İBB Davası'nın 37. duruşma günü sona erdi.
37. Duruşma Günü
“Hayır.”
“İfade dışında sohbet için gittiniz mi?”
“Hayır, hatta yemek ısmarladılar diyorlar ya, ben çay bile içmedim.”
“Biraz evvel 'bana hukuka aykırı bir talimat verilmedi' dediniz. Ancak ifadenizde havuz oluşturulduğunu söylüyorsunuz. İfadenizi inkar ediyor musunuz?”
“Avukat hanıma cevap vermeyeceğim. Soru sormasının bir anlamı yok.”
“Gökhan'cığım, bu Serdar Haydanlı denilen arkadaşa bu Kültür A.Ş ile ilgili verdiğin bütün bilgiler, veriler veri sızıntısı olmaz mı? Bunlar Kültür AŞ'nin dosyası içerisinde değil mi?”
“Hayır, bakın…”
“Biraz önce onu söyledin. Klasör dedin.”
“Tamam, ama bu fotoğraflardan bahsettim. Bunlar resmi bir doküman değil.”
“Fark etmez ki. Kültür arşivinin evrakında olan bir şeyi senin dışarıda bir şirkete veriyorsun sonuçta. Benim şirketime herhangi bir evrak gönderdin mi sen? Benim şirketime herhangi bir evrak gönderdin mi? Neden Serdar Haydanlı'ya gönderiyorsun? Peki Serdar Haydanlı ile para trafiğinde bulundunuz mu birbirinizle?”
“Hayır.”
“Sadece arkadaş için yaptın bunu yani?”
“Sayın Başkanım, kusura bakmayın, çok kararsızdım ama aklıma takılan bir şey var. Savcılıktan bana bir bilgi gelmişti. 'Murat Ongun'la Barış'ın adını ver, 4-5 ay sonra seni çıkarttırırız' dediler. Gökhan bey, size de böyle bir teklif geldi mi? Etkin pişmanlıktan faydalanman yönünde bir şey söylendi mi?”
“Böyle bir şey söylendiyse ben neden hâlâ buradayım zaten. Ben 13 aydır tutukluyum.”
“Bana söylendi.. size de söylenmiş olabilir diye merak ettim sadece.”
“2015'te işe girdiğinizi söylediniz. Sizinle daha önce tanıştık mı?”
“Hayır, aşağıda tanıştık.”
“Serdal Taşkın ile Kağan Sürmegöz devamlı iletişim halinde demişsiniz.”
“İlknur Kaya söyledi. Ben sizi yan yana görmedim.”
“Allah kurtarsın Gökhan bey, iki çocuğum var dediniz.. onları görebiliyor musunuz?”
“Evet görebiliyorum.”
“Ben kendi çocuklarımı hiç göremedim Gökhan bey.”
Ekrem İmamoğlu da salona girdi; tüm salon "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganı attı. 92 yaşındaki Ali amca "Ekrem cumhurbaşkanım" diye haykırdı; Gürsel Bey "Annelerin, gençlerin umudu Ekrem İmamoğlu" diye seslendi. Salonda "Türkiye'nin aydınlık yüzleri, direne direne kazanacağız", "Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz" ve "Murat Kapki, adamsın adam" slogan ve seslenişleri de duyuldu.
Aranın ardından tutuklu sanıklar alkışlarla salona girdi. Salonda "Her şey çok güzel olacak" sloganı atıldı.
İBB'nin AKP'de olduğu 2015-2019 yılları arasında Kültür A.Ş.'ye sadece 1 kez Sayıştay denetimi yapıldığı; 2019 ve sonrasında ise her yıl Sayıştay incelemesinin yapıldığı ortaya çıktı.
“Plan Organizasyon Müdürlüğü'nün yaptığı işlerle ilgili tüm hakediş işlemlerinin üzerinde siz mi çalıştınız?”
“2017'den itibaren bu işlemlerle ilgili çalıştım.”
“Bu işlemlerle ilgili yapılmayan işler, usulsüzlükler gördünüz mü? Yani yapılmamış işlerin yapılmış gibi gösterilmesi, şişirilmiş faturalar gibi…”
“Şöyle, böyle bir şeyle karşılaşmadım. Kendi ifademde de hakediş işlemleriyle ilgili herhangi bir usulsüzlük olmadığını özellikle belirttim.”
“Bu işleri ayrıca kontrol eden başka bir mekanizma var mıydı? Kontrol teşkilatı dışında?”
