“Hepinizi çok seviyorum. Demiştim bu hafta daha güçlüyüm; haftaya çok daha güçlü olacağız. Hiç endişeniz olmasın: bu iftiraname, gıybetname, terfiname denilen lanet şey çöptür çöp.”
34. Duruşma Günü
Av. Sadık Ömer Cennetoğlu'nun savunmasının ardından mahkeme başkanı 34. duruşma gününü bitirdi. Davanın 9. haftası Mustafa Keleş'in müdafilerinin beyanlarının tamamlanmasıyla sona erdi.
“İddianamenin bazı kesimlerinde müvekkilimin Murat Gülibrahimoğlu ile hareket ettiği iddia ediliyor. Öncelikle savcı karar vermeli: hangisinin altında örgüt hiyerarşisi oluşuyor? Ayrıca örgüt üyesinin örgüt yöneticisini denetlediği iddia ediliyor. Müvekkilim Mustafa Keleş'in tahliyesini talep ediyorum.”
“Savcılıkta meşhur savcımız bizi karşıladı. Mustafa'ya önce babasına ilişkin sorular sordu. Sonra usul aklına gelecek ki 'Baban olduğu için cevap vermek zorunda değilsin' dedi.”
“Mustafa bana bir hikâye anlattı ilk karşılaştığımızda. Küçük yaşlarda bayram ziyaretleri için trafalama gittiklerinde, 'Sen Fatih'in oğlunsun, gel bakalım buraya' deyip kucağa alındığını, kendisine şeker, çikolata verildiğini söyledi. Şimdi ise 'Fatih'in oğluyum diye tutuklama celbi veriyorlar' diyor. Yani şunun adını net koyalım: Mustafa Keleş rehinedir. Burada ağlayan insanların huzurunda rehinedir.”
“Sayın Başkan, Allah hiçbir babaya, anneye böyle bir evlat işkencesi yaşatmasın. Ben bu delikanlıdan; bu devlet adına, bu millet adına ve Yüce Türk yargısı adına özür diliyorum.”
“İddianameden çok kısa, benimle ilgili, Mustafa Bey'e kısa bir soru sormak istiyorum. Sevgili Mustafa, değerli oğlum… Muhtemelen bu olaylar yaşanmasaydı bir bayramda karşılaşırdık. 'Ne yapıyorsun, okulun nasıl gidiyor?' diye sorabilirdim sana. Bunu şunun için sordum: Benim adıma 'örgüt lideri' olarak bir firmayı denetlediğini yazmış bu lanet iddianame… Seninle hayatımızda, çocukluğundan beri bayramdan bayrama karşılaşıp sarılmamızın dışında bir sohbetimiz oldu mu?”
“Hayır.”
İnce'nin savunmasının ardından Ekrem İmamoğlu, Mustafa Keleş'e soru sormak üzere söz aldı. Mikrofonu eline alan İmamoğlu yutkundu, su içti; önce anlaşılmayan duraksamaların ağlamaktan kaynaklandığı, gözlerini silmesinden belli oldu. 'Oğlum' diye seslendi, sesi yine kesildi. Sesi titreyen İmamoğlu durdu, dakikalarca sustu; elini göğsüne götürdü, hıçkırdı, çocuk gibi ağladı. Tüm salon ağlıyordu; o duygu yoğunluğunda herkes kendi yakınına ağladı.
“Takdir sizin: Müvekkilim Mustafa Keleş ya Fatih Keleş'in oğlu olduğu için tutukluluğu devam edecek, ya da tahliye edilecek. Müvekkilimin tutukluluk halinin sonlandırılmasını ve tahliyesini talep ediyorum.”
Mustafa Keleş'in savunmasının ardından Ekrem İmamoğlu duruşma salonunda hıçkırarak ağladı. İmamoğlu, gözyaşları içinde Keleş'e soru sormak istedi ancak çok zorlandı.
