Halk TV Sahibi Cafer Mahiroğlu'nun Boğaziçi'ndeki Villasına Kaçak Kat Çıkmasına Göz Yumularak Karşılığında Medya Desteği Şeklinde Rüşvet Alındığı İddiası
42 sanık·3 savunma·1 çapraz sorgu·4 ilgili savunma
Bahsedildiği eylemler13
İddianamede tanık, mağdur veya yan-bağlantılı olarak adı geçen eylemler — bu kişi bu eylemlerden suçlanmıyor.
Eylem 3
Adem Kameroğlu İsimli Şahsın Beylikdüzü'nde Yapmış Olduğu Kameroğlu İnşaat Metro Home Projesi İçin İskan Alabilmek İçin Pelican Hill Ihlamur Evleri İsimli Siteden 1 Adet Villayı Rüşvet Vermesi Olayı
26 sanık·2 ilgili savunma
Eylem 4
Adem Kameroğlu İsimli Şahsın Beylikdüzü'nde Yapmış Olduğu Metro Home isimli İnşaat Projesi İçin İskan Alabilmek İçin 2. Kez Rüşvet Vermesi Olayı
22 sanık·3 ilgili savunma
Eylem 10
Hamit Demir İsimli Şahsın Yapacağı Demir Country İnşaat Projesinin Ruhsatının Verilmesi İçin Daire, Çek Ve Nakit Para Olarak Vermesi Olayı
6 sanık·2 ilgili savunma
Eylem 14
Örgüt Üyeliği ve Soruşturma Sürecinde Suç Delillerini Gizleme, Yok Etme ve Değiştirme Faaliyetleri
14 sanık·2 ilgili savunma
Eylem 15
Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme, Haberleşmenin Engellenmesi
43 sanık·4 ilgili savunma
Eylem 31
Rüşvet Alma, Rüşvet Verme, Rüşvetin Teminine Aracılık Etme
24 sanık·1 ilgili savunma
Eylem 32
İBB'den Alacakların Ödenmesi Karşılığında İcbar Suretiyle İrtikap İddiası
6 sanık·1 ilgili savunma
Eylem 33
CHP İstanbul İl Binasının Suç Gelirleriyle Satın Alınarak Aklanması İddiası
30 sanık·3 ilgili savunma
Eylem 59
Cebeci Maden Sahalarının Kaçak Hafriyat Döküm Alanı Olarak Kullanılarak Kamu Zararına Neden Olunması ve Suç Gelirlerinin Aklanması İddiası
36 sanık·11 ilgili savunma
EYLEM 60
İBB ve İSKİ Yurt Dışı Finansmanlarının Amacı Dışında Kullanılarak Örgüte Aktarılması ve Kamu Zararı Oluşturulması Olayı
17 sanık·1 ilgili savunma
Eylem 121
Ağaç A.Ş. Tedarikçisi Tamer Gümüş'ten Rüşvet Alınması İddiası
22 sanık·3 ilgili savunma
Eylem 122
Ağaç A.Ş. Tedarikçileri Dinçer Kantar, Ali İhsan Mengir ve Yücel Mengir'den Rüşvet Alınması İddiası
18 sanık·6 ilgili savunma
Eylem 133
İBB Kış Şartları İle Mücadele İhalesine Fesat Karıştırılarak Kamu Zararına Neden Olunması İddiası
36 sanık·2 ilgili savunma
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.
19 Mart 2025
Tutuklandı
21. Duruşma Günü·14 Nisan 2026
11:25
Eylem 13 kapsamında 14 tutuklu sanığı dinledik yaklaşık bir haftadır. Bundan sonra ilk dinleyeceğiniz kişi bu eylem kapsamında benim. Bir hayli süre sonra bana sıranın geleceğini düşünüyorum, o yüzden sıcağı sıcağına bu konuyla ilgili bir açıklık getirmek isterim. 14 tutuklu sanık da İstanbul Senin ve İBB Hânem'de suç olmadığını ifade ettiler. Hepsinin beyanları birbirini destekler, birbirini tamamlar vaziyetteydi. Geçtiğimiz hafta Savcı Bey tarafından dosyanın itirafçısı Erol Özgüner hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Eğer suç duyurusu sanığın yalan beyan vererek insanların hayatını kararttığı veya adaleti aldatığı yönündeyse başımızın üstünde. Ama iddianamenin yazıldığı gün itibarıyla Erol Özgüner'e bir suç atımında bulunulmamışsa, 14 tutuklu sanık da Eylem 13'te bir suç olduğunu ifade etmemişse, bir suç duyurusu ekstra biraz tuhaf geldi. Buradaki 14 insan da 'Burada suç yok, biz suçsuz yere yatıyoruz' dedi. Melih Geçek de dahil. Melih Geçek 'Suç yok, ben suçsuz yere yatıyorsam Erol haydi haydi yatmalıdır' dedi gibi oldu. Onu bir belirtmek isterim.
11:52
Sayın Başkanım, tabii İstanbul Senin ve İBB Hanem teknik yönden çok konuşuldu burada. Ben de bu eylem kapsamında 6 yıldan 14 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanıyorum. Ve bu eylem kapsamında benim 'örgüt yöneticisi', sözde örgüt yöneticisi statüm var. Ve ben bazı insanlarla bazı suçlar işlemekle suçlanıyorum. Bu iddialara dair ne zatıaliniz sizler tarafından ne de Savcı Bey tarafından ifadesi alınan sanıklara sorulmadı. Yani 2 ay sonra bu konular gündeme geldiğinde hani ben bunları tek başıma mı kucağımda bulacağım, merak ediyorum.
11:52
Şöyle mesela: İddianame demiş ki; Necati Özkan, Melih Geçek, Murat Ongun, Ulaş Yılmaz verilerle Cambridge Analytica modellemesi yaparak, seçmen davranışlarını manipüle edip seçim kazandığımız yönünde bir iddia. Şimdi bu 3 arkadaşımız da ifade verdi. 'Nedir bu Cambridge Analytica?' diye hiçbir tane soru sorulmadı.
11:56
Ses kaydı çözümleme tutanağı var; belli ki iddia makamı buna bir önem vermiş. Eylem künyesinde eylem gelirleri de iki kere yazılmış. Bir ses kaydı, bir de çözümleme tutanağı şeklinde belirtilmiş; halbuki bunlar tek bir ses kaydı çözümlemesidir. Burada X, Y, Z, A, T ve U isimli 5 erkek ve 1 kadın konuşma gerçekleştiriyor. Bu konuşmayla ilgili de herhangi bir soru sorulmadı. Kelimelere girerek kişi bazlı kelime kontrolü yapabilirsiniz; bu konuşmaların %94'ünü yapan kişi, X rumuzlu kişidir.
11:56
X rumuzlu kişiyi biz biliyoruz, iddia makamı da biliyor; Uğurhan Atma isimli arkadaşımızdır. Kendisi Cumhuriyet Halk Partilidir; yanlış bilmiyorsam Sarıyer Belediye Başkan Vekili ya da Meclis Üyesidir. Burada ilk kez bir CHP'liye savcılıkta pozitif ayrımcılık yapılmış ve 'X isimli şahsın sunumuna göre' denilmiştir. Y, benim. U da Serdal Taşkın. Serdal da burada sanık değil. Kimse bunlara 'Z siz misiniz' diye sormadı. Kimse 'Ulaş sen U musun? Necati Bey sen T misin?' demedi.
Gizli Tanık İlke'nin ifadesine göre X rumuzlu Uğurhan Atma'ya ait olan Reklam İstanbul şirketi, seçimlerden sonra Mustafa Nihat Sütlaş üzerine geçirilmiş ve gerçek sahibinin Murat Ongun olduğu iddia edilmektedir. İstanbul Senin uygulamasındaki verilerin bu firma üzerinden satıldığı öne sürülmektedir.
11:56
Ben Y'yim orada. Ama X yok! Sayın Başkanım; konuşmanın %94'ünü yapmış X yok. Ben ne anlatacağım? Yani ben ne anlatacağım? Eğer zaten avukatlarımız tarafından 'yasak delil' mi deniyor ne deniyorsa... Siz de öyle düşünüyorsanız ben savunmamın yarım gününü Eylem 13'e ayırmayayım.
11:58
Esma Hanım, siz bu ses kaydının çözümleme tutanağını okudunuz mu?
11:58
Peki bu ses kaydında gizemli X kişisinin anlattığı konu her neyse bu İstanbul Senin, İBB Hanem'i zaten bilmiyorum ilk kez burada duydum da, İstanbul Senin ile ilgili bir konu mudur? Teknik bilginiz var o yüzden soruyorum.
11:58
Yani ses kaydı İstanbul Senin'le bir ilişiğinin olmadığını belirtiyorsunuz siz?
12:05
Akabinde benim Kültür AŞ ve Medya AŞ'de dolandırıcılık sistemleri geliştirmişim ben; bunu da İstanbul Senin üzerinden, Reklam İstanbul'dan Utku Şahin ile de yapmaya devam etmişim. Bu da sorulmadı. Yine bana mı kalacak?
28. Duruşma Günü·28 Nisan 2026
16:17
Araç satışlarından bahsedildi. Özneyi karıştırmış olabilir mi acaba? Bana mı satacaktı?
37. Duruşma Günü·13 Mayıs 2026
17:04
Öncelikle kısa bir bilgi vermek isterim. Gökhan Bey'in bahsettiği, sizin sorunuz üzerine televizyon kanallarıyla ilgili toplantıyı net bilmiyorum ama bilgi olarak arz edeyim Sayın Başkanım; seçim dönemlerinde büyük televizyon kanalları, eğer o kurumun veya kişinin reklamını yayınlamışsa, ücretini peşin alır. O yüzden süreç hızlanmış olabilir.
17:05
Bir de bir düzeltme yapmak isterim. Değerli Başsavcı Vekilim sorusunu sorarken Gökhan Köseoğlu'nun Murat Ongun'un Reklam İstanbul firmasının sahibi olduğunu belirtti. Halbuki ifadesinde böyle bir belirti yok. Bunu ondan duyduğunu belirtiyor. Onu düzeltmek istedim, teşekkür ederim.
17:06
Gökhan geçmiş olsun öncelikle. Herhalde etkin pişmanlıktan yararlandıktan sonra takdir edilmeyen tek İBB ya da iştirak çalışanı sensin. Umarım sen de en kısa zamanda takdiri kazanırsın.
17:08
İlk sorum şu olacak: Ekrem İmamoğlu'nun belediye başkanı seçilmesiyle başlayan döneme 'İmamoğlu dönemi' dersek bu dönemde Kültür AŞ'de yapılan alt ihaleler oldu. Bir de siz gelmeden önce yapılan alt ihaleler oldu. Bu muhtelif etkinlik organizasyonlarını kastediyorum. Demin anlattın. Bu ihalelerin esas ya da usul açısından birbirinden bir farkı, sıra dışılığı var mı?
17:11
Sevgili Gökhan, ifadenin yüzde doksanında ihale anlattın, o yüzden soruyorum. Hakedişte de bir değişiklik yok diyorsun. Bildiğin kadarıyla diğer işlerde de yok. Bunlar iddianamenin ana konusu olan sorular.
Av. Bedir Bey tutukluluk incelemesinde şöyle dedi: '2020 yılında kurum içindeki usulsüz işlemlerden rahatsız olan bir birey olarak gerçek manada kamu kurumlarına ilk defa ihbar eden kişidir.' Siz 2021 dediniz. 2021 yılında müfettiş geldi dediniz. Süreç 2020 yılının içinde miydi? '2020 senesinde duyduğu üzüntü üzerine gidip ilgili kurumlara usulsüzlükleri anlatması sebebiyle' … Öğrenmek istediğim şu: Siz bu bilgileri 2020'de mi, 2021'de mi söylediniz?
17:13
Doğru mu anlıyorum? Siz 2019-2020 sürecinde gördüğünüz usulsüzlükleri 2021 yılında müfettiş beylere anlattınız?
17:15
Değerli Başkanım, elimde 9 Ağustos 2021 tarihli Sayın Mülkiye Müfettişi'nin aldığı ifade var. Gökhan Köseoğlu'na dört ayrı konuda soru soruluyor. Sonuç kısmında Gökhan Köseoğlu'nun ağzından şu ifade yer alıyor: 'İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve yardımcılarının usul ve yasaya aykırı herhangi bir talimatı, telkini veya yönlendirmesi olmadığı gibi, olmasını gerektirecek bir durum da olmamıştır. İddia konusu iş ve işlemlerle ilgili olarak gerek asaleten gerekse vekaleten imza veya onayıma tabi olan evraklar, şirketimizin tarafıma vermiş olduğu görev ve yetkilere istinaden imzalanmış ve onaylanmıştır. Bu iş ve işlemlerin yürütülmesinde herhangi bir kamu zararı söz konusu olmadığı gibi herhangi bir hukuka aykırı işlem de bulunmamaktadır.' Altında da 'Gökhan Köseoğlu Hakediş Şefi, Kültür AŞ' imzası var. Böyle bir beyanınız oldu mu?
17:20
Şimdi burada siz hakediş şefisiniz. İşiniz ihale ile ilgili değil. İhale bittikten sonra bile sizin göreviniz işin teslimiyle, evrakıyla ilgili. Ama siz 5 ay içinde 4 ihale, 5 iş artışı alan bir yıllık şirket sahibiyle bu kadar samimi olmuşsunuz. Bu normal midir? Bu kadar kısa sürede bu ölçüde samimi olup informel bilgiler aktarır mıydınız?
17:22
Yani 30.03.2018'den önce tanıyorsunuz?
17:24
Teşekkür ederim. O zaman şöyle söyleyeyim: 28.05.2018 tarihinde bir yazışmanız var. Bu Fatih kimdir?
17:25
Neyin kapıdan alınması gereken?
17:27
Soru soracağım Fatih Bey'e çünkü önemli.
39. Duruşma Günü·18 Mayıs 2026
12:21
İsmail Bey'in size 995 bin dolarlık bir ödeme yaptığı söyleniyor. Evlerinizin resmi değeri nedir? Bunun dışında İsmail Bey size evden ayrı bir ödeme yaptı mı?
12:25
Bu zamana kadar vermiş olduğunuz beyanlarınızda; sizin bilginiz dışında, suç isnadı oluşturacak şekilde yönlendirmeyle eklenmiş ifadeler bulunmakta mıdır?
43. Duruşma Günü·2 Haziran 2026
15:24
Onur Bey, sizi işe kim aldı?
15:25
Yani size iş davetini, iş teklifini kim yaptı ve kimlerle görüştünüz?
15:26
Yani size iş daveti geldiğinde zaten mevcut bir işiniz vardı, çalışıyordunuz?
15:27
Peki benimle tanışıyor muydunuz?
15:28
Sözde bana bağlı, örgüt kodunda bir üyem olduğunuza ilişkin soruyorum. İddianamede Kültür A.Ş.'nin bütün iş, işlem ve ihalelerinin benim talimatım ve bilgim doğrultusunda yapıldığı iddia ediliyor. Siz beni Kültür A.Ş.'de hiç gördünüz mü?
15:29
Kültür A.Ş. ile ilgili yaptığınız işlere herhangi bir müdahalemi gördünüz mü? Üst düzey yönetici olarak sizi bir kez dahi arayıp talimat ya da bilgi verdim mi?
15:30
Peki sizinle herhangi bir sosyal yakınlığım var mı? Oturup bir bardak çay içmişliğimiz var mı?
15:31
Dijital Deneyim Müzesi'nin yapımıyla ilgili ihale süreçlerinde hiçbir toplantı veya etkinlikte bulundum mu? Size herhangi bir firma önerisinde bulundum mu?
15:32
Bahse konu Tuce firmasının, müze kurulumu dediğiniz inşai işlerle herhangi bir ilgisi var mı?
15:33
Kültür A.Ş.'nin Tuce'ye ödediği herhangi bir para var mı?
50. Duruşma Günü·15 Haziran 2026
11:22
Recep Taşçı, firmaların pazarlama hususlarının Medya A.Ş. yanında bulunan İletişim Koordinasyon Birimi'nde belirlendiğini biliyorum, diyor. Siz Medya A.Ş. Satın Alma ve İhale Müdürüsünüz. İhale işlemlerinizi Medya A.Ş. bünyesinde mi yoksa İletişim Koordinasyon Birimi'nde mi gerçekleştiriyorsunuz?
11:22
Recep Taşçı sanırım sizin personeliniz. Ben kendisini tanımıyorum. İhalelerin nerede yürütüldüğünü bilecek bilgi ve pozisyona haiz değilim. Aynı ifadede Recep Taşçı, 'Ben ihalenin kırtasiye işleriyle ilgilenirim. İhale dosyalarında bulunan imzaların büyük kısmı, müdürlerin talimatıyla tamamen zorlama ve baskı altında atılan imzalardır' diyor. Siz amiri olarak kendisine böyle bir baskıda bulundunuz mu?
11:22
Genel Müdür Pınar Hanım'ın, yönetim kurulu başkanı olarak benim veya bu dosyanın fenomeni yapılan Emrah Bağdatlı'nın bu şahsa bir baskı yaptığına şahit oldunuz mu?
11:22
Kendisi, sizin yaptığınız baskının da Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun talimatından kaynaklandığını söylüyor. Çalışma arkadaşınızla o zamana kadar hiç böyle bir şey duydunuz mu?
11:22
'İhaleye davet edilen iştirak firmalarla ilgili talimat Emrah Bağdatlı tarafından Pınar Türker'e ya da Fatoş Ayık'a veriliyordu' demiş. 'Yürütülen işlemlerin usulsüz olduğuna ilişkin defalarca Fatoş Ayık'ı uyarmış olsam da kendisi birçok kez zorlama ve baskı altında kaldı' diyor. Sizi zorlayan Emrah Bağdatlı ve benmişim. Bu konuda sizi defalarca uyardığımı söylüyor.
11:22
Keza benzer şekilde, firmalara yapılan ödemeler konusunda da Emrah Bağdatlı'nın ilgili firmalara ödeme kolaylığı sağladığı ve ödemeleri hızlandırdığı yönünde bir ifadesi var. Bu sizin sorumluluk alanınız değil. Şu an genel müdür vekili olan Emel Hanım'ın alanında mı?
11:22
Siz Emel Hanım'la kaç yıldır tanışıyorsunuz, beraber çalışıyorsunuz? Emel Hanım size bugüne kadar ödemeler konusunda kendisine bizlerden gelen bir baskı olduğuna dair herhangi bir beyanda bulundu mu?
11:22
Recep Taşçı, 'Reklam alanı kiralama ihaleleri ve yüksek meblağlı ihaleler hep Emrah Bağdatlı'nın yönlendirdiği şirketlere verilirdi' demiş. Bildiğiniz kadarıyla Emrah Bağdatlı'nın herhangi bir reklam ihalesi almışlığı var mı?
11:22
İddia makamının da sevdiği bir tanım var: 'yan teklif'. Recep Taşçı, yan teklif veren firmalara pay verildiğini iddia ediyor. Para ödendiğini söylüyor. Medya A.Ş.'de, ihalelere davet edilen ancak kazanamayan firmalara resmî veya gayriresmî herhangi bir ödeme yapıldığına, Medya A.Ş.'de 2011 yılından beri çalışan biri olarak geçmişte ya da bugün şahit oldunuz mu?
11:22
Recep Taşçı'nın savcılıktaki ifadesi şu cümleyle bitiyor: 'İmzaladığım evraklarda usulsüzlük olduğunu bilmemekteydim.' Bu arkadaş aklı başında biridir. Sayın Başkanım, ifadeyi alalım da... Sizi usulsüzlük hakkında defalarca uyardığını sık sık tekrarlayıp bir saat boyunca bunları anlattıktan sonra sonunda bunu demesi de enteresan.
11:30
Yine iddianame, benim bazı kişileri özel olarak Medya AŞ'ye yerleştirdiğimden bahsediyor. 4-5 tane kadın çalışma arkadaşımız var, bir tanesi de sizsiniz. Açıkladınız ama sizi ben mi Medya AŞ'ye yerleştirdim?
11:30
26 Şubat 2025 tarihli Signal yazışmasında sanırım Kültür AŞ'nin bir ihalesi var, Medya AŞ'yi de ilgilendiren bölümler var. Orada ilgili bir yazışmanız var ve bir Gökhan isminden bahsediliyor Kültür AŞ'de. O Gökhan kimdir?
11:31
Ama Gökhan Köseoğlu hak edişçi, ihalelerle hiç ilgisi yok. Burada saatlerce beyan verdi. Neden size, ya da Nazlı Hanım'a, ihalelerle ilgili bir şey söylemiş?
11:32
Sayın Başkanım, şunu söylemek isterim. Gökhan Köseoğlu itirafçı sanık olarak burada beyan verdi ve tahliye edildi; Allah yolunu açık etsin. Ama huzurunuzda çok fazla yalan beyanda bulundu, bazılarını burada dile getirdim. İhalelerle hiç ilgisi olmadığını belirtmişti, şimdi burada duyuyoruz. Bir şey daha ekleyeyim, avukatım belgesini size sunacak. Kendisine 'Serdar Haydanlı ile ne zaman tanışıyorsunuz? Tanışıklığınız 2018'de ihale almayla mı başladı?' dediğimde, gözlerinizin içine bakarak 'Hayır, ben kendisiyle çok önceden tanışıyorum' dedi. Elimde mayıs ayında Serdar Haydanlı'nın savcılık sorgusu var: 'Şu anda dosya şüphelisi olarak tutuklu bulunan Gökhan Köseoğlu isimli şahısla 2018 senesinin başlarından itibaren bir arkadaşlığımız mevcuttur.' Aşırı yalan ve iftiraya maruz kalıyoruz; bu yalanın kuyruğunda bir sorgu sual yürüyor. Zorlanıyoruz, bunu dikkatinize sunmak istedim.
11:33
Bir konuya daha gelmek istiyorum. Sayın Savcım o gün size Emrah Bağdatlı'yı sordu. Siz de söylediniz: Emrah Bağdatlı'nın daha önce ortağıyla beraber Medya AŞ'den aldığı küçük çapta bazı işler vardı. İhaleler konusunda bunaldığınızı söylediniz. Şunu sormak istiyorum, bu salondaki herkesi kapsar: bir iştirakten ya da İBB'den daha önce ihale almış birilerinin ihale dönemleri de konuları da bellidir. O dönem yaklaşınca 'İhaleler çıkacak mı, ne zaman, nasıl çıkacak?' diye sorması, bir iş insanının iş peşinde koşturması — sizin de tecrübeniz var — olağan mıdır yoksa ilk kez mi olan bir şeydir?
54. Duruşma Günü·22 Haziran 2026
11:52
İnandığım tüm kutsallar üzerine yemin ederim ki, bu kadıncağızın suçlandığı konularla yakından uzaktan hiçbir alakası yoktur. Büyük bir yanlışlık sonucu yaklaşık 1,5 yıldır tutukludur.
11:53
Fiyat veren firmadan indirim istemesi için Emrah Bağdatlı'yı aramasını ben istedim; 'anlaşıldığı üzere bir indirim talebimizdir, sen ondan bir indirim iste' dedim. Zaten son kararı ben verecektim.
11:54
Daha da önemlisi, bu etkinlik gerçekleşti mi Ceyda Hanım?
15:15
İtirafçı olan eski Kültür AŞ Genel Müdürü Murat Abbas, 'Benim bir yetkim yoktu' demişti. Abbas ihaleleri sadece noter gibi mi imzalardı?
15:19
Dünyanın 4 büyüğü denilen denetim firmalarında çalışmış, 'ben sadece imzalardım' diyen bir şahıstan söz ediyoruz.
59. Duruşma Günü·30 Haziran 2026
11:00
Hepiniz hoş geldiniz, bugün çok güzel bir gün olacak.
Ongun, savunma sırası kendisine gelirken salona girişinde izleyicilere ve gazetecilere seslendi.
11:19
Bütün avukatlara şükranlarımı sunuyorum, basın mensuplarına hoş geldiniz diyorum, izleyici sıralarında bana destek vermeye gelenlere şükranlarımızı sunuyorum, babalarını oradan izlemek zorunda bırakılan çocuklarımı kucaklıyorum.
11:19
Hukuku hissetmekten çok mutluyum, hukuksuzluğun dibinden geliyorum. Hukuk bir şeye dönmüş bizim ülkemizde. Tanımlanamayan bir şey. UFO gibi.
11:19
İki kelime var sihirli, 'itiraz edersiniz', bitirici etkisi var. Sizler kolayca söyleseniz de, bizim memlekette o kadar kolay değil. Sevilmez. Arkamda İBB, TBB başkanı, CHP cumhurbaşkanı adayı var, o da birine itiraz etmiş, yargılanıyor. Bizde itaat etmek istenir. İtaat et, rahat et. Sürekli şaşırıyorum, şaşırdığıma şaşıyorum.
11:24
Bizim mesleği bilmiyor, bu iddianameyi yazanlar. Yandaş medyadaki balıkları gazeteci sanıyorlar. Adı geçen meslek büyüklerime ben talimat veremem, onlar benim kulağımı çekerler. Konumum ne olursa olsun. Biz böyle yetiştik.
Eylem-19 (gazetecilere para verildiği iddiası) hakkında
11:24
Arkamda Avrupa'nın en büyük kentinin belediye başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı, Türkiye'nin birinci partisinin Cumhurbaşkanı adayı oturuyor. CHP'ye delil olan AK Parti'ye olmayabilir. Bize burada haklı olarak delil diye HTS baz soruyorsunuz, siz de, savcı bey. Haklısınız, savcılarımız delil listesine koymuş. Ama benim aklıma da Gaziantep Şehitkamil Belediyesi soruşturması geliyor. Geçen eylülde savcı oradaki soruşturmayı kapattı belediye başkanıyla ilgili. HTS baz delil mi olur yahu dedi. Ama gördük ki o savcı bey de bir süre şaşırmış. Şehitkamil Belediye Başkanı Cumhuriyet Halk Partisi'ndeyken delil olabilir diye koyduğu HTS bazları Sayın Başkan AK Parti'ye transfer olunca hangi delil haline çevirmiş? Olabilir, o da şaşırmıştır.
11:25
İddianame sakat. Seçkin ve özel insanların biz faniler önünde eşit olmadığını kanıtlıyor. Ülkede örtülü bir kast sistemi var.
11:28
İddianame sakat derken şunu kastediyorum: Ruhu arızalı. Akın Gürlek önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, sonra da Adalet Bakanı oldu. Sadece bir günde AK Parti'yi bu kadar içselleştirdi, bu kadar siyasi oldu diye mi düşüneceğim? Hayatın olağan akışına uyuyor mu bu?
11:28
19 Mart sabahı İBB'nin en küçük bütçeli şirketi Medya A.Ş. odağında başlayan bu soruşturma, girdiği sudan çıktığında içinde casusluk iddialarını barındıracak kadar hafiflemiştir. Davalar değil, ancak siyasi mühendislikler içinde hafiflikler barındırır. Çünkü bir dayanağı vardır.
11:28
Kitleler en kötüsüne, tuhafına inanmaya hazırdır. Ertesi gün kanıtlarıyla yalan ortaya çıksa dahi, yalana inananlar kendini kandırılmış hissetmez. Bu yalanı, siyasi liderin taktik zekası olarak görür. Casusluk palavrasının sırrı da budur.
