19. Duruşma Günü sona erdi. Necati Özkan'ın savunması yarıda kaldı, Pazartesi günü kaldığı yerden devam edecek. 5. hafta tamamlandı.
19. Duruşma Günü
“MASAK raporunda da ne benden veya şirketlerimden İBB veya iştiraklerine, ne de onlardan bana veya şirketlerime tek bir kuruşluk hesap hareketi bulunabilmiştir.”
“Hakikatlere gelirsek; 2014'ten beri Sayın İmamoğlu'nun siyasi danışmanlığını yapıyorum, seçim kampanyalarını yönetiyorum. Belediyenin rutin iletişim işlerini ben değil belediye kadroları yapıyor. Seçim kampanyası yapmak örgütsel eylem mi kabul ediliyor?”
“O kim ki bana talimat versin? Hangi donanımla, yetkiyle? Eğer ben de bu suç örgütüne üye olup özgür irademi örgüt talimatlarına terk etmiş isem; bunu gösteren sıralı eylemler ve bunların kanıtlarının dosyada bulunması gerekmez miydi?”
Hüseyin Gün'ün örgüt yöneticisi olarak gösterilmesine tepki
“İddianamenin ortasında hiçbir yerde yokum, sadece sonuç kısmında benden bahsediliyor.”
“CHP'nin 4 Kasım'daki kurultayına katılmış olmak... 90'ların başından bu yana hep katıldım. MHP'ye de katıldım AKP'ye de katıldım. Mesleki merak...”
İddianamede kurultay katılımının suçlama olarak gösterilmesine tepki
“İddia makamı kendini yasama organı yerine koyuyor ve suç uyduruyor. İmamoğlu'yla telefonda konuşmuşsunuz, falanca kişi beni ziyaret etmiş, gizli toplantılar yapıyorsunuz... Bırakın örgüt üyesi olmayı bize bir de yıldız takmışlar, özel vasıflı örgüt üyesi...”
“Siz peynir alırken güvenmediğiniz peynirciden peynir alıyor musunuz? Güven ne zaman suç haline getirildi?”
“Benim patronum CHP Genel Merkezi olmuştur, CHP İstanbul İl Başkanlığı'dır. İmamoğlu benim yöneticim değil, ben ondan para almam.”
“Hüseyin Gün'ü görünce bitti bu iddianame Sayın Başkan. Parçalardaki tutarsızlık bütünü yok eder. Hüseyin Gün yerine beni örgüt yöneticisi yapsalardı daha anlaşılır olurdu.”
“Stalin bir gün adama kafayı takar, onu getirin der. Suçu yok yanıtını alınca, sen adamı getir ben ona bir suç bulurum der. Başıma bu mu geldi? Bana 'Necati'yi getir, ben ona bir suç bulurum' mu dendildi? Davayı açanlar da iddianameyi yazanlar da kanunsuz ve ahlaka aykırı bir şey yapmadığımı biliyorlar. 42 yıllık meslek hayatımda AK Parti hükümetinin bakanlıklarına ve Başbakanlık'a bağlı kuruluşlara hizmet verdim.”
“Ekrem İmamoğlu benim müşterim değil. Dostum ve yol arkadaşım. Ekrem İmamoğlu'na destek vermek benim için bir onur ama aynı zamanda bir vatan görevi. Ekrem İmamoğlu'nun kazandığı seçimler bu ülkeyi birleştirdi, gençlerin tekrardan ülkeye dönmelerine sebep oldu. Ekrem İmamoğlu hayatımda gördüğüm en demokrat siyasetçi.”
“Bırakın bir örgüte üye olmayı, benim böyle bir örgüte girmek için ihtiyacım yok. Bilmiyoruz nereye kurdunuz bu suç örgütünü, nereye CV vereceğiz?”
İmamoğlu'na dönerek söylüyor
“HTS kayıtları 15 sayfa. Ortak tek bir HTS kaydımız var, o da 23 Haziran gecesi İmamoğlu'nun seçim zaferi. Bu HTS kayıtları Orhan Cevhiroğlu'nu yalanlıyor. Hiç bir araya gelmediğim bir adamın ifadesiyle, devletin kayıtları da ortadayken tutuklanıyorum.”
HTS kayıtlarının iddianame iddialarını desteklemediğini gösteriyor
“İddianamede Beylikdüzü Mado'da haftada bir araya geldiğimiz, Köksal'ın tekstil firmasında buluşup ihaleleri ayarladığımız iddia ediliyor. Hayatımda bir tek kez Beylikdüzü Mado'ya gitmedim, Köksal'ın yerine de gitmedim. Köksal ile Kapki'yi hayatımda ilk kez Vatan Emniyet'te gördüm.”
Rüşvet iddiasına dayanak gösterilen Mado buluşmalarını reddediyor
“Biz tutuklanmamızı sağlayan sulh ceza hakimliğine gönderildiği söylenen MASAK raporunu bulamadık.”
Tutuklama dayanağı gösterilen MASAK raporunun dosyada bulunmadığını iddia ediyor
“Karşınızda emekli kıdemli albay olarak bulunuyorum. Ben 10 yılımı orduda geçirdim. Kuleli Askeri Lisesi'ni kazandım, Kara Harp Okulu'ndan mezun oldum, makine mühendisi oldum. 30 yıl sonra yargıda kazandım. Göz bebeğimiz olarak kabul ettiğim TSK'nın düzenini bozmak yerine kıdemli albay rütbesiyle emekli olmayı tercih ettim. Devlet 30 yıllık kıdem haklarımı ödedi, yeşil pasaport hakkımı geri verdi. Şu anki Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı benim devre arkadaşlarım. Ben 14 aydır emekli maaşımı bile alamıyorum. Böyle bir geçmişe sahip bir kişi hangi saikle casuslukla suçlanabiliyor?”
