28. Duruşma Günü
Çapraz sorgu 19:45 itibarıyla bitti. İBB Davası'nın 28. duruşma günü Adem Soytekin'e yöneltilen avukat sorularıyla son buldu. Yarın Soytekin'in avukatları dinlenecek.
“İlk etkin pişmanlık ifadesinde yer alan iki avukat, kendi müvekkilime de giderek 'İtirafçı ol, suikast iddiaları geliyor' demiş. Sabah gazetesinde Aziz İhsan Aktaş'a suikast yapılacağı iddiası da haber yapılmıştı. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?”
“Bu konuda bilgim yok. Avukat Recep Seyhan'ı eski tanırım. Hamza Uçar'ı da tanıyorum. Bu olayı Recep bana 3-4 gün önce söylemişti; böyle bir şey olmayacağını, Fatih Keleş'in böyle bir şey yapmayacağını söylemiştim. Veysel Erçevik (itirafçı) etkin pişmanlık ifadesine o girdi.”
“3 aydır barkodlu ve imzalı ifadeyi bulamadım. Altında imza bulunmayan ifadenin geçerliği ve hangi kapsamda alındığı önemlidir. CMK kapsamında imza bulunamayan ifadelerin geçerliliği tartışmalı hale gelebilir. Bu nedenle bu hususun netleştirilmesini ve mümkünse sorularımıza bu şekilde devam edebilmek için huzurda görülmesini talep ederim.”
“İfademdeki o kısmı soru olarak anlamıştım. Benim 2014'teki, 2019'daki seçimi, cumhurbaşkanlığı seçimini anlatmam hiçbir şeyle bağdaşmaz.”
Mahkeme Heyeti, önündeki 17 Haziran tarihli ifadenin 'fotokopi çıktısı' olduğunu, o çıktıda da 'imza bulunmadığını' söyledi. Avukatlar imzalı evrakı talep etti. CMK'ya göre imzasız ifadelerin tartışmalı hale geleceği yönünde beyanlar var.
“Etkin pişmanlık ifadesi verdiğiniz gün ifadenizin suretinde kaç imza olduğunu hatırlıyor musunuz?”
“Hatırlamıyorum, hatırlıyorum olabilir.”
“Önümdeki ifade de imzasız ve barkodsuz. Savcılıktan talep ederiz.”
“Adem Soytekin'in 16 Haziran 2025 tarihli etkin pişmanlık ifadesi imzasız ve barkodsuzdur. Sayın Başkan, lütfen önünüzdeki ifadeyi kontrol eder misiniz? Usulen bu ifade geçersizdir.”
“Bize gizli olan ve bazı yayın kuruluşlarının, davayla birlikte fenomen olanların yazdıklarında; evinizde yapılan aramalarda uyuşturucu, silah/ruhsatsız tüfek ve uyuşturucudan elde edildiği düşünülen nakit para ele geçirildiği ifade edilmiş. Devamında da cezaevinde bazı geceler kriz geçirdiğinize dair şeyler var. Hakkınızdaki yayınlarla ilgili bilgi vermek ister misiniz?”
“Ben evi aranarak gözaltına alınan biri değilim; polisleri kendim davet ettim, gözaltına alındım, telefonuma el koydular. Bahsettiğiniz şeyler bana ters; evimden çıkanlar lugatıma ters şeyler. Sigara haricinde o tarz şeylerle ilgim olmamıştır. Kriz yaşamam için bir şey kullanıyor olmam lazım; hayatımın hiçbir döneminde hiçbir şekilde kullanmadım.”
“Etkin pişmanlık kapsamında verdiğiniz ifadelerde belge sunduk dediniz. Şirkete gidemiyorsanız belgelere nasıl ulaştınız?”
“Getir-götür şeklinde bana ulaştı.”
“Böyle bir çıkışı yapılmadı. Bunun dosyayla ilgisi ne? Kayyum atandığından beri şirkete 2 defa gitmişimdir.”
“Sizin müvekkiliniz şimdi nerede peki? Biz de size soralım avukat bey: Murat Gülibrahimoğlu nerede?”
“Zamanı geldiğinde gelir; zamanı gelince dönecektir.”
“Kayıtlara göre müvekkilim iki kez Londra'ya gitmiş, en son da 2019'da gitmiş. Bu şartlar altında para kaçırma iddiası önemli, o nedenle sormak istedim.”
“Etkin pişmanlık ifadelerinizde, müvekkilim Murat Gülibrahimoğlu'nun, İmamoğlu'nun parasının büyük bir kısmını İspanya'ya, özellikle de Londra'ya kaçırdığına dair beyanınız var. Bunu gördünüz mü, yoksa duyuma mı dayalı?”
“Görmedim, duydum. Duyuma dayalı.”
“Dursun Keleş'in ifadesi okundu, kurgu olduğunu söyledim. Yapabileceğim savunma da böyle 'diyebilir, olabilirdi' en fazla.”
“21 Ekim 2025'te ifade vermeye gidiyorsunuz ve tutuklanıyorsunuz. Tutuklanma sebebiniz size açıklandı mı?”
“Evet, birkaç eylem soruldu. Eylem 5 ve 10'du. Şu an bir tanesi eylem 7'ydi.”
“Evet, kardeşim. 26 Mayıs'ta tutuklandı. 1 ay kadar tutuklu kaldı.”
“Emniyet ve tutuklandığınız ifade dışında 4 tane ifadeniz var. Bu ifadelere nasıl gittiniz? Siz mi talep ettiniz?”
“Emniyet ifademin tamamını toplasanız 10 sayfayı geçmezdi. Savcılıktaki ifadem 16'sında öğlen başladı, 17'sinde gece bitti. Nasıl o kadar zaman geçti, çok şey değilim açıkçası.”
“16 Haziran 2025 tarihli etkin pişmanlık ifadenizde 'İmamoğlu'yla Adnan Çebi'nin arası kötüydü, sonradan iyileşti' dediniz. Bu görgü mü, duyum mu?”
“Bu benim duyumum, ben öyle bir şey görmedim.”
“Esenyurt'taki kreşi Makyol'un bağışıyla yaptım ve parayı Adnan Bey'den tahsil ettim.”
“500 bin dolar rüşvet iddiasına ilişkin: ortağınız 2021, siz 2022'de verildi dediniz. Neden böyle söylediniz?”
“Konunun amacı bu para verildi mi, verildi. Ben tutukluyken Erdal Tokmakçı dosyaya dekont sunmuş. O da gelip kendisi anlatacaktı.”
“Örgütsel yapı içinde olduğum iddialarını reddediyorum dediniz. Ortada çıkar amaçlı bir suç örgütü olup olmadığını biliyor musunuz?”
“Hayır, bilmiyorum.”
Ali Kurt'un avukatlarından Mustafa Bağarkası, esasa ilişkin savunmaya başladı. Adem Soytekin'in itirafçı olduğunu, çelişkiye düşmemek için savunmasını okuduğunu söyledi ve cumhuriyet savcısının tarafsız olması gerektiğine vurgu yaptı. Soytekin'in Av. Şeref Dede'nin sorularına yanıt vermemesine değinerek "İhbarcının sorulara yanıt vermeme gibi bir durumu yok" dedi. Bunun üzerine Adem Soytekin'in avukatları 'ihbarcı' ibaresine itiraz etti.
Ara sona erdi. Duruşma yeniden başladı. Soytekin'in sorgusunun ardından, Ali Kurt'un avukatlarından Mustafa Bağarkası esasa ilişkin savunmaya başladı.
“Trabzonspor hariç hiçbir yere üyeliğim yok.”
“Önce konuşuyorduk, sonra tutanağa geçiyordu. Savcının odasında 14 saat geçirdim.”
“Bugün verdiğiniz ifadeyi özgür iradenizle mi veriyorsunuz? Tamamen metne bağlı kalarak okudunuz.”
Duruşmaya ara verildi.
Av. Şeref Dede sorularını tamamlayıp Nevzat Çelik'ten bir şiir okumak istedi. Mahkeme başkanı "Hiç şiir modunda değiliz" dedi; Şeref Dede şiiri okumaya başlayınca "Biz bir ara verelim, salona okursunuz" diyerek duruşmaya ara verdi.
“Hayır.”
“Bir sorusuna cevap vermek istiyorum. Şirketiniz adına sözleşme yapıldığı dediğiniz tarihte bu şirket bana ait değil.”
“Şahsınızla ilgili 9 kere gidip yemek yiyerek verdiğiniz ifadeyle ilgili problemim olabilir.”
“Ne dediğimi söyleyeyim: 'Dilim sürçse de Soytekin yerine soysuz desem bu hakarete geçer mi?' dedim. Soyadınız gibi davranacak mısınız yoksa kaçacak mısınız?”
“Sizin sorularınıza asla yanıt vermiyorum. 9 No'lu Cezaevi'nin üst girişinde benim kardeşimin yanına gelen avukat olarak yanında 'O Adem soysuz var ya, o soysuz, ona neler yapacağım' dediğiniz için sizin hiçbir sorunuza cevap vermeyeceğim.”
“Benim soyadımı öğrendiniz mi Şeref bey?”
“Bu Keleşlerle arandaki husumetten bahsettin. Nedir o husumet? Husumetin kaynağı nedir bunlarla? Çünkü bunların vermiş olduğu beyanlarda hep bu şekilde 'husumetten kaynaklı' diye geçti beyanları.”
“2010 yılında bunların hepsi aynı akrabadır; Gül, Keleş, Beyaz... İşte aynı akrabadır. 2010 yılında bunların bir üyesiyle silahlı boyuta varıncaya kadar bir olay yaşandı. Dolayısıyla bir husumet oluştu. Husumetle bana karşı gelip onlardan bir tanesi bana silah çekti, benimle ateş etti falan. O şeyde var zaten, mahkemelik olduk. Sonrasında da ben onlarla uzun bir süre görüşmedim.”