11:36
Bu iddianamenin bana hissettirdiği söz şudur: 'Hayatta hiçbir şey bir kurban seçmenin, özenle bir intikam tasarlamanın, onu gerçekleştirmenin, sonra da gidip yatmanın verdiği zevkin yerini tutamaz.' Bu iddianame bana bunu hissettiriyor.
Stalin'e atfedilen sözü aktararak
11:39
A Haber'de Cemil Barlas'ı izledim bir akşam. Ağzının suyu aka aka 'İmamoğlu cezaevinde çürüyecek' dedi. Bir insan nasıl böyle olabilir? Bu ancak şeytanidir. Hücredeydim ama insandım.
A Haber yorumcusu Cemil Barlas'a ilişkin
11:45
Basın mensuplarının affına sığınarak, kendilerine söylemek isterim ki, bu davanın adı İBB Davası değildir, Ekrem İmamoğlu Davası'dır. Bu dava A'dan Z'ye siyasidir. Bunu siz de cümle alem de biliyor. Ben neden burada olduğumu biliyorum; burada bir prosedürü tamamlamak için ifade verdiğimin bilincindeyim.
11:45
Sayın Başkan, bu iddianamenin son altı sayfadaki altı savcımız ortaklaşa yazdıysa, diyebileceğim tek şey herhalde birbirleriyle hiç iletişim kurmamışlar. Çünkü tek gariplik Necati Özkan'da da değil. Yiğit Oğuz Duman'ı da iddianame özel vasfı haiz üyelerin listesine almış, velhasıl adamcağızı orada unutmuşlar. Hakkında hiçbir suçlama olmayan biri bu iddianameye nasıl oldu da özel üye statüsüyle atandı anlamakta zorlanıyorum. Bu tuhaflığı siz de fark ettiniz ki 10 Mart günü burada iddianame özetini okuturken tüm özel vasfı haiz üyelerin ismini okuttunuz, Yiğit'in ismini okutmadınız. Halbuki kabul ettiğiniz iddianamede adı yazıyor. O yüzden diyorum ki yüzyılın soruşturmasında son okuyucu kimse işini hiç iyi yapmamış. Kolay değil bunca kurguyu düzene koymak.
11:46
Bugünlerde çok popüler bir hikaye var, Frankenstein hikayesi. Doktor Frankenstein kendini yaratıcıyla bir tutar, sadece onun yapabileceği bir şey yapmak ister ve yoktan bir varlık yaratır. Ancak doktor yarattığı ucubeden tiksinir, onu terk ederek kaçar. Bu iddianame doktor Frankenstein'in eseri gibidir. Yaratan kişi de ondan tiksindiği için olsa gerek onu bırakıp Ankara'ya gitmiştir. Siz de şimdi kollarınıza atılan canavarla ne yapacağınıza karar vereceksiniz. Ya üstümüze salacak, ya da etiğin, ahlakın, ama daha yücesi hakkaniyetin gereğini yapıp bu ucubeyi yok edeceksiniz. Bizim için tüm bu zaman zarfı ise şu soruyla geçti: 'Asıl canavar kim?'
Haftada bir telefon hakkımı Giresun'daki 86 yaşındaki annemi aramak için kullanıyorum. Annem, 'Bugün için sular seller gibi geçsin, Allah zihin açıklığı versin' diye dua etti. Bana en son bunu üniversite sınavına girerken söylemişti. Annemin bilmediği, bu bir sınav değil; sınav olsa geçerdim ama ben bir mülakattayım. Bu ülkede mülakatların malum nasıl sonuçlandığını biliyoruz.
11:51
İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Yönetim Kurulu, görev ve yetkisinde olmadığı halde Ekrem İmamoğlu'nun üniversite diplomasını iptal etti. O gece uyuduk ve 12 saat sonra 19 Mart sabah 06.00'da İmamoğlu operasyonu yapıldı.
11:51
Operasyon öncesinde Başsavcılık 2 ayrı tehditvari yazıyla üniversiteden ısrarla diploma iptalini istedi. Yakın tarihte bir cumhurbaşkanlığı seçimi yoktu. Diploma, her nedense savcılık yazısında belirtildiği gibi ancak o zaman lazımdı. Bu durumda, başsavcılık polis operasyonu öncesi neden ısrarla diploma iptali talep etti?
11:51
Evet 23 Mart'ta bir önseçim vardı ama bu CHP'nin iç konusuydu. YSK'nın değil. Peki neden illa diploma iptali beklendi? Öyle ya zaten Ekrem başkan tutuklanacaksa 2 ay - 3 ay - 5 ay sonra da, o içeride iken diploması iptal edilebilirdi. Oysa ısrarla iptal beklendi ve kararın sabahı operasyon yapıldı. Her şeyin sırrı burada.
11:51
Bu iptal, yorumlandığı gibi cumhurbaşkanı adaylığı iptalini garantiye almak için yapılmadı. Diploma iptali ile operasyonun ilgisi; Anayasal suç kavramında saklı. Üniversite diploması varken İmamoğlu tutuklansa, CHP'nin resmi cumhurbaşkanı adayı tutuklanmış olacaktı. Bu demokratik sisteme bir darbe sayılacaktı. Halefiyet ilkesi ihlal edilmiş, seçimlere müdahale edilmiş olacaktı. Haksız, hukuksuz operasyonu yapanlar böyle bir riski bertaraf etmek için diploma iptalini bekledi.
11:51
Yarın işler değişip bu dava sorgulandığında savunma argümanları şu olacaktı: Biz seçimlere yani demokratik sisteme darbe yapmadık. Operasyon yapılmadan önce Ekrem İmamoğlu'nun üniversite diploması iptal edilmişti. Bu iptali savcılık değil üniversite yaptı. Biz lise mezunu, yani cumhurbaşkanı adayı olamayacak birine operasyon yaptık. Yani bir belediye başkanına sıradan bir yolsuzluk operasyonudur bu. İşte bunu diyeceklerdi savunma argümanı olarak.
11:51
Zavallı rektör, düştüğü tuzağın farkında değil. Kabak onun başına patlayacaktı. Ve fakat bu kurnaz plan öngörüsü boşa çıktı. Atatürk'ün dediği gibi: Milli egemenlik öyle bir nurdu ki; karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yok olurdu. Öyle de oldu.
11:54
Umarım davanın sonunda nicelik sanrısıyla uzayan bir gerekçeli karar görmeyiz. Kararı Türk milleti adına alacaksınız, ama millet bu kararını verdi. Bu davada ben, biz, avukatlar şapkalarından bir değil on tavşan çıkarsa da nafile.
11:54
Yalan bataklığına bırakılan bizler steril bir alan arıyoruz. Sayın Başkanım, sizden beklentilerim var. Thomas Hobbes bunu 300 yıl önce anlatmış: Kişiyi yargıç yapan ilk unsur hakkaniyettir. İkincisi zenginliklere mesafelenmek, üçüncüsü bağımsızlık, dördüncüsü de dinleme sabrıdır.
11:55
İmamoğlu'nun 2012'de, CHP Beylikdüzü İlçe Başkanıyken attığı bir paylaşım, iddianamenin girişinde suç olarak gösteriliyor.
Ongun, paylaşımı salondaki ekranda gösterdi.
11:57
Sayın Heyet, benim savunmamın adı: Şüphe Savunması. Şüphe, sadece savcıların mesleki çıpası değil; asıl gazetecilerin, yani öz mesleğimin mesleki çıpasıdır. Burada CV'mi anlatmayacağım. Çünkü Ekrem Başkan'dan sonra tüm yaşamı en çok bilinen, en şeffaf olan, her daim medya radarında bulunan, yaptığı her işe fener tutulup incelenen ikinci kişi benim.
11:57
Gazetecilikte mesleki kıdem önemlidir, konu ne olursa olsun. Belli ki havuz medyasındaki balıkları gazeteci sanıyorlar. Bilseler, benim meslek büyüğüm olan Soner Yalçın'a, Ruşen Çakır'a, Şaban Sevinç'e, Yavuz Oğhan'a talimat verip iş yaptıramayacağımı öğrenirlerdi. Hele ki onlara para karşılığı haber yaptırmayı teklif etsem, önce sinkaflı küfür ederler, ardından beni yanlarından kovarlar. Öfkeleri geçince de Ekrem İmamoğlu'na karşı haber yaparlar. Haklı olurlar.
11:59
27 Mart 1996'da Ankara'da stajyer muhabir olarak başladığım mesleğimde, adına merkez medya dediğimiz en büyük kurumlarda görev aldım. O zaman bir NTV vardı, o da her yerde çekmezdi. Muhabirlikten yöneticiliğe kadar görev yaptım. O yüzden çevrem çok geniştir. Bugün 2 ayrı mahalle gibi bölünen medyada, her 2 mahalleden de çok tanıdığım gazeteci vardır. Hepsi, kendini kabul ettirmiş isimler. Benden çok daha genç ve başarılı gazeteci kardeşlerimle de, İBB'deki görevim sırasında tanıştım. Diyebilirim ki eski ve yeni dostluklarım mevcuttur.
11:59
İddianamede Eylem 19 var; benim ta Ankara'dan tanıdığım gazeteci abilerim yargılanıyor. Güya benim talimatımla halkı yanıltıcı yayınlar yapmışlar. Üstelik benden para alarak! Bizim mesleği bilmiyor tabii iddianameyi yazanlar. Belli ki havuz medyasındaki balıkları gazeteci sanıyor. Ancak, onların benim kulağımı çekme, bana fırça atma, hatta bana talimat verme hakları olduğunu da bilirlerdi. Hırsları geçmez, inadına İmamoğlu aleyhine konuşurlar. Haklı da olurlar.
11:59
Mesleki kıdem, gazeteci abilerim olması onlara bu hakkı tanır. Bizde, mesleki konumun farklılaşması kıdem ilişkisini değiştirmez. Ezcümle iddianamede yazdığı gibi benim Yavuz Oğhan ile Barbaros Bulvarı'nda 11 farklı elektrik direğinin altında gizemli buluşmalar yapmama gerek yok. Adam arkadaşım. Ocakbaşı seviyor o, İstanbul ocakbaşı dolu. 2 gazeteci buluşacaksak oturup iki kadeh rakı eşliğinde her şeyi konuşuruz. Daha önce yaptık, yine yapacağız!
11:59
22 Mart'ta emniyette yalan olduğunu ispatladığımız bir iftirayla tutuklandık. HTS gösterdiler, ben yokum dedim. Polis 'bir dakika' dedi, dışarı çıktı. Geldi, 'devam edelim' dedi. Biz delilsiz tutuklandık.
12:06
Siyasal iktidar, kendi beka meselesi gördüğü bu önemli davayı sıradan yargıçlara emanet edecek değildi kuşkusuz. Heyetinizin kıdem bakımından bu dava için uygun olmadığı söylendi, burada. Bir hakimin tecrübesi, hayatın olağan akışına uygunluğuna karar vermede önemlidir, dendi. Genç yargıçlara atıfla. Belki de bu bilinçli bir tercihti.
12:06
Aşikar ki üyeleriniz de gayet parlak insanlar. Ancak biz de fena değiliz efendim. 3 aydır sizler bize, biz sizlere bakıyoruz. İster istemez intibalar oluşuyor. Alper Aydın'ın üç hafta önce yaptığı savunmadan ufak bir detayı bile hatırlıyorsunuz. Hangi avukatın duruşmada olup olmadığını biliyorsunuz. Sosyal zekanız da hayli yüksek.
12:06
Hatta, Ekrem Başkan kadar olmasa da iyi bir hazır cevap üstadısınız. Bunu da ince ve zeki esprilerle sunuyorsunuz. Böylece zirve yapan tansiyon, bir cümlenizle sönümleniyor. Ya da tam tersi oluyor. Siyasetçiler için hazırcevaplık, büyük bir artıdır. Birkaç basamak yükseltir insanı, siyasette. Yargıda da işe yarıyormuş, yaşayarak öğrendik.
12:11
19 Mart'tan sonra, özellikle nisan ayının sonunda başlayan bir itirafçı furyası oldu. Art arda benzer cümleler kuranlar, art arda tahliye olmaya başladı. Her çıkan, geride yeni bir yalancı tanığın daha doğmasına yol açıyordu. Hayatımda adını ilk kez duyduğum itirafçılar, daha doğrusu iftiracılar, kendimin dahi bilmediğim yönlerimi anlatıyor, ben de bu huylarımı gazetelerden okuyarak öğreniyordum.
Tek kaynak: istyargiliyor1 (canlı blog)
12:14
Şüphe gibi, bize hakikati ulaştıracak bir diğer kavram doğru sorulardır. Doğru soru, yanıttan daha önemlidir. Bu iddianamede güya bazı yanıtlar var. Onların yanıt değil, iftira ya da saptırma olduğunu ancak doğru soruyu sorarak anlıyoruz. Şüphe ve doğru sorular ekseninde iddianameyi okudum. Sonuç: iddianame tepeden tırnağa sakat.
12:15
Değerli Heyet; propagandada bir kural vardır: olmayan şeyler olanlardan daha güçlüdür. Buna gizemin gücü denir. Örnek; on milyonlarca insan açlık sınırında kazanç edinirken, sanayi dahil sektörler tarihinin en kötü günlerini yaşarken, vatandan umudu kesen yetişmiş insan gücü batı ülkelerine göç ederken ne diyoruz: TÜRKİYE YÜZYILI! Olmayan şey olandan daha güçlü göründüğü için, diyorlar. Ne diyorlar? Yüzyılın Soruşturması - Asrın İddianamesi. İşte bu iddialı tanımlamanın nedeni de bu: olmayanı satıyor.
12:16
Örneğe geleyim. İddianamenin 72. sayfasına. Bu iddianamenin özeti niteliğinde, ana fikrin anlatıldığı bölüm içinde yazarların, Necati Özkan anlatımı var. Okuyorum: 'Kültür ve Medya A.Ş. yapılanmasında Ekrem İmamoğlu'nun Beylikdüzü belediye başkanlığından beri irtibat halinde olduğu, çok güvendiği, aynı zamanda siyasal danışmanlığını yapan örgüt üyesi Necati Özkan, örgütün akıl hocası konumundadır...' İddia makamı tespitinde doğruysa, haklıysa, bu betimlemeden doğal olarak şu sonuçlar çıkar: 1-) Necati Özkan örgütün Kültür-Medya A.Ş. yapılanmasında yer alır. Peki öyle mi? Hayır. 2-) Necati Özkan örgütün akıl hocasıdır. Peki öyle mi? Hayır. 3-) Necati Özkan örgütün tüm ihtilaflarına çözüm bulan biridir. Açıkçası bize Real Madrid'i anlatıp sahaya Siirt Köy Hizmetleri Spor'u çıkarmışlar.
12:16
İtirafçı olup tahliye edilenlerin avukatları da birden bire gözde isim haline geldi. Bu dosyada 5 itirafçı sanığın, sonradan aynı avukata sahip olmasını, tesadüf olarak niteleyemeyiz.
Tek kaynak: istyargiliyor1 (canlı blog)
12:22
Bu tweet doğruysa, Ekrem İmamoğlu hedefini 2012'de koymuş. O zaman rahmetli Nazım Amca'yı, öğretmen emeklisi Ulviye Abla'yı, şu an izleyici sıralarında mı bilmiyorum, Mülayim Abi'yi falan da bizim şeye, örgüte katmak lazım.
Tek kaynak: istyargiliyor1 (canlı blog)
12:25
Asıl canavar kim? Çünkü bu duygu, Anadolu'nun, yani ortak evimizin duygusu değil. Bu kin ve öfke başka coğrafyaların duygusu olabilir ama Anadolu'dan bu kaynak çıkmazdı. Çıkmamalıydı. Ne yüce insanları sayabiliriz ama ben sadece 2 özel isimle size Anadolu'yu özetlemek istedim. Sayın Başkan, biri sizin memleketinizden, Nevşehir'den Hacı Bektaş-ı Veli. Ne diyor Hacı Bektaş? 'Hırslar kinler yok olur aşkla meydanımızda.'
12:27
Evinizi basmaları yetmiyor. Kızınızın kulağındaki küpeleri, oğlunuzun başucundaki harçlığı da soruşturmaya dâhil ediliyor. Sonra bunlar medyada yazılınca, o dönemin Dezenformasyon Başkanlığı bu haberleri yalanlıyor. Oğlumun harçlığının kasadan çıktığını belirtiyor. Zekâ küpleri. Kasaya oğlanın harçlığını koyup, üzerine 'Koray'ın Harçlığı' mı yazdık? Nereden anladın? Birazcık zekâ kullanın bari.
12:27
Ama Allah büyük. Benim evlatlarıma yapılanları hafife alıp yalanlayan o birimin başkanının adı her türlü rezilliğe karıştı ve görevden alındı. Tabii ki tutuklanmadı. Hatta yeni iş buldu. Çocuklar üzerinden algı yaratmaya çalışan bu zatın, kendisini en son Akın bakanımızın devir teslim töreninde alçak koltuğunu kaldırmaya çalışırken gördük. Kaldıramadı da. Kaldırmayı beceremeyince şahsı ortadan kaldırdılar. Perde arkasından çalışıyor şimdi. Aklı sıra gizli.
12:31
Ekrem Başkan babası, oğlu, kayınbiraderi ile, Fatih Keleş oğlu, abisi, yeğeni ile… Ben eşim ve bacanağım ile… Tuncay Yılmaz eşi ile, Alper Aydın oğlu ile, Murat Kapki kardeşi ve çalışanları ile, itirafçı Eyüp Subaşı eşi ve oğlu ile… iftiracılar ve iş insanları servetiyle bu soruşturmaya dahil edildiler. Bu kadar ailelerin içine çekildiği başka bir soruşturma var mı bilmiyorum.
12:31
Felsefeci Hannah Arendt'in 1973'te yazdığı Totalitarizmin Kaynakları adlı eserinde şöyle der: 'Tasfiyeler tüm toplumsal ve ailevi bağları yıkmak için bu operasyonlar tanıdıklardan, en yakın arkadaş ve akrabalara kadar sanığın olağan ilişkilerinin, sanık ile aynı kaderi paylaşacağı korkusunun salınması ile yürütülür. Biri suçlanır suçlanmaz, paçayı kurtarmak isteyen eski arkadaşları bilgi vermeye can atarak, olmayan kanıtları teyit ederek, en acımasız düşman haline gelir. Bunu yapmak açıkça kendini kurtarmanın biricik yoludur.' Tabii felsefeci bunu totaliter rejimler için söylemiş. Türkiye'de ileri demokrasi var, öyle diyorlar. Yine de kulağa ne kadar tanıdık geliyor değil mi? Onlarca itirafçısı cezaevinden kurtulan bir dava, daha güzel analiz edilemezdi.
12:31
Çoğu bizi tanımıyordu ama hakkımızda ne anlatmaları gerektiğini öğrendiler, daha doğrusu öğretildi. Gizli tanıkların ifadeleriyle açtığı patika, medyanın belirlenmiş isimleri hedefleştirmesi ve soslu hikayelerle asfalt yol oldu. İçeri düşen, o asfalt yoldan ne diyerek dışarı çıkacağını öğrendi, öğretildi. Formül basit: Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş, Murat Ongun ile ilgili bir şeyler söyle, yakın çevresinden birini de kat işin içine, hadi özgürsün, eyvallah. Süreç aynen böyle işledi.
12:31
Cezaevine girdikten sonra dört bir yandan mektup geldi tutuklulardan; borç isteyen mi dersin, kira mı öde diyen mi dersin? Onlar da ne yapsın, hakkımızda o kadar dolandırıcılık haberi yapılınca… ama yapamadık, beceremediğimiz için o işleri…
12:35
1 yıldır tutukluyum. 1 yıl ilk başta kulağa insan ömrü içinde çok uzun bir zaman dilimi gibi gelmiyor. Oysa mesele sadece hücreye tıkılmak da değil. 1 yıldır kaynağının neresi olduğu belli olan haberlerle medya linçimiz de devam ediyor. Hayatınızda ilk kez girdiğiniz ve uyum sağlamaya çalıştığınız hapishaneden, bir gece yarısı hastaneye götürülüp, sabahın ilk ışıklarıyla bilmediğiniz bir başka cezaevine sevk edilmek de var bizim hikâyemizde. Ailemize yönelik hamleler, 3 kez basılan yuvamız, tutuklanan ya da adli kontrole alınan yakınlarımız da var bizim hikâyemizde.
12:36
İBB dosyasında tutuksuz sanık olan Cüneyt Yakut beni aradı ve 'Savcı Aykut Çelik sizi, İBB soruşturması için ifadeye çağırmış. Tebligat yollamış ama evde kimse bulunamayınca tebliğ yapılamamış' dedi. O zamanki avukatım Serkan Günel'i aradım. Savcı beyin adını verdim ve ziyaret etmesini, eğer gerçekten beni ifadeye çağırdıysa hemen döneceğimi söyledim. O da şimdi, terfi edip başsavcı yardımcısı olan Aykut Beyi makamında ziyaret etti. Aykut Bey böyle bir tebligat olmadığını söylemiş ama benim kimden duyduğumu merak etmiş. Avukat Serkan Bey de bilmediği için kendisine söyleyememiş.
12:37
Dava siyasi olunca, laf bir şekilde siyasete geliyor. Değerli heyet, burada karşınızda Avrupa kıtasının en büyük kentinin belediye başkanı, üst yönetiminin neredeyse tamamı, çalışanları ve bu dev belediyeyle iş yapan bazı iş insanları bulunuyor. Belediye kavramının tarihsel kökenine bakarsak, bu davanın boyutunu daha iyi analiz ederiz. İlk belediye, 6. Daire. Yani Beyoğlu Belediyesi de burada bizimle yargılanıyor. Ne talih! Belediyeler, Avrupa'da özünde aristokrasiye, saraylara alternatif olarak doğmuş yapılardır. Tarihsel olarak sarayla yani merkezi yönetimle belediyeler, yerel yönetim rekabet halindedir yüzyıllardır. Avrupa'da yerel yönetimlerden önemli isimler merkezi yönetimi de seçimle kazanmıştır Sayın Başkan. İngiltere başbakanı seçilen Boris Johnson, Londra belediye başkanıydı. Bükreş belediye başkanı Romanya cumhurbaşkanı oldu. 2 önemli örnek vereyim, biri malum ülkemizden, şimdiki Sayın Cumhurbaşkanı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'ndan cumhurbaşkanlığına geldi.
12:37
Sayın Başkan, 51 yaşındayım ben. Biraz da kafam çalışır, kusura bakmayın da 17 Mart'ta gizli tanıkların 2. kez ifadesini almak, 18 Mart'ta diplomayı iptal etmek, 19 Mart'ta da operasyonu yapmak... Güzel bir plan. Ve fakat bu plan öngörüsü boşa çıktı. Çünkü Atatürk'ün dediği gibi, milli egemenlik öyle bir nurdur ki, karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yok olurdu; öyle de oldu.
12:38
Çıplak aramaya maruz kalan Fatoş Pınar Türker, ifade işlemi sırasında savcının kendisine 'Bu kafayla bir daha çocuklarını göremeyeceksin' dediğini söyledi.
12:38
Avukatım, beni arayıp bir tebligat olmadığını söyleyince ben de dönüp Cüneyt Yakut'u aradım. Ailemle yurtdışında iken böyle asparagas bir bilgiyi, doğruymuş gibi iddialı bir şekilde aktardığı için, kendisine sitem ettim. Ben sitem edince Cüneyt Yakut verdiği bilginin doğru olduğu konusunda ısrar etti. Çünkü bilgiyi, yeğeni olduğunu söylediği Cumhuriyet Savcısı Kerem Ali Yakut'un verdiğini belirtti. Soy isimleri aynıydı. Yine de böyle bir savcı var mı, doğru mu konuşuyor diye merak ettim. Araştırdım. Gerçekten de Çağlayan Adliyesi'nde böyle bir savcı vardı. Zaten Türkiye'ye döndüğümde yanıma gelen Cüneyt Yakut bizzat cep telefonundan bazı şeyler gösterdi. Kendisi, soruşturma kapsamında tüm bilgileri, Savcı Kerem Ali Yakut'tan aldığını ve bize bildirdiğini, bundan da savcının haberi olduğunu söyledi. Yeğenim dediği savcıyı böyle anlatınca ben de kendisine inandım. Bir soruşturma olduğuna kani oldum. Bu 2 şahıs arasında gerçekten akrabalık bağı var mı, varsa bile aralarında bir iletişim trafiği mevcut mu, HTS-Baz gibi onu kıymetli mahkemeniz arzu ederse tespit ettirebilir. Ben sadece Cüneyt Yakut'un anlatımlarını dile getiriyorum. Bir de İstanbul Emniyeti'nin haksız yere hedef yapıldığını ortaya koyuyorum.
12:41
40 itirafçı ifadesi var. Bu beyanlardan bir tanesi bile 'Murat Ongun'a şu tarihte, şurada, şu kadar rüşvet verdim' diyor mu? Buyrun okuyun. Böyle bir beyan varsa, 1100 değil 2500 yıl ceza verin bana.
12:42
18 Mart – 23 Mart arasındaki 5 günün anlamını tespit etmek lazım. Çünkü tüm sır bu 5 günde gizli. 23 Mart 2025 günü, biz sandığa 500 bin CHP üyesi getirmeyi hedeflerken 15.5 milyon insan İmamoğlu'nu seçti bile. Kurnaz plan o gün çöktü! O argüman tarih oldu. Size anlattığım bu sarih gerçek bize tek bir şeyi gösteriyor: Korkuyu. Diploma, işte bu korkuyla, endişeyle iptal edildi. Haksız olan korkar! Başka bir şey daha diyeyim. O mutlak butlan kararı, o gözü karalık bile buradan kaynaklı.
12:46
Sayın Başkan; mahkeme huzurunda bir bilgiyi de paylaşmak isterim. 26 Nisan 2025 Cumartesi sabahı yapılan 2. Dalga İBB operasyonunda eşim de gözaltına alındı. Büyük bir şok ve üzüntü yaşıyordum. Ertesi gün, yani 27 Nisan 2025 Pazar günü saat 14:15'te bana bir avukat ziyareti oldu. İlk ve son kez ziyaretime gelen bu avukatın adı Beliz Özkan'dı. 15 aydır sadece 27 Nisan günü bana geldiğini cezaevi kayıtlarından görebilirsiniz. Avukatım iletir.
12:46
Görüşme kabinine girer girmez bana 'Beni hem sizin hem benim ortak şişman arkadaşımız gönderdi' dedi. Cüneyt kiloludur biraz. Ben de kendisine şifreli konuşacak durum olmadığını, Cüneyt Yakut'u mu kastettiğini sordum, 'evet' dedi. Sonra, Cüneyt Yakut'un kendisine söylediklerini bana aktarmaya başladı. Şöyle dedi: 'Biliyorsunuz, size anlatmış Başsavcılıkta yakın tanıdıkları var. Kendisi de benzer şekilde tahliye edilmişti. Ortak arkadaşımız diyor ki 1.000.000 dolar verirse, eşinin tutuklanmamasını sağlarım.'
12:46
Avukat gayet açık sözlüydü, işi halledecek ismi bile veriyordu ama ben dile getiremeyeceğim. Cezaevinde avukat kabininde benden 1 milyon dolar talep edilince şok oldum. Avukat sözünü bitirdi ama ben dona kaldım. Benden yanıt gelmeyince Avukat Beliz Hanım, pazarlık yapıyorum zannetti sanırım ve şöyle dedi: 'Kendisi ben de 300.000-400.000 dolar var, 600.000-700.000 dolar verse bile hallederiz.' dedi. Avukata 'Benim eşim suçsuz ayrıca böyle bir param da yok' diyerek görüşmeyi bitirdim. Avukat Beliz Özkan hakkında 7 Ocak 2026 tarihinde 2975 numaralı dilekçe ile İstanbul Barosuna şikâyette bulundum.
