57. Duruşma Günü
İBB Davası'nın 57. duruşma günü tamamlandı. Duruşma, Pazartesi günü 'ün avukatlarının savunmalarıyla devam edecek.
'ün savunması ve 'nun çapraz sorularının ardından; tutuklu sanıklar , Nihat Sütlaş ve ile 'nun avukatı da 'e sorular yöneltti. Mahkeme başkanı, 'nun sorusunu yarıda keserek sesinin kapatılmasını istedi.
Ara haber — oturum sonu çapraz soru turu
“Gurur duyuyorum seninle yol arkadaşı olmaktan Gürkan Bey. Hepinize emeklerinizden dolayı İstanbul halkı adına teşekkür ediyorum.”
“Talan edilen, yağma edilen askeri alanların, lüks konutla donatılan askeri alanların ve özellikle Kanal İstanbul denen baş belası işin fotoğraflarını gördük. Sizin tespitlerinizle, dairenizin yaptığı tespitlerle 160 binin üzerinde binanın İstanbul'da ağır riske sahip olduğu tespiti var. 160 bin binanın dönüşümüne, o talan edilen arazilerdeki o lüks konutların tek bir metrekare faydası var mıdır?”
“Hiçbir faydası yoktur. O lüks konutlara hiçbir orta gelir grubu, yoksul insan taşınamayacaktır. Kentsel dönüşüm sorunu yaşayan insanlar zaten binasını yenileyemeyen, parası olmayan insanlardır. Dolayısıyla o lüks konutlar İstanbul'da konut sorununun çözümüne dair hiçbir faydası olmayan, aksine konut sorununu büyüten uygulamalardır.”
“Yani Zeytinburnu'ndakiler toplanıp arabaya binip oraya bir gecede taşınamayacak. Veya Sultangazi'deki, veya Bağcılar'daki oraya taşınamayacak. Bu millete aldatmaca görüntüleriyle, 150-200 bin konutla... 160 bin bina neredeyse yüz binlerce konut demek. Onun için hiçbir faydası olmayan bir yağmanın milletin gözünün önünde yapıldığının da altını çizmek isterim.”
“Yine, kentsel dönüşüm bizim en önemli konumuzdu. İstanbul'da bütün konuları çözerken ve yaparken kentsel dönüşümde çok ciddi adımlar attık ve bu konuda özenle gayret gösterdik. Yani bir yerde imar artışıyla makul seviyede bir çözüm bulunacaksa bu riski, abartılı olmamak kaydıyla, yeşil alanı, eğitim alanını mağduriyete varmayacak seviyede koruyarak yapma konusunda cesaretli davrandık. Çok da adımlar attık.”
“Encümende görev yaptığınız için soruyorum: yani bir devletin memurunun, bürokrat olarak imzasıyla, encümen üyesi olan, oraya seçilerek gelen meclis üyesinin imzası arasında sorumluluk adına herhangi bir fark var mı?”
“Hiçbir fark yoktur Başkanım.”
“Ne yazık ki mevzu edilen ihalelerin büyük bir kısmı zaten 2019-2024 yılları arasında, yani 5 yılın AK Parti'nin çoğunluğunun olduğu, AK Parti'nin encümende 5 üyesinin olduğu, aynı şekilde denetleme komisyonunun çoğunluk üyesine sahip olduğu bir dönemdeki ihalelerin tamamının meclisinde onların da imzaları var. Ve suçlanan siz, siz, değerli bürokratlarımız ve birçok arkadaşımız... Böyle bir iddianameyi yeryüzü görmemiştir.”
“Ben de açıkçası onur duyduğumu, yol arkadaşınız olarak birlikte çalışmaktan duyduğum yüksek memnuniyeti size de iletmek isterim burada. Şunu söylemek isterim; çünkü açtığınız konular çok kıymetli konular. Her birisi, başlangıcından sonucuna kadar İstanbul'daki temel meselenin bir anlatısı. Temel meseleden kastım şu: iddianamenin bir ilçeden başlayarak 'İstanbul'u ele geçirmek, sonra da Türkiye'yi ele geçirmek' meselesinin bir niyet olarak iddianameye nasıl yansıdığının bir gerçeği. Tabii ki Beylikdüzü Belediyesi'nde benim görev almamdan önce AK Parti döneminde göreve başladığınızı, sonra da bizimle yöneticilikte olan hikayenizi anlattınız. 'Nasıl tanıştık ve nasıl beraber çalıştık' kısmına girmeyeceğim ama şu kısmına gireceğim: siyasetin bir tahakkümü meselesi vardır, bu çok net yaşanmıştır. Gürpınar'daki sitelerdeki dönüşüm örneğinde verdiğiniz gibi... Bizzat ben, AK Partili Beylikdüzü Meclis Üyesi'nden 'Nasıl bunu geçirmezsiniz?' diye kızıp bağırdığımda, 'AK Parti İlçe Başkanlığı'nı aşamadık' demesini dün gibi hatırlıyorum. İmar çok önemli bir meseledir, onun başındaydınız, daire başkanıydınız, sonra genel sekreter yardımcısı oldunuz. Siyasetin vesayetini veya talimat düzeneğini, yani benden önce yaşanan o suç örgütü tarzını size yaşatacak en ufak bir talimat silsilesi zincirini yaşadınız mı? Yani bir siyasetçinin size verecek bir talimatı veya talimat sürecini, ben size göreviniz döneminde Beylikdüzü'nde ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde yaşattım mı?”
“Asla böyle bir şey olmamıştır.”
“Yani herhangi bir siyasetçi; ama Ankara'dan genel merkezden, ama İstanbul'dan il başkanlığından, ama İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis grubundan başkanı ya da meclis üyesi... size veya sizinle çalışan imarla ilgili arkadaşlarıma 'şunu şöyle yapacaksın, şuraya ekstra imar istiyoruz, şunu şöyle çizeceksin' tarzında bir talimat zinciri oluşturdu mu?”
“Kesinlikle hayır, böyle bir şey olmamıştır.”
“Söylediniz ama bir daha sormak istiyorum , değerli çalışma arkadaşım, yol arkadaşım. Peki bir Büyükşehir Belediye Başkanı ya da Beylikdüzü Belediye Başkanı olarak; birinin haksızlığa uğradığı bir mesele, bir mahkeme, bir dava, bir mağduriyet ya da bir şikayet olabilir, elbette bunları size yönlendirdim, 'görüşün, dinleyin' dedim. Ama haksız, çıkarcı, menfaatçi bir biçimde, yani 'birine imar çıkartın, şunun emsalini arttırın' vesaire tarzı, bireysel menfaat içeren herhangi bir teklifi sizin önünüze koydum mu? Bir dosya yönlendirdim mi, 'şuna bakın' dedim mi?”
“Hayır.”
“Nefes insan için neyse, hava solumak yaşam için ne ifade ediyorsa, su ne kadar hayatiyse; şehircilik açısından da bu mesele o kadar önemlidir diye düşünüyorum. Ben de bu bilinçle görev yaptım. Dolayısıyla yaşatılanlara gerçekten çok kızgınım. Bu süreçte yaşatılanlara çok kızgınım.”
İmamoğlu, Akgün'ün savunmasının ardından söz aldı.
“Bizi suç örgütü diye niteleyenlerin, tam tersine yaptığınız işlerin özellikle dikkate alınmasının altını çizmek isterim.”
İmamoğlu, Akgün'ün savunmasının ardından soru sormak için söz aldı.
“Memleketin gelecek güzel günlerine dair; insanların barış ve refah içerisinde yaşadığı, daha adil, daha demokratik, daha özgür ve tam bağımsız bir Türkiye'ye dair hayaller kurmaya devam ediyorum. Hayallerimin peşinden gideceğim. Hayallerimi satmayacağım! Ben bu memlekette her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi eşimle, ailemle, dostlarımla özgürce, kimseye boyun eğmeden, onurlu bir şekilde yaşamak istiyorum. Bu memleket için çalışmaya devam etmek istiyorum. Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak hiçbir ayrıcalık beklemeden hakkımın, hukukumun korunmasını istiyorum. Ve onca zaman geçmesine rağmen bıkmadan, usanmadan tek bir şey istiyorum: Adalet istiyorum.”
“Günlerin sonunda belki hayatlarımız alt üst oldu. Özgürlüğünden, sevdiklerinden yoksun kalmak insanın özünü zedeleyen bir olgu, ama yaşama dair umudumu asla kaybetmedim, kaybetmeyeceğim. Belki gönlümüzdeki gibi olmuyor ama kurduğumuz hayallerin peşinden gitmeye devam ediyoruz. Ben cezaevinde olsam da eşim Sinem'le burada nikahımızı yaptık; o 3 metrekare avukat kabinin içinde gözlerimizin içine baka baka geleceğe dair hayaller kurmaya devam ediyoruz. Benim bu topraklara olan sevgim de inancım da çok büyük.”
