'ın avukatı , bugünkü savunmasının tamamında “örgüt” suçlamasına itiraz etti. Müvekkilinin etkin pişmanlık hükümlerinden tahliye olmak için değil “yolsuzluklarla etkin mücadele” için yararlandığını savundu. “Müvekkilimin etkin pişmanlık ifadesiyle çok sayıda belediye başkanını tutuklattığı” algısının gerçeği yansıtmadığını belirten İncegül, beyanlarla doğrudan bağlantılı olarak tutuklanan belediye başkanı sayısının 4 olduğunu söyledi: Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin (Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe'nin bu iddianamenin konusu olmadığını belirtti). İncegül ayrıca güvenlik gerekçesiyle özel girişten salona alındıklarını, “mahkeme ayrıcalık tanıyormuş gibi yalan haberlerle” muhatap olduklarını ifade etti.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (avukat savunması)
Duruşmaya bugünlük ara verildi. 'un esas hakkındaki savunması tamamlanmadı; savunmaya yarın (1 Temmuz) devam edilecek. duruşma çıkışında salondaki izleyicilere “Hepinizi çok seviyorum” diye seslendi, ardından “Dilek en çok seni seviyorum tabii” dedi.
“Değerli Başkanım, biraz çok terledim, çok yorulduğumu hissediyorum. Uykusuz kaldım. Diğer eylemlerle bu bölümü kaldı; onları yarın sabah arz etmek isterim. Mümkünse, uygunsanız ara verelim. Teşekkür ederim.”
“Gizli tanık Meşe diye ifade veren tek bir kişi yok. İspat edemem ama Meşe bir kişi değil; 'mülakat' adı altında toplanan pek çok farklı beyan 'Meşe' kod adı altında birleştirilmiş, hepsi onun altına yazılmış. Zaten sonra Meşe de dosyadan kayboldu, buharlaştı. Bu gizli tanık meselesini artık hayatımızdan çıkarmamız gerekiyor; güvenilir bir delil niteliği taşımıyor.”
“Ben gizli tanık Doğan'ı ifşa etmedim; savcılık ifşa etti. Doğan'ın bütün beyanları iddianamede yer alıyor. Kendi ifadesinde eşinin üzerine kayıtlı şirketten bahsediyor ve bu tutanağa geçmiş; ben okuyunca kim olduğunu tahmin ettim, araştırdık, ortaya çıktı. T.Ö.'nün ifadesinde ' benim yakın arkadaşımdır' yazıyor; da 'Ben bunları tutuklatan adamım' diyor. Üstelik bu süreç benim dilekçemle başladı. Şimdi biz sırtımızı nereye dayayacağız?”
“Bana yönelik iddiaları ortaya atan gizli tanık Celal Çakmak'ın geçmişini araştırdım; kendisini Türk Silahlı Kuvvetleri gazisi olarak tanıtmış. Genelkurmay'a yazı yazdım, hemen yanıt geldi: gazi değilmiş. Kusursuz dolandırıcı ama serbest.”
“Gizli tanık Doğan'ın ilk adı T'dir, soyadı Ö'dür; isterseniz alenen de söylerim. Beni 8 yıldır tanıdığını söylemiş, oysa iddianamede tek bir telefon irtibatımız bile yok; hayatında beni bir kere gördü. Bir arkadaşıyla yanıma gelmişti, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda yapılacak bir drone gösterisiyle ilgiliydi. 'Bu işi benden ucuza yapan olamaz, en iyisi biziz' dedi; 'Kardeşim gir o zaman, ucuz teklifini ver, al' dedim. Girdi, aldı. Droneları çıkardı, hayatında ilk kez yaptığı iş olduğu belli oldu, işi eline yüzüne bulaştırdı. İBB'de gurur duyduğum onlarca etkinlik içinde başarısız olan tek iş oydu; onun sayesinde defolu çıktı. Gizli tanık Çınar da, İlke de kendilerini gizli zannetmesinler; parmak izlerine kadar kontrol ettim. 19 Mart'ta tutuklanıp albümde fotoğrafı bulunmayan kişilerde bile ayrıntılar var. Kadınlarla erkeklerin parmak izi işlemleri farklı olur; bende de bunu anlayabilecek bir zekâ var. Parmak izinden hangisinin kadın, hangisinin erkek olduğunu anladım.”
“Gizli tanık Doğan, ile sınıf arkadaşı olduğumu ve birçok etkinliğin bu firma üzerinden yapıldığını iddia etmiş. Emrah benden yedi yaş küçük; sınıf arkadaşım değil. O Rize'de ve İstanbul'da okudu, ben Giresun'da ve Ankara'da okudum; kentlerimiz bile farklı, yaşlarımız farklı. Kaç tane yalan beyan olduğunu artık sayamıyorum. Dört aydır bu yalanlarla yargılanıyoruz. Sayın Başkanım, mahkemeniz bu feryadı sayar, biz sanıkların hakkını korursa minnettar oluruz.”
“Bu ekranda ile Murat Biçer'in ifadelerini gösterdiler; ikisi de kelime kelime aynı. Deseniz ki bir iki kez sehven tekrarlanmış, insani hata derim; ama on yedi ayrı eylemde aynı ifadeleri koymuşlar. Sonra da 'Bu beyanlar tesadüf olamaz' diye sonuca varıyorlar. Oysa Yargıtay diyor ki: Kanaate değil, ispata dayanılmalıdır; tanık beyanı çelişkiliyse güvenilir değildir.”
“Bir 26 Ekim günü adam 2 ihale, 3 iş artırma kazanıyor; bereketli bir gün. Bize isnat edilen örgüt firmalarıyla kıyaslayalım: Edge Rate 5 yılda 333 milyon, İmagine 45 milyon liralık ihale almış. Dört ana örgüt firması 5 yılda 1 milyar liralık, tıbbi cihazcı ise 5 ayda 600 milyon liralık iş almış. Bu hak ve adalet mi? Bu rakamları BDDK raporundan aldım.”
“Bir yılda şirket kurup 600 milyon liralık ihale kazanan arkadaşın çıkışı orada bitmiyor. Türkiye'nin 1 numaralı ses-sahne şirketi Staras'ı 2021 yılında satın aldı ; öyle bir yükseliş yani, ama usulsüzlükler bizde.”
“Değerli Başkanım, bu durumda geçmiş dönem İBB Başkanı Mevlüt Uysal'dan başlayarak onun sıralı yöneticilerinin tamamını da yargılamak gerekmiyor mu? Çünkü bizim 5 yılda beceremediğimizi 5 ayda fersah fersah geçmişler. İddia makamı 'aleni usulsüzlükler... güç zehirlenmesini ortaya koymaktadır' diyor; inanır mısınız bu cümleleri AK Partili yıllara değil bize demiş.”
“Örgüt firması denilen 2 firma, 5 yılda toplam 712 milyon liralık iş almış. Buna karşılık dosyanın şüphelilerinden olan ve daha sonra etkin pişmanlıktan yararlanan , 2019'da seçilmeden önce, yalnızca 5 ayda 600 milyon liralık ihale almış.”
“Bir yıllık firma, ilk yılında beş ay içerisinde altı ihaleye davet ediliyor ve bunların beşini kazanıyor. Bu tabloda toplam 50 firma var; 20'si hiç ihale kazanamamış, 30 firma toplam 64 ihale kazanmış, yani firma başına ortalama iki ihale. Ama bu etkinlik ajansı davet edildiği altı ihalenin beşini birden kazanıyor. 31 Ağustos 2018 ile 25 Ocak 2019 arasında, beş aylık dönemde, bugünkü parayla yaklaşık 600 milyon liralık ihale alıyor. Bu da mı normal? Bu da mı normal? Bu da mı normal?”
“'yı anlatayım: gözaltına alınmış, ancak iktidara yakınlığı öğrenilince emniyetten serbest bırakılmış ve hakkındaki haberler silinmişti. CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in açıklaması sonrası tutuklandı, kısa süre sonra da tahliye oldu. Kendi ifadesini okuyorum: «Azerbaycan'da bilgisayar mühendisliği okudum ve 2001 yılında Ankara'ya döndüm. Burada tıbbi malzeme satan ortaklı bir şirket kurdum. Ortaklığım 2009 yılında sona erdi. 2009 yılında İstanbul'a yerleştim. Bir tıbbi malzeme satan firmada satış müdürü olarak iki yıl çalıştım. Daha sonra ayrıldım. 2017 yılına kadar herhangi bir işte çalışmadım.» Yani 2011'de ayrılıyor, 2011'den 2017'ye kadar herhangi bir iş yapmadığını kendisi söylüyor. Ancak 2017 yılında bu şahıs 4.5G diye bir kültürel etkinlik ajansı kuruyor. 2018'de Mevlüt Uysal, rahmetli Kadir Topbaş'ın yerine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıydı. Kendi ifadesinde: «2018 yılında Mevlüt Uysal Bey İBB Başkanıydı. 4.5G firmasıyla İBB'nin açık ihale usulü kültürel etkinlik organizasyonu ihalesine teklif verdim ve kazandım.» Tıbbi cihaz sektöründe çalışan biri 2011'den 2017'ye kadar hiçbir iş yapmıyor, sonra 4.5G Ajansı'nı kuruyor; bir yıl sonra bu firma Kültür AŞ'nin ihalelerine davet edilmeye başlıyor. «Açık ihale» diyor ama tarihleri üst üste koyduğunuzda doğru olmadığını görüyorsunuz; hayati yalanlardan biri budur. Şahıs Başakşehir'de oturuyor; Kadir Topbaş'ın yerine İBB Başkanlığına gelen Mevlüt Uysal da Başakşehir Belediye Başkanıydı. Bu iki isim tanışıyor mu bilmiyorum, yorum yapamam.”
“İddia makamı 125 milyon lira zarar iddiasında bulunmuş; bu eylem künyesinde yazıyor ama hangi verilere dayandığı belli değil. Eylem listesinde MASAK raporu, BDDK yazmış ama hangi MASAK, hangi BDDK raporuna göre olduğu bilinmeyen, açıklığa kavuşmamış gizemli bir konu bu. İddia makamı hiçbir şüpheli işlem olmamasına rağmen bazı firmaları sözde örgüte müzahir ilan ediyor; bu insanların ihale ile kazanıp yaptığı işleri dahi önemsemeden her şeyi zarar sayıyor. Akıllı telefonunuz var, bilgisayarınız var, YouTube'da İBB TV kanalı var. 'Şeffaf yöneteceğiz, yaptığımız her şeyi orada yayınlarız' dedik. Kurban olayım, bir 29 Ekim 100. Yıl Cumhuriyet'i bir izleyin; o sahneyi, o yapılanları bir izleyin değerli Başkanım. Bunlar öyle kolay yapılan işler değil. Ama iddia makamı bu işlerin hiç yapılmadığını, sahte faturalarla paraların yürütüldüğünü iddia ediyor; oysa dosyada delil yok. Bunu çok sık tekrarlıyorum çünkü bu konu sinirimi bozuyor. Dosyada delil yok da 'beyan' diyor; peki beyanlar bunu doğruluyor mu değerli Başkanım? Beyan vermiş insanlar, etkin pişmanlar.”
“Duruşmalarımız başlamadan çok daha evvel, yanlış hatırlamıyorsam evrakta gördüğüm tarihi 6 Ocak 2026 diye hatırlıyorum. Siz, Eylem 21, ile ilgili bir suç duyurusunda bulunmuştunuz, "Burada suçlanmamıştır" diye. Daha sonra duruşmalarımız başlayınca da Sayın Savcım, Eylem 13'te, Erol Naim Özgüner ile ilgili suç duyurusunda bulundu. Şimdi ben burada sabah 11'den beri size, aynı suçlama konularının başka insanlarla bizim aramızda nasıl farklı uygulandığını halis delillerle, sarih gerçeklerle izah ettim. İzah etmeye de devam edeceğim; çünkü sadece yarısını anlatabildim o insanların. O insanlardan daha çok var. Girizğâhtaki sizin ve Savcı Bey'in duyurularını hatırlatma sebebim, gerçekten bu insanlarla ilgili de bir işlem yapılacak mı, ki ben bunu istemem, ama bu insanlarla aynı muameleye tabi tutulmayı isterim, onu belirtmek için söyledim.”
“Ne yaptığım da ne yapmadığım da ortada olan, 51 yaşında bir isimim. Mahkeme başkanına soruyorum: "Mahkemelerce sahte fatura yapmaktan, dolandırıcılıktan ceza almış Kabil Taşçı diye bir dolandırıcı, yüzyılın iddianamesini yazanlarca neden benden daha makul, makbul ve itibarlı bir insan?"”
“Tevdi raporunu hazırlayan müfettişin dinlenmesini istiyorum değerli Başkanım. "Tevdi raporunu hazırlayan müfettiş beyefendi Arnavutköy'de Sur Balık'ta kimle, balık masasında, soruşturmayı başlatan dilekçe sahibi/müşteki ile kaç kere buluşup bu raporlar yazılmış? Onu soracağım, o yüzden istedim dinlenmesini." Yani Sur Balık'ta, rakı balık masasında yazılan raporlarla ben burada yargılanıyorum, insanlar yargılanıyor. dilekçesinde yazıyor, okuyabilirsiniz Başkanım.”
“Net tespit, ve 'nun tevdi raporundaki imzalı beyanlarının 180 derece zıttına ifade verip cezaevinden çıkma çabasıdır. İtiraf beyanında sadece ihale anlatan, burada hem sizin hem savcı beyin sadece ihale sorduğunuz Gökhan'ın, sıra bize gelince 'benim ihalelerle ilgim yok, ben hakediş çekiyim, ihale bilmem' demesi net tespit. Net tespit, savcılıkta yapılan işlemlerin usulsüz olduğu yönünde 'ı defalarca uyardım diyen sözde itirafçı Recep Tanrıverdi'nin, aynı ifadede evraklarda usulsüzlük olduğunu bilmediğini getirmesidir. Defalarca uyaran ama usulsüzlüğü bilmeyen adamın beyanı burada bize suç sayılıyor.”
“İddianamede bizimle ilgili olmayan şeylere net tespit diyorlar. Net tespiti ben hatırlatayım. MASAK raporundaki İsmail Kaan'ın başına hiçbir şey gelmiyor; aynı şeyden gelirken o İsmail Kaan Sayın Cumhurbaşkanı'nın geçen eylülde Amerika gezisinde uçağında çıkıyor; net tespit bu. Net tespit: 19 Mart sabahı gözaltına alınan biz, 30'dan fazla İBB yöneticisinin elinden, kasasından, çekmecesinden çıkan para ve altının toplamı, Ankara'da bir Devlet Hava Meydanları İşletmesi Daire Başkanı'nın evinden çıkan para ve altının yarısı dahi yetmiyor; Ankara'nın bir memuru İstanbul'un 30 belediye yöneticisini ikiye katlıyorsa net tespit budur. Eşinin üzerine onlarca gayrimenkul çıkmasına rağmen onun eşi ev hapsi ile cezalandırılmadı, imza yükümlülüğü ile adli kontrolle bırakıldı. Hava Meydanları Daire Başkanı'nın 128 banka hesabı var. Normal bir insanın 128 banka hesabı var mı? Eşinin 53 ayrı banka hesabı var. Benim 30 yıllık bir banka hesabım var. O serbest, mallarına da erişebiliyor. Hâlâ tedbiriniz benim bankamda sürüyor değerli başkanım. 30 yıllık bir hesap. Emekli maaşı da bloke edilmiş, açıldı dediniz; sonucu ne zaman göreceğiz? Net tespitler bunlar değerli başkanım. Daire başkanı tek başına mı yapmış bunca yolsuzluğu? Devlet Hava Meydanları İşletmesi'ndeki herkes pırıl pırıl da bir bu eleman şey.”
“Değerli başkanım, sözde asrın soruşturması siyasi değilse Hayri Baraçlar, Eyüp Karahanlar, İlbaklar, İsmail Kaanlar, Rıdvan Dilmenler şunlar bunlar niye hep bizim karşımıza kazanan taraf çıkıyor? Yani bunu hiç sormuyor muyuz? Biz bu insanlarla niye yasaların önünde eşit değiliz? Değerli başkanım, bu ülkeye beyazların üstünlüğü gitti, akların üstünlüğü geldi de biz makbul olmayan zenci vatandaşlar mıyız? Size doğru soru hakikate ulaşmada yanıttan daha anlamlıdır demişim. Umarım bu hakikat yolculuğunda değerli mahkemeniz bu sözlerimi işitiyordur.”