12:48
Bizi tutuklatan delili açıklıyorum. İddia makamının, şoför tutkusunun kaynağı: Kültür A.Ş. eski genel müdürü Serdal Taşkın'ın şoförü Orhan Cevahiroğlu'nun ifadesi. Daha polis sorgusunda, yalan olduğunu ispatladığımız bir beyan. Yalan ifşa olunca, ifademi alan polis de şaşırdı. Çıktı odadan telefon etti, birkaç dakika sonra döndü, 'Neyse, devam edelim' dedi. 'Beyanınızı yazdım' dedi. Ve daha o gün emniyette yalan olduğunu ispat ettiğimiz beyanla, iftiracı Orhan Cevahiroğlu'nun beyanıyla, Türkiye'nin cumhurbaşkanı adayı, Türkiye ve Avrupa'nın en büyük kentinin belediye başkanı tutuklandı. Fatih Keleş, ben, Necati Özkan, Hüseyin Köksal ve Serdal Taşkın da öyle.
12:48
Ben örgüt yöneticisi olmak ve rüşvet almaktan tutuklandım. Evet, biz delilsiz tutuklandık! Sayın Başkan, Allah var; örgüt projesi tuttu iddia makamının. Cezaevine girmemek ya da çıkmak, ya da malını kurtarmak için bir sürü itirafçı türetildi. Bakın, 60-70 itirafçının 40 veya fazlası benim suçlandığım konularla ilgili.
12:48
Yok, yani 40 itirafçı bir Orhan etmemiş. Bir Orhan, koca İstanbul'u tutuklatmış. Akıl tutulması. 4 bin değil, 40 bin sayfa yazsalar, bunlara kimse işte bu yüzden inanmıyor. Beni rüşvetle suçlayanı da, tutuklayan hâkime hanımı da Allah'a havale ediyorum. Şimdilik!
12:48
Kim verecek bu itibar suikastinin hesabını? Bize yapılan bu kurgu, bir 'Hiçbir şey olmasa bile mutlaka bir şeyler oldu' kurgusudur. O zaman da çaldılar dendi, mundar dendi, sandık görevlileri fetöcü dendi. Hepsi yalan çıktı. Bugün de yalanın, şiddetli 2. perdesi sergileniyor. Seçim iptaliyle oyunu değiştiremeyen zihniyet, oyuncu değiştiriyor. Kazanan yine biz olacağız. Tıpkı 2019'da olduğu gibi.
12:52
Bugün bu kadar günün durum tespitini doğru yapmazsak, yani doğru teşhisi koymazsak iddianamenin bizi çekmek istediği kör kuyuya kuzu kuzu gideriz. Ne kuzu ne kurt olmak isterim.
12:57
Dediğim gibi şüpheyi odağıma alıp okudum iddianameyi. İlk şüphem, soruşturmayı ve operasyonu önceden haber aldığımız açıklaması ile doğdu. Medyada, polis teşkilatımız ima edilerek polis içinden köstebeğimiz olduğuna dair iddialı haberler yapıldı. Emniyet mensuplarımız zan altında bırakıldı.
12:57
2 Eylül'de 2025-2026 Adli yılı açılış töreni oldu. Dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, bugünün Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek 'Soruşturmadan ilk Murat Kapki haberdar oldu. Mülklerini Ocak ayında başkasına devretti' demiş. Bu açıklama beni şaşırttı. Çünkü Murat Kapki, 24 Haziran 2025 tarihli etkin pişmanlık ifadesinde soruşturmayı ne zaman, kimden öğrendiğini anlatmış. Üstelik Ocak ayında da değil, taa başlangıçta öğrenmiş.
12:57
Kapki ifadesinde şöyle anlatmış: 'Gözaltına alınmadan önce 2024 senesinin Ekim ayında Ahmet Çiçek beni Çetin adında bir şahısla Ferko'daki ofisime gelerek tanıştırdı. Bu şahıs bana hakkımda bir soruşturma yürütüldüğünü, soruşturmanın gizli olduğunu, yardım edebileceğini söyledi. 2025 senesinin ocak ayında Çetin isimli şahsı çağırarak tekrar görüştüm. Bu görüşmede benden 100 bin dolar vermem karşılığında listede kimlerin olduğunu bulabileceğini ve listede olmam halinde belirleyeceği bedel karşılığında adımı sildirebileceğini söyledi. Ben bu teklifi kabul ettim fakat parayı peşin istedi. Ben de gerekli bilgileri getirmeden parayı vermeyeceğimi söyledim. Çetin de o zaman biz de seninle çalışmıyoruz diyerek şirketimden ayrıldı.'
12:57
Sayın Başkan, Çetin 'ben de seninle çalışmıyorum' demiyor, çoğul söylüyor: 'Biz de seninle çalışmıyoruz' diyor. Bir ekip kastediyor! Başından sonuna bizim dosyada hep para konuşulması tesadüf gibi durmuyor. Murat Kapki gözaltına alınınca gizemli Çetin eşini aramış ve parayla çıkarırız demiş.
12:57
Yüzyılın gizli soruşturmasını Ekim ayında bilen ve sızdıran bu Çetin kim? 10 gün gizli kalmamış 100 yılın dosyası. Çünkü adam gerçekten biliyormuş ki 19 Mart operasyonu oldu. İddianameyi taradım, gizemli Çetin'in ifadesi alınmış mı diye. Yok. Sadece ben merak etmişim, iddia makamı hiç ilgilenmemiş. Üstelik gizemli Çetin'i Murat Kapki'ye getiren Ahmet Çiçek isimli şüpheliymiş. Ahmet Çiçek de bu dosyada itirafçı, sanık şu an. İfadesi alınmış ama bu iddianameyi yazanlar 'Yüzyılın Soruşturması adını verdiğimiz bu gizli dosyayı daha açılır açılmaz Murat Kapki'ye bildiren Çetin kim? Onu sen getirmişsin' diye sormamış bile.
12:57
Çetin hala aramızda özgürce geziyor. Belki yeni soruşturma dosyalarından haberdar oluyor ve muhataplarına para karşılığı onları soruşturmadan çıkartma vaadi veriyor. Etrafta böyle dolaşan biri var ama hiç merak edilmiyor. Üstelik Çağlayan Adliyesi'ni kullanarak iş gördüğü halde kimliği merak edilmiyor.
12:57
Savcılar merak etmeyince, ben merak ettim. Adamı buldum, üstelik hücremden. Adı Çetin Ayaz. İşyerini söylüyorum; Kartal İSTMarina AVM yanındaki S1 blok. S2 de olabilir. Hücreden anca bu kadar. Çetin o dev gibi, altın sarısı çirkin gökdelende işini görüyor. Belki ilgilerini çeker. Bir de şahıs daha önce herhangi bir adliyede görev almış mı acaba? Bazı iddialar duydum.
12:57
Bir avukat var. Adı İsmail Mirsad Albayrak. Açık kaynaklardan görüyoruz ki avukat bey Rasim Ozan Kütahyalı ve Hilal Kaplan isimli medya mensuplarının avukatı. Hatta avukat bey sayesinde öğreniyoruz ki üç harfli kısaltma seven şahsın 8 yıldır resmi polis koruması varmış. Türkiye Cumhuriyeti'nin, kirlenmemek için elini sürmeyeceği birini 8 yıldır bizim vergilerimizle koruyormuş. Hilal Hanım da koruma kalkanında.
12:57
Avukatın müvekkilleri İmamoğlu Soruşturması sürerken yüzlerce iftira ve yalanla soruşturmanın gizliliğini ihlal etti. Hilal Hanım 'yolsuzluk' dedi, eylem 13 için 'karanlık ayna' dedi, soruşturma sürerken İmamoğlu ve bizler için sistematik karalama kampanyası yaptı. Medya-avukat ilişkisini gördük, sırada avukat-itirafçı ilişkisinin haritası var.
12:57
Mirsad Albayrak: dosyada 5'i itirafçı 6 sanığa avukatlık yaptı, 6 sanık da birden fazla ifade verdi. 22 Mart günü 6 kişiden sadece Hasan Özsoy'un avukatıydı, diğer 5 itirafçının avukatları farklıydı. Hasan Özsoy 30 Nisan 2025'te itirafçı oldu, Eyüp Subaşı'yı suçladı, 9 Mayıs 2025'te tahliye oldu. Tahliyeden 4 iş günü sonra 15 Mayıs 2025'te Eyüp Subaşı itirafçı oldu, eşi tahliye edildi; Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş, Serdal Taşkın, beni ve Ertan Yıldız'ı suçladı.
12:57
Hasan Özsoy'un tutuklu sahte faturacı arkadaşı Kabil Taşçı 27 Mayıs 2025'te itirafçı oldu, 29 Mayıs 2025'te tahliye oldu, 19 Haziran'da bir kez daha ifade verdi; tahliye ifadesindeki avukatı İsmail Mirsad Albayrak idi, ilk avukatı başkaydı; Vedat Şahin'i suçladı. Vedat Şahin, Kabil Taşçı'nın suçlamasından 11 gün sonra itirafçı oldu, 30 Haziran'daki ifadesinde avukatı İsmail Mirsad Albayrak idi, ilk avukatı farklıydı, tutuklu.
12:57
Rauf Cem Istranca, Kabil Taşçı ile aynı tarihlerde 29 Mayıs ve 19 Haziran'da ifade verdi, 7 Temmuz'da tahliye edildi, etkin pişmanlık ifadesinde avukatı İsmail Mirsad Albayrak idi, ilk avukatı başkaydı; Serkan Öztürk ve Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'i suçladı. Serkan Öztürk, Rauf Cem Istranca'nın tahliyesinden 22 gün sonra ifade verdi, 8 Ağustos'ta ikinci kez ifade verdi, 2 ifade de avukat olmadan alındı, 11 Ağustos'ta İsmail Mirsad Albayrak'a vekalet çıkardı, 3. kez onunla ifade verdi, tutuklu. Duygu Fikirli, ilk avukatı farklıydı, 3 Eylül'de İsmail Mirsad Albayrak'a vekalet verdi, 5 Eylül'de itirafçı oldu, 24 Eylül'de tahliye oldu.
12:57
Operasyonun ilk gününden bu zamana kadar adı çok sık anılan biri var. Fezlekede varlar, tevdi raporlarında varlar, soruşturmayı başlatan dilekçe sahibi Sedat Kapıdağ da onları anlatıyor. İfadeleri 50'den fazla eylemde kullanılan en gözde tanıklardan Selman Narman, Hakan Karaköse dahil herkes onları anlatıyor. 19 Mart'ta gözaltına alındılar, ardından tutuklandılar. Milyarlarca liralık vurgunu beraber yapmakla suçlandık. Kimden bahsediyorum? İLBAK ailesinden. 4 erkek kardeş de şüpheliydi. En büyükleri Mustafa Bey yurt dışında olduğu için gözaltına alınamadı ama Murat, Yusuf ve Ali İlbak gözaltına alındı ve tutuklandı. Murat İlbak'la 23 Mart'ta aynı mahkemeye düştük. Bana bağlı örgüt üyesi olmak ve rüşvet vermekten tutuklandı. İyi tanışırız. Birlikte Silivri'ye gönderildik, aynı araçla. 3 hafta sonra aynı gün ben Çorlu'ya, o Bandırma'ya sevk edildi. Diğer 2 kardeşi de Silivri'de tutukluydu.
12:57
Yaklaşık 40-45 gün sonra, Mayıs sonu Murat İlbak'ın tahliye olduğu haberi geldi. 'Bu da itirafçı olup bir şeyler uydurdu herhalde' diye düşündüm. Murat beyin tahliyesinden birkaç gün sonra Haziran ayı tutukluluk incelemem vardı. Çorlu'daki cezaevimden SEGBİS yöntemiyle duruşmaya katıldım. Çünkü bizim avukatlarımızdan duruşmanın yapılacağı mahkeme ve duruşma saati bile gizleniyordu. Duruşmaya bağlandım, mahkeme salonunda sadece bir kadın avukat gördüm. Kısa süre sonra avukat hanımın Yusuf ve Ali İlbak'ın avukatı olduğunu öğrendim. Onlar SEGBİS'e bağlanmadı. 100'den fazla kişi için yapılan tutukluluk incelemesinin sadece 2 şanslısı vardı: İlbak kardeşler. Yusuf ve Ali İlbak tahliye oldu, 100'den fazla kişi tıpış tıpış hücrelere döndük.
12:57
Murat İlbak'ı tanıdığım için merak ediyordum, itirafçı olup da mı çıktı diye. Yakıştıramıyordum. İtirafçı olan herkesin beyanı 1 gün sonra Sabah, 2 gün sonra Yeni Şafak gazetesinde yayınlanıyordu; soruşturmamı bu 2 gazeteden izliyordum. Lakin Murat beyin ifadesi hiç yayınlanmadı. Malvarlığına el konmuş, şirketlerine kayyum atanmıştı; öğrendim ki kayyum kalkmış, şirketleri geri almış. Ev hapsiyle mi imza şartıyla mı çıktı derken, yurt dışına çıkış serbestisi de gelmiş. Buna cezaevinden şahit oldum: Geçen yaz Avrupa Basketbol Şampiyonası'nda Türkiye Almanya ile final oynuyordu, hücremde 24 inçlik televizyonda izliyordum; TRT1 maça döndüğünde kameraman tribünde bir Türk taraftara zoom yaptı: Murat İlbak'tı, Litvanya Riga'daki maçtaydı. Çayımı püskürttüm, 'vay anasını ya' dedim.
12:57
Murat Bey de abisi Mustafa Bey de nazik, güngörmüş insanlar. Adlarının 1087 kez zikredildiği bu iddianamede sanık bile değiller. İstanbul'un en büyük reklamcısı artık sanık bile değil. Doğal olarak iddianamede Eylem 61 ile Eylem 76 arasında yer alan 16 reklam ihalesi dosyası da böylece çöp oluyordu. Çünkü iddianameye temel olan tevdi raporu ve fezlekenin işaret ettiği en önemli şüpheli suçsuz bulunmuştu. Bilirkişi raporlarına göre diğer ihaleler onunkinden çok daha masumdu. Azılılar suçsuz bulunmuşsa Murat Kapkiler, Hüseyin Köksallar, Alper Aydınlar, Nihat Sütlaşlar da suçsuz demektir. Bizlerin de reklam ihalelerinde suçu olduğu iddiası çökmüş oldu. Ayrıntısına reklam ihalelerine dair suçlamalarda gireceğim. İlbak'a helal olan diğerlerine neden haram olacak? Türkiye bir hukuk devleti, Anayasa'nın 10. maddesinde herkes eşit.
13:01
Mahkeme salonlarında Dreyfus davasına çok atıf yapılır da o dönemin medyasından pek bahsedilmez. Dreyfus'u elde hiçbir delil olmadığı halde vatan haini ilan edenlerin de medyası vardı. Onun aleyhinde şiddetli kampanyalar yapan Fransız Libre Parole gazetesi gibi. O günlerin Fransız Parolası, bugünlerin Sabah'ı oldu, Yeni Şafak'ı oldu, TRT'si oldu, A Haberi oldu. Tarih tekerrürden ibarettir derler ya, doğru! Bizim Zola'mızda CHP Genel Başkanı Özgür Özel oldu. Her gün hissettiğimiz CHP milletvekilleri oldu. Zola'nın İtham Ediyorum yazılarına yer veren o küçük Fransız gazetesi, bugün bize biraz nefes aldıran Halk TV, Sözcü grubu, Cumhuriyet, Birgün oldu. Cesur, bağımsız gazeteciler oldu.
13:01
Demem o ki efendim, ne ilk kez siz, ne ilk kez biz siyasi bir dava ile huzurdayız. Tarihte de çok olmuş, bugün de oluyor, yarın da olacak. Taktik değişmiyor! Önce siyasi hedefe uygun strateji belirlenir ve ardından o doğrultuda kanıtlar, ya da bugünkü gibi beyanlar yaratılır. Seçilen kurbanlar yargılanır. Böylece koltukta gözü olan 'küstah' elenir.
13:07
Soruşturmanın ikinci perdesine gelelim, zorbalama dönemine. Murat Kapki, etkin pişmanlık ifadesi verirken yan odada eşiyle tehdit edildiğini söyledi. Eşi olmasa da benzer bir uygulama itirafçı Yakup Öner için de yaşanmış. Ailelerin içine bu kadar çekildiği başka bir soruşturma tarihte var mı ben bilmiyorum. Ekrem Başkan babası, oğlu, kayınbiraderiyle; Fatih Keleş evladı, abisi, yeğeniyle; ben eşimle, bacanağımla; Tuncay Yılmaz eşiyle; Alper Aydın oğluyla; Murat Kapki kardeşi ve çalışanlarıyla; itirafçı Eyüp Subaşı eşi ve engelli oğluyla; iftiracı fabrikatör Muhittin Palazoğlu kardeşi, ama kardeşinden bile çok sevdiği servetiyle; iş insanı Murat İlbak kardeşleri ve servetleriyle bu soruşturmaya dahil edildi.
13:07
Bu hamleleri masum ve soruşturmanın doğal işleyişi olarak göremeyiz. Bu zorbalığa biz erkeklerden çok daha fazla maruz kalıp, boyun eğmeyen şu onurlu kadınların önünde saygıyla eğiliyorum. Zavallı ve güçsüz erkeklerin, vicdanlarına uydurduğu bahanelerle sözde delikanlılığın kitabını yazdılar ama tersten.
13:08
Sayın Başkan, yüzlerce iftira ve yalanla soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiler. Medya-avukat ilişkisini gördük; sırada avukat-itirafçı ilişkisinin haritası var. Ekrana verirsek herkes bu tuhaf haritaya tanık olur. Dokuz maddeyle sırayla okuyayım. 1) Dosyada bu avukat, 5'i itirafçı 6 sanığa avukatlık yaptı; 6 sanık da birden fazla ifade verdi. 2) 22 Mart günü bu 6 kişiden sadece Hasan Özsoy isimli şüphelinin avukatıydı, diğer 5 itirafçının avukatları farklıydı. 3) Hasan Özsoy 30.04.2025'te itirafçı oldu, Eyüp Subaşı'yı suçladı, 9 Mayıs 2025'te tahliye oldu. 4) Tahliyeden 4 iş günü sonra, 15 Mayıs 2025'te Eyüp Subaşı itirafçı oldu; eşi tahliye edildi. Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş, Serdal Taşkın, beni (Murat Ongun) ve Ertan Yıldız'ı suçladı. Aziz İhsan Aktaş'tan sonra 'SİSTEM' diyen ilk itirafçı oldu. 5) Hasan Özsoy'un tutuklu sahte faturacı arkadaşı Kabil Taşçı 27.05.2025'te itirafçı oldu, 29.05.2025'te tahliye oldu, 19.06.2025'te bir kez daha ifade verdi. Tahliye ifadesindeki avukatı İsmail Mirsad Albayrak idi; ilk avukatı başka biriydi. Vedat Şahin'i suçladı. 6) Vedat Şahin, Kabil Taşçı'nın suçlamasından 11 gün sonra itirafçı oldu; 30 Haziran'daki ifadesinde avukatı İsmail Mirsad Albayrak idi, ilk avukatı farklıydı. Tutuklu bulunmaktadır. 7) Rauf Cem Istranca, Kabil Taşçı ile aynı tarihlerde 29 Mayıs ve 19 Haziran'da ifade verdi, 7 Temmuz'da tahliye edildi. Etkin pişmanlık ifadesinde de avukatı İsmail Mirsad Albayrak idi, ilk avukatı başka biriydi. Serkan Öztürk ve Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'i suçladı. 8) Serkan Öztürk, Rauf Cem Istranca'nın tahliyesinden 22 gün sonra ifade verdi, 8 Ağustos'ta ikinci kez ifade verdi; iki ifade de avukat olmadan alındı. 11.08.2025'te İsmail Mirsad Albayrak'a vekalet çıkardı, onun da ilk avukatı başka biriydi. 11.09.2025'te 3. kez İsmail Mirsad Albayrak ile ifade verdi. Tutuklu bulunmaktadır. 9) Duygu Fikirli; ilk avukatı farklıydı, 3 Eylül'de İsmail Mirsad Albayrak'a vekalet verdi, 5 Eylül'de itirafçı oldu, 24 Eylül'de tahliye oldu.
13:09
Bu soruşturmada insan hakları ihlalleri yapıldı. Murat Kapki etkin pişmanlık ifadesi verirken, yan odada eşi ile tehdit edildiğini söyledi; eşi olmasa da benzer bir uygulama itirafçı Yakup Öner için de yaşandı. Ailelerin bu kadar içine çekildiği başka bir soruşturma var mı bilmiyorum. Bu hamleleri masum ve soruşturmanın doğal işleyişi olarak göremeyiz; sonuçları itibariyle iddia makamının hayal ettiği beyanlar geldi. Bir itirafçı yaratma sistematiği kuruldu ve tıkır tıkır işledi. Kimi malı, kimi parası, kimi oğlu, kimi eşi, kimi özgürlüğü ile sınandı; 'bunlara tekrar sahip olmak istiyorsan bana istediğimi ver' dendi. Örgüt isnadının sebebi de buydu. Hukuk ve siyaset tarihi okuyan herkes bu tip siyasi davalarda, tasfiyelerde ailelerin, yakınların ve yakın arkadaşların hedef alınmasına, onlardan itirafçı üretilmesine aşinadır. Felsefeci Hannah Arendt, 52 yıl önce 1973'te kaleme aldığı Totalitarizmin Kaynakları eserinde diyor ki 'Tasfiyeler tüm toplumsal ve ailevi bağları yıkmak için bu operasyonlar tanıdıklardan, en yakın arkadaş ve akrabalara kadar sanığın olağan ilişkilerinin, sanık ile aynı kaderi paylaşacağı korkusunun salınması ile yürütülür. Basit ve ustaca kurulmuş suç ortaklığı tekniğinin sonucu şudur: Biri suçlanır suçlanmaz, paçayı kurtarmak isteyen eski arkadaşları bilgi vermeye can atarak ona karşı OLMAYAN kanıtları teyit ederek, en acımasız düşman haline gelir. Bunu yapmak açıkça kendini kurtarmanın biricik yoludur.' Tabi o bunu totaliter rejimleri anlatırken söylemiş. Türkiye'de ileri demokrasi var, öyle diyorlar. Yine de ne kadar tanıdık geliyor kulağa, değil mi?
13:10
Onlarca itirafçısı cezaevinden kurtulan bir dava daha güzel analiz edilemezdi. Zanlıların çoğu bizi tanımıyordu ama hakkımızda ne anlatmaları gerektiğini öğrendiler; daha doğrusu öğretildi. Gizli tanıkların ifadelerle açtığı patika, medyanın belirlenmiş isimleri hedefleştirmesi ve soslu hikâyeler ile asfalt yol oldu. İçeri düşen herkes o asfalt yoldan ne diyerek dışarı çıkacağını öğrendi. Öğretildi! Formül basitti: Ekrem İmamoğlu-Fatih Keleş-Murat Ongun ile ilgili bir şey söyle, onların yakın çevresinden birini de kat hikâyene, hadi eyvallah, özgürsün! Süreç de aynen böyle işledi.
13:11
Durum Tespiti'nde son bölümü anlatmadan bir şey söylemek istiyorum Sayın Başkan. Nisan ayının 2. haftasının başıydı. Eylem 13'ten yargılanan Emrah Yüksel kürsüye geldi ve siz ona dediniz ki: 'Şu 13 nolu eylemi şöyle güzel güzel anlat da Emrah; en zorlandığımız eylem. Sıralamayı ona göre belirledik zaten.' Bu cümle beni hayal kırıklığına sürüklerken, büyük bir şüpheye de gark etti. Sadece bu eylemi anlamakta zorlanan heyet, demek ki Şişli'nin dev imar ihtilafını, KİPTAŞ'ın işlerini, Raylı Sistem İhalesine dair suçlamayı, Asfalt ve Kışla mücadele konusunu, daha anlayanını görmediğim hafriyat konusunu, reklam ihaleleri ile ilgili suçlamaları, 5 farklı dairenin etkinlik ihaleleri ile ilgili iddiaları ve hatta Capacity'nin depreme dayanıklı olup olmadığına dair meseleyi anlamıştı. Orada belki konunuz rüşvet iddiasıydı, ama bu iddianın temeli de binanın temeliyle ilgilidir: sağlamsa başka, değilse başka. O top da size kaldı; bugünden demiş olayım. Eğer tüm bunları gerçekten tam manasıyla kavradıysanız, ki siz bunu daha Nisan ayı başında ilan ettiniz, içimden dedim ki: 'Şu an İBB'yi yönetecek en iyi isim mahkeme başkanımız.'
13:13
Sayın Başkanım, anlayamazsınız! Nisan'da da anlayamazdınız, bugün de anlayamazsınız. Çünkü kaynağınız yanlış. Sizin kaynağınız bu iddianame. Bu kaynakla İBB sırrını çözemezsiniz, çünkü gerçekler bu kurgu eserde yazmıyor. Sadece gizlenen gerçekler var; onları da ben sırayla size arz edeceğim. İddianamenin gerçek yüzünü o zaman görecek ve her şeyin doğrusunu herkes anlayacak.
13:15
İddianamede yer alan ithamlar ile ortaya konulan tespitler birbirini yalanlıyor. Necati Özkan üzerinden kurulan iddialara gelince: Bize Real Madrid'i anlatıp sahaya Silivriköyspor'u çıkartmışlar.
13:22
Sayın Başkan, 1 milyon dolar talebinden sadece 1 gün sonra Cüneyt Yakut'un erkek kardeşi Ali Yakut gözaltına alındı. Emniyet ifadesinden saatler sonra tekrar gözaltına alındı ve bu kez savcı Cahit Cihad Sarı'ya ifade verdi. İlk beyanının aksi yönünde konuşan Ali Yakut, eşim aleyhine ifade verdi. 24 saat dolmadan 2 zıt ifadeydi bu. Soruşturma bilgisine haiz olmama rağmen benim yaşamımda bir değişiklik olmadı. İşlerimi yine her zamanki gibi yaptım. Para kaçırmadım ya da mal devretmedim. Çünkü yaptığımız yanlış ya da usulsüz bir şey yoktu.
13:25
Sayın Başkan, Murat Kapki 1 günde Acarkent Sitesi'ndeki 7 ayrı mülkünü birden aynı anda, yine kısa süre sonra Acarkent'te 4 katlı bir villasını da İsmail Kaan diye birine devretmişti. Bununla da kalmamış, aralarında radyo ve youtube kanalının da olduğu 3 firmasını da yine aynı gün İsmail Kaan isimli şahsa devretmişti. MASAK Raporu'nda 14 Ocak 2025 tarihli bu devirlerin aynı günde yapıldığını görebilirsiniz. Ayrıca MASAK uzmanları bu işlemler için ŞÜPHELİ İŞLEM uyarısı koymuş. Özetle Acarkent'te 8 mesken ile 3 firma devri olmuş, kime, İsmail Kaan'a. Bir devir daha var: aynı tarihlerde bu kez Murat Kapki, Merdivenköy'de 1 dükkân 1 mesken, Silivri'de de 2 mesken olmak üzere 4 mülkünü aynı tarihte avukatı Zeynep Tezcan'a devretmiş. Oysa Acarkent'te kocaman villalar dahil 8 mesken ve 3 şirket devri yapılan İsmail Kaan, tıpkı soruşturmayı sızdıran Çetin gibi hiç merak edilmemiş, emniyete davet dahi edilmemiş, bir kere olsun ifadeye çağrılmamış. Murat Kapki tutuklu, Zeynep Hanım tutuksuz sanık olurken, İsmail Bey 2 kere de yırtmış. İsmail beye helal olan, Zeynep hanıma neden yasak? Mal devreden hücrede, devralan evinde. MASAK Raporu'na göre Acarkent'teki evler, villalar ve şirketler için İsmail Kaan sadece 995 bin dolarlık ödeme göndermiş görünüyor.