“Kaçak döküm yapıldığı iddia edilen Cebeci bölgesine ait, altında valilik, emniyet ve belediye gibi birçok kurumun imzası bulunan evrakları mahkemeye sunuyorum. Bölgede bir kira geliri var; kiracılar var ve her iki anlaşmanın, yapılan protokolün suretleri burada. Burada zaten kaçak bir döküm faaliyeti olmuş olsaydı kamu kurumları böyle bir paylaşım içerisine girmezdi. Aksi halde valiliğin burada kaçak kazıdan para kazandığını söylemek zorunda kalırız.”
“İddianamede müvekkilime atfedilen örgüt üyeliği iddiasına ilişkin irtibat kayıtları, müteahhit Mustafa Keleş'e aittir. Bunlarla başa çıkmaya çalışırken isyan ettim.”
“Müvekkilimin lehine olan beyan ifade tutanağına geçmedi. Savcılık yorumunu destekleyen tek bir beyanın olmadığını tekrarlıyorum. İddianameye başka başka şeyler söylendi. Bu yüzden varsayımname diyorum.”
Mustafa Keleş'in savunmasının ardından sorgusuna geçildi.
“Annemin gözüne bakamıyorum; onun gözlerinde daha hiç görmediğim bir üzüntü var. Bütün bir iftiralar atılırken annemin ve kız kardeşimin başına bir şey olur mu korkusuyla yaşamanın ne olduğunu ben biliyorum. Babamın adını veren iftiracılar bugün burada olmamın sorumlularıdır; onlara hakkımı helal etmiyorum. Babam ve amcam tutukluyken ben kendim teslim oldum. Ben bir örgüt üyesi değilim, illegal faaliyet içinde bulunmadım. İmza yetkim yok, aldığım karar yok, şirketin hesaplarına erişimim yok. Fatih Keleş'in oğlu olmak suç değildir; yaşadığım mağduriyete son verilmesini ve tahliyemi istiyorum.”
“Ben tanık veya delil karartabileceğim şüphesiyle mi tutukluyum? Kaçma şüphesi denilen şeyi hiç anlamıyorum. Yurt dışından nasıl döndüğümü size bahsettim. Amcam tutukluyken, babam tutukluyken ben çağrıldığımda emniyet müdürlüğüne bizzat kendim gittim. Kuzenim geçen hafta tahliye oldu, arkada tutuklu tanıklarla oturuyor; ben de tahliye olsam gideceğim, yanında oturacağım. Kaçma şüphesiyle anılmayı kabul edemiyorum.”
“Savcılık iddianamede beni, örgüt yöneticisini denetleyen örgüt üyesi olarak tarif ediyor. Ben örgüt ne, yöneticisi ne, üyesi ne bilmiyorum. Ama avukatlar, örgütün var olması için en temel unsurun hiyerarşi olduğunu söylüyorlar. O zaman savcının buradaki iddiasında çok açık bir mantık hatası var. Hiyerarşi ne zamandan beri aşağıdan yukarı işler oldu? Savcılık, üye olduğunu söylediği alt konumdaki bir kişiye, yönetici olduğunu söylediği üst konumdaki bir kişiyi denetlettiriyor. Bir örgüt üyesinin yöneticiyi denetlediğinin söylenmesi açıkça akıl ve mantığın en basit kurallarına bile aykırıdır.”
Mustafa Keleş'in savunmasını Dilek İmamoğlu salondan gözyaşlarıyla dinledi.
“Koğuşumdaki televizyondan ve gazetelerden babam hakkındaki ahlaksız iftiraların çirkinliğini biliyorum. Koğuşumdaki insanlarla bu haberler yayınlanırken kaç kere tartışma durumunda bırakıldım. Tek bir şeyin gerçeği ortaya çıkacaksa, beni buraya atanlar mı yoksa ayarlı bir yalanla 'söylenir canım' diyen gazeteciler mi hesabını verecek bilmiyorum. TCK'nın cezaevinde olmuş küçük kitapçıklarından var koğuşta. 'Suçlular; işledikleri suçlara göre, suça bakış açılarına göre, eğitim durumlarına göre, sanat ve müzik zevklerine göre ayrılır' diye bir ifade var. Etrafıma bakıyorum, gülebiliyorum sadece bu ifadeye.”