“Nihat Bey benim lise okul arkadaşımdır. Lise 2 ve 3'ü beraber okuduk; Giresun Bozdoğan Anadolu Lisesi'nde okuduk. Mevzuatlarımızda okul arkadaşlarımızın ihalelere katılamayacağı yönünde bir kısıt yok. Bunu etik açıdan tartışabiliriz; lakin ben etiğe aykırı iş ve işlemlerde muhatabı bir cezaevinde yatıyor olmamalıydım. Bu, birkaç ay önce Sözcü Gazetesi'nin haberi; arka arkaya iki gün haber yaptılar: Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Uraloğlu'nun iki okul arkadaşının kazandığı ihaleler. İhalelerin tamamı Sayın Bakanın Karayolları Genel Müdürlüğü'nde ve Bakanlığında, okul değil sınıf arkadaşlarının kazandığı ihaleler. Bir arkadaşı 11, diğeri 14 ihale kazanmış; bedelleri de çok yüksek, bizimkiler kıyaslanamaz. Bakanlık rahatsız olmuş, Sözcü'ye açıklama göndermiş, başlığı 'manipülasyon': 'İhaleyi kazanan kişilerin okul hatta sınıf arkadaşı olması, hiçbir hukuki veya idari açıdan çıkar ilişkisine kanıt olamaz.' Doğru demiş; bana da öyle olması lazım.”
“Ben, Sayın Abdullah Gül'den, değerli Cumhurbaşkanımızdan özür diliyorum. Bir saçmalığı ispat ederken ismini kullanmak zorunda kaldım. Hoşgörüyle karşılayacağına eminim. Ama Sayın Gül de bilsin ki, İlbak'lar aniden bu ihaleden buharlaşmasa, gizli tanık Ceviz'in eski Cumhurbaşkanı'nı suçlayan bu sözü belki bu dosyaya girecekti. Çünkü gizli tanık Ceviz'in ifade tarihi 07 Nisan 2025. Yani henüz İlbak'lar tutukluyken; ondan yaklaşık 40 gün sonra İlbak'lar tahliye oldu. Yani beyanlar tesadüf olamaz, pozisyonları gereği bilgiye sahipler diyorlar — hah, ben de aynısını yaptım burada. Bunlar sübjektif değerlendirmeler Başkanım. İfadesi alınan kişilerin kurumla, benimle husumeti olabilir; adam cezaevinden kurtulmak için sistematik üretilen ifadeyi söylüyor. Şimdi ben, , 'evet İlbak Holding Abdullah Gül'ün' dediğimiz diye böyle bir şey olabilir mi Değerli Başkanım? Olaya öyle bakarsan kahve zincirleri birinin, havalimanı birinin, hastaneler zinciri birinin, 4.5G birinin, birinin, Panout birinin. Onlar ne kadar safsataysa, benim de Reklam İstanbul'la ilgim o kadar safsatadır değerli Başkanım.”
“Ben de bir ifade sistematiği kurayım bakayım ne çıkacak. Bize yönelik suçlamadaki gizli tanık İlke'nin karşısına gizli tanık Ceviz'i çıkarıyorum; ifadesini savcılara vermiş. Yanında, 'la yakın ilişkisi/ortaklıkları olduğunu beyan eden Cüneyt Yalçın'ın ifadesi var. Gizli tanık Ceviz diyor ki: 'İLBAK şirketlerinin asıl sahibi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve kardeşi Macit Gül.' Tesadüf değil mi? Ben de Ceviz var, Hüseyin Yavuz bir de tarafının tanığı. Kültür A.Ş.'de avukat ve hak edişçi itirafçı için, onların sicil amiri Kültür A.Ş. Genel Müdürü 'a soruyorum: 'İlbak Holding şirketleri Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e mi aittir? Doğruysa elinizi kaldırınız.' Elini kaldırdı. Emlak Daire Başkanlığı'ndan Hakan Karakuş ve Adem Tunca'nın ifadeleri var; onların sicil amiri Emlak Daire Başkanı 'e soruyorum: 'Kaan Bey, gizli tanık Ceviz'in ifadesi doğru mu? İlbak Holding'in şirketleri Abdullah Gül ve kardeşi Macit Gül'e mi ait? Doğruysa elinizi kaldırınız.' Elini kaldırdı. Hepsinden üstte Belediye Başkanı Başkan Danışmanı olarak ben de diyorum ki: ''la akşam yemeğine gittiğimde bana dedi ki, Bizim Holdingin asıl sahibi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül.' Tesadüf de olmaz, konumlarımız gereği bilgiye haiziz. Gizli tanık var, tanık var, itirafçı bile değil. Ne diyeceğiz şimdi? İlbak Holding'in milyarlarca dolarlık şirketleri Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve ailesinin mi diyeceğiz?”
“Değerli Başkanım, 5 yıl boyunca sosyal medyada aynı yalanlarla aynı sazı çaldılar; kocaman bir kumpas da gerçek oldu. Ne anlatıldı? Nihat Sütlaş'ın sahip olduğu Reklam İstanbul firmasının asıl sahibinin olduğu. Suçlandığım ortak cümle bu. Gizli tanık İlke de demiş, pişman ifadesinde de demiş; İBB'de demiş, demiş; Kültür AŞ'den sonradan söylemiş. Kanıt var mı? Yok. Ne belge ne para transferi ne banka havalesi ne yazışma; hiçbir şey yok. Aynı tonda çıkmış ifadeler. Sonra iddianamede deniyor ki: bu kadar beyan tesadüf olamaz! Bir iddiaya kanıt hukuken böyle sağlanıyorsa, ben de size bu sistematiği canlı canlı kurayım. İddianamede şöyle yazıyor: 'Bunca tanık beyanı tesadüf olamaz ve İBB'deki yöneticiler bu bilgiye haiz olduklarından Reklam İstanbul'un Murat'ın olduğu tespit edilmiştir.'”
“175 milyon liralık bir eylemde, ceza kesmediğimiz için bu şirketleri kolladığımız söyleniyor. 'un Port Medya'daki ortağı ; Mehmet Cengiz, Ekrem Cengiz ile arası çok iyi olan bir kişi. Bizimle alakası yok ama biz 'a 85.5 milyon lira ceza kesmemişiz. 'a kesmemişiz, üçüncü mecraya. 40.1 milyon da Kent Vizyon, Vizyon Kent'e kesmemişiz, o da İlbak Holding'in şirketi. Şu 175 milyon liranın 152 milyon lirası bu iki kişiye ait. Sanıklar arasında veya var mı? 175 milyonun 152 milyonluk zararını yapanlar onlar; bu eylemden 23'ü İBB ve iştirak, 23'ü özel sektörden olmak üzere 46 kişi tutuklu ve tutuksuz olarak yargılanıyor. 152 milyon zarara sebep olan bu iki kişi sanık değil. Yani benim daha ne anlatmam lazım? Anayasa madde 10 bu iddianameyle yürürlükten kaldırılmış gibi duruyor.”
“Son incelemede tahliye edilen iş insanı , 28 Eylül 2025'te Silivri Cezaevi'nden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na 7 sayfalık bir dilekçe gönderdi. Dilekçesinde AK Parti'ye yaptığı reklam desteklerinden ve ilişkilerinden bahsediyor ve 'İBB yönetimine hiçbir zaman 2019 yılı duruşumu bozmadım' diyor; buradaki duruşu, AK Parti'ye yakınlığı tabii. Ayrıca 2024 sonuna kadar Sayın Cumhurbaşkanımıza yakınlığıyla bilinen Rıdvan Dilmen ile ortaklığını gizlediğini söylüyor. Alper doğru söylüyorsa, bu ortaklığı gösteren banka hareketleri veya belgeler olmalı; ben de baktım. Dosyaya 5 Mart 2026'da yüklenen vergi inceleme raporunda, tarafından Rıdvan Dilmen'e ve Burcu Dilmen'e yapılan ödemeler görünüyor. Alper'e sordum, Burcu Dilmen kim diye; 'Rıdvan Dilmen'in gelini' dedi. Değerli Başkanım, firma sahibi 'ortağım' diyor, vergi raporunda ödemeler görünüyor; aradan aylar geçmiş, kimse Rıdvan Dilmen'i ifadeye çağırmamış, ise tutuklanmış. Rıdvan'a ilişmeyen hayalet neden bize ilişiyor? Ben Nihat'la ortak oluyorum diye şirket sahibi sayılıyorum da Rıdvan Dilmen neden bu tartışmanın dışında kalıyor?”
“2020 kurultayında Kemal Kılıçdaroğlu tek adaydı ve en büyük destekçisi de 'ydu. Eğer amaç partiyi ele geçirmek olsaydı, İmamoğlu'nun ya kendisinin aday olması ya da başka bir adayı desteklemesi gerekirdi.”
“Sanıklardan , 2024 yılının sonuna kadar eski futbolcu Rıdvan Dilmen'le ortaklığını gizlediklerini ifade eden bir mektup yazıp İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na göndermiş. "Şimdi Nihat Sütlaş 'Reklam İstanbul ile Murat'ın ilgisi yok' diyor. Burada yırtınıyoruz. Firma sahibi Rıdvan Dilmen benim ortağım diyor 2024 sonuna kadar, aradan geçmiş 8-9 ay kimse Rıdvan Dilmen'i bir ifadeye çağırmamış. Alper'i tutukladılar, attılar cezaevine. Kimse 'a yaptığını Rıdvan Dilmen'e yapmamış."”
“İktidara yakın medyada, dosyanın tutuklu sanıklarından Nihat Sütlaş'ın Giresun'da küçük bir telefon bayisi olduğuna dair haberler çıktı. "Savcı Bey'e Sütlaş ailesinin Giresun'da bilinen varlıklı bir aile olduğunu söyledik. Ama beyanıma itibar edilmedi. Sonra MASAK raporları gelmeye başladı, geçmişten bu güne kimin nesi var nesi yok ortaya kondu."”
“Anayasa'nın 10. maddesinde yer alan "Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz" hükmüne atıf yapmak istiyorum. İlbak ailesi dosyadan çıkarken, tahliye edilirken, diğer insanların yargılanmasını anlamak mümkün değil. Bu eşitsizliği soruyorum: "Bu insanların özelliği ne? Yani Nihat Sütlaş hırsız, namuslu iş adamı. hırsız, Yusuf İlbak namuslu. hırsız, Ali İlbak namuslu. hırsız, Mustafa İlbak namuslu. Olmaz. Bu olmaz."”
“Sahte fatura konusunda Yunus Emre Vakfı'yla ilgili yazılan iki iddianameyi de okudum; onları hazırlayan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı usulde yer alan tüm kuralları uygulamış, dosyada deliller var. İBB dosyasında ise nasıl suçlanıyoruz: "Söyledi burada . Ne demiş savcı bey ona? 'Bir şey hissettin mi?' Hissettin mi demiş ya! Yani delil mi arıyoruz, his mi arıyoruz?"”
“Çok para kazanmayı ve vergi vermemeyi seven bazı reklamcı tanıklar, aslında fatura kesilen işlerin reel olarak yapılmadığını, bir nevi Kültür ve Medya A.Ş. isimli belediye şirketlerinin haraç kestiğini iddia etmiş. Bunlara yanıt vereceğim ama iddia makamının kaleme aldığı bir başka boyutu anlayamadım: 'Böylece Kültür ve Medya A.Ş.'ye sağlanan milyonlarca lira kaynak, sahte iş sözleşmeleri ve naylon faturalarla suç örgütüne aktarılmıştır.' Milyonlarca lira dediği de 5 yılda 24 milyon lira yani. Bu para da kimsenin cebine girmiyor; Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. iştirak şirketlerinin kasasına girmiş. Bu kurumlar devlet tarafından denetleniyor. Bu kurumların kasasından 1 lira öyle para alabilir misiniz? Aynı zamanda savcılık sahte fatura kesildiğini iddia ediyorsa, numune bir tane koysun o sahte faturadan, bir tane de biz görelim. 'Bize yasal olmayan şekilde fatura kesildi, işi de yapmadılar ama paramızı aldılar' diyen reklamcılar aslında soruşturma korkusundan, bu beyanlarla kendilerine yönelik tatsızlıklardan kaçmak istemişlerdir. Önce tanık olan, sonra tanıklığını çeken bunun somut kanıtıdır.”
“Başka sahte faturalar da var. Bu firma bir iki yıl görünüyor, sonra kayboluyor. Mart başından Temmuz sonuna kadar beş aylık dönemde faturalar düzenliyor: baskı işleri, antetli kâğıt, kapaklı dosya, kâğıt poşet, anket formu, masa takvimi, katalog... Beş faturanın toplamı o günün parasıyla 8 milyon 994 bin lira; bugünkü karşılığı yaklaşık 164 milyon lira. Adam dört ayda 10 milyon adet anket formu bastırmış. İstanbul'un nüfusu 14 milyon. Ben baktım biz kaç tane bastırmışız diye: Sıfır. Bizde böyle bir iş yok. 2 milyon 50 bin adet katalog, 90 bin kapaklı dosya... Bu faturaların başka işler için kullanılmış sahte faturalar olduğunu iddia ediyorum. Sadece dört ay içerisinde bugünkü parayla yaklaşık 450 milyon liralık fatura var elimizde. Haziran 2015 genel seçimleri vardı. Sayın Savcılık burada bir ağaç şeması, 2024 yerel seçimleriyle ilgili bir organizasyon şeması göstermişti. Bizim elimizdeki bu faturalar 2015 genel seçimleri döneminde yapılan harcamalara ait. Üstelik tamamı orijinal faturalardır, fotokopi bile değil; orijinal hallerini sundum. Biz sahte faturacı değiliz. Sahte faturacı olduğunu kendi beyanıyla kabul eden kişinin kestiği yüz milyonlarca liralık faturalar ortada; size sundum.”
“ vardı Sayın Başkanım. Bizim dosyada da itirafçı oldu, serbest kalmış. Enteresan olan şu: hakkında sahte fatura kesmekten verilmiş bir hâkim kararı var. Buna rağmen bizim dosyanın itirafçısı oldu. Oysa şirketlerine ne Medya AŞ'den ne de Kültür AŞ'den kesilmiş tek bir fatura var. Kendi beyanına bakarsanız, 2018 yılından sonra İBB ile çalışmadığını söylüyor; Kültür AŞ ya da Medya AŞ ile de bizim dönemimizden bir yıl önce çalışmaları bitmiş. Ama buna rağmen adam bizim dosyanın itirafçısı. Şimdi benim elimde kendi sahte faturaları var. Aynı faturada 'şapka ve tişört yapımı' yazıyor. Bu faturaların tarihleri Şubat 2015 ile Haziran 2015 arasında; dört aylık bir dönem. Promosyon faturası, grafik tasarımı, fileli çanta, stant kurulumu, tanıtım, konaklama, otobüs kiralama, şapka ve tişört imalatı, müzik grubu faturası, yurt içi uçak bileti... Bunları yapmış. Bu 15 farklı mal ve hizmetin toplam bedeli 2015 yılı parasıyla 14 milyon 432 bin lira. Mart ayında dolar 2,46; Haziran ayında 2,69. Ortalama yaklaşık 6 milyon dolarlık iş. 2015 yılında sadece dört ay içerisinde Kültür AŞ bu firmaya milyonlarca liralık promosyon ürünü yaptırmış: dört ayda 621 bin 750 adet tişört, 1 milyon 525 bin adet şapka. Ben o yıl İstanbul'un nüfusuna baktım: 14 milyon 557 bin kişi. 2016, 2017, 2018 yıllarına da baktım, her yıl yaklaşık 1 milyon adet şapka yaptırılmış. İstanbul'da her üç kişiden biri İBB şapkası takmıyorsa bu faturalar sahtedir. Peki biz ne kadar şapka yaptırmışız? Onlar dört ayda 1 milyon 500 bin adet şapka yaptırırken, biz beş yılda 1 milyon adet şapka yaptırmışız. Bu faturaları kesen kişi, kendi beyanıyla sahte faturacı olduğunu söyleyen bir adam; ama o sahte faturacının bizimle hiçbir ilgisi yok.”