“Kültür AŞ içerisinde farklı bir kontrol birimi yoktu. Plan Organizasyon Müdürlüğü'nde yapılan işleri kontrol teşkilatındaki kişiler kontrol ediyordu. Ancak alınan ihaleler İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin ihalesinin alt yüklenici işleri olduğu için, bizim sunduğumuz veriler doğrultusunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi de hakediş sürecini yürütüyordu. Dolayısıyla onlar tarafından da kontrol edilen bir süreçti.”
“Yani bu işler Sayıştay denetiminden geçiyor muydu?”
“Tabii ki.”
“2019 ve sonrasında Sayıştay denetimi oldu mu?”
“Evet. 2019'dan itibaren her yıl Sayıştay incelemesi vardı.”
“Sayıştay bütün hakediş süreçlerini inceliyor muydu?”
“Evet. Birlikte savunmalar yaptığımız da oldu. Beraber görüştüğümüz süreçler de oldu.”
“2019'dan önce Kültür AŞ'ye kaç defa denetim geldi?”
“Tam hatırlamıyorum ama 2015'te işe başladığımda bir kere geldiğini hatırlıyorum.”
“Yani görev yaptığınız 3-4 yıl boyunca?”
“Evet, Sayıştay incelemeleri oluyordu.”
“Şimdi burada siz hakediş şefisiniz. İşiniz ihale ile ilgili değil. İhale bittikten sonra bile sizin göreviniz işin teslimiyle, evrakıyla ilgili. Ama siz 5 ay içinde 4 ihale, 5 iş artışı alan bir yıllık şirket sahibiyle bu kadar samimi olmuşsunuz. Bu normal midir? Bu kadar kısa sürede bu ölçüde samimi olup informel bilgiler aktarır mıydınız?”
“Şu anda savunmamı sadece bir kişinin avukatına karşı yapmadığım açık. Toplu bir avukat grubuna karşı savunma yapıyorum. Bunun dışında başka kişilerle de bu şekilde arkadaşlık hukukum oldu mu diye sordunuz. Tabii ki 2019'dan sonra şirketimize gelen farklı firma temsilcileriyle de görüştüm. Şu anda burada tanık olarak bulunanlar da var, olmayanlar da var. Ama samimiyetimin o firmanın ihale almasıyla alakası yok. İhaleyi aldıktan sonra tanıştığım kişiler bunlar.”
“Yani 30.03.2018'den önce tanıyorsunuz?”
“Evet, 30.03.2018'den önce tanıyorum.”
“Teşekkür ederim. O zaman şöyle söyleyeyim: 28.05.2018 tarihinde bir yazışmanız var. Bu Fatih kimdir?”
“Fatih Bey'in konuşması nasıl geçti bilmiyorum. Fatih kimdir diyorsunuz… Kapıdan alınması gereken bir arkadaş olabilir. Çalışan da olabilir, tam bilmiyorum.”
“Neyin kapıdan alınması gereken?”
“Çalıştığı yerde dış kapı var. Hani 'Fatih'e söyleyin alsın' gibi bir şey olabilir.”
“Soru soracağım Fatih Bey'e çünkü önemli.”
“Hatırlamıyorum.”
“İlk sorum şu olacak: Ekrem İmamoğlu'nun belediye başkanı seçilmesiyle başlayan döneme 'İmamoğlu dönemi' dersek bu dönemde Kültür AŞ'de yapılan alt ihaleler oldu. Bir de siz gelmeden önce yapılan alt ihaleler oldu. Bu muhtelif etkinlik organizasyonlarını kastediyorum. Demin anlattın. Bu ihalelerin esas ya da usul açısından birbirinden bir farkı, sıra dışılığı var mı?”
“Yani ifademde de bahsettiğim gibi, ben ihalelerle ilgili kısmın içerisinde yer almadım. O yüzden ihalelerin usulüyle alakalı hiçbir bilgiye sahip değilim. Ama hakediş işlemleriyle ilgili şunu söyleyebilirim: 2019 öncesinde de aynıydı, 2019 sonrasında da hakediş işlemleriyle ilgili yürütülen süreç birebir aynıdır. Ama ihale süreciyle ilgili dediğim gibi, ifademin temel noktası zaten 'Benim ihaleyle alakam yok' şeklindeydi.”
“Sevgili Gökhan, ifadenin yüzde doksanında ihale anlattın, o yüzden soruyorum. Hakedişte de bir değişiklik yok diyorsun. Bildiğin kadarıyla diğer işlerde de yok. Bunlar iddianamenin ana konusu olan sorular.
Av. Bedir Bey tutukluluk incelemesinde şöyle dedi: '2020 yılında kurum içindeki usulsüz işlemlerden rahatsız olan bir birey olarak gerçek manada kamu kurumlarına ilk defa ihbar eden kişidir.' Siz 2021 dediniz. 2021 yılında müfettiş geldi dediniz. Süreç 2020 yılının içinde miydi? '2020 senesinde duyduğu üzüntü üzerine gidip ilgili kurumlara usulsüzlükleri anlatması sebebiyle' … Öğrenmek istediğim şu: Siz bu bilgileri 2020'de mi, 2021'de mi söylediniz?”