13:28
Sayın Başkan, İsmail Kaan kimdir? İsmail Kaan, TÜRGEV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı yapmıştır. Babası Osman Kaan İlim Yayma Cemiyeti'nin yönetiminde yer almış, yurt yaptırıp cemiyete vermiş, AK Parti'nin kuruluşunda yer almış ve kurucusu olduğu Kaanlar Vakfı Cumhurbaşkanlığı kararı ile vergiden muaf bile tutulmuştur. Kardeşi Ahmet Kaan, AKP İstanbul İl Yönetim Kurulu'nda başkan yardımcısı olarak görev yapmıştır. Vakfın bugün yargı dünyasının ünlü simalarına hukuk öğrencisi iken burs verdiğini de iddia edenler olmuştur.
13:31
Değerli Heyet; yüzyılın soruşturmasına göre bir de pırlantalar var. Pırlanta gibi insanlar ve pırlantavari şirketlerden bahsediyorum. Biz edepsiz faniler her türlü hataya düşerken, bu pırlantalar hep dürüst ve ahlaklı işlere imza atıyor. Bizim gibi 'sistematik yolsuzluk bağımlısı' olanlar dahi onlarla masaya oturunca edepli fanilere dönüşüyor. İddianameye göre biz ve reklamcılar bir araya gelince mutlak yolsuzluk yapıyoruz, ihaleye fesat karıştırmadan duramıyoruz. Ne zaman edepli oluyoruz? PANOUT firması ile masaya oturunca. 1,5 yıl önce kurulan şirketle 20 yıllığına İETT durakları reklam ihalesi kazananlar onlar. Pırlantalar yani. Çünkü bizim dönemimizde suça konu yapılmayan tek ihale, Sayın Halil İbrahim Bacacı'nın şirketi Panout ile yapılan revize sözleşme. İlk sözleşme Ak Parti yönetimi görevdeyken yapılmış, bizim dönemimizde daha avantajlı hale getirilerek revize edilmiş. Şu revize sözleşme başkasıyla yapılsa iddia makamı kıyamet koparrdı, en az 10 tutuklusu olurdu. Üstelik Kültür AŞ adına imza atan yetkili, her faaliyeti suç iddia edilen Serdal Taşkın arkadaşımız. Oysa Murat Kapki burada anlattı: 'Metrekaresine 8 bin lira verdiğim yer, elimden alınıp H. İbrahim Bacacı'ya 2 bin liraya verildi.' dedi. Zeynep'e var İsmail'e yok. İlbak iyi Köksal kötü. Herkes günahkâr PANOUT masum öyle mi? Bu daha başlangıç!
13:33
Değerli Heyet, Sayın Mahkeme Başkanım; NASAFET kelimesi insaf kökeninden türemiştir. Hakkaniyet, hak ve adaletin gerektirdiği durum demektir. Bu celselerin ve dava bütününün bu anlayışla, mantığa ve akla uygun sonuçlar vermesi gerekir. Benim kimseden vicdani bir beklentim yok. Bu duruşmada kanıtını, belgesini ortaya koyamayan iddia makamına delillerle, belgelerle karşılık veriyorum. Ben buraya tuhaf ama suçsuzluğumu ispatlamaya geldim. Siz benim hakkımı koruyun yeter. Bana adil davranın, başka ihsan istemez.
14:55
Heyetinizin, orada benim için yazılan malvarlığının bana ait olmadığını bildiğini düşünmek isterim; sırası gelince malvarlığı beyanlarımı, yani resmi belgeyi arz edeceğim. Peki bende yok da hanımda, çocukta, anamda, ablamda, 1. ve 2. derece yakınlarımda bu yıllara dair sıra dışı bir zenginleşme olmuş mu? Savcılık makamı haklı olarak bu sorunun peşine düşmüş: 20 Mart 2025 tarihinde, yani gözaltına alındıktan 1 gün sonra mahkemeden talepte bulunmuş; Türkiye'deki ilgili tüm finans kuruluşlarına ve makamlara yazı gitmiş. 21 Mart'ta bankadaki kasam polis nezaretinde açılıyor, her yerden bilgiler toplanıyor ve sonuçta kaçak göçek, gizli açık üzerine bunca cümle yazılacak bir malvarlığım çıkmıyor. Bulamayınca pes etmiyorlar; bu kez 20 Haziran 2025 tarihinde savcılık benzer bir yazı yazıyor, malvarlığına el koyma kararı uzatılıyor. Eşimin yeni bir banka kasasını bulduklarını düşünüp Kadıköy'deki şubeye koşuyorlar, ama nafile: banka 'o kasa kapatılalı yıllar oldu' diyor.
14:56
Örgütün birinci amacının 'kişisel zenginleşme' olduğu iddiasından yola çıkarak şunu söylemek isterim: Değerli mahkeme heyeti, ben dünya nimetlerinden elini eteğini çekmiş, bir hırka bir çorba diyen bir derviş değilim; gayet dünyevi heveslerim, arzularım ve tutkularım var. Hal böyleyken ve bu sözde suç örgütünün en çok üyeye sahip alt kolunun yöneticisi isem, bu kişisel zenginleşme faaliyetlerinden kendimi neden vareste tutmuş olayım? 50'den fazla ihalede usulsüzlükle suçlanıyorum; halk diliyle konuşacak olsam şöyle sormam lazım: Ben örgüt avanağı mıyım? Avanak adamı örgüt yöneticisi mi yapmışlar? Kendimde kişisel zenginleşme yok, 1. ve 2. derece yakınlarda yok, kasası denen insanda da yok. Nerede bu para? Sarı çizmeli Mehmet Ağa'da mı? İddia makamı bana yönelttiği milyarlarca liralık yolsuzluk iddiasını hiçbir şekilde izah edememiş, somutlaştıramamış, tek bir kanıt bulamamış; onun yerine tarafıma ait olmayan bir malvarlığı yazılıp iddianameye konmuştur. İddianame, yazarın hayal dünyasını aksettirdiği bir roman değildir.
14:57
İddia makamı, sözde örgütün deşifre olmasının kanıtı olarak, CHP İstanbul il binasının alımı sırasındaki satın almadan kaynaklı kamera görüntülerinin 2024'te ortaya çıkmasını gösteriyor. Yani mal sahibinin avukatı gizlice kaydettiği görüntüleri servis etmese, bu gizemli örgüt deşifre olmayacakmış. Savcılık bu bölüme 'Soruşturmanın Başlangıcı' demiş. Ne yazık ki iddianamede bu bölüm, Hasan Hüseyin Şenyurt isimli kriminal bir suç makinesinin ifadeleriyle desteklenmiş; onun beyanına atıfla tarif ediliyor. Elimdeki evrak bu şahsın suç kayıtları: aralarında cinsel saldırının da dâhil olduğu 2 ayrı cinsel suç, hırsızlık, zorla el koyma ve kamu görevlisine hakaret suçlarından mahkemede ceza almış. 11 kriminal suçtan hüküm giymiş, şu an Silivri'de 3 koğuşta yatıyor. Bu profildeki bir insanın beyanı, neredeyse 1 tam sayfa bu sava delil diye yazılmış. Soruşturmanın başlangıcı bölümünü bu kişinin beyanlarıyla kurgulamak, bu iddianameye sakat, ucube demek için tek başına dahi yeterli bir nedendir.
14:58
İddianame, 'Ekrem İmamoğlu Beylikdüzü'ndeyken ileride cumhurbaşkanı olup yolsuzluğu tüm ülkeye yaymak için örgüt kurdu' diyor. Buna şunu söylüyorum: Göbeklitepe'den bu yana, 12.500 yıllık insanlık tarihinde sırf hırsızlık yapmak için bir devletin başına geçme gayesiyle yola çıkan herhangi bir Homo Sapiens görülmemiştir! Bu akıl yürütmeye sahip birinin kafasına takacağı tek şey örgüt yöneticiliği sıfatı değil, ancak bir huni olabilir.
15:02
İddianamede diyor ki, örgüt mensuplarının (yani bizlerin) süreklilik kavramı gösteren görüşmeler yaptığı; iletişim tespit tutanakları, telefon inceleme tutanakları, baz çakışmaları ve kamera görüntüleri ile sabitmiş. Bu da suçun bir kereye mahsus işlenmediğini, sürekli bir şekilde suç işlediğimizi gösterirmiş. Efendim, aynı işte birlikte çalışan insanların telefonla görüşmelerini ve bir araya gelmelerini suç sayan bir iddia olabilir mi? Biz telepati ile iletişim kuramayacağımıza göre elbet bir araya geleceğiz. İster otelde buluşuruz, ister Beyaz Köşk'te, ister Saraçhane'de. Kimse kusura bakmasın o da bizim paşa gönlümüzün keyfine bakar. Böyle bir suçlama olabilir mi?
15:03
Üzerinde gerçekten düşünülmesi gereken bir başka örgütsel itham da gizlilik kavramı üzerinden yapılmış. İddianamede, örgüt üyelerinin sıklıkla bir arada bulunup buluştukları, bu buluşmaların kamu binaları dışındaki özel yerlerde, gerektiğinde kamera kaydını engelleyerek gizlilik prensibi ile hareket ettikleri değerlendirilmiş. Bu cümle kendi içinde çelişik. Gizlilik prensibi ile hareket eden örgüt üyeleri, güvenlik kameralarının olduğu binada toplanır mı hiç? Gizli görüşme yapacak yer kalmadı da halka açık, yüzlerce güvenlik kamerası olan otelde mi gizli görüşme planlamış bu tuhaf örgüt. Bir başka gizli toplanma merkezini de AK Merkez'de Necati Özkan'ın ofisi olarak göstermişler. Bu AVM'ye kameralara gülümseyerek giriyorsunuz, kayıt deskine kimlik veriyorsunuz, deftere isminizi, ziyaretin gün ve saatini yazıyorlar. Asansördeki kameralar eşliğinde ofise çıkıyorsunuz. Necati beyin ofisinde de kameralar var; burada öğrendik ki kamerası ses kaydı da yapıyormuş, bunu bize söylememişti. Sonuçta burası da gizli buluşma yeriymiş. O kadar gizli ki AK Merkez'in kayıt defteri ek dosyalarda var, isimlerimiz ayna gibi sayfalarda parlıyor. İBB'nin gözlerden ırak, kimsenin bilmediği onlarca güvenli ve konforlu mekânı varken gizli toplantıları halka açık bir otelde ve AK Merkez'de kayıt altında olduğunu bilmeden yapanlara örgüt değil, Avanaklar Takımı denir. Ayrıca gizli toplantı ne demektir? Yasalarımızda bir toplantının gizli olmasını belirten unsurlar var mı? Aranan ya da kaçak-suçlu biri ile gizlice görüşülmüyorsa bu gizli toplantı olur mu? Gizli toplantı ne demek? Bunu bize anlatsınlar.
15:05
İl binasının somut tarihçesine bakalım. CHP, bir İstanbul İl Başkanlığı binası almaya karar veriyor. O dönem İl Başkanı Cemal Canpolat. Cemal Canpolat bir dayanışma yemeği düzenliyor, davetiyeler bastırıyor; binayı satın alabilmek için tanesi 10 bin liradan 2 bin davetiye. Mecidiyeköy'de 24 milyon liraya bir il binasıyla anlaşmışlar. 20 milyon lirasını bu dayanışma gecesinden toplayacaklar, 4 milyon lirasını genel merkez verecek. Tarih 2016. Onlar becerip alamamış, Canan Kaftancıoğlu İl Başkanı olarak becermiş, almış. Bir il başkanlığı binasının satın alınması üzerinden bir partinin ele geçirilmesi kısmı hiçbir amaç felsefesine uymuyor.
15:06
İddia makamına göre Ekrem İmamoğlu il binasının alımına partiyi ele geçirmek amacıyla dahil olmuş. İşte mantıkla izahı olmayan çelişki burada. Eğer iddia olunduğu üzere il binası, rüşvet paraları ve iş adamlarına yapılan baskılar sonucu elde edilen gelirle alındıysa, bu alım örgütün ilk amacı olan kişisel zenginleşmeyle çelişiyor. Öyle ya, bina CHP'nin kurumsal malı olacak; İmamoğlu'nun kişisel malı değil. Çok fantastik düşünelim, bina alındı diye tüm İstanbul delegelerinin Ekrem İmamoğlu tarafına geçtiğini varsayalım. Bu durum da başka mahkemelerde görülen CHP İstanbul il kongresi ve CHP 38. Olağan Kurultayı'na karşı açtığı davalar ile çelişiyor. O davalarda delegelerin maddi menfaat ile, yakınlarına iş vaadi ile ikna edilerek oy verme eğilimlerinin değiştirildiği iddia ediliyor; bina satın alınarak değil. Hal böyleyken Ankara 36. Bölge Adliye Mahkemesi mutlak butlan kararı verebilmiştir. 2019'daki satın alma 2024'ün siyasi atmosferiyle değerlendirilmiş. Oysa o dönemde Kemal Kılıçdaroğlu ile Ekrem İmamoğlu'nun arasından su sızmıyordu, ilişki 'baba-oğul ilişkisi' diye tarif ediliyordu. Eğer İmamoğlu 2019 sonlarında partiyi ele geçirme amacı taşıyıp binayı satın aldırmış olsa, 2020 kurultayında ya aday olur ya da başka bir adayı desteklerdi. 2023 yılını bekleyecek hali yok. Çok mantıksız.
15:13
Örgütün gizliliğini güya ifşa edenleri sayıyorum: 2 alt taşeron firma sahibi, 1 alt taşeronun alt taşeronu firma sahibi, bir de alt taşeron firmanın ortağının şoförü. Başkan danışmanı, pişmanlar kralı Ertan Yıldız'ın dahi gizlilikle ilgili ifadesi yok ama alt taşeronun ortağının şoförü Servet Yıldırım'ın bilgisi var. Buna gülelim mi ağlayalım mı? Gizliliği anlatacak kişi bu mu? Ya da reklamcı Eyüp Subaşı mı? İtirafçı İBB bürokratları oldu dosyada; hiçbirinin gizliliğe dair beyanı yok. Hayatımızda ilk kez görüp tanıdığımız insanlara, pat diye örgütü deşifre ettiğimiz anlatılıyor. Yani yine avanak diyor bize iddianame.
15:14
Örnek Umut Şenol. Bu itirafçı 2019'da Şişli'den Meclis üyesi seçilmiş. İBB öncesinde ne ben tanırım ne Serdal Taşkın. Adam kendi sıkıntısıyla ilgili bir konuda şikâyete geliyor; hem bana, hem Serdal Taşkın'a. Serdal diyor ki: 'Başkan biliyor. Beylikdüzü'nden beri işleyen bir sistem var ve sistem böyle bir karar aldı.' Ben de diyorum ki: 'Serdal doğru söylemiş. Bu sistemin kararıdır. Sen de buna uyacaksın.' Umut Şenol, Kurtlar Vadisi dizisindeki Konsey anlatısı yerine 'Sistem' demiş ve bu deli saçması ifadeyle cezaevinden tahliye olmuş. TV dizisi bile, daha gerçekçi repliklerle örülüydü. Yani iddianameye göre 2015'ten beri sinsi sinsi suç işliyoruz, gizlilik prensiplerine riayet ediyoruz ve daha ilk kez tanıdığımız birine örgütümüzün gizli yapılanması olan 'sistemi' derhal ifşa ediyoruz. Bakla ıslanmıyor ağzımızda.
15:16
İddianamenin 717. sayfasında 'tartışılmaz ve karşı konulmaz tek söz sahibi Ekrem İmamoğlu liderliğinde' deniyor. Vallahi de billahi de Ekrem İmamoğlu'nun böyle biri olmasını çok isterdim; ne yazık ki tam tersi. Buradaki tüm İBB yöneticileri şahittir ki kendisinden en çok duyduğumuz cümle şu: 'Masa kurun.' Masa kurun demek şu: diyelim ki Spor A.Ş. bir yarı maraton etkinliği yapacak. Normalde İBB'den 3, Spor A.Ş.'den 2 yetkili toplanıp planlar. Bizde öyle olmuyor, masa kuruyoruz: İBB geliyor, Spor A.Ş. geliyor, ilgili federasyona davet yapılıyor, İl Spor Müdürlüğü yetkilisi, akademi, üniversite, alanında kanaat önderi bir yazar ya da gazeteci, hatta o spor branşından eski ve takdir gören bir veteran da davet ediliyor; her toplantı 15-20 kişi. Sayın Başkan biz mağduruz; yıllardır aşırı demokrasi ve katılımcılığa maruz kaldık. Vallahi bezdik. Ne tek söz sahibi, ne karşı konulmaz lideri; demokratlıktan yorulduk biz.
15:17
Diyorlar ki, 'İmamoğlu Saraçhane'ye gelmiyor, hep sokakta.' Mecburen! Kendi odası dahil her yerde toplantı yapıyoruz; nasıl gelsin? Kaç kere tesadüfen odasına girdi, 'Haa, siz mi buradaydınız?' dedi; 'siz' dediği 20 kişiyiz. Gelmişken ben de katılayım deyip toplantıya 2 saat daha ekliyor. Böylesine iddialı bir soruşturma yapanlar, soruşturdukları odak kişiyi hiç tanımıyor. İmamoğlu'nu hiç tanımıyorlar; oysa savcıların onu kendilerinden bile iyi tanıması gerekirdi. Zaten tanısalar severlerdi.
15:19
Bakın, iddia makamının en çok itibar ettiği, etkin pişman beyanlarından bir özet getireyim. Eyüp Subaşı 28 Mayıs 2025 ifadesi: 'Murat Ongun'un zorlamasıyla aldığım işi 1,5 yıl sonra devrederek mağdur oldum. Belediyeye 46 milyon liralık borcuma mahsuben devir gerçekleşti. Bu süreçte Murat Ongun ile birkaç kez tartıştık, iletişimimiz bir müddet koptu.' Vedat Şahin 30 Haziran 2025 ifadesi: 'Murat Ongun'un sekreteri beni aradı, görüşmeye davet etti. Serdal Taşkın ile aram iyi olduğu için, artık Kültür A.Ş.'den iş vermeyeceklerini söyledi. Murat Ongun tarafından ihalelere girmem yasaklanmıştır. Sadece Murat Ongun'a olan kızgınlığımdan dolayı 4 ihaleyi alabilmek için teklif verdim.' Murat Abbas 16 Nisan 2025 ifadesi: 'Genel Müdür olarak göreve başladığımdan itibaren ilk 5 ay içerisinde bizzat Murat Ongun tarafından bazı reklam mecralarıyla alakalı işlerin belirli firmalara verilmesi ile alakalı talimatları oldu. Ben bu talimatların birçoğunu yerine getirmedim.' Murat Kapki 24 Haziran 2025 ifadesi: 'Benim Murat Ongun isimli şahısla hiçbir bağım, muhabbetim, maddi-manevi hiçbir ilişkim bulunmamaktadır.'
15:22
İddianame diyor ki, suç işleme amacında kesinti olmadıkça suçun icrası devam eder; suçun 2015'ten beri kesintisiz olarak devam ettiğini belirtiyor. O zaman burada iddia makamının suç olarak değerlendirdiği şey seçim kazanmak. Çünkü iddia konusu eylemler ancak seçim kazanılınca edinilecek yetkilerle yapılabilir. Bu durumda İstanbul'un tüm seçmeni de 3 defa sözde suçların kesintisiz işlenmesine yardımcı olmuştur. Yani 10 milyon İstanbullu seçmen, sözde örgüte yardımcı olmuş. Milleti zanlı statüsüne sokan bir metindir bu. Böyle cümle olmaz.
15:24
İddianamede 'Hem Medya A.Ş. hem de Kültür A.Ş. kasalarının boşaltıldığı', bu şirketlerin zarar ettiği ifadeleri yer alıyor. Oysa durum tam tersi: 2020 pandemi yılı hariç 2021-2022-2023-2024 yılları bilançoları incelenirse, Medya A.Ş.'nin toplamda 50 milyon liraya yakın karı olduğu görülür. Bilançosunu bilmesem de Kültür A.Ş.'nin de kar ettiğine eminim. Keza bu 2 şirketin iç içe geçtiği yazılmış. Suç gibi.
15:26
Gelelim hiyerarşik yapı hususuna. Örgüt demek sadece ast üst ilişkisi demek değildir; sadece fikir ve eylem birliği olan insanları anlatmaya yetmez. Örgüt kavramında ayrıca irade teslimiyeti varmış, sorgusuz sualsiz talimatların yerine getirilmesi varmış; örgütte istifa yokmuş, elini kolunu sallayan da girip çıkamazmış. Benden üç kat daha iyi bilen insanlarsınız, siz ağır ceza reisisiniz. Sayın Ekrem İmamoğlu'na sevgimi, saygımı; birlikteliğin gücünü kendisi dahil etmiştir. Lakin bu, benim ona irademi teslim edeceğim anlamına gelmez. Benim önderim, yolumu ışıtacak olan Mustafa Kemal Atatürk gelse, sorgusuz sualsiz irademi teslim etmem kimseye. Bunu şiddetle reddediyorum. Aklıma uymayan hiçbir şeye imza atmadım şimdiye kadar.
15:29
2020 yılı Aralık ayında Kültür AŞ genel müdürü olarak Murat Abbas atandı. İddianame, onu taahhütle işe aldığımı iddia ediyor. Tam elemanım yani. Taahhüt ne? Reklam ve organizasyon işlerine karışmaması. Kendisi çok pişman oldu sanırım ve daha tutukluğunun 20. gününde pişman ifadesi verdi. Şöyle diyor ifadesinde: 'Genel müdür olarak başladığım ilk 5 ay içinde Murat Ongun'un bana bazı reklam mecralarının bazı firmalara verilmesiyle alakalı söylemleri ve talimatları oldu. Ben bu talimatların birçoğunu yerine getirmedim.' Şahıs sözde örgüt yöneticisi olduğum halde talimatlarımı yerine getirmiyor ve gözaltına alındığı ana kadar, yani tam 50 aydır görevinin başındaydı. Ne demokratik bir örgütüz! Sözde üyem benim. Talimatlarıma daha işe girdiği ilk günden uymadığını söylüyor. Güzel ama iddiaya göre Murat Abbas'ı işe ben almışım, talimatlar vermişim ve adam yerine getirmemiş. Üstelik bu talimatlarıma karşı direniş eylemlerini işe başladığı ilk 5 ayda yapmış ve kovulmamış. Murat Abbas'ın beyanları ikna edici yani doğru bulunmuş ki kendisi cezaevinden çıkarılan ilk kişi oldu. Adam akım başlattı resmen.
15:30
İddianameye göre, hırsızlık yapmak için seçimle işbaşına gelmeyi hedeflemiş, enteresan bir kafası olan insanlarmışız. Yolsuzluk yapmak için olabilecek en meşakkatli yolu seçmişiz.
15:32
4 bin sayfalık iddianamede bir kere dahi demokratik bir seçim kazanılmasından bahsedilmiyor; sanki var olan iştirak şirketleri yasadışı yollarla, zorla ele geçirilmiş gibi anlatılıyor. Oysa milletten yetki almadan bu şirketlere yönetici atanamaz. Millet yetkiyi vermiştir, yetkiyi verdiği de atamıştır. Birinin hoşuna gitmiyor diye gerçekler değişmez, eğilip bükülemez. İddia edildiği gibi bir örgüt yoktur, hiç olmamıştır. Biz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yasa ile belirlenmiş yönetim şeması çerçevesinde, yasalarda yer aldığı şekliyle ataması yapılmış kişileriz. Hepimizin sosyo-ekonomik yaşamı ortadadır.
15:33
İBB'nin iştirakleri ile birlikte yıllık bütçesi 10 milyar dolar civarındadır. Medya AŞ kurumun en küçük bütçeli firmasıdır; 2024 satış bütçesi yaklaşık 800 milyon lira, yani 18 milyon dolar civarındaydı. Kültür AŞ'de bunun 2-3 katıdır diye tahmin ediyorum. Bu iki şirketin yıllık bütçesini toplasanız bile, karşınıza İBB ve iştiraklerinin toplam bütçesinin sadece yüzde 1'i bile çıkmaz. 'Yüzyılın İddianamesi' her nedense İBB okyanusundaki bu yüzde 1'lik bölümü hedefe koymuş, buradan sonuca gitmeye çalışmış ama başarılı olamamıştır. Evet, usulsüzlüğün, yolsuzluğun 1'i de 1000'i de birdir; lakin çok iddialı bir ismi olan bu soruşturma İBB okyanusunun sadece %1'lik bir alanına odaklanmışsa, adı yüzyılın değil ancak yılın soruşturması olabilir. Ya da özel hedef seçilmem söz konusudur. Ki bu gerçektir!
15:38
Dünya âlem ve mahkemeniz de şahit ki; bana ve tutuklu herkese bu hakların hiç biri uygulanmadı. Kâğıtlarda, metinlerde hatta yasalarda şart koşulan unsurların, gerçek hayatta bir karşılığının olmadığını bu iddianame ile bir kez daha gördük. Neredeyse 2 bin civarında sayfa ile suçlandığım iddianamede sadece 1 eylemde, o da alakasız birkaç cümle konmuş. Lekelenmeme hakkımız korundu mu? Hayır! Lehe delil toplandı mı? Hayır! Doğal olarak soruşturma adil değilse, adil yargılanmamız mümkün mü? Kaynağınız iddianame olunca adaletin terazisinin kefeleri eşit olamıyor. O yüzden kaynak yanlış diyorum. Bizler boy boy fotoğraflarımızla, iftira bültenleriyle, medyada itibar suikastlarına uğradık. Lehimize toplanmış tek 1 delil gösteremezsiniz. Onları dikkatsizlikleri sayesinde eklerde biz bulduk. Bu iş başlangıcından finaline kadar bir soruşturma sürecinden ziyade, bir algı ve hedefi yok etme şiarıyla yürüdü.
15:40
Hatırlatmak adına vurgulayayım ki; gizli olduğu iddia edilen Asrın Soruşturmasının daha gözaltı operasyonu yapılmadan, tutuklanacak kişilerin isimleri sosyal medyada yayınlanıyordu. 19 Mart operasyonundan günler önce TV'deki canlı yayında cep telefonuna gelen mesajı okuyan ulak gazeteci 'Şu an gelen bir bilgi. İmamoğlu 23 Mart'taki önseçimi fiziken göremeyebilir' diyordu. Ardından başka ulaklar da tweet atıyordu aynı konuda. Benimle uğraşmayı seven Emre Erciş, bana dava açtığını, celp yazısını hücreme asacağımı iddia eden tweet attı. Allah var adam haklı çıktı. Hücreye atıldım. Onu bile bildi.