“Bazı reklamcıların idari yaptırımdan korkup şikayetçi olamadığı beyanlarını iddianame makbul kabul etmiş, çünkü aleyhimize. Tepeden tırnağa yalan. O dönemde Süleyman Soylu'nun İBB'yi zorlamak için her gün televizyonlara beyan verdiğini hatırlatıyorum: Anadolu insanı tavuğu kaybolunca CİMER'e yazmış, bunlar bunu bile yapmamış.”
“Türkiye gibi siyasi kutuplaşmanın zirvede olduğu bir ülkede, aklı başında bir CHP'li yöneticinin hiç tanımadığı, AK Parti belediyeciliğinde uzun yıllar hizmet vermiş insanlarla bir yapı kurması hayatın olağan akışına aykırıdır. Örnek vereyim: AK Parti döneminden beri İBB'de görev yapıyor, CHP döneminde de görevine devam etti. "Yolsuzluk yapacaksam Kaan Bey'i başka daireye sevk ettirir, yerine önceden tanıyıp güvendiğim 'suç ortakları' bulurdum kendime."”
“Ortada bir örgüt diye bir şey yok; rüşvetin de, kamu zararının da söz konusu edilmesi mümkün değil. "Dosyada ne var? 30-40 yıllık alın teriyle kurulmuş şirketlere kayyum atanması var. Yılların birikimi mallara sanki suçtan kazanılmış gibi el koyma var. Cezaevine atılan insanlar var. Bu zorlamalarla, itirafçı olanların beyanları var. İşkence, sadece fiziksel şiddet değildir."”
“Ağaç AŞ Genel Müdürü , eski İstanbul Ülkü Ocakları genel başkanıdır — biz CHP'liyiz hatırlatayım; Gezi Hayaletinin hortlatılmasıyla bizden 3 yıl önce tutuklanmasa Deprem Daire Başkanı Tayfun Kahraman da burada ile yan yana yargılanacaktı. iktidarın gözdesi TOKİ'den geldi. Medya AŞ Genel Müdürü Pınar Türker, dünya devi özel bir bankanın kurumsal iletişim müdürlüğünden ayrılıp Medya AŞ Genel Müdürü oldu. Hiçbirimiz öncesinden tanımıyorduk. Tıpkı iddianamede benim özel olarak Medya AŞ'ye yerleştirdiğim iddia edilen gibi: sicil numarası 3.3 no'lu çalışan, 2011'deki kuruluşundan beri Medya AŞ personeli; benim işe yerleştirmem mümkün değil, savcılar benden 8 yıl önce işe girmiş kişi için benim özel olarak yerleştirdiğimi yazmış. Bu güzel mozaiği onlarca örnekle daha da uzatabilirim.”
“Ortak bir payda söz konusu mu ben anlatayım efendim. Kadromuzun genel analizi ile bakalım. Bürokraside 1 numara genel sekreterdir. : önemli kamu kuruluşlarında en üst düzey makamlarda bulunmuş, 8 yıl Ziraat Bankası genel müdürlüğü yapmış; bürokratlık dönemi yükselişleri ve üst düzey atamaları hep AK Parti hükümetleri zamanında olmuş; genel sekreter arayan İBB'ye kelle avcısı bir şirketin tavsiyesiyle önerilip işe alınmış; tanıdığım kadarıyla Muhafazakâr Demokrat dünya görüşüne sahip. Ondan önceki genel sekreter Yavuz Erkut, TÜPRAŞ'ın başından İBB'ye gelmişti, emekliliğiyle ayrıldı; Sosyal Demokrat dünya görüşüne sahip. Yani ilk genel sekreter sosyal demokrat, sonraki muhafazakâr; siyasi fikir birliği yok. Genel Sekreter Yardımcısı , Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nda dönemin bakanı Süleyman Soylu ile çalıştı, onun bürokratıydı; Ekrem Bey ona genel sekreter yardımcılığı teklif etti, Ankara'dan geldi. Bir başka genel sekreter yardımcısı Pelin Hanım, İTÜ'de akademisyen, doçent, metrolardan sorumlu atandı, kimse tanımazdı. Burada yargılanan 2006'dan beri İBB'deydi, uzun yıllar AK Parti yönetimiyle çalışmıştı, kimse tanımazdı.”
“Keza polisimiz, jandarmamız, istihbarat kurumlarımız da 10 yılda yüzlerce suç işlerken bizi izlemiş. Sözde Casusluk yapıp, yurtdışına veri sızdırırken bile onları atlatmışız, ne çarpıcı. Adeta Türkiye Cumhuriyeti'nin en değerli kurumları uyumuş! Ne var ki Ekim 2024'deki Başsavcılık atamasıyla bu uyku hali sona ermiş. Devletimiz gözünü açmış ve biz 'azılı suçluları' kıskıvrak enselemiş. Buna mı inanalım?”
“İBB, eski İçişleri Bakanı Sayın Soylu'nun zaten özel ilgi alanıydı. Mesela bana 3 yılda 3 ayrı konuda mülkiye müfettişleri gönderdi. İfadeler alındı, incelemeler yapıldı ve sonrasında aklanmam ile sonuçlandı. 2022 yılında, memur olmadığım için zorunlu olmadığı halde malvarlığı beyanı verdim. Size de arz edeyim. Bugünle kıyas için harika belge. Devletimizde duruyor. 'nda. Lütfen incelensin. Kişisel zenginleşme var mı yok mu net kanıtı. Bahse konu dönemde müfettiş üstüne müfettiş teftişe geliyordu. Rutin Sayıştay denetçileri de bizdeydi, Ticaret Bakanlığı müfettişleri de. Hiç biri bizim için suç bulgusu tespit etmemiş.”
“Ayrıca belirteyim, kendisini TSK gazisi olarak tanıtan bu dolandırıcı için Genelkurmay'a yazı yazdım. Hemen yanıt geldi: gazi değilmiş. Kusursuz dolandırıcı ama serbest. Açıkça iddia makamı şahsımı özel olarak hedef almıştır; bunu defalarca göreceğiz. Dünya tarihinde bir basın danışmanı için bu kadar çok ceza istenen bir dava olmamış; dünya birincisiyim. Değerli heyet, bu iddianamenin çok önemli bir eksik parçası daha var: iddianameye göre sözde örgüt 10 yıldır faal ve sadece bu iddianameye göre 143 suç iddiası var. 10 yıl boyunca bu kadar suçu da her daim devletimizin gözetimi ve sıkı denetimi altında işlemeyi başarmışız.”
“Celal Çakmak gizli tanık Kayın'dır. Bana rüşvet iftirasını attıktan sonra bir dolandırıcı olduğu ortaya çıkan Celal Çakmak isimli biri, fezlekede hem müşteki hem şüpheli hem de gizli tanık olmuştur. Şahsın ifadesi kelimesi kelimesine gizli tanık Kayın beyanına kopyalanmıştır. Bir kişinin aynı anda müşteki, gizli tanık ve şüpheli sıfatına haiz olmasını ne yazık ki bu iddianameyi kaleme alanlar başarmıştır. Celal Çakmak ifadesinden: '...görüşmeden üç gün sonra 2.400.000 TL'yi, bundan bir gün sonra da 2.400.000 TL'yi toplamda 4.800.000 TL'yi Şamil YILDIRIM isimli şahsa Saraçhane'nin avlusunun hemen altındaki otoparkta teslim ettim.' Gizli tanık Kayın ifadesinden: '...Celal 2.400.000 TL'yi, bundan bir gün sonra da 2.400.000 TL'yi toplamda 4.800.000 TL'yi Şamil YILDIRIM isimli şahsa Saraçhane'nin avlusunun hemen altındaki otoparkta teslim etmiş.' İki ifade aynı.”
“Sayın Mahkeme Başkanım; bu soruşturmada sanık lehine olabilecek her şeye sırt çevrilmiş. Tersine aleyhe delil üretmek ya da beyan almak için özel çaba harcanmıştır. Hakkımda söylenmediği halde bazı suç cümleleri, söylenmiş gibi iddianameye eklenmiştir. Aleyhime delil bulma arayışında sınırlar ziyadesiyle aşılmıştır.”
“İnsan cezaevindeki hücresinde bunları izlerken, kötülükte kendisinin adeta Mefisto ile yarıştığını hissediyor. Sonra bir şey oldu, dedim ki 'sanırım Mefisto'yu da geçtim.' Çünkü ilk kez bir belediye başkanı; Beyoğlu Belediye Başkanı de benim talimatımla hareket eden örgüt üyesi olarak gözaltına alınıp tutuklandı. Ben bile kendimden şüphelenir hale gelmiştim. Tarikat lideri olsam ancak bu kadar örgütlenebilirdim ama değildim ve olmadığım çok belliydi. Ben şeytanlaştırılırken, cezaevlerinden de ard arda aleyhime ifade veren tutuklu sanıklar tahliye oluyordu. 'SİSTEM' tıkır tıkır işliyordu. Kurulan sistemin işlediğinin kanıtı şu: Benim talimatımla hareket ettiği iddia edilen, pek çoğu üst düzey İBB Bürokratlarından hiç biri bana bağlı sözde örgüt üyesi yapılmadı iddianamede. 64 kişi bana bağlı örgüt üyesi olmakla gözaltına alındı ve bazıları tutuklandı oysa bugün iddianamede benimle bağları kurulmamış. 64 kişi diyorum, şaka değil. Bu kadar hata payı aşırı olmamış mı? Lakin amaç hâsıl olmuş, iddia makamı 'u şeytanlaştırırken, fırsat bu fırsat diyenler, pişmanmış gibi yapıp hakkımda iftira atmaya koşmuştu. Atan da mahpustan kurtulmuştu. Yani asıl SİSTEM tıkır tıkır çalışmıştı.”
“Lehe delil toplamakla mükellef olan savcılar, dalga dalga yaptıkları her operasyonda gözaltına aldıkları onlarca ismi "bana bağlı örgüt üyesi" olarak suçluyor ve kamuoyuna açıklıyorlardı. Yani İBB'nin tüm teknik birimleri, zabıtamızdan Yazı İşleri Daire Başkanımız Nurten Hanım'a kadar herkes bana bağlı. Bunlardan bir tanesi de Kaan Bey'den önceki Emlak Daire Başkanı isimli şahıs. Buna bakarsanız gözaltına alınma operasyonunda 'a bağlı, tam böyle itaatkâr bir örgüt üyesi olarak görürsünüz. İfadesi alınırken cep telefonunun şifresini de vermiş, savcılarımız da buraya koymuş sağ olsunlar. Bir grubu var; bu arkadaş WhatsApp yazışması yapıyor ve benim tutuklanmamdan duyduğu mutluluğu sinkaflı küfürlerle arkadaşlarına atıyor. Ben o küfürleri size okuyamayacağım, siz merak ediyorsanız gönderirim, dosyalarda da var. Yani bana tutuklandı diye bayram yapan Emlak eski Daire Başkanı , sinkaflı küfürler ederek tutuklanmamı kutlarken, adam bana bağlı örgüt üyesi olarak gözaltına alındı. İnsan cezaevindeki hücresinde bunları izlerken kendisini kurtlar dünyasında Mephisto ile yarıştırılır hissediyor.”
“4 günlük gözaltı süremin sonunda Çağlayan Adliyesi'ne ifadeye götürüldüm. İfademde savcı bey EYLEM 13'te göreceğimiz ses kaydını sordu bana. 'Ses kaydını dinlemediğim için kendi sesimi tespit edemem' dedim. Dur dinleteyim sosyal medyaya düştü diyerek, cep telefonundan sosyal medyaya girdi. Bir hesaptan bana sesleri dinletti. Yalnız dikkat ettim, ses kaydını yayınlayan hesabı Şak diye buldu. Açar açmaz, saniyesinde. Gizli soruşturmada yer alan bir ses kaydı, sanki doğa olayıymış gibi sosyal medyaya düşmez efendim. Ses kaydı, zaten kaydı verenin ifadesinde belirttiği gibi savcıya verilmiş. Başkasında yok. Sosyal medyaya nereden ulaştırıldığı gayet aleni. Ortada ne gizlilik vardı, ne de ciddi bir soruşturma. Sadece ALGI üretildi. Lehime delil toplamakla mükellef olan savcılar, dalga dalga yaptıkları İBB operasyonlarında gözaltına aldıkları onlarca ismi bana bağlı örgüt üyesi olmakla suçluyordu. İBB'nin 2 numarası genel sekreter gözaltına alınıyor, TV'ler savcılık açıklamasına dayanarak 'a bağlı yapılanmanın içinde diye duyuru yapıyordu. İSKİ Genel Müdürü de, İmar Daire Başkanı da, İSKİ Daire Başkanı da savcılık açıklamasına göre bana bağlı ve emir talimatlarımla hareket ediyordu. Savcılarımız İBB'nin tüm teknik birimleri gibi Zabıtamızdan Yazı İşleri Daire Başkanımıza kadar herkesi, benim emir ve talimatımla hareket eden örgüt üyesi ilan edip gözaltına aldı. Bir tanesi de eski Emlak Daire Başkanı idi.”
“Hatırlatmak adına vurgulayayım ki; gizli olduğu iddia edilen Asrın Soruşturmasının daha gözaltı operasyonu yapılmadan, tutuklanacak kişilerin isimleri sosyal medyada yayınlanıyordu. 19 Mart operasyonundan günler önce TV'deki canlı yayında cep telefonuna gelen mesajı okuyan ulak gazeteci 'Şu an gelen bir bilgi. İmamoğlu 23 Mart'taki önseçimi fiziken göremeyebilir' diyordu. Ardından başka ulaklar da tweet atıyordu aynı konuda. Benimle uğraşmayı seven Emre Erciş, bana dava açtığını, celp yazısını hücreme asacağımı iddia eden tweet attı. Allah var adam haklı çıktı. Hücreye atıldım. Onu bile bildi.”
“Dünya âlem ve mahkemeniz de şahit ki; bana ve tutuklu herkese bu hakların hiç biri uygulanmadı. Kâğıtlarda, metinlerde hatta yasalarda şart koşulan unsurların, gerçek hayatta bir karşılığının olmadığını bu iddianame ile bir kez daha gördük. Neredeyse 2 bin civarında sayfa ile suçlandığım iddianamede sadece 1 eylemde, o da alakasız birkaç cümle konmuş. Lekelenmeme hakkımız korundu mu? Hayır! Lehe delil toplandı mı? Hayır! Doğal olarak soruşturma adil değilse, adil yargılanmamız mümkün mü? Kaynağınız iddianame olunca adaletin terazisinin kefeleri eşit olamıyor. O yüzden kaynak yanlış diyorum. Bizler boy boy fotoğraflarımızla, iftira bültenleriyle, medyada itibar suikastlarına uğradık. Lehimize toplanmış tek 1 delil gösteremezsiniz. Onları dikkatsizlikleri sayesinde eklerde biz bulduk. Bu iş başlangıcından finaline kadar bir soruşturma sürecinden ziyade, bir algı ve hedefi yok etme şiarıyla yürüdü.”
“İBB'nin iştirakleri ile birlikte yıllık bütçesi 10 milyar dolar civarındadır. Medya AŞ kurumun en küçük bütçeli firmasıdır; 2024 satış bütçesi yaklaşık 800 milyon lira, yani 18 milyon dolar civarındaydı. Kültür AŞ'de bunun 2-3 katıdır diye tahmin ediyorum. Bu iki şirketin yıllık bütçesini toplasanız bile, karşınıza İBB ve iştiraklerinin toplam bütçesinin sadece yüzde 1'i bile çıkmaz. 'Yüzyılın İddianamesi' her nedense İBB okyanusundaki bu yüzde 1'lik bölümü hedefe koymuş, buradan sonuca gitmeye çalışmış ama başarılı olamamıştır. Evet, usulsüzlüğün, yolsuzluğun 1'i de 1000'i de birdir; lakin çok iddialı bir ismi olan bu soruşturma İBB okyanusunun sadece %1'lik bir alanına odaklanmışsa, adı yüzyılın değil ancak yılın soruşturması olabilir. Ya da özel hedef seçilmem söz konusudur. Ki bu gerçektir!”
“4 bin sayfalık iddianamede bir kere dahi demokratik bir seçim kazanılmasından bahsedilmiyor; sanki var olan iştirak şirketleri yasadışı yollarla, zorla ele geçirilmiş gibi anlatılıyor. Oysa milletten yetki almadan bu şirketlere yönetici atanamaz. Millet yetkiyi vermiştir, yetkiyi verdiği de atamıştır. Birinin hoşuna gitmiyor diye gerçekler değişmez, eğilip bükülemez. İddia edildiği gibi bir örgüt yoktur, hiç olmamıştır. Biz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yasa ile belirlenmiş yönetim şeması çerçevesinde, yasalarda yer aldığı şekliyle ataması yapılmış kişileriz. Hepimizin sosyo-ekonomik yaşamı ortadadır.”