“Avukat Bey'in hiçbir sorusuna yanıt vermeyeceğim. Sabaha kadar da sorsa aynı şeyi söyleyeceğim, cevap vermeyeceğim.”
Adem Soytekin, hakkında iddialarda bulunduğu Ali Kurt'un avukatının hiçbir sorusuna yanıt vermedi. Avukatın sorularını "Yanıt vermek istemiyorum" diyerek geri çevirdi.
“Adem Bey, siz bu konuda uzmansınız onun için soruyorum. Şimdi şirketten 1.500.000 doları belgelemek adına üç tane dekont çıktısı göndermişsiniz. Üç ortaklısınız; sadece sizin beyanınız var, diğer ortaklarınız bu beyanı yapmıyor. Bu çıkan paraları nasıl muhasebeleştiriyorsunuz şirketinizden? Nakit çıkıtıları usulen? Yani 1.500.000 dolar bir para çıkışının Türk TL karşılığını beyan ediyorsunuz. Bu bilançonuzda nasıl muhasebeleştiriliyor? KİPTAŞ'a 1.500.000 dolar rüşvet diye mi? Yoksa beton aldım, kalem aldım, bilmem ne aldım diye mi? Merak ediyorum.”
“Sayın Başkanım, soru değil artık; soru yani ciddi ciddi sorgu haline geldi.”
“Şu an onu da yanlış söylüyorsunuz. 3 tane dekont sundunuz. Lütfen ifadelerinize hakim olun. Bu zaten önceden dedim işte; doğru bir tanedir, yalan olunca böyle çarpıtılır.”
“Adem Bey, yanlış anlamayın beni; derdim siz değilsiniz. Siz zaten kendinizle mücadele ediyorsunuz. Ama siz şunu dediniz: '2023'te ben bu parayı verdim' demişsiniz. Sonra dekont sunuyorsunuz; hem 2023 hem 2024. Neden? İfade verirken mi yanlış hatırladınız?”
“Tamam, yanlış işlenmiş olabilir. Bu arada Adem Bey, siz ifadenizde 1,5 milyon dolarla diyorsunuz ki: 2023 yılında 1,5 milyon dolar verdi. Fakat şimdi bana dediniz, önceden başkaydı. Fakat dosyaya sunduğunuz 2024 yılı; bir tane 2023, diğerleri 2024. Bu farklılık nereden kaynaklanıyor? Yani bir belge sunuyorsunuz.”
“Şimdi Ali Bey, az önce size tarih söylemememin sebebi de ifadenin içinden cımbızla bir şey çıkartarak 'şunu şöyle demiştiniz' dememek için.”
“Sayın Başkanım, size sözleşmeyi de sunduk. Sözleşmeyle ilgili maddeyi Adem Bey de zaten teyit ediyor; satış yetkisi kendisinin. Savcılık sorduğu için söylüyorum: 70 dairenin herhangi bir gruba veya ayrıcalıklı bir işte CHP'li vesaire satıldığına ilişkin iddianamede herhangi bir bulgu yok. Sadece dosya kapsamında geçen münferit kişilerin adına, çocuk kişilerin adına olmasına ilişkin bir şeydir; onu da açıkladık. Ben genel müdürlük görevindeyken, artı tutuklandıktan sonra KİPTAŞ'ta hem birinci satışta hem ikinci satışta hem üçüncü satışta, hepsinden bunlar gizlenebilir şeyler değil. 70 daire olayı CHP'lilere vesaire diye bir şey söz konusu değil. Bunu Adem Bey'in de bilmesini istiyorum, çünkü satış yetkisi kendilerinde ve kendileri yapıyor.”
“Adem Bey, Pendik'te 70 daire konusunu söylediniz. Pendik'te satış yetkisi kimde, sözleşmeye göre?”
“Sayın Başkanım, yılı söyleseydi anlamlı belki olabilirdi diyeceğim ama onu da söyleyemeyeceğini biliyorum. Çünkü öyle bir konuşma olmadı. Artı, ben Ayazağa işini size anlatmıştım. Ayazağa işi KİPTAŞ'ın İETT'den 2886'ya göre ihaleyle aldığı bir iştir. Böyle bir paylasım, oran vesaire koyma imkanı teknik olarak yoktur.”
“Adem Bey, Ayazağa'da 'yüzde 7 sistem payı' diye bir sohbetimiz olduğunu söylediniz. Bunu hangi yılda konuştuk sizinle?”
“Yılını hatırlamıyorum, ama seninle onu konuştuğumuzu hatırlıyorum.”
“İddianamenin içindeki şeyleri tekrar tekrar soruyor. Avukat beyin benim şahsıma olan tavırları yüzünden yanıt vermeyeceğim.”
Av. Şeref Dede ardı ardına sorular yöneltti: 'Kaç ifade verdiniz?', 'Siz mi gittiniz, savcı mı çağırdı?', 'Yemek ısmarladılar mı?', 'Rüşvet dediğiniz 2021 mi, 2022 mi, 2023 mü?', 'Yurt dışındaki şirketinizin ortağı kim?', 'Ortağınız Erdal Tokmakçı bu parayı nerede, kime vermiş?', 'O 400 bin doları kime vermiş?', 'Adem Soytekin bu 500 bin doları kime, nasıl vermiş?', 'Siz suç örgütünün yönetici kadrosunda yer alan bir üyesi misiniz?', 'Ali Kurt size bağlı olarak mı çalışıyor?', 'Ortağınızdan Ali Kurt'a vermek üzere niye para alıyorsunuz?', 'KİPTAŞ Yeşilpınar projesi sözleşmesini şirketiniz KİPTAŞ'ta mı imzaladı?', 'Bu sözleşmede KİPTAŞ'ın ve şirketinizin yükümlülükleri ayrı ayrı düzenlenmiş midir?'. Soytekin tüm bu sorulara 'Cevap vermek istemiyorum / cevap vermeyeceğim' yanıtını verdi; bir soruda 'Sabaha kadar sorsa da cevap vermeyeceğim' diye ekledi.
“Bu belgeyi o zaman niye iddia makamı sunmadı? Niye sizin evrakınızı dosyaya delil olarak sunmadı sizce?”
“Onu savunmaya sorsanız...”
“Buna mahkeme karar verir.”
“Evet.”
Salonda gülüşmeler oldu.
“Artık soru cevaptan çıktı, birbirinizi iknaya geçti. Ne yapacaksınız en sonunda — öpüşün barışın mı diyelim? Soruya net geçelim. Farkında mısınız diye soru mu olur? Burada birbirinizi ikna etmeye mi çalışıyorsunuz?”
“Ortak yalan söylüyorsa ben ne yapayım.”
“Sayın savcı, perşembe tutukluluk değerlendirmesi yapacaksınız; savunmam sonrası tamamen manipulatif bir savunmayla karşı karşıyayım.”
“İfadenizde 2021 diyorsunuz, şimdi 2022 diyorsunuz; parayı taşıdığını söyleyen şoförünüz Murat Erenler 2023 diyor. Bana 2023'te taşınmış diye HTS baz kaydı delil gösterilerek suç isnat ediliyor, farkında mısınız? Ortağınız Erdal Tokmakçı farklı bir beyanda bulunuyor.”
“2022'de verdim.”
“Satış listesi sizde yok mu? CHP'lilere 70 daire diye bir olay yoktur. Satış yetkisi kendisinde.”
“Araç satışlarından bahsedildi. Özneyi karıştırmış olabilir mi acaba? Bana mı satacaktı?”
“Emrah Bağdatlı'ya.”
İmamoğlu, havuz konusundaki cevap üzerine savcının tutumunu eleştirdi; sözleri tam olarak anlaşılmadı. Savcı, mahkeme başkanına dönerek "Araya girmesin sayın başkan" dedi.
“Benim belediyeyle aramda olan alacakların havuzu...”
“Bir görüşmenizde Tuncay Yılmaz ile geldiniz. Bir arsa var, payı ödenecek; sonra inşaat maliyetleriniz ödenecek, sonra Topkapı'daki yerinizden gayrimenkul alacağız dendi. Bu bir reel ticaret midir?”
“Evet, bu bir reel ticaret. Biz Tuncay ile iş yaptık, hesabı kapattık.”
“O hâlde demek ki benim huzurumda size küfretmiş oldu ve avukatlarımın huzurunda gerçekleşti bu durum. Başka bir sorum yok, teşekkür ederim.”
“Peki, size herhangi bir tape ya da ses kaydından bahsetmedi mi?”
“Hayır, bahsetmedi.”
“Sayın Hakim, Sayın Heyet, bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü gerçekten burada bazı şeyleri anlamakta ve tarif etmekte zorlanıyorum. 19 Mart ile 23 Mart arasında çok sıkıntılı 5 gün yaşadık. Bu süreç, iddia makamı olarak bize yaşatıldı. Bu 5 gün kolay değildi; aç ve susuz geçen bir süreçti. İlk gün ramazan ayı nedeniyle hissetmedik ama sonrasında ağır şekilde hissedildi. Allah kimsenin başına vermesin; bu bir eziyetti, bir işkenceydi ve bir rutine dönüştürüldü. Bu sürecin ardından Çağlayan Adliyesi'nin bodrumunda da benzer bir muamele yaşadık.