“Murat Bey, şöyle… Avukatımız da ifade etti. 2019 sonundan başlayıp 2020 yılı dönemini kapsayan süreç içerisindeki olayları ben 2021 yılının Ocak ayında müfettişlere anlattım. Yani 2021 yılındaki olaylardan dolayı değil, 2020'de yaşanan süreçleri anlattım.”
“Doğru mu anlıyorum? Siz 2019-2020 sürecinde gördüğünüz usulsüzlükleri 2021 yılında müfettiş beylere anlattınız?”
“Evet.”
“Değerli Başkanım, elimde 9 Ağustos 2021 tarihli Sayın Mülkiye Müfettişi'nin aldığı ifade var. Gökhan Köseoğlu'na dört ayrı konuda soru soruluyor. Sonuç kısmında Gökhan Köseoğlu'nun ağzından şu ifade yer alıyor: 'İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve yardımcılarının usul ve yasaya aykırı herhangi bir talimatı, telkini veya yönlendirmesi olmadığı gibi, olmasını gerektirecek bir durum da olmamıştır. İddia konusu iş ve işlemlerle ilgili olarak gerek asaleten gerekse vekaleten imza veya onayıma tabi olan evraklar, şirketimizin tarafıma vermiş olduğu görev ve yetkilere istinaden imzalanmış ve onaylanmıştır. Bu iş ve işlemlerin yürütülmesinde herhangi bir kamu zararı söz konusu olmadığı gibi herhangi bir hukuka aykırı işlem de bulunmamaktadır.' Altında da 'Gökhan Köseoğlu Hakediş Şefi, Kültür AŞ' imzası var. Böyle bir beyanınız oldu mu?”
“Evet, böyle bir beyanım var. Zaten Eylem 61'i anlatırken, vekâleten imza attığım evrakta herhangi bir usulsüzlük olmadığını da anlattım. Şu anda sunmuş olduğunuz evrak doğrudur, ben imzaladım. Bu evrak yaklaşık 30-40 kişi tarafından kelimesi kelimesine aynı şekilde imzalanan bir evraktır. Ve bu evrakın hazırlanması kişilerin inisiyatifinde değildi. Ayrıca ben imzaladığım evrakın hâlâ arkasındayım. 2020 yılında Eylem 61'e konu olan, benim vekâleten imza atmış olduğum dosyayla ilgili bir talimat olmadığını da zaten açıkladım. Benim verdiğim o evrak, sadece Eylem 61'e konu olan ihaleyle alakalı bir evraktı.”
“Gökhan geçmiş olsun öncelikle. Herhalde etkin pişmanlıktan yararlandıktan sonra takdir edilmeyen tek İBB ya da iştirak çalışanı sensin. Umarım sen de en kısa zamanda takdiri kazanırsın.”
“Bir de bir düzeltme yapmak isterim. Değerli Başsavcı Vekilim sorusunu sorarken Gökhan Köseoğlu'nun Murat Ongun'un Reklam İstanbul firmasının sahibi olduğunu belirtti. Halbuki ifadesinde böyle bir belirti yok. Bunu ondan duyduğunu belirtiyor. Onu düzeltmek istedim, teşekkür ederim.”
“Öncelikle kısa bir bilgi vermek isterim. Gökhan Bey'in bahsettiği, sizin sorunuz üzerine televizyon kanallarıyla ilgili toplantıyı net bilmiyorum ama bilgi olarak arz edeyim Sayın Başkanım; seçim dönemlerinde büyük televizyon kanalları, eğer o kurumun veya kişinin reklamını yayınlamışsa, ücretini peşin alır. O yüzden süreç hızlanmış olabilir.”
“Reklam İstanbul Medya şirketinin Murat Ongun'a ait olduğunu söylediniz. Aynı zamanda hakediş süreçlerinden de bahsettiniz. Reklam İstanbul Medya firmasının almış olduğu işler karşılığındaki hakedişlerde de normalin dışında hızlandırılmış bir süreç oluyor muydu?”
“Yok, onunla ilgili böyle bir beyanım da yok zaten ve böyle bir işleme de şahit olmadım. Yani normal süreç içerisinde olan işlemlerdi.”
“26.04.2020 tarihinde verdiğiniz ifadede şöyle bir husus geçiyor: 'İhalelerde önceden size gördüğüm listelerde ihaleyi kazanacak