“İddianameye göre, hırsızlık yapmak için seçimle işbaşına gelmeyi hedeflemiş, enteresan bir kafası olan insanlarmışız. Yolsuzluk yapmak için olabilecek en meşakkatli yolu seçmişiz.”
“2020 yılı Aralık ayında Kültür AŞ genel müdürü olarak atandı. İddianame, onu taahhütle işe aldığımı iddia ediyor. Tam elemanım yani. Taahhüt ne? Reklam ve organizasyon işlerine karışmaması. Kendisi çok pişman oldu sanırım ve daha tutukluğunun 20. gününde pişman ifadesi verdi. Şöyle diyor ifadesinde: 'Genel müdür olarak başladığım ilk 5 ay içinde 'un bana bazı reklam mecralarının bazı firmalara verilmesiyle alakalı söylemleri ve talimatları oldu. Ben bu talimatların birçoğunu yerine getirmedim.' Şahıs sözde örgüt yöneticisi olduğum halde talimatlarımı yerine getirmiyor ve gözaltına alındığı ana kadar, yani tam 50 aydır görevinin başındaydı. Ne demokratik bir örgütüz! Sözde üyem benim. Talimatlarıma daha işe girdiği ilk günden uymadığını söylüyor. Güzel ama iddiaya göre 'ı işe ben almışım, talimatlar vermişim ve adam yerine getirmemiş. Üstelik bu talimatlarıma karşı direniş eylemlerini işe başladığı ilk 5 ayda yapmış ve kovulmamış. 'ın beyanları ikna edici yani doğru bulunmuş ki kendisi cezaevinden çıkarılan ilk kişi oldu. Adam akım başlattı resmen.”
“Gelelim hiyerarşik yapı hususuna. Örgüt demek sadece ast üst ilişkisi demek değildir; sadece fikir ve eylem birliği olan insanları anlatmaya yetmez. Örgüt kavramında ayrıca irade teslimiyeti varmış, sorgusuz sualsiz talimatların yerine getirilmesi varmış; örgütte istifa yokmuş, elini kolunu sallayan da girip çıkamazmış. Benden üç kat daha iyi bilen insanlarsınız, siz ağır ceza reisisiniz. Sayın 'na sevgimi, saygımı; birlikteliğin gücünü kendisi dahil etmiştir. Lakin bu, benim ona irademi teslim edeceğim anlamına gelmez. Benim önderim, yolumu ışıtacak olan Mustafa Kemal Atatürk gelse, sorgusuz sualsiz irademi teslim etmem kimseye. Bunu şiddetle reddediyorum. Aklıma uymayan hiçbir şeye imza atmadım şimdiye kadar.”
“İddianamede 'Hem Medya A.Ş. hem de Kültür A.Ş. kasalarının boşaltıldığı', bu şirketlerin zarar ettiği ifadeleri yer alıyor. Oysa durum tam tersi: 2020 pandemi yılı hariç 2021-2022-2023-2024 yılları bilançoları incelenirse, Medya A.Ş.'nin toplamda 50 milyon liraya yakın karı olduğu görülür. Bilançosunu bilmesem de Kültür A.Ş.'nin de kar ettiğine eminim. Keza bu 2 şirketin iç içe geçtiği yazılmış. Suç gibi.”
“İddianame diyor ki, suç işleme amacında kesinti olmadıkça suçun icrası devam eder; suçun 2015'ten beri kesintisiz olarak devam ettiğini belirtiyor. O zaman burada iddia makamının suç olarak değerlendirdiği şey seçim kazanmak. Çünkü iddia konusu eylemler ancak seçim kazanılınca edinilecek yetkilerle yapılabilir. Bu durumda İstanbul'un tüm seçmeni de 3 defa sözde suçların kesintisiz işlenmesine yardımcı olmuştur. Yani 10 milyon İstanbullu seçmen, sözde örgüte yardımcı olmuş. Milleti zanlı statüsüne sokan bir metindir bu. Böyle cümle olmaz.”
“Bakın, iddia makamının en çok itibar ettiği, etkin pişman beyanlarından bir özet getireyim. 28 Mayıs 2025 ifadesi: ''un zorlamasıyla aldığım işi 1,5 yıl sonra devrederek mağdur oldum. Belediyeye 46 milyon liralık borcuma mahsuben devir gerçekleşti. Bu süreçte ile birkaç kez tartıştık, iletişimimiz bir müddet koptu.' 30 Haziran 2025 ifadesi: ''un sekreteri beni aradı, görüşmeye davet etti. ile aram iyi olduğu için, artık Kültür A.Ş.'den iş vermeyeceklerini söyledi. tarafından ihalelere girmem yasaklanmıştır. Sadece 'a olan kızgınlığımdan dolayı 4 ihaleyi alabilmek için teklif verdim.' 16 Nisan 2025 ifadesi: 'Genel Müdür olarak göreve başladığımdan itibaren ilk 5 ay içerisinde bizzat tarafından bazı reklam mecralarıyla alakalı işlerin belirli firmalara verilmesi ile alakalı talimatları oldu. Ben bu talimatların birçoğunu yerine getirmedim.' 24 Haziran 2025 ifadesi: 'Benim isimli şahısla hiçbir bağım, muhabbetim, maddi-manevi hiçbir ilişkim bulunmamaktadır.'”
“Diyorlar ki, 'İmamoğlu Saraçhane'ye gelmiyor, hep sokakta.' Mecburen! Kendi odası dahil her yerde toplantı yapıyoruz; nasıl gelsin? Kaç kere tesadüfen odasına girdi, 'Haa, siz mi buradaydınız?' dedi; 'siz' dediği 20 kişiyiz. Gelmişken ben de katılayım deyip toplantıya 2 saat daha ekliyor. Böylesine iddialı bir soruşturma yapanlar, soruşturdukları odak kişiyi hiç tanımıyor. İmamoğlu'nu hiç tanımıyorlar; oysa savcıların onu kendilerinden bile iyi tanıması gerekirdi. Zaten tanısalar severlerdi.”
“İddianamenin 717. sayfasında 'tartışılmaz ve karşı konulmaz tek söz sahibi liderliğinde' deniyor. Vallahi de billahi de 'nun böyle biri olmasını çok isterdim; ne yazık ki tam tersi. Buradaki tüm İBB yöneticileri şahittir ki kendisinden en çok duyduğumuz cümle şu: 'Masa kurun.' Masa kurun demek şu: diyelim ki Spor A.Ş. bir yarı maraton etkinliği yapacak. Normalde İBB'den 3, Spor A.Ş.'den 2 yetkili toplanıp planlar. Bizde öyle olmuyor, masa kuruyoruz: İBB geliyor, Spor A.Ş. geliyor, ilgili federasyona davet yapılıyor, İl Spor Müdürlüğü yetkilisi, akademi, üniversite, alanında kanaat önderi bir yazar ya da gazeteci, hatta o spor branşından eski ve takdir gören bir veteran da davet ediliyor; her toplantı 15-20 kişi. Sayın Başkan biz mağduruz; yıllardır aşırı demokrasi ve katılımcılığa maruz kaldık. Vallahi bezdik. Ne tek söz sahibi, ne karşı konulmaz lideri; demokratlıktan yorulduk biz.”
“Örnek . Bu itirafçı 2019'da Şişli'den Meclis üyesi seçilmiş. İBB öncesinde ne ben tanırım ne . Adam kendi sıkıntısıyla ilgili bir konuda şikâyete geliyor; hem bana, hem 'a. Serdal diyor ki: 'Başkan biliyor. Beylikdüzü'nden beri işleyen bir sistem var ve sistem böyle bir karar aldı.' Ben de diyorum ki: 'Serdal doğru söylemiş. Bu sistemin kararıdır. Sen de buna uyacaksın.' , Kurtlar Vadisi dizisindeki Konsey anlatısı yerine 'Sistem' demiş ve bu deli saçması ifadeyle cezaevinden tahliye olmuş. TV dizisi bile, daha gerçekçi repliklerle örülüydü. Yani iddianameye göre 2015'ten beri sinsi sinsi suç işliyoruz, gizlilik prensiplerine riayet ediyoruz ve daha ilk kez tanıdığımız birine örgütümüzün gizli yapılanması olan 'sistemi' derhal ifşa ediyoruz. Bakla ıslanmıyor ağzımızda.”
“Örgütün gizliliğini güya ifşa edenleri sayıyorum: 2 alt taşeron firma sahibi, 1 alt taşeronun alt taşeronu firma sahibi, bir de alt taşeron firmanın ortağının şoförü. Başkan danışmanı, pişmanlar kralı 'ın dahi gizlilikle ilgili ifadesi yok ama alt taşeronun ortağının şoförü 'ın bilgisi var. Buna gülelim mi ağlayalım mı? Gizliliği anlatacak kişi bu mu? Ya da reklamcı mı? İtirafçı İBB bürokratları oldu dosyada; hiçbirinin gizliliğe dair beyanı yok. Hayatımızda ilk kez görüp tanıdığımız insanlara, pat diye örgütü deşifre ettiğimiz anlatılıyor. Yani yine avanak diyor bize iddianame.”
“İddia makamına göre il binasının alımına partiyi ele geçirmek amacıyla dahil olmuş. İşte mantıkla izahı olmayan çelişki burada. Eğer iddia olunduğu üzere il binası, rüşvet paraları ve iş adamlarına yapılan baskılar sonucu elde edilen gelirle alındıysa, bu alım örgütün ilk amacı olan kişisel zenginleşmeyle çelişiyor. Öyle ya, bina CHP'nin kurumsal malı olacak; İmamoğlu'nun kişisel malı değil. Çok fantastik düşünelim, bina alındı diye tüm İstanbul delegelerinin tarafına geçtiğini varsayalım. Bu durum da başka mahkemelerde görülen CHP İstanbul il kongresi ve CHP 38. Olağan Kurultayı'na karşı açtığı davalar ile çelişiyor. O davalarda delegelerin maddi menfaat ile, yakınlarına iş vaadi ile ikna edilerek oy verme eğilimlerinin değiştirildiği iddia ediliyor; bina satın alınarak değil. Hal böyleyken Ankara 36. Bölge Adliye Mahkemesi mutlak butlan kararı verebilmiştir. 2019'daki satın alma 2024'ün siyasi atmosferiyle değerlendirilmiş. Oysa o dönemde Kemal Kılıçdaroğlu ile 'nun arasından su sızmıyordu, ilişki 'baba-oğul ilişkisi' diye tarif ediliyordu. Eğer İmamoğlu 2019 sonlarında partiyi ele geçirme amacı taşıyıp binayı satın aldırmış olsa, 2020 kurultayında ya aday olur ya da başka bir adayı desteklerdi. 2023 yılını bekleyecek hali yok. Çok mantıksız.”
“İl binasının somut tarihçesine bakalım. CHP, bir İstanbul İl Başkanlığı binası almaya karar veriyor. O dönem İl Başkanı Cemal Canpolat. Cemal Canpolat bir dayanışma yemeği düzenliyor, davetiyeler bastırıyor; binayı satın alabilmek için tanesi 10 bin liradan 2 bin davetiye. Mecidiyeköy'de 24 milyon liraya bir il binasıyla anlaşmışlar. 20 milyon lirasını bu dayanışma gecesinden toplayacaklar, 4 milyon lirasını genel merkez verecek. Tarih 2016. Onlar becerip alamamış, Canan Kaftancıoğlu İl Başkanı olarak becermiş, almış. Bir il başkanlığı binasının satın alınması üzerinden bir partinin ele geçirilmesi kısmı hiçbir amaç felsefesine uymuyor.”
“Üzerinde gerçekten düşünülmesi gereken bir başka örgütsel itham da gizlilik kavramı üzerinden yapılmış. İddianamede, örgüt üyelerinin sıklıkla bir arada bulunup buluştukları, bu buluşmaların kamu binaları dışındaki özel yerlerde, gerektiğinde kamera kaydını engelleyerek gizlilik prensibi ile hareket ettikleri değerlendirilmiş. Bu cümle kendi içinde çelişik. Gizlilik prensibi ile hareket eden örgüt üyeleri, güvenlik kameralarının olduğu binada toplanır mı hiç? Gizli görüşme yapacak yer kalmadı da halka açık, yüzlerce güvenlik kamerası olan otelde mi gizli görüşme planlamış bu tuhaf örgüt. Bir başka gizli toplanma merkezini de AK Merkez'de 'ın ofisi olarak göstermişler. Bu AVM'ye kameralara gülümseyerek giriyorsunuz, kayıt deskine kimlik veriyorsunuz, deftere isminizi, ziyaretin gün ve saatini yazıyorlar. Asansördeki kameralar eşliğinde ofise çıkıyorsunuz. Necati beyin ofisinde de kameralar var; burada öğrendik ki kamerası ses kaydı da yapıyormuş, bunu bize söylememişti. Sonuçta burası da gizli buluşma yeriymiş. O kadar gizli ki AK Merkez'in kayıt defteri ek dosyalarda var, isimlerimiz ayna gibi sayfalarda parlıyor. İBB'nin gözlerden ırak, kimsenin bilmediği onlarca güvenli ve konforlu mekânı varken gizli toplantıları halka açık bir otelde ve AK Merkez'de kayıt altında olduğunu bilmeden yapanlara örgüt değil, Avanaklar Takımı denir. Ayrıca gizli toplantı ne demektir? Yasalarımızda bir toplantının gizli olmasını belirten unsurlar var mı? Aranan ya da kaçak-suçlu biri ile gizlice görüşülmüyorsa bu gizli toplantı olur mu? Gizli toplantı ne demek? Bunu bize anlatsınlar.”
“İddianamede diyor ki, örgüt mensuplarının (yani bizlerin) süreklilik kavramı gösteren görüşmeler yaptığı; iletişim tespit tutanakları, telefon inceleme tutanakları, baz çakışmaları ve kamera görüntüleri ile sabitmiş. Bu da suçun bir kereye mahsus işlenmediğini, sürekli bir şekilde suç işlediğimizi gösterirmiş. Efendim, aynı işte birlikte çalışan insanların telefonla görüşmelerini ve bir araya gelmelerini suç sayan bir iddia olabilir mi? Biz telepati ile iletişim kuramayacağımıza göre elbet bir araya geleceğiz. İster otelde buluşuruz, ister Beyaz Köşk'te, ister Saraçhane'de. Kimse kusura bakmasın o da bizim paşa gönlümüzün keyfine bakar. Böyle bir suçlama olabilir mi?”
“İddianame, ' Beylikdüzü'ndeyken ileride cumhurbaşkanı olup yolsuzluğu tüm ülkeye yaymak için örgüt kurdu' diyor. Buna şunu söylüyorum: Göbeklitepe'den bu yana, 12.500 yıllık insanlık tarihinde sırf hırsızlık yapmak için bir devletin başına geçme gayesiyle yola çıkan herhangi bir Homo Sapiens görülmemiştir! Bu akıl yürütmeye sahip birinin kafasına takacağı tek şey örgüt yöneticiliği sıfatı değil, ancak bir huni olabilir.”
“İddia makamı, sözde örgütün deşifre olmasının kanıtı olarak, CHP İstanbul il binasının alımı sırasındaki satın almadan kaynaklı kamera görüntülerinin 2024'te ortaya çıkmasını gösteriyor. Yani mal sahibinin avukatı gizlice kaydettiği görüntüleri servis etmese, bu gizemli örgüt deşifre olmayacakmış. Savcılık bu bölüme 'Soruşturmanın Başlangıcı' demiş. Ne yazık ki iddianamede bu bölüm, Hasan Hüseyin Şenyurt isimli kriminal bir suç makinesinin ifadeleriyle desteklenmiş; onun beyanına atıfla tarif ediliyor. Elimdeki evrak bu şahsın suç kayıtları: aralarında cinsel saldırının da dâhil olduğu 2 ayrı cinsel suç, hırsızlık, zorla el koyma ve kamu görevlisine hakaret suçlarından mahkemede ceza almış. 11 kriminal suçtan hüküm giymiş, şu an Silivri'de 3 koğuşta yatıyor. Bu profildeki bir insanın beyanı, neredeyse 1 tam sayfa bu sava delil diye yazılmış. Soruşturmanın başlangıcı bölümünü bu kişinin beyanlarıyla kurgulamak, bu iddianameye sakat, ucube demek için tek başına dahi yeterli bir nedendir.”