Daha sonra yukarı çıkarıldık. Orada, sonradan ismini öğrendiğim savcı — Cahid Cihad Sarı — içeri girer girmez bir feryat figanla bir ses kaydından söz etti, küfürlü ve sinkaflı ifadeler kullandı, hakaret etti. Bu savcı sinkaflı küfürleri yaptıktan sonra şaşırarak avukatlarıma döndüm 'Kime söylüyor?' dedim, 'Bizden önce ifade veren Adem Bey'e söylüyor' dediler. 'Bunları bana niye söylüyorsunuz?' dedim. 'Ses kaydı var, milyon dolarlar verilmiş, ben ayarlanmışım' gibi ifadeler kullandı. İfademi verdikten sonra bana şöyle dedi: 'Sayın Başkan, sizi bugün biz yargılıyoruz. Yarın siz Cumhurbaşkanı olursunuz, masanın bu tarafına geçersiniz; biz de o tarafa geçeriz. O zaman siz bizi yargılarsınız.' Bu ifadeleri kullanan savcı, şu anda Adalet Bakanlığı Personel İşleri Genel Müdürü yapılmıştır.
Bu savcı size de bu şekilde sinkaflı konuştu mu? Ya da size bu ses kaydından bahsetti mi?”
“Ben hiçbir bant kaydı duymadım. Bana karşı böyle sinkaflı bir konuşma da olmadı. Savcı her gittiğimde bana yemekler ısmarladı. İlk başta, benim için Ankara'dan, ismini vermek istemediğim bir siyasetçi arıyormuş; onunla yaşadığı bir tartışmadan, gerilimden söz etmişti. Onunla ilgili konuştuk yalnızca. Bana bir tapeden bahsetmedi.”
“Şimdi, 2008 yılından itibaren firmamla ticaret yaptınız. İlk ticaretimizde ben siyasette değildim; birlikte başladık. Sonrasında siyasi dönemde de sürdü. Ben yaklaşık 3 bine yakın konut, 500'e yakın iş yeri ve 200'e yakın villa yapmış bir iş insanıyım. Yani bu işin içini, damarını bilirim; benimle yapılan her ticarette kuruşuna kadar hassas davranmış bir iş insanıyım. 2008'den 2020'li yıllara kadar İmamoğlu İnşaat ile yaptığınız ticaret kapsamında, karşılığını almadığınız tek bir işlem oldu mu?”
“Hayır, yapmadım. Tüm alacaklarımı aldım.”
“Öncelikle, Ankara'da emek ve hak mücadelesi veren bütün madencileri buradan selamlıyorum. Atatürk'ün gençliğe hitabında 'birinci vazife' denen sorumluluğu yüksek seviyede taşıyan Akbelen'deki Esra Işık'ı da selamlıyorum. Zeytin ağacını ve tarım alanlarını korumanın vatanı korumak kadar kutsal olduğunu hatırlatıyorum. Esra Işık'ın hür olması gerekirken kelepçeli şekilde hapse götürülmesindeki yanlış işlemi de kınıyorum.
Sayın Başkan, Sayın Heyet, kolay bir süreç geçirmiyoruz. Süreç engebeli bir şekilde devam ediyor. Hem heyet için hem de bizim için zor bir dava. Sizin yargılamayı en düzgün şekilde yapabilmeniz için elimden gelen bütün gayreti göstererek adil yargılama sürecinize katkı vermeyi, Cumhurbaşkanı adayı olarak bir vatan hizmeti olarak görüyorum.
Sayın Adem Soytekin, size de kolay gelsin ne diyeyim...”
“İfadenizde, iddianameye konu yapıdan, suç örgütünden bahsediyorsunuz. Şöyle demişsiniz: 'Ekrem İmamoğlu tarafından Beylikdüzü Belediye Başkanlığı süresince başlayan, öncelik hedef olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, sonrasında da Cumhurbaşkanlığı için gerekli sermayeyi toplamak amacıyla kurulan, Beylikdüzü'nde temelleri atılıp İstanbul'un tamamına yayılan çıkar amaçlı suç örgütünün tüm yapısını ve faaliyetleri hakkında bildiğim, gördüğüm ve dahil olduğum tüm olayları anlatarak etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istiyorum.' Bunu ayrıntılandırın.”
“O beyan öyle değil. O beyan şöyle, Sayın Savcım: oradaki beyanı ben bir şablon olarak gördüm; o ifade bana ait değil. Ben onu şablon olarak gördüm, bana sorulan bir soru olduğunu... Yani yoksa ben nereden bileyim 2014'te Beylikdüzü'nde Ekrem Bey'in aday olacağını veya aday gösterileceğini? Nereden bileyim? Gidecek aday gösterilecek, gidecek Ekrem Bey 2024'te seçilecek, sonra Cumhurbaşkanı olacak falan... Yani o biraz hayalperest bir şey olur. Dolayısıyla ben onu bana sorulan şablon soru gibi anladım.”
“Ekrem İmamoğlu'nun kurduğu havuzdan bahsediyorsunuz; böyle bir havuz var mı, bu havuz nasıl oluşturuluyor?”
“Hatırlamıyorum.”
“CHP İl binası satın alınması meselesi var, bu konuda ifadeniz var.”
“Beyanım doğrudur. Söylem olarak biliyorum.”
“Kullandı. Kullanıyordu sistem kelimesini.”
“Ali Kurt'la ilgili: Sistem kelimesi kullanılıyor muydu?”
“Ali Kurt yüzde 7 pay dedi ama sistem kelimesini kullandı mı bilmiyorum.”
Duruşma savcısı sorularını sorarken Soytekin'in ifadelerini tek tek okuması üzerine, Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Hasan Fehmi Demir "Bu yasak sorgu yöntemidir" diyerek müdahale etti. Mahkeme başkanı "O kısımların içeriğini anlatmadığı için müdahale etmedim" yanıtını verdi.
“Etkin pişmanlık aşamasında hür iradenizle mi konuştunuz? Avukatlar tarafından şahsınıza baskı yapıldığını, 'Adem dik dur' notu gönderildiğini söylediniz. Başka baskılara maruz kaldınız mı?”
“Ekrem Bey'den geldiği söylenen notlar.”
Adem Soytekin az önce yazılı savunmasında 'rüşvet almadım, vermedim, aracılık etmedim' demişti. Yaklaşık iki saat sonra hakimin sorusu üzerine Ali Kurt'a gönderdiği 1,5 milyon doları açıkça 'rüşvet' olarak tanımlayarak savunmasıyla çelişti.
“Toplantıda gizlilik için telefonları kapattınız mı? Gizlilik kaygısı neden?”
“Telefonu yan odaya koymuştuk. Kaygı herkeste var.”
“Bu operasyonu Mehmet Pehlivan takip ediyordu. Daha iyi bilgisi var diye onu aradım.”
Heyet Başkanı Soytekin'den iddialarını ayrıntılı anlatmasını istedi; net bir yanıt alınamadı. Soytekin "Hatırlamıyorum", "Şimdi ismini vermek istemediğim biri söyledi", "O kısmı çalışmadım" gibi yanıtlar verdi. Heyet başkanı soruyu sorarken yazılı beyanını okuyunca "Aynen katılıyorum" diyor; ancak ayrıntılı anlatması istenince yazılı beyanda söylediklerini tekrarlayamıyor. Heyet başkanının hakim sorguları tamamlandı; çapraz sorgu duruşma savcısının sorularıyla devam ediyor.
“10 ay önce ifade verdim, şimdi bir kelime farklı söylesem akşam 'şu şöyle, bu böyle' yazacaklar.”
“Anlattıklarını mahkeme değerlendirecek, sen ne yazılacağına bakma. Doğru doğrudur, sen bildiğini anlat.”
Aziz İhsan Aktaş davasında Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin'in iki avukatı savunma yaptı. Avukatlar soruşturma süreci ve iddianameye ilişkin sert eleştirilerde bulunarak şunları söyledi: "Muhtemeldir ki etkin pişmanlık ifadesinde 'isim ver, çık' denmiş ve bu şekilde de soruşturma ilerletilmiş. Aziz İhsan Aktaş'ın ailesi gözaltına alındı, mal varlıklarına ve hesaplarına el konuldu, ekonomik sıkıntıya girdi ve çözümü 'isim ver ve çık' yönteminde buldu. Aziz İhsan Aktaş kullanıldı ve birçok belediye başkanı yargılanmaya başlandı. 'Canını kurtarmak isteyen' ve etkin pişmanlık ifadesi veren kişi, kendisine 'zararı dokunmayacak' kişilerin ismini verir. Aziz İhsan Aktaş etkin pişmanlık ifadesi verirken, Oya Tekin ile tanışıklığı olmadığı için sadece eşi üzerinden bir kurgu yapmış, müvekkilim aleyhinde delil toplanamadığı için ismi parantez içinde 'temsilen' diye yazılmış. Yalan söyleyenlerin yalan söylediğini kanıtlamaya çalışıyoruz ki ifadelerine itibar edilmesin. Bunlar kurgudur."
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (Oya Tekin avukatları savunması)
“Bunun kararını verecek olan biziz. Sen doğrusunu anlat.”
“Ne parası? Adem, sende yanıtta zorlanıyoruz. Seninle diyalogda anlaşamıyoruz, nedir o para?”
“Rüşvet başkanım. Ali Kurt şahsına çalışır, şahsına münhasırdır. Bir kelime bile hatalı söylesem, 'bu böyledir, öyle değil' denilecek.”
“Medya A.Ş. ile kiralık araçlar konusunda 3 milyon dolarlık bir anlaşmadan bahsetmişsiniz. 3 milyon dolar nedir?”
“Verilen değil, konuşulan başkanım. Bir para gelmedi bana, konuştuk sadece. Önce Tuncay ile anlaştık, sonra Emrah'la konuştuk.”
“Özel bir nedeni var mı? Açıklamama nedeniniz? Duyum diyorsunuz o zaman.”
“Yani beraber konuşurken söylediği şeyler.”