“11 aydır, kapasitesinin 21 kişi olması gereken bir yerde altmış kişinin kaldığı, sıkış tıkış yaşanan bir cinayet koğuşunda kalıyorum. Yan yan yürümem gerekiyor; ranzadan geçemiyorum, yerde vardiyalı yatılıyor. Yemek yerken kaşığımı, çatalımı yan götürüyorum; küçük bir masanın etrafında on kişi oturuyoruz. Koğuşumda insanların evine sıkan, arabasına sıkan, ayağına sıkan, öz kardeşini bıçaklayan, hiç tanımadığı bir insanı uyuşturucu etkisi altında bıçaklayan kişiler bile tahliye oldu; benden sonra geldi, benden önce çıktı gitti. Ben ne yaptım, niye hâlâ tutukluyum anlamıyorum. Koğuşum iki defa verem salgını nedeniyle karantinaya alındı; karantina aylar sürüyor, dişiniz ağrısa bile diş doktoru verem şüphesi nedeniyle kabul etmiyor.”
“Cebeci Maden Bölgesi'nde herhangi bir yetkim ve dahlim yoktur. Adımın bu sahalar içinde bir beyanda geçmemesi bu gerçeği göstermektedir. Benim muhasebe programlarına erişimim yoktur. Fatura kesmeyi bilmiyorum, hayatımda kesmedim.”
Salonda iki anne — Mustafa Keleş'in annesi ve Dilek İmamoğlu — elleri birbirine kenetlenmiş, sessizce birbirinden destek alıyordu.
“Sayın Başkan, bütün bu sürecin en başında ben Vatan Emniyet Müdürlüğü'ne telefonla ifade vermek üzere çağrıldım. İfade vereceğim izlenimiyle gittim; kuzenim Murat Keleş ile girişte karşılaştık. Daha tek bir kelime söylemeden, ağzımı açmadan hakkımızda gözaltı kararı verildi. Bana ifademin savcılıkta alınacağı söylendi, geceyi nezarette geçirdik. Ertesi gün savcının huzuruna çıktım; savcı önce kuzenimin savunmasını aldı, ardından ben girdim. Savcı benimle sohbet ederek başladı, babama dair pek çok soru sordu; bildiğim ölçüde yanıtladım. Sonrasında 'Yasal olarak baban olduğu için soruları cevaplamak zorunda değilsin' dedi, ama babam hakkındaki tüm soruları geçmiş durumdaydık zaten. Sonrasında bana rüşvet alıp almadığıma ilişkin sorular sordu. Neyin rüşvetinden bahsedildiğini anlamadığımı, herhangi bir rüşvet alıp vermediğimi, rüşvetle bir işim olmadığını, zaten kamu görevlisi olmadığımı, çekirdek ailemden de kimsenin kamu görevlisi olmadığını izah ettim.”
“Sayın Başkan, ben 30 Mayıs 2025 günü bir arkadaşımla beraber 3 günlüğüne yurt dışına çıktım. Dönüş biletim 2 Haziran tarihliydi. Uçak indikten sonra havaalanındayken annem beni aradı. Babamın, önceki gün tutuklu bulunduğu Kandıra Cezaevi'nden savcıların bulunduğu yere götürüldüğünü, burada kendisine çeşitli ifadeler vermesi yönünde yönlendirildiğini, bu yönde ifade vermesinin hem kendi faydasına hem ailesinin faydasına olacağını, aksi halde aile üyelerine zarar verileceğini söylediklerini anlattı. Tüm bunları bilmeme ve hâlihazırda yurt dışında olmama rağmen, adalete olan inancım ve kendimden yana hiçbir şüphem olmadığı için rahatlıkla geri dönüş yaptım. Ben bu suçu işlemedim; suç işlemediğim için de korkmadım.”