“Örgütün birinci amacının 'kişisel zenginleşme' olduğu iddiasından yola çıkarak şunu söylemek isterim: Değerli mahkeme heyeti, ben dünya nimetlerinden elini eteğini çekmiş, bir hırka bir çorba diyen bir derviş değilim; gayet dünyevi heveslerim, arzularım ve tutkularım var. Hal böyleyken ve bu sözde suç örgütünün en çok üyeye sahip alt kolunun yöneticisi isem, bu kişisel zenginleşme faaliyetlerinden kendimi neden vareste tutmuş olayım? 50'den fazla ihalede usulsüzlükle suçlanıyorum; halk diliyle konuşacak olsam şöyle sormam lazım: Ben örgüt avanağı mıyım? Avanak adamı örgüt yöneticisi mi yapmışlar? Kendimde kişisel zenginleşme yok, 1. ve 2. derece yakınlarda yok, kasası denen insanda da yok. Nerede bu para? Sarı çizmeli Mehmet Ağa'da mı? İddia makamı bana yönelttiği milyarlarca liralık yolsuzluk iddiasını hiçbir şekilde izah edememiş, somutlaştıramamış, tek bir kanıt bulamamış; onun yerine tarafıma ait olmayan bir malvarlığı yazılıp iddianameye konmuştur. İddianame, yazarın hayal dünyasını aksettirdiği bir roman değildir.”
“Heyetinizin, orada benim için yazılan malvarlığının bana ait olmadığını bildiğini düşünmek isterim; sırası gelince malvarlığı beyanlarımı, yani resmi belgeyi arz edeceğim. Peki bende yok da hanımda, çocukta, anamda, ablamda, 1. ve 2. derece yakınlarımda bu yıllara dair sıra dışı bir zenginleşme olmuş mu? Savcılık makamı haklı olarak bu sorunun peşine düşmüş: 20 Mart 2025 tarihinde, yani gözaltına alındıktan 1 gün sonra mahkemeden talepte bulunmuş; Türkiye'deki ilgili tüm finans kuruluşlarına ve makamlara yazı gitmiş. 21 Mart'ta bankadaki kasam polis nezaretinde açılıyor, her yerden bilgiler toplanıyor ve sonuçta kaçak göçek, gizli açık üzerine bunca cümle yazılacak bir malvarlığım çıkmıyor. Bulamayınca pes etmiyorlar; bu kez 20 Haziran 2025 tarihinde savcılık benzer bir yazı yazıyor, malvarlığına el koyma kararı uzatılıyor. Eşimin yeni bir banka kasasını bulduklarını düşünüp Kadıköy'deki şubeye koşuyorlar, ama nafile: banka 'o kasa kapatılalı yıllar oldu' diyor.”
“Değerli Heyet, Sayın Mahkeme Başkanım; NASAFET kelimesi insaf kökeninden türemiştir. Hakkaniyet, hak ve adaletin gerektirdiği durum demektir. Bu celselerin ve dava bütününün bu anlayışla, mantığa ve akla uygun sonuçlar vermesi gerekir. Benim kimseden vicdani bir beklentim yok. Bu duruşmada kanıtını, belgesini ortaya koyamayan iddia makamına delillerle, belgelerle karşılık veriyorum. Ben buraya tuhaf ama suçsuzluğumu ispatlamaya geldim. Siz benim hakkımı koruyun yeter. Bana adil davranın, başka ihsan istemez.”
“Değerli Heyet; yüzyılın soruşturmasına göre bir de pırlantalar var. Pırlanta gibi insanlar ve pırlantavari şirketlerden bahsediyorum. Biz edepsiz faniler her türlü hataya düşerken, bu pırlantalar hep dürüst ve ahlaklı işlere imza atıyor. Bizim gibi 'sistematik yolsuzluk bağımlısı' olanlar dahi onlarla masaya oturunca edepli fanilere dönüşüyor. İddianameye göre biz ve reklamcılar bir araya gelince mutlak yolsuzluk yapıyoruz, ihaleye fesat karıştırmadan duramıyoruz. Ne zaman edepli oluyoruz? PANOUT firması ile masaya oturunca. 1,5 yıl önce kurulan şirketle 20 yıllığına İETT durakları reklam ihalesi kazananlar onlar. Pırlantalar yani. Çünkü bizim dönemimizde suça konu yapılmayan tek ihale, Sayın Halil İbrahim Bacacı'nın şirketi Panout ile yapılan revize sözleşme. İlk sözleşme Ak Parti yönetimi görevdeyken yapılmış, bizim dönemimizde daha avantajlı hale getirilerek revize edilmiş. Şu revize sözleşme başkasıyla yapılsa iddia makamı kıyamet koparrdı, en az 10 tutuklusu olurdu. Üstelik Kültür AŞ adına imza atan yetkili, her faaliyeti suç iddia edilen arkadaşımız. Oysa burada anlattı: 'Metrekaresine 8 bin lira verdiğim yer, elimden alınıp H. İbrahim Bacacı'ya 2 bin liraya verildi.' dedi. Zeynep'e var İsmail'e yok. İlbak iyi Köksal kötü. Herkes günahkâr PANOUT masum öyle mi? Bu daha başlangıç!”
“Sayın Başkan, İsmail Kaan kimdir? İsmail Kaan, TÜRGEV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı yapmıştır. Babası Osman Kaan İlim Yayma Cemiyeti'nin yönetiminde yer almış, yurt yaptırıp cemiyete vermiş, AK Parti'nin kuruluşunda yer almış ve kurucusu olduğu Kaanlar Vakfı Cumhurbaşkanlığı kararı ile vergiden muaf bile tutulmuştur. Kardeşi Ahmet Kaan, AKP İstanbul İl Yönetim Kurulu'nda başkan yardımcısı olarak görev yapmıştır. Vakfın bugün yargı dünyasının ünlü simalarına hukuk öğrencisi iken burs verdiğini de iddia edenler olmuştur.”
“Sayın Başkan, 1 günde Acarkent Sitesi'ndeki 7 ayrı mülkünü birden aynı anda, yine kısa süre sonra Acarkent'te 4 katlı bir villasını da İsmail Kaan diye birine devretmişti. Bununla da kalmamış, aralarında radyo ve youtube kanalının da olduğu 3 firmasını da yine aynı gün İsmail Kaan isimli şahsa devretmişti. MASAK Raporu'nda 14 Ocak 2025 tarihli bu devirlerin aynı günde yapıldığını görebilirsiniz. Ayrıca MASAK uzmanları bu işlemler için ŞÜPHELİ İŞLEM uyarısı koymuş. Özetle Acarkent'te 8 mesken ile 3 firma devri olmuş, kime, İsmail Kaan'a. Bir devir daha var: aynı tarihlerde bu kez , Merdivenköy'de 1 dükkân 1 mesken, Silivri'de de 2 mesken olmak üzere 4 mülkünü aynı tarihte avukatı 'a devretmiş. Oysa Acarkent'te kocaman villalar dahil 8 mesken ve 3 şirket devri yapılan İsmail Kaan, tıpkı soruşturmayı sızdıran Çetin gibi hiç merak edilmemiş, emniyete davet dahi edilmemiş, bir kere olsun ifadeye çağrılmamış. tutuklu, Zeynep Hanım tutuksuz sanık olurken, İsmail Bey 2 kere de yırtmış. İsmail beye helal olan, Zeynep hanıma neden yasak? Mal devreden hücrede, devralan evinde. MASAK Raporu'na göre Acarkent'teki evler, villalar ve şirketler için İsmail Kaan sadece 995 bin dolarlık ödeme göndermiş görünüyor.”
“Sayın Başkan, 1 milyon dolar talebinden sadece 1 gün sonra 'un erkek kardeşi gözaltına alındı. Emniyet ifadesinden saatler sonra tekrar gözaltına alındı ve bu kez savcı Cahit Cihad Sarı'ya ifade verdi. İlk beyanının aksi yönünde konuşan , eşim aleyhine ifade verdi. 24 saat dolmadan 2 zıt ifadeydi bu. Soruşturma bilgisine haiz olmama rağmen benim yaşamımda bir değişiklik olmadı. İşlerimi yine her zamanki gibi yaptım. Para kaçırmadım ya da mal devretmedim. Çünkü yaptığımız yanlış ya da usulsüz bir şey yoktu.”
“İddianamede yer alan ithamlar ile ortaya konulan tespitler birbirini yalanlıyor. üzerinden kurulan iddialara gelince: Bize Real Madrid'i anlatıp sahaya Silivriköyspor'u çıkartmışlar.”
“Sayın Başkanım, anlayamazsınız! Nisan'da da anlayamazdınız, bugün de anlayamazsınız. Çünkü kaynağınız yanlış. Sizin kaynağınız bu iddianame. Bu kaynakla İBB sırrını çözemezsiniz, çünkü gerçekler bu kurgu eserde yazmıyor. Sadece gizlenen gerçekler var; onları da ben sırayla size arz edeceğim. İddianamenin gerçek yüzünü o zaman görecek ve her şeyin doğrusunu herkes anlayacak.”
“Durum Tespiti'nde son bölümü anlatmadan bir şey söylemek istiyorum Sayın Başkan. Nisan ayının 2. haftasının başıydı. Eylem 13'ten yargılanan kürsüye geldi ve siz ona dediniz ki: 'Şu 13 nolu eylemi şöyle güzel güzel anlat da Emrah; en zorlandığımız eylem. Sıralamayı ona göre belirledik zaten.' Bu cümle beni hayal kırıklığına sürüklerken, büyük bir şüpheye de gark etti. Sadece bu eylemi anlamakta zorlanan heyet, demek ki Şişli'nin dev imar ihtilafını, KİPTAŞ'ın işlerini, Raylı Sistem İhalesine dair suçlamayı, Asfalt ve Kışla mücadele konusunu, daha anlayanını görmediğim hafriyat konusunu, reklam ihaleleri ile ilgili suçlamaları, 5 farklı dairenin etkinlik ihaleleri ile ilgili iddiaları ve hatta Capacity'nin depreme dayanıklı olup olmadığına dair meseleyi anlamıştı. Orada belki konunuz rüşvet iddiasıydı, ama bu iddianın temeli de binanın temeliyle ilgilidir: sağlamsa başka, değilse başka. O top da size kaldı; bugünden demiş olayım. Eğer tüm bunları gerçekten tam manasıyla kavradıysanız, ki siz bunu daha Nisan ayı başında ilan ettiniz, içimden dedim ki: 'Şu an İBB'yi yönetecek en iyi isim mahkeme başkanımız.'”
“Onlarca itirafçısı cezaevinden kurtulan bir dava daha güzel analiz edilemezdi. Zanlıların çoğu bizi tanımıyordu ama hakkımızda ne anlatmaları gerektiğini öğrendiler; daha doğrusu öğretildi. Gizli tanıkların ifadelerle açtığı patika, medyanın belirlenmiş isimleri hedefleştirmesi ve soslu hikâyeler ile asfalt yol oldu. İçeri düşen herkes o asfalt yoldan ne diyerek dışarı çıkacağını öğrendi. Öğretildi! Formül basitti: -- ile ilgili bir şey söyle, onların yakın çevresinden birini de kat hikâyene, hadi eyvallah, özgürsün! Süreç de aynen böyle işledi.”
'un savunması sürerken mahkeme başkanı duruşmaya öğle arası verdi (yaklaşık 1 saat). , ara verilirken seyircilere seslenerek "Hepinizi çok seviyorum, güçlü ve diri olun, her şey çok güzel olacak" dedi.
“Bu soruşturmada insan hakları ihlalleri yapıldı. etkin pişmanlık ifadesi verirken, yan odada eşi ile tehdit edildiğini söyledi; eşi olmasa da benzer bir uygulama itirafçı için de yaşandı. Ailelerin bu kadar içine çekildiği başka bir soruşturma var mı bilmiyorum. Bu hamleleri masum ve soruşturmanın doğal işleyişi olarak göremeyiz; sonuçları itibariyle iddia makamının hayal ettiği beyanlar geldi. Bir itirafçı yaratma sistematiği kuruldu ve tıkır tıkır işledi. Kimi malı, kimi parası, kimi oğlu, kimi eşi, kimi özgürlüğü ile sınandı; 'bunlara tekrar sahip olmak istiyorsan bana istediğimi ver' dendi. Örgüt isnadının sebebi de buydu. Hukuk ve siyaset tarihi okuyan herkes bu tip siyasi davalarda, tasfiyelerde ailelerin, yakınların ve yakın arkadaşların hedef alınmasına, onlardan itirafçı üretilmesine aşinadır. Felsefeci Hannah Arendt, 52 yıl önce 1973'te kaleme aldığı Totalitarizmin Kaynakları eserinde diyor ki 'Tasfiyeler tüm toplumsal ve ailevi bağları yıkmak için bu operasyonlar tanıdıklardan, en yakın arkadaş ve akrabalara kadar sanığın olağan ilişkilerinin, sanık ile aynı kaderi paylaşacağı korkusunun salınması ile yürütülür. Basit ve ustaca kurulmuş suç ortaklığı tekniğinin sonucu şudur: Biri suçlanır suçlanmaz, paçayı kurtarmak isteyen eski arkadaşları bilgi vermeye can atarak ona karşı OLMAYAN kanıtları teyit ederek, en acımasız düşman haline gelir. Bunu yapmak açıkça kendini kurtarmanın biricik yoludur.' Tabi o bunu totaliter rejimleri anlatırken söylemiş. Türkiye'de ileri demokrasi var, öyle diyorlar. Yine de ne kadar tanıdık geliyor kulağa, değil mi?”
“Sayın Başkan, yüzlerce iftira ve yalanla soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiler. Medya-avukat ilişkisini gördük; sırada avukat-itirafçı ilişkisinin haritası var. Ekrana verirsek herkes bu tuhaf haritaya tanık olur. Dokuz maddeyle sırayla okuyayım. 1) Dosyada bu avukat, 5'i itirafçı 6 sanığa avukatlık yaptı; 6 sanık da birden fazla ifade verdi. 2) 22 Mart günü bu 6 kişiden sadece isimli şüphelinin avukatıydı, diğer 5 itirafçının avukatları farklıydı. 3) 30.04.2025'te itirafçı oldu, 'yı suçladı, 9 Mayıs 2025'te tahliye oldu. 4) Tahliyeden 4 iş günü sonra, 15 Mayıs 2025'te itirafçı oldu; eşi tahliye edildi. , , , beni () ve 'ı suçladı. 'tan sonra 'SİSTEM' diyen ilk itirafçı oldu. 5) 'un tutuklu sahte faturacı arkadaşı Kabil Taşçı 27.05.2025'te itirafçı oldu, 29.05.2025'te tahliye oldu, 19.06.2025'te bir kez daha ifade verdi. Tahliye ifadesindeki avukatı idi; ilk avukatı başka biriydi. 'i suçladı. 6) , Kabil Taşçı'nın suçlamasından 11 gün sonra itirafçı oldu; 30 Haziran'daki ifadesinde avukatı idi, ilk avukatı farklıydı. Tutuklu bulunmaktadır. 7) Rauf Cem Istranca, Kabil Taşçı ile aynı tarihlerde 29 Mayıs ve 19 Haziran'da ifade verdi, 7 Temmuz'da tahliye edildi. Etkin pişmanlık ifadesinde de avukatı idi, ilk avukatı başka biriydi. ve Beyoğlu Belediye Başkanı 'i suçladı. 8) , Rauf Cem Istranca'nın tahliyesinden 22 gün sonra ifade verdi, 8 Ağustos'ta ikinci kez ifade verdi; iki ifade de avukat olmadan alındı. 11.08.2025'te 'a vekalet çıkardı, onun da ilk avukatı başka biriydi. 11.09.2025'te 3. kez ile ifade verdi. Tutuklu bulunmaktadır. 9) ; ilk avukatı farklıydı, 3 Eylül'de 'a vekalet verdi, 5 Eylül'de itirafçı oldu, 24 Eylül'de tahliye oldu.”
“Bu hamleleri masum ve soruşturmanın doğal işleyişi olarak göremeyiz. Bu zorbalığa biz erkeklerden çok daha fazla maruz kalıp, boyun eğmeyen şu onurlu kadınların önünde saygıyla eğiliyorum. Zavallı ve güçsüz erkeklerin, vicdanlarına uydurduğu bahanelerle sözde delikanlılığın kitabını yazdılar ama tersten.”