15:42
4 günlük gözaltı süremin sonunda Çağlayan Adliyesi'ne ifadeye götürüldüm. İfademde savcı bey EYLEM 13'te göreceğimiz ses kaydını sordu bana. 'Ses kaydını dinlemediğim için kendi sesimi tespit edemem' dedim. Dur dinleteyim sosyal medyaya düştü diyerek, cep telefonundan sosyal medyaya girdi. Bir hesaptan bana sesleri dinletti. Yalnız dikkat ettim, ses kaydını yayınlayan hesabı Şak diye buldu. Açar açmaz, saniyesinde. Gizli soruşturmada yer alan bir ses kaydı, sanki doğa olayıymış gibi sosyal medyaya düşmez efendim. Ses kaydı, zaten kaydı verenin ifadesinde belirttiği gibi savcıya verilmiş. Başkasında yok. Sosyal medyaya nereden ulaştırıldığı gayet aleni. Ortada ne gizlilik vardı, ne de ciddi bir soruşturma. Sadece ALGI üretildi. Lehime delil toplamakla mükellef olan savcılar, dalga dalga yaptıkları İBB operasyonlarında gözaltına aldıkları onlarca ismi bana bağlı örgüt üyesi olmakla suçluyordu. İBB'nin 2 numarası genel sekreter gözaltına alınıyor, TV'ler savcılık açıklamasına dayanarak Murat Ongun'a bağlı yapılanmanın içinde diye duyuru yapıyordu. İSKİ Genel Müdürü de, İmar Daire Başkanı da, İSKİ Daire Başkanı da savcılık açıklamasına göre bana bağlı ve emir talimatlarımla hareket ediyordu. Savcılarımız İBB'nin tüm teknik birimleri gibi Zabıtamızdan Yazı İşleri Daire Başkanımıza kadar herkesi, benim emir ve talimatımla hareket eden örgüt üyesi ilan edip gözaltına aldı. Bir tanesi de eski Emlak Daire Başkanı Ali Ayçiçek idi.
15:43
Lehe delil toplamakla mükellef olan savcılar, dalga dalga yaptıkları her operasyonda gözaltına aldıkları onlarca ismi "bana bağlı örgüt üyesi" olarak suçluyor ve kamuoyuna açıklıyorlardı. Yani İBB'nin tüm teknik birimleri, zabıtamızdan Yazı İşleri Daire Başkanımız Nurten Hanım'a kadar herkes bana bağlı. Bunlardan bir tanesi de Kaan Bey'den önceki Emlak Daire Başkanı Ali Ayçiçek isimli şahıs. Buna bakarsanız gözaltına alınma operasyonunda Murat Ongun'a bağlı, tam böyle itaatkâr bir örgüt üyesi olarak görürsünüz. İfadesi alınırken cep telefonunun şifresini de vermiş, savcılarımız da buraya koymuş sağ olsunlar. Bir grubu var; bu arkadaş WhatsApp yazışması yapıyor ve benim tutuklanmamdan duyduğu mutluluğu sinkaflı küfürlerle arkadaşlarına atıyor. Ben o küfürleri size okuyamayacağım, siz merak ediyorsanız gönderirim, dosyalarda da var. Yani bana tutuklandı diye bayram yapan Emlak eski Daire Başkanı Ali Ayçiçek, sinkaflı küfürler ederek tutuklanmamı kutlarken, adam bana bağlı örgüt üyesi olarak gözaltına alındı. İnsan cezaevindeki hücresinde bunları izlerken kendisini kurtlar dünyasında Mephisto ile yarıştırılır hissediyor.
15:44
İnsan cezaevindeki hücresinde bunları izlerken, kötülükte kendisinin adeta Mefisto ile yarıştığını hissediyor. Sonra bir şey oldu, dedim ki 'sanırım Mefisto'yu da geçtim.' Çünkü ilk kez bir belediye başkanı; Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney de benim talimatımla hareket eden örgüt üyesi olarak gözaltına alınıp tutuklandı. Ben bile kendimden şüphelenir hale gelmiştim. Tarikat lideri olsam ancak bu kadar örgütlenebilirdim ama değildim ve olmadığım çok belliydi. Ben şeytanlaştırılırken, cezaevlerinden de ard arda aleyhime ifade veren tutuklu sanıklar tahliye oluyordu. 'SİSTEM' tıkır tıkır işliyordu. Kurulan sistemin işlediğinin kanıtı şu: Benim talimatımla hareket ettiği iddia edilen, pek çoğu üst düzey İBB Bürokratlarından hiç biri bana bağlı sözde örgüt üyesi yapılmadı iddianamede. 64 kişi bana bağlı örgüt üyesi olmakla gözaltına alındı ve bazıları tutuklandı oysa bugün iddianamede benimle bağları kurulmamış. 64 kişi diyorum, şaka değil. Bu kadar hata payı aşırı olmamış mı? Lakin amaç hâsıl olmuş, iddia makamı Murat Ongun'u şeytanlaştırırken, fırsat bu fırsat diyenler, pişmanmış gibi yapıp hakkımda iftira atmaya koşmuştu. Atan da mahpustan kurtulmuştu. Yani asıl SİSTEM tıkır tıkır çalışmıştı.
15:45
Sayın Mahkeme Başkanım; bu soruşturmada sanık lehine olabilecek her şeye sırt çevrilmiş. Tersine aleyhe delil üretmek ya da beyan almak için özel çaba harcanmıştır. Hakkımda söylenmediği halde bazı suç cümleleri, söylenmiş gibi iddianameye eklenmiştir. Aleyhime delil bulma arayışında sınırlar ziyadesiyle aşılmıştır.
15:46
Celal Çakmak gizli tanık Kayın'dır. Bana rüşvet iftirasını attıktan sonra bir dolandırıcı olduğu ortaya çıkan Celal Çakmak isimli biri, fezlekede hem müşteki hem şüpheli hem de gizli tanık olmuştur. Şahsın ifadesi kelimesi kelimesine gizli tanık Kayın beyanına kopyalanmıştır. Bir kişinin aynı anda müşteki, gizli tanık ve şüpheli sıfatına haiz olmasını ne yazık ki bu iddianameyi kaleme alanlar başarmıştır. Celal Çakmak ifadesinden: '...görüşmeden üç gün sonra 2.400.000 TL'yi, bundan bir gün sonra da 2.400.000 TL'yi toplamda 4.800.000 TL'yi Şamil YILDIRIM isimli şahsa Saraçhane'nin avlusunun hemen altındaki otoparkta teslim ettim.' Gizli tanık Kayın ifadesinden: '...Celal 2.400.000 TL'yi, bundan bir gün sonra da 2.400.000 TL'yi toplamda 4.800.000 TL'yi Şamil YILDIRIM isimli şahsa Saraçhane'nin avlusunun hemen altındaki otoparkta teslim etmiş.' İki ifade aynı.
15:47
Ayrıca belirteyim, kendisini TSK gazisi olarak tanıtan bu dolandırıcı için Genelkurmay'a yazı yazdım. Hemen yanıt geldi: gazi değilmiş. Kusursuz dolandırıcı ama serbest. Açıkça iddia makamı şahsımı özel olarak hedef almıştır; bunu defalarca göreceğiz. Dünya tarihinde bir basın danışmanı için bu kadar çok ceza istenen bir dava olmamış; dünya birincisiyim. Değerli heyet, bu iddianamenin çok önemli bir eksik parçası daha var: iddianameye göre sözde örgüt 10 yıldır faal ve sadece bu iddianameye göre 143 suç iddiası var. 10 yıl boyunca bu kadar suçu da her daim devletimizin gözetimi ve sıkı denetimi altında işlemeyi başarmışız.
15:49
İBB, eski İçişleri Bakanı Sayın Soylu'nun zaten özel ilgi alanıydı. Mesela bana 3 yılda 3 ayrı konuda mülkiye müfettişleri gönderdi. İfadeler alındı, incelemeler yapıldı ve sonrasında aklanmam ile sonuçlandı. 2022 yılında, memur olmadığım için zorunlu olmadığı halde malvarlığı beyanı verdim. Size de arz edeyim. Bugünle kıyas için harika belge. Devletimizde duruyor. İçişleri Bakanlığı'nda. Lütfen incelensin. Kişisel zenginleşme var mı yok mu net kanıtı. Bahse konu dönemde müfettiş üstüne müfettiş teftişe geliyordu. Rutin Sayıştay denetçileri de bizdeydi, Ticaret Bakanlığı müfettişleri de. Hiç biri bizim için suç bulgusu tespit etmemiş.
15:50
Keza polisimiz, jandarmamız, istihbarat kurumlarımız da 10 yılda yüzlerce suç işlerken bizi izlemiş. Sözde Casusluk yapıp, yurtdışına veri sızdırırken bile onları atlatmışız, ne çarpıcı. Adeta Türkiye Cumhuriyeti'nin en değerli kurumları uyumuş! Ne var ki Ekim 2024'deki Başsavcılık atamasıyla bu uyku hali sona ermiş. Devletimiz gözünü açmış ve biz 'azılı suçluları' kıskıvrak enselemiş. Buna mı inanalım?
15:51
Ortak bir payda söz konusu mu ben anlatayım efendim. Kadromuzun genel analizi ile bakalım. Bürokraside 1 numara genel sekreterdir. Can Akın Çağlar: önemli kamu kuruluşlarında en üst düzey makamlarda bulunmuş, 8 yıl Ziraat Bankası genel müdürlüğü yapmış; bürokratlık dönemi yükselişleri ve üst düzey atamaları hep AK Parti hükümetleri zamanında olmuş; genel sekreter arayan İBB'ye kelle avcısı bir şirketin tavsiyesiyle önerilip işe alınmış; tanıdığım kadarıyla Muhafazakâr Demokrat dünya görüşüne sahip. Ondan önceki genel sekreter Yavuz Erkut, TÜPRAŞ'ın başından İBB'ye gelmişti, emekliliğiyle ayrıldı; Sosyal Demokrat dünya görüşüne sahip. Yani ilk genel sekreter sosyal demokrat, sonraki muhafazakâr; siyasi fikir birliği yok. Genel Sekreter Yardımcısı Murat Yazıcı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nda dönemin bakanı Süleyman Soylu ile çalıştı, onun bürokratıydı; Ekrem Bey ona genel sekreter yardımcılığı teklif etti, Ankara'dan geldi. Bir başka genel sekreter yardımcısı Pelin Hanım, İTÜ'de akademisyen, doçent, metrolardan sorumlu atandı, kimse tanımazdı. Burada yargılanan Kaan Sürmegöz 2006'dan beri İBB'deydi, uzun yıllar AK Parti yönetimiyle çalışmıştı, kimse tanımazdı.
15:52
Ağaç AŞ Genel Müdürü Ali Sukas, eski İstanbul Ülkü Ocakları genel başkanıdır — biz CHP'liyiz hatırlatayım; Gezi Hayaletinin hortlatılmasıyla bizden 3 yıl önce tutuklanmasa Deprem Daire Başkanı Tayfun Kahraman da burada Ali Sukas ile yan yana yargılanacaktı. Ali Kurt iktidarın gözdesi TOKİ'den geldi. Medya AŞ Genel Müdürü Pınar Türker, dünya devi özel bir bankanın kurumsal iletişim müdürlüğünden ayrılıp Medya AŞ Genel Müdürü oldu. Hiçbirimiz öncesinden tanımıyorduk. Tıpkı iddianamede benim özel olarak Medya AŞ'ye yerleştirdiğim iddia edilen Fatoş Ayık gibi: sicil numarası 3.3 no'lu çalışan, 2011'deki kuruluşundan beri Medya AŞ personeli; benim işe yerleştirmem mümkün değil, savcılar benden 8 yıl önce işe girmiş kişi için benim özel olarak yerleştirdiğimi yazmış. Bu güzel mozaiği onlarca örnekle daha da uzatabilirim.
16:05
Ortada bir örgüt diye bir şey yok; rüşvetin de, kamu zararının da söz konusu edilmesi mümkün değil. "Dosyada ne var? 30-40 yıllık alın teriyle kurulmuş şirketlere kayyum atanması var. Yılların birikimi mallara sanki suçtan kazanılmış gibi el koyma var. Cezaevine atılan insanlar var. Bu zorlamalarla, itirafçı olanların beyanları var. İşkence, sadece fiziksel şiddet değildir."
16:08
Türkiye gibi siyasi kutuplaşmanın zirvede olduğu bir ülkede, aklı başında bir CHP'li yöneticinin hiç tanımadığı, AK Parti belediyeciliğinde uzun yıllar hizmet vermiş insanlarla bir yapı kurması hayatın olağan akışına aykırıdır. Örnek vereyim: Kaan Sürmegöz AK Parti döneminden beri İBB'de görev yapıyor, CHP döneminde de görevine devam etti. "Yolsuzluk yapacaksam Kaan Bey'i başka daireye sevk ettirir, yerine önceden tanıyıp güvendiğim 'suç ortakları' bulurdum kendime."
16:10
Bazı reklamcıların idari yaptırımdan korkup şikayetçi olamadığı beyanlarını iddianame makbul kabul etmiş, çünkü aleyhimize. Tepeden tırnağa yalan. O dönemde Süleyman Soylu'nun İBB'yi zorlamak için her gün televizyonlara beyan verdiğini hatırlatıyorum: Anadolu insanı tavuğu kaybolunca CİMER'e yazmış, bunlar bunu bile yapmamış.
16:15
Ahmet Çiçek vardı Sayın Başkanım. Bizim dosyada da itirafçı oldu, serbest kalmış. Enteresan olan şu: Ahmet Çiçek hakkında sahte fatura kesmekten verilmiş bir hâkim kararı var. Buna rağmen bizim dosyanın itirafçısı oldu. Oysa şirketlerine ne Medya AŞ'den ne de Kültür AŞ'den kesilmiş tek bir fatura var. Kendi beyanına bakarsanız, 2018 yılından sonra İBB ile çalışmadığını söylüyor; Kültür AŞ ya da Medya AŞ ile de bizim dönemimizden bir yıl önce çalışmaları bitmiş. Ama buna rağmen adam bizim dosyanın itirafçısı. Şimdi benim elimde kendi sahte faturaları var. Aynı faturada 'şapka ve tişört yapımı' yazıyor. Bu faturaların tarihleri Şubat 2015 ile Haziran 2015 arasında; dört aylık bir dönem. Promosyon faturası, grafik tasarımı, fileli çanta, stant kurulumu, tanıtım, konaklama, otobüs kiralama, şapka ve tişört imalatı, müzik grubu faturası, yurt içi uçak bileti... Bunları Ahmet Çiçek yapmış. Bu 15 farklı mal ve hizmetin toplam bedeli 2015 yılı parasıyla 14 milyon 432 bin lira. Mart ayında dolar 2,46; Haziran ayında 2,69. Ortalama yaklaşık 6 milyon dolarlık iş. 2015 yılında sadece dört ay içerisinde Kültür AŞ bu firmaya milyonlarca liralık promosyon ürünü yaptırmış: dört ayda 621 bin 750 adet tişört, 1 milyon 525 bin adet şapka. Ben o yıl İstanbul'un nüfusuna baktım: 14 milyon 557 bin kişi. 2016, 2017, 2018 yıllarına da baktım, her yıl yaklaşık 1 milyon adet şapka yaptırılmış. İstanbul'da her üç kişiden biri İBB şapkası takmıyorsa bu faturalar sahtedir. Peki biz ne kadar şapka yaptırmışız? Onlar dört ayda 1 milyon 500 bin adet şapka yaptırırken, biz beş yılda 1 milyon adet şapka yaptırmışız. Bu faturaları kesen kişi, kendi beyanıyla sahte faturacı olduğunu söyleyen bir adam; ama o sahte faturacının bizimle hiçbir ilgisi yok.
16:17
Başka sahte faturalar da var. Bu firma bir iki yıl görünüyor, sonra kayboluyor. Mart başından Temmuz sonuna kadar beş aylık dönemde faturalar düzenliyor: baskı işleri, antetli kâğıt, kapaklı dosya, kâğıt poşet, anket formu, masa takvimi, katalog... Beş faturanın toplamı o günün parasıyla 8 milyon 994 bin lira; bugünkü karşılığı yaklaşık 164 milyon lira. Adam dört ayda 10 milyon adet anket formu bastırmış. İstanbul'un nüfusu 14 milyon. Ben baktım biz kaç tane bastırmışız diye: Sıfır. Bizde böyle bir iş yok. 2 milyon 50 bin adet katalog, 90 bin kapaklı dosya... Bu faturaların başka işler için kullanılmış sahte faturalar olduğunu iddia ediyorum. Sadece dört ay içerisinde bugünkü parayla yaklaşık 450 milyon liralık fatura var elimizde. Haziran 2015 genel seçimleri vardı. Sayın Savcılık burada bir ağaç şeması, 2024 yerel seçimleriyle ilgili bir organizasyon şeması göstermişti. Bizim elimizdeki bu faturalar 2015 genel seçimleri döneminde yapılan harcamalara ait. Üstelik tamamı orijinal faturalardır, fotokopi bile değil; orijinal hallerini sundum. Biz sahte faturacı değiliz. Sahte faturacı olduğunu kendi beyanıyla kabul eden kişinin kestiği yüz milyonlarca liralık faturalar ortada; size sundum.
16:20
Çok para kazanmayı ve vergi vermemeyi seven bazı reklamcı tanıklar, aslında fatura kesilen işlerin reel olarak yapılmadığını, bir nevi Kültür ve Medya A.Ş. isimli belediye şirketlerinin haraç kestiğini iddia etmiş. Bunlara yanıt vereceğim ama iddia makamının kaleme aldığı bir başka boyutu anlayamadım: 'Böylece Kültür ve Medya A.Ş.'ye sağlanan milyonlarca lira kaynak, sahte iş sözleşmeleri ve naylon faturalarla suç örgütüne aktarılmıştır.' Milyonlarca lira dediği de 5 yılda 24 milyon lira yani. Bu para da kimsenin cebine girmiyor; Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. iştirak şirketlerinin kasasına girmiş. Bu kurumlar devlet tarafından denetleniyor. Bu kurumların kasasından 1 lira öyle para alabilir misiniz? Aynı zamanda savcılık sahte fatura kesildiğini iddia ediyorsa, numune bir tane koysun o sahte faturadan, bir tane de biz görelim. 'Bize yasal olmayan şekilde fatura kesildi, işi de yapmadılar ama paramızı aldılar' diyen reklamcılar aslında soruşturma korkusundan, bu beyanlarla kendilerine yönelik tatsızlıklardan kaçmak istemişlerdir. Önce tanık olan, sonra tanıklığını çeken Ahmet Taşçı bunun somut kanıtıdır.
16:25
Sahte fatura konusunda Yunus Emre Vakfı'yla ilgili yazılan iki iddianameyi de okudum; onları hazırlayan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı usulde yer alan tüm kuralları uygulamış, dosyada deliller var. İBB dosyasında ise nasıl suçlanıyoruz: "Söyledi burada Elif Güven. Ne demiş savcı bey ona? 'Bir şey hissettin mi?' Hissettin mi demiş ya! Yani delil mi arıyoruz, his mi arıyoruz?"
16:30
Anayasa'nın 10. maddesinde yer alan "Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz" hükmüne atıf yapmak istiyorum. İlbak ailesi dosyadan çıkarken, tahliye edilirken, diğer insanların yargılanmasını anlamak mümkün değil. Bu eşitsizliği soruyorum: "Bu insanların özelliği ne? Yani Nihat Sütlaş hırsız, Murat İlbak namuslu iş adamı. Hüseyin Köksal hırsız, Yusuf İlbak namuslu. Alper Aydın hırsız, Ali İlbak namuslu. Murat Kapki hırsız, Mustafa İlbak namuslu. Olmaz. Bu olmaz."
16:35
İktidara yakın medyada, dosyanın tutuklu sanıklarından Nihat Sütlaş'ın Giresun'da küçük bir telefon bayisi olduğuna dair haberler çıktı. "Savcı Bey'e Sütlaş ailesinin Giresun'da bilinen varlıklı bir aile olduğunu söyledik. Ama beyanıma itibar edilmedi. Sonra MASAK raporları gelmeye başladı, geçmişten bu güne kimin nesi var nesi yok ortaya kondu."
16:40
Sanıklardan Alper Aydın, 2024 yılının sonuna kadar eski futbolcu Rıdvan Dilmen'le ortaklığını gizlediklerini ifade eden bir mektup yazıp İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na göndermiş. "Şimdi Nihat Sütlaş 'Reklam İstanbul ile Murat'ın ilgisi yok' diyor. Burada yırtınıyoruz. Firma sahibi Rıdvan Dilmen benim ortağım diyor 2024 sonuna kadar, aradan geçmiş 8-9 ay kimse Rıdvan Dilmen'i bir ifadeye çağırmamış. Alper'i tutukladılar, attılar cezaevine. Kimse Alper Aydın'a yaptığını Rıdvan Dilmen'e yapmamış."
16:45
Son incelemede tahliye edilen iş insanı Alper Aydın, 28 Eylül 2025'te Silivri Cezaevi'nden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na 7 sayfalık bir dilekçe gönderdi. Dilekçesinde AK Parti'ye yaptığı reklam desteklerinden ve ilişkilerinden bahsediyor ve 'İBB yönetimine hiçbir zaman 2019 yılı duruşumu bozmadım' diyor; buradaki duruşu, AK Parti'ye yakınlığı tabii. Ayrıca 2024 sonuna kadar Sayın Cumhurbaşkanımıza yakınlığıyla bilinen Rıdvan Dilmen ile ortaklığını gizlediğini söylüyor. Alper doğru söylüyorsa, bu ortaklığı gösteren banka hareketleri veya belgeler olmalı; ben de baktım. Dosyaya 5 Mart 2026'da yüklenen vergi inceleme raporunda, Alper Aydın tarafından Rıdvan Dilmen'e ve Burcu Dilmen'e yapılan ödemeler görünüyor. Alper'e sordum, Burcu Dilmen kim diye; 'Rıdvan Dilmen'in gelini' dedi. Değerli Başkanım, firma sahibi 'ortağım' diyor, vergi raporunda ödemeler görünüyor; aradan aylar geçmiş, kimse Rıdvan Dilmen'i ifadeye çağırmamış, Alper Aydın ise tutuklanmış. Rıdvan'a ilişmeyen hayalet neden bize ilişiyor? Ben Nihat'la ortak oluyorum diye şirket sahibi sayılıyorum da Rıdvan Dilmen neden bu tartışmanın dışında kalıyor?
16:45
2020 kurultayında Kemal Kılıçdaroğlu tek adaydı ve en büyük destekçisi de Ekrem İmamoğlu'ydu. Eğer amaç partiyi ele geçirmek olsaydı, İmamoğlu'nun ya kendisinin aday olması ya da başka bir adayı desteklemesi gerekirdi.
16:50
175 milyon liralık bir eylemde, ceza kesmediğimiz için bu şirketleri kolladığımız söyleniyor. Umut Şenol'un Port Medya'daki ortağı İrfan Karakaş; Mehmet Cengiz, Ekrem Cengiz ile arası çok iyi olan bir kişi. Bizimle alakası yok ama biz İrfan Karakaş'a 85.5 milyon lira ceza kesmemişiz. Murat İlbak'a kesmemişiz, üçüncü mecraya. 40.1 milyon da Kent Vizyon, Vizyon Kent'e kesmemişiz, o da İlbak Holding'in şirketi. Şu 175 milyon liranın 152 milyon lirası bu iki kişiye ait. Sanıklar arasında İrfan Karakaş veya Murat İlbak var mı? 175 milyonun 152 milyonluk zararını yapanlar onlar; bu eylemden 23'ü İBB ve iştirak, 23'ü özel sektörden olmak üzere 46 kişi tutuklu ve tutuksuz olarak yargılanıyor. 152 milyon zarara sebep olan bu iki kişi sanık değil. Yani benim daha ne anlatmam lazım? Anayasa madde 10 bu iddianameyle yürürlükten kaldırılmış gibi duruyor.
16:55
Değerli Başkanım, 5 yıl boyunca sosyal medyada aynı yalanlarla aynı sazı çaldılar; kocaman bir kumpas da gerçek oldu. Ne anlatıldı? Nihat Sütlaş'ın sahip olduğu Reklam İstanbul firmasının asıl sahibinin Murat Ongun olduğu. Suçlandığım ortak cümle bu. Gizli tanık İlke de demiş, pişman ifadesinde de demiş; İBB'de Adem Tuncay demiş, Hakan Karaköse demiş; Kültür AŞ'den Selman Narman sonradan söylemiş. Kanıt var mı? Yok. Ne belge ne para transferi ne banka havalesi ne yazışma; hiçbir şey yok. Aynı tonda çıkmış ifadeler. Sonra iddianamede deniyor ki: bu kadar beyan tesadüf olamaz! Bir iddiaya kanıt hukuken böyle sağlanıyorsa, ben de size bu sistematiği canlı canlı kurayım. İddianamede şöyle yazıyor: 'Bunca tanık beyanı tesadüf olamaz ve İBB'deki yöneticiler bu bilgiye haiz olduklarından Reklam İstanbul'un Murat'ın olduğu tespit edilmiştir.'
16:57
Ben de bir ifade sistematiği kurayım bakayım ne çıkacak. Bize yönelik suçlamadaki gizli tanık İlke'nin karşısına gizli tanık Ceviz'i çıkarıyorum; ifadesini savcılara vermiş. Yanında, Murat İlbak'la yakın ilişkisi/ortaklıkları olduğunu beyan eden Cüneyt Yalçın'ın ifadesi var. Gizli tanık Ceviz diyor ki: 'İLBAK şirketlerinin asıl sahibi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve kardeşi Macit Gül.' Tesadüf değil mi? Ben de Ceviz var, Hüseyin Yavuz bir de Murat İlbak tarafının tanığı. Kültür A.Ş.'de avukat Selman Narman ve hak edişçi itirafçı Gökhan Köseoğlu için, onların sicil amiri Kültür A.Ş. Genel Müdürü Serdal Taşkın'a soruyorum: 'İlbak Holding şirketleri Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e mi aittir? Doğruysa elinizi kaldırınız.' Elini kaldırdı. Emlak Daire Başkanlığı'ndan Hakan Karakuş ve Adem Tunca'nın ifadeleri var; onların sicil amiri Emlak Daire Başkanı Kaan Sürmegöz'e soruyorum: 'Kaan Bey, gizli tanık Ceviz'in ifadesi doğru mu? İlbak Holding'in şirketleri Abdullah Gül ve kardeşi Macit Gül'e mi ait? Doğruysa elinizi kaldırınız.' Elini kaldırdı. Hepsinden üstte Belediye Başkanı Başkan Danışmanı olarak ben de diyorum ki: 'Murat İlbak'la akşam yemeğine gittiğimde bana dedi ki, Bizim Holdingin asıl sahibi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül.' Tesadüf de olmaz, konumlarımız gereği bilgiye haiziz. Gizli tanık var, tanık var, itirafçı bile değil. Ne diyeceğiz şimdi? İlbak Holding'in milyarlarca dolarlık şirketleri Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve ailesinin mi diyeceğiz?