Askeri geçmişini ve statüsünü anlatıyor
“1983 yılında 12 Eylül darbesini yapan generaller bizi ordudan attı. Bizim gibi Atatürkçü, yurtsever subayları attılar, kapıları FETÖ'ye açtılar. Sonuç malum…”
“Hayatımda adli sicil kaydım yok, trafik cezam yok ama getirip burada suç örgütüne üye yapmışlar. Ben ağzında gümüş kaşıkla büyümedim sayın başkan, ben fakir bir köylü çocuğuyum. Değil herhangi bir suç örgütüne üye olmak, hayat boyu en ufak bir sabıka kaydı olmayan, devlete, millete, kanunlara ve kurallara sadık bir vatandaşım ben.”
“Yaptığım işi hakikatin iletişimi olarak tanımlıyorum. Ben işimi 42 yıl boyunca üstlendiğim her işte olduğu gibi hakkıyla yaptım ve demokrasimiz adına sonuç alınmasına yardım ettim. Bu yüzden de göze battım ve hedef seçildim. Beni özgürlüğümden mahrum edenler, kanunları çiğnemediğimi de iyi biliyorlar.”
Özkan, İmamoğlu'nun 2019'da 13 bin oyla kazandıktan sonra seçimin yenilenmesinin ve farkın 800 bine çıkmasının onun gücünü artırdığına vurgu yaptı.
“1990'dan beri kurulan her hükümetle çalıştım. Kimsenin kapısına gitmedim. Onlar bana geldi.”
“23 ülkede Türkiye'nin tanıtım kampanyası yapıyorum. Obama'nın ekibi ile tanıştım. Bu çalışmaları yazdım. Sevgili dostum, 15 Temmuz'da kaybettiğimiz Erol Olçok bu kitabımı okuduktan sonra beni kendi ekibine ders vermem için davet etti. 101 tane çok prestijli ödülü ülkeye kazandırdım.”
“Sayın medya sen kendine bak, sen hangi parayla aldın o medyayı? Asrın soygunu asrın yolsuzluğu bana sen mi ayar vereceksin? Ben ne yaptıysam her şeyi tutkuyla yaptım. Aziz Atatürk'ün bir lafı var, 'Vatanını en çok seven işini en iyi yapandır.' Bir ülkede muhalefet partisinin seçim kazanmasının TCK'da bir suç olmadığını biliyorum.”
“Kanunla anayasayla sahip olduğumuz hakların koruyucusu yok mu? Sayın Cumhuriyet Savcılığı bunlarla ilgilenmez mi? 100 küsür dava açtım, hepsine kovuşturmaya gerek yok kararı verdi. Ben ısrarla açmaya devam ediyorum. Tarihe ve hukuka not düşüyorum.”
Medya saldırılarına karşı 100+ dava açmış, hepsi reddedilmiş
“Bu ülkenin medyası bomboş. Müesses medyası. Her gün kamu bankalarının ilanları. Bu müesses medya bana, aileme, itibarıma, şerefime saldırıyor. 100 milyar dolarım olsa tv kampanyalarına versem bu kiri temizleyemem.”
“Ben 66 yaşındayım, önümüdeki ay 67 yaşıma gireceğim. 10 yıl sonra ben bu dünyada yokum. Bu devletin hatası değil. Bu devlet adına uygulama yapanların, uygulayıcıların hatasıdır.”
“Akmerkez güvenlik kamera kayıtları İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ocak ayında resmi yazı ile talep edilmiş ve tutanakla teslim edilmiş. Hukuka aykırı veri temini izlenimi oluşturulmaya çalışılıyor ama veriler yalnızca yetkili makamlarla paylaşılmış.”
“Emre Erciş isimli 'gazeteci' tanık, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na 5 Ocak 2025'te verdiği beyanda, bilgileri bir Instagram hesabından gördüğünü ifade etmiş. Kaynağı belirsiz, kimin yönettiği bilinmeyen bir sosyal medya hesabından elde edilen bilgiler nasıl delil olabilir?”
Emre Erciş: iddianamede yer alan tanık
Özkan, troll olarak tanımladığı sosyal medya hesaplarının ekran görüntülerini mahkemeye sundu.
“Haber verilmeden ve gerekçe gösterilmeden, bir gece ansızın beni 'sağlık muayenesi' diyerek aldılar. Gittiğimiz yeri bilmeden nakledildim, Kocaeli Kandıra 2 nolu F tipi cezaevine gittim. Hem avukatım hem ailemden uzak, savunma haklarım kısıtlandı.”
Cezaevi nakli anlatıyor
“200'e yakın delil ekledim, size sunduğum dosyada da var. Fakat bunlar iddianamede yok. Sayın iddia makamı sizin tarafsız olmanız lazım.”
“Burada bir beyefendi var Sayın Ekrem İmamoğlu. 'Bu ülkeyi daha iyi yönetirim' diyor o yüzden de önü kesiliyor. Bu dava bir hukuk davası değil, bu dava siyasi.”
“Eşim geldi dedi ki, 'Bunu ciddiye alıyorsun millet ciddiye almıyor.' Niçin inansınlar ki ama milletin bir kısmı, yüzde 5'i, bana casus diye bakacak. Ama dışarı çıkınca o yüzde beş bana 'casus' diye bakacak, ben demek isteyeceğim ama diyemeyeceğim, 'Casus senin baban.'”
“Bakıyorsun yok CIA yok Mossad yok MI6. Erkan Bey'den rica ettim, bir uzman bulun. Ben anlamazsam Türk milleti, mahkeme hiç anlamayacak. Sağ olsunlar bir uzman buldular, rapor hazırladı. Anladım ki bomboş. Bu devlet ne zaman bu hale geldi? Nasıl bunu fark etmedik? Nasıl engelleyemedik?”
Casusluk iddialarına ilişkin uzman raporu değerlendirmesi
“Kim bu Hüseyin Gün? Başkanım size her şey adına yemin ederim adamı hatırlayamadım. 26 Ekim Cuma günü Erkan Bey beni ziyarete geldi. Bana Ekrem İmamoğlu ile ofiste çekilmiş bir fotoğraf getirdi. Adamı hatırlayamadım ama kadını hatırladım. 1500'lü yıllardan kalma, 17. yüzyıl Fransız kadınları gibiydi. 'Tamam' dedim bu iş komedi. Komedi olmadığı ortaya çıktı. Tutuklandık.”