Gürkan Akgün ile Sinem Keleş, Silivri Cezaevi'nde evlendi.
“Benim görev yaptığım makam ve mevkide yaptıkların kadar yapmadıkların, yaptırmadıkların da bir o kadar kıymetlidir. Geriye dönüp baktığımda vicdanım rahat, alnım açık, başım dik karşınızdayım. Her konuyu samimiyetle, şeffaflıkla sizlere anlattım. Devletin ne bir kör kuruşuna dokundum ne de dokundurttum. Mal, mülk biriktirmek peşinde koşmadım. Bu hayatta toplumsal adaletten, eşitlikten, hakkaniyetten, dayanışmadan yana durmaya çalıştım hep. Rant uğruna evinden, mahallesinden, yurdundan edilenlerin, depremde evi başına yıkılanların, yoksulun, garibanın, yok sayılanın, mağdurların yanında saf tutmaya gayret ettim. Ama gerçek mağdurların; bu şehirden dünyaları kazanıp da savcılık çağırınca biz çok mağdur olduk diyenlerin değil. Eksiklerim, yapmaya çalışıp yapamadıklarım, yetemediklerim elbette olmuştur ama görev ve sorumluluklarıma leke sürecek hiçbir şey yapmadım. Beni yetiştiren annemin, babamın, üzerimde emeği olan hiç kimsenin boynunu bir milim bile eğecek bir işin içerisinde yer almadım. Çalıştım. Emeğimden başka hiçbir şeyim yoktu. O yüzden en iyi bildiğim şeyi yaptım. Sadece çalıştım.”
“Acı gerçek şu ki tam 15 ayı aşkın süredir 16 milyonluk İstanbul şehrinin başta seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı, birçok ilçe Belediye Başkanı, neredeyse bütün üst düzey yönetici kadrosu ve birçok bürokratı, çalışanı, şirket yöneticisi Silivri'de ve diğer cezaevlerinde tutuklular. Bu memleketin bin bir zorlukla yetiştirdiği bu kadar insanın görevinin başında olmamasından daha büyük bir kamu zararı olabilir mi? İnanın bugünle beraber geleceğimizi de kaybediyoruz.”
“İstanbul'un muhafızlığı mücadelesinde bu şehrin doğasını, suyunu, tarım topraklarını, kamusal alanlarını koruma mücadelesi bugün geride kalan arkadaşlarımıza emanet. Her şeye rağmen bu dört duvar arasında açılışı yapılan yeni kreşlerin, yurtların, mahalle evlerinin, metro hatlarının haberini almak; yeni otobüslerin, o çok emek verdiğimiz yeni taksilerin, deniz dolmuşlarının hizmet vermeye başladığını öğrenmek inanın beni buralarda bile çok mutlu ediyor. O yüzden geçen bunca zamandır İBB'de başladığımız çalışmalara katkı koyamadığım için bir yandan da derin bir üzüntü içerisindeyim. Ben de bu demir kapılar ardında gücüm yettiğince, aklım el verdiğince, yılgınlığa kapılmadan üretmeye devam ettim. Kentleşme sorunlarına, yerel yönetimlerdeki demokrasi krizine, yaşadığımız gıda, iklim, barınma krizlerine dair gazete yazıları yazdım, çözümler üretmeye çalıştım. Bizler nerede olursak olalım bu ülkenin dertleriyle dertlenen insanlarız.”
“Bugün belirsizlik ve krizler çağında yeni bir dünya düzeni şekilleniyor ve bizim sorunlarımız da potansiyelimiz de çok büyük. Bir dünya kenti olarak İstanbul geleceğini nasıl kurgulayacak? Deprem, ulaşım, altyapı, göç, yoksulluk, eşitsizlik gibi temel sorunlarını nasıl çözümleyecek? Toplumsal adalet ve refaha dayanan bir ekonomik kalkınma programını nasıl hayata geçirecek? İklim krizine, su krizine, demokrasi ve yönetim krizine hangi yanıtlar üretilecek? Bizim şu an bu sorunların cevaplarını arayan çalışmaların başında olmamız gerekirdi. Bu şehrin doğal, tarihi, kültürel mirasını koruyarak gelecek kuşaklara aktarabilecek politikaların çerçevesini oluşturmamız gerekirdi bugün.”
“Bugün maalesef, 1 yılı aşkın bir süredir bu şehri depreme dayanıklı hale getirmek, ulaşım sorunlarını çözümleyebilmek, vatandaşların 50-60 yıldır bekledikleri tapularına onları kavuşturmak, kentsel dönüşüm amaçlı başlattığımız sosyal konut inşaatlarının süreçlerini yürütmek adına başında bulunduğum çalışmalardan uzak kalmış durumdayım.”
“İşte Beylikdüzü'nden İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne giden yolculuk; siyasi parti ayırt etmeksizin, sen ben demeden 39 ilçeye bu eşit hizmeti verebilmenin yolculuğudur. Bugün Ak Partilisi olsun, Cumhuriyet Halk Partilisi olsun bütün belediyelerin imar planları ile ilgili dosyalarının tamamı, eşit şekilde, yasal süreci olan 3 aydan önce İBB Meclisi'ne gönderilmiştir; hizmetler, yatırımlar eşit bir şekilde dağıtılmıştır. Ben ilçe belediyesinde idarecilik yaptığım süre boyunca İBB Başkanlığı'nda bir daire başkanının, genel sekreter yardımcısının, bırakın yüzünü görmeyi sesini bile duyamadım. Ama bizlerin, Sayın 'nun yaklaşımı ile 39 ilçenin birini diğerinden ayırt etmeden nasıl eşit, şeffaf, erişilebilir, birlikte iş yapma kültürüne dayanarak hizmet verdiğimiz ortadadır.”
“Bakın ben size haklı bir işi gereğince yapmamayı anlatayım mı? Beylikdüzü, Gürpınar'da Siteler Bölgesi diye bir yer vardır. 80'lerin sonunda kooperatif evleri olarak yapılmış, binlerce insanın yaşadığı, geliri düşük seviyede insanların ikamet ettiği bir mahalle. Binaların kolonlarından elinizle parça koparabiliyorsunuz, sıvası dökülmüş yerlerde betondaki deniz kabuklarını gözünüzle görebiliyorsunuz. Beylikdüzü Belediyesi'nde Plan ve Proje Müdürlüğü görevini yürütürken bu bölgenin kentsel dönüşümünü sağlamak amacıyla planlama çalışmaları yaptık; apartman apartman vatandaşlarla, mesai sonrası saatlerce birlikte çalıştık. Teklifimizi karar alınmak üzere İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne gönderdik. Ne oldu biliyor musunuz? Tam 1,5 yıl bekletildi; Saraçhane'nin 5. katından 1. katına inemedi dosya. Hani herkes 'deprem meselesine siyaseti bulaştırmamak gerek' diyor ya; dibine kadar siyasete bulandı ve teklif reddedildi. O dönem İBB Meclisi'nde Beylikdüzü Belediye Başkanı olarak Sayın 'nun defaatle anlatmasına rağmen reddedildi. Pes mi ettik? Hayır! Mahkemede emsal karar alarak o planları yürürlüğe soktuk. Sonrası ne mi oldu? 2019 yılında İBB'de yönetim değişti; İBB, Beylikdüzü Belediyesi ve KİPTAŞ el ele orada kentsel dönüşümü başlattık. Çürük binalar yıkıldı, yerine pırıl pırıl yenileri yapıldı, insanların canı kurtuldu, güvenle huzurla oturabilecekleri evlerine kavuştular. 10 yıllık emek sonunda bizim çıkarımıza, o insanların canını kurtarabilmenin mutluluğu düştü.”
“20 yıllık şehir plancısıyım. Türkiye'nin birçok bölgesinde ve İstanbul'un 39 ilçesinde yüzlerce imar planının altına imza attım. Ne kişisel ne de hayali örgütsel çıkarların içerisinde değil; yalnızca kamu yararı ve toplumsal adalet ilkeleri çerçevesinde bu çalışmaların içerisinde yer aldım. Ve tek bir usulsüz konu ile dahi muhatap bile olmadım. Günün sonunda burada bir eylemde, yapılan bölge planı içerisinde neden bir parsele daha fazla imar hakkı vermediniz diye tutukluyum, yargılanıyorum. Gerçekten 20 yıl sonunda böyle bir durumla karşılaşacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. Neymiş? Haklı bir işi gereğince yapmamışım öyle mi? Neymiş, haklı işin gereği söylensin de ben de gerçekten neden tutuklu olduğumu bileyim.”