“Sayın Başkanım, iddianame çıktığından beri 9'uncu eylemi okudum. Hâlâ savcılığın bana bu suçlamaları neden yönelttiğini anlayabilmiş değilim. Avukatıma 'Ben mi anlamıyorum?' dedim. Çünkü orada çeşitli suçlar yazıyor ama benim bu suçları nasıl işlediğime dair hiçbir şey yazmıyor. Avukatım bana 'Seni torba eleman yapmışlar' dedi. Yani ben pazardan alınmış domates miyim, biber miyim? Ben insanım. İddianamede savcılık benim pek çok suçtan cezalandırılmamı istiyor ama hangi suçları nasıl, hangi davranışlarım veya eylemlerim sebebiyle işlediğime dair hiçbir şey söylemiyor. 49 eyleme ve dosyaya baktığımda kendimle alakalı ne tek bir beyan ne tek bir delil görebildim. Bugün burada bulunma sebebimin, babam üzerinden yürütülen bu süreç içinde ailemizin farklı fertlerinin de bu dosyaya dahil edilmesi olduğunu düşünüyorum. Babam yaklaşık 10 aydır tutuklu, amcam Zafer Keleş yaklaşık 12 aydır tutuklu, ben 11 aydır tutukluyum. Kuzenim Murat Keleş yaklaşık 11 ay tutuklu kaldıktan sonra geçen hafta tahliye oldu.”
“Savcılık, babamın ve benim örgüt yöneticisi olduğumuzu iddia ediyor. Aramızda baba-oğul ilişkisi dışında herhangi bir örgütsel bağ bulunduğunu gösteren tek bir somut delil veya tek bir beyan dahi yok. Babam bana hangi emir ve talimatı vermiş? Ben hangi emir ve talimatı yerine getirmişim? Veya ben kime emir ve talimat vermişim? Bu soruların cevabı aranmadan, sırf baba-oğul olmak örgüt ilişkisi için yeterli gözüküyorsa, o zaman Allah beni örgüt üyesi olarak yarattı, ben örgüt üyesi olarak dünyaya gelmişim.”
İkinci sanık olarak Mustafa Keleş'in savunmasına geçildi.
Keleş savunması başladı
Aradan dönüşlerken Sevim Teyze, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan'a 'On İki İmam seni korusun Emrah başkanım' diye seslendi; ardından Ekrem İmamoğlu'na 'Sevim teyzen geldi, Ekrem başkanım' dedi. Apo Dayı İmamoğlu'na 'Cumhurbaşkanım' ve 'Cumhurbaşkanım sen varsan biz varız' diye seslendi. Gürsel bey 'İmamoğlu, Türkiye sizinle gurur duyuyor' dedi; tüm salon aynı sözleri tekrarladı.
Aranın ardından mahkeme heyeti salona geri geldi ve oturuma yeniden başlandı. Öğleden sonra enerji daha yüksek; salonda 'Cumhurbaşkanı İmamoğlu' sloganları yükseliyor.
Ara sırasında Silivri'de İBB Davası ve diğer büyük yargılamalar için yapımı süren yaklaşık 3000 kişilik 'Marmara Duruşma Salonu'nun tabelası asıldı. Marmara Kapalı Cezaevi karşısındaki bu yeni salonda ilk duruşma Pazartesi günü Casperlar Davası ile yapılacak; İBB Davası'nın ne zaman buraya alınacağı henüz açıklanmadı.
“Anne elinden öpüyorum, anneler gününü kutluyorum.”
Aradan İnan Güney'in anneler günü mesajı
Mahkeme başkanı duruşmaya ara verdi. Aradan izleyiciler 'Çocuklar İnanın' şarkısını söyledi.
Ara
Av. Metin Çetinbaş'ın savunmasının ardından Yağmur Cansu Yeşilyurt'un diğer müdafii Av. Duygu Çetinbaş Söner söz aldı.