Hakim, Soytekin'in ifadelerinden Murat Ongun ve Fatih Keleş hakkındaki kısımları okuyup soru yöneltirken, Soytekin'in avukatı "Yönlendirme yapıyorsunuz" diyerek itiraz etti. Mahkeme Başkanı "Ben yönlendirme yapmıyorum, mevcut ifadesini okuyorum. Ertan Yıldız'la ilgili anlatımlarınız var?" diyerek soruyu sürdürdü.
Çapraz sorguda avukat itirazı — 'yönlendirme'
“Bazı daireler bende 'emaneten' kaldı; sonradan iade ettim. Belediyeye veriliyormuş gibi gösterilen bu daireler, aslında ortaklar arasındaki bir işlemde emanet olarak bana devredildi.”
“Bu dükkan ve daire alımlarını açar mısın? Orada fazla daire var, biraz açıklayın.”
“İfadenizde Murat Ongun'dan bahsetmişsiniz. 'İhalelerin yüzde 80'i kendisindedir' demişsiniz. 'Fatih Keleş nakit paraları kendisi toplamaktaydı' diye devam ediyor. Ertan Yıldız'la ilgili de anlatımlarınız var. Anlatın.”
“Daha önceki ifadelerimde, bu işlerin ücretlerinin müteahhitlerden alınan rüşvetlerle ödendiği yönünde iddialar yer almaktadır. Bu işlere ilişkin olarak kim tarafından, kime ne verildiği gibi konuların detaylarını savcılıkta müteahhitler anlatmış. İfadelerde adı geçen kişilerle ilgili olarak, örneğin Murat Ongun hakkında; kendisiyle doğrudan bir çalışma içinde olmadım, birebir çalışmış değilim. Medya A.Ş.'ye baktığınızda ben değil herkes biliyor. Ancak kamuoyunda bilinen ve konuşulan hususlar benim de bilgim dahilindedir. İsmini açıklamak istemediğim birinin beyanına göre bu beyanı kullandım. Murat Gülibrahimoğlu hafriyat işleri yapan biriydi. Ali Kurt KİPTAŞ'ın başındaki kişi. Melih Geçek bilişimcidir. İfadelerde geçen '%80-%20' gibi oranların neye göre ifade edildiğine dair doğrudan bir bilgim yoktur. Bu tür ifadeler, benim dışımda yapılan beyanlara dayanmaktadır; ben ikinci kişiden duydum.”
“'Örgütün yapısıyla ilgili bazı ifadeler vermek istiyorum' diye başlayan cümleleriniz var. Örgütle ilgili bilgiler vermek istiyorum demişsiniz, ancak bu yapılanmaya ilişkin savunmanızda konuşmadınız. Örgüt yapılanmasına ilişkin ne söylersiniz, oraları biraz açın isterseniz... Sizden dinleyelim.”
“Örgüt savunmasını avukatım yapacak. Ben örgütün ne olduğunu bilmeyen biriydim. Beylikdüzü'nde böyle böyle şeyler yapılıyordu. Oradaki konuşmayı net olarak hatırlamıyorum. Farklı bir şey söylersem, farklı bir yere gider.”
“Rüşvet mi irtikap mı tanımı çok bilmiyorum. Bunların hepsi rüşvetmiş.”
“Çok ifade verdiğim için hatırlamıyorum.”
Soytekin çapraz sorguda hakim sorularının bir kısmına bu yanıtı verdi.
“Müteahhitlerden alınan rüşvetlerden tarafıma ödendi demişsiniz haziran ifadenizde. Beyanınız doğru mu? Yaptığımız projelerin ücreti müteahhitlerden alınan rüşvetlerle ödeniyordu demişsiniz.”
“Tanımları bilmediğim için... Ben ilk etapta bunun adını bilmiyordum, sonra basında çıkan haberlerle birlikte öğrendim ki bunlar rüşvetmiş. Müteahhitlerin söylediklerine bakılarak rüşvetmiş. Öyle diyorlardı.”
Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin'in eşi Celal Tekin'in avukatı savunma yaptı. "Rüşvet iddiası dile getirilmiş ancak rüşvet anlaşması ortaya konulmamış" diyen avukat, Aziz İhsan Aktaş'ın etkin pişmanlık ifadelerini eleştirdi: "Aktaş, 30 Nisan'da 'ben bu konuları biliyorum, duydum ama kardeşlerimle ilgili, olanları açıklayacak' demiş. 11 Mayıs'ta 'Ben bu parayı verdim' demiş. Sürekli genişleyen bir ifade var. UYAP kaydına göre, 11 Mayıs'taki ifadeye 2 gün ara verilmemiş gözüküyor. Aktaş'ın bu ifadeden sonra tahliye edilmesini de göz önüne aldığımızda; iki gün süren bir ifadenin yorulmadan, zorlanmadan alınan bir ifade olarak kabul edilmesi mümkün değildir. İstenen ifadenin verilmesi sağlanmıştır. Vaadedilen yarar tutukluluğun sonlandırılmasıydı ki nitekim öyle oldu. Aktaş'ın ifadesi yasak sorgu yöntemleriyle alındığı için geçerli değildir. Bu ifadeye itibar edilebilme olanağı yok. 10 dakikalık bir ayaküstü görüşmede 1 milyon doları verdiğini söylüyor. 3 parçada çekilmiş dekontları sunuyor. Böyle bir para çok önceden çekilebilecek bir para, 'hemen gidip çekip geleyim' diyemezsiniz. Dekont, paranın müvekkilime verildiğine dair bir kanıt mıdır? Kesinlikle değildir. Aktaş'ın bu parayı başka yerde kullanıp kullanmadığını bilemeyiz."
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (Celal Tekin avukatı, Aktaş'ın etkin pişmanlık ifadelerine itiraz)
İzleyici sıralarındaki sanatçı İlyas Salman, Ekrem İmamoğlu'na seslendi: "Umudumuz seninle, umudunu yitiren intihar etsin. Kurtuluş yok tek başına. Seninleyiz, mücadelemiz sürecek." İmamoğlu da "İlyas ağabey, ellerinizden öpüyorum" diyerek karşılık verdi.
Ara sona erdi. Tutuklu sanıklar alkışlarla salona alınıyor. Adem Soytekin de getirildi. Heyet yerinde, Soytekin'in çapraz sorgusu başlıyor.
10 aylık tutukluluğunun ardından geçtiğimiz çarşamba günü tahliye edilen Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar'ın avukatı mahkemede söz aldı. Aziz İhsan Aktaş'ın "belediyedeki hak edişlerini alabilmek için iki daireyi ederinin çok üstü bir fiyata satın aldığı" yönündeki iddiaya ilişkin avukat şunları söyledi: "Bu daireler ederinin üzerine satılmadı, toplam ederi 20 milyon. Sayın Mahkeme bu dairelerin satış tarihlerindeki bedeline ilişkin herhangi bir tespit yapmadı ısrarlı talebimize rağmen. Sayın Mahkeme hem savcılığın tespiti hem de bizim sunduğumuz raporu baz alacaksa sorun yok ama bu tespitler yetersiz görülüyorsa, biz talebimizi yineliyoruz, bahse konu taşınmazda bilirkişi marifetiyle gerçek bedeli belirlensin. Bu dairenin satış tarihindeki bedelinin belirlenmesi gerekiyor. Aynı zamanda Aziz İhsan Aktaş'ın o tarihte belediyeden alacağı olup olmadığı tespit edilmeli."
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (Kadir Aydar avukatı bilirkişi talebi)
Ara devam ediyor. Sanatçı İlyas Salman ve Dilek İmamoğlu sohbet ediyor. Mahkeme salonunda oturacak yer yok; avukatların bulunduğu bölümdeki boş yerler halka açılmıyor. Gelenlerin oturabilmesi için sürekli değişim yapılıyor. Ekrem İmamoğlu'nu görebilenler, diğerlerine yer açabilmek için Silivri Dayanışma Merkezi'ne yönlendiriliyor.
Adem Soytekin savunmasını bitirdi; mahkeme heyeti duruşmaya öğle arası verdi. Aradan sonra Soytekin'in sorgusu başlayacak. Salondan çıkarken birkaç kişi "Bravo sana" diye bağırdı; kendisine "Adem abi" diye seslenen gençlere bozkurt selamı yaptı ve "Bilmeyen bilsin" dedi. İmamoğlu da ardından "Cumhurbaşkanı" sloganlarıyla alt kata indi.
Soytekin kağıttan gözlerini kaldırmadığı gibi yazılanları da sık sık yanlış telaffuz ediyor. Hem sıkça teklemesinden hem terlemesinden heyecanlı olduğu belli. Birkaç kez avukatlarına dönüp kaş göz işaretleri ile onay aldı. Avukatlar kendisini dinlerken yoğun şekilde not alıyor. Soytekin'in çapraz sorgusu çok hareketli geçecek.
Muhabir gözlemi — Soytekin'in savunma sırasındaki tavır ve avukatlarıyla işaretleşmesi
“İBB soruşturmasını 5 Şubat'ta Mehmet Şahin'den öğrendiğim iddiası doğru değil. Mehmet Şahin ile o tarihte yapılan görüşme bu dosyayla ilgili değildi; Büyükçekmece Başsavcılığı'ndaki şahsi bir mesele hakkında bilgi amaçlıydı.”
Soytekin, Yeni Şafak röportajında İBB soruşturmasını ocak ayında öğrendiğini söylemişti; duruşmadaki ifadesi '5 Şubat'ta Mehmet Şahin'den öğrendiği' iddiasına yanıt niteliğinde.
“Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan'a iftira atmadım.”
Mehmet Pehlivan iftira reddi
“Avukat Onur Büyükhatipoğlu'na ilk vekaleti 6 Şubat 2025'te verdim; önceki yıllara ait vekaletler başka hukuk ofislerine aitti. Bu avukatın daha önce bir duruşmaya katılmış olması bir 'tevkil' işlemiydi ve kendi bilgim dışında gerçekleşti.”