“Ankara'dan yapılan imar planları ile ilçe büyüklüğündeki askeri kışla alanlarını, o İstanbul'un anayasası dediğimiz Çevre Düzeni Planı'na aykırı biçimde imara açarsanız; Kanal İstanbul ve Yenişehir deyip 'Rezerv Alan' ilan ederek 2,5 milyonluk bir nüfusu, su havzalarını, tarım alanlarını, orman alanlarını betona boğacak şekilde İstanbul'un kuzeyine taşırsanız; Fikirtepe gibi kentsel dönüşüm bahanesiyle imar haklarını 5 katına, 7 katına çıkarıp rant uğruna kentin merkezinde bir şehircilik garabeti çıkarırsanız... Nasıl çözeceksiniz ulaşım sorununu? Bir taraftan yapıp bir taraftan bozarak olmaz. Bu süreçler bir planlama aklı gerektirir; bir gelecek tahayyülü ve o geleceğe doğru ortak bir çabayla yürümeniz gerekir. İşte bu yürüyüşe 19 Mart 2025 tarihinde çelme takılmıştır. Düşersek hep birlikte düşeriz. Geleceğimiz adına ayakta kalmamız gerekir.”
“Bu mu sosyal konut? Biz bu anlayışla mücadele ettik ve tutukluyuz.”
Akgün, savunmasında İstanbul'un askeri alanlarına yapılan lüks siteleri ekrandan tek tek gösterdi; gösterilen yer Çekmeköy.
“Bakın burası Sazlıdere Su Havzası. Biz tutuklandığımızda burada tek bir tuğla dahi yoktu; su havzası burası, buraya kümes dahi yapamazsınız normalde. Kanal İstanbul Yenişehir Projesi ile bu bölge imara açıldı, betona boğuldu. Yıl olmuş 2026, biz elimizdeki havzayı bu hale getiriyoruz. Havzayı yok ettik, bir de üstüne oraya nüfus getirelim ki su sorunu daha da büyüsün. Bütün dünya su krizini konuşurken biz Sazlıdere Havzası'nı yok ediyoruz. Bunun etrafı komple tarım alanıdır, 150 milyon metrekare; o tarım alanları bir tane bakanlık yazısıyla tarım alanı olmaktan çıkarıldı.”
“Peki ne oldu? 2006'da İstanbul'da 171-172 bin metrekare askeri alan vardı, 111 bin metrekare de askeri güvenlik bölgesi vardı. 2025'e kadar, 19 yıllık süre içerisinde bunların %41'i askeri statüden çıkarıldı. Sonrasında, bu statüsü kaldırılan yerlerin %90'ı imara açıldı. Bu %90'ı imara açılan yerin %80'inde de lüks konut ve ticaret projeleri yükseldi. Ben kamu görevlisi olarak halka doğru bilgi vermek zorundayım, benim görevim bu. Bu ülkenin İletişim Başkanlığı Dezenformasyon Bildirim Servisi, bu açıklamalar olduğu zaman şöyle bir açıklamada bulundu: 'İstanbul'da imara açılan askeri arazilerde lüks konut ve ticaret projeleri yapılıyor iddiası doğru değildir, buralarda sosyal konut yapılıyor' dedi. Peki devam edelim. Soruyorum şimdi: Çekmeköy Onbaşı Azim Özdemir Kışlası imara açıldı, 3 bin 300 konutluk lüks konut projesi yapıldı; orman alanının içi burası. Bu mu sosyal konut projesi? Maslak 1453, 3. Kolordu'nun alanı; 5 bin 200 konut yapıldı. Bunlar mı sosyal, bunlar mı deprem amaçlı konutlar? Çekmece'deki füze üssü; bin 150 konutluk villa yapıldı. Zeytinburnu Tank Bakım Atölyesi; bin 600 konutluk proje yapıldı. Beşiktaş Jandarma Dikimevi; İstanbul'un gayrimenkul değeri en yüksek yeri, 166 konutluk Boğaz gören lüks konutlar yapıldı. L-25 Askeri Lojman; burada da lüks konut projesi yapıldı. Başakşehir'deki kışla; 300 bin nüfus yaşayacak şekilde planlandı, şu an 5 bin 300 konutluk lüks konut projesi açıklandı, yapılmaya başlandı ama devamı da gelecek.”
Akgün, imara açılan askeri alanları görsellerle tek tek gösterdi.
“2019'dan bu yana İBB Meclisi'ne bizim tarafımızdan herhangi bir kişiye, gruba, şirkete ayrıcalıklı imar hakkı düzenleyen, planların bütünlüğünü bozan tek bir plan değişikliği dahi teklif edilmemiştir. İncelenip bakılabilir; hepsi açık, şeffaf, bütün onaylı imar planları internette yayında. 2019 öncesinde hangi kamu arazilerinin, sosyal donatı alanlarının, yeşil alanların ve afet toplanma alanlarının nasıl imara açıldığını parsel parsel anlatabilirim. Biz bu rant odaklı, eşitsizliklerle dolu yaklaşımı değiştirdik. Son 6 yılda kamusal alanların özelleştirilip rant aracına dönüştürülmemesi için kamu yararı adına 266 adet dava açtık; 2019 öncesi bu yönde açılmış 1 tane bile dava yoktu. Kamu yararına, şehircilik ilkelerine aykırı nerede bir işlem yapılmışsa, kimin parseli olursa olsun karşısında durduk. O dava açtıklarımızın bazıları bugün bu iddianamede iftiralarıyla karşımızda duruyor.”
“Baskılara boyun eğmeden kamusal sorumluluğumuzu cesaretle yerine getirdik. Ortada çıkar amaçlı bir suç örgütü olsa ve iddia edildiği gibi ben de bu örgütün üyesi olsam, neden böyle bir zahmete katlanacaktım ki? Yıllardır böyle gelmiş böyle gitsin derdim; kimin çıkarına ne uygun düşüyorsa işler öyle yürür giderdi. Ama yapmadım, yapmadık. Maddi tekliflere, araya sokulan insanlara, baskılara boyun eğmedik. İstanbul'un muhafızlığını yaptık: İstanbul'un bomboş Askeri Alanları lüks konut için imara açılmasın, Sazlıdere çevresi gibi su havzaları betona boğulmasın, Kuzey Ormanları'na daha fazla yapılaşma baskısı gelmesin diye mücadele ettik.”
“İBB'nin mülklerini ayrıcalıklı vakıflara, derneklere yıllardır kullandırtan anlayıştan İstanbul'u kurtardık; bu mülkleri gerçek sahibine, İstanbul halkına geri verdik. Ortada çıkar amaçlı bir suç örgütü olsa, benim de bu örgütün üyesi olduğum iddiası doğru olsa, tüm bu süreçler bu kadar lekesiz yürütülebilir miydi sanıyorsunuz? 2019 sonrasında İstanbul'un meydanlarında, kamusal alanlarında, kıyılarında yılların ihmalini; mafyatik ilişkilerle iç içe geçmiş, birilerinin rant kapısı haline dönüşmüş işgal alanlarını yoğun imar denetimlerimiz sonucu temizledik, yıktık, halkımıza geri kazandırdık. Beşiktaş, Kadıköy, Üsküdar, Maltepe, Büyükçekmece, Fatih... ilçe fark etmeksizin halkın olanı yine halka verdik. Bu baştan aşağı cesaret isteyen bir iştir; tehditler, şantajlar, ahlaksız teklifler aldık, arkadaşlarımız yıkımlarda şiddetle karşılaştı, üzerlerine silah çekildi. Vazgeçtik mi? Hayır. Hepsini elimizin tersiyle itip İstanbul halkı adına İstanbul'u işgalden kurtardık.”
“Biz belediyenin her kuruşunu halkın çıkarına kullanmaktan gayrı hiçbir şey yapmadık. 2019'dan bu yana İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin bütün işlemleri mülkiye müfettişlerince, Sayıştay'ca didik didik edildi. Şimdi karşımızda çoğu tekrardan oluşsa da nedense sayfa sayısıyla övünülen, artık çökmüş bir iddianame var. Ne mutlu bana ki bu şehrin imarından, planlamasından sorumlu bir alanda görev yapmış biri olarak; neden şu kişiye, şu firmaya haksız yere plan değişikliği yaptınız, şunun emsalini neden arttırdınız, neden olmayacak yere inşaat izni verdiniz diye tek bir suçlamayla dahi karşı karşıya kalmadım. Çünkü yok. Bu bile görevimi yasal mevzuata uygun, adaletli ve kamu yararını gözeterek yaptığımın ispatıdır.”