“Müvekkil sanık hakkında düzenlenen herhangi bir bilirkişi MASAK raporu yoktur. Örgüt üyeliğine ilişkin suç isnadı her türlü şüpheden uzak somut delillerle desteklenmemiştir. Müvekkilin suçsuz olduğu yönündeki savunmaları dışında aleyhinde bir delil bulunmamaktadır. Bu nedenlerle ve Yeşilyurt'un tutuklu geçirdiği 7 aylık süre göz önünde bulundurularak müvekkilim hakkında tahliye talep ediyorum.”
Tahliye talebi
“Cebeci maden sahası yasa ve yönetmeliklerle özel bir statüye bağlıdır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve buna bağlı MAPEG (Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü) başta olmak üzere, yönetim görevi İstanbul Valiliği ve İstanbul Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı'na aittir; Vali Yardımcıları, Kaymakamlar ve danışman olarak atanan öğretim üyeleri ile yapılan resmi toplantılara zaman zaman iştirak ediliyor. Bu nedenlerle, aralarında Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar ve İstanbul Valisi Davut Gül'ün de bulunduğu çok sayıda kamu görevlisinin Cebeci sahası ile ilgili tanık olarak dinlenmeleri için mahkemeye dilekçe sunuyorum. Tanık olarak dinlenmesini istediğim isimler: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar; Bakan Yardımcıları Ahmet Berat Çonkar, Nevzat Şatıroğlu, Dr. Zafer Demircan; İstanbul Valisi Davut Gül; İstanbul Vali Yardımcısı Ahmet Süheyl Üçer; Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürü Arslan Narin; Daire Başkanı Serkan Gökmen; Sultangazi Kaymakamı Mahmut Kaşıkçı; Sultangazi Belediye Başkanı Abdurrahman Dursun; Sultangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mustafa Birinci; İstanbul Üniversitesi'nden Prof. Dr. Atiye Tuğrul.”
Tanık dinleme dilekçesi
“Cebeci Maden Bölgesi'ne ilişkin Sultangazi Kaymakamlığı'nın 2024 yılına ait yazısında tesislerin kurulmasında herhangi bir sakınca bildirilmemiştir. Savcılar hiçbir araştırma yapmadan, kaçak döküm yapıldığı iddiasıyla müvekkilimi tutuklamıştır; bu kabul edilebilir değildir.”
Sultangazi Kaymakamlığı yazısı
Aziz İhsan Aktaş davasında ara kararın açıklanmasının ardından tutuklu siyasilerin aileleri evlatlarını cezaevine yolcu etti. Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara'yı annesi ve manevi annesi; Avcılar Belediye Başkan Yardımcısı Erhan Daka'yı annesi; Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ı anne ve babası uğurladı.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (cezaevine yolcu)
“Asıl denetim yetkisi devletin en üst kademelerindeyken, yasal hiçbir yetkisi olmayan bir şirkette çalışan harita mühendisi olan müvekkilimin 'çete oluşturmak' ve 'kaçak döküm yapmak' ile suçlanması akla sığmayan bir durumdur.”
Çete lideri eleştirisi
“İddianamede 5 yıl boyunca 186 milyon ton kaçak döküm yapıldığı iddia ediliyor; bu süreçte hiçbir bakanlık, valilik veya MAPEG yetkilisinin bunu fark etmemesi veya şikayetçi olmaması inandırıcılıktan uzaktır.”
186 milyon ton iddiası
“Cebeci Maden Bölgesi, Cumhurbaşkanlığı 2. 100 Günlük Eylem Planı'nda yer almıştır. Projenin hayata geçirilmesi için MAPEG, İstanbul Valiliği ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi adına proje koordinatörlüğünden sorumlu Prof. Dr. Atiye Tuğrul, 2023 yılında maden sektörüne katkılarından dolayı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Mithat Cansız'ın elinden ödül almıştır. Hem suç var deniyor hem de ödül veriliyor.”