16:58
Ben, Sayın Abdullah Gül'den, değerli Cumhurbaşkanımızdan özür diliyorum. Bir saçmalığı ispat ederken ismini kullanmak zorunda kaldım. Hoşgörüyle karşılayacağına eminim. Ama Sayın Gül de bilsin ki, İlbak'lar aniden bu ihaleden buharlaşmasa, gizli tanık Ceviz'in eski Cumhurbaşkanı'nı suçlayan bu sözü belki bu dosyaya girecekti. Çünkü gizli tanık Ceviz'in ifade tarihi 07 Nisan 2025. Yani henüz İlbak'lar tutukluyken; ondan yaklaşık 40 gün sonra İlbak'lar tahliye oldu. Yani beyanlar tesadüf olamaz, pozisyonları gereği bilgiye sahipler diyorlar — hah, ben de aynısını yaptım burada. Bunlar sübjektif değerlendirmeler Başkanım. İfadesi alınan kişilerin kurumla, benimle husumeti olabilir; adam cezaevinden kurtulmak için sistematik üretilen ifadeyi söylüyor. Şimdi ben, Serdal Taşkın, Kaan Sürmegöz 'evet İlbak Holding Abdullah Gül'ün' dediğimiz diye böyle bir şey olabilir mi Değerli Başkanım? Olaya öyle bakarsan kahve zincirleri birinin, havalimanı birinin, hastaneler zinciri birinin, 4.5G birinin, Serdar Haydanlı birinin, Panout birinin. Onlar ne kadar safsataysa, benim de Reklam İstanbul'la ilgim o kadar safsatadır değerli Başkanım.
17:00
Nihat Bey benim lise okul arkadaşımdır. Lise 2 ve 3'ü beraber okuduk; Giresun Bozdoğan Anadolu Lisesi'nde okuduk. Mevzuatlarımızda okul arkadaşlarımızın ihalelere katılamayacağı yönünde bir kısıt yok. Bunu etik açıdan tartışabiliriz; lakin ben etiğe aykırı iş ve işlemlerde muhatabı bir cezaevinde yatıyor olmamalıydım. Bu, birkaç ay önce Sözcü Gazetesi'nin haberi; arka arkaya iki gün haber yaptılar: Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Uraloğlu'nun iki okul arkadaşının kazandığı ihaleler. İhalelerin tamamı Sayın Bakanın Karayolları Genel Müdürlüğü'nde ve Bakanlığında, okul değil sınıf arkadaşlarının kazandığı ihaleler. Bir arkadaşı 11, diğeri 14 ihale kazanmış; bedelleri de çok yüksek, bizimkiler kıyaslanamaz. Bakanlık rahatsız olmuş, Sözcü'ye açıklama göndermiş, başlığı 'manipülasyon': 'İhaleyi kazanan kişilerin okul hatta sınıf arkadaşı olması, hiçbir hukuki veya idari açıdan çıkar ilişkisine kanıt olamaz.' Doğru demiş; bana da öyle olması lazım.
17:03
Değerli başkanım, sözde asrın soruşturması siyasi değilse Hayri Baraçlar, Eyüp Karahanlar, İlbaklar, İsmail Kaanlar, Rıdvan Dilmenler şunlar bunlar niye hep bizim karşımıza kazanan taraf çıkıyor? Yani bunu hiç sormuyor muyuz? Biz bu insanlarla niye yasaların önünde eşit değiliz? Değerli başkanım, bu ülkeye beyazların üstünlüğü gitti, akların üstünlüğü geldi de biz makbul olmayan zenci vatandaşlar mıyız? Size doğru soru hakikate ulaşmada yanıttan daha anlamlıdır demişim. Umarım bu hakikat yolculuğunda değerli mahkemeniz bu sözlerimi işitiyordur.
18:28
İddianamede bizimle ilgili olmayan şeylere net tespit diyorlar. Net tespiti ben hatırlatayım. MASAK raporundaki İsmail Kaan'ın başına hiçbir şey gelmiyor; Zeynep Tezcan aynı şeyden gelirken o İsmail Kaan Sayın Cumhurbaşkanı'nın geçen eylülde Amerika gezisinde uçağında çıkıyor; net tespit bu. Net tespit: 19 Mart sabahı gözaltına alınan biz, 30'dan fazla İBB yöneticisinin elinden, kasasından, çekmecesinden çıkan para ve altının toplamı, Ankara'da bir Devlet Hava Meydanları İşletmesi Daire Başkanı'nın evinden çıkan para ve altının yarısı dahi yetmiyor; Ankara'nın bir memuru İstanbul'un 30 belediye yöneticisini ikiye katlıyorsa net tespit budur. Eşinin üzerine onlarca gayrimenkul çıkmasına rağmen onun eşi ev hapsi ile cezalandırılmadı, imza yükümlülüğü ile adli kontrolle bırakıldı. Hava Meydanları Daire Başkanı'nın 128 banka hesabı var. Normal bir insanın 128 banka hesabı var mı? Eşinin 53 ayrı banka hesabı var. Benim 30 yıllık bir banka hesabım var. O serbest, mallarına da erişebiliyor. Hâlâ tedbiriniz benim bankamda sürüyor değerli başkanım. 30 yıllık bir hesap. Emekli maaşı da bloke edilmiş, açıldı dediniz; sonucu ne zaman göreceğiz? Net tespitler bunlar değerli başkanım. Daire başkanı tek başına mı yapmış bunca yolsuzluğu? Devlet Hava Meydanları İşletmesi'ndeki herkes pırıl pırıl da bir bu eleman şey.
18:30
Net tespit, Selman Narman ve Gökhan Köseoğlu'nun tevdi raporundaki imzalı beyanlarının 180 derece zıttına ifade verip cezaevinden çıkma çabasıdır. İtiraf beyanında sadece ihale anlatan, burada hem sizin hem savcı beyin sadece ihale sorduğunuz Gökhan'ın, sıra bize gelince 'benim ihalelerle ilgim yok, ben hakediş çekiyim, ihale bilmem' demesi net tespit. Net tespit, savcılıkta yapılan işlemlerin usulsüz olduğu yönünde Fatoş Ayık'ı defalarca uyardım diyen sözde itirafçı Recep Tanrıverdi'nin, aynı ifadede evraklarda usulsüzlük olduğunu bilmediğini getirmesidir. Defalarca uyaran ama usulsüzlüğü bilmeyen adamın beyanı burada bize suç sayılıyor.
18:32
Tevdi raporunu hazırlayan müfettişin dinlenmesini istiyorum değerli Başkanım. "Tevdi raporunu hazırlayan müfettiş beyefendi Arnavutköy'de Sur Balık'ta kimle, balık masasında, soruşturmayı başlatan dilekçe sahibi/müşteki Sedat Kapıdağ ile kaç kere buluşup bu raporlar yazılmış? Onu soracağım, o yüzden istedim dinlenmesini." Yani Sur Balık'ta, rakı balık masasında yazılan raporlarla ben burada yargılanıyorum, insanlar yargılanıyor. Alper Aydın dilekçesinde yazıyor, okuyabilirsiniz Başkanım.
18:35
Ne yaptığım da ne yapmadığım da ortada olan, 51 yaşında bir isimim. Mahkeme başkanına soruyorum: "Mahkemelerce sahte fatura yapmaktan, dolandırıcılıktan ceza almış Kabil Taşçı diye bir dolandırıcı, yüzyılın iddianamesini yazanlarca neden benden daha makul, makbul ve itibarlı bir insan?"
18:42
Duruşmalarımız başlamadan çok daha evvel, yanlış hatırlamıyorsam evrakta gördüğüm tarihi 6 Ocak 2026 diye hatırlıyorum. Siz, Eylem 21, Ertan Yıldız ile ilgili bir suç duyurusunda bulunmuştunuz, "Burada suçlanmamıştır" diye. Daha sonra duruşmalarımız başlayınca da Sayın Savcım, Eylem 13'te, Erol Naim Özgüner ile ilgili suç duyurusunda bulundu. Şimdi ben burada sabah 11'den beri size, aynı suçlama konularının başka insanlarla bizim aramızda nasıl farklı uygulandığını halis delillerle, sarih gerçeklerle izah ettim. İzah etmeye de devam edeceğim; çünkü sadece yarısını anlatabildim o insanların. O insanlardan daha çok var. Girizğâhtaki sizin ve Savcı Bey'in duyurularını hatırlatma sebebim, gerçekten bu insanlarla ilgili de bir işlem yapılacak mı, ki ben bunu istemem, ama bu insanlarla aynı muameleye tabi tutulmayı isterim, onu belirtmek için söyledim.
18:48
İddia makamı 125 milyon lira zarar iddiasında bulunmuş; bu eylem künyesinde yazıyor ama hangi verilere dayandığı belli değil. Eylem listesinde MASAK raporu, BDDK yazmış ama hangi MASAK, hangi BDDK raporuna göre olduğu bilinmeyen, açıklığa kavuşmamış gizemli bir konu bu. İddia makamı hiçbir şüpheli işlem olmamasına rağmen bazı firmaları sözde örgüte müzahir ilan ediyor; bu insanların ihale ile kazanıp yaptığı işleri dahi önemsemeden her şeyi zarar sayıyor. Akıllı telefonunuz var, bilgisayarınız var, YouTube'da İBB TV kanalı var. 'Şeffaf yöneteceğiz, yaptığımız her şeyi orada yayınlarız' dedik. Kurban olayım, bir 29 Ekim 100. Yıl Cumhuriyet'i bir izleyin; o sahneyi, o yapılanları bir izleyin değerli Başkanım. Bunlar öyle kolay yapılan işler değil. Ama iddia makamı bu işlerin hiç yapılmadığını, sahte faturalarla paraların yürütüldüğünü iddia ediyor; oysa dosyada delil yok. Bunu çok sık tekrarlıyorum çünkü bu konu sinirimi bozuyor. Dosyada delil yok da 'beyan' diyor; peki beyanlar bunu doğruluyor mu değerli Başkanım? Beyan vermiş insanlar, etkin pişmanlar.
18:52
Serdar Haydanlı'yı anlatayım: gözaltına alınmış, ancak iktidara yakınlığı öğrenilince emniyetten serbest bırakılmış ve hakkındaki haberler silinmişti. CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in açıklaması sonrası tutuklandı, kısa süre sonra da tahliye oldu. Kendi ifadesini okuyorum: «Azerbaycan'da bilgisayar mühendisliği okudum ve 2001 yılında Ankara'ya döndüm. Burada tıbbi malzeme satan ortaklı bir şirket kurdum. Ortaklığım 2009 yılında sona erdi. 2009 yılında İstanbul'a yerleştim. Bir tıbbi malzeme satan firmada satış müdürü olarak iki yıl çalıştım. Daha sonra ayrıldım. 2017 yılına kadar herhangi bir işte çalışmadım.» Yani 2011'de ayrılıyor, 2011'den 2017'ye kadar herhangi bir iş yapmadığını kendisi söylüyor. Ancak 2017 yılında bu şahıs 4.5G diye bir kültürel etkinlik ajansı kuruyor. 2018'de Mevlüt Uysal, rahmetli Kadir Topbaş'ın yerine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıydı. Kendi ifadesinde: «2018 yılında Mevlüt Uysal Bey İBB Başkanıydı. 4.5G firmasıyla İBB'nin açık ihale usulü kültürel etkinlik organizasyonu ihalesine teklif verdim ve kazandım.» Tıbbi cihaz sektöründe çalışan biri 2011'den 2017'ye kadar hiçbir iş yapmıyor, sonra 4.5G Ajansı'nı kuruyor; bir yıl sonra bu firma Kültür AŞ'nin ihalelerine davet edilmeye başlıyor. «Açık ihale» diyor ama tarihleri üst üste koyduğunuzda doğru olmadığını görüyorsunuz; hayati yalanlardan biri budur. Şahıs Başakşehir'de oturuyor; Kadir Topbaş'ın yerine İBB Başkanlığına gelen Mevlüt Uysal da Başakşehir Belediye Başkanıydı. Bu iki isim tanışıyor mu bilmiyorum, yorum yapamam.
18:54
Bir yıllık firma, ilk yılında beş ay içerisinde altı ihaleye davet ediliyor ve bunların beşini kazanıyor. Bu tabloda toplam 50 firma var; 20'si hiç ihale kazanamamış, 30 firma toplam 64 ihale kazanmış, yani firma başına ortalama iki ihale. Ama bu etkinlik ajansı davet edildiği altı ihalenin beşini birden kazanıyor. 31 Ağustos 2018 ile 25 Ocak 2019 arasında, beş aylık dönemde, bugünkü parayla yaklaşık 600 milyon liralık ihale alıyor. Bu da mı normal? Bu da mı normal? Bu da mı normal?
18:56
Örgüt firması denilen 2 firma, 5 yılda toplam 712 milyon liralık iş almış. Buna karşılık dosyanın şüphelilerinden olan ve daha sonra etkin pişmanlıktan yararlanan Serdar Haydanlı, 2019'da Ekrem İmamoğlu seçilmeden önce, yalnızca 5 ayda 600 milyon liralık ihale almış.
19:02
Değerli Başkanım, bu durumda geçmiş dönem İBB Başkanı Mevlüt Uysal'dan başlayarak onun sıralı yöneticilerinin tamamını da yargılamak gerekmiyor mu? Çünkü bizim 5 yılda beceremediğimizi 5 ayda fersah fersah geçmişler. İddia makamı 'aleni usulsüzlükler... güç zehirlenmesini ortaya koymaktadır' diyor; inanır mısınız bu cümleleri AK Partili yıllara değil bize demiş.
19:06
Bir yılda şirket kurup 600 milyon liralık ihale kazanan arkadaşın çıkışı orada bitmiyor. Türkiye'nin 1 numaralı ses-sahne şirketi Staras'ı 2021 yılında satın aldı Serdar Haydanlı; öyle bir yükseliş yani, ama usulsüzlükler bizde.
19:10
Bir 26 Ekim günü adam 2 ihale, 3 iş artırma kazanıyor; bereketli bir gün. Bize isnat edilen örgüt firmalarıyla kıyaslayalım: Edge Rate 5 yılda 333 milyon, İmagine 45 milyon liralık ihale almış. Dört ana örgüt firması 5 yılda 1 milyar liralık, tıbbi cihazcı ise 5 ayda 600 milyon liralık iş almış. Bu hak ve adalet mi? Bu rakamları BDDK raporundan aldım.
19:13
Bu ekranda Cem Çelik ile Murat Biçer'in ifadelerini gösterdiler; ikisi de kelime kelime aynı. Deseniz ki bir iki kez sehven tekrarlanmış, insani hata derim; ama on yedi ayrı eylemde aynı ifadeleri koymuşlar. Sonra da 'Bu beyanlar tesadüf olamaz' diye sonuca varıyorlar. Oysa Yargıtay diyor ki: Kanaate değil, ispata dayanılmalıdır; tanık beyanı çelişkiliyse güvenilir değildir.
19:16
Gizli tanık Doğan, Emrah Bağdatlı ile sınıf arkadaşı olduğumu ve birçok etkinliğin bu firma üzerinden yapıldığını iddia etmiş. Emrah benden yedi yaş küçük; sınıf arkadaşım değil. O Rize'de ve İstanbul'da okudu, ben Giresun'da ve Ankara'da okudum; kentlerimiz bile farklı, yaşlarımız farklı. Kaç tane yalan beyan olduğunu artık sayamıyorum. Dört aydır bu yalanlarla yargılanıyoruz. Sayın Başkanım, mahkemeniz bu feryadı sayar, biz sanıkların hakkını korursa minnettar oluruz.
19:18
Gizli tanık Doğan'ın ilk adı T'dir, soyadı Ö'dür; isterseniz alenen de söylerim. Beni 8 yıldır tanıdığını söylemiş, oysa iddianamede tek bir telefon irtibatımız bile yok; hayatında beni bir kere gördü. Bir arkadaşıyla yanıma gelmişti, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda yapılacak bir drone gösterisiyle ilgiliydi. 'Bu işi benden ucuza yapan olamaz, en iyisi biziz' dedi; 'Kardeşim gir o zaman, ucuz teklifini ver, al' dedim. Girdi, aldı. Droneları çıkardı, hayatında ilk kez yaptığı iş olduğu belli oldu, işi eline yüzüne bulaştırdı. İBB'de gurur duyduğum onlarca etkinlik içinde başarısız olan tek iş oydu; onun sayesinde defolu çıktı. Gizli tanık Çınar da, İlke de kendilerini gizli zannetmesinler; parmak izlerine kadar kontrol ettim. 19 Mart'ta tutuklanıp albümde fotoğrafı bulunmayan kişilerde bile ayrıntılar var. Kadınlarla erkeklerin parmak izi işlemleri farklı olur; bende de bunu anlayabilecek bir zekâ var. Parmak izinden hangisinin kadın, hangisinin erkek olduğunu anladım.
19:19
Bana yönelik iddiaları ortaya atan gizli tanık Celal Çakmak'ın geçmişini araştırdım; kendisini Türk Silahlı Kuvvetleri gazisi olarak tanıtmış. Genelkurmay'a yazı yazdım, hemen yanıt geldi: gazi değilmiş. Kusursuz dolandırıcı ama serbest.
19:20
Ben gizli tanık Doğan'ı ifşa etmedim; savcılık ifşa etti. Doğan'ın bütün beyanları iddianamede yer alıyor. Kendi ifadesinde eşinin üzerine kayıtlı şirketten bahsediyor ve bu tutanağa geçmiş; ben okuyunca kim olduğunu tahmin ettim, araştırdık, ortaya çıktı. T.Ö.'nün ifadesinde 'Sedat Kapıdağ benim yakın arkadaşımdır' yazıyor; Sedat Kapıdağ da 'Ben bunları tutuklatan adamım' diyor. Üstelik bu süreç benim dilekçemle başladı. Şimdi biz sırtımızı nereye dayayacağız?
19:21
Gizli tanık Meşe diye ifade veren tek bir kişi yok. İspat edemem ama Meşe bir kişi değil; 'mülakat' adı altında toplanan pek çok farklı beyan 'Meşe' kod adı altında birleştirilmiş, hepsi onun altına yazılmış. Zaten sonra Meşe de dosyadan kayboldu, buharlaştı. Bu gizli tanık meselesini artık hayatımızdan çıkarmamız gerekiyor; güvenilir bir delil niteliği taşımıyor.
19:23
Değerli Başkanım, biraz çok terledim, çok yorulduğumu hissediyorum. Uykusuz kaldım. Diğer eylemlerle bu Emrah Bağdatlı bölümü kaldı; onları yarın sabah arz etmek isterim. Mümkünse, uygunsanız ara verelim. Teşekkür ederim.
60. Duruşma Günü·1 Temmuz 2026
11:20
Ben Emrah Bağdatlı'yı yirmi küsur yıldır tanırım. 2000'lerin başında, ben o zaman ATV'de muhabirdim.
11:20
Bir Yudum İnsan belgeselinde bu da genç bir kamera asistanıydı. Daha sonra yollarımız yine kesişti. Bu bizim Karadeniz tayfası girişimci oluyor. Bu da kendine şirket kurdu. Çeşitli prodüksiyon işlerinde, film işlerinde çalıştı. Yıllarca da böyle yürüdü gitti.
11:20
Burada çok sık dile getirildi veya itirafçıların beyanlarında da var. Bir kere Emrah Bağdatlı'nın iletişim koordinatörlüğünde bir odası yoktu. Düşünsenize, Emrah odasında çay içmemiştir yani. Odası yok.
11:20
Emrah'ı ben bu arada çok severim. Ben arkadaşlarımı, kendi hakkında ne yapmadığını bildiğim insanları savcılar suçladı diye onlara sırtımı dönmem.
11:20
Bu benim mizacıma, karakterime terstir. Yanlışının yanında durmam varsa ama kendi hakkında ne yapıp ne yapmadığını bildiğim bir insana abartılı suçlamalar yönlendirildi diye, ben o çizilen çerçevede, o çerçevelere dokunmayacağım diye dönecek karakterde bir insan değilim.
11:20
Emrah gelirdi, iletişim koordinatörlüğüne, haftanın bir ya da iki günü, bazen hiç gelmezdi. Geldiğinde de zaten en fazla bir iki saat kalırdı. Benim odama gelirdi, benim yanıma.
11:20
Bu insanın hem medya ve prodüksiyon alanında, film alanında hem de etkinlik alanında 15 yıllık ortağıyla beraber şirketleri var, bir tecrübesi var.
11:20
Doğal olarak benim de tanıdığım, bildiğim insanlardan bu alanların en sağlıklı şekilde İstanbul Büyükşehir Belediyesi adına yürütülmesi, on binlerce vatandaşın huzuruna çıkan etkinliklerin sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesi konusunda fikir danıştığım, fikrini aldığım pek çok insan vardır. Onlardan bir tanesi de benim yakın arkadaşım Emrah Bağdatlı'dır.
11:21
Herhalde benim gibi pek çok kişi de başını yastığa huzurla koymak için bizim neden bu ayrımcılığa tabi tutulduğumuzu, bu insanların neden kayırıldığını en azından bu zamana kadar soruşturma yürüten yetkililerden bir yanıt verilmedi.
11:21
Siz bize bu konuda tatmin edici bir açıklama yaparsanız, ben gerçekten huzur içinde cezamı çekerim.
11:31
Emrah'la özel hayatımda da ilişkim vardır, ailecek görüşürüz. Ama beyanlarda abartıldığı gibi değildir. Öyle olsa baz kayıtlarıyla süslenen aile tatilimizde, o ve ailesi de yer alırdı. Hayatımda sadece bu şahıs varmış gibi, başka hiçbir ahbabım yok gibi lanse ediliyor. Zahmet edip HTS detaylarına baksalar 2012'den 2020 yılına kadar hiç görüşmediğimizi ortaya koyarlardı.
11:31
BDDK raporu elimde. Medya A.Ş.'den iş alan 1, Kültür A.Ş.'den iş alan 1 olmak üzere sadece 2 firmayla 5 yılda 3,7 milyon TL'lik iş yapmış.
11:32
Önceki dönemlerde 'şanslı firmalara' verilen ihalelerle kıyaslayınca çok cüzi miktarda küçük işler bunlar.
11:33
Şimdi gelelim, savcılık fenomeni Emrah Bağdatlı konusuna. Yüzyılın Soruşturması 3 ay bu adamın odağında gitti. Havuz medyasındaki palavraları okudukça, soruşturmanın çıkmazda olduğunu Emrah sayesinde anladım.
11:33
Emrah Bağdatlı sadece 1,5-2 yıllık bir periyotta, iyi bildiği etkinlik projeleri için önerilerde bulunmuştur. Çünkü aynı dönemlerde zaten Medya A.Ş.'ye, Seda Hoşel Kiraz ile ortak olduğu Değişik Hikayeler/WayToSay firmasıyla danışmanlık dahil bazı hizmetler verdi.
11:33
Size, Medya A.Ş. ile WayToSay arasında Haziran 2022'ye kadar yapılan iş anlaşmalarını yolluyorum. Bu, ortağı Seda Hanım'la aldığı işler: 9 iş, toplam 1 milyon 975 bin lira. O zamanki bir başka firması Şimdi Yapım da 5,6 milyon TL'lik iş almış. Yani fenomen Emrah'ın bizden aldığı iş toplamı 2,5 yılda 7,5 milyon TL civarı, bu kadar.
11:35
Burada gizli tanıklık müessesesini Doğan üzerinden sorgulamam icap ediyor. Doğanın ifadesinin tam metnini ek dosyada görünce aslında şahsın gizli bir yanı da kalmadı. Savcılar adamı ifşa etmiş. Eşinin şirketlerinin adları açık yazılınca adam gizli değil açık tanık olmuş.
11:35
Gizli Tanık Doğanın gerçek adı T soyadı Ö. Beni 8 yıldır tanıdığını söylüyor beyanında. Tabii ki yalan! Bir telefon irtibatı bulsa ya savcılık 8 yıllık dostumla. Benim hayatımda böyle biri yok.
11:35
Bir arkadaşım ile yanıma geldi. Sadece bir kez. Bir iş vardı onu en ucuza ben yaparım dedi. Gerçekten en ucuz teklifi verdi ama işi yapmayı beceremedi. Batırdı!
11:35
İfadesinde okursunuz bu T.Ö.'nün yakın arkadaşı da; Sedat Kapıdağ. Bu nasıl bir kumpas ağıdır böyle. Sedat Kapıdağ müfettişle rapor yazar, arkadaşı gizli tanık olur. Yalan beyanlar havada uçuşur ama adam tutuklatır.
11:35
Bu yalancı T.Ö. ya da gizli tanık Doğan'a savcılar bile inanmadı ki hakkımda uydurduğu sahte fatura yalanı bu iddianameye alınmadı. Yani hakkımda her söyleneni doğru mu yanlış mı bakmadan suç isnadına çeviren savcılar bunu iddianameye bile almadı. Artık bu şahsın tanıklığını siz analiz edin.
11:35
Gizli Tanık Doğan gizli değildir. Gizli tanık Çınar ve İlke de kendini gizli sanmasın. Parmak izlerine kadar kontrol ettim, onları da. Hangisi kadın hangisi erkek biliyorum.
11:35
Ortadan yok olan gizli tanık Meşe'de iddia ediyorum özünde 1 kişi değildir. Mülakat adı altında çok sayıda isimle yapılan görüşmelerden cımbızlanan başlıklar sanki 1 gizli tanık anlatmış gibi yazılmıştır. Torba gizli tanık meşe belki de bu yüzden uçurulmuş yok edilmiş olabilir. Bundan adım kadar eminim ama bugün ispat etme şansım yok.
11:46
Emrah Bağdatlı'nın malvarlığını saydım; Acıbadem'de 1+1 ev, villa dediler köyde 6 metrekare ev, tekne. Toplam 34 milyon lira. İhaleye fesat karıştıran, medyayı fonlayan, trolleri fonlayan Emrah Bağdatlı'nın mal varlığı 700 bin Amerikan doları. Serdar Haydanlı'nın mal varlığından az.
11:53
Emrah abartmayı, olayları olduğundan çok daha büyük göstermeyi sever. Zaten başına bu kadar işi, bu abartma huyu ile aldığını düşünüyorum. Bu abartılı halini aslında arkadaşı itirafçı, Orçun Yılmaz ifadesinde anlatıyor. Aynı anda özel uçak satın alıp, lahmacuncu-pideci olmak istiyor. Ama bu abartılı anlatımlara inanmak, ciddiye almak anlatımlardan bile komik geliyor bana.
11:53
İki insan birbiriyle iyi arkadaş olamaz mı? Bütün ilişkileri paraya endeksleyen zihniyeti ben anlayamıyorum.
11:53
Soruşturmanın başından beri beni hedef yapan savcılık, bu arkadaş bana yakın diye sistematik bir kurgu hikâye ile medyayı domine etti. Bizden aldığı iş hacmine göre en küçük firma ortağı bir anda, sözde yüzyılın vurgununun kilit ismi oldu. Herkes abartarak Emrah'a yüklendi. Bunda operasyon sonrası ülkeye dönmemesi de etkili oldu. Medyada özel olarak yazdırılan Emrah Bağdatlı hikayeleri, itirafçıların da anlatı kılavuzu oldu.
11:53
Emrah Bağdatlı'nın, Medya A.Ş.'nin tutuklu genel müdürü Fatoş Pınar Türker'e talimat verdiği iddia ediliyor. Ben veremiyorum, çekiniyorum, Emrah mı verecek?
11:53
Bakın bu iddianamede sözde örgüt yöneticisi, iştiraklerin hepsinden sorumlu danışman Ertan Yıldız'ın adı 1455 kez geçiyor. Bir başka örgüt yöneticisi Adem Soytekin'in adı 999 kez geçiyor. Diğer sözde örgüt yöneticisi Murat Gülibrahimoğlu'nun adı 900 kez geçiyor. Emrah'ın adı ise 2 bin 915 kez geçiyor. Yani bu iddianameye göre, Emrah 2 tane Ertan Yıldız yapıyor.