“Bugün Başkanımız 'nun öncülüğünde, burada yargılanan birçok çalışma arkadaşımın emekleriyle; daha önce sayısı sıfırken İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin bu kısa zamanda hizmete açtığı kreşler, kent lokantaları, öğrenci yurtları, halk kütüphaneleri, bölgesel istihdam ofisleri, mahalle evleri, sağlık merkezleri, ders atölyeleri vardır. Öğrenciler halkın bütçesinden burs alıyor; anneler, iş arayanlar ücretsiz ulaşımdan faydalanıyor; dar gelirliler, emekliler kentsel dönüşümde hibe desteği alabiliyor. Bir müsveddeye dönmüş bu iddianamede ortaya konulduğu gibi kamuyu zarara uğratan bir belediye yönetimi var olsaydı, tüm bunlar başarılabilir miydi?”
“Benim peşinden gideceğim tek çıkar; bir kamu görevlisi olarak halkın bütününün çıkarıdır. Çamurlu yolların eziyetini çekmiş, oralar kıymete binince yerinden edilmek istenen gecekondulunun çıkarıdır. Anadolu'dan güç bela İstanbul'a gelip yurt bulamayan gençlerin çıkarıdır. Yoksul mahallelerde ders çalışmaya yer bulamayan çocukların çıkarıdır. Açgözlülükle betona boğulan İstanbul'un suyunun, ormanının, toprağının çıkarıdır. Ben bu çıkarların peşinden koştum, koşmaya da devam edeceğim.”
“Çıkar amaçlı suç örgütüymüş! Yok, yok! Ne böyle bir örgüt var ne de ben bu şekilde tarif edilen bir örgütün üyesiyim. Ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde Yüksek Şehir Plancısı olarak önce İmar ve Şehircilik Daire Başkanı, sonrasında Genel Sekreter Yardımcısı makamlarında kamuya hizmet etmiş bir devlet memuruyum. Amirim de bellidir, memurum da. Kimseden ne talimat almışlığım ne de usulsüz bir işlem yapmışlığım vardır. Bugüne kadar tek bir disiplin suçu dahi almamış, onlarca teftişten olumsuz karar almadan alnımın akıyla çıkmış bir kişiyim.”
“Ben bu topraklarda doğdum, bu devletin okullarında okudum, askerliğimi yaptım, 20 yıldır maaşımla geçinip vergi ödüyorum. Devlet memuru olarak devlete, millete zerre leke düşürmeden hizmet verdim. Cumhuriyetin sağladığı imkanlarla Anadolu'nun bir köyünden çıkıp İstanbul gibi bir dünya metropolünde idarecilik yapabilecek olanağa eriştim; beni yetiştiren bu Cumhuriyete daha çok borcum var, ödemek istiyorum. Ancak bugün en temel anayasal hakkım olan kişi hürriyetinden yoksun bırakılmış durumdayım. Hak ettiğim bu mu gerçekten? Burada savunma yapmıyor, adeta yokluğa karşı hakikati inşa etmeye çalışıyoruz.”
“İstanbul gibi bir şehirde, rantın merkezi olan bir makamda görevimi tertemiz yaptım. İşte malvarlığım ortada; evlerimiz arandı, banka hesaplarımıza, mülkiyet dökümlerine bakıldı, iddianamede de yazıyor. Yalnızca 1 adet arabam var; başka ne malım ne mülküm var. Hesabını veremeyeceğim tek bir kuruş dahi yoktur, bırakın sebepsizini ortada bir zenginleşme yok. Aklımın bir yerinde tırnağımın ucu kadar çıkar peşinde olmak yer alsaydı böyle mi olurdu malvarlığım? Karşınızda bu kadar rahat konuşuyor olabilir miydim?”
Ara haber: "suç örgütü" davasının karar celsesinde ikinci hafta sona erdi. Duruşmaya önümüzdeki pazartesi devam edilecek; 3. celsede, bugüne kadar savunma yapmamış tutuklu ve tutuksuz sanıklar ile avukatların savunmalarını tamamlaması bekleniyor.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (paralel dava)
“Tutukluluğa sevk gerekçem tevdi raporlarıdır. Biz ellerimizle teslim ettik müfettişlere gereken belgeleri. Bir tane karartılmış delil var mı? Yok. Olamaz da zaten. Hepsi kayıtlı resmi belge, hepsi suçsuzluğumuzu ispat ediyor.”
“Anayasa'nın 19. maddesi 'Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir' demiyor mu? Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler ancak kaçmaları, delillerin yok edilmesi ve değiştirilmesi maksadıyla tutuklanabilir demiyor mu Anayasa? Ortada delil yok ki. Neyi yok etme ihtimalim olabilir? Peki ben neden tutukluyum?”
“İddianamede tarafıma isnad edilmiş tüm eylemlere ilişkin tek tek açıklamalarımı yapmış bulunuyorum. Yukarıdan aşağıya, sağdan sola nereden bakarsanız bakın kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delilleri bulamıyorum.”
“6 Mart 2025'teki baz kaydımın nedeni ise: Ocak 2025'ten itibaren ikamet ettiğim lojman bu otele 500 metre uzaklıktadır. Ama öyle ima edildiği gibi gizli toplantılarla bizim bir işimiz yoktur, olamaz da.”
“Açıkçası bir önemi yok ama ajandamdan, notlarımdan baktırdım: 08 Ekim 2024'te sabah 9.00'da Sayın Başkanla Beykoz Çubuklu Siloları Bölgesinde saha inceleme gezisi yapmışız; sonrasında toplantılarım Saraçhane'deymiş. Muhtemelen Beykoz'dan çıkıp 2. köprüden karşıya geçmiş, Saraçhane'ye gitmek için bu otelin yakınından geçtiğimizden baz kaydı vermiş olabilirim.”
“Benim İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin iş ve işlemleri haricinde gizli buluşma yapmış olmam iddiası artık hayal ürününün de ötesindedir. Sayın , İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, benim en üst amirimdir. Haliyle bizim görüşmemiz kadar normal bir şey olamaz.”
“Bu ihalenin sadece ihaleye çıkışına yönelik, yani şartnamenin ilan edilmesine yönelik Encümen toplantısında yer almışım. Yani bu aşamada ortada henüz bir ihale söz konusu değildir. Herhangi bir şirketin veya Kültür A.Ş.'nin o esnada varlığı da söz konusu değildir. Dolayısıyla, hakkımdaki iddianın da hukuki geçerliliği yoktur. İtham tamamen dayanaksız ve soyuttur.”
“İhalenin Encümen Kararında da görüleceği üzere söz konusu Encümene katılmadığım açıktır. Dolayısıyla bu ihalede ne ihale yetkilisiyim ne de ihale komisyonunda yer almaktayım. İddianamenin bu iddiayı ortaya koyduğu sayfayı 2 sayfa geriye çevirdiğinizde, orada yer alan cetvelde açık seçik bu bilgilerin yer aldığı da görülecektir. Belediye Encümen Üyeliği, İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı gibi bir kadro görevi değildir. İhale işlemlerini yürütmek ve sonuçlandırmakla görevli olan ilgili birim, burada Emlak Yönetim Daire Başkanlığı ve sonrasında Encümen Müdürlüğü'dür. İhaleyi ihale komisyonu gerçekleştirmiş, sonra da ita amiri onaylamıştır.”
“Bizler; yaşadığımız onca engellemeye, önümüze konan bütçe kesintilerine, tırpanlanan yetkilerimize, el konulan mülklerimize rağmen; İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak, Başkanımız 'nun önderliğinde ve 100 bin çalışanımızın emeğiyle; şerefimiz, onurumuz, haysiyetimizle çalışarak tüm bunları hayata geçirmeyi başardık. Dikensiz gül bahçesinde belediyecilik yapmadık. O yüzden burada yargılanan, halkçı belediyecilik anlayışıdır. O yüzden bu davanın mağduru 16 milyon İstanbulludur.”
“Kültür AŞ Yönetim Kurulu Başkanı olduğum döneme ilişkin 'kamu zararına dolandırıcılık' ve 'ihaleye fesat' suçlamalarına gelince: Kültür AŞ'nin İBB'den aldığı kiralama ihaleleri Devlet İhale Kanunu'na uygun yapılmıştır; şirketin sonradan üçüncü kişilerle yaptığı işlemler 'alt ihale' sayılamaz. İddianame bunları 3/g maddesi kapsamında 'davet usulüyle alt kiralama ihaleleri' diye tanımlamış. Oysa 3/g maddesi mal ve hizmet alımlarına ilişkin bir düzenlemedir. Taşınmaz kiralama işlemlerine bu maddeyle dayanak oluşturulamaz. Bu nedenle iddianamenin temel dayanağı hatalıdır. Bu temel kurguya oturan iddianame çökmek zorundadır.”
