalefet partisine ve Ekrem İmamoğlu'na yönelik aynı şey yapılıyor.”
Volkan Ateş'in müdafii Av. Oğuz Can Bahar savunmasına başladı.
“9 Temmuz 2025'te bilgime başvurulmak üzere adliyeye çağrıldım, ifade verirken avukatım yoktu. Sayın savcım ile içeride sohbet havasında ifade verdikten sonra 'tamam' dedi, 'kağıdını imzalatıp çıkacaksın' dedi. Ben de kapının önüne çıktım. Bir dakika geçmedi, kapı açıldı ve savcı dışarı çıkıp bağırdı: 'Yalan söyledin, bizi kandırdın. Her şeyi itiraf edecektin, hiçbir şeyi itiraf etmemişsin.' Bir anda kelepçe takıldı ve nezarete gönderildim. Sonra hakim karşısına çıktım, hakim adli kontrolle serbest bıraktı. Sonraki süreçte kızım arayıp 'Baba geldiler' dedi. Gözaltına alındım, 29 Eylül'de tutuklandım.”
Avukat sorusu üzerine tutuklanma sürecini anlattı.
“Sorumun cevabı buydu ama Sayın Başkan, Sayın Heyet; şimdi büyük bir yalan ve iftirayla oluşturulan bir suç isnadıyla karşı karşıyayım. "560 milyarlık yolsuzluk" diye savcılık kaynaklı açıklamalar yapılarak bir operasyon düzenlendi. Bakınız tekrar ediyorum: 560 milyarlık bir yolsuzluk diyerek bir operasyon yapıldı. Sonra bu 560 milyar diye Mart ayında anons eden savcılık, dosyayı, yani iddianameyi önünüze yollarken, 160 milyar liralık bir dosyaya rakam koydu, tespit yaptı. Bu 160 milyar liralık rakamın 110 milyarı, şu anda burada gördüğünüz Volkan Bey kardeşimizin savunma yaptığı konunun muhatabı. 110 milyarın 80 milyarı orada yerin altındaki madenler yok edilmiş gibi yazmışlar. Yani dünyanın en ucube uydurmasıdır. 30 milyar da kaçak hafriyat yapılmış, oradan uydurulmuş. Şimdi Cebeci meselesi üzerinden 'asrın uydurması' şeklinde organize edilen ve koordine edilen 110 milyarlık bir eylem yarattılar.
Az önce iddia makamının sorduğu sorunun ne kadar absürt olduğunu söyleyeyim. 'Neden' derseniz; 2018 yılında burası maden bölgesi diye kanunla ilan edilmişken, bunun muhatabının Volkan Ateş olarak kabul edilmesi kadar kötü bir soru olamaz.
Ben de sizden acil bir talep olarak; Cebeci meselesinin temel sorumluları olarak; izin belgelerini veren, denetleyen, hesap soran, meselenin sahibi olan dönemin valilerinin, MAPEG Genel Müdürü'nün, TEÜAŞ yani ilk dökümün buraya yapılmasını talep eden genel müdürünün, ilgili vali yardımcılarının — yani burada bu firmanın faaliyetlerinde yüksek memnuniyetini bizzat bana anlatan vali ve vali yardımcılarının — Sultangazi Belediye Başkanı'nın, Sultangazi Kaymakamlığı'nın, Sultangazi İlçe Emniyet Müdürü'nün, ilçe emniyet sorumlularının, Orman Bakanlığı Bölge Müdürü ya da sorumlularının, en temel sorumlu, bu kanunun sahibi ve bu alanın sahibi olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nı acil dinlemek ve çağırmak zorundasınız Sayın Başkan, Sayın Heyet. Acil talebimdir. Mahkemeye niye çağırmak zorundasınız biliyor musunuz? Yoksa şu dinlediğiniz masumlarla bir adım dahi ileri atılamaz burada.
Uydurmadır, saçmadır ve bu uydurmanın, bu saçma hesap kitabın altında yatan da 'Biz 560 milyar dedik, 560 kuruş bulamadık. Ya şuraya bir 160 milyar yazalım, bunun 110 milyarını da Cebeci'ye yedirelim, boca edelim' anlayışıdır. Bu kötü akıl ve bu kötü zihniyete karşı sıraladığım bu makamları buraya davet etmediğiniz sürece, böyle bir eylem yok hükmündedir. Yazık etmeyin lütfen, bu masum insanları bir an önce evine yollayın.”