“Soruşturmanın ikinci perdesine gelelim, zorbalama dönemine. , etkin pişmanlık ifadesi verirken yan odada eşiyle tehdit edildiğini söyledi. Eşi olmasa da benzer bir uygulama itirafçı için de yaşanmış. Ailelerin içine bu kadar çekildiği başka bir soruşturma tarihte var mı ben bilmiyorum. Ekrem Başkan babası, oğlu, kayınbiraderiyle; evladı, abisi, yeğeniyle; ben eşimle, bacanağımla; eşiyle; oğluyla; kardeşi ve çalışanlarıyla; itirafçı eşi ve engelli oğluyla; iftiracı fabrikatör Muhittin Palazoğlu kardeşi, ama kardeşinden bile çok sevdiği servetiyle; iş insanı kardeşleri ve servetleriyle bu soruşturmaya dahil edildi.”
“Demem o ki efendim, ne ilk kez siz, ne ilk kez biz siyasi bir dava ile huzurdayız. Tarihte de çok olmuş, bugün de oluyor, yarın da olacak. Taktik değişmiyor! Önce siyasi hedefe uygun strateji belirlenir ve ardından o doğrultuda kanıtlar, ya da bugünkü gibi beyanlar yaratılır. Seçilen kurbanlar yargılanır. Böylece koltukta gözü olan 'küstah' elenir.”
“Mahkeme salonlarında Dreyfus davasına çok atıf yapılır da o dönemin medyasından pek bahsedilmez. Dreyfus'u elde hiçbir delil olmadığı halde vatan haini ilan edenlerin de medyası vardı. Onun aleyhinde şiddetli kampanyalar yapan Fransız Libre Parole gazetesi gibi. O günlerin Fransız Parolası, bugünlerin Sabah'ı oldu, Yeni Şafak'ı oldu, TRT'si oldu, A Haberi oldu. Tarih tekerrürden ibarettir derler ya, doğru! Bizim Zola'mızda CHP Genel Başkanı Özgür Özel oldu. Her gün hissettiğimiz CHP milletvekilleri oldu. Zola'nın İtham Ediyorum yazılarına yer veren o küçük Fransız gazetesi, bugün bize biraz nefes aldıran Halk TV, Sözcü grubu, Cumhuriyet, Birgün oldu. Cesur, bağımsız gazeteciler oldu.”
“Murat Bey de abisi Mustafa Bey de nazik, güngörmüş insanlar. Adlarının 1087 kez zikredildiği bu iddianamede sanık bile değiller. İstanbul'un en büyük reklamcısı artık sanık bile değil. Doğal olarak iddianamede Eylem 61 ile Eylem 76 arasında yer alan 16 reklam ihalesi dosyası da böylece çöp oluyordu. Çünkü iddianameye temel olan tevdi raporu ve fezlekenin işaret ettiği en önemli şüpheli suçsuz bulunmuştu. Bilirkişi raporlarına göre diğer ihaleler onunkinden çok daha masumdu. Azılılar suçsuz bulunmuşsa Murat Kapkiler, Hüseyin Köksallar, Alper Aydınlar, Nihat Sütlaşlar da suçsuz demektir. Bizlerin de reklam ihalelerinde suçu olduğu iddiası çökmüş oldu. Ayrıntısına reklam ihalelerine dair suçlamalarda gireceğim. İlbak'a helal olan diğerlerine neden haram olacak? Türkiye bir hukuk devleti, Anayasa'nın 10. maddesinde herkes eşit.”
“'ı tanıdığım için merak ediyordum, itirafçı olup da mı çıktı diye. Yakıştıramıyordum. İtirafçı olan herkesin beyanı 1 gün sonra Sabah, 2 gün sonra Yeni Şafak gazetesinde yayınlanıyordu; soruşturmamı bu 2 gazeteden izliyordum. Lakin Murat beyin ifadesi hiç yayınlanmadı. Malvarlığına el konmuş, şirketlerine kayyum atanmıştı; öğrendim ki kayyum kalkmış, şirketleri geri almış. Ev hapsiyle mi imza şartıyla mı çıktı derken, yurt dışına çıkış serbestisi de gelmiş. Buna cezaevinden şahit oldum: Geçen yaz Avrupa Basketbol Şampiyonası'nda Türkiye Almanya ile final oynuyordu, hücremde 24 inçlik televizyonda izliyordum; TRT1 maça döndüğünde kameraman tribünde bir Türk taraftara zoom yaptı: 'tı, Litvanya Riga'daki maçtaydı. Çayımı püskürttüm, 'vay anasını ya' dedim.”
“Yaklaşık 40-45 gün sonra, Mayıs sonu 'ın tahliye olduğu haberi geldi. 'Bu da itirafçı olup bir şeyler uydurdu herhalde' diye düşündüm. Murat beyin tahliyesinden birkaç gün sonra Haziran ayı tutukluluk incelemem vardı. Çorlu'daki cezaevimden SEGBİS yöntemiyle duruşmaya katıldım. Çünkü bizim avukatlarımızdan duruşmanın yapılacağı mahkeme ve duruşma saati bile gizleniyordu. Duruşmaya bağlandım, mahkeme salonunda sadece bir kadın avukat gördüm. Kısa süre sonra avukat hanımın Yusuf ve Ali İlbak'ın avukatı olduğunu öğrendim. Onlar SEGBİS'e bağlanmadı. 100'den fazla kişi için yapılan tutukluluk incelemesinin sadece 2 şanslısı vardı: İlbak kardeşler. Yusuf ve Ali İlbak tahliye oldu, 100'den fazla kişi tıpış tıpış hücrelere döndük.”
“Operasyonun ilk gününden bu zamana kadar adı çok sık anılan biri var. Fezlekede varlar, tevdi raporlarında varlar, soruşturmayı başlatan dilekçe sahibi da onları anlatıyor. İfadeleri 50'den fazla eylemde kullanılan en gözde tanıklardan , dahil herkes onları anlatıyor. 19 Mart'ta gözaltına alındılar, ardından tutuklandılar. Milyarlarca liralık vurgunu beraber yapmakla suçlandık. Kimden bahsediyorum? İLBAK ailesinden. 4 erkek kardeş de şüpheliydi. En büyükleri Mustafa Bey yurt dışında olduğu için gözaltına alınamadı ama Murat, Yusuf ve Ali İlbak gözaltına alındı ve tutuklandı. 'la 23 Mart'ta aynı mahkemeye düştük. Bana bağlı örgüt üyesi olmak ve rüşvet vermekten tutuklandı. İyi tanışırız. Birlikte Silivri'ye gönderildik, aynı araçla. 3 hafta sonra aynı gün ben Çorlu'ya, o Bandırma'ya sevk edildi. Diğer 2 kardeşi de Silivri'de tutukluydu.”
“Rauf Cem Istranca, Kabil Taşçı ile aynı tarihlerde 29 Mayıs ve 19 Haziran'da ifade verdi, 7 Temmuz'da tahliye edildi, etkin pişmanlık ifadesinde avukatı idi, ilk avukatı başkaydı; ve Beyoğlu Belediye Başkanı 'i suçladı. , Rauf Cem Istranca'nın tahliyesinden 22 gün sonra ifade verdi, 8 Ağustos'ta ikinci kez ifade verdi, 2 ifade de avukat olmadan alındı, 11 Ağustos'ta 'a vekalet çıkardı, 3. kez onunla ifade verdi, tutuklu. , ilk avukatı farklıydı, 3 Eylül'de 'a vekalet verdi, 5 Eylül'de itirafçı oldu, 24 Eylül'de tahliye oldu.”
“'un tutuklu sahte faturacı arkadaşı Kabil Taşçı 27 Mayıs 2025'te itirafçı oldu, 29 Mayıs 2025'te tahliye oldu, 19 Haziran'da bir kez daha ifade verdi; tahliye ifadesindeki avukatı idi, ilk avukatı başkaydı; 'i suçladı. , Kabil Taşçı'nın suçlamasından 11 gün sonra itirafçı oldu, 30 Haziran'daki ifadesinde avukatı idi, ilk avukatı farklıydı, tutuklu.”
“Mirsad Albayrak: dosyada 5'i itirafçı 6 sanığa avukatlık yaptı, 6 sanık da birden fazla ifade verdi. 22 Mart günü 6 kişiden sadece 'un avukatıydı, diğer 5 itirafçının avukatları farklıydı. 30 Nisan 2025'te itirafçı oldu, 'yı suçladı, 9 Mayıs 2025'te tahliye oldu. Tahliyeden 4 iş günü sonra 15 Mayıs 2025'te itirafçı oldu, eşi tahliye edildi; , , , beni ve 'ı suçladı.”
“Bir avukat var. Adı . Açık kaynaklardan görüyoruz ki avukat bey Rasim Ozan Kütahyalı ve Hilal Kaplan isimli medya mensuplarının avukatı. Hatta avukat bey sayesinde öğreniyoruz ki üç harfli kısaltma seven şahsın 8 yıldır resmi polis koruması varmış. Türkiye Cumhuriyeti'nin, kirlenmemek için elini sürmeyeceği birini 8 yıldır bizim vergilerimizle koruyormuş. Hilal Hanım da koruma kalkanında.”
“Savcılar merak etmeyince, ben merak ettim. Adamı buldum, üstelik hücremden. Adı Çetin Ayaz. İşyerini söylüyorum; Kartal İSTMarina AVM yanındaki S1 blok. S2 de olabilir. Hücreden anca bu kadar. Çetin o dev gibi, altın sarısı çirkin gökdelende işini görüyor. Belki ilgilerini çeker. Bir de şahıs daha önce herhangi bir adliyede görev almış mı acaba? Bazı iddialar duydum.”
“Çetin hala aramızda özgürce geziyor. Belki yeni soruşturma dosyalarından haberdar oluyor ve muhataplarına para karşılığı onları soruşturmadan çıkartma vaadi veriyor. Etrafta böyle dolaşan biri var ama hiç merak edilmiyor. Üstelik Çağlayan Adliyesi'ni kullanarak iş gördüğü halde kimliği merak edilmiyor.”
“Yüzyılın gizli soruşturmasını Ekim ayında bilen ve sızdıran bu Çetin kim? 10 gün gizli kalmamış 100 yılın dosyası. Çünkü adam gerçekten biliyormuş ki 19 Mart operasyonu oldu. İddianameyi taradım, gizemli Çetin'in ifadesi alınmış mı diye. Yok. Sadece ben merak etmişim, iddia makamı hiç ilgilenmemiş. Üstelik gizemli Çetin'i 'ye getiren isimli şüpheliymiş. de bu dosyada itirafçı, sanık şu an. İfadesi alınmış ama bu iddianameyi yazanlar 'Yüzyılın Soruşturması adını verdiğimiz bu gizli dosyayı daha açılır açılmaz 'ye bildiren Çetin kim? Onu sen getirmişsin' diye sormamış bile.”
“Sayın Başkan, Çetin 'ben de seninle çalışmıyorum' demiyor, çoğul söylüyor: 'Biz de seninle çalışmıyoruz' diyor. Bir ekip kastediyor! Başından sonuna bizim dosyada hep para konuşulması tesadüf gibi durmuyor. gözaltına alınınca gizemli Çetin eşini aramış ve parayla çıkarırız demiş.”
“Kapki ifadesinde şöyle anlatmış: 'Gözaltına alınmadan önce 2024 senesinin Ekim ayında beni Çetin adında bir şahısla Ferko'daki ofisime gelerek tanıştırdı. Bu şahıs bana hakkımda bir soruşturma yürütüldüğünü, soruşturmanın gizli olduğunu, yardım edebileceğini söyledi. 2025 senesinin ocak ayında Çetin isimli şahsı çağırarak tekrar görüştüm. Bu görüşmede benden 100 bin dolar vermem karşılığında listede kimlerin olduğunu bulabileceğini ve listede olmam halinde belirleyeceği bedel karşılığında adımı sildirebileceğini söyledi. Ben bu teklifi kabul ettim fakat parayı peşin istedi. Ben de gerekli bilgileri getirmeden parayı vermeyeceğimi söyledim. Çetin de o zaman biz de seninle çalışmıyoruz diyerek şirketimden ayrıldı.'”
“2 Eylül'de 2025-2026 Adli yılı açılış töreni oldu. Dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, bugünün Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek 'Soruşturmadan ilk haberdar oldu. Mülklerini Ocak ayında başkasına devretti' demiş. Bu açıklama beni şaşırttı. Çünkü , 24 Haziran 2025 tarihli etkin pişmanlık ifadesinde soruşturmayı ne zaman, kimden öğrendiğini anlatmış. Üstelik Ocak ayında da değil, taa başlangıçta öğrenmiş.”
“Dediğim gibi şüpheyi odağıma alıp okudum iddianameyi. İlk şüphem, soruşturmayı ve operasyonu önceden haber aldığımız açıklaması ile doğdu. Medyada, polis teşkilatımız ima edilerek polis içinden köstebeğimiz olduğuna dair iddialı haberler yapıldı. Emniyet mensuplarımız zan altında bırakıldı.”
“Bugün bu kadar günün durum tespitini doğru yapmazsak, yani doğru teşhisi koymazsak iddianamenin bizi çekmek istediği kör kuyuya kuzu kuzu gideriz. Ne kuzu ne kurt olmak isterim.”
“Kim verecek bu itibar suikastinin hesabını? Bize yapılan bu kurgu, bir 'Hiçbir şey olmasa bile mutlaka bir şeyler oldu' kurgusudur. O zaman da çaldılar dendi, mundar dendi, sandık görevlileri fetöcü dendi. Hepsi yalan çıktı. Bugün de yalanın, şiddetli 2. perdesi sergileniyor. Seçim iptaliyle oyunu değiştiremeyen zihniyet, oyuncu değiştiriyor. Kazanan yine biz olacağız. Tıpkı 2019'da olduğu gibi.”
“Yok, yani 40 itirafçı bir Orhan etmemiş. Bir Orhan, koca İstanbul'u tutuklatmış. Akıl tutulması. 4 bin değil, 40 bin sayfa yazsalar, bunlara kimse işte bu yüzden inanmıyor. Beni rüşvetle suçlayanı da, tutuklayan hâkime hanımı da Allah'a havale ediyorum. Şimdilik!”
“Ben örgüt yöneticisi olmak ve rüşvet almaktan tutuklandım. Evet, biz delilsiz tutuklandık! Sayın Başkan, Allah var; örgüt projesi tuttu iddia makamının. Cezaevine girmemek ya da çıkmak, ya da malını kurtarmak için bir sürü itirafçı türetildi. Bakın, 60-70 itirafçının 40 veya fazlası benim suçlandığım konularla ilgili.”
“Bizi tutuklatan delili açıklıyorum. İddia makamının, şoför tutkusunun kaynağı: Kültür A.Ş. eski genel müdürü 'ın şoförü 'nun ifadesi. Daha polis sorgusunda, yalan olduğunu ispatladığımız bir beyan. Yalan ifşa olunca, ifademi alan polis de şaşırdı. Çıktı odadan telefon etti, birkaç dakika sonra döndü, 'Neyse, devam edelim' dedi. 'Beyanınızı yazdım' dedi. Ve daha o gün emniyette yalan olduğunu ispat ettiğimiz beyanla, iftiracı 'nun beyanıyla, Türkiye'nin cumhurbaşkanı adayı, Türkiye ve Avrupa'nın en büyük kentinin belediye başkanı tutuklandı. , ben, , ve da öyle.”
“Avukat gayet açık sözlüydü, işi halledecek ismi bile veriyordu ama ben dile getiremeyeceğim. Cezaevinde avukat kabininde benden 1 milyon dolar talep edilince şok oldum. Avukat sözünü bitirdi ama ben dona kaldım. Benden yanıt gelmeyince Avukat Beliz Hanım, pazarlık yapıyorum zannetti sanırım ve şöyle dedi: 'Kendisi ben de 300.000-400.000 dolar var, 600.000-700.000 dolar verse bile hallederiz.' dedi. Avukata 'Benim eşim suçsuz ayrıca böyle bir param da yok' diyerek görüşmeyi bitirdim. Avukat Beliz Özkan hakkında 7 Ocak 2026 tarihinde 2975 numaralı dilekçe ile İstanbul Barosuna şikâyette bulundum.”