“İkinci iddia için, muhammen bedelin düşük ve hatalı tespit edildiği iddiasında daha önce soruşturma izni vermiş; ancak müfettişlerin detaylı incelemesi sonucu Danıştay 1. Dairesi'nin 2022 tarihli kararıyla böyle bir tespit yapılamadığı belirlenmiştir.”
“İddianame 'ihaleye fesat' suçlamasını iki temel iddiaya dayandırıyor: birincisi ihale şartnamesinde rekabeti engelleyici hükümler bulunması, ikincisi tahmin edilen muhammen bedelin hatalı belirlendiği. Birincisi için ne iddianamede ne onun referans aldığı sözde bilirkişi raporunda buna yönelik somut bir eylem var. Bütün iddia, 'şartname başka türlü yazılabilirdi' üzerine kurulmuş. Gizli ihale belgelerinin sızdırıldığı iddiası için iddianamede tek bir kanıt yok.”
“Kamuya, belediyeye kaynak yaratan tüm bu uygulamalar suç olarak önümüze konmuştur. Oysa bu ağır ekonomik kriz koşullarında yaratılan bu kaynağın gittiği yer bellidir. Yoksul çocukların içtiği süttür. Yoksul mahallelerde kreştir. Anadolu'dan gelip barınacak yer bulamayan gençlere yurttur. Annelerin, iş arayanların ücretsiz ulaşımı, gençlere kütüphane, ücretsiz test kitabıdır.”
“Sayın Başkan, Sayın mahkeme heyeti; bu iddianame ve yaşadığımız peşin cezalandırma pratiği, devletin iş yapma ve işleyişini bozucu niteliktedir. Görev ve sorumluluk gereğince yapılması zorunlu işlemler doğrudan yargılama ve tutuklama konusu haline getirildiğinde kamu düzeni nasıl sağlanacak? Kamuda sevk ve idare nasıl gerçekleştirilecek? Yargılanma ve tutuklama tehdidi olmadan insanlar görevlerini nasıl yapabilecekler? Bu iddianame ve yaşadığımız peşin cezalandırma pratiği, açıkça iradenin teslim alınmasıdır.”
“Devlet İhale Kanunu'nun 'Görevlilerin Sorumluluğu' başlıklı 86. maddesinde ceza kanun koyucu işin özünde kanunilik, tarafsızlık ve eylemlerde de olası ihmal ve kusurun varlığını aramaktadır. Oysa iddianamenin hiçbir yerinde yaptığım görev süresi içinde tarafsızlığı zedeleyecek, ihale işleyişini etkileyecek ihmal ve kusur ortaya konulmamıştır. Çünkü, yoktur!”
“Bir ihalenin ilan edilmesine karar verirken nasıl bir hile yaparak ihaleye fesat karıştırmış olabilirim? Hatta Eylem 72'de; Bilirkişi Raporunda 'ihale onay belgesini imzalayan' diye sorumluluk atfedilerek yine ihaleye fesat suçlamasına maruz kalmışım. Ama o tarihte Genel Sekreter Yardımcısı olmamamdan kaynaklı ne ihale onay belgesinde imzam var, ne de ilgili ihaleye encümen üyesi olarak katılmışım. Yokum yani. Ama yine de suçlamadan nasibimi almışım.”
“Burada yüksek yargı tarafından bütün dayanakları ile doğru yapıldığı tescillenmiş işlemler yüzünden ceza yargılamasına tabi tutuluyor ve özgürlüğümüzden yoksun bırakılıyoruz. Haklılığımızı ispat etmek için daha ne yapmamız gerekiyor?”
“Raporu hazırlayanlar, kamu yönetimi esasından yoksundurlar. Burası belediyedir, halkın evidir. Bir şirket yönetmiyoruz. Her işlemi mevzuata uygun yaparız ama tek gayemiz karı arttırmak değildir.”
“Mecidiyeköy Meydanı'nı çölün içinde bir vahaya dönüştürdük, bu yüzden tutukluyuz.”
Duruşmayı izlemek üzere çok sayıda siyasetçi de Silivri'de. 15 aylık tutukluluğun ardından geçen hafta tahliye olan İBB Muhtarlık İşleri Daire Başkanı 'ın yanı sıra; CHP Milletvekili Suat Özçağdaş, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağı, Sancaktepe Belediye Başkanı Alper Yeğin, Büyükçekmece Belediye Başkan Vekili Hakan Çebi ile CHP gençlik, il ve kadın kolları yöneticileri ve çok sayıda ilçe başkanı katılanlar arasında.
İddianameleri okudum. Türkçe çok önemli; Türkçeyi bilen herkes bu iddianameleri okuduğunda iftiraları ve yalanları görür. Evet, burası bir mahkeme salonu ama ortada bir dava yok. Davanın olmadığını zaten iddianamede görmüştük.
Duruşmayı izlemeye gelen şair-yazar; arada basına konuştu
Tutuklu sanık Murat Kapkı'nın bugün doğum günü. Ailesi salonda kendisine seslendi: annesi "Oğlum seni çok seviyorum", kızı ise "Seni seviyorum, iyi ki doğdun babacığım" dedi.
“Yayıncılar Birliği'ne teşekkür ediyorum. Benim çok saygı duyduğum, kıymetli yazarlara ve sanatçılara çok teşekkür ediyorum. Kalemlerinize sağlık, iyi ki varsınız, iyi ki aydınlatıyorsunuz dünyayı. Görüyorsunuz, İstanbul'un muhafızları, kahramanları burada mücadeleye devam ediyor. Bu mücadelenin adı, namusluların namussuzlara karşı bin kat daha cesur olma mücadelesidir.”
“Değerleme raporunda bu A2 blok 3. kat 91 metrekare brüt alanlı dairenin, tamamlanması halindeki değeri 845.000 TL olarak belirlenmiştir. Yani daha pahalıya, yaklaşık yüzde 20 üzerinde bir değerle satılmıştır. Bu konuda ben nasıl 'kamu kurumu zararına dolandırıcılık' eylemine iştirak etmişim, çok anlayamıyorum.”
“''ten aldıkları talimat ile...' Hangi talimat? Nerede? Ne zaman? Ne talimatı? Bunlar niye yazılıyor biliyor musunuz? Çünkü bu dedikoduları yapanların, bunlara kıymet verenlerin kafası böyle çalışır. Başka türlüsünü bilmezler. İmar, parsel deyince akıllarına rant gelir, talimat gelir, almak vermek gelir.”
“İddia makamı, iddianame eklerinde mevcut bilgi ve belgelerin tekini bile dikkate almamış, kapağını bile açmamış. o dönem imar müdürü; bahsettiğim hiçbir süreçte ne imzası ne yetkisi var. Ona bile bakmamış iddia makamı. Ezbere yazılmış buraya kişiler.”
“Şehircilik ve kamu yönetimi literatüründe çokça tartışılan, kamunun yarattığı kentsel rantın kamuya aktarılmasına yönelik; açık, şeffaf, aleni, resmi bir işlem gerçekleştirilmiştir. Uçtan uca tebrik edilmesi gereken bir süreçtir ama biz 15 aydır tutukluyuz.”
“Geçmiş dönemde inşaatı başlamış metro istasyonu ve otopark alanının bugünkü değeri yaklaşık 15 milyar olan bir yerin fiili kamulaştırmasız el atma maliyetinden İBB kurtarılmıştır. Etkin bir belediyecilikle kamu zararı önlenmiş, İstanbul halkının parası kurtarılmıştır.”
“Ataşehir'de müşteki, 'emsal artışı alabilmek için 5400 metrekare yer bağışlamak zorunda bırakıldık' diyor. Oysa bölgenin Nazım İmar Planları İBB tarafından Meclis'e 15.06.2021'de gönderildi, planlar kesinleşti ve mülk sahibi yasal süresinde itiraz dahi etmedi. İBB ile hiçbir bürokratik işi kalmamış, imar hakları tescillenmişken, tam 2,5 yıl sonra 02.11.2023'te kendi rızasıyla resmi bağış dilekçesini verdi. Vatandaşın İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile hiçbir işi kalmamışken, hangi mağduriyet, hangi haklı iş gereğince yapılmamış da zorda kalıp böyle bir bağış yapılmış?”