Hüseyin Gün hakkındaki casusluk iddiasını anlatıyor
“Casusluktan Çağlayan'da ikinci kez tutuklandıktan sonra Kandıra'ya dönüşümüzde koruma memurları bana 'Hoşgeldin 007' diye seslendi. Başta dalga geçiyorlar sandım ama sonra onların da suçlamayla dalga geçtiğini anladım.”
Casusluk davasından tutuklanması sonrası yaşadıklarını anlatıyor
“Adem Kameroğlu henüz ifade vermeden, iftira henüz ortada yokken peşinen tutuklanıyorum ve arkadan bir gerekçe bulunuyor.”
“Tutuklandıktan sonra gerekçelendirildi, eklendi. Eylem 13 ile ilgili ve hatta Eylem 4 ile ilgili bana herhangi bir soru sorulmadı. İddialar neden tutuklama konusu yapılmadı? Neden herhangi bir soru sorulmadı?”
Eylem 13 ve 4 hakkında hiç soru sorulmadan tutuklandığını vurguluyor
“Bana ait bir tek gayrimenkul var. Akmerkez'de TOBB'dan 2006'da satın aldım. Ben İmamoğlu ile tanışmadan yıllar önce tek gayrimenkülümü Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nden satın aldım. Bunun dışında başka hiçbir gayrimenkülüm yok.”
Tek gayrimenkülünü İmamoğlu'nu tanımadan önce aldığını vurguluyor
“20 gayrimenkülüm var gözüküyor. 17'si dedelerimin dedesinden kalma miras. MASAK raporu var, o da söylüyor: 'Necati Özkan'ın tarlalardaki hissesi yüzde 2,85.' Geri kalanlar 100'e yakın akrabamla ortak. Ekonomik değerleri yok. Herhangi bir TC vatandaşı almak isterse her birini 5 bin liraya satarım.”
Mal varlığı açıklaması
“Ben iletişimciyim, 'İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gidelim ifade verelim' dedim. Adliyede 7. kat kapı duvar geçemiyorsunuz. 3 kez dilekçe verdik ifade vermek istedik, alınmadık. Ardından sabah vakti gözaltına alındık.”
Gözaltı öncesi ifade vermek için başvuruların reddedildiğini anlatıyor
“Yaklaşmakta olan operasyonda tutuklanacağımdan bahsediyorlar. İmamoğlu ile yaptığımız bir toplantıdan fotoğrafımız var, defalarca kez bu fotoğrafı paylaştılar. 19 Mart'tan 2 hafta önce bir mesaj aldım. Beşiktaş İmar Müdürlüğü 'mülkünüze ilişkin işlem yapılmaktadır' diyor, önce inanamadım. Avukatım araştırdı, Başsavcılığın başlattığı soruşturma kapsamında işlem yapıldığını söyledi.”
“Bana 3 suç atılıyor; suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, rüşvete aracılık etmek, kişisel verilerin kaydedilmesi ve hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi. İBB'de herhangi bir titrim, unvanım, sorumluluğum yok, hiç olmadı. Beylikdüzü Belediyesi'nde ya da iştiraklerinde de olmadı. İmza yetkim yok. Herhangi bir ihaleye karışmışlığım yok. Yaptığım yegane iş İmamoğlu'nun seçim kampanyasına dışarıdan hizmet vermek.”
Kendisine yöneltilen 3 suçlamayı sıralıyor
“Bütün çalışma sürem boyunca yaptığım işi Cumhuriyet Halk Partisi'ne yaptım. CHP Genel Merkezi'yle yaptığım sözleşmeleri dosyaya ibraz ettim. İçeride tutulurken verdiğim ilk dilekçe buydu.”
CHP ile sözleşmelerini mahkemeye sundu
“İBB personeli değilim, hiçbir belediye ihalesine girmedim. İmamoğlu'nun 2019, 2024 seçim kampanyalarını yönettim. Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası için hazırlıklara başlamıştım. Sonra başımıza gelenleri biliyorsunuz.”
“Bu iddianamedeki 3 kişiyi gazeteci olduklarından tanıyorum. 6 kişi iş dünyasından tanıyorum. 23 kişi İBB üst yönetimindeler ya da iletişim ekibindeler, oradan tanıyorum. Diğerlerini hiç tanımıyorum.”
“Mübaşir arkadaştan bazı destekler isteyeceğim. Bu emeği için tahliyemden sonra bir tepsi baklava ile teşekkür edeceğim.”
Mahkeme Başkanı, avukatların sorusu üzerine 'İlk duruşma Mayıs sonuna da yetişmeyecek gibi gözüküyor' dedi.
Normalde 30 Nisan'a kadar 107 tutuklu sanığın savunmalarının alınması bekleniyordu
“387 gündür bugünü bekliyorum. İlk defa kendimizi ifade edebileceğimiz bir ortamdayız. Sabrınızı rica ediyorum, dikkatinizi rica ediyorum. Çünkü çok yorgunsunuz, biliyorum. Sabır ve metanetle, aslında hukuka olan saygımla bugünleri bekledim. Günahsız, delilsiz ithamlarla yaşıyorum. 387 gündür vatandaşlık haklarından mahrum edilmiş bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım.”
Savunmasının açılış konuşması
Necati Özkan savunma yapmak üzere kürsüye geldi. Eylem 4 ve 13'e karşı savunma yapacak.
Salon gülüşmelere boğuldu.
“Bugün biraz erken bırakmayı düşünüyoruz. Buradan çıkınca kimseyi dinleyemiyorum.”
Savcılık, itirafçı Naim Erol Özgüner hakkında TCK 135-136 (kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirme) kapsamında suç duyurusunda bulunulmasını talep etti. İBB davasında ilk kez etkin pişmanlıktan yararlanmış bir sanık hakkında suç duyurusu yapıldı. Salon alkışlarla karşıladı.