100 Günlük Eylem Planı
Aziz İhsan Aktaş davasında ara karar açıklandı. Mahkeme, avukatların mazeretleri hakkında karar vermeye gerek olmadığına; tefrik, durma, yetkisizlik, görevsizlik, tevsii tahkikat ve yeni bilirkişi raporu alma taleplerinin reddine; esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için dosyanın savcılığa gönderilmesine oy birliğiyle karar verdi. Savcılık, esas hakkındaki mütalaa için bir hafta süre istedi. Duruşma, 14 Mayıs Perşembe günü saat 10:00'da görülecek.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (ara karar)
“Maden bölgesinde tedbirleri almak için kurulan komisyonun üyeleri İstanbul Valiliği tarafından atanmıştır. Toplantılara katılan müvekkilim bununla suçlanmaktadır.”
Komisyon üyeliği
“Kuzey ve Güney Cebeci şirketleri mevzuat gereğince yasal olarak oluşturulan şirketlerdir. Birleştirme işlemlerini savcılar suç saymıştır. Bu iddianameyi hazırlayan savcılar bu mevzuatı bilmiyorlar.”
Şirket birleştirme
Aziz İhsan Aktaş davasının duruşması Silivri'de görülmeye başladı. Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara ve Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin'in de aralarında bulunduğu 11 kişinin tutuklu, 'örgüt lideri' olmakla suçlanan Aktaş'ın tutuksuz yargılandığı dava devam ediyor. Tutuklu belediye başkanları salona sevdiklerinin yanından geçerek girdi; aileler birbirine sarıldı. Utku Caner Çaykara'nın annesi 'Çaykara'm' diye seslendi, ardından 'Beni öpmedin oğlum' dedi. Oya Tekin'in oğlu Yağız Tekin annesine sıkı sıkı sarıldı. İzleyiciler 'Rıza Başkanım' diye seslendi. Geçtiğimiz günlerde tahliye olan Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, Ali Mahir Başarır, Veli Ağbaba, Cem Afşar, il yöneticileri, Erdem Kara ve Hatice Selli Dursun da salonda.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (salon)
“Maden faaliyeti için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Maden Petrol Genel Müdürlüğü'nün sorumluluğu vardır. Maden faaliyeti için raporlar alınmıştır. Savcıların kurum yetkilileri hakkında dava açması gerekirdi. Ben isimlerini vereyim: Ortada böyle bir iddia varsa Berat Albayrak, Fatih Dönmez, Abdullah Tancan, Alparslan Bayraktar, Mithat Cansız, Davut Gül, Mahmut Kaşıkçı'ya dava açılmasını beklerdik.”
Cebeci madeni — bakanlık sorumluluğu
“Devlet görevlileri, bakanlar, vali nerede? İfadeleri alındı mı?”
Sorumluluk thesisi
Duruşmanın 34. günü başladı. Cebeci maden sahasına yönelik suçlamalar nedeniyle tutuklu yargılanan Yağmur Cansu Yeşilyurt'un müdafii Metin Çetinbaş'ın bir önceki celsede yarım kalan savunmasıyla devam ediliyor.
Ekrem İmamoğlu salona 'Cumhurbaşkanı İmamoğlu' sloganıyla girdi.
Tutuklu sanıklar salona alkışlarla girdi. Yakınları seslenmeye başladı: Iraz'ın babası 'Iraz kuşum günaydın' diye seslendi; Barış'ın babası 'Barış seni seviyorum oğlum, seni çok seviyorum, sen benim bir tanemsin' dedi. Salondan Fatoş, Pınar, Kaan, Ömür, Gürkan, Seza, Ahmet, İnan Güney, Yavuz abi, Necati bey, Çalık başkanım, Buğra, Aykut başkanım, Cevat bey, Şahan başkanım ve Alper'e yönelik selam ve sevgi sesleri yükseldi.
