“Bu soruşturmada insan hakları ihlalleri yapıldı. etkin pişmanlık ifadesi verirken, yan odada eşi ile tehdit edildiğini söyledi; eşi olmasa da benzer bir uygulama itirafçı için de yaşandı. Ailelerin bu kadar içine çekildiği başka bir soruşturma var mı bilmiyorum. Bu hamleleri masum ve soruşturmanın doğal işleyişi olarak göremeyiz; sonuçları itibariyle iddia makamının hayal ettiği beyanlar geldi. Bir itirafçı yaratma sistematiği kuruldu ve tıkır tıkır işledi. Kimi malı, kimi parası, kimi oğlu, kimi eşi, kimi özgürlüğü ile sınandı; 'bunlara tekrar sahip olmak istiyorsan bana istediğimi ver' dendi. Örgüt isnadının sebebi de buydu. Hukuk ve siyaset tarihi okuyan herkes bu tip siyasi davalarda, tasfiyelerde ailelerin, yakınların ve yakın arkadaşların hedef alınmasına, onlardan itirafçı üretilmesine aşinadır. Felsefeci Hannah Arendt, 52 yıl önce 1973'te kaleme aldığı Totalitarizmin Kaynakları eserinde diyor ki 'Tasfiyeler tüm toplumsal ve ailevi bağları yıkmak için bu operasyonlar tanıdıklardan, en yakın arkadaş ve akrabalara kadar sanığın olağan ilişkilerinin, sanık ile aynı kaderi paylaşacağı korkusunun salınması ile yürütülür. Basit ve ustaca kurulmuş suç ortaklığı tekniğinin sonucu şudur: Biri suçlanır suçlanmaz, paçayı kurtarmak isteyen eski arkadaşları bilgi vermeye can atarak ona karşı OLMAYAN kanıtları teyit ederek, en acımasız düşman haline gelir. Bunu yapmak açıkça kendini kurtarmanın biricik yoludur.' Tabi o bunu totaliter rejimleri anlatırken söylemiş. Türkiye'de ileri demokrasi var, öyle diyorlar. Yine de ne kadar tanıdık geliyor kulağa, değil mi?”
13:09