“Sayın başkan, bir ifade bu kadar yanlış olabilir mi? Size 'Onun ifadesini değil benimkini dinleyin' demiyorum. Ortaya somut bilgi, belge ve resmi evrak koyuyorum. Somut delillerin kendisi iddiaları zaten çökertiyor.”
“Silüet onayı karşılığında para istediğim iddiası da doğru değil. Müşteki tarafıyla yalnızca bir kez kendi makamımda görüştüm; ilgili tanık beyanı da bu görüşmeyi yalanlıyor.”
“Mahkeme imar planlarını 14.12.2022'de iptal etti. Eyüpsultan Belediyesi ortada yasal bir plan yokken 09.01.2023'te inşaat ruhsatı düzenledi. İptal kararının 11 Ocak'ta tebliğ edildiğini kabul ederken, ertesi gün 12 Ocak'ta İBB'den aceleyle silüet onayı istedi. İlçe belediyesi söz konusu firma ile işbirliği içerisinde, imar planlarının iptal olduğunu bile bile İBB'den alelacele silüet onayı talebinde bulunmuştur.”
“Silüet süreci burada da aylarca bekletilmedi; yeni planlardan sonra başladı. Mimari Estetik Komisyonu 17 Ekim 2023'te, başvurudan yalnızca 1,5 ay sonra uygunluk kararını verdi. 'Ödeme yapıldıktan sonra onay çıktı' iddiası için ortaya konan VakıfBank çekinin tarihi ise 25 Ekim 2023, yani silüet onayından günler sonradır. Bir ifadenin hiçbir yerinde doğruluk payı olmaz mı?”
“Kemerburgaz'daki 'Next Level' projesinde de iki ayrı parsel 60 bin metrekarenin üzerinde olduğu için silüet onayı gerekliydi. Eyüpsultan Belediyesi silüet onayı almadan ruhsat verdi; üstelik mahkemenin iptal kararından sonra dayanak imar planı bulunmayan bir alanda ruhsat düzenlendi. Bölge geçmişte yeşil alan, orman ve kontrollü gelişim bölgesiyken, Bakanlık burayı rezerv yapı alanı ilan ederek yapılaşmaya açtı. İBB, şehircilik ilkeleri ve kamu yararı gerekçesiyle itiraz etti ve dava sonucunda planlar iptal edildi.”
“Mimari Estetik Komisyonu projeye resmi onayını 30.12.2022'de verdi. Müştekinin 'baskıyla rüşvet verdim' diyerek savcılığa sunduğu banka dekontu ise 18.01.2023 tarihli; yani onaydan tam 19 gün sonra. Para ödendikten sonra onay yapıldığı iddiası belgelerle kesinlikle doğru değildir. Ortada ne icbar ne de irtikap vardır. Müştekinin üç ana iddiası da çökmüştür.”
“Beşiktaş Belediyesi onay talebini Ağustos 2022 sonunda bildirdi, nihai karar ise Kasım'da verildi. İddia edilen bekleme süresi de gerçeği yansıtmıyor.”
“Müştekinin üç ana iddiası var: kanunda yer almayan belgelerin keyfi olarak istendiği, işlem yapılmadan dosyaların 10 ay bekletildiği ve kreş inşaat malzemeleri için para ödedikten sonra silüet raporunun onaylandığı. Etiler projesi yaklaşık 99 bin metrekare; 60 bin metrekarelik eşiğin üzerinde olduğu için silüet onayı zaten zorunluydu. Dolayısıyla 'belgeler keyfi istendi' iddiası gerçeği taşımıyor.”
“İstanbul kentleşme, çevre ve ekoloji açısından geri dönülemeyecek bir kamusal zararla karşı karşıya gelirken birileri yine hukuku yok sayarak, üretilen muazzam kentsel rantların sahibi olmuştur. Tek bu örnek bile, geride bıraktığımız son 25 yılın şehircilik anlayışının özeti niteliğindedir.”
“Bakanlık tarafından yeni imar planları onaylanınca İBB'nin silüet onayı verme süreci başladı; iddianın aksine süreç geciktirilmedi. Müşteki 'parayı verdim onay çıktı' dese de dosyaya sunduğu, başka bir şirkete verdiği Vakıfbank dekontu, onayın çıkmasından günler sonra gönderilmiştir.”
“Buna rağmen bölge rezerv alan ilan edilerek izni alındı. Bir kez İBB'nin itirazı sonucu mahkeme kararıyla iptal edilen proje, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın yeniden devreye girmesiyle yeniden başlatıldı. Mahkemeler sürerken inşaat sürüp tamamlandı. AKP'li Eyüpsultan Belediyesi, İBB'den silüet onayı almadan firmaya ruhsat verdi. Asıl mevzuata aykırı işlem budur.”
“Söz konusu projenin yer alacağı bölgenin kuzeyi 'Orman Alanı', hemen bitişiği Su Havzası, güneyi Tarım Alanları'dır. Bu yüzden imar planlarında İstanbul'un ekolojik ve tarihi varlıkları gözetilerek yapılaşma kısıtlanmış, bölgenin 'Yeşil ve Spor Alanı' olarak düzenlenmesi gerekiyordu.”
“Tüm bu işlemlerde herhangi bir kişiden talimat almam söz konusu bile değildir, bu iddia tamamıyla hayal mahsulüdür. Başından sonuna kadar tüm işlemler 'kamu yararı' gözetilerek gerçekleştirilmiştir. Kamunun işleyişini, güvenilirliğini, itibarını zedeleyecek ne bir eylem gerçekleştirilmiş, ne bir söz söylenmiş, ne de bir talepte bulunulmuştur. Tüm bu olgular bir bütün halinde değerlendirildiğinde; üzerime atılı olan icbar suretiyle irtikap suçlamasının gerçek dışı, hukuki dayanaktan yoksun ve mesnetsiz olduğu ortaya çıkmıştır.”
“Kesinlikle, kendime veya bir başkasına yarar sağlanmasına yönelik hiçbir eylemim söz konusu değildir. Ne kişisel bir menfaatim ne de başkasına menfaat sağlanmasına yönelik herhangi bir yönlendirmem söz konusu değildir. Herhangi bir talebim, zorlamam, mecbur bırakmam, haklı bir işi yapmamam, bekletmem gibi bir husus kesinlikle söz konusu değildir. Resmi belgeler zaten bu durumu apaçık bir şekilde ortaya koymaktadır.”
“Kişinin kurumdan veya ben dahil olmak üzere kurumdaki hiçbir görevlinin uygulama ve davranışından dolayı bir mağduriyeti söz konusu değildir. Aksine belediyedeki iş ve işlemleri, mevzuata ve kurumun olağan iş akışına uygun biçimde gerçekleştirilmiştir. Müştekinin kendi iradesi dışında bir vaat vermesine sebebiyet verecek, dile getirdiği baskı ortamı oluşmamıştır. Kendisinin bu şekildeki ifadeleri maddi gerçeklikten uzak, tutarsız ve açıkça görüleceği üzere kendi içerisinde çelişkilidir. İdarenin olağan akışı içerisinde yürüyen iş ve işlemleri etkileyecek, bu mesnetsiz beyanlarla neden-sonuç ilişkisi kurulabilecek bir durum kesinlikle söz konusu değildir.”
“Söz konusu projenin toplam inşaat alanı 98.840 m² olup, ilgili Yönetmelikte belirtilen 60.000 m²'den fazla olduğundan 'silüet onayı' alınması gereken yapılar içerisinde kalmaktadır.”
Keyfi belge istendiği / dosyaların 8-10 ay bekletildiği iddiasına yanıt
“Dosyada yüzlerce ifade var. ismi ile 'para' kelimeleri şansa bile yan yana gelmeyecek. Hayatımda ilk kez gördüğüm bir insandan para isteyeceğim iddiası akıl dışıdır. Bu yalanın böylesine gerçekten söyleyecek söz bulamıyorum.”
“Külliyen yalan, baştan aşağı iftira. 14 yıllık devlet memurluğum boyunca para ile ilgili hakkımda bırakın şikâyeti, tek bir dedikodu dahi çıkmadı.”
Silüet onayı karşılığında para istendiği iddiasına yanıt
“Savunmama böyle bir girişle başlamamın sebebi; birazdan eylem eylem, detaylarıyla cevap vereceğim iddianamenin aslen mahkum etmeye çalıştığı halkçı, demokratik ve adil belediyecilik anlayışını kendi görev ve sorumluluk alanım itibarıyla bir nebze olsun sizlere aktarabilmektir. Eylemlerin içeriğine girdiğimizde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi kadrolarının işlerini nasıl yasal mevzuat çerçevesinde, nasıl kamu yararını gözeterek ve nasıl bu temel belediyecilik anlayışı çerçevesinde gerçekleştirdiği görülecektir.”