11:53
Orçun Yılmaz "Emrah Bağdatlı ile 2020'de samimi oldum. Galatasaray'ın yurtdışında maçlarına gittik. Tanıştığımda son derece lüks ve şatafatlı bir hayatı vardı. Hemen her akşam pahalı restoranlarda arkadaşlarıyla yemek yerdi" diyor. Velhasıl yiyebilir, gezebilir çünkü yıllardır firma sahibi, işler yapıyor.
11:53
Emrah'ı çok daha eski tanıyan ve tutuklanınca itirafçı olan bir diğer samimi arkadaşı Adnan Bıçakçı da onunla ilgili paralel anlatımlar yapıyor: "Emrah'ı 15 yıldır tanırım kendisiyle Kıbrıs'ta kumarhanede tanıştım. Dostluğumuz yurt dışı seyahatlerinde kumar oynama üzerine gelişti." Yine tanıklar şahsın pahalı saat koleksiyonundan bahsetmişti.
11:53
Hem bu ifadeler hem de Emrah'ın 2021 öncesi MASAK raporuna baktığınızda Porsche, RangeRover gibi lüks araçlara sahip olduğunu görüyoruz. Burada anlattığım ve MASAK raporu ve beyan delilleriyle ortaya koyduğum durum şudur: Bu şahıs 2021'de benim yanıma gelmeden önce zaten iyi bir yaşamı olan biri. Demek ki işinde gücünde para kazanıyor ki, saat de alıyor, yurt dışında kumarda oynuyor, maçlara da gidiyor, lüks araçlar da alıyor. Ağaç kovuğundan çıkmamış yani.
11:59
4 Mart 2025 tarihli, eylem 105'te kamu zararı olarak yer verilen ihalenin alt taşeronlara ihale etmesi Mart ayının 20'si ile 30'u arasında olur en erken. Eylem 106'daki sözleşme tarihi 26 Şubat 2025.
11:59
Değerli Başkanım, ben 19 Mart'ta gözaltına alındım, tutuklandım. 2025'i cezaevinde geçirdim. Bu iki ihalenin işleri yapıldı mı, yapılmadı mı, yapıldıysa ne kadarı yapıldı? Eminim ki Medya AŞ ile ilgili buradaki hanımefendilerin bile bilgisi yoktur. Benim de yok.
11:59
Ama biz cezaevindeyken savcılık bize buradan da kamu zararı yazmayı bilmiş. Tutuklandığımızda dağıtılan ihalelerin yapılışını, zararını Kasım 2025'te bu iddianameye nasıl yazabildiniz de 105'te 130 milyon lira zarar, 106'da 204 milyon lira zarar yaratıyoruz? Nasıl yaptınız siz bu hesabı? Hangi veri, hangi hesap?
12:03
Emrah bile kendisini savcılar kadar abartamazdı.
12:03
Bu iddianamenin içeriği nesiller boyu anlatılacak.
12:13
Her türlü itham yapıldı, yüzlerce milyonluk ihalelerin organizatörü dendi. Rüşvet desen onda, ihaleye fesat onda. Birincisi belirttiğim gibi şahsın tek şirketi 2022'den itibaren Karpuz Danışmanlık, İBB ya da iştiraklerinden hiçbir ihale almamıştır.
12:13
Bu kişi, İstanbul Üniversitesi İletişim mezunu. İş alanı da bu odak. Ben yolsuzluk yapacak olsam, Pınar Türker yerine onu neden Genel Müdür yapmayayım? Yetkim var, profili de uyuyor. Hadi, Genel Müdür yapamadım, Genel Müdür Yardımcısı yapardım, Medya A.Ş.'nin. Neden dışarıdan alengirli iş yapsın. İçeriden daha kolay yapardı öyle değil mi? Paralel yapılanma iddiası tamamen geçersizdir.
12:13
Dahası bu şahsın kız kardeşi de bu dosyada sanık yapıldı. Şirketine de TMSF kayyum atadı. En derinlemesine servet araştırması yapılanlardan biri. Emrah Bağdatlı için iki ayrı MASAK raporu istendi ikincisi 5 Ocak 2026 tarihli, o kadar yeni yani.
12:13
Peki bunca usulsüzlük yolsuzluk yaptığı iddia edilen Emrah'ın mal varlığı ne? İddianameden okuyorum 2023'ten 2 aktif tapu. Bir mesken, bir dubleks mesken. Kendine ait aracı yok şirketine ait 6 adet araç var.
12:13
Şimdi mesken var mesken var, neymiş bu meskenler? Acıbadem'de 1+1 daire. Dubleks mesken de İğneada'nın bir köyünde 60 metrekare ev. MASAK raporu ikisine toplam 20 milyon TL değer biçmiş. Beşiktaş'ta 1+1 ev anca alınır herhalde bu parayla.
12:13
Gelelim 6 araca, hepsinin toplamına yani 6 araca 8.5 milyon lira değer biçilmiş. Hatta 7.5 milyona toplu halde elden çıkarılabilir demiş rapor. Bir de 6,5 milyon değerinde teknesi var, diyor MASAK raporu! Bu kadar tüm malvarlığı!
12:15
Dün AKP döneminde 5 ayda 600 milyon lira ihale alanlardan bahsettim. O adamlar geziyor, Emrah'ı şeytan yaptılar.
12:15
E şimdi ben de yapılacak işte bir arkadaşımın daha önce edinmiş tecrübesi, bilgisi varsa ona danışmayayım mı? İş yapmak için firmalara ihtiyacımız olduğunda insanlara danışmayayım mı?
12:15
Şu an herkes Emrah'tan fellik fellik kaçıyor da normalde onu tanıyana Emrah dedin mi herkesin yüzünde tebessüm oluyor. Adam neşeli, esprili, sevimli bir insan. Bu katı, bu bulanık, bu kötü dünyada, herkesin birbirini karaladığı dünyada benim için neşeli bir insan, ben neşeli insanları da seviyorum.
12:21
İBB Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu, Ekrem İmamoğlu'na ait olduğu iddia edilen ancak yıllardır kullanılmadığı ortaya çıkan telefonu sakladığı iddiasıyla aylarca hapsedildi.
12:21
Savcılığa göre örgüt yöneticisi ve 30 iştirak şirketinden sorumlu Ertan Yıldız'ın sır telefonunu saklayan Fatih Türk'e kimse hesap sormuyor. Kimse Fatih Türk'ü merak etmiyor. Sakladığı telefon dahi merak edilmemiş. Fatih Bey 16 Temmuz 2025'te telefonu davet üzerine teslim etmiş. Ertan 12 Ağustos'ta ifade vermiş, telefonunun şifresini bile sormamışlar. Bazı telefonlar çok merak edilir, insan tutuklatır. Bazı telefonlar da ise hayat farklı akar. Neden?
12:25
Eylem 13 bakımından, dosyada yer alan suçlamalar ile somut veriler arasında ciddi çelişkiler var. Suç tarihi olarak gösterilen 2022 ile 2024 arasında bu işin sorumlusu kimdi? Ertan Yıldız'dı. Peki neden sanık değil?
12:25
Eyleme ilişkin e-posta trafiği ve IP kayıtlarında benim adıma rastlanmıyor, buna karşın Ertan Yıldız'ın izleri bulunuyor. Maillere bakıldığında benim adım yok, IP kayıtlarında ben yokum ama Ertan Yıldız var. Buna rağmen ben yargılanıyorum.
12:25
Bu dosyada sorumluluk ve suç isnadı bakımından çifte standart uygulanıyor. Neden Murat Ongun sanık da Ertan Yıldız değil?
12:30
Vay be dedirten bir iddia. Çok sayıda suç sıraladılar ve her verinin Erol Özgüner'le irtibatlı Çekino firmasına sızdırıldığını iddia ettiler. Savcılık diyor bunu. Erol dört kez ifade vermiş, tamam. Peki Çekino firmasının sahibi veya bilişim yetkilileri ifade vermiş mi? Hayır! Oysa iddia edilen suçun en önemli tarafı bu firma.
12:30
Çekino çalışanı diye Hüsnücan Şen diye birinin ifadesi alınmış, iddianamede var. Oysa şahıs, Çekino firmasının alt taşeronunun alt taşeronu. Hüsnücan Şen. Bir başka şirketin ortağı. Çekino ile ilgisi yok.
12:30
Yine, İBB'ye bağlı İSPER'in 19 yıllık çalışanı Mehmet Çağlar Kuru'nun, Çekino çalışanı gibi ifadesi alınmış. Onun da Çekino ile hiç ilgisi yok. Tahliye de oldu malum. Bu kadar yanlışlık pek tesadüf gibi durmuyor.
12:30
Bakın 11 milyon İstanbullunun verisinin sızdırıldığı iddia edilen Çekino firmasından kimseyi savcılık merak etmemiş diyorum. Tuhaf değil mi? Çekino'nun şirket merkezi basılmamış, arama yapılmamış, dijital materyallerine el konulmamış. O şirketten kimse ifadeye alınmamış. Acaba Çekino'dan çekinen mi var, diye merak ettim. İster istemez savcılığın merak etmediği şeylere ilgi başladı ben de.
12:30
Sahi bu Çekino firması kimindir, arkasındaki güç nedir de tereyağından kıl çeker gibi bu eylemden çekilip alınmıştır? Savcılığı ne durdurdu bilmem. Ben, şahsi araştırmamı yaptım. Çekino'nun gayri resmi sahibi olarak Ankara Bilişim çevrelerinde zikredilen bir isim var. Çok önemli bir kişi. Yine aynı cenahtan çok içerden biri. Çok yakın, çok güçlü.
12:30
Ama ben müfteriler gibi kanıtlayamayacağım konuları ifşa etmem. Sadece acaba bu kişi mi, Çekino'nun incelenmesini önledi diye şüphe ederim. Şüphemi beyan ederim. Çünkü iddia deve dişi gibi.
12:30
Belki savcılık makamı; Erol Özgüner'e yaptığı gibi Çekino firmasının ilgililerine de suç duyurusunda bulunur. Biz de onları dinleriz. Bakalım, savcılığın bu ağır iddiasına ne diyecekler? 11 milyon kişinin sandık verisini almışlar mı, almamışlar mı öğreniriz.
12:34
Bayram Yıldırım'ın 3 Temmuz 2025 tarihli ifadesini okuyorum: '19 Mart operasyonu sonrasında Ertan Yıldız'a ait olan ve ele geçirilemeyen iki telefon vardı. Telefonlardan biri bende, diğeri Fatih Türk'teydi. Bendeki telefonu ve SIM kartı kırıp kanalizasyona attım. Fatih Türk kendisindeki telefonu ne yaptı bilmiyorum. Bu telefona ait numaralardan biri 532 259 07 66, diğeri yabancı bir ülkeye ait numaraydı.'
12:34
İstanbul Senin uygulamasına ilişkin 13. eylemde, iddianamede dayanak gösterilen ses kaydında benimle eski Kültür AŞ Genel Müdürü Serdal Taşkın'ın yer aldığı öne sürülüyor. Serdal Taşkın, Kasım 2020'de görevden ayrıldığına göre bu kayıt en geç 2020'ye ait olabilir ama iddianamede suç tarihi için 2022 deniyor. Ses kaydı başka tarihe ait, suçlama başka tarihe kurulmuş.
12:34
Etkin pişmanlıkçı İBB Bilgi İşlem Daire Başkanı Erol Özgüner ile uygulamayı geliştiren şirketin temsilcisi İsmet Koyun'un ifadeleri tarihlerle çelişiyor. Dosyadaki tüm ifadeler, benim sürece 2024 yılında ve yalnızca tanıtım amacıyla dahil olduğumu gösteriyor. Buna rağmen suç tarihi 2022'den başlatılarak burada da sanık yapıldım. Üstelik dosyadaki ifadelere göre bu konu hakkında 2022-2024 döneminin sorumlusu Ertan Yıldız olmasına rağmen o sanık değil, ben sanığım. Bu çelişkiyi anlamak mümkün değil.
12:34
Değerli heyet, Kadriye Hanım telefonu sakladığı iddiası için delil saklamadan ve örgütsel bağlılıktan bir yıl tutuklu kaldı. Delil niteliğindeki telefonu kırıp attığını beyan eden Bayram Yıldırım serbest. Erol'a verilen telefon Ekrem İmamoğlu'na ait olduğu için Burcu, Melih, Kadriye yargılanıyor.
12:34
Bayram bu bilgiyi 3 Temmuz tarihinde vermiş, ek dosyaları taradım. 3 Temmuz'da bu bilgiyi veriyor; Fatih Türk beyefendiye 16 Temmuz 2025'te, 13 gün sonra emniyete davet etmişler, ifade almaya değil. 'Telefonu getirir misiniz?' demişler. Fatih Bey de 16 Temmuz'da getirmiş, bu gizemli telefonu vermiş.
12:34
Fatih Bey'e şunu dememişler: 'Şifresini de verir misiniz? İçinde ne var ne yok bakalım. Ertan Yıldız'ın gizlenen telefonuymuş.' dememişler. Şifreyi de vermiyor.
12:34
Ne zaman veriyorlar şifreyi? 40 gün sonra, 25 Ağustos 2025'te, ek tutanaklarda var, şifreyi de söylüyor: 3 3 4 4 5 5.
12:34
Değerli başkanım, Ertan Yıldız'ın bir etkin pişman ifadesinin tarihi 12 Ağustos. Bu telefonu niye merak etmiyorsunuz da 25 Ağustos'ta şifre soruyorsunuz? Hadi 16 Temmuz'da Fatih Türk'e sormadınız. 'Benim değil, bilmem.' demiş olabilir. 'Bana verdi, böyle kapalıydı.' demiş olabilir, anlarız.
12:34
Ertan Yıldız gelmiş 12 Ağustos'ta, deseniz ya ona: 'Şu telefonun şifresini ver bakalım. Bu İBB'deki büyük yolsuzluklar hep iştirak şirketleri etrafında dönüyor. Sen de 30 tane iştirak şirketinin başındasın. Bakalım biz bu telefonu bir inceleyelim, dijital materyalleri.' dememişler.
12:34
Bazı telefonlar çok merak edilir, insanı hapse attırır; bazı telefonlarda hayat farklı akar. Madem İBB soruşturmasında delil arayıp da bulamıyorlar, neden örgüt yöneticisi Ertan Yıldız'ın telefonunu merak etmiyorlar?
12:34
Bu arada merak edenler için söyleyeyim; 3 3 4 4 5 5 nolu şifrenin verildiği 25 Ağustos'taki telefon açılıyor, emniyet tutanağı mevcut ek dosyada: telefonumuz bomboş, içinde hiçbir veri yok.
12:39
İddianameyi yazan savcılarımızın beyanı: 'Vatandaşların verilerini hukuka aykırı şekilde toplama ve işleme, verileri siyasi manipülasyon amacıyla kullanma, İBB verilerini Ekrem İmamoğlu lehine yönlendirme, kişisel verilerin darkweb'de satılmasına, verilerin yurt dışına gönderilmesine, 11 milyon vatandaşımızın sandık verilerini çalıp, İBB Hane isimli uygulamaya işledikleri, soruşturma dosyası kapsamında şüpheli Erol Naim Özgüner ile irtibatlı olduğu tespit edilen Çekino Savunma Elektrik ve Bilişim A.Ş.'ye sızdırdıkları anlaşılmıştır.' Özet; her şeyi Çekino A.Ş.'ye sızdırmışız! Vay be! Dikkat edin, bu bir iddia.
12:39
Normalde ne olur? Çekino firması basılır, dijital materyallere el konulur. Sahibi, bilişim sorumlusu ilgili kim varsa, bize yapılan gibi, onlar gözaltına alınır, savcılık sorgusuna götürülür. İnandırıcı bulunmazsa etkin pişmanlar yaratılır. Sistem böyle işliyor ama bu arkadaşlara işlememiş.
12:40
Emre Erciş, Mehmet Türk ve Fatih Türk'ü bir şebeke olarak adlandırdı, Ekrem İmamoğlu'yla ortak olduklarını iddia etti. Oysa söz konusu isimler Adalet Bakanı Akın Gürlek'le ahbap. Mehmet ve Fatih Türk isimli insanları iyi tanıyan biri var. O da Sayın Adalet Bakanımız. Ben bizzat Mehmet Türk'ten, Akın Bey'le iyi ahbap ilişkisi olduğunu, dinledim.
12:40
Acaba Ertan'ın itirafçı olarak devşirilmesinde, iddia makamının dostu Türk ailesi etkili oldu mu?
12:43
Burada Güldem Şık'ın ofisinden 2 şirket kaşesi çıktı diye kızcağıza 40 soru sordunuz. Bu adamın ofisinden 38 kaşe çıktı, neden serbest?
12:46
Palazoğlu kardeşler ifadelerinde birbirlerini suçluyor. Adam kardeşine kıyıyor. Karakter bu.
12:48
Fatih Türk merakım, hal böyle olunca çok daha arttı ve araştırdım. Bu kez daha ilginç bilgilere, ya da iddialara diyelim, ulaştım. İddianın kaynağı; savcılığımızın sosyal medyadaki yılmaz savunucusu Emre Erciş. Operasyondan günler önce yazdığı tutuklama listesi %99 başarıyla tutan arkadaş. Bir Yiğit Oğuz Duman'ı tutturamadı listesinde.
12:48
İşte bu Emre Erciş, Fatih Türk'ü de yazmış. Oradan okuyorum: 'Mehmet Türk-Fatih Türk kardeş. Mehmet Türk eski Ak Parti Beylikdüzü İlçe Başkanı. Ekrem İmamoğlu ile de dost. Sahipleri oldukları firmalar Ocak 2022-Ağustos 2024 arası İBB ve iştiraklerinden 926 milyonluk ihaleler aldı.' Allah Allah.
12:48
İmamoğlu ile dostlar, ihaleler almışlar, Ertan'ın gizemli telefonunu saklamışlar, koli içinde telefon-tablet vermişler ve hala merak edilmiyorlar. Çok çarpıcı, değil mi? İmamoğlu'na selam veren gözaltına alınırken, bu arkadaşlar çok rahat. Çok özgür. Şüphelenmemek ne mümkün!
12:48
Bu Emre Erciş, Mehmet-Fatih Türk kardeşleri bir network yani şebeke olarak adlandırıyor. Bu tabloyu da yayınlayan o! Haberinde Ataköy'de bir adres veriyor. Burası için şebekenin merkezi iddiasında bulunuyor. Dahası, Ertan Yıldız'ın Erta İnşaatcılık firmasının da, Ocak 2020'de bu adrese taşıdığını söylüyor. Bir çarpıcı delil daha. İşveren ile iş alan aynı adreste! Ertan ile aynı adreste çalışıp ihale almışlarsa, gerçek bir skandal!
12:48
Emre Erciş'ten sonra SonNoktaTv isimli bir internet haber sitesinde de Türk kardeşler için benzer bir haber yapılmış. Maf Bilişim ve Melen Teknoloji'nin yanı sıra, Capture Bilgisayar Bilişim'in de iştiraklerden 101 milyon ihale aldı diyor. Sonra Otto Akıllı Şehircilik isimli firmanın da İBB iştiraklerinden 67 milyon TL ihale aldığını yazıyor. Bu firma da onların Emre'ye göre.
12:48
Bitmiyor. Winet Bilgisayar ve Formelnet Bilişim isimli firmalardan bahsediyor. Formelnet, Mehmet Türk'ün oğlunun şirketi. O da iştiraklerden 17 milyonluk ihale almış. Winet Bilgisayar ise Mehmet Türk'ün damadı Alican Fersan'ın şirketiymiş. O da iştiraklerden 41 milyonluk ihale almış.
12:48
Emre Erciş daha iri ihaleler de yazmış. Maf Bilişim ve Melen Teknoloji iştiraklerden 926 milyon TL ihale almış. Savcılığın gözde kalemi Emre Erciş belgeyle yazıyor. Bu şirketlerin sahibi de Nevşehir ikametgâhlı Mehmet Türk'ün yeğeni Serdar Özhan. Mehmet Türk, kardeşi Fatih, oğlu Mustafa Furkan, damadı Alican Fersan, yeğeni Serdar Özhan, İBB iştirak ihalelerinin adeta abonesi olmuş. Yüz milyonlarca liralık ihale kazanmışlar. Üstelik tamamını, aynı adreste firması bulunan iştiraklerden sorumlu danışman Ertan Yıldız döneminde almışlar.
12:48
Ertan'a suç atfı yok yok! Türk ailesine suç atfı yok! Kim şeytan? Emrah Bağdatlı şeytan. Murat Ongun şeytan. Fatih Keleş şeytan. Bunlar savcılık meleği.
12:48
İddia makamına yakın olduğu intibası veren gazeteci, Ertan Yıldız'ın resmi sorumlu olduğu iştiraklerle, Türk ailesinin ihale zincirini yazıyor, savcılık es geçiyor. Bu Ertan'ı, konu mankeni olarak mı örgüt yöneticisi yazdılar diye merak ediyorum. Toz kondurmuyor savcılık adama.
12:48
İmamoğlu'na selam veren yanarken, Türk ailesine kimse dokunmadı. Yılan hikayesi gibi bir olayın kahramanları olan Ertan Yıldız ve Türk ailesi güle oynaya özgürlüğün tadını çıkarıyor.
12:48
Evet Mehmet Türk ile Sayın Gürlek'in samimi bir tanışıklığı vardır. Mehmet Türk söyledi bana bunu. Fatih Türk de Mehmet Türk ile çalışan kardeşidir. Asıl patron abi Mehmet tabii ki. Böylece, soruşturma gadrine uğramamış olabilirler mi?
12:55
Bu ülkeye bir kast sistemi geldi de, Ak Parti ve iktidarla yakınlığı olanlar dokunulmazlık mı kazandı? Adalet Bakanının iyi tanıdığı bir aileden olmak, dostu, hemşehrisi olmak, dokunulmazlık mı kazandırır oldu?
12:55
Bu anlattıklarımın kanıtı iddianamede var, biliyorsunuz. Malum, imzalı ve imzasız 2 iddianame yayınlandı. İmzasız iddianamenin 69. sayfasında bir paragraf var. Yurtdışından gelen finansmanın bir kısmının aktarıldığı iddia edilen şirketleri yazmış savcılarımız. Okuyorum: Otto Akıllı Şehircilik, Maf Bilişim-Yazılım, Mişel Organizasyon, BBM Büyük Baskı Merkezi, İlt. P. San. Tic. A.Ş.
12:55
Bu 5 şirketin sahibi de örgüt üyesi değil. Dahası 4 şirket sahibi hiç suçlanmıyor, sanık değil. Mişel'in sahibi de ifade bile vermemiş. Tek eylemden tutuksuz sanık.
12:55
Değerli heyet, ekranda imzalı ve imzasız iddianamelerin aynı sayfasını görüyorsunuz. Dikkat ederseniz İlbakların BBM'si, Türk ailesinin Maf Bilişimi – Otto'su imzalı iddianameden özenle çıkarılmış. İlbaklarla, Mehmet Türk ve ailesi de buharlaşmış.
12:55
Bu tercihin sebebini ancak iddianameyi yazanlar bilir. Lakin, bir iddianamenin adamına göre nasıl suç ürettiğine dair artık tesadüf sayılmayacak bir tuhaflıklar silsilesiyle karşı karşıyayız. Buradan Ak Partili yöneticilere ve Sayın Cumhurbaşkanı'na sesleniyorum. Bunca tuhaflığa rağmen siz de 'gaye, vasıtayı meşru kılar' tarafında mısınız?
12:57
Halk TV'nin sahibi Cafer Mahiroğlu'na ait villanın bazı kaçak bölümlerinin de olduğu ve yıkılmadığı iddiası var. Elçin Karaoğlu belgeleriyle burada bunları mahkemenize sundu. Her şeyi ortaya koydu, çok net izah etti. Elçin Bey'in sunduğu tüm delillere ve belgelere katılıyorum. Benim için de kullanılmasını talep ediyorum.
12:57
Bu eylemde suçlanan kişiler Ekrem Başkan, Elçin Karaoğlu, Yakup Öner ve benim. Değerli Başkanım, Ekrem Bey bizim başkanımız. Yani Özel Kalem Müdürü arar, 'Murat Bey merhaba, Ekrem Bey sizi şu saatte şurada bekliyor.' der. Eğer Özel Kalem konuyu da söylerse, çalışır giderim. Ne olacak? Ekrem Bey beni çağırdı. Belediye başkanı beni çağırıyor. Ben oraya gideceğim herhalde, o benim ayağıma gelecek değil.
12:57
Elçin Karaoğlu ve Yakup Öner de bizim çalışma arkadaşlarımız. Çoğu zaman aynı mekânda bulunduğumuz arkadaşlarımız. Şimdi bu üç insanla benim aynı yerde baz vermem, sanki delilmiş gibi oraya konmuş. Ama ne konmamış? Cafer Mahiroğlu'nun baz kayıtları. O ne olacak? İddia makamı gitmiş, benim başkanımla ve üç çalışma arkadaşımla aynı bazda olmamı delil diye koymuş. Yani biz dördümüz bir araya gelince her zaman Cafer Mahiroğlu'na kıyak mı yapıyoruz? Mantıken böyle bir genelleme çıkıyor.
12:57
Değerli Başkanım, şimdi önemli bir yere geliyorum. Artık vahametini anlayacağınızı düşünüyorum. İddia makamı beni hedef almak için olmayan şeylerden suç üretme çabası sergiliyor. Ama beni özel bir hedef hâline getirdiğinin artık inkâr edilemez bir göstergesi var. Gerçekten bardağı taşıran, bıçağın kemiğe dayandığı nokta bu.
12:57
Şöyle ki; bu eylemde suçlanma sebebi, itirafçı Yakup Öner'in beyanında adımın geçmesi. Yakup Öner itirafçı olunca şu beyanı veriyor: 'Cafer Mahiroğlu'nun eviyle ilgili bu konuyu başkanla konuştuğumuzda, başkan "Bu konu önemli, bu konuyu Murat Ongun'la birlikte değerlendirin, öyle karar verin." dedi. Murat Ongun'la konuştuğumuzda kendisi, "Bize destek veren tek kanal bu. Bunun üzerine nasıl gideceğiz?" dedi.'
12:57
Şimdi Yakup'un itirafçı ifadesi bu kadar, Değerli Başkanım: 'Bize destek veren tek kanal bu. Bunun üzerine nasıl gideceğiz?' Ben Yakup'la böyle bir konuşma yapıp yapmadığımı hatırlamıyorum. O yüzden 'Bunu dedim.' diyemem. Demiş de olabilirim; bende yalan yok. Demiş de olabilirim ama hatırlamıyorum. Diyelim ki dedim. Yakup'a 'Bize destek veren tek kanal bu. Bunun üzerine nasıl gideceğiz?' demiş olayım.
12:57
Peki eylemin değerlendirme bölümünde savcılarımız, Yakup Öner'in ifadesinde benim dediğimi nasıl kaleme almış? Şöyle diyor: 'Yakup Öner'in şüpheli Murat Ongun'la yaptığı görüşmede, Cafer Mahiroğlu'nun kendilerine destek veren tek kanal Halk TV'nin sahibi olduğu, Cafer Mahiroğlu'ndan nasıl rüşvet talep edeceklerini söylemesi üzerine Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün işlem yapmadığı anlaşılmıştır.'