“Müvekkilim örgüt üyesi değil. Türkiye'nin en kalifiye elemanlarını, geleceğini yargılıyorlar. İtirafçılar üzerine bir yargılama yapılıyor. Tahmin var, delil yok.”
Savunma kapanışı — Melih Geçek'in tahliyesini talep etti
“Burada bu ülkenin en kalifiye insanlarını yargılıyorsunuz. Tıpkı Balyoz Ergenekon davalarında bu ülkenin en kalifiye askerlerinin yargılanması gibi.”
Salonda gülüşmeler yaşandı.
“Gizli tanıkları, Meşe ile İlke'yi aynı getirin. Getiremezler. İkisi de aynı kişi. İddianamede bire bir aynı ifadeler var. Bunlar demode. Artık yapay zeka var. Başkanım siz de gülüyorsunuz. Bana gülüyorsunuz. Savcılık makamı bunları yapmıştır. Bunlar kumpastır. 3-4 saattir konuşuyorum. Siz de yoruldunuz. Ben herkesten çok yoruldum. İki gün konuşmayacağım.”
Gizli tanıklar Meşe ve İlke'nin aynı kişi olduğu iddiası
“Naim Erol'un İBB'de odası bile yok. İddianamede 'odamda telefonu verdim' diyor. Bu dosyada verdiği tek doğru bilgi, kendi adı soyadıdır. İBB'deki çalışanın üzerine geçiren, şirketi şoförün üzerine geçiren kişidir. Şoför operasyonu yaptınız. Onunkini neden almadınız? Naim Erol yine korundu.”
“Naim Erol kendisi hakkında soruşturma yokken, ön almak için telefonun fotoğrafını çekmiş. Telefonun fotoğrafını avukatı aracılığıyla savcılığa götürmüş. Bu pazarlıktır.”
“Savcılık madem biliyordu. O güne kadar neden almadı? Bu telefonun günü 23 Mart, 07:37 nedir. Telefonla ilgili arama kararı 27 Nisan 2025. 14 Mayıs'ın öncesinde yapılan aramada ele geçirildi. 13 Mayıs'ta aldıysanız üzerinde 13 Mayıs yazardı. Ya 23 Mart'ta bu telefonu çekip pazarlık yaptınız. Ya da telefonu aldıktan sonra tarihi değiştirdiniz. Bu durum, telefonun özgürlük pazarlığı için elde tutulduğunun kanıtıdır.”
“Ekrem İmamoğlu'na ait olan, İBB envanterine kayıtlıdır. Naim Erol bu telefon ile pazarlık yapmıştır. Mehmet Yıldırım, borsacı avukat diye bilinir. Naim Erol'un avukatı Mehmet Yıldırım, 'Erol beyde bulunduğu ilgili adli makamlar tarafından biliniyordu. Bu ortaya çıkacaktır. Olduğu savcılık tarafından zaten biliniyordu. Var olduğunu bildiğimiz şeyi tespit ettik.' diyor, bir röportajda. Bu ahlaksız pazarlıktır.”
İmamoğlu'nun 'iddia makamı şaibelidir' sözü üzerine Mahkeme Başkanı 'müdahale etmeyin' dedi.
Av. Koçoğlu savunmasına devam ederken bir pazarlık yapıldığını söyleyerek belgeler gösterdi.
“Bu dosyadan İBB Hanem'in ayrılması gerekiyor. İBB Hanem hayata geçmemiş bir proje. Müvekkilim ilk kez benden duydu bu projeyi. İBB Hanem'de hiç kimse Melih Geçek vardı demiyor.”
İBB Hanem uygulamasının dosyadan ayrılması talebi
Av. Koçoğlu, Naim Erol Özgüner'in beyanlarının yalan olduğunu göstermek için WhatsApp yazışmalarını mahkemeye sundu.
“Naim Erol Özgüner, hukuka uygun bir toplantıya kendisinin davetli olduğunu, uçak kalkmadığı için gidemediğini, toplantıya online katıldığını söylemeyen birinin ifadesine güvenilir mi? Bu yalan değil mi? Eksik bilgi suç değil mi? Savcıyı manipüle etmiş. Bu ahlaklı bir durum mu?”
“İBB'nin KVKK sorumlusu kim? Naim Erol Özgüner. Nerede? Yok. Dağa kaçtı herhalde? Burada olsa ben ona sorular soracaktım.”
“Naim Erol Özgüner, benim giremediğim 7. katta (Çağlayan Adliyesinde) kız arkadaşıyla yemek yiyor. Benim müvekkilime neden yemek vermediniz?”
“İhbarda bulunuyorum. Madem benim verim sızdı, sorumlusu USOM'dur. USOM'a soruşturma açılsın.”
“Girin Telegram'a, 200 liraya bütün verileri alırsınız. Bunları e-Devlet sızdırdı, İBB değil.”
“Bu insanlar tüm uygulamaları bir uygulamasında birleştirip insanların hayatlarını kolaylaştırdığı için yargılanıyor.”
“Bir ifade sırasında kişiyi özgür iradesinin dışına çıkarmaya çalışıyor. Sorduğu birçok şeyi iddianameye yazmamış. İfade alınırken manipülasyon yapılmaya çalışılıyor.”
“Savcı Cahit Cihad Sarı ifade sırasında müvekkilime 'Kamuda iki tür yönetici vardır Melih. Bir imza atsın diye oturtulanlar, iki senin gibi yönetsin diye oturtulanlar. Sen ikinci gruptansın, gel bana anlat' demiş. Daha ifade dahi almadan müvekkilim hakkındaki görüşlerini gösteriyor. Müvekkilimin anlattığı şeyleri de yazmamış tutanağa. 'Ben Melih Geçek'i nasıl manipüle ederim' diye her şeyi yapmışlar.”