“Ama maalesef bu zihniyet dönüşümü, kurumsallaşma yönünde ciddi bir mesafe kaydetmişken 19 Mart 2025 tarihinde ağır bir darbe almıştır. İnanıyorum ki adaletin bir an önce tecelli etmesiyle İstanbul; herkesin refah içerisinde, mutlu, özgür, demokratik ve adil bir dünya kenti olma hedefine doğru bu soluksuz koşusuna devam edecektir.”
“Tüm bunları ve burada sayamadığım daha birçok uygulamayı ancak şehirciliğe rant odaklı değil; kamunun, kentin, doğanın, İstanbul halkının ortak çıkarının penceresinden bakan bir belediye başkanı ve belediye kadroları gerçekleştirebilirdi; gerçekleştirdi de.”
“Biz buradayken 1985 yılından beri tarım alanı olan yer, rezerv yapı ilan edildi, 4 katlı imara açıldı.”
“İstanbul'un silüetini bozacak ilk girişim Etiler Polis Okulu arazisindeki plan değişikliğiyle yapıldı; Danıştay bu değişikliği iptal etti. Sonrasında nedense kararı değiştirdiler ve maalesef silüeti bozacak nitelikteki değişikliklerin önü açıldı.”
Suç Örgütü Davası'nda duruşma avukat savunmalarıyla başladı. 2000'in üzerinde kapasiteli yeni salonda şu an toplam 56 kişi bulunuyor (17 jandarma, 4 izleyici, 1 gazeteci, 5 tutuksuz ve 2 tutuklu sanık, 1 duruşma savcısı, 3 kişilik heyet, 3 kişilik mübaşir ekibi, 20 avukat). Salonun yeni inşa edilmesine karşın SEGBİS kaydının başlatılmasında teknik sorun yaşandı; bir önceki gün de ses sistemi sorunu yaklaşık 3 saatte giderilebilmişti.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (salon olayı)
“Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dosyaya sunulan Bilirkişi Raporu'nda, İBB tarafından iddia konusu iki projenin de yer aldığı, silüet onayı getirilen 32 adet proje inceleme konusu edilmiş ve hepsinin 'cephe ve silüet onayına tabi taşınmazlar arasında olduğu' net biçimde tespit edilmiştir.”
“Geçmişte daire başkanının imzasıyla onaylanan silüete ilişkin kararlar, mevzuata uygun şekilde kendi alanında uzman beş kişilik Mimari Estetik Komisyonu tarafından karara bağlanmaya başlandı.”
“Silüet onayları geçmişte, İmar ve Şehircilik Daire Başkanı'nın tek bir imzası ile, şifahi istenen belgeler üzerine atılan bir parafla onay verilebiliyordu. Bu, tek bir kişinin keyfi karar almasına sebebiyet verebileceğinden, biz bu uygulamayı değiştirdik. İstanbul'da silüet onayı kararlarını da içerecek biçimde kent estetiği ve şehirciliğe ilişkin kararların hangi gerekçeler ile hangi belge ve projelere dayanarak alınacağı kural ve kaidelere bağlanmıştır.”
“Bir İstanbul, bir Marmara depreminin ortaya çıkaracağı yıkım korkunç boyutlarda olabilir. Kaybedilecek tek bir saniyemiz dahi yoktur. Gerçek sorunumuz budur. Ancak biz maalesef 15 aydır tutukluyuz. İstanbul'u depreme hazırlaması gereken insanlar 15 aydır cezaevindedir.”
“Peki bütün bunlar yeterli mi? Elbette değildir. Yapılacak daha çok iş vardır. Merkezi idare, yerel yönetimler, sivil toplum ve İstanbul halkı olarak bir seferberlik ruhuyla daha fazlasını birlikte gerçekleştirmemiz gerekir.”
“Yaptığımız bütün çalışmaları kapalı kapılar ardında değil, halkla iç içe yürüttük. Peki soruyorum: Gizlilik esasına dayalı faaliyetlerde bulunduğu iddia edilen bir örgüt böyle bir anlayışla mı, bu şeffaflıkla mı, bu amaçlarla mı çalışır dersiniz?”
“İBB'nin Meclis Kararı'na dayanarak 2014 yılından bu yana yaptığı silüet onayı, 2018 sonrasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nca onaylanan İmar Yönetmeliği gereğince yapılmıştır. Konunun Boğaziçi Yasası ve öngörünüm ile hiçbir ilgisi yoktur.”
“2018 yılından itibaren 'silüet onayı' ile ilgili maddeler doğrudan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'ne ve 20.04.2018 tarihli İstanbul İmar Yönetmeliği'ne eklenerek imar mevzuatı açısından gerekli bir belge hâlini almıştır. Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin 57. maddesinin 26. fıkrası ve İstanbul İmar Yönetmeliği'nin 60. maddesinin 26. fıkrası uyarınca büyükşehir belediyesince silüet onayı zorunluluğu getirilebilecek nitelikler: müstakil yapı adedi 30 veya daha fazla olan uygulamalar; bir parselde toplam yapı inşaat alanı 60.000 m²'den fazla olan yapılar; en düşük kottaki bina yüksekliği 60.50 metreyi geçen yapılar.”
“Çevre Düzeni Planına konulan bağlayıcı hükümlerin tam aksine, 2009 sonrası İstanbul'un bin yıllardır muhafaza ettiği kimliği ayaklar altına alınmıştır. Bugün Sultanahmet'in kalem gibi minarelerinin arasından baktığımızda 3 tane gökdelen görürsünüz, İstanbul'a ihaneti görürsünüz. 2012 yılında yapılan bu binalar kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açsa da, zamanında yıkım kararları alınsa da yıkılmamıştır.”
“Peki Çevre Düzeni Planı nedir? Bir şehrin Anayasası'dır. Mekansal ve stratejik olarak ana ilkesel kararları veren en üst ölçekli mekansal plandır. İstanbul'un 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 2009 yılında onaylanarak yürürlüğe girmiştir. İmar mevzuatı çerçevesinde çevre düzeni planına göre nazım imar planlarını büyükşehir belediyeleri hazırlar ve meclisleri onaylar. Ona göre de ilçe belediyeleri uygulama imar planlarını yapar.”
“Silüet onayı nedir? İstanbul'un tarihi silüeti, bir dünya mirası olarak eşsizdir. Yedi tepeli tarihi yarımadanın camilerle süslenen silüeti 'Hattı Bâlâ' olarak, İstanbul'un 1936 yılındaki ilk imar planlarında da, son çevre düzeni planlarında da koruma altına alınmıştır. Bu amaçla 2011 yılında alınan İBB Meclis Kararı ile Çevre Düzeni Planı Plan Notuna, İstanbul'un özgün silüetini oluşturan alanlar ile silüeti etkileme potansiyeline sahip çeper kent alanlarında kent görünümündeki değişimi kontrol etmek amacıyla kısıtlayıcı koşullar getirilebileceği hükmü eklenmiştir.”
“Bu, Sarıyer'de, Sultanbeyli'de, Zeytinburnu'nda insanların onlarca yıldır bekledikleri tapularına kavuşabilmeleri demektir.”
“Hangi siyasi yönelimde olursa olsun hiç kimseye ayrıcalık yapmadan, hiç kimseyi dışarıda bırakmadan, yalnızca kamu yararını, hakkaniyeti ve mesleki etik değerlerini gözeterek idarecilik yaptım.”
“50 bine yakın kişinin yaşadığı en riskli binaların tahliyesini gerçekleştirdik. 38 bin binanın ücretsiz risk taramalarını gerçekleştirdik. Dar gelirlilere, emeklilere yönelik doğrudan hibe desteği sağladık. İBB'nin her kuruşunun gittiği yer bellidir, hesabı da verilir. Maalesef 15 aydır elimiz kolumuz bağlı burada vakit kaybediyoruz. İstanbul kaybediyor.”
“Son 6 yılda yapılan imar uygulamaları ile rekor seviyede 969 bin m²'lik bir alanı kamu mülkiyetine kazandırdık. Ama bugün, hiçbir somut delile dayanmayacak biçimde kamu zararı iddiaları ile tutuklu bulunuyoruz. İşte bu yüzden söz konusu iddianame bir hayal ürünüdür. 45 milyar TL'lik bir bütçeyi İstanbul'u depreme dayanıklı hale getirebilmek için kullandık. O yüzden buradan bir yolsuzluk çıkmaz, çıkamaz. Biz bütçeyi İstanbul halkının ihtiyaçları için harcadık. Yoksulu unutmadık, kimseyi geride bırakmadık.”