Avukat Onur Büyükhatipoğlu vekalet meselesi
“Tarafıma ihalesiz ve bağış yöntemiyle işler yaptırıldığı iddiasına ilişkin: Biz işi teslim ettikten aylar sonra bağışçı bulunuyor. Paramızı işe başladıktan 8-10 ay sonra alabilmişiz.”
İhalesiz/bağış yöntemi ödeme zamanlaması
“Mehmet Pehlivan ile yapılan toplantının 'hayal ürünü' olduğu iddiası doğru değil; toplantı gerçektir. Pehlivan'ın kendi avukatları dahi bu toplantının yapıldığını kabul etmiş ve organizasyonu benim yaptığımı söylemişlerdir.”
Mehmet Pehlivan 'hayal ürünü toplantı' iddiası reddi
“Ali Kurt'un tutuklanmasına sebep olduğum iddiası dosyadaki tarihlerle örtüşmüyor; savcılık, ben henüz ifade vermeden rüşvete aracılık suçlamasını zaten oluşturmuştu. Ben etkin pişmanlık ifademi verdiğimde Ali Kurt zaten 20 gündür tutukluydu. Araç alımı meselesine gelince: Ali Kurt ile hiçbir dönemde araç satın alma konusunu konuşmadım; bu mevzu ortağım Erdal Tokmakçı tarafından bana iletildi. Kurt ile bu süreçte asla görüşmedim.”
Ali Kurt tutuklanmaya sebep olma + araç alımı reddi
Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü Davası'nda duruşmaya ilk ara verildi. Aradan sonra, 10 aylık tutukluluğunun ardından geçtiğimiz çarşamba günü tahliye edilen Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar'ın avukatının savunmasıyla devam edecek.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (ara verildi)
Soytekin, sanık kürsüsünde elindeki kağıdı satır satır okuyarak savunma yapıyor. Kafasını neredeyse hiç kaldırmadan, heyetle neredeyse hiç göz teması kurmadan devam ediyor. Kendisinden önce o kürsüye gelen 46 tutuklu ismin tamamı elinde notlarla çıkmıştı; ancak hiçbiri elindeki kağıttan satır satır okuyarak savunma yapmamıştı.
Muhabir gözlemi — Soytekin'in savunma üslubu
“Sulkan İnşaat tamamen yasal çerçevede ticaret yapan bir firmadır; herhangi bir suç örgütü kapsamında faaliyet göstermemiştir ve örgütsel bir bağı bulunmamaktadır. Rüşvete aracılık etmedim; tarafıma yapılan ödemeler yasal hak ediş alacaklarıdır. Eylem 85 ve 89 kapsamındaki kamu zararı iddiası somut bir teknik inceleme veya bilirkişi raporuna dayanmıyor; sadece 'ihale alınmış olmasına' bağlanan soyut bir varsayımdan ibaret. Belediye ile yapılan işler fiilen gerçekleştirildi, fahiş fiyat uygulanmadı, hayali bir kazanç yok.”
Sulkan İnşaat örgüt bağı reddi + Eylem 85-89 kamu zararı reddi
500 bin dolarlık ödeme iddiasında ciddi bir tarih çelişkisi var. Adem Soytekin paranın 2021'de verildiğini belirtirken, parayı taşıyıp KİPTAŞ binasında Ali Kurt'a verdiği iddia edilen şoför Murat Erenler olayın 2023 yılında gerçekleştiğini söylüyor. Baz kayıtları da şoförün iddia ettiği gibi 2023'e ait. Ancak savcılık 2023 yılındaki baz kayıtlarını delil olarak kullanırken olay tarihini 2021 olarak kabul ediyor ve Soytekin'in ifadesini 'yanlış hatırlama' olarak değerlendirip iddianameye ekliyor.
Ali Kurt 14 Nisan'daki savunmasında bu iddiayı kesin bir dille yalanlamıştı. Savcılığın delil olarak gösterdiği baz kayıtlarının "Murat Erenler isimli şahsın Ali Kurt isimli şahısla 11 Ocak 2023 ile 8 Aralık 2023 tarihleri arasında farklı lokasyonlarda 0 metre 3 adet bazı var" şeklinde tanımlandığını, ancak "KİPTAŞ'ta" denilmediğini vurgulamıştı. Soytekin'in 500 bin dolar verdiğini iddia ettiği 2021 Martı'nda Soytekin ile Ali Kurt arasında hiçbir telefon konuşması ya da baz kaydı bulunmadığını; Murat Erenler ile de Ali Kurt arasında 2021'de baz olmadığını belirtmişti.
Muhabir analizi — 500 bin dolar tarih çelişkisi
“Hatay Geçici Yaşam Alanı projesinin hazırlık ve imalat kontrolü, Ali Kurt yönetimindeki KİPTAŞ tarafından yürütüldü. Arkatlı Evleri projesindeki hukuki sorunları öğrendiğimde Ali Kurt ile görüşmeye gittik; durum bize bizzat Ali Kurt tarafından açıklandı.”
Hatay GYA proje denetimi ve Arkatlı Evleri hukuki sorun görüşmesi
“Pendik Arkatlı Evleri projesinde Ali Kurt, satış onayı beklenen dairelerden 100 tanesinin KİPTAŞ, İBB personeli ve bazı CHP yöneticilerine verilmek üzere ayrıldığını bize söyledi. Bu dairelerin metrekare fiyatını 10.000 TL olarak Ali Kurt belirledi ve ödeme kolaylıkları dayatıldı. Bu durum bizi zarara uğrattı.”
Eylem 30 — Pendik Arkatlı Evleri, 100 daire tahsisi ve fiyat dayatması
“Bahattin Uçar'ı İBB veya KİPTAŞ üzerinden tehdit ettiğim iddialarını kabul etmiyorum. Ali Kurt ve Ertan Yıldız beni 'yetersiz' buluyorlardı, bu yüzden ihaleye dahi davet etmediler. Beni istemeyen bu kişilerin adını kullanarak nasıl tehdit savurabilirim?”
Eylem 27 — Bahattin Uçar tehdit iddiası, ek gerekçe
“Kamuyu zarara uğrattığımız iddiasını kabul etmiyorum. KİPTAŞ'ı bu kadar kâr ettiren bir ihalesi olduğunu zannetmiyorum. Ortada bir kamu zararı değil, kamu kârı mevcuttur.”
KİPTAŞ kamu zararı reddi
“Hakkımdaki tehdit suçlamasına ilişkin: Bahattin Uçar ile Florya'da bir balıkçıda bir araya gelmiştik. Bir ortaklık tehditle başlamaz. Bu iddia tamamen gerçekdışıdır. Yemekteki diğer arkadaşımız da durumun şahididir. Çağrılması durumunda kendisi de konuşacaktır.”
Bahattin Uçar tehdit iddiası reddi
“Ben 7 yıl içinde Saraçhane'ye 2 kez gittim. Devlet memuru değilim, bir yönetici pozisyonum yok.”
Ali Kurt savunmasında Adem Soytekin'in firmasının 100 daireye karşılık 107 satış yaptığını ve bu satışın mükerrer olduğunu söylemişti.
Muhabir tespiti — Ali Kurt'un önceki savunmasıyla çelişki
“Bize ait olan 100 dairenin satılması bize açıkça zarar ettiriyordu. Kiptaş 100 dairenin 70'ini kime satılacağını bize söyledi.”
Ali Kurt iddialarına devam — Kiptaş 100 daire
Aktaş davasında duruşma, avukatların esasa ilişkin savunmalarıyla devam ediyor. İlk olarak Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere'nin avukatı söz aldı; Tutdere hakkındaki iddiaları reddetti. Daha sonra, Adıyaman Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhan Kayhan'ın avukatı şöyle dedi: "Sonradan dosyaya eklenmişiz. Yapmak için yapmışlar. İddianamenin kabul olup olmayacağı belli değilken biz iddianameyi WhatsApp gruplarında gördük, 'oradan alıp okuyalım' dedik. Başka hangi dosyanızda savcılık suç uydurma gayretinde bulunuyor? Bunu titizlikle incelemenizi rica ediyoruz."
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (avukat savunmaları)
“2022 yılının başlarında KİPTAŞ Yeşilpınar Evleri Yerinde Dönüşüm Projesi'nde müteahhit payına düşen 352 dairenin 300 tanesinin satışları yapıldı ve peşinatlar KİPTAŞ'ın hesabında toplandı. Her ne kadar bu daireler müteahhit payı olsa da bütün satışlar KİPTAŞ üzerinden yapılırdı ve KİPTAŞ'ın onayına tabiydi. Bu süreçte bu satışlardan toplanan paranın müteahhitlere aktarılması noktasında dönemin KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt, bizden 500 bin dolar para istemiştir.
O süreçte benim kasamda bu miktarda hazır nakit bulunmaması sebebiyle şirket çalışanlarımdan Altan Gözcü'yü aynı projede ve birçok projede ortağım olan Erdal Tokmakçı'ya gönderdim. 400 bin doları oradan aldırdım. Üstüne kendim tamamladım ve Murat Erenler aracılığıyla Ali Kurt'a ulaştırdım. İddiamın arkasındayım. Eğer istedikleri parayı vermeseydim hakkımız olan parayı vaktinde alamayacaktım. Çünkü istenilen o paranın verilmemesi halinde KİPTAŞ hesabında bulunan müteahhitlere aktarılması gereken paranın tarafımıza uzun süre aktarılmayacağı açıkça ifade edilmişti. Alacağımız miktar da oldukça yüksek olup ciddi bir finansal yük altındaydık. Bu sebeple işlerimizin aksamaması için Ali Kurt'un dediğini yapmaya mecbur kaldık.