“Görüşme kabinine girer girmez bana 'Beni hem sizin hem benim ortak şişman arkadaşımız gönderdi' dedi. Cüneyt kiloludur biraz. Ben de kendisine şifreli konuşacak durum olmadığını, 'u mu kastettiğini sordum, 'evet' dedi. Sonra, 'un kendisine söylediklerini bana aktarmaya başladı. Şöyle dedi: 'Biliyorsunuz, size anlatmış Başsavcılıkta yakın tanıdıkları var. Kendisi de benzer şekilde tahliye edilmişti. Ortak arkadaşımız diyor ki 1.000.000 dolar verirse, eşinin tutuklanmamasını sağlarım.'”
“Sayın Başkan; mahkeme huzurunda bir bilgiyi de paylaşmak isterim. 26 Nisan 2025 Cumartesi sabahı yapılan 2. Dalga İBB operasyonunda eşim de gözaltına alındı. Büyük bir şok ve üzüntü yaşıyordum. Ertesi gün, yani 27 Nisan 2025 Pazar günü saat 14:15'te bana bir avukat ziyareti oldu. İlk ve son kez ziyaretime gelen bu avukatın adı Beliz Özkan'dı. 15 aydır sadece 27 Nisan günü bana geldiğini cezaevi kayıtlarından görebilirsiniz. Avukatım iletir.”
“18 Mart – 23 Mart arasındaki 5 günün anlamını tespit etmek lazım. Çünkü tüm sır bu 5 günde gizli. 23 Mart 2025 günü, biz sandığa 500 bin CHP üyesi getirmeyi hedeflerken 15.5 milyon insan İmamoğlu'nu seçti bile. Kurnaz plan o gün çöktü! O argüman tarih oldu. Size anlattığım bu sarih gerçek bize tek bir şeyi gösteriyor: Korkuyu. Diploma, işte bu korkuyla, endişeyle iptal edildi. Haksız olan korkar! Başka bir şey daha diyeyim. O mutlak butlan kararı, o gözü karalık bile buradan kaynaklı.”
“40 itirafçı ifadesi var. Bu beyanlardan bir tanesi bile ''a şu tarihte, şurada, şu kadar rüşvet verdim' diyor mu? Buyrun okuyun. Böyle bir beyan varsa, 1100 değil 2500 yıl ceza verin bana.”
“Avukatım, beni arayıp bir tebligat olmadığını söyleyince ben de dönüp 'u aradım. Ailemle yurtdışında iken böyle asparagas bir bilgiyi, doğruymuş gibi iddialı bir şekilde aktardığı için, kendisine sitem ettim. Ben sitem edince verdiği bilginin doğru olduğu konusunda ısrar etti. Çünkü bilgiyi, yeğeni olduğunu söylediği Kerem 'un verdiğini belirtti. Soy isimleri aynıydı. Yine de böyle bir savcı var mı, doğru mu konuşuyor diye merak ettim. Araştırdım. Gerçekten de Çağlayan Adliyesi'nde böyle bir savcı vardı. Zaten Türkiye'ye döndüğümde yanıma gelen bizzat cep telefonundan bazı şeyler gösterdi. Kendisi, soruşturma kapsamında tüm bilgileri, Savcı Kerem 'tan aldığını ve bize bildirdiğini, bundan da savcının haberi olduğunu söyledi. Yeğenim dediği savcıyı böyle anlatınca ben de kendisine inandım. Bir soruşturma olduğuna kani oldum. Bu 2 şahıs arasında gerçekten akrabalık bağı var mı, varsa bile aralarında bir iletişim trafiği mevcut mu, HTS-Baz gibi onu kıymetli mahkemeniz arzu ederse tespit ettirebilir. Ben sadece 'un anlatımlarını dile getiriyorum. Bir de İstanbul Emniyeti'nin haksız yere hedef yapıldığını ortaya koyuyorum.”
“Sayın Başkan, 51 yaşındayım ben. Biraz da kafam çalışır, kusura bakmayın da 17 Mart'ta gizli tanıkların 2. kez ifadesini almak, 18 Mart'ta diplomayı iptal etmek, 19 Mart'ta da operasyonu yapmak... Güzel bir plan. Ve fakat bu plan öngörüsü boşa çıktı. Çünkü Atatürk'ün dediği gibi, milli egemenlik öyle bir nurdur ki, karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yok olurdu; öyle de oldu.”
“Dava siyasi olunca, laf bir şekilde siyasete geliyor. Değerli heyet, burada karşınızda Avrupa kıtasının en büyük kentinin belediye başkanı, üst yönetiminin neredeyse tamamı, çalışanları ve bu dev belediyeyle iş yapan bazı iş insanları bulunuyor. Belediye kavramının tarihsel kökenine bakarsak, bu davanın boyutunu daha iyi analiz ederiz. İlk belediye, 6. Daire. Yani Beyoğlu Belediyesi de burada bizimle yargılanıyor. Ne talih! Belediyeler, Avrupa'da özünde aristokrasiye, saraylara alternatif olarak doğmuş yapılardır. Tarihsel olarak sarayla yani merkezi yönetimle belediyeler, yerel yönetim rekabet halindedir yüzyıllardır. Avrupa'da yerel yönetimlerden önemli isimler merkezi yönetimi de seçimle kazanmıştır Sayın Başkan. İngiltere başbakanı seçilen Boris Johnson, Londra belediye başkanıydı. Bükreş belediye başkanı Romanya cumhurbaşkanı oldu. 2 önemli örnek vereyim, biri malum ülkemizden, şimdiki Sayın Cumhurbaşkanı, 'ndan cumhurbaşkanlığına geldi.”
“İBB dosyasında tutuksuz sanık olan beni aradı ve 'Savcı Aykut Çelik sizi, İBB soruşturması için ifadeye çağırmış. Tebligat yollamış ama evde kimse bulunamayınca tebliğ yapılamamış' dedi. O zamanki avukatım 'i aradım. Savcı beyin adını verdim ve ziyaret etmesini, eğer gerçekten beni ifadeye çağırdıysa hemen döneceğimi söyledim. O da şimdi, terfi edip başsavcı yardımcısı olan Aykut Beyi makamında ziyaret etti. Aykut Bey böyle bir tebligat olmadığını söylemiş ama benim kimden duyduğumu merak etmiş. Avukat Serkan Bey de bilmediği için kendisine söyleyememiş.”
“1 yıldır tutukluyum. 1 yıl ilk başta kulağa insan ömrü içinde çok uzun bir zaman dilimi gibi gelmiyor. Oysa mesele sadece hücreye tıkılmak da değil. 1 yıldır kaynağının neresi olduğu belli olan haberlerle medya linçimiz de devam ediyor. Hayatınızda ilk kez girdiğiniz ve uyum sağlamaya çalıştığınız hapishaneden, bir gece yarısı hastaneye götürülüp, sabahın ilk ışıklarıyla bilmediğiniz bir başka cezaevine sevk edilmek de var bizim hikâyemizde. Ailemize yönelik hamleler, 3 kez basılan yuvamız, tutuklanan ya da adli kontrole alınan yakınlarımız da var bizim hikâyemizde.”
“Cezaevine girdikten sonra dört bir yandan mektup geldi tutuklulardan; borç isteyen mi dersin, kira mı öde diyen mi dersin? Onlar da ne yapsın, hakkımızda o kadar dolandırıcılık haberi yapılınca… ama yapamadık, beceremediğimiz için o işleri…”
“Çoğu bizi tanımıyordu ama hakkımızda ne anlatmaları gerektiğini öğrendiler, daha doğrusu öğretildi. Gizli tanıkların ifadeleriyle açtığı patika, medyanın belirlenmiş isimleri hedefleştirmesi ve soslu hikayelerle asfalt yol oldu. İçeri düşen, o asfalt yoldan ne diyerek dışarı çıkacağını öğrendi, öğretildi. Formül basit: , , ile ilgili bir şeyler söyle, yakın çevresinden birini de kat işin içine, hadi özgürsün, eyvallah. Süreç aynen böyle işledi.”
“Felsefeci Hannah Arendt'in 1973'te yazdığı Totalitarizmin Kaynakları adlı eserinde şöyle der: 'Tasfiyeler tüm toplumsal ve ailevi bağları yıkmak için bu operasyonlar tanıdıklardan, en yakın arkadaş ve akrabalara kadar sanığın olağan ilişkilerinin, sanık ile aynı kaderi paylaşacağı korkusunun salınması ile yürütülür. Biri suçlanır suçlanmaz, paçayı kurtarmak isteyen eski arkadaşları bilgi vermeye can atarak, olmayan kanıtları teyit ederek, en acımasız düşman haline gelir. Bunu yapmak açıkça kendini kurtarmanın biricik yoludur.' Tabii felsefeci bunu totaliter rejimler için söylemiş. Türkiye'de ileri demokrasi var, öyle diyorlar. Yine de kulağa ne kadar tanıdık geliyor değil mi? Onlarca itirafçısı cezaevinden kurtulan bir dava, daha güzel analiz edilemezdi.”
“Ekrem Başkan babası, oğlu, kayınbiraderi ile, oğlu, abisi, yeğeni ile… Ben eşim ve bacanağım ile… eşi ile, oğlu ile, kardeşi ve çalışanları ile, itirafçı eşi ve oğlu ile… iftiracılar ve iş insanları servetiyle bu soruşturmaya dahil edildiler. Bu kadar ailelerin içine çekildiği başka bir soruşturma var mı bilmiyorum.”
“Ama Allah büyük. Benim evlatlarıma yapılanları hafife alıp yalanlayan o birimin başkanının adı her türlü rezilliğe karıştı ve görevden alındı. Tabii ki tutuklanmadı. Hatta yeni iş buldu. Çocuklar üzerinden algı yaratmaya çalışan bu zatın, kendisini en son Akın bakanımızın devir teslim töreninde alçak koltuğunu kaldırmaya çalışırken gördük. Kaldıramadı da. Kaldırmayı beceremeyince şahsı ortadan kaldırdılar. Perde arkasından çalışıyor şimdi. Aklı sıra gizli.”
“Asıl canavar kim? Çünkü bu duygu, Anadolu'nun, yani ortak evimizin duygusu değil. Bu kin ve öfke başka coğrafyaların duygusu olabilir ama Anadolu'dan bu kaynak çıkmazdı. Çıkmamalıydı. Ne yüce insanları sayabiliriz ama ben sadece 2 özel isimle size Anadolu'yu özetlemek istedim. Sayın Başkan, biri sizin memleketinizden, Nevşehir'den Hacı Bektaş-ı Veli. Ne diyor Hacı Bektaş? 'Hırslar kinler yok olur aşkla meydanımızda.'”
“Bu tweet doğruysa, hedefini 2012'de koymuş. O zaman rahmetli Nazım Amca'yı, öğretmen emeklisi Ulviye Abla'yı, şu an izleyici sıralarında mı bilmiyorum, Mülayim Abi'yi falan da bizim şeye, örgüte katmak lazım.”
“Örneğe geleyim. İddianamenin 72. sayfasına. Bu iddianamenin özeti niteliğinde, ana fikrin anlatıldığı bölüm içinde yazarların, anlatımı var. Okuyorum: 'Kültür ve Medya A.Ş. yapılanmasında 'nun Beylikdüzü belediye başkanlığından beri irtibat halinde olduğu, çok güvendiği, aynı zamanda siyasal danışmanlığını yapan örgüt üyesi , örgütün akıl hocası konumundadır...' İddia makamı tespitinde doğruysa, haklıysa, bu betimlemeden doğal olarak şu sonuçlar çıkar: 1-) örgütün Kültür-Medya A.Ş. yapılanmasında yer alır. Peki öyle mi? Hayır. 2-) örgütün akıl hocasıdır. Peki öyle mi? Hayır. 3-) örgütün tüm ihtilaflarına çözüm bulan biridir. Açıkçası bize Real Madrid'i anlatıp sahaya Siirt Köy Hizmetleri Spor'u çıkarmışlar.”
“İtirafçı olup tahliye edilenlerin avukatları da birden bire gözde isim haline geldi. Bu dosyada 5 itirafçı sanığın, sonradan aynı avukata sahip olmasını, tesadüf olarak niteleyemeyiz.”
“Değerli Heyet; propagandada bir kural vardır: olmayan şeyler olanlardan daha güçlüdür. Buna gizemin gücü denir. Örnek; on milyonlarca insan açlık sınırında kazanç edinirken, sanayi dahil sektörler tarihinin en kötü günlerini yaşarken, vatandan umudu kesen yetişmiş insan gücü batı ülkelerine göç ederken ne diyoruz: TÜRKİYE YÜZYILI! Olmayan şey olandan daha güçlü göründüğü için, diyorlar. Ne diyorlar? Yüzyılın Soruşturması - Asrın İddianamesi. İşte bu iddialı tanımlamanın nedeni de bu: olmayanı satıyor.”
“Şüphe gibi, bize hakikati ulaştıracak bir diğer kavram doğru sorulardır. Doğru soru, yanıttan daha önemlidir. Bu iddianamede güya bazı yanıtlar var. Onların yanıt değil, iftira ya da saptırma olduğunu ancak doğru soruyu sorarak anlıyoruz. Şüphe ve doğru sorular ekseninde iddianameyi okudum. Sonuç: iddianame tepeden tırnağa sakat.”
“19 Mart'tan sonra, özellikle nisan ayının sonunda başlayan bir itirafçı furyası oldu. Art arda benzer cümleler kuranlar, art arda tahliye olmaya başladı. Her çıkan, geride yeni bir yalancı tanığın daha doğmasına yol açıyordu. Hayatımda adını ilk kez duyduğum itirafçılar, daha doğrusu iftiracılar, kendimin dahi bilmediğim yönlerimi anlatıyor, ben de bu huylarımı gazetelerden okuyarak öğreniyordum.”
“Hatta, Ekrem Başkan kadar olmasa da iyi bir hazır cevap üstadısınız. Bunu da ince ve zeki esprilerle sunuyorsunuz. Böylece zirve yapan tansiyon, bir cümlenizle sönümleniyor. Ya da tam tersi oluyor. Siyasetçiler için hazırcevaplık, büyük bir artıdır. Birkaç basamak yükseltir insanı, siyasette. Yargıda da işe yarıyormuş, yaşayarak öğrendik.”
“Aşikar ki üyeleriniz de gayet parlak insanlar. Ancak biz de fena değiliz efendim. 3 aydır sizler bize, biz sizlere bakıyoruz. İster istemez intibalar oluşuyor. 'ın üç hafta önce yaptığı savunmadan ufak bir detayı bile hatırlıyorsunuz. Hangi avukatın duruşmada olup olmadığını biliyorsunuz. Sosyal zekanız da hayli yüksek.”
“Siyasal iktidar, kendi beka meselesi gördüğü bu önemli davayı sıradan yargıçlara emanet edecek değildi kuşkusuz. Heyetinizin kıdem bakımından bu dava için uygun olmadığı söylendi, burada. Bir hakimin tecrübesi, hayatın olağan akışına uygunluğuna karar vermede önemlidir, dendi. Genç yargıçlara atıfla. Belki de bu bilinçli bir tercihti.”
“22 Mart'ta emniyette yalan olduğunu ispatladığımız bir iftirayla tutuklandık. HTS gösterdiler, ben yokum dedim. Polis 'bir dakika' dedi, dışarı çıktı. Geldi, 'devam edelim' dedi. Biz delilsiz tutuklandık.”
“Mesleki kıdem, gazeteci abilerim olması onlara bu hakkı tanır. Bizde, mesleki konumun farklılaşması kıdem ilişkisini değiştirmez. Ezcümle iddianamede yazdığı gibi benim ile Barbaros Bulvarı'nda 11 farklı elektrik direğinin altında gizemli buluşmalar yapmama gerek yok. Adam arkadaşım. Ocakbaşı seviyor o, İstanbul ocakbaşı dolu. 2 gazeteci buluşacaksak oturup iki kadeh rakı eşliğinde her şeyi konuşuruz. Daha önce yaptık, yine yapacağız!”
“İddianamede Eylem 19 var; benim ta Ankara'dan tanıdığım gazeteci abilerim yargılanıyor. Güya benim talimatımla halkı yanıltıcı yayınlar yapmışlar. Üstelik benden para alarak! Bizim mesleği bilmiyor tabii iddianameyi yazanlar. Belli ki havuz medyasındaki balıkları gazeteci sanıyor. Ancak, onların benim kulağımı çekme, bana fırça atma, hatta bana talimat verme hakları olduğunu da bilirlerdi. Hırsları geçmez, inadına İmamoğlu aleyhine konuşurlar. Haklı da olurlar.”