“İnsanların 50 yıldır yaşadıkları ama yüzlerine bakılmamış mahallelerde — Pendik Kavakpınar, Avcılar Yeşilkent, Ataşehir Namık Kemal, Eyüp Karadolap ve İstanbul'un birçok mahallesinde, neredeyse ruhsatlı tek bir bina bile olmayan mahallelerde kentsel dönüşüm başlayabilmiştir. Plan, mülkiyet, proje sorunlarının çözülmesiyle İBB'nin daha önce sıfır olan kreş sayısını 127'ye çıkararak 12.692 çocuğa hizmet götürmektedir. İstanbul'da üniversite öğrencileri için daha önce sıfır olan İBB yurt sayısını 16'ya çıkardık; son 5 yılda 21 bin öğrenci yararlandı.”
“2014 yılında ise sayın 'nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı'na seçilmesi sonrasında, sırasıyla Planlama Büro Sorumlusu ve Plan Proje Müdürlüğü görevlerini yerine getirdim.”
“Daha o günlerde Türkiye'nin yeni yeni gündemine gelen kentsel dönüşüm konusuna eğildim, Beylikdüzü gibi yeni gelişen bir ilçede ilk kez kentsel dönüşüm bürosunu kurup şefliğini üstlendim. Ancak dönemin Beylikdüzü yönetimi tarafından haksız, hukuksuz biçimde işten atıldım. Ekmeğimden edildim. Buna karşı dava açtım. İşimi de, memuriyetimi de geri aldım.”
“Yerel yönetimlerdeki mesaime 2012 yılında Beylikdüzü Belediyesi'nde şehir plancısı olarak başladım. O gün bugündür onlarca teftiş ve denetimden geçtim. Ve hepsinden de alnımın akıyla çıktım. Hakkımda tek bir olumsuz yargı kararı alınmadı. Memuriyetimde tek bir disiplin suçum dahi yoktur.”
“Yurttaşlarımızın en temel anayasal hakları olan çevre hakkının, barınma ve konut hakkının, bu şehirde insanca yaşama hakkının savunuculuğunu yaptım.”
“Türkiye'de ve İstanbul'da kentleşmenin kamu yararı ve toplumsal adaleti gözetecek biçimde gelişebilmesi adına birçok çalışmanın içerisinde yer aldım. Bilimsel ve akademik yayınlarda bulundum. Meslek odamızla; halkın ortak kullanımına ayrılması gereken kamusal alanları, yeşil alanları, afet toplanma alanlarını imara açan, bu şehre kaldıramayacağı yükler getirerek onu adeta yaşanmaz hale getiren, birilerine ayrıcalıklı imar hakları sağlayarak rant transferi yapan plan değişikliklerine karşı hukuki mücadeleler yürüttüm.”
“Ne mutlu bana ki bir şehir plancısı olarak, bir kamu görevlisi olarak bu kadim şehre hizmet ediyorum. Onun bin yıllara varan tarihinde benim de ufak bir emeğim bulunsun diye taş üstüne taş koymaya çalışıyorum. İçerisinde bulunduğum hiçbir planlama çalışmasında kendime mal, mülk, parsel, arazi, servet edinme derdine düşmedim. Yalnızca kamu yararını, yalnızca halkın, doğanın hakkını hukukunu korumayı gözettim.”
“2019'dan bu yana 79 bölgede 48 bin hektarlık bir alanın nazım imar planlarını hazırlayıp onaylanmak üzere İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisine gönderdik. Ve bu planlar, meclisin aritmetik dağılımına rağmen onaylanarak yürürlüğe girdi.”
2019'da İBB Meclisi çoğunluğu AKP'deydi.
“Bu şehri nasıl depreme dirençli hale getirebiliriz, kentsel dönüşümü yerinde; insanlara mutlu, huzurlu, güvenli evlerinde yaşama hakkı verecek şekilde nasıl gerçekleştirebiliriz, İstanbul'a yeni yeşil alanlar, parklar, okullar, meydanlar, kültür merkezleri, spor alanları nasıl kazandırabiliriz, ulaşım sorununu nasıl çözebiliriz diye çalıştık.”
“Geleceğe yönelik hiçbir vizyonu, stratejik aklı olmayan bir yönetim anlayışına teslim olmuştu. İstanbul para, güç ve siyaset ilişkilerinin merkezi haline getirilmişti. İşte biz, tam da buradan başladık. Bu anlayışı kökünden değiştirdik!”
“9 Mart'ta başlayan mahkeme süreci ile, bugün ilk defa hakkımda öne sürülen iddialara karşı bir söz söyleyebilme, kendimi ifade edebilme imkanı bulabiliyorum.”
“Ve her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı için ekmek gibi, su gibi ihtiyaç olan adil yargılanma hakkını savunacağım.”
“Şehir plancılığı mesleğinin haysiyetini savunacağım. Gecemizi gündüzümüze katarak başarmaya çalıştığımız demokratik ve halkçı belediyeciliği savunacağım.”
“Ben bugün burada yalnızca kendimi savunmayacağım. Aynı zamanda kamunun ve kamu görevinin onurunu savunacağım.”
“Görevini tertemiz, liyakatiyle yerine getirmiş Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir memuru olarak, ömrümün son bir yılı aşkın zamanını insanlık onuruna aykırı bir şekilde 12 metrekarelik bir tecritte geçirdim. Savcılık sorgusunda bana yalnızca İBB'de ne görev yaptığım soruldu; sonrasında 1,5 yıldır tutukluyum. Tutukluluk incelemelerinde yüzüme bile bakılmadı. Ve bugün burada, en temel evrensel insani hakkım olan özgürlüğümden yoksun bırakıldığım sürecin sonunda tek bir dileğim bulunmaktadır: Hakikatin en berrak ve en apaçık hâliyle ortaya çıkması.”
“Bu süre içerisinde; yüzümüze dahi bakılmadan, dosyamızın kapağı dahi açılmadan; cümlelerimiz bir an önce bitsin ki, tarafımıza tutukluluğumuzun devamı tebliğ edilebilsin diye beklenen tutukluluk incelemeleri geçirdik.”
“15 aylık tutukluluğun ardından burada, karşınızdayım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapmakta iken bir sabah vakti gözaltına alındığım 19 Mart 2025 tarihinden bu yana, bana benimle ilgisi olmayan birtakım soruların sorulduğu polis sorgusundan ve sonrasında yaklaşık 10 dakika süren, yalnızca İBB'de ne görev yaptığımı anlattığım savcılık sorgusunun ertesinde, tutuklandığım tarihten bu yana 15 ayı aşan süre geçti.”
İBB Genel Sekreter Yardımcısı kürsüye geçti; savunmasına başlıyor.
“Ne güzel, bugün bir kütüphane gelmiş gibi hissediyorum. Herkesin kitap okuması lazım. Kitap okumayandan ne bu millete ne de bu devlete fayda gelmez.”
Tutuklular alkışlarla salona girdi. Yakınları sevdiklerine seslendi: "Elif", "Ceyda", "Pınar", "Fatoş", "Güldem", "Fatih abi günaydın", "Hüseyin abi günaydın", "Barış abi", "Başkanım", "Emrah başkanım", "Çalık başkanım", "Gürkan", "Ramazan", "Buğra", "Ceyhun başkanım", "Aykut abi", "İnan başkanım günaydın", "Seni seviyorum Gürkan", "Çalık başkanım sizi bekliyoruz", "Mehmet". salona "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganlarıyla girdi.
Bugün savunma yapacak 'ün eşi ve müdafii Av. , tutuklulara özgürlük içeren etiketleri cübbesine yapıştırdı.
Silivri'de 'ün savunmasını izlemeye gelenler "'e özgürlük" yazılı etiketler taşıyor.
Çok sayıda yazar, şair, yayıncı ve yayın yönetmeni, İBB Davası'nın 57. gününü izlemek üzere Silivri'de. Katılanlar arasında Sunay Akın, Sinan Meydan, Zeynep Oral, Mustafa Balbay, Orhan Alkaya ve Haydar Ergülen ile yayın dünyasından Kenan Kocatürk (Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı), Can Öz, Cem Erciyes, Haluk Hepkon ve Semih Sökmen yer aldı. Ayrıca Almanya ve Fransa konsolosluğu temsilcileri ile şehir plancıları da duruşmayı izleyenler arasında.
57. Duruşma Günü başladı. Bugün, Kanal İstanbul mücadelesiyle tanınan savunmasını yapacak.