“Savcı kendisine 'Melih gel, sana çok iyi çalıştım' diyor. Çok iyi çalıştığı hali buysa, çalışmasaydı ne olurdu.”
Ekrem İmamoğlu, tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan'ın hasta olduğu için katılamadığı bugünkü duruşmada tek başına oturuyor. Ara ara yanındaki boş sandalyeye bıraktığı notlara göz atıyor.
Duruşmaya ara sonrası devam ediliyor. Tutuklu sanıklar salona geri getirildi. Ekrem İmamoğlu "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganları eşliğinde yerine geçerken diğer tutuklu sanıklar ayakta alkışlayarak destek verdi.
Tutuklu sanıklar nezarethaneye indirilirken Ekrem İmamoğlu yanındaki Jandarma'ya "Savcılar bize iddianame veriyor, siz peçete verdiniz. Teşekkürler" dedi.
Tutuklu sanıklar salondan ayrılırken Aykut Erdoğdu, önünden giden Murat Kapki ve Dilek İmamoğlu'nun kardeşi Cevat Kaya'yı işaret ederek izleyicilere "İşte size şampuan reklamı" diye bağırdı.
Duruşmaya öğle arası verildi. Mahkeme Başkanı ara vermek istediğinde Koçoğlu "Bende sorun yok, devam ederim" dedi. Mahkeme Başkanı "Bizde sorun var" diyerek araya geçti.
“İddianame basına verilerek kişisel veriler ihlal edilmedi mi? İddianame daha size gelmeden duyuruldu. İddianamenin ilk sayfasındaki 'ahtapotun kolları' ifadesi dosyanın siyasi olduğunu ispatlamıştır. Ertan Yıldız dışarıdayken bu insanlar neden içeride?”
“Ben banko önünde bekliyordum, önce Akın Bey önümden geçti. Bir süre sonra Ertan Yıldız'ı asansörle getirdiler. Biraz zaman geçtikten sonra da iki kişi geldi, 'Ben AKP İBB Belediye Meclis Üyesiyim' diyerek içeri geçti. Beni muhatap almayan savcılık makamı siyasileri muhatap aldı.”
“Benim adalete olan inancım kırılıyor. Kız kardeşim avukat olmak istiyor, cübbemi giyinerek geziyor bazen. Ona yapma diyorum. Yok çünkü. Lütfen hukuktan sapmayın.”
“Bu iddianame için 'iftiraname' dendi, 'suçlama aşuresi' dendi, 'terfiname' dendi. Yanlış mı? 7 savcının imzası var, iddianamede hepsi terfi almış. Yürütme erki kim? AKP iktidarı. İmamoğlu kim? Cumhurbaşkanı adayı. Bu yaşananlar ülkedeki hukuka karşı inancımı kaybettiriyor.”
“23 Nisan'da tanıdığım bir kişiden etkin pişmanlıkçı yaratmaya çalıştılar ama yapamadılar. Ben avukat olarak adliyeye giremiyorum ama savcı orada hem de şüpheliyle birlikte. Beni yalanlarsalar isimleri ifşa edeceğim.”
“Etkin pişmanlığa dayalı bir iddianame. Ertan Yıldız'ın ismini Ertan Yılmaz yazmışlar, bu kadar eminler tahliyesinden. Ölçülülük ilkesi, beklenen fayda ve amaç adli kontrol ile sağlanır diyorlar. Ertan Yıldız'ı bu şekilde tahliye eden akıl, buradaki insanlardan ne istiyor.”
“Bu dava siyasi. CHP'nin kapatılmasına kadar gelecek. Orhan Gazi Erdoğan'ı neden soktuğunuzu bilmiyor muyuz, biz bunları görümüyor muyuz? Bu iddianame kötü değil, çok kötü. Hayatımda gördüğüm en kötü iddianame.”
“Biraz önce Sayın Savcı tarafından bir soru sorulmadı. Müvekkilim iddianamede 'özel vasfı haiz' diye gösteriliyor. Özel vasfı haiz birine soru sormuyorsanız bunun iki anlamı vardır: Ya kurt kuzu yemeye karar vermiştir ya da savcı artık özel vasfı haiz olunmadığının farkındadır. Bunu en son mütalaada göreceğiz; ama özel vasfı haiz dediğiniz insana bile soru sormadığınız bir ortamda, iddianamenin arkasında nasıl durulduğunu çok merak ediyorum.”
“Elif Hanım'ı ambulansla adliyeye götürdünüz; peki, benim müvekkilimi niye ifade için götürmediniz? Neden SEGBİS ile bile bağlamadınız?”
“Bu dava baştan sona siyasi saikle ilerletilmiştir. Savcılık bu dosyayı etkin pişmanlık üzerinden yürütmek istedi ve belli insanları hedef seçti.”
“İsmini vermek istemediğim başka bir savcıdan dosyamı istedim. Sohbet ederken bana şunu söyledi: "Biz senin suç işlemediğini biliyoruz ama seni almamız gerekiyordu."”
“Basında "Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın avukatı gözaltına alındı" diye haberlerim çıktı. Kanun maddesini televizyonda açıkladım diye beni soruşturmanın gizliliğini ihlal suçundan tutuklamaya sevk ettiler. Bu bir gözdağı değil midir?”
“Savcı bana dedi ki: "Sen televizyona çıktın. Televizyona konuşanı ne yaparlar biliyorsun, değil mi?" O "ne yaparlar" kısmını hepiniz anladınız değil mi? Bunu söyleyen savcı.”
Bu dosyada savcı olan bir kişinin başka bir dosyada bazın delil olmayacağı görüşü yazdığını söyledi ve evrakı salonda gösterdi.
Salonda gülüşmeler yaşandı.