12:57
Başkanım, Yakup'un dört ya da beş ifadesi var. Ben hepsini okudum. Yakup Öner'in ifadelerinde 'Cafer Mahiroğlu'ndan nasıl rüşvet talep edeceklerini söylemesi üzerine Boğaziçi İmar Müdürlüğü işlem yapmadı.' diye bir ifade yok, Değerli Başkanım. Savcılarımız bunu hangi gerekçeyle, sanki söylenmiş gibi buraya koyabiliyor ve beni rüşvetle suçluyor? Yakup Öner'in söylediği şu: 'Bize destek veren tek kanal bu. Bunun üzerine nasıl gideceğiz.' Nokta. Söylediği bu. Ama buraya 'Cafer Mahiroğlu'ndan nasıl rüşvet talep edeceklerini söylemesi üzerine...' diye ekleme yapılmış. Yani ben bunu Yakup'a söylemişim gibi yazılmış ve bunun üzerinden 'Boğaziçi İmar Müdürlüğü işlem yapmamış.' deniliyor.
12:57
Başkanım, herhalde bizi anlıyorsunuz. Gerçekten anlıyorsunuz. Burada bize yapılan kolay değil. Bir savcı nasıl böyle bir cümleyi ekleyebiliyor, ben bilmiyorum. Eğer adalet böyleyse, kapatalım dükkânı. Böyle bir adalet olamaz. Bunu yapanların hepsi de terfi ettirildi, makam sahibi yapıldı, Değerli Başkanım.
13:07
'Etkin pişmanlıktan' yararlanan Muhittin Pazaloğlu üzerinden konuşuyorum. 'Mişel' olarak anılan firma gerçekte Muhittin Pazaloğlu'na ait. Şirketin resmi sahibi olarak görülen Fatih Işıkay'ın ise dosyada ifadesi bulunmuyor. Ne iddianamede ne de eklerinde Fatih Işıkay'ın ifadesine rastlayamadım. Buna rağmen kendisi tutuksuz sanık.
13:07
İddianamede başlangıçta 'örgüte finans sağlayan firmalar' olarak gösterilen bazı şirketler daha sonra dosyadan çıkarıldı. İddianamede açıkça bu firmaların yurt dışından gelen paralarla örgüte destek verdiği yazıyor. Ancak tıpkı İlbak ailesinde olduğu gibi bu firmalar da bir anda buharlaştı. Otto, Maf gibi şirketler listeden çıkarılmış; yerlerine MedyaGold, Kreatif, Karbonat ve 321 gibi firmalar eklenmiş.
13:07
Özellikle '321' isimli şirketi örnek vereyim. Bu firma daha önce 'örgüt firması' olarak değerlendirilmemişti, ancak yeni listede bu şekilde yer alıyor. Daha önce örgüt firması değil denilen bir şirket şimdi nasıl bu listeye giriyor?
13:07
Bu firmaları kim çıkardı, yerlerine bu firmaları kim koydu? Resmi, damgalı iddianamede bu değişiklikler nasıl yapıldı?
13:17
Etkin Pişman olan ve çalışanlarını da yalan beyana zorlayan iş insanı Muhittin Palazoğlu ifadesinde şöyle diyor: 'Usulüne uygun yaptığım inşaata Tuzla Belediyesi hiçbir şekilde iskân vermiyordu. Murat Ongun'dan randevu aldım, uğradığım haksızlığı anlattım. Tüm işlerimin zora gireceğini hatta iflasla karşı karşıya olduğumu anlattım. Murat Ongun bana yardımcı olabileceğini ancak birtakım hususlarda dediklerini yapmam gerektiğini söyledi.'
13:17
Peki ben kendisine yapacağım bu dev kıyak karşılığı ne istemişim: 'Sen Kültür A.Ş. ihalelerine gireceksin, şirketler bulup faturalar keseceksin, gelen paraları bizim söylediğimiz şahıslara teslim edeceksin.' demişim. O da 'bu benim ticari felsefeme aykırı' demiş ama batmamak için kabul edip Deniz Dörtyol isimli çalışanını güya bana yönlendirmiş.
13:17
Yazık. Adamın iflasının önlüyor, milyarlarca liralık işini çözüyorum, hem de rüşvet diye adama milyonlarca liralık ihale veriyorum. Çok tuhaf bir durum. Tam bir win–win hikayesi bu. Tüm winler onda. Rüşveti sözde ben istiyorum ama kazanan o. Efendim, ticari felsefe diyen bu ailenin sahte fatura dünyasını bu iddianamedeki beyanlarda çok sık görebilirsiniz. Sahte fatura düzenlediğini kabul eden herkesin en önemli müşterisi imiş meğer bunlar. İddianame ile öğrendik. Sahtelikleri, kendi menfaatleri için, İBB ile ilgisi yok. Beyanlar ortada.
13:17
Bir de, şahıs sözde zorla kabul ettiği ihale işleri nedeniyle eşimin şirketinden de hediyelik ürün almak zorunda kalmış, öyle diyor. Hayatımda ilk kez, zorla ihale aldım diyen birini duydum. Zorla ihale almak tanımına TCK'da düzenleme yapılmalı.
13:17
Buna göre; suçlanan şüphelilerden, Emrah Bağdatlı'nın tehditvari bir mesajıyla 10 Aralık 2024'te 500 bin lira değerinde 200 adet tasarım tespih satın almış. Eşim de bu satışı için suçlanıyor. Rüşvet ve aklama suçu falan demiş savcılar bu ticarete. Bu tarih eşimin şirketinden, kurumsal yılbaşı hediyesi olarak 200 tesbihin satın alınma tarihi. Tarihten, içerik belli zaten.
13:17
İtirafçı Muhittin Palazoğlu'nun profili, beyanlarının tutarsızlıkları, sahte fatura operasyonlarını, sahte faturacısı Ahmet Çiçek'in evini basıp onu darp etmesi gibi konular ifadelerde sabit.
13:17
İddia makamı şuna inanmanızı istiyor. Muhittin Palazoğlu ifadesinde belirttiği gibi Tuzla'daki inşaat projesi için kamu bankası Halkbank'tan 5-6 yıl önce 3.089.000.000 TL kredi kullanmış. Üçte biri olarak 1 milyar TL de kendi öz kaynağını işe dahil etse karşımızda, 4 milyar liralık devasa bütçeli bir inşaat projesi var. Bugünün parasıyla 10 milyarlık iş. Tuzla belediyesi de 2024 Mart seçiminde CHP'ye geçmiş, sözde buna iskân vermiyor. Kendi beyanına göre milyarlarca liralık bu iş dahil, tüm işlerinde batma riskiyle karşı karşıya. İskan alamadığı için.
13:17
Bana geliyor. Ben hem milyarlık sorununu çözüyorum, bu da yetmiyor on milyonlarca liralık ihaleyi Muhittin ve adamlarına hediye ediyorum, öyle diyor. Yani, iskan işini çözüp yoluma bakma kolaylığı varken bir de adamla tuhaf bir ihale sistematiğine giriyorum.
13:17
Ve tüm bu dev kıyakların karşılığında, eşim, el emeği tasarımıyla günlerce kuyumcu titizliğiyle üretip yaptığı 200 tesbihi yılbaşı hediye kutusuyla 500 bin TL'ye bu firmaya satıyor. Böylece milyarlık kurtuluşu, tespih bileklik rüşvetiyle hallediyorum. Tespihler gerçek mi gerçek. 200 tespih kutusuyla yollanmış. Eşimin, abartalım 500 bin liralık ticarette 400 bin TL kar ettiğini düşünelim. Milyar milyarlık işin rüşveti 400 bin lira mı olur? 400 bin liraya mı ticari yaşamını kurtardım? İddianamenin başında kapı gibi, sözde örgüt komisyonumuzu yazmış savcılar yüzde 10-15 demişler. Benimki 10 binde 1 olmuş.
13:17
Adamın kurtardığı işini görelim ki 200 tespihe, takıya nasıl tav olmuş bir avanağım herkes görsün. Herkes dalga geçsin benimle. Projenin web sitesinden bu görseller. En küçük yalı dairesi 3,5 +1-214 metrekareymiş. Şimdi satış fiyatlarını görelim ve aklınıza tespih de gelsin. Bunlar 1 ay önceki fiyatlar: 3,5 +1 =88 milyon, 4,5 +1 = 115 milyon, 5,5 +1 =340 milyon TL.
13:17
Bu tiplerde toplam 160 civarında daire var. İşte ben bu projeyi kurtarıyorum. Bu yetmiyor Muhittin'e zorla, tehditle, milyonlarca liralık ihalede hediye ediyorum. 200 tespihe, takıya de tav oluyorum. Yani değil hayatın olağan akışına uygunluk; burada rüşvet suçlaması açısından adeta hayatı bükmüşler.
13:18
Size savunmamın başında, bunca iddiaya rağmen benim, eşimin, birinci, ikinci derece yakınlarımın mal varlığında hiçbir artış olmadığını söylemiştim. Hatta halk diliyle dersek 'Avanak mıyım ben Sayın Başkan?' demiştim. Şu manzara ortada.
13:18
Rüşvet demek, işi yaptırıp parayı vermek demektir. Şimdi ben bunun işini çözmüşüm ya. Benim karıma da almışlar 200-300 tane şey, 1 milyon liralık ticaret yapmışlar benim karımla. O da rüşvet olmuş ya, peki...
13:18
MASAK raporunda var değerli Başkanım. Benim eşimin şirketinden, 3 yıllık şirket, şimdi 4 oldu, biz tutuklanana kadar geçen 3 yılda ne kadar para çekilmiş? Eğer böyle rüşvet aldıysam şirket hesabına yapmış, bu para orada var: 11.500 lira çekmişiz 3 yılda. Hani rüşvet? 253.000 lira kar etmiş eşim ticaretinden. 11.500 lira çekmiş 3 yılda firmasından, hangi rüşvet?
13:18
Yani nasıl bir kin, nasıl bir öfkeden gelindi? Benle de yetinmediler. Üç kez benim evimi bastılar, eşime ev hapsi, kardeşim gibi gördüğüm bacanağıma hapis cezası... Ne yaptım ben size ya? Kim benden bu kadar nefret eder, ben anlamadım.
13:20
Burada Muhittin Palazoğlu ile ilgili bir bölüm açmak isterim. Şahıs ifadelerinde kendisini bazı işlere zorladığımı iddia ediyor. Oysa aksine kendisi her şeyi yapmaya teşne biridir.
13:20
Bu yüzden sık sık adına bilgi diyelim dedikodu diyelim çeşitli söylemleri bana getirmek için yarışırdı. Amacı da göze girip işler almaktı. Bilgiler hep Ak Parti ve devletin üst makamları ve erkek evlatları ile ilgiliydi.
13:20
Muhittin bana, babasının Refah Partisi Bolu İl Başkanlığı'nı kuran ve ilk il başkanı olan kişi olduğunu söyledi. Bu yüzden Sayın Cumhurbaşkanı ile aralarında babasından kaynaklı yakınlık olduğunu söylerdi. Babası, hocasıymış. Hatta Tuzla'daki projesini Sayın Cumhurbaşkanına da sunmuş. Cep telefonunda ziyaret ve Sayın Cumhurbaşkanı'nın projeyi incelediği fotoğrafları bana gösterdi.
13:20
Bana aynı gün, Sayın Cumhurbaşkanının özel cep telefonu numarasını verdi. Saat 21:30–22:00 gibi telefonuna bakar. Bu telefona SMS atabilirsiniz dedi. WhatsApp kullanmadığına sadece SMS kullandığına kadar detay anlatıyordu. 'Cumhurbaşkanına ben niye mesaj atayım' dedim. 'Bulunsun' dedi.
13:20
Bu şahsın bana verdiği diğer özel bilgileri isterseniz yazılı olarak Mahkemenize sunacağım. Devlet büyükleri ve evlatları ile ilgili detayların burada dile gelmesini doğru bulmuyorum. Onların hukukunu korumak adına. Bu adamı zorlamış mıyım, yoksa Ak Parti'nin İrlandalısı mı? böylece karar verebilirsiniz.
13:20
Ben çok kritik görevdeki devlet büyüklerine, çocuğunuz bununla ilişkisini kessin, ağzı çok gevşek diye tweet attım. Sorunlu anlatımları var. Devlet benim X hesabımı kapatarak önlem aldı. Halbuki Muhittin'in ağzını kapatmalıydılar. Şimdi ben bu yüzden başka bir davada 7 yıla kadar hapisle yargılanıyorum.
13:20
Tekrar tweetteki gibi hatırlatayım. Sayın Hakan Fidan, oğlunuzu bu adamdan uzak tutun. Sayın Cumhurbaşkanı, babası hatrına vefa gösterdiğiniz bu adamın sizin ve oğullarınız hakkındaki düşünceleri umduğunuz gibi değil.
13:22
İBB iştiraklerinden İSBAK üzerinden yürüyen süreçte Ertan Yıldız'ın konumu ortada. İSBAK'ın en tepesindeki isimlerden biri. Aynı adreste oturduğu kişiler ve ilişkileri ortada. Bu kadar veri varken en azından basit bir şüphe oluşması gerekmez mi?
13:22
Mehmet Türk'ü, Fatih Türk'ü bizden ayıran ne? Neden hiç merak edilmiyorlar?
13:22
Bayram isimli bir kişinin ifadesinde 'Ertan Yıldız'ın esas kasası Fatih Türk'tür, Ertan Yıldız'ın oğlunun Porsche aracı Fatih Türk'ün üzerinedir' deniyor. Bu iddialar soruşturma kapsamında görmezden geliniyor.
13:22
Türk ailesinin İBB ile olan ilişkilerine dair iddialar dosyada yer alıyor. Buna rağmen bu aile herhangi bir yaptırımla karşılaşmadı. Bu aileyi dokunulmaz kılan nedir?
13:23
Altı ayrı firma sahibinin ifadesini okudum. Bu ifadelerin aynı kalemden çıktığı aşikar. Bu kadar benzerlik normal mi? Aynı ifadenin çeşitli versiyonları ve yapay zekada üretilmiş.
13:29
Eşim Gözdem Ongun soruşturmaya dahil edildi. Oysa Ertan Yıldız'ın şoförü Bayram Yıldırım'ın ifadesinde, Ertan Yıldız'ın eşi Şermin Yıldız'ın kliniğine rüşvet paralarının götürüldüğü anlatılıyor. Şermin Yıldız'ın Gözdem Ongun'dan ne üstünlüğü var?
13:29
Ben eşleri, çocukları işin içine sokmak istemem ama benim ailem sokulunca olmuyor.
13:30
Size bir anlatım yapacağım: 'Maddi hakikate ve adalete ulaşmanın yegane yolu hukukun evrensel ilke ve esaslarına bağlı kalmaktır. Ceza muhakemesi yanlış delille doğru sonuca ulaşılmasını reddeder. Adaleti sağlamak bir söylem değil eylem meselesidir. Adaletin gerçekleşmesi, gerçekleştiğinin de görülmesi gerekir. Uygulanmayan bir haklı söylemenin faydası yoktur.' Bu cümleleri Milliyetçi Hareket Partisi'nin Genel Başkan Yardımcısı Sayın Feti Yıldız'ın geçtiğimiz aylardaki X paylaşımından aldım. Kendisi de hukukçu olduğu için.
13:30
Yapılan bir çifte standarttır. Rıdvan Dilmen, İBB tutuklusu bir sanığın ortağı çıktı. Ortaklardan biri cezaevinde, Dilmen neden dışarıda? Biz neden yasalar önünde eşit değiliz?
13:30
Ama çok daha geriye gidebilirim değerli Başkanım. Allah'ın elçisi Musa Peygamberle Allah arasında 3500 yıl önce yapılmış ahitte, 10 emire 3 semavi dinin ilk yazılı hali de budur. Yani geriye doğru sondan başlarsak İslamiyet, Hristiyanlık, Yahudilik. 10 emir, iki taş levhaya yazılmış. İkisi de Allah kanunu, 5 emir orada 5 emir burada. İkinci tabletin 10. maddesi 3500 yıl önce sahte tanıklarla yargıyı yozlaştırma.
13:30
Sayın Başkan, açık alan reklam ihaleleri olsun, etkinlik ihaleleri olsun, diğer konular olsun, bir önceki dönemdeki işleyişleri de gözler önüne serdim. Hani gördüğünüz gibi ortada gerçekten bir önceki dönemde sorunlar var ama biz pırıl pırılız değerli Başkanım.
13:30
Ve fakat bu dosyada kültür medya ekseninde bu insanlara değil de bize ceza verecekseniz zaten bu kararın da bir anlamı kalmamış oluyor.
13:31
Danıştay, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi'nin tüm heyetlerine bu savunmamı yolladım. Tüm milletvekillerine, Sayın Gürlek dahil bakanlara. Herkesin bu iddianamenin düştüğü durumu görmesini istedim.
13:31
Efendim diyebilirsiniz ki yargılandığın 64 eylemin 63'üne savunma yaptın, bir tanesine yapmadın. Mal varlığı aklama suçlamasına savunma yapmayacak mısın diye soracaksanız, yanıtım belli. Hangi malvarlığı? 1 evim var. Onu da 2020 Mayıs ayında almışım.
13:31
İlbaklar, İrfan Karakaşlar, Mehmet Türk ve ailesi, Çekino firması, Ertan Yıldız, Muhittin Palazoğlu ve çevresi, İsmail Kaan, Hayri Baraçlı, Eyüp Karahan gibi karakterlerin bu iddianamede nasıl korunduğunu açık net delille anlattım. Hisle değil.
13:31
Arkanızda adalet devletin temelidir, yazıyor. Yani adalet; bir arada, güvenle, eşit haklarla ve aidiyet duygusuyla biz, yurttaşları devlete hem bağlı bireyler kılıyor hem de devlete karşı bile bizi koruyor.
13:31
Adına devlet aklı denen bir palavrayla sözde derin devlet gibi kavramlara atıfla, bizleri devletin bir plan dahilinde tutuklattığı artık alenen dillendiriliyor. Üstelik önemli makam sahiplerince. Devlet bu palavracıların kirli diline alet olacak kurum değildir.
13:31
Ama, sizin temsil ettiğiniz adalet, gerekirse devlet organizasyonuna karşı bile bizi korumak zorunda. Çünkü siz devlet adına karar vermiyorsunuz. Türk milleti adına karar veriyorsunuz.
13:31
İnşaat mühendislerinin sevdiğim bir sözü var: 'Her yük temele gider' derler. 20. kata yerleştirilen bir piyanonun ağırlığı 19. kata değil, temele gider. Bu yük temeli zorlamaktadır.
13:31
Değerli başkanım o meşhur söz var ya 'Berlin'de hakimler var' diye. 18. yüzyılda, 1700'lerin ortalarında Prusya İmparatorluğu'nda değirmenci bir köylünün sözüdür o. Prusya Kralı Frederik, köylü değirmencinin hakkını 300 yıl önce gasp etmeye çalıştığında o köylü Alman değirmenci diyor ki 'Berlin'de hakimler var'. Siz de lütfen bize 'İstanbul'da hakimler var' dedirtin.
13:31
Doğru hükmü icra etmeniz temennisiyle, saygılar sunarım.
13:32
Eğer biz değilsek, Mevlüt Uysal'dan başlayarak 2015'ten 2019'a kadar görev yapan genel sekreter, ilgili genel sekreter yardımcıları, Kültür ve Destek Daire Başkanlığı, Kültür ve Medya A.Ş genel müdürleri, satın alma müdürleri, ihale yetkilileri, plan ve organizasyon müdürleri, buharlaşan, dokunulmayan, ismi hiç anılmayan reklam şirketlerinin sahipleri, Kültür A.Ş'den açıkça sergilendiği şekilde enteresan ihaleler kazanan firmaların sahipleri, gayri resmi sahipleri burada hesap vermelidir. Ailelerine, şoförlerine, sekreterlerine gerek yok.
13:32
Bu dava devletin temeli olan adalete yüklenen ağır bir yüktür. Kolonları çatlatacak kadar ağırdır.
13:32
Bu yapay yükten kurtulma vakti gelmiştir. Bu karar sizin ve 2 üyenizin 2 dudağı arasındadır.
15:38
Benim bir talimatım olmadı.
15:43
Kendisini tanımam. İçişleri Bakanlığı müfettişlerine imzaladığı evraklarda her şeyin yasaya uygun olduğunu belirtmiş. Kültür A.Ş.'de avukatmış ama ben hiç tanımadım. Bu şahıs Murat Abbas'la anlaşamamış, işten kovulmuş, sonra da dava açmış, o dava reddedilmiş.
15:50
Karakuş'u 2005'ten beri hiç görmedim, aramadım. 2025'te bir gün beni aradı: 'Çok zor durumdayım, karım beni boşayacak, bana yardım et, kameramanlık bile yaparım' dedi. Ben de kendisine ailesinin çok varlıklı olduğunu, neden onlardan yardım istemediğini sordum. Kameramanlık yapamayacağını ama prodüksiyon konusunda mesleki geçmişi olduğu için yardımcı olabileceğimi söyledim. Benim kafamda sporla ilgili bir YouTube kanalı vardı, Burak'ı da orada düşünüyordum ama böyle iftiralar attı, Allah büyük.
15:57
Ben tam ona yanıt verdim aslında şimdi. Dedim ki, Emrah 'Ben Murat abinin danışmanıyım' demiş olabilir.
15:59
Tamam. Değerli Savcım, Emrah Bağdatlı benim danışmanım olsa ben burada 'Emrah Bağdatlı benim danışmanım' derim. Ben öyle bir adamım, belgesini de sunarım. Anlatabiliyor muyum? Şimdi benim bazı konularda Emrah Bağdatlı'ya danışmam, Emrah Bağdatlı'nın benim şahsımın resmî danışmanı olduğu anlamına gelmez. Aslında biraz hikâyesini de anlattım. Stratejik marka konumlandırması, yaptığı işler… Aynı zamanda bana iletişim koordinatörlüğünde, kültürel etkinliklerde birkaç fikrini sorduğum, etkinlik alanlarına gönderdiğim olmuştur. Bunlar gerçektir. Bunlar da bir nevi insanın bildiği alanla ilgili fikrine başvurmak, danışmaktır. Adam benim arkadaşım, işini biliyor. Niye danışmayayım? Ama derseniz ki 'Emrah Bağdatlı sizin danışmanınız mı?' o zaman benim size evrak sunmam icap eder. Öyle bir evrak yok değerli savcı.
16:01
Ama ben de yanıt verdim.
16:03
Sayın Savcım, burada bir özet geçtiniz ama konuşmanın tam o kısmını, daha doğrusu konuşma değil, Signal yazışmasıydı herhalde Fatoş Hanım'ın. Bana tam okuyabilir misiniz? Ne denmiş, hani 'Murat Bey'in haberi var mı? Tabii ki var' kısmını. Ben onu tam dinleyeyim ki doğru bir yanıt vereyim, yanlış olmasın.
16:05
Hayır, tabii ki vermiştir de ben hangi konuydu onu tam hatırlayayım, belki ayrıntılı yanıt vereceğim size. O yüzden sordum. Pınar Hanım'ın bana bir konuda bilgi vermesi son derece normal. Kendisi Medya A.Ş.'nin genel müdürü, ben de yönetim kurulu başkanıyım. Bir değil, bir sürü konuda zaten aramızda bilgi trafiği vardır. Olması gereken de budur. Ama acaba orada suç unsuru olan bir şey mi vardı da onu bana söylemiş, ben biliyorum? Onu öğrenmeye çalışıyorum sizden. Bir suçla ilgili mi muhatap oluyoruz?
16:07
Değerli Savcım, hatırlarsanız aslında o günün ertesi günü Fatoş Hanım'a bunu sormuştum. Demiştim ki zaten ihalelerin çıkış tarihleri belli. İhalelerin konuları da belli. Yıllardır da aynı. Bu ihalelerden daha önce iş almış Medya A.Ş. Bütün iştirak şirketleri için geçerli bu. İSPARK için de geçerli, İSBAK için de geçerli, hepsi için geçerli. Hepsinin müteahhitleri için de geçerli. İnsanlar 'Bu ihale çıkıyor mu, bana iş var mı?' diye sorabilirler. İş adamları sorabilir. Bu hayatın doğal akışı. Emrah Bağdatlı demiş ki, bilmiyorum, 'İşlerin yüzde seksenini bana ver.' Verilmiş mi? Hayır.
16:09
Hangi konuşma? Nazlı Hanım'la Fatoş Hanım'ın yazışmasından mı bilgim var? Yok tabii öyle bir bilgim. Nazlı Hanım'la Fatoş Hanım'ın yazışması var. Benim Fatoş Hanım'la bir tane telefon bağlantım yok ki olsun. Kendisi de ifade etti. Yani o yazışmalardan bir bilgim yok. Ama Pınar Hanım 'Böyle bir konu var, ben Murat Ongun'a bilgi verdim' diyorsa vermiştir. Ama sonuca bakmamız lazım. Bunun suç unsuru olduğunu mu soruyorsunuz bana?
16:18
İstanbul'daysa haftada 1-2 defa uğrar, benim odama gelir, çay içecekse benim odamda içer, 1 saat kalır ve gider.
16:18
Emrah madem bu kadar fenomen olacaktı, hakkında yurtdışı yasağı uygulansaydı. Yurtdışına çıkarken kameralara sırıtmış. Sonra geri dönmemiş, onu ben bilemem.
16:19
Son aldığım maaş başkan danışmanı 82 bin TL. Medya AŞ huzur hakkı 110 gibi. Aylık refoda param var, onun da geliri var. Poliste verdiğim ifade bu üçünün toplamıdır.
16:19
Ev kiram, özellikle yandaş medya tarafından çok merak edilen bir konu ama bu konunun bana yönelik suçlamalarla bir ilgisi yok. Ben ev kirası konusuna zaten gerekli açıklamayı basın mensuplarına yapmıştım. Kiracı olduğum ev yüzünden, şurada gösterdiğim ihbarlardan tutun şurada gösterdiğim firmalarla ilgili herhangi bir suç duyurusunda bulunulmuyor; ama bana gelince, kiracı olmaktan suçlanan tek kişiyim ben, kiracı. Ev benim değil. Böyle bir suçlama iddianamede şahsıma yöneltilmediği için, savcılık sorgumda da, emniyet sorgumda da, mahkeme sorgumda da böyle bir soruyla muhatap olmadığım için bu soruya yanıt vermemeyi tercih ediyorum. Sayın Savcım, kusura bakmayın.
Beykoz'daki evini açıklamadı
16:19
Kiralık efendim, keşke benim olsa.
16:26
Hayır, değil Başkanım. Yaşları da farklı.
16:32
Yok değerli Başkanım, benim zaten vazife alanım işte medya ilişkileri. Biz genelde siyaset üzerine sizinle bir araya geldiğimizde değerlendirmeler yapardık en fazla. Ben sizinle hayatımın hiçbir evresinde bir ihale konuşmadım, sizin de bana hiçbir evresinde. Ben sizin pek çok toplantınıza iştirak ettim, özeller de dahil, yukarıda Allah var, kimseye 'Şunu şuna yapın, bunları verin' böyle bir ifade duymadım. Zaten genelde sizin en yakın halkanızda olan insanlar da en uzaktaki insanlardır aslında.
16:33
Olmadı.
16:57
Erhan Karaal'ı tanımıyorum. Onu kaçıranlardan biri eski Kültür A.Ş. çalışanı Serdar Usluoğlu. Bu dosyayı iyi okudum. İddianameye girmese bile, gizli tanıklar Şahin ve Kartal var. Umarım bu Serdar Usluoğlu, o gizli tanıklardan biri değildir.