Bu arada 500 bin doları kim tarafından verildi meselesinde de açıklık getirmek istiyorum. Çünkü Erdal Tokmakçı'nın beyanlarından hareketle bazı savunma yapan sanıkların benim bu konuda beyanlarımın gerçeği yansıtmadığı suçlamasıyla karşılaştım. Olayın olgusu 16/06/2025 tarihindeki etkin pişmanlık ifademde ve az önce beyanımda belirttiğim gibidir. O tarihte bizden istenen 500 bin doların kasamdan 100 bin dolarını çıkardım, kalan 400 bin doları da o dönem o şantiyedeki ortağım olan Erdal Tokmakçı'dan aldım. Bu noktada Erdal Bey'in KİPTAŞ tarafından istenen bu 500 bin doların tamamını kendisinin verdiğini ne maksatla söylediğini açıkçası ben de merak etmekteyim. Kaldı ki bu eylemin beyanlarını ve sunduğumuz belgeleri açığa çıkartan kişi benim. 500 bin doların tamamını Erdal Bey vermiş olsaydı bunu da belirtirdi. Niçin 100 binini ben verdim diyeyim? Zaten kendisiyle olan ortaklığım cari hesaplarında da bu kayıtlarda da mevcuttur. Ayrıca ben uydurma bir belge yapsaydım "Kasamda bu para vardı, kasamdan ödedim" desem, bir tane de kendi şirketimin kasa makbuzunu koysam ne olurdu? Yalan olurdu. Yanlış denen beyan, doğru olandır. Beni tanımayanlar yalan söylemediğimi bilmezler.”
Ali Kurt 500 bin dolar iddiası + Erdal Tokmakçı reddi
“Westside projesinde suçlandığım mahpuslaşma işinde, Beylikdüzü Belediyesi ile anlaşma AKP döneminde sağlandı. Ödemeyi de Ekrem İmamoğlu yaptı.”
Westside projesi savunması
“Hakkımda ifade veren Dursun Keleş'i tanımıyorum, kendisiyle hiçbir zaman görüşmedim. Yalan ifadesi sebebiyle beni sanki Ekrem Bey adına baskı ve şantajla tahsilat yapan birisi gibi göstererek, iddianamede yönetici olarak yazılmama sebebiyet vermiştir. Keleş'in iddia ettiği 2020 dönemindeki HTS kayıtlarına bakıldığında, Ekrem İmamoğlu'yla tek bir irtibatım dahi yoktur. Tutuklamaya gerekçe gösterilen HTS ve baz analizleri benim lehime yorumlanması gerekirken hiç dikkate alınmamıştır.”
Dursun Keleş ifadesi + HTS/baz analizleri
“Eylem 1 — 11. Mahalle Projesi: Bu projeden aldığım 13 dairenin 9 tanesi, belediyeden olan cari alacağıma — Kuvay-i Milliye Camisi inşaatı hak edişine — mahsuben verilmiştir. Kalan 4 daire ise Ali Gül ile olan eski bir ortaklık alacağıma karşılık verilmiştir; bu işlemler resmi ve belgelidir. Hiçbir imar sürecine dahil olmadım, Beylikdüzü'nde şahsım veya şirketim adına imarsız arsa alımı yapmadım.”
Eylem 1 / 11. Mahalle Projesi savunması
“Rüşvet vermedim. Aracılık etmedim. Aldığım tüm ödemeler alnımın akı gibidir.”
Eylem savunmalarına giriş
“Metin Gül'ün tamamen kendi kurgusuna dayanan, gerçekten uzak, hiçbir somut delille desteklenmeyen beyanlarını kesin olarak reddediyorum.”
“Metin Gül'ün bir diğer asılsız iddiası ise Kubist projesinden 3 dairenin iki tanesini iş karşılığı, bir tanesini de iskan için verdiğim yani rüşvet olduğu yönündedir. Oysa Kubist projesinin iskanı 23.03.2015 tarihinde alınmış, rüşvet olduğu iddia edilen daire devirleri ise 09.09.2016 tarihinde yapılmıştır. Arada yaklaşık 18 ay vardır. İskan aldıktan 1,5 yıl sonra verilen daireleri iskan karşılığı rüşvet olarak gösterilmesi mantık ve hayatın olağan akışıyla bağdaşmamaktadır. Eğer iddia edildiği gibi bir rüşvet söz konusu olsaydı bunun iskandan önce veya eş zamanlı verilmiş olması gerekmez miydi? Dolayısıyla dava dosyasına sunduğumuz iskan belgesi Metin Gül iddialarını tamamen çürütmektedir. Açıkça görülmektedir ki Metin Gül yargı makamlarını yanıltıcı ve gerçeğe aykırı bilgi vermektedir.
Eylem 11'de de adı geçen ihalesiz bağış yöntemiyle yürütülen işlere ilişkin olarak tarafımıza farklı müteahhitlerden devredilen tüm taşınmazları soruşturma aşamasında savcılığa eksiksiz şekilde bizzat ben sundum. Dolayısıyla benim bu noktada sakladığım, izlediğim ya da açıklamaktan imtina ettiğim hiçbir konu bulunmamaktadır. Bu eylem için de söyleyeceğim bu kadardır.”
“İşte dosyada yer alan gayrimenkul devirleri ve diğer ödemeler de tam olarak bu niteliktedir. Benim pozisyonum da bu örneklerdeki müteahhit ve tedarikçi ile aynıdır. Az önce genel savunmamda da ifade ettiğim üzere, o dönemde belediyelerle yoğun şekilde çalışıyor; huzurevi, okul, cami gibi birçok yapının inşasını üstleniyordum. Bu nedenle belediyelerle aramızda sürekli bir ticari ilişki bulunmaktaydı. Bu ilişkiler kapsamında yapılan ödemeler ise çoğu zaman belediyenin yönlendirdiği üçüncü kişiler aracılığıyla, çek veya taşınmaz devri şeklinde gerçekleştiriliyordu. Ancak bu ödemelerin, belediye tarafından yönlendirilen kişiler eliyle yapılmış olması; bunların bağış mı, hak ediş karşılığı mı yoksa başka bir borcun ifası mı olduğu hususunda benim her zaman tüm detaylara vakıf olduğum anlamına gelmez. Bu ayırımların tamamını bilmem mümkün değildir.”
“Rüşvet vermedim, aracılık etmedim. Ben İstanbul'un farklı ilçelerinde iş yapmış bir müteahhidim. Bunu iki kısa örnekle açıklamak istiyorum. İlk olarak, 2020 yılında tamamladığım bir projede iskan almak için ilgili belediye yetkilisiyle görüştüm. Görüşme sırasında bana bölgeye katkı sağlamak isteyip istemediğim soruldu. Ne tür bir katkı olacağını sorduğumda, bölgede yapımı devam eden bir caminin eksiklerinden bahsedildi. Hatta istersem kendi ekibimle bu eksikleri tamamlayabileceğim söylendi. Ben ise bunun doğru bir yöntem olmadığını, bir yapının farklı ekipler tarafından tamamlanmasının ileride ciddi teknik ve hukuki sorunlar doğurabileceğini ifade ettim. Bunun yerine mevcut müteahhitle anlaşabileceğimi söyledim. Sonrasında ilgili müteahhitle anlaşarak ödemeleri yaptım ve süreci de kendi personelim aracılığıyla takip ettirdim. İkinci örnek ise 6 Şubat 2023 depremlerinden sonra yaşandı. Faaliyet gösterdiğim bölgedeki bir ilçe belediyesinin düzenlediği toplantıda benden 100 adet konteyner talep edildi. Ben önce 10, sonra 20, sonra 30 adet gibi daha düşük sayılar önerdim. Ancak afet sonrası yoğun talep nedeniyle konteyner temini zorlaşınca, belediyenin yönlendirdiği bir firmayla anlaştık. Ödemesini yaptık ve firma konteynerleri Adıyaman'a teslim etti. Şimdi sormak istiyorum: Bu iki olayda yaptığım ödemeler rüşvet midir? Elbette değildir. İrtikap mıdır? O da değildir. Çünkü bu ödemeleri kendi rızamla, ne zaman ve ne şekilde yapacağıma kendim karar vererek gerçekleştirdim. Ancak bugün bu ödemeler rüşvet gibi gösterilmek istenmektedir. Eğer ben çıkıp bu ödemeleri 'rüşvet' olarak nitelendirirsem, bu durumda karşı taraf da rüşvet almış mı olacaktır? Elbette böyle bir sonuç doğmaz.”
“Sayın Heyet; yeri gelmişken etkin pişmanlık sürecini de anlatmak istiyorum. Dosyada gelinen aşamada, bu sürecin gelişim şekli benim açımdan çok önemlidir. Ben, 19 Mart günü sabah saat 05.00 veya 06.00'da bir şafak baskınıyla gözaltına alınmadım; çünkü polisler beni evimde bulamamıştı. Ben, trafik durumundan kaynaklı olarak sabah erken saatlerde şantiyeleri gezen biriyim. 19 Mart sabahı da Tuzla şantiyesine gitmiştim. Sabah saat 07.00'de beni telefonla arayan Mali Şube polisleriyle bir saat sonra Zeytinburnu'nda buluştuk ve gözaltına alındım. Sonrasında 4 gün Vatan Emniyet'te kaldım ve tutuklandım. Önce Silivri, sonra Tekirdağ Cezaevi'ne gönderildim.
Nisan sonu Mayıs başı gibiydi; dosyada ifade veren bazı Beylikdüzü müteahhitlerinin beyanları basında yer almaya başladı. Bu müteahhitler, "Şu kadar rüşvet verdim; parayı Fatih Keleş'e, daire ve dükkanları ise Adem Soytekin'e verdim" şeklinde ifadeler veriyorlardı. Bu durum, beni aşırı derecede rahatsız etti ve ediyordu. Bunun üzerine, o dönem vekaletli avukatlarımdan biri olan ve belediye tarafındakilerle de irtibatı bulunan Onur Büyükhatipoğlu aracılığıyla durumun izah edilmesini istedim.