“Bugün sabah gittim 500 bin lira para çektim. Ben sizinle bugün sıfır metre baz verdim. Birkaç yıl sonra gitsem ben size rüşvet verdiğimi söylesem, çanta burada, para burada dekont orada. Nasıl açıklayacaksınız kendinizi merak ediyorum. Adam 'almadım' diyor. Ne diyorsunuz 'almadığını ispatla'. Ben sabah sizle bir yerde karşılaşsam 2 kere baz versem '2 kere rüşvet verdim' mi diyeceğim? Şu an bu insanları bu şekilde yargılıyorsunuz. Bir deli çıkıyor 'para verdim' diyor bu insanlar yargılanıyor. HTS ile bazla olmaz bu işler. Sizin yıllarca kürsü arkadaşlığı yaptığınız isimler FETÖ'cü çıktı. Hepsiyle baz verdiniz. Bu sizi bir şey mi yapar? Benim müvekkilim hakkında rüşvet iddiası yok, neden rüşvetten tutuklandı?”
Av. Yiğit Gökçehan Koçoğlu, savunması sırasında yanında getirdiği çantadan 500 bin TL çıkardı. Balya balya parayı masaya koydu ve para çekme dekontunun ekrana yansıtılmasını istedi.
“İBB soruşturma savcısı Cahit Cihad Sarı ve katip imzalı bu belgeyi UDF'den PDF'e kim çevirdi? Bunu savcı ve katip haricinde kim yapabilir? Bunu basına kim servis etti? Asıl kim soruşturmanın gizliliğini ihlal etti? Bunun gibi elimde 15 tane örnek var Sayın Başkan.”
“İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği müvekkilimi serbest bıraktı. Savcılık bu karara itiraz etti. Sonra ne mi oldu? Yıllardır Sulh Ceza Hakimliği yapan adam görevden alınıp ertesi gün İcra Mahkemesi Hakimi yapıldı.”
“Basın bu davada nükleer bomba gibi çalışmıştır. Basın insanlara itibar suikasti yapmıştır. Fatih Keleş için defalarca 'itirafçı oldu', Murat Ongun için 'itirafçı olacak' diye haber yaptılar. Masumiyet karinesini ihlal ettiler. Neden? Çünkü savcılık makamı lehe delilleri dosyaya koymadı.”
“Kültür AŞ Genel Müdürü Murat Abbas etkin pişmanlıktan tahliye olduktan sonra bir canlı yayında etkin pişmanlık ile ilgili kanun maddesini okudum. Gözaltı kararını veren savcının odasına girdiğimde savcı bana 'Sen sanıkların etkin pişmanlıktan faydalanmasını engelliyorsun' dedi. Ben kanun maddesini okudum diye beni tutuklamaya sevk ettiler. Şimdi soruyorum, bu avukatlara gözdağı değil de nedir?”
“24 Nisan'a kadar soruşturma savcısıyla görüşemedim. 24 Nisan'da hakkımda gözaltı kararı verildiği gün Adıyaman'da deprem davasındaydım.”
Eylem 13'te örgüt yöneticisi olarak gösterilen Hüseyin Gün, İBB dosyasından tutuksuz. Kendisine bağlı olduğu iddia edilen isimler tutuklu ama kendisi casusluk dosyasından tutuklu olduğu için bu davada ne salonda ne de SEGBİS'te.
“Dava konusu kendisi, yani şu ekranın önüne gelip merdivenlerden inmeden başlıyor. Soruşturma başlıyor. Ben bu kadar hızlı refleks gösteren bir savcılık görmedim. Benim yüzlerce ceza dosyam var, binlerce duruşmaya girdim. Size yemin ederim, duruşmada söyledikleri ya da duruşma arasında söyledikleri nedeniyle soruşturmaya maruz kalan ilk kişiyi burada görüyorum.”
“Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı zaten bir soruşturma açtı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına bağlı bir savcının yetkisi olmayan bir alanda Ekrem Bey'e hesap sorar gibi soru sorması uygun değildir. Savaş Bey'in de mikrofonunun kesilmesi gerekiyordu.”
Savcının geçtiğimiz gün "Haddinizi bildiririz" çıkışına savunmadan bir tepki daha geldi.
“Sonra ben uçaktan indim, başkanım. Aylar, hatta yıllar geçti. Bir WhatsApp grubundan bana Ekrem Bey'in dava iddianamesi geldi. İddianameyi açtım; diyor ki: "Usul ekonomisi gözetilerek dosyanın ayrılmasına ve davasının açılmasına, diğerlerinin devamına…"”
“Dosyaya vekalet vermeye gittim. Savcının talimatı var, dediler. Dosyadaki ifadeler emniyetten gelince kalem işlemi yapılacak. Yahu, adamı dosyaya şüpheli kaydetmişsiniz. Müvekkilimden ifade almışsınız. Dosyayı bana göstermişsiniz. Soruyorum: Türk Ceza Kanunu Madde 204 kapsamında kısıtlılık kararı koyabilir misiniz? Koyamazsınız. Ama İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu şekilde koyuyor. Aradan bir süre geçiyor. Gidiyorum, "dosya emniyetten gelmedi" diyorlar. Ya ben ifade vermişim, dosyanın tarafıyım. Emniyete gidiyorum; emniyet diyor ki, "ifadeler devam ediyor ama sizin müvekkilin dosyasını 8-9 gün önce gönderdik." Elime bir yazı alıyorum, götürüyorum savcılığa. Kalem diyor ki, "hepsi geldiğinde işlem yapacağız." Ben hâlâ dosyayı göremiyorum. Dilekçe sunuyorum; "dosyaya bakmam lazım, kalemde gösterin" diyorum. "Hayır, olmaz" diyorlar. Gerekçe: "Savcı Bey'in izni yok."”
“Ekrem Bey'in yargı tacizine uğradığını düşünüyorum. Bir sürü davası var. Ekrem Bey şuradaki merdivenden inmeden hakkında soruşturma açılıyor. Geçen gün duruşma savcısının Ekrem Bey'e sorduğu soru hukuka uygun değildir, zaten bu konuda bir soruşturma açılmıştır. Yargılama ile ilgisi olmayan bir konuda Ekrem Bey'e soru sorulması usule uygun değildir. Melih Geçek'in siyasi bir rehin olduğunu anlatmak için bu davanın neden siyasi olduğunu anlatacağım.”