“Peki Volkan Bey, sizi denetime gelen kurumlar ile ilgili bilginiz var mı? Yani hangi kurumlar sizi denetime gelirdi?”
“Başkanım, ayda 1 MAPEG gelirdi. Çevre Bakanlığı'ndan gelirlerdi. Orman Bakanlığı devriye ekibi sabah, öğlen, akşam devriye atardı. Sultangazi zabıtası devriye atardı.”
“Yok.”
“Yani dünkü sunumdan anladığım kadarıyla yaklaşık 7-8 milyon metrekarelik bir alan diye arkadaşlar belirlediler. 7-8 milyon metrekarelik bir alana giriş çıkışın tek noktadan olmasının sağlanması ile ilgili organize edilen bu alanda görevliydiniz. Doğru mu?”
“Evet Başkanım.”
“Volkan Bey, kolay gelsin. Tabii kısa bir savunma yaptınız ya da sorguya tabi oldunuz. Öncelikle sizin burada olmanızı ben doğru bulmuyorum. Burada bulunan diğer arkadaşların olmasını doğru bulmadığım gibi. Kantar sorumlusu deyince, benim sahayı ziyarete geldiğimde hatırladığım kadarıyla orayı 'Hangi proje nasıl yürütülüyor?' diye baktığımda, ilk girişteki bir kantar bölgesi yapılmıştı. Daha önce burada yoktu, mezbelelik bir alandı. Sonradan orada denetimli bir saha giriş çıkışının kontrol altına alınması ile ilgili bir alan organize edildi. Anladığım kadarıyla siz orada görevliydiniz. Doğru mu?”
“Evet Başkanım.”
“Yazın 5 bin, kışın 3 bin 500 civarında tır gelirdi.”
“Ben kantar sorumlusuyum. Benim görevim kantara gelen hafriyat firmaları sahipleriyle görüşmek; bunların sahaya getireceği malzemenin cinsini, miktarını görüp ona göre İSTAÇ'ın da uygulamış olduğu evrak listesini temin edip hesap açmaktır. Açtığımız hesap karşılığında, firmanın şirket hesabına yatırdığı ücret karşılığında sistemin uygun gördüğü barkodu verip içeriye girişlerini sağlamaktır. Kantardan araba geçtikten sonra benim sorumluluk alanım bitiyor.
Kullandığımız sistem de 2015 öncesine dayanıyor. Mod Yazılım Evi'nin İSTAÇ'ın bütün hafriyat sahalarında kullandığı sistem. Yani döküm sahasına araç girdikten sonra kantarlarla ilgili benim yapacağım bir iş ya da benim yönlendirebileceğim bir işlem yoktur. Oranın sorumlusu ve yetkilisi farklı kişilerdir.
Zaten şöyle bir şey de var — kaçak döküm denen suçla suçlandığım için söylüyorum — ben her gün Sultangazi zabıtasının, Sultangazi Belediye Başkan Yardımcısının, Orman Bölge Müdürü'nün, Çevre Şehircilik Bakanlığı'nın, İstanbul Vali Yardımcısı'nın ve Enerji Bakanlığı'nın hemen hemen her ay uğradığı bir yerde kaçak işlem yapılacağını hiç düşünmedim.”
Aziz İhsan Aktaş davasında ikinci duruşma 10. gününde, avukat savunmalarıyla sürüyor. Davada Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat ve Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara tutuklu bulunuyor.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası
Duruşma, sanık Volkan Ateş'in savunmasıyla başladı.
Salondaki izleyiciler arasında Zülfü Livaneli'nin yanı sıra Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu ve TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil de yer aldı.
Salondaki bir izleyici "Ekrem başkanım Deniz burada, Yusuf burada, Hüseyin burada" diye seslendi.
“Sizi çok seviyorum Zülfü abi. Ey özgürlük diye bağırıyoruz.”
İmamoğlu, salondaki Zülfü Livaneli'ye seslendi.
İBB Davası'nın 33. günü başladı. Zülfü Livaneli salonda.