Basında bu şekilde çıkan haberlerde, bazı müteahhitlerin belediyeye yaptığım işlerin hak edişi olarak bana verdikleri çek ve taşınmazları "rüşvet" olarak nitelendirdiklerini, bunun gerçeği yansıtmadığını ve beni çok rahatsız ettiğini belirttim. Durumun böyle olmadığını en iyi belediye yetkililerinin bildiğini, gerekirse tüm belgeleri, faturaları ve belediyeyle olan cari tablomuzu kendilerine gönderebileceğimizi ilettim. Bu konuda ivedi olarak bir açıklama yapmaları gerektiğini söyledim; çünkü böyle bir açıklama beni ailem, medya ve kamuoyu nezdinde doğru yerde konumlandıracaktı. Gerçek de zaten buydu; onlardan olmayan bir şeyi söylemelerini istememişimdir.
Ancak Onur Bey, belediye tarafıyla görüştüğünü ve böyle bir açıklamanın yapılmayacağını bana iletti. Nedenini sorduğumda sadece yapılmayacağını yineledi. Ben de bunun üzerine, "Madem öyle, tüm bunları kendim açıklarım" dedim. Hatta kendisi, "Etkin pişmanlık yapacaksan senin savunmanı üstlenmem" dedi. İşte benim etkin pişmanlık sürecim böyle başladı. Yaptığım tüm işlerin hak edişleri olarak aldığım bedellerin rüşvet olarak yansıtılması ve bunu en iyi bilen belediye yetkilileri tarafından bu konuda yalnız bırakılmam üzerine, kendimi ailemle ve kamuoyuna anlatma motivasyonuyla ben etkin pişmanlık sürecine başladım.”
“Şirketlerime kayyum atanmış, emekli maaşıma kadar tedbir uygulanmıştır. Ticari faaliyetlerimin yüzde 5'ini geçmez iddia edilen meblağlar ama büyük zarara uğratıldım. Yargılanmakta olduğum davada bana örgüt yöneticiliği isnat edilmekte, bazı iş insanları işleri benim çözdüğümü iddia etmekte ama Ekrem bey de belki bunu ilk kez duyacak, benim İmamoğlu Beylikdüzü belediye başkanıyken tarafıma açtığı bir dava var, buradan mahkumiyet aldım. Belediyede kendi işini dahi çözemeyecek bir müteahhitin iş çözen olduğunu iddia etmek kendi içinde çelişir.
Kayyumdan sonra, itirafçı olduğum için tahliye olduğum süreçte bazı evrakları dosyaya sunamadım; çünkü şirketimde kayyum vardı. Gerçekleri gizlemek gibi bir niyetim olmadı. Hak edişlerimi aldığım için yargılanıyorum; tanımadığım kişilerin belediye ile aralarında nasıl bir anlaşma yaptığını bilmem mümkün değildir.”
“Bizim belediyede cari bir havuz var. Benim hak edişler birikir, beni yönlendirdiği kişilerden de çek, daire, dükkân, nakit şeklinde alır ve carimi düşerim. Zaman zaman da mahsuplaşırız. Sistem böyledir. Bağış adı altında belediyeye bunları veren iş insanlarının olduğunu bilmekteyim. Herhangi bir zorlama olmaksızın gönüllü olarak vermediklerinde, meslek erbabı olmamdan dolayı da tahmin edecek durumdayım. İddialar, kamu yararı olan işlerim karşılığında alacaklarımı tahsil etme usulüne ilişkin iddialar. Tüm suçlamalar bunun üzerine kurulmuş ama ben bunları gizlemedim. Delil saklamak gibi bir niyetim olsaydı, dosyada delil olarak sunulan çok husus benim sunduğum bilgi ve belgeler olmazdı.”
Adem Soytekin, iddianamede yer alan 143 eylemin 21'inde yer alıyor.
“Bazı iş insanları hakkımda beyanlar vermiş, belediye ile aralarındaki ilişkiyi düzenleyen kişi olduğumu söylemişler. Ancak, Ekrem İmamoğlu'nun Beylikdüzü Belediye başkanlığı döneminde kendisi tarafından dava edilmiş ve ceza almış biriyim. Hepimizin bildiği gibi bu tesisleri kendi kaynaklarıyla yapmazlar. Tesisler genellikle bağışlarla yapılır. Bu işlerin yürüyüşü böyledir.”
Soytekin savunmasında cezaevinde bulunduğu sırada avukatının Onur Büyükhatipoğlu olduğunu söyledi. Oysa etkin pişmanlık ifadesinde Avukat Onur Büyükhatipoğlu'nun Mehmet Pehlivan tarafından kendisine atandığını iddia etmişti.
“Ben savcılık ifademde baskıya uğramadım. Peki neden etkin pişmanlık yaptım? Beylikdüzü müteahhitlerinin ifadeleri basına yansımaya başladı. Rüşvet verdiklerini, daire ve dükkânları Adem Soytekin'e verdiklerini belirttiler. Bu haberler beni çok rahatsız etti. Beylikdüzü'ndeki müteahhitlerin ifadelerini basında görmeye başlayınca daha önceden vekalet verdiğim Onur Büyükhatipoğlu'na durumu ilettim.”
“Biz belediyeyle çalışmaktaydık. Belediye bize işi verirdi, hak edişlerimiz de kimi zaman daire, çek olarak ödenirdi. Ben işimi yaparım. Aldığım daire, çek vs. bunları veren kişilerin belediye karşılığı olmak zorunda değil. Ödemeleri gizlemedim. Suç örgütü üyesi değil, sorumlu bir Türk vatandaşı olarak davrandım. Ben inşaat işi yaptım, bir suç örgütünün parçası olmadım. Yurt dışında dahi yapı marketi olan bir şirketiz. İş yapmak için nüfuz ticaretine ihtiyacım olmadığı, bugüne kadar yaptığım işlerle ortadadır. Ben bildiğim işi yaptım, inşaat yaptım, karşılığında sadece hak edişlerimi aldım, rüşvet pazarlığı içerisinde olmadım. İstanbul'un farklı belediyelerine bağış yapmış birisiyim.”
“Ekrem Bey ilk kez duyacak belki: İmamoğlu'nun belediye başkanı olduğu dönemde Beylikdüzü Belediyesi'nin tarafıma açmış olduğu davayı kaybetmiş durumdayım. Ben sadece bildiğim işi yaptım, inşaat işi yaptım ve hak edişlerimi aldım. Ekrem İmamoğlu'nun başkanlığında Beylikdüzü Belediyesi tarafından dava açılmış da birisiyim. Örgüt üyesi olmak bir çelişki değil mi?
Etkin pişmanlık yapan yalancıdır sözünü kendi adıma kesin bir dille reddediyorum. Ben etkin pişmanlık ifadesini baskı altında vermedim. Etkin pişmanlık ifadesi verenlere "İTİRAFÇI" denilmesini kabul etmiyorum.
Şimdi gelelim 'ben de etkin pişmanlık yaptım' sorusuna. Bu, sanki bir suç işlediğimi kabul ediyormuşum gibi anlatılmak isteniyor. Oysa eğer bir örgüt iddiası varsa ve ben bilmeden de olsa böyle bir yapının içinde bulunmuşsam, etkin pişmanlıktan yararlanmak için bu yola başvurmuş olmam doğal değil midir? Suç işlemediğimi anlatabilmek, eğer bir örgüt iddiası varsa ve ben bilmeden de olsa bu örgütün içindeysem 'pişmanım' demek için etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandım.
Peki ben etkin pişmanlık yapmasaydım ne olacaktı? İşte bunu ben de kendime sordum ve cevabını savunmamın sonunda vereceğim.”
“Beylikdüzü Belediyesi ile yaptığım projelerde bağışların gönüllü bağış olmadığını tahmin edecek durumdayım. Benim tavrım bir suç örgütü üyesi tavrı değil, sorumlu bir Türk vatandaşının tavrıdır. Tehdit veya baskı ile iş aldığım iddialarını açık bir dille reddediyorum, kapasitem ortadadır.”
Soytekin kürsüde önceden hazırladığı metni okumaya çalışıyor.
“Bugün burada bulunma nedenimin de, aslında uzun yıllardır yaptığım müteahhitlik faaliyetleriyle ilgili olduğu kanaatindeyim. Dosyada yer alan birçok hususun temelinde, belediye döneminde kamuya yönelik yapılan okul, kreş, cami, yurt, devlet yapıları, tarihi köprüler, kavşaklar, geçişler ve yaşam alanları gibi yapıların tarafımızca yapılmış olması yatmaktadır. Nitekim bizzat fiilen yaptığımız işler ortadadır. Bu yapılar bugün de yerindedir ve halen kamu tarafından kullanılmaktadır. Yani ortada hayali bir iş, kağıt üzerinde kalmış bir imalat ya da yapılmamış bir yapı yoktur. Yapılar gerçektir, tesisler gerçektir, binalar gerçektir ve kamunun kullanımındadır. Bunların karşılığında olan hak edişler de gerçektir. Benim dosyanın başından beri ifade ettiğim temel husus şudur: Ben rüşvet organizasyonu kuran, yöneten ya da aracılık eden biri değilim. Ben iş yapan ve yaptığı işin karşılığını alan bir müteahhitim. O dönemde belediye adına yapılan bazı işlerde kamu bütçesinin kullanılmadığı, işlerin bağışçı ve üçüncü kişiler üzerinden yürütüldüğü tarafıma söylenmiş; biz de bu işlerin maliyetlerini çıkararak işe başlamışız. İşleri tamamladıktan sonra hak edişlerimizi kimi zaman nakit, kimi zaman çek, kimi zaman daire veya dükkân devri şeklinde tahsil etmişiz. Benim bilgim ve iradem dahilindeki kısım yalnızca burasıdır. Kaldı ki bu işlerin şirket cirosundaki payı da yüzde beşi dahi geçmemektedir. Dosyada çok sayıda eylem bulunduğu için savunmalarımı ayrıca detaylandıracağım; ancak bu eylemlerin ortak noktası, benim belediye bölgesinde müteahhitlik yapmamdan kaynaklanmaktadır. Ben 2000 yılından beri müteahhitlik yapmaktayım. İmamoğlu ile ticari ilişkimiz 2008 yılında Panoramik Proje ile başlamıştır. Kaba yapı ve anahtar teslim işler yaptık. Burada çalışma yöntemimizden de bahsetmek isterim. Çünkü bu yöntem, bugün bu dosyada karşınızda bulunmamın önemli sebeplerinden biridir.”
“Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki; ben çocukluğumdan bu yana babamın mesleği olan inşaat işiyle uğraşan bir iş insanıyım. Hayatım boyunca bildiğim, emek verdiğim, içinde yetiştiğim ve yaptığım iş inşaattır. Meslek hayatım boyunca yaklaşık 10 milyon metrekare üzerinde taahhüt işi gerçekleştirdim. Bunun kapsamında kendi şirketlerim ve kurduğum ortaklıklar aracılığıyla 4500 konut ve iş yeri inşa ettim. Bunların çok büyük kısmı satılmış, teslim edilmiş ve tamamlanmış işlerdir. Bugüne kadar yaptığım hiçbir işi yarım bırakmadım, ayıplı hiçbir iş yapmadım, süresinde teslim edilmemiş hiçbir işim olmamıştır. Hayatım boyunca maaşlı çalışan olmadım; kimsenin memuru, çalışanı ya da adamı olmadım. Ben 2000 yılından bu yana ticaret yapan, yatırım yapan, üretim yapan bir müteahhitim. Şirketlerim; makine, ekip, ekipman ve kurmuş olduğumuz organizasyon bakımından kendi alanında ülkemizin önde gelen firmalarındandır. Ayrıca belirtmek isterim ki; kaba yapıda kullandığım kalıp malzemelerini kullanıcı olarak yurt dışından, yani Rusya ve Ukrayna'dan gemi bazında ithalat şeklinde getiren ülkemizdeki tek firmayım. Bugün dahi bunu yapabilen yoktur. Bu ithalatların 2014 öncesine ait olduğunu da vurgulamak isterim. İthalat belgeleri şirket kayıtlarımızda mevcuttur. Sayın Mahkeme'nin gerek görmesi halinde dosyaya sunabiliriz. Bugüne kadar iş almak için kimsenin kapısına gitmedim, birilerinin huzuruna çıkarılarak iş istemedim. Aksine, yaptığım işlerin kalitesi, kapasitem ve piyasadaki bilinirliğim sayesinde her zaman iş seçen tarafta oldum.”
Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü Davası ikinci celsenin ikinci haftasında, CHP'li belediye başkanlarının da aralarında bulunduğu 11 ismin tutukluluğu ile devam ediyor. Aktaş'ın avukatları "kamu zararı oluşmadığı" yönündeki bir bilirkişi raporunu mahkemeye sundu.
Uzman mütalaasında, MASAK ve vergi denetim raporlarında yer alan suçlamaların aksine şirket faaliyetlerinin ticari hayatın olağan akışıyla uyumlu olduğu ve kamu zararına yol açmadığı savunuldu. Uzman değerlendirmesinde, MASAK raporunda yer alan "örgütlü yapı, sahte fatura ve suç geliri" iddialarının teknik olarak desteklenmediği, şirketler arasındaki ticari ilişkilerin gerçek mal ve hizmet akışına dayandığı ifade edildi. İhalelere ilişkin değerlendirmede ise süreçlerin piyasa koşullarına uygun olduğu, elde edilen gelirlerin ticari faaliyet kapsamında bulunduğu ve "ihaleye fesat karıştırma" veya "kamu zararı" iddialarını doğrulayan somut bulguya rastlanmadığı kaydedildi.
Geçtiğimiz çarşamba günü tahliye edilen isimler arasında yer alan Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar da Silivri'de duruşmayı takip edenler arasında.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (bilirkişi raporu)
Adem Soytekin, ilkokul mezunu olduğunu ve aylık gelirinin 1 milyon TL olduğunu beyan etti.
Kimlik tespiti aşamasında öğrenim ve gelir beyanı
Adem Soytekin, 4 jandarma nezaretinde sanık kürsüsüne çıktı. Bugün dinlenecek Soytekin en son salona gelmişti; izleyici sıralarında destekçileri alkış ve sloganla karşıladı. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda görülen İBB Davası'nın 28. günü, saat 10:59'da Soytekin'in savunmasıyla başladı.
Adem Soytekin, İmamoğlu'ndan sonra salona alındı. İzleyici kısmında Soytekin'in yakınları var; "Adem Soytekin gurur duyuyor" sloganı attılar.
Ekrem İmamoğlu "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganlarıyla salona girdi; izleyiciler "Yakın geleceğin Cumhurbaşkanı kabinesi orada" diye seslendi. İzleyiciden yakınları sevdiklerine sesleniyor: İnan Güney'in küçük kızı Zeynep "Baba, baba, babacım" diye babasına sesleniyor. "Iraz günaydım babacım", "Serap Karay", "Fatoş, Fatoş", "Elçin", "Günaydın enişte", "Melih", "Ceyhun başkanım", "Günaydınnnn", "Kaan", "Mustafa Karaoğlu", "Mustafa Akın", "Günaydın Serap Karay", "Ali abi", "Metin abi günaydın", "Seyfo", "İnan başkanım", "Baba", "Çalık başkanım", "Ali Kurt", "Ahmet Şahin", "Abi çok yakışıklısın", "Murat Kapki seni seviyoruz", "Çok güzel olmuşsun maşallah", "Ceyhun başkan", "Yavuz abi". Beyoğlulular "İnan Güney onurumuzdur. Beyoğlu burada başkanının yanında" sloganları attı. Salonda "Türkiye sizinle gurur duyuyor. Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganları atılıyor.
İBB Davası'nın 8. haftası, 28. duruşma günü başlıyor. Tutuklu sanıklar alkışlarla salona giriyor.
Sanatçı İlyas Salman, İBB Davası'na katılmak için Silivri'ye geldi.
Savcılığın "gerçeğe aykırı beyanları tespit edildi" dediği Adem Soytekin bugün savunma yapacak. 414 sanıklı, 92'si tutuklu davada Soytekin savunma sırasında 105. isimdi; sözlü sataşmalar iddiasıyla mahkemeye verdiği dilekçede "Birçok kez ifade vererek dosyanın aydınlatılmasına katkı sundum. Gerginlik nedeniyle duruşmalara katılmakta zorlanıyorum" diyen Soytekin, savunma sırasının öne alınmasını talep etmişti.
Dün (gun-27) Mahkeme Heyeti, bu talebi kabul ettiğini açıklamıştı. Mahkeme Başkanı Soytekin'e şu sözlerle seslendi: "Savunmanı hazırlarsan seni Mehmet Pehlivan'dan sonra dinleyeceğiz. Sonra yazı yazacağız, seni duruşmaya getirmeyeceğiz."
Sıvacılıkla kariyerine başlayan, sonrasında müteahhit olan Soytekin, İBB soruşturması kapsamında etkin pişmanlık beyanları verdi; tahliye olduktan sonra 21 Ekim 2025'te yeniden tutuklandı.
Savcılık 21 Ekim'deki tutuklama talebinde Soytekin için şu tespitlerde bulunmuştu: "Şüphelinin ifadelerinden sonra yapılan kolluk ve emniyet araştırmalarında şüphelinin bir takım beyanlarının gerçeğe aykırı olduğunun somut delillerle tespit edildiği…", "Vermiş olduğu etkin pişmanlık kapsamındaki ifadelerinde şüphelinin kendisini ve eylemlerdeki rolünü dosyadan ari tutarak anlattığının yine yapılan tespitlerle sabit olduğu…"
Savcılık, Soytekin'in kendisini dosyadan 'ayırmaya' çalıştığını söyleyerek tutuklanmasını istemişti: "Her ne kadar bir takım bilgi ve belgeyi savcılık makamına sunarak soruşturma dosyasına katkı sağlamış ise de, kimi beyan ve belgelerin tutarsızlık içerdiği, kendisini örgütten soyutlama gayreti içerisinde bulunduğu, eylemlerden ve eylemlerdeki rüşvetin teminine aracılık ettiği suçlamalarını kendisinin haberi yokmuş gibi anlatıp kendisine suça ve eylemlere konu bir takım dairelerin devredileceği söylenmesi üzerine devralmış gibi göstermeye çalıştığı, yine suç gelirlerini ve mal varlığı kaynağını gizleme içerisinde bulunduğu, bu nedenle şüphelinin etkin pişmanlık müessesesine yarar nitelikte samimi beyanlarda bulunmadığı anlaşılmakla…"
Savcılığın 21 Ekim'de "samimi" görmediği Soytekin'in beyanları salonda hem KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt hem de İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan tarafından 'çelişkili' bulunmuştu.
28. Duruşma Günü başlıyor. Bir önceki günde Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan'ın savunması ve sorgusu yapıldı; itirafçının tutukluluk incelemesinden hemen önce yaptığı başvuru kabul edildi. Bugün, etkin pişmanlıktan yararlandıktan sonra yeniden tutuklanan itirafçı sanık Adem Soytekin'in savunma yapması bekleniyor.