Duruşmayı aileler, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, CHP milletvekilleri, Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek İmamoğlu, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, İBB Genel Sekreteri Volkan Demir, İBB bürokratları ve çalışanları ile Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ'ın danışmanları takip ediyor.
“İstanbul cumhuriyet başsavcılığının son dönemde takındığı tavır bu. Ekrem Bey ile bağlantılı diye, dosyada müvekkilim var, bana kısıtlılık var diyorlar dosyayı göstermiyorlar.”
“Arama kararlarının ne zaman çıktığını, el koymaların ne zaman onandığını göremiyorum. Hukuka aykırı deliller ile yargılanıyor olabiliriz. Siz görebiliyor musunuz? Ben göremiyorum. Savcılık makamı bana delilleri vermiyor. Ben nasıl savunma yapacağım.”
“Savcılığın size verdiği evraklar var. Evrakların dijital formatı nerede? Savcının elinde. Bendeki evraklar ne? Sizdeki evraklar. Yani siz de biz de şu anda savcılık makamının vermiş olduğu evraklarla birlikteyiz. Ama neyi verdi, neyi vermedi bilmiyoruz.”
“Bu dosyanın numarası neydi, başkanım? 2024/228. Tüm evraklar neredeydi? Sonra ne oldu? Bir anda savcılık makamı dosyayı tefrik etti. Ama tefrik ederken davasını açtığı kişilere göre tefrik etti. Bizim dosyamızın evrakları nerede kaldı? Diğer dosyanın içinde kaldı.”
“Savcı özel vasfa haiz bir üyeye soru sormuyor. İddianamenin arkasında nasıl duruluyor. Burada yargılanan bir süreç var. Her gününe bir dakika versek, yine de fazlasıyla zaman ediyor zaten.”
“Bu dosyayı nereden tutsam elimde kaldığı için gün gün ne yaşandığını anlatmam lazım. Siz ve heyetiniz buradaki sanıklara yapılan zalimliği, savcılık makamının nasıl soruşturma yürüttüğünü, sizin kürsü arkadaşlarınıza nasıl saygı duyulmadığını tek tek anlatacağım. Adaleti belki sizin sayenizde burada alacağız, belki ileride alacağız. 'Haklının acelesi yok' derler ama tutukluluk varsa haklının acelesi vardır, o yüzden adaleti sizden bekliyoruz.”
“Babam Balyoz Kumpası'nda tutuklanıp 1,5 yıl hapis yattı. Daha sonra beraat etti, 2022 yılında da tazminat aldık.”
Savunmasının başında kendi kişisel deneyiminden bahsetti
Av. Koçoğlu, İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan'ın hasta olduğu için duruşmaya gelemediğini söyledi.
Melih Geçek'in avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu, savunma yapıyor.
“Kandıra'dan Melih bey ile buraya aynı nakil aracı ile getirildi. Hem casusluk hem Eylem 13'te aynı konular var. Hüseyin Gün ile ilgili bir detay anlattı. Hüseyin Gün ile annesi arasındaki bahçe meselesi var. Ekte bu sohbet varken, Hüseyin Gün nasıl örgüt yöneticisi oluyor, bu nasıl bir örgüt. Neco, Fatih Altaylı'ya çıkmış, benim bahçe işimi konuştunuz mu? Yok, daha içeri bir gireyim, altın vuruş yapacağım. Hem senin bahçe işini çözeceğim, hem program satacağım, demiş. Bu adam çantacı sayın başkanım. Bu adam da bizim yöneticimizmiş. Fıkra gibi.”
“Erol Özgüner'in ifadesinde, Melih Geçek'ten öğrendiğim kadarıyla Necati Özkan İstanbul Senin'in ilk döneminde reklam işlerini yapardı. Neden bunları söylediniz?”
“Bilmiyorum. Böyle bir şey söylemedim. İstanbul Senin'in ilk döneminde asla reklam yapılmadı. Erol ifadesini çürütelim diye konuşmuş galiba. Mayınlarla dolu ifadesi.”
“Mutat sorularımı sormayacağım çünkü 2014'ten beri tanışıyoruz. Teknik sorularım var. Tapede ne koşuluyordu. Neden o tape orada var. Ona kimse değinmedi. Bu nedenle soru soramıyorum. Dün Melih bey forward edilmiş e-mailler delil olamaz. Bu ne demek?”
“Mailin delil olabilmesi orijinal header dediğimiz, mailin orijinalliğinin bozulmaması gerekir. Forward ederken bir satırı siler ya da eklersiniz. Bunların delil olma ihtimali yoktu.”
“Bu iddianamenin, pardon 'İftiraname'nin starı Hüseyin Gün! Hiçbirimizin tanımadığı bu insan yüzunden insanların 'özel vasfa sahip üye' diye yazılmasını da kınıyorum. Bu iddianame sadece 'çöp' değil, çöp içinde çürümüş çöptür.”
“14 yıllık yol arkadaşım Melih Geçek, 6 aylık mülakattan sonra genel müdür olabilmiştir. Özel vasıflı üye diye buradan suç isnat etmeye çalışan zihniyet kötü bir zihniyettir. Hiç tanımadığı Hüseyin Gün'ü iddianamede benim altıma örgüt yöneticisi olarak koymak; bu iftiramenin çöp değil, çöpün içinde çürümüş bir çöp olduğunun kanıtıdır.”
“Hüseyin Gün, bu meselenin starı. Bahsettiğin toplantı dışında bu kişiyle bir diyalogun oldu mu, karşılaşman oldu mu?”
“Olmadı. Biz zaten notumuzu vermiştik. Belki de toplantıda kartvizitimi bile vermedim.”