“27 Mart 1996'da Ankara'da stajyer muhabir olarak başladığım mesleğimde, adına merkez medya dediğimiz en büyük kurumlarda görev aldım. O zaman bir NTV vardı, o da her yerde çekmezdi. Muhabirlikten yöneticiliğe kadar görev yaptım. O yüzden çevrem çok geniştir. Bugün 2 ayrı mahalle gibi bölünen medyada, her 2 mahalleden de çok tanıdığım gazeteci vardır. Hepsi, kendini kabul ettirmiş isimler. Benden çok daha genç ve başarılı gazeteci kardeşlerimle de, İBB'deki görevim sırasında tanıştım. Diyebilirim ki eski ve yeni dostluklarım mevcuttur.”
“Gazetecilikte mesleki kıdem önemlidir, konu ne olursa olsun. Belli ki havuz medyasındaki balıkları gazeteci sanıyorlar. Bilseler, benim meslek büyüğüm olan Soner Yalçın'a, 'a, 'e, 'a talimat verip iş yaptıramayacağımı öğrenirlerdi. Hele ki onlara para karşılığı haber yaptırmayı teklif etsem, önce sinkaflı küfür ederler, ardından beni yanlarından kovarlar. Öfkeleri geçince de 'na karşı haber yaparlar. Haklı olurlar.”
“Sayın Heyet, benim savunmamın adı: Şüphe Savunması. Şüphe, sadece savcıların mesleki çıpası değil; asıl gazetecilerin, yani öz mesleğimin mesleki çıpasıdır. Burada CV'mi anlatmayacağım. Çünkü Ekrem Başkan'dan sonra tüm yaşamı en çok bilinen, en şeffaf olan, her daim medya radarında bulunan, yaptığı her işe fener tutulup incelenen ikinci kişi benim.”
“Yalan bataklığına bırakılan bizler steril bir alan arıyoruz. Sayın Başkanım, sizden beklentilerim var. Thomas Hobbes bunu 300 yıl önce anlatmış: Kişiyi yargıç yapan ilk unsur hakkaniyettir. İkincisi zenginliklere mesafelenmek, üçüncüsü bağımsızlık, dördüncüsü de dinleme sabrıdır.”
“Umarım davanın sonunda nicelik sanrısıyla uzayan bir gerekçeli karar görmeyiz. Kararı Türk milleti adına alacaksınız, ama millet bu kararını verdi. Bu davada ben, biz, avukatlar şapkalarından bir değil on tavşan çıkarsa da nafile.”
“Zavallı rektör, düştüğü tuzağın farkında değil. Kabak onun başına patlayacaktı. Ve fakat bu kurnaz plan öngörüsü boşa çıktı. Atatürk'ün dediği gibi: Milli egemenlik öyle bir nurdu ki; karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yok olurdu. Öyle de oldu.”
“Yarın işler değişip bu dava sorgulandığında savunma argümanları şu olacaktı: Biz seçimlere yani demokratik sisteme darbe yapmadık. Operasyon yapılmadan önce 'nun üniversite diploması iptal edilmişti. Bu iptali savcılık değil üniversite yaptı. Biz lise mezunu, yani cumhurbaşkanı adayı olamayacak birine operasyon yaptık. Yani bir belediye başkanına sıradan bir yolsuzluk operasyonudur bu. İşte bunu diyeceklerdi savunma argümanı olarak.”
“Bu iptal, yorumlandığı gibi cumhurbaşkanı adaylığı iptalini garantiye almak için yapılmadı. Diploma iptali ile operasyonun ilgisi; Anayasal suç kavramında saklı. Üniversite diploması varken İmamoğlu tutuklansa, CHP'nin resmi cumhurbaşkanı adayı tutuklanmış olacaktı. Bu demokratik sisteme bir darbe sayılacaktı. Halefiyet ilkesi ihlal edilmiş, seçimlere müdahale edilmiş olacaktı. Haksız, hukuksuz operasyonu yapanlar böyle bir riski bertaraf etmek için diploma iptalini bekledi.”
“Evet 23 Mart'ta bir önseçim vardı ama bu CHP'nin iç konusuydu. YSK'nın değil. Peki neden illa diploma iptali beklendi? Öyle ya zaten Ekrem başkan tutuklanacaksa 2 ay - 3 ay - 5 ay sonra da, o içeride iken diploması iptal edilebilirdi. Oysa ısrarla iptal beklendi ve kararın sabahı operasyon yapıldı. Her şeyin sırrı burada.”
“Operasyon öncesinde Başsavcılık 2 ayrı tehditvari yazıyla üniversiteden ısrarla diploma iptalini istedi. Yakın tarihte bir cumhurbaşkanlığı seçimi yoktu. Diploma, her nedense savcılık yazısında belirtildiği gibi ancak o zaman lazımdı. Bu durumda, başsavcılık polis operasyonu öncesi neden ısrarla diploma iptali talep etti?”
“İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Yönetim Kurulu, görev ve yetkisinde olmadığı halde 'nun üniversite diplomasını iptal etti. O gece uyuduk ve 12 saat sonra 19 Mart sabah 06.00'da İmamoğlu operasyonu yapıldı.”
“Haftada bir telefon hakkımı Giresun'daki 86 yaşındaki annemi aramak için kullanıyorum. Annem, 'Bugün için sular seller gibi geçsin, Allah zihin açıklığı versin' diye dua etti. Bana en son bunu üniversite sınavına girerken söylemişti. Annemin bilmediği, bu bir sınav değil; sınav olsa geçerdim ama ben bir mülakattayım. Bu ülkede mülakatların malum nasıl sonuçlandığını biliyoruz.”
“Bugünlerde çok popüler bir hikaye var, Frankenstein hikayesi. Doktor Frankenstein kendini yaratıcıyla bir tutar, sadece onun yapabileceği bir şey yapmak ister ve yoktan bir varlık yaratır. Ancak doktor yarattığı ucubeden tiksinir, onu terk ederek kaçar. Bu iddianame doktor Frankenstein'in eseri gibidir. Yaratan kişi de ondan tiksindiği için olsa gerek onu bırakıp Ankara'ya gitmiştir. Siz de şimdi kollarınıza atılan canavarla ne yapacağınıza karar vereceksiniz. Ya üstümüze salacak, ya da etiğin, ahlakın, ama daha yücesi hakkaniyetin gereğini yapıp bu ucubeyi yok edeceksiniz. Bizim için tüm bu zaman zarfı ise şu soruyla geçti: 'Asıl canavar kim?'”
“Sayın Başkan, bu iddianamenin son altı sayfadaki altı savcımız ortaklaşa yazdıysa, diyebileceğim tek şey herhalde birbirleriyle hiç iletişim kurmamışlar. Çünkü tek gariplik 'da da değil. Yiğit Oğuz Duman'ı da iddianame özel vasfı haiz üyelerin listesine almış, velhasıl adamcağızı orada unutmuşlar. Hakkında hiçbir suçlama olmayan biri bu iddianameye nasıl oldu da özel üye statüsüyle atandı anlamakta zorlanıyorum. Bu tuhaflığı siz de fark ettiniz ki 10 Mart günü burada iddianame özetini okuturken tüm özel vasfı haiz üyelerin ismini okuttunuz, Yiğit'in ismini okutmadınız. Halbuki kabul ettiğiniz iddianamede adı yazıyor. O yüzden diyorum ki yüzyılın soruşturmasında son okuyucu kimse işini hiç iyi yapmamış. Kolay değil bunca kurguyu düzene koymak.”
“Basın mensuplarının affına sığınarak, kendilerine söylemek isterim ki, bu davanın adı İBB Davası değildir, Davası'dır. Bu dava A'dan Z'ye siyasidir. Bunu siz de cümle alem de biliyor. Ben neden burada olduğumu biliyorum; burada bir prosedürü tamamlamak için ifade verdiğimin bilincindeyim.”
davasında günün ilk savunmasını, 22 Nisan'da tahliye olan eski Beşiktaş Belediyesi Destek Hizmetleri Müdürü Gülal Erdovan Anıl yaptı. 370 gün tutuklu kaldığını, tahliyesine sevinse de bunun 'haksız yere' tutuklu kaldığı gerçeğini değiştirmediğini söyleyen Anıl, üzerine atılı tüm suçlamaları reddetti. Yasaklı hiçbir firmayla sözleşme imzalamadıklarını, yaklaşık maliyetin gizliliğini ihlal etmediklerini, hiçbir yakınının ihalelere katılmadığını ve kimseden menfaat sağlamadığını savundu. İhaleye fesat ve kamu zararı iddialarını kabul etmeyen Anıl, belediyeden ihale alan şirketlerin diğer kamu kurumlarından aldıkları ihalelerin de incelenmesini istedi. 33 yıllık devlet memuru olduğunu belirten Anıl, belediye başkanı ya da bağlı bulunduğu başkan yardımcısından hukuka aykırı hiçbir talimat almadığını söyledi.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (esas hakkında savunma)
“A Haber'de Cemil Barlas'ı izledim bir akşam. Ağzının suyu aka aka 'İmamoğlu cezaevinde çürüyecek' dedi. Bir insan nasıl böyle olabilir? Bu ancak şeytanidir. Hücredeydim ama insandım.”
“Bu iddianamenin bana hissettirdiği söz şudur: 'Hayatta hiçbir şey bir kurban seçmenin, özenle bir intikam tasarlamanın, onu gerçekleştirmenin, sonra da gidip yatmanın verdiği zevkin yerini tutamaz.' Bu iddianame bana bunu hissettiriyor.”
“Kitleler en kötüsüne, tuhafına inanmaya hazırdır. Ertesi gün kanıtlarıyla yalan ortaya çıksa dahi, yalana inananlar kendini kandırılmış hissetmez. Bu yalanı, siyasi liderin taktik zekası olarak görür. Casusluk palavrasının sırrı da budur.”
“19 Mart sabahı İBB'nin en küçük bütçeli şirketi Medya A.Ş. odağında başlayan bu soruşturma, girdiği sudan çıktığında içinde casusluk iddialarını barındıracak kadar hafiflemiştir. Davalar değil, ancak siyasi mühendislikler içinde hafiflikler barındırır. Çünkü bir dayanağı vardır.”
“İddianame sakat derken şunu kastediyorum: Ruhu arızalı. Akın Gürlek önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, sonra da Adalet Bakanı oldu. Sadece bir günde AK Parti'yi bu kadar içselleştirdi, bu kadar siyasi oldu diye mi düşüneceğim? Hayatın olağan akışına uyuyor mu bu?”
“Arkamda Avrupa'nın en büyük kentinin belediye başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı, Türkiye'nin birinci partisinin Cumhurbaşkanı adayı oturuyor. CHP'ye delil olan AK Parti'ye olmayabilir. Bize burada haklı olarak delil diye HTS baz soruyorsunuz, siz de, savcı bey. Haklısınız, savcılarımız delil listesine koymuş. Ama benim aklıma da Gaziantep Şehitkamil Belediyesi soruşturması geliyor. Geçen eylülde savcı oradaki soruşturmayı kapattı belediye başkanıyla ilgili. HTS baz delil mi olur yahu dedi. Ama gördük ki o savcı bey de bir süre şaşırmış. Şehitkamil Belediye Başkanı Cumhuriyet Halk Partisi'ndeyken delil olabilir diye koyduğu HTS bazları Sayın Başkan AK Parti'ye transfer olunca hangi delil haline çevirmiş? Olabilir, o da şaşırmıştır.”
“Bizim mesleği bilmiyor, bu iddianameyi yazanlar. Yandaş medyadaki balıkları gazeteci sanıyorlar. Adı geçen meslek büyüklerime ben talimat veremem, onlar benim kulağımı çekerler. Konumum ne olursa olsun. Biz böyle yetiştik.”
Eylem-19 (gazetecilere para verildiği iddiası) hakkında
“İki kelime var sihirli, 'itiraz edersiniz', bitirici etkisi var. Sizler kolayca söyleseniz de, bizim memlekette o kadar kolay değil. Sevilmez. Arkamda İBB, TBB başkanı, CHP cumhurbaşkanı adayı var, o da birine itiraz etmiş, yargılanıyor. Bizde itaat etmek istenir. İtaat et, rahat et. Sürekli şaşırıyorum, şaşırdığıma şaşıyorum.”
“Bütün avukatlara şükranlarımı sunuyorum, basın mensuplarına hoş geldiniz diyorum, izleyici sıralarında bana destek vermeye gelenlere şükranlarımızı sunuyorum, babalarını oradan izlemek zorunda bırakılan çocuklarımı kucaklıyorum.”
“Açık konuşayım: Bugün yarın Murat Bey, perşembe Tuncay Bey, pazartesi Tuncay ve İnan Bey'i birlikte almayı düşünüyorum, salı günü Fatih Bey, çarşamba ve perşembeyi de size ayırmayı düşünüyoruz. Hedef 9 Temmuz'da yargılamayı bitirmek. Celse kapatırken tutukluluk değerlendirmesi yapacağız, hepsini ara kararla bağlayacağız. Gerekirse uzun yaparız, tamamlarız.”
“Haftaya perşembe ilk celseyi tamamlamayı düşünüyoruz; bu nedenle savunmada buna dikkat edilirse seviniriz. Yetiştireceğiz diye düşünüyorum. 6 Temmuz haftası duruşmalarınız var, o konuda da bir ayarlama yapacağız.”
“Celseye başladığımızda nisan sonu dedik ama 2,5 ay geriden geliyoruz. 4 ayı doldurmuş olacağız ve bir celse için 4 ay uzun bir süre. Cuma konusunda net değildik ama savunma noktasında da almamız gerekenler var. 5 sanığımız var, sizinle birlikte; en son savunma hakkını size tanırız, sorun yok.”
“Bu esnada benim 4 duruşmam daha var. Umarım denk düşmez. Bu konuda da, düzeni kurma konusunda da sizden taleplerim olacak, desteklerinizi isteyeceğiz. Sizin de istediğiniz şekilde, bizim de isteğimiz erken bitmesi.”
“Birincisi, kalan herkesin epeyce uzun savunmaları, anlatıları var. İkincisi, cuma günleri bizim cezaevinde tek bir günümüz; işlem günümüz. Şu anda bizim tek günümüz cuma.”
“Sayın başkan, kolay gelsin herkese. Sanırım dün avukatlarla görüşmeniz olmuş. Cumaları da duruşma yapmak gibi, hedeflediğiniz süreyi biz de dilerdik ki erken bitsin. Hukukçularla aranızda müzakere olmuş; biz de temmuz ayı yetsin isterdik. Hızlıca ilerlemek, emek vermek önemli.”
Mahkeme başkanının duruşmayı iki hafta içinde, 9 Temmuz Perşembe günü bitirmeyi planladığı belirtildi. Henüz savunma yapmayan isimler: , , , ve ; bu isimlerin savunmalarının uzun sürmesi bekleniyor. Tutuksuz isimlerin savunma yapacağı ikinci duruşma için konuşulan tarih ise 10 Ağustos.
Gazeteci Barış Pehlivan, turkuvaz kartı olmadığı için duruşma salonundaki basın tribününden çıkarıldı. Pehlivan ve diğer gazeteciler kalmasını istese de, yargılamanın insicamını bozma durumu olmasın diye Pehlivan salondan kendi iradesiyle çıktı.
Tutuklu isimler alkışlarla salona girmeye başladı. Savunma sırası gelen , izleyici sıralarından " oley" tezahüratı ve alkışlarla karşılandı; kendisi de izleyicilere el salladı. Yakınları sevdiklerine seslendi.
İBB davasında 59. duruşma günü; savunma yapmayan 5 isim kaldı. Bugün Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı savunma yapacak; böylece iddianamede ilk kez “örgüt yöneticisi” iddiasıyla suçlanan bir isim konuşmuş olacak. Ongun 64 eylemden sorumlu tutuluyor ve hakkında yaklaşık 1000 yıl ceza talep ediliyor; isnat sayısına bağlı olarak savunmasının 2 gün sürmesi bekleniyor. Duruşma salonu kalabalık; Ongun'un gazetecilik geçmişi nedeniyle meslektaşları, ayrıca eşi, iki çocuğu ve mesai arkadaşları da salonda.