Duruşma sona erdi. Pazartesi devam edecek.
11. Duruşma Günü
“Ben hiçbir ihaleye fesat karıştırmadım. Hiç kimsenin herhangi bir ihaleye fesat karıştırmasına da asla müsaade etmem. Benim ekibimdeki bütün arkadaşlarım, hepimiz bugüne kadar nasıl çalıştık, ne oldu, ne yaptık; her şeyi herkesin bildiği adamlarız biz. Arkadaşlarımdan çocuğu LGS sınavına 2 hafta kala gözaltına alınan oldu. Benim dairemde çalışan 300'e yakın kişiye bir sorun, bu adam kime zorla ne yaptırmış?”
“Yani buraya ilave açtığınız konuyu ama Ceyhun Bey, yine çalışacağınız firmalar ya da çalıştığınız firmalarla ilgili, direkt ya da dolaylı, size herhangi bir dayatmam, ihale vesaire süreçlere bir müdahalem oldu mu?”
“Başkanım olmadı. Sizin ben sadece bizde değil, hiçbir alanda böyle bir şey yok yani. Bu ben değil, bütün daire başkanları buna şahitlik edecektir. Herkes şahitlik edecektir. Ben de açıkçası Başkanım, hani siz de biliyorsunuz, yani öyle bir ortamda biz de çalışmayız; sizin öyle bir tasarrufunuz olsa zaten biz orada bulunmayız yani. Ne ben ne ekibimdeki arkadaşlar, bulunma zorda yani.”
“Peki çok teşekkür ederim. Son olarak şunu söylemek isterim Sayın Hakim; hani bunu da bilmeniz gerekir. Çünkü arkadaşımız tabii ki dertli. 10 aydır hapis yatıyor. Hepimiz bir ızdırabın içerisindeyiz. Ben her arkadaşımın yüzünden, gözünden akan ızdırabı görüyorum ve gerçekten bu büyük bir kul hakkıdır bize göre. Büyük bir iftiranamedir. Yani gerçekten şurada bir ihale soruşturulamaz mı? Soruşturulur. Dava açılamaz mı? Açılır. İddia ile ifade ediyorum ki; Türkiye'de ilk defa böyle bir mahkeme, böyle bir dava ya da böyle bir soruşturma ilk defa tutuklu yürütülüyor. Bakın iddia ediyorum; bir tane daha koysunlar önüme, ben bütün mesuliyetlerimden kendimi geri çekeceğim, bundan sonraki mesuliyetlerimden de. Çünkü bu bir kurgu. Üzülerek ifade ediyorum. Burada nasıl bir kamu yararı arayışı olduğunu biliyorum. Ben ihale sürecinin de bir bölümüne tesadüfen bir ziyarette katıldım, öyle değil mi Ceyhun Bey? Yani katıldım ve 'cesaretle fiyat verin' dedim. 'Bakın burada hiç davet edilmemiş firmalar da var' dedim. Tesadüfen Yenikapı'da aşağıda bir açılışa gelmiştim; dediler ki 'yukarıda tanıtım toplantısı var.' Davet edilen firmalara tanıtım toplantısı değil mi Ceyhun Bey?”
“Teknik sunum yapılıyordu. Konunun daha net anlaşılabilmesi için, davet süresinin kısıtlılığına binaen daha net anlaşılabilmesi için ve bir önceki yerde davet edilen firmalar nezdinde değil, tüm firmalara eşit bir şekilde 'rekabetçi bir teklif verin' denildi. Çünkü bizim için ikinci ihalede rekabetçi teklif almak çok kritik; benim için çok riskli bir dönem. Yani ben ihale ettiğim sürece büyük bir risk altındayım. Ve firmalara tanıtım yapıyoruz; projeyi daha net anlatıyoruz hem risklerini hem projenin kolaylığını, her şeyi anlatıyoruz ama o gün açık söyleyeyim, ben daha çok kolaylığını, genel durumunu gösterir bir şekilde projeyi tanıtırım. Ve orada Başkanımız toplantıya katıldılar.”
“İktidara yakın da firmalar var. Hepsi bilinen yani. Hiç çağrılmamış, yurt dışında iş yapan firmalar da var. Dedi ki: 'Bak hiçbirinizi birbirinden ayırmayız, iyi fiyatı veren alır.'”
“Şunu son şeyi söyleyerek bitiriyorum; Valiliğin ismi geçti. Her konuya mesaj yetiştiren Valilik, bakalım burada lehimize bir açıklama yapacak mı? İsmi geçtiği için söylüyorum. Çok merak ediyorum. Gerçekten önemli ama bir husus gerçekten bu çok onur kırıcı. İktidar partisi adına görev yapıyorum diye, alçakça, bu arkadaşlarımızın onuruna, gururuna laf yetiştiren o siyasileri kınıyorum. Gerçekten sizi de zor durumda bırakıyorlar. Çünkü bugünün iktidarının, bugünkü siyasi ortamın, yargıya müdahale ettiği konusundaki o büyük yorum, algı ve bana göre de ne yazık ki öyle olduğu çok ortam yaşadık. Bugün artık adalet inancı %15'lere kadar indi. Siz bunu ayağa kaldıracak bir koltukta oturuyorsunuz; siz ve sizin gibi yargıçlar. Bu arkadaşlarımızın onuruna laf yetiştiren bu alçaklığı kınıyorum. Herkesin evinde çocuğu var; kızı var, oğlu var, eşi var, annesi var, babası var. Bu feryat ona binaen Sayın Hakim, yoksa başka bir şey değil; inanın bu feryat ona binaendi. Sadece bunları ifade etmek istemiştim, fırsat verdiniz; teşekkür ederim.”
Mahkeme başkanına hitaben kapanış sözleri
“Az önce dediğiniz 90.000.000.000 liralık, ki bugün güncel değerlerle de daha yüksektir, bütçeyi, ki bütçenin sahibi daire başkanıdır. Benim aslında hiç tanımadığım, liyakatiyle gelen siz ve sizin gibi arkadaşlarınız... Burada başka daire başkanı arkadaşım da olacak, onlara da soru soracağım. Emanet ettik. Peki, yine burada da arkadaşlarımız var, yine gözaltına alındılar sizinle beraber. Orada da dışarıdan duyduğum için, duruşmada gösterdiğin yönetici karakteri açısından yol arkadaşım olmandan da gurur duyuyorum. 'Arkadaşların sorumluluğu yoktur, eğer madem bir suç varsa ben tümünü üstüme alıyorum' ısrarıyla arkadaşlarım o asliye sulh ceza mı oluyor işte, orada serbest bırakıldı ve sen tutuklandın. Seninle de yol arkadaşı olduğum için gurur duyuyorum. Hiçbirisiyle ilgili 'şunu al, bunu alma', hangi siyasi partiden şudur budur vesaire, herhangi bir detayla, engellemeyle karşılaştın mı?”
“Başkanım, ben şunu açıkça söyleyeyim. Ben, 2012 yılından beri burada çalışıyorum. Bizim şube müdürlerimiz daha eski; 2010 var, 2008 var. Şube müdür yardımcılığında 2006 var, 2007 var. Şeflerimiz 2010 var, 2009 var. Şimdi ben bu dairede, yani benim dönemimde de benden önce de çalışan kişilerin birçoğu zaten belirli bir tecrübe aktarımıyla gelen kişiler. Yani hepsi burada ve ben şöyle şikayet edildiğimi biliyorum: 'Eski dönemin adamlarını göreve getiriyor. Ekrem Başkan müdahale etmiyor!' Bu eleştiri geliyor; gelen eleştiri varsa buydu yani! Ha biz 'eski dönemin adamı' veya... Ya bizim ne zaman işe girdiğimiz, Kamu Personeli Seçme Sınavı ile atanmış memurların hangi dönem işe girdiği... Hangi yönetim değişikliğiyle… Biz görevimizi yaptık? Görevimizi yaptık; bize ne görev verildiyse görevimizi yaptık. Fayda sağlayabildiğimiz ölçüde görev yaptık. Bu görevi yaparken de her zaman yerimize yapabilecek kişileri de hazır etmeye çalıştık, orada da sabit kalalım. Ben hiçbir görevde 2 seneden fazla görev yapmadım; öyle bir fazla görev yapma gibi amacım da olmadı. Olmadı, olmaz da zaten; olmaması da gerekir. Belki hepimizin kalkması gereken zaman var. Ben hiçbir şekilde kendi kontrol teşkilatlarım, bir tane müdür yardımcısı, bir tane gel, bir tane... Sadece kontrol teşkilatı değil, yani bir tane taşeron... Ya biz Başkanımızın yakın bir akrabasının 2024'ün seçim öncesi bir döneminde, bir hattı açarken biz alt yüklenici firmada çalıştığını öğrendik. O da adam 'selam vermek zorundayım, selam versem olur mu?' diye sordu. Dedi ki 'ne demek yani?' Yürüyen merdiven firmasında çalışan bir kişiymiş; eski sektörün 20 yıllık personeli, hepimizin tanıdığı. Olmasın; bir firma ne bir personel...”
“Şimdi burada şunu açıklamak isterim ki; Ceyhun Bey de belki yani bu şekilde işe başladığı dönemde konuşmadığımız için, başladıktan sonra, görevine başladıktan sonra tanıştığımız için bu hiyerarşik yapıyı da bilmenizi isterim. Mesela bir daire başkanı atanacağı zaman, daire başkanının onayını üstleri olan genel sekreter yardımcısı ve genel sekreter onaylıyorsa; ben onun kim olduğuna bile bakmam. Ve bir kriterimiz daha vardır. Bu birinci kriter; ikinci kriterimiz de şudur: 'Önce içeriden birisini bulabilirseniz mutlaka bunu zorlayın' deriz. Dolayısıyla daire başkanı atanması esnasında yani Ekrem İmamoğlu'nun işte oluru ya da işte Ekrem İmamoğlu'nu ikna edecek çabanız mı oldu yoksa kendi içinizdeki o mekanizma mı işledi?”
“Başkanım, ben geçmişten gelerek bir şey söyleyeyim. Ben çalıştığım dönemlerin hemen hemen hepsinde hangi görevi yaparsam yapayım, bir üst yöneticinin tarafından çok sevilmedim. Böyle geçti yani, benim hayatım böyle mücadeleyle geçti. Ben mühendisken de şefken de genelde böyle geçti. Ben yani doğal olarak bir an önce anlatacaktım, siz müsaade edince kısa kesip bitirmemi istediniz. Ben Çekmeköy metrosu müdür yardımcısı olarak... Zaten Üsküdar-Çekmeköy hattının ilk etabı Türkiye'nin ilk sürücüsüz metrosudur. Ben o hattın bütün aşamalarında çalışan, yani Türkiye'nin ilk sürücüsüz metrosunun bütün alt aşamalarında çalışmış; birinci etabını 2017'nin Aralık ayında açmış, ikinci etabını 2018 Ekim ayında açmış ekibin şefiyim. Ve o dönem müdür yardımcısının bir hastalığı vardı, müdür yardımcısıydım aslında; fiili olmasa da müdür yardımcılığı yapıyordum ve siz geldiniz. Doğal olarak o projenin devamında Çekmeköy-Sancaktepe-Sultanbeyli işinde ben şube müdür yardımcısı olarak görev aldım. Ve 2020 yılında sıfırdan başlayan 6 projemiz vardı. O 6 projeden 2024 döneminde açılan tek işimiz Çekmeköy-Sultanbeyli hattı oldu. Çünkü ben orada çalıştım, çok çalıştım. Ve bunun sonucunda şube müdürü oldum. Projeler Müdürlüğünde de şube müdürü oldum. Göreve başladıktan sonra ilk oradaki projelerden başlayarak çok büyük tasarruflar oluşturduk, projeleri arz ettik.
Sonrasında atama döneminde sizinle hiçbir görüşmem olmadı; Sayın Genel Sekreterin olurlarıyla ve takdirleriyle o dönem daire başkanlığı gerçekleşti.”
“Ceyhun Avşar Daire Başkanımızı dinlemekten gururlandım, teşekkür ederim. Ama şunu burada belirtmem lazım ve sizin yine az önce anlattığım şekilde aslında bürokrasiden ilk arkadaşıma soru soruyorum. İki belediye başkanımıza sordum, bir iştirak genel müdürüne sordum. Çünkü hep diyorum ya özür dileyerek; ne menem bir örgüt ki biz aslında örgütlü yapıyı bilimsel bir çatı altında yürütmeye gayret ediyoruz. Buna insan kaynakları bilimi diyoruz ama burada bir suç örgütüne döndürülmek isteniyor. Onun için bunların sizin huzurunuzda cevaplandırılması, mahkemenin de kararına hem de Türk milleti huzurunda söylenmesinin çok vicdani bir hat oluşturacağına inanıyorum. Ceyhun Bey, söylediğiniz 2012 ama nasıl işe başladınız? 2012'den öğrenmek istiyorum. Ben de bilmiyorum, ilk defa soruyorum size yani.”
Avşar'a soru sormak üzere söz aldı
“Başkanım, ben 2007-2010 yılları arasında yurt içinde ve yurt dışında projelerde çalıştım. 2010 yılında Kamu Personeli Seçme Sınavıyla, yani KPSS sınavıyla Eyüpsultan Belediyesi'ne atandım. Eyüpsultan Belediyesi bir ilçe belediyesi; çalışma kriterleri bana uymuyordu. Daha çok şantiyeci, daha çok sahada çalışmayı seven bir yapım vardı. Asaletimi aldığım günün ertesi günü dilekçe yazdım İstanbul Büyükşehir Belediyesi Raylı Sistem Daire Başkanlığına. O dönem bir müdürlüktü, atama oldu. O zamanın şube müdürü ile geçişle alakalı görüşme yaptım. Şube müdürüm şu an Ulaştırma Bakanlığı'nda genel müdürlük yapıyor. Ve daire başkanlığını normalde memuriyetten istifa etme sürecim vardı; bana o dönem raylı sistemlerin de çok seveceğim, çalışabileceğim bir alan dendi. Ben de geldim, kendimi bildim bileli çalıştım. Hep çalıştım yani, başka bir şey yapmadım.”
“Yani 2012'den beri oradasınız?”
“Evet Başkanım.”
“Bizim lekelenmeme hakkımız yok sayılıyor. Ya bana atın ya! Beni burada tutun! Ben burada kalmam gerekiyorsa, yanmam gerekiyorsa yakın. Yakabilen yaksın! Ama böyle yapmayın. Büyük vebal var ama yapmayın, böyle yapmayın. Benim isyanım buna; benim birinci isyanım buna, tahliye olup olmamaya değil.”
“Bu ülkede yanlış yolculuk verileriyle, yanlış fizibilitelerle, yanlış güzergâhlarla bu memleketin yüzlerce milyar lirası yer altına gömüldü. Biz buna karşı çıkacağız dedik. 2025 Şubat'ında raylı sistem camiasına açık açık anlattım. Üç ay sonra tutuklandık. 56 milyar lira yapım tasarrufu, 36 milyar lira daha ek tasarruf, toplamda 92 milyar liralık tasarruf sağlandı. Görev yaptığım her gün 110 milyon lira tasarruf oluştu. Ama bana ne dediler? 197 milyon lira iftira attılar. 14,5 milyar liralık iftiralar attılar.”
“Siz 7 Ekim'de rekabet şartları oluşmadığı gerekçesiyle iptal kararı verdiniz. Bunun o tarihte yapılması elzem mi? Bir hafta sonra iptal edilebilir miydi?”
“O tarih son tarih Başkanım. Ön mali kontrol onayından 5 gün sonra ya sözleşmeye davet yapmanız lazım ya da ihaleyi iptal etmeniz lazım. 7 Ekim tarihi ihalede karar verilmesi gereken son tarihtir. O gün en kolayıydı benim için; sözleşmeye davet etmek, sözleşmeyi imzalamak en basitiydi.”
“Çanakkale Köprüsü'nü yapmış, Avrasya Tüneli'ni yapmış bir firma 2 yıl ihale yasaklısı olmayı kabul eder mi? Etmez. Bizim ihalemizden 3 ay sonra Yapı Merkezi firması Ulaştırma Bakanlığı'ndan 75 milyarlık iş almış. Dönüp adam 67,5 milyon TL'ödemeyecek, bu duruma düşmeye razı olacak... Bütün iddianamedeki 697 milyon TL zarar kurgusu budur.”
“Eşimden özür diliyorum. Bütün çalışma arkadaşlarımın eşlerinden özür diliyorum. Bu saatler benim çalışma saatlerimin ortaları. Çalışma hayatımda da mağdur ettim, burada da mağdur ettim.”
“Her gün 110 milyon TL tasarruf sağlandı. Bunlar ispatlı. Oğun Kuzu ihaleden önce aynı dilekçeyi getirseydi ben ne yapacaktım? Oğun Kuzu hakkında suç duyurusunda bulunacaktım. Herkes ihbar ederse kurum iş yapamaz. Hiç yapamaz.”
“36 yıllık bir raylı sistem hattının sinyalizasyonunu değiştirmek, bir insanı ameliyat ederken beynini ve kalbini ameliyat ederken 'yürüyeceksin sen' demek gibi. Bu işi yapmaya kolay kolay kimsenin cesareti olmaz. Ben bu ihaleyi dört firmayı davet ederek yaptım; biri teminat mektubunu yanlış sundu, biri yüksek teklif sundu. İhale de iptal edildi nihayetinde.”
“Yaklaşık maliyete yakın teklif olması eğer bir suç isnadı oluşturacaksa, biz o zaman bütün ihalelerde yüz binlerce suç dosyası mı oluşturacağız? Bilirkişi ihale dokümanını okumamış. 22,5 milyarlık bir ihalede ihaleye fesat iddiasını inceleyen bilirkişi ihale dokümanını okumuyor.”
“15,5 milyar lira tasarruf sağladığım bir ihalede, bir Ogün Kuzu'nun ihbarıyla yargılanıyorum. Ogün Kuzu kim bilmiyoruz. Nereden duymuş? Müvekkilinden öğrenmiş. Müvekkili kim? Onu da bilmiyoruz; avukatlık kanunu gereği adını açıklamıyor. Adını açıklayamadığı bir müvekkilinden duyduğu bir iddiayla ben, ailem, 11 ve 13 yaşındaki çocuklarım bu haberleri okudu.”
“Burada 14 milyar zarar yok, 15,5 milyarlık bir tasarruf var. Gecesi gündüzüne katılarak oluşturulmuş bir tasarruf var ortada.”
“İkinci pazarlıklı ihale sonucunda yaklaşık 641 milyon TL tasarruf sağlanmış ve kamu faydası oluşturulmuştur. Tüm süreç şeffaf, mevzuata uygun ve denetlenebilir şekilde yürütülmüştür. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişi tarafından incelenmiş ve mevzuata aykırılık görülmemiştir. Valilik ve Bölge İdare Mahkemesi, soruşturma izni vermeyerek ihalede ihmal veya usulsüzlük olmadığı kararını onaylamıştır.”
“İhale iptal kararı, ihale komisyonu ve müfettişler tarafından incelenmiş; mevzuata uygun olduğu teyit edilmiştir. Gece yarıları tünellere girilerek yangın testleri ve acil kaçış senaryoları gerçekleştirilmiştir. Her adımda risk alarak çalıştık; eleştirildik ama vazgeçmedik.”
“15,5 milyar liralık tasarruf sağladığım bir ihalede bir Ogun Kuzu'nun müvekkilinden duyduğu iddialar ile çıkan haberleri benim, ailem, çocuklarım okuyor. Hala 'en büyük yolsuzluk' diye haber yapılıyor.”
“Yürüyen merdivenlerin ilk satın alma maliyeti bugünkü kurlarla yaklaşık 750 milyon TL'dir. Yıllık işletme maliyetinde ise yalnızca yürüyen merdivenlerden yaklaşık 90 milyon TL tasarruf sağlanmıştır. Bu tasarrufların elde edildiği süreçte, projenin kalan kısmının finansmanı için de eş zamanlı olarak finansman çalışmaları yürütülmüştür.”
İBB Raylı Sistemler Daire Başkanı Ceyhun Avşar savunmasına başlıyor. Avşar, Eylem 140'tan ihaleye fesat karıştırma, rüşvet ve 690 milyon TL kamu zararı iddiası ile tutuklu.
“17 ayrı işlem rüşvet olarak gösteriliyor. Bunların 9'u sadece paranın hesaba yatması ve çekilmesinden ibaret. Arada hiçbir bağlantı, hiçbir aracı, hiçbir anlaşma yok. Toplamda 169 milyon lira rüşvet verildiği iddia ediliyor. Ancak bunun yalnızca yaklaşık 50 milyon lirasına dair dekont sunulmuş. Yani iddianın üçte ikisi hiçbir belgeye dayanmıyor. Bazı işlemlerde iddia edilen 'rüşvet' ile alınan 'hak ediş' miktarları birebir aynı. Aynı gün ya da çok kısa aralıklarla 5 milyon lira alındığı ve yine 5 milyon lira verildiği iddia ediliyor. Bu durum rüşvet ilişkisinden ziyade doğrudan bir ödeme, hak ediş ilişkisini işaret eder.”
“Savcılık suç kurgusunu kurabilmek için beyanları parça parça almıştır. Erkan Yıldız'ın ifadesinden 'ihale alma amacı' kısmı çekilip alınmış, başka bir beyan grubundan 'para verildiği' iddiası alınmış, müvekkilin ifadesinden ise bağlamından koparılmış tek bir cümle seçilmiştir. Bu parçalar bir araya getirilerek bütünlüklü bir gerçeklik varmış gibi sunulmuştur.”
“Bu iddianame hukuka aykırı değil, hukuk dışıdır. Rüşvet suçunun en temel unsuru rüşvet anlaşmasıdır. Bu anlaşma suçun kurucu unsurudur. Rüşvet suçu yoksa rüşvete aracılık suçu da yoktur. Somut olayda iddia edilen bir para trafiğinden söz edilmektedir. Ancak taraflar arasında bir rüşvet anlaşmasının varlığına ilişkin somut ve inandırıcı bir delil ortaya konulmadıkça rüşvet suçundan söz edilemez. Savcı rüşvet suçunun TCK'daki gerekçesini okumamış.”
“Bir kişinin babasıyla konuşması suç mudur? Değildir. Mesai saatleri içinde, sigortalı çalışanların bulunduğu bir iş yerinde bulunmak suç mudur? Değildir. Ancak iddia makamı bu tür fiilleri zorlayıcı bir yorumla suç kapsamında değerlendirmeye çalışmaktadır. Daha da dikkat çekici olan şudur: müvekkilin suç işlediğine dair somut delil elde edilememesi, bu kez örgüt üyeliğinin bir unsuru gibi sunulmaya çalışılmaktadır. Yani delil yokluğu, suçun yokluğu olarak değil; suçun bir parçası gibi yorumlanmaktadır.”
“'Haksız tutuklama' bir hatayı ifade eder. Buradaki kişiler, kuvvetli suç şüphesi veya tutuklama nedenlerinin yanlış değerlendirilmesi sonucu değil; başka amaçlarla özgürlüklerinden yoksun bırakılmıştır. Bu amaçlar; etkin pişmanlığa zorlamak, özgürlükle tehdit etmek ya da kamuoyunda suçlu algısı oluşturmak olabilir. Bu insanlar yalnızca tutuklanmamış; özgürlüklerinden yoksun bırakılmış, kapatılmış ve baskı altına alınmıştır.”
Murat Keleş'in diğer avukatı Mert Batur savunmaya başladı.
“Çok konuşursa örgütsel irtibat oluyor, az konuşsa örgüt gizliliğine riayet etmiş oluyor. Böyle bir silsileyi, bu mantık çöküşünü kabul etmek mümkün değil. Müvekkilin ifadesiyle — dışarıdaki inşaat bitiyor. Murat'ın kızı Ezgi dışarıdaki inşaatı bekliyor. İnşaat bittikten sonra bizim Ezgi'ye söyleyecek başka bir yalanımız kalmıyor. Küçük bir çocuğa tekrar tekrar yalan söylemek durumunda bizi bırakmazsınız diye tahmin ediyoruz.”
“İddianamede tek başarılı şey 1'den 143'e kadar sayılabiliyor olması. Sürekli parçalanmış isimler ve kendini tekrarlayan bir yığın var. Bazı ifadeler 50'den fazla kez tekrarlanmış. Bir gün dosyadan bir kişi etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanıyor, tahliyeyle ödüllendirilyor ve bu 'iftira-tahliye anlaşması' domino taşı gibi aylar boyunca sürüyor. Bunun bir pişmanlık ifadesi değil, bir 'tahliye pazarlığı' olduğunu düşünüyoruz.”
“Savcılık onu, kocası Julius'u itirafa zorlamak için bir rehin olarak kullanıyor ve tutukluyor aslında. Somut durumda bizim açımızdan durum tam olarak öyle. Akrabalık ilişkisi sebebiyle müvekkil Murat Keleş'in, babası Zafer Keleş'in ve kuzeni Mustafa Keleş'in; Fatih Keleş'i baskı altına almak için tutuklandıklarını düşünüyoruz.”
Rosenberg Davası analojisi yaparak
“Burası bir adliye değil, üzerinde duruşma salonu yazsa da burası bir duruşma salonu değil maalesef ki. Adeta bir hapishanenin ek binası gibi. Adalet sisteminin bile kendisinin kustuğu bir dosya. Adalet sisteminin dahi hiçbir yere sığdıramadığı, kendi kurallarına uyduramadığı bir dosyadan bahsediyoruz.”
Ara sona erdi, duruşma yeniden başladı. Murat Keleş'in avukatının savunması devam ediyor.
“UYAP'ın verdiği 4600 günlük yargılama süresi otomatik bir hesaplamadır. Bir alt salondaki dosyada 5200 gün verilmişti.”
UYAP yargılama süresi sorusuna yanıt olarak
Duruşmaya 1 saat ara verildi.
“Kutular ilk aramada bulunmamış, daha sonra şoför Yıldırım ne hikmetse bu kutuları eliyle koymuş gibi bulmuş. İlk ifadesinde kartların üzerinde isim yazıyor dememiş, sonraki ifadesinde söylemiş. Biz ilk olarak bu kutuların üzerine Mustafa Keleş ismini şoför yazmıştır diye düşündük. İkinci bir ihtimal daha var: kartlara isimler sonradan kolluk kuvvetleri tarafından yazılmış olabilir. Bu konuda suç duyurusunda bulunduk.”
“Örgüt üyeliği iddiası nedeniyle anayasal bir hak olan aileyle iletişim hakkım kısıtlanmaktadır. Hükümlüler haftada 60-90 dakika görüntülü konuşurken, ben sadece 10 dakika sesli konuşabiliyorum. Bu durum ailemle olan bağımı kopma noktasına getirmektedir. Ayrıca tutukluğum nedeniyle gelirim kesilmiş, eşim ve çocuğum maddi olarak da zor durumda bırakılmıştır. Hakkımda tek bir somut delil, bir para transferi kaydı veya teknik takip görüntüsü yoktur. Tüm bu süreç, sadece etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen bir şahsın, adımı tam olarak bile telaffuz edemeden ortaya attığı 'Fatih'in yeğeni Murat' ifadesine dayanmaktadır. Benim için bu süreç artık bir yargılamadan ziyade, sağlığımı ve ailemi kaybettiğim bir yıkıma dönüşmüştür. Dosyadaki boşluklar, sağlık durumumun vahameti ve kızımın babasız büyümemesi adına tahliyemi talep ediyorum. Adaletinize güveniyorum.”
“Şu an kaldığım koğuş kapasitesinin çok üzerinde. 2,5 x 5 metre boyutlarında, tek kişilik tasarlanmış bir bölmede 9 kişi kalıyoruz. Birçok arkadaşımızın ranzada yeri bile yok; yerlere atılmış yataklarda, dolapsız ve nefes dahi alınamayacak kadar dar bir alanda yaşam mücadelesi veriyoruz. Astım hastalığım koğuşun fiziki şartları nedeniyle öksürük krizlerim ve nefes darlığım ciddi oranda artmıştır. Cezaevindeyken şiddetli ağrılarla baygınlık geçirdim. Tekerlekli sandalyeyle, kelepçeli şekilde hastane hastane gezdirildim. Böbreklerimde ciddi bir sorun tespit edildi ve ameliyat olmam gerekiyor. Ancak cezaevi-hastane arasındaki bürokra tik engeller ve tutuklu sevkiyatındaki zorluklar nedeniyle aylardır ameliyat sırası bekliyorum. Dışarıda bir günde çözülebilecek basit bir müdahale, burada aylardır süren bir azaba dönüşmüştür.”
“Kızım ziyaretime geldiğinde 'babasız çocuk olur mu, beni artık sevmiyor musun?' diye soruyor.”
Gözyaşlarıyla ifadesini tamamladı
“Okul çağına gelen kızımın yanında maalesef olamadım. Doğduğundan beri ona sürekli masal okuyarak, her daim yanında olmaya çalışan bir baba olmaya gayret gösterdim. Kızım beni yüksek güvenlikli bir inşaat alanında çalışıyor olarak biliyor. Sırrı arkadaşım — 'polis okulu'. Biz de böyle bir yalan söyledik. Ziyaretime geldiğinde tuhaf sorular soruyor. 5 yaşında ama 'babasız çocuk olur mu?', 'bizi artık sevmiyor musun?' gibi duygusal olarak cevaplanması zor sorular soruyor. Neyse ki cezaevinin yanındaki inşaat başladı da oraya bakarak gün sayıyor. Görüşme geldiğinde kepçe görüyor, 'inşaat bitiyor mu?' diyor. Duruşma salonunun duvarları kapanıyor, 'çatısı kapanmış, baba geliyor musun? İnşaat bitti' diyor.”
“Ahmet Sarı toplamda 169 milyon lira gibi devasa bir parayı hangi tarihte, ne miktarda verdiğini söyleyen birisi, kime nerede verdiğini söylemiyor; o kısımları savcılık kendi tahminleriyle dolduruyor. 'Hatırladığı kadarıyla iletilmek üzere para verdiğini' iddia ettiği için benim rüşvete aracılık ettiğim ileri sürülüyor. Kendisinden bırakın parayı; herhangi bir hediye, bir çikolata, bir kalem, bir iğne dahi almışlığım var mıdır? Kendisinden hiçbir şey almadım. Belki tek temasım tokalaşmak olmuştur.”
“İddianamede kendimi 'Fatih Keleş'in danışmanı' olarak tanıttığım öne sürülmüş. Bu tamamen gerçek dışıdır. Ben işine motosikletiyle gidip gelen, kendi aracını kendi yıkayan sıradan bir belediye personeliyim. Hangi danışman her işini kendi görür, motosikletle gidip gelir? Ayrıca 'çok gizli' çalıştığımız iddia edilmiş; motosikletiyle, kaskıyla, herkesin gözü önünde işe gidip gelen birinin ne gibi bir gizliliği olabilir? Bir suç bulunamayınca 'çok gizli çalışıyorlar' diyerek niyet okuması yapılması nedeniyle 10 aydır tutukluyum.”
“Hakkımdaki en somut gibi görünen ancak tamamen asılsız olan iddia, Ahmet Sarı adlı şahsın beyanlarıdır. Bu şahıs, rüşvet paralarını 'Fatih'in yeğeni Murat'a teslim ettiğini iddia etmiştir. Bu külliyen yalandır. İlk ifadesinde ne ismim geçer ne de rüşvet iddiası vardır. Tutuklandıktan 5 gün sonra etkin pişmanlıktan yararlanıp tahliye olabilmek için bu iftirayı atmıştır. Soyadımı bilmez, görevimi bilmez, parayı tam olarak nerede verdiğini söyleyemez. 'Hatırladığım kadarıyla' diyerek muğlak ifadelerle hayatımdan 10 ayın çalınmasına sebep olmuştur. Benim bu şahısla hiçbir fiziksel temasım, telefon trafiğim, para transferim veya teknik takibe takılmış bir görüntüm yoktur. Sosyal medyada bu iddiaları gördüğümde bile 'korkacak bir şeyim yok' diyerek işime gitmeye devam ettim.”
“Ailemizden 4 kişi tutuklu. Babamın babam olması, amcamın amcam olması suç olmuş. Amcamla bir kafede oturmuşluğum bile yoktur. İddianamede aile bağlarımız kasıtlı olarak örgütsel bir şema gibi sunulmaktadır. Babamın 'Zafer'in oğlu', amcamın 'Fatih'in yeğeni' olarak tanımlanması ve rutin telefon görüşmelerimizin suç delili sayılması kabul edilemez. Bir insanın babasını veya amcasını araması suç olabilir mi? Mesai saatleri içindeki 1-2 dakikalık telefon görüşmeleri, kurumsal ihtiyaçlar ve ailevi hal hatır sormalardan ibarettir.”
Murat Keleş'in yanında oğlu Mustafa Keleş ve kardeşi Zafer Keleş de tutuklu bulunuyor. Keleş, iddianamede 138. eylemde suçlanıyor. İş insanları Ahmet ve İsmail Sarı'nın İBB ve iştiraklerinden ihaleler almak için Ertan Yıldız ve Fatih Keleş'e rüşvet verdiği, Murat Keleş'in de buna aracılık ettiği öne sürülüyor.
“Savcılık aşamasında ifadem boyunca soruların odağında özellikle amcam Fatih Keleş vardı. Şahsımla ilgili somut bir suçlama yöneltilemediği gibi, sanki amcam aleyhine tanıklık yapmam için çağrılmışım gibi bir hava vardı. Sayın Savcının 'ifadeni oku, senin bir suçun yok, belli ki bir şeyden haberin yok' demesi üzerine, gözaltına alınma sebebimin sadece amcam hakkında bir şeyler söylemem istenmesi olduğunu anladım. Tutuklayan hakimin kararının gerekçesi 'kaçma ve delil karartma şüphesi' olarak yazıldı. Buna oldukça şaşırdım. Amcam 19 Mart'ta gözaltına alındı, ben 19 Mart'ta işe gittim. Amcam 23 Mart'ta tutuklandı, ben 24 Mart'ta yine işe gittim. Babam 20 Mayıs'ta tutuklandı, ben ertesi gün yine işimin başındaydım.”
“Öncelikle ailem başta olmak üzere, sürecin başından beri bizi yalnız bırakmayan herkese çok teşekkür ederim. 23 Mart 2025'te amcam Fatih Keleş, 20 Mayıs'ta babam Zafer Keleş, 19-20 Haziran'da kuzenim Mustafa Keleş ile ben tutuklandık. Aynı aileden dört kişi tutuklu. 19 Haziran'da ifade vermek üzere telefonla aranarak Mali Şube'ye davet edildim. Kuzenim Mustafa'nın da gelmesiyle şaşkınlık yaşadım. Polis arkadaşlar savcılığın talimatını değiştirdiğini söyleyerek gözaltına alındığımızı bildirdiler. Geceyi, yabancı uyruklu ve cinayet zanlısı bir şahısla aynı hücrede geçirdim.”
Savunma sırası Fatih Keleş'in yeğeni Murat Keleş'e geçti.
Mehmet Murat Çalık dün savunma yaptıktan sonra duruşma çıkışında hastaneye kaldırıldığı ve kampüs içindeki hastanede 3 saat tedavi gördüğü açıklandı. Annesi salonda, ağlıyor.
“Müvekkilin sağlık durumu olağan bir sağlık sorunu değildir. 18 Haziran 2025 tarihinde bütün raporları İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na ibraz etti. Sebebini halen öğrenemediğimiz gerekçelerden dolayı 4 Haziran 2025'te İzmir'e aktarılmıştır.”
“Müvekkil sağlık sorunlarından bahsedilmesini istemedi. Biz 20 kilo verdikten sonra konuyu gündeme getirdik. Kamuoyu bu şekilde öğrendi. Belki bugün bana kızacak. Soyut suçlamaları somut delillerle tek tek çürütmüştür. Gerek soruşturma gerek kovuşturma aşamasında verilen tutukluluk kararı ölçülülük ilkesi ile örtüşmemektedir.”
İddianame bir tekniği çok iyi kullanmış: kopyala yapıştır. Word'un ve UDF'nin verdiği bütün imkanları kullanmış.
Çalık'ın avukatı Ali Mesut Seçkin'in savunmasından
İddia makamına göre mevzuata uygun davranmak suçmuş ve rüşvet suçunun unsuru gibi davranılmış. Kamu yararı suç gibi gösterilmiştir. 7 eylemin 5 tanesinde müvekkilin beyanı alınmamıştır. Bir yıl sonra mahkemenin huzurunda bunları anlatabilmiştir. Bu suçların gerekçeleri kurgudan ibarettir.
Çalık'ın avukatı Ali Mesut Seçkin'in savunmasından
“CMK 108'de sanık veya avukat dediği için biz avukatlara söz vermeyi düşünüyoruz.”
Avukatların 'sanıklara söz verecek misiniz?' sorusuna yanıt olarak
“Duruşmayı normalde nisan sonuna kadar tamamlamayı planlıyorduk ama sarkacak gibi.”
“Dosya üzerinden değerlendirme yapmak istemiyoruz. Tahliyeye ilişkin avukatları dinlemek istiyoruz. Haftaya salı, çarşamba, perşembe savunmasını alamadığımız sanıklar için avukatlara söz vereceğiz. Perşembe tutukluluk değerlendirmesi yapacağız.”
İzleyiciler, boş kalan koltuklara sanık yakınlarının alınmasını isteyen mahkeme başkanını alkışladı.
Duruşmaya verilen ara sona erdi. Tutuklu isimler salona getirilmeye başlandı.
“Adli kolluk ve savcı görüşme tutanağı dosyada var. Cumhuriyet Savcısı Cahit Cihat ile görüşülmüş; bu görüşme neticesinde Mehmet Murat Çalık'a dosyaya şüpheli olarak eklenmesi... Tarih 18 Mart, gözaltı 19 Mart. Yani bu dosyaya dahil edildiği tarih ile gözaltı arasında bir gün var. Bunun dikkate alınması gereken bir belgedir.”
M. M. Çalık'ın müdafii
Dün sahte basın kartı düzenlediği ve duruşma salonunda fotoğraf çektiği iddiasıyla gözaltına alınan Tuzla Belediyesi CHP meclis üyesi, 'resmi belgede sahtecilik' suçlamasıyla sulh ceza hakimliğince tutuklandı.
Duruşmaya ara verildi.
Ekrem İmamoğlu salondan çıkarken Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş'ı gördü. 'Çok geçmiş olsun' dedi. Dedetaş sağlık sorunları nedeniyle salona walker ile giriş yapmıştı.
“Avukatlara kamu görevlilerinin tavırlarını 'nezaketsizlik' olarak değerlendiriyorum.”
M. M. Çalık'ın müdafii
Gelecek hafta yalnızca pazartesi günü savunma olacak. Salı, çarşamba ve perşembe günleri şimdiye kadar savunma yapmayanların tahliye talepleri dinlenecek. Avukatlardan edinilen bilgilere göre perşembe akşamı bazı isimler hakkında tahliye kararı açıklanabilir.
“Bu iddianame iade edilmesi gereken bir iddianamedir. Ancak içinde bulunduğumuz aşama itibarıyla bu imkân ortadan kalkmıştır. 23.03.2025 tarihinden bugüne kadar verilen tüm tutuklama ve devam kararlarını tek tek inceledim. İlk kararlarda 'somut delillerin varlığı' ve 'örgütlü yapı' gibi ifadeler yer almaktadır. Ancak hemen ardından gelen gerekçe: 'Tutukluğu ortadan kaldıracak yeni bir delilin bulunmaması.' Bu gerekçe kabul edilemez. Çünkü tutukluluk, mevcut delillerin varlığıyla gerekçelendirilmelidir; 'yeni delil yokluğu' ile sürdürülemez.”
M. M. Çalık'ın müdafii
“Burada siz yüzümüze bakıyorsunuz, dinlendiğimize dair bir his oluşuyor. Sulh Ceza hakimleri bizler konuşurken suratımıza bakmıyor.”
M. M. Çalık'ın müdafii
“Yaklaşık 12-13 yıllık siyasi iş birliğimizde tek bir kişi üzerinden ya da tek bir menfaat ilişkisi üzerinden bir diyalog, bir masa, bir toplantı... Böyle bir ortamda bulundunuz mu? Böyle bir gündemimiz oldu mu?”
“İfade edildiği gibi herhangi bir masada bulunmadım. Böyle bir şahitliğim de olmadı Sayın Başkan.”
“1 yıldır hasret gideremedik; burada sizin sayenizde biraz sohbet etmiş olduk.”
Mahkeme başkanına hitaben
“7 yıldır görev yapıyorsunuz. Bir belediye başkan yardımcısı, bir müdür, bir yönetici, bir danışman... Bir tek kişi size 'şunu yönetici yapacaksınız' diye direkt ya da dolaylı bir öneri, bir dayatma, bir talimatım veya bir zorlamım olmuş mudur?”
“Kesinlikle olmamıştır. Sizin bana herhangi bir müdür, şef, başkan yardımcısı öneriniz olmadığı gibi, ben bir de böyle bir zorluğu yaşadım. Herkes, inanın çöpte çalışan, sokak süpürgecisi olan arkadaşım bile 'Büyükşehirde ben bir şef olurum' duygusuyla hareket ediyordu.”
“2009'da yüzde 30'la seçim kaybeden bir partiyiz. 2014'te yüzde 51'le seçim kazandık. 2019'da yüzde 54'lerle seçim kazandık. Yüzde 30'dan yüzde 60'a çıkan bir 15 yıllık seyir var. Bu mesele bir suç örgütü değil, örgütlü bir siyasi çalışmanın ürünüdür.”
“2024'te de aynı şekilde size herhangi bir meclis üyesi 'şunu yaz, şunu al' diye bir telkinim olmuş mu?”
“Yok Başkanım öyle bir şey. 2024'te de olmadı Sayın Başkanım.”
“Makamı İstanbul'dayken, makamı Ankara'dayken 'asrın yolsuzluğu' diye tariflenen bir iş içindeyiz. Hele hele bu kişi Adalet Bakanlığı'nın başındaysa bunu diyemez.”
Adalet Bakanı Akın Gürlek'i hedef alarak
“Bu ders notu satmaya benzemez. Biz burada asrın yolsuzluğu ile değil, arsızın hukuksuzluğu ile mücadele ediyoruz.”
“CMK 201 kapsamında bu hakkınız var. O yüzden soru sorma hakkını veriyoruz da bir türlü soruya gelemiyoruz.”
“Yo yo, ama sorularımı daha cazip hale getiriyorum, sizi de mutlu edeceğini düşünüyorum.”
“Sorularınızı sorun Ekrem Bey, sizinki soru gibi olmuyor genellikle.”
“Böyle bir gündemimizin olmadığının yanı sıra herhangi bir iş insanı veya herhangi bir taşeron firma... 'Şuna iş ver, şuna para kazandır, şunun işini yap' ya da usulsüz bir teklifte size bulundum mu Sayın Başkan?”
“Yok Başkanım.”
“Kendisine Beylikdüzü'ne belediye başkanı adayı olmasını istedim. Bana ilk cevabı olumsuz oldu — çok düşünmediğini, bunun doğru olmayabileceğini söylüyordu. Bizim partimizin tüzüğü gereği adaylık bir kişinin imzasıyla belirlenmez, parti meclisinin onayıyla olur. Israrla kendisine 'lütfen bunu düşün, hızlica düşün, bir iki gün içinde tekrar konuşalım' dedim. Ne menem örgütmüşüz ki Beylikdüzü'ü ele geçirdik, İstanbul'u ele geçiriyoruz, Türkiye'yi ele geçiriyoruz. Beylikdüzü'ne belediye başkan adayımız yok.”
Çalık'a soru sorarken, adaylık sürecini anlatıyor
“Benim size bir kişi dahil 'şunu meclis üyesi yapacaksınız, böyle bir görev vereceksiniz' diye bir zorlamım oldu mu?”
“Böyle bir zorlama olmadı. Ama belediye başkanı olmam konusunda zorlamanız oldu.”
“Meclis listesine gelince; herhangi bir arkadaşın 'şunu listeye koy' ya da 'bunu çıkar' şeklinde bir öneriniz olmadı. Zaten meclis üyesi arkadaşların büyük bir kısmını tanıyordum. Kimlerle yol yürüyebileceğimizi biliyordum. Sizin döneminizde görev almış ama benim dönemimde birlikte çalışamayacağımı düşündüğüm bazı isimleri, sizin sevmenize rağmen liste dışında bırakmış olabilirim. Ama siz de dönüp bana 'neden onu listeye koymadın' diye bir müdahalede bulunmadınız.”
“Sayın İmamoğlu 2019'da Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunda, birlikte çalıştığım bürokrat arkadaşlarımın neredeyse tamamı Büyükşehir'de görev alma arzusu içindeydi. Temizlik biriminden insanlar dahil. Hepsinin motivasyonunu artırmakla uğraştım. Siz 2014–2019 arasında insanlarla o kadar güçlü, sıcak bir diyalog kurdunuz ki, ben zaman zaman 'herhalde Sayın İmamoğlu'yla ben değil, hep onlar çalıştı' diye düşündüm. Herkes gelip bana ondan bahsediyordu.”
İmamoğlu ilk defa duyacak diyerek anlattı
“Ben Murat Çalık'a belediye başkanlığı teklifini ilettim, ilk söylediğimde reddetti. Bu işler parti meclisi onayıyla olur. Daha sonra kendi onayı ve ilçe örgütünün onayını alarak kendisi aday oldu.”
Çalık'a soru sorarken
“Ben burada soru sorma meraklısı değilim. Bu münazarayı yapma meraklısı da değilim. Ancak iddianame —benim ifademle iftiraname— bu diyaloğu zorunlu kılıyor. Çünkü bu metin, Ekrem İmamoğlu'nun bir suç örgütü kurduğunu, bu örgütün 2014 yılında Beylikdüzü'ü ele geçirmekle başlayıp İstanbul'u ve ardından Türkiye'yi ele geçirmeyi hedeflediğini ileri sürüyor. Açıkça ifade ediyorum ki, insan bir yıl düşünse böyle bir senaryo aklına gelmez. Bu, ancak meseleyi kendi zihninde bu şekilde kurgulayan bir bakış açısının ürünü olabilir. Bu kadar ağır ithamların olduğu bir dosyada, burada bulunan ve 'özel vasıflı üye' gibi tanımlamalarla adeta bir suç örgütünün parçası gibi gösterilen kamu görevlilerinin durumu ortadadır. Resmi kurumlarda görev yapan insanların bu şekilde nitelendirilmesi kabul edilemez. Dolayısıyla bu çerçevede, bu diyaloğun kurulması gerektiğini düşünüyorum. Bu, meraktan değil, zorunluluktan kaynaklanmaktadır.”
Genel müdürlere ve belediye başkanlarına neden soru sorduğunu açıkladı
“Beylikdüzü denilince benim de farklı bir dünyam var orada. 35 yıl önce adım attım. Mehmet Murat Çalık ile kardeşlik hukukumuz var. Güzel hizmetlerinden dolayı kendisini tebrik ediyorum. Gülseren annemize ifade edeyim ki, M. M. Çalık'ı yetiştiren bir anne olarak kendisine minnet duygularımı iletiyorum.”
Çalık'a soru sormadan önce
Milletvekillerinin sosyal medyaya görüntü paylaştığına dair uyarı yapıldı. Mahkeme Başkanı, "Bu tutuma devam etmeyelim" dedi.
“Mahkeme başkanının fotoğrafının çekilmesi duruşma düzenimizi bozar. Dikkat edilmesi lazım. Bize de zarar veriyor.”
Hakim'in sosyal medya uyarısına katılarak
Ekrem İmamoğlu, Mehmet Murat Çalık'a soru sormaya başladı.
“Tanıkların kaygıları nedeniyle beyanda bulunduğunuzu söylediniz. Adem Soytekin ile ilgili detaylı konuşmadınız. İlişkiniz nedir?”
“Adem Soytekin'i 2014'te belediyede danışman olduğum dönemde tanıdım. 2014'te bir toplantıda tanıştım. Beylikdüzü'nde 2014'ten beri tanıdığım bir iş insanıdır. Trabzonlu olması — ben hemşehricilik yapan bir insan değilim — bana ağabey diye hitap ederdi. Hiçbir zaman 'Başkanım' demedi. Trabzonspor ortak kesişim noktamız, maçlara beraber gitmişliğimiz, yemek yemişliğimiz var. Tanımadığım bir insan değil. O bölgede birçok müteahhitin taşeronluğunu yapmıştır. İşini de iyi yapar. Bölgede kaba inşaatını yapmadığı proje yoktur. Eylemler bazında 11. Mahalle özelinde 2020 tarihinden itibaren hukuki sürecin içindeyiz. O süreçte Adem Soytekin, Ali Gül ve Zafer Gül var. Sadece 11. Mahalle özelinde konuştuk. Kendisini yakınen tanırım. Ama Adem Soytekin'e 'şunu verin bunu verin' dememişimdir.”
Dün savunma yapan tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, hakim ve savcının çapraz sorgusu için tekrar kürsüye geldi.
“CMK 203 gereği herhangi bir milletvekili veya basın mensubunun salona alınmamasıyla ilgili bir kararınız var mı?”
Necati Özkan'ın müdafii
“Bu yönde bir kararımız yok. Biz yalnızca müzekkere yazdık. Konuyu idareye bıraktık.”
Heyet ve sanıklar salonda. Duruşma M. M. Çalık'ın sorgusu ve avukatlarının savunmasıyla başlıyor.
Tutuklular salona alkışlarla girdi. Yakınları sevdiklerine seslendi. İmamoğlu "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganıyla karşılandı.
Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş duruşma salonunda.
Dün duruşmayı sahte basın kartıyla takip ettiği tespit edilen bir kişi nedeniyle bugün salon girişinde kontroller sıkılaştırıldı. Turkuaz Basın Kartı üzerindeki QR kodun okutulması planlanmış ancak basın mensuplarıyla uzlaşı sağlanarak kartların fiziki olarak gösterilmesi yeterli kabul edildi.
11. duruşma günü başlıyor.