“İstanbul Senin, benim İBB başkanı olmadan, İstanbul malıyla mülküyle İstanbul halkınındır, bu şehre aittir duygusundan çıkan bir slogandır. Seçimden sonra her tarafı İstanbul Senin pankartıyla donattık. Sonra bir uygulama fikri geldi. Dijital uygulama kolaylığıydı. Dünyanın farklı illerinde bunu anlattık, alkışlandık, çok da ilgi gördü. Senin kafanda İstanbul Senin ile ilgili bir tereddtüt oluştu mu? Olsaydı, gelip bana söyler miydin?”
“Oluşsaydı kesinlikle gelip söylerdim. İstanbul Senin öyle bir yerleşti ki, bir sürü alternatif proje geldi ama o slogan yerleşti.”
“İddia makamını tekrar kınıyorum. Bir cep telefonu yüzünden bir insanın karakteriyle oynanmış, yalan ifadeler kurgulanmıştır. Haysiyeti, geçmişi ve geleceği zarara uğramıştır. Bunu yöntem olarak belirleyen iddia makamını bir kez daha kınıyorum. Benim cep telefonumun gündemde kalmasını artık sonlandırmanız gerektiğini düşünüyorum.”
“16. eylem ile ilgili cep telefonu, bu telefon benim telefonum çünkü. Bu cep telefonu benim 25 seneden beri, Trabzonspor taraftarlarının da kullandığı, bu cep telefonumu alıp, bunun yüzunden insanları hapse atıp... İncelendiyse bir sayfa yazılmaz mı? Teknik arkadaşım olarak Melih Bey'e sormak istiyorum. Cep telefonu incelenmesi bir yıl sürer mi?”
“Ekleri inceledim, bu telefon ile ilgili bir inceleme tutanağı göremedim. Şifresi alınmayanlar için yedeği alınmamıştı diyor. İstanbul Ticaret Üniversitesi'ne telefonlar gönderilmiş. Onlardan alındı, alınmadı diye cevap gelmiş, o kadar.”
“Savcı ifade alırken 13. eyleme önem atfettiğini söyledi. İBB Hanem, İstanbul Benim'in ne kadar boş olduğu ortaya çıktı. İnsanların tutuklu olması kul hakkı. Yüzde 10 bilgi sahibiydim, yüzde 90'a çıktı bilgi seviyem burada. Bilim ve teknoloji kurumunda olmanızdan dolayı böyle bir risk olsaydı beni uyarırdınız, uyaracak karakterdesiniz biliyorum. Böyle bir şey hissettin mi, çekindin mi bana gelmekte?”
“Asla çekinmedim. Daha önce başka projelerde uyardım. Böyle bir şey hiç görmedik. Şirkete güvendik, kendimize güvendik. Zaten Ziraat Bankası, Halkbank gibi firmalarla çalışıyorlardı, firmadan da emindik.”
“Göreve geldiniz, kısa da olsa birlikteliğimiz oldu. Şunu genel müdür yardımcısı yap, şunu kadrona al, şu firmaya hukuka uygun olmayan direkt ya da dolaylı bir talimatım, gayrimeşru talebim oldu mu?”
“Asla olmadı başkanım.”
“Özel vasıflı üye kavramını yazan bir tek iddia makamı. Bizim ruhumuzda 16 milyon insanın, 86 milyon insanın eşitliği var. Bizde milletin evlatları bakışı vardır. Bin 600'e yakın teftiş geçirmemize rağmen tertemiziz.”
“Sayın Başkan bunları sizlerin önüne koymaktır. Bütün arayışımız milletin evlatları ile çalışma arzumuzdur. Eş, dost, akraba ile değil.”
“Kuruma 6 aylık bir süreç sonunda geldiğinizi söylediniz. Benim bir baskımı, telkinimi, sizi baskılayan, insan kaynaklarından sorumlu danışmanımız... Benim telkinim, zorlamam, baskımı duydunuz mu, hissettiniz mi?”
“Asla duymadım. Sizin bir sözünüz, 2019 yılında 'kimse bana ben ne olacağım diye gelmesin' dediniz. İşe başlamadan önce sizinle fotoğraf çektirdim. 5 dakikalık görüşmeydi.”
“Hakikati aramak bu iddianame içerisinde bir yanıyla çok kolay bir yanıyla çok zor. Bir kurgu yapıp ona göre bir senaryo yazmak için bir yol yöntem içinde olmaları hicap duyulacak bir İmamoğlu davasıyla bizi buluşturdu. Sayın heyetin ve bizi izleyen herkesin önünde bazı konuları teyitleşmeyi önemli buluyorum.”
“Sevgili Melih, dünkü sunumunuzu dikkatle dinledik. Açıklamalarınız içerisinde benim sorularıma da karşılık teşkil eden hususlar vardı. Bu yönüyle paylaşımlarınızın kıymetli olduğunu ifade etmek isterim.”
“Burada yürütülen yargılamada, sorularımızı açık bir şekilde ifade edebilmemizin hem bizler hem de dosyanın aydınlatılması açısından önemli bir katkı sunduğunu düşünüyorum. Bu karşılıklı diyalog ortamının, yargılamanın şeffaflığına ve ciddiyetine de hizmet ettiğine inanıyorum.”
Melih Geçek'in çapraz sorgusu başladı. Ekrem İmamoğlu, Melih Geçek'e soru sormak üzere söz aldı.
Ekrem İmamoğlu "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganlarıyla salona girdi. Salon ayakta dakikalarca alkışladı.
Tutuklular alkışlarla salona girdi. Yakınları sevdiklerine seslendi: "Türkiye sizinle gurur duyuyor", "Sizi çok seviyoruz", "Kendinize iyi bakın" gibi sözlerle tutukluları selamladı. Bir tutuklu "İyiyim, merak etmeyin" diye seslendi.
19. Duruşma Günü başladı. Eylem 13 kapsamında veri sızıntısı iddiaları ile yargılama devam edecek. İSTTELKOM AŞ Genel Müdürü Melih Geçek'in çapraz sorgusu ve avukatının beyanlarının ardından Ekrem İmamoğlu'nun kampanya direktörü Necati Özkan kürsüye gelecek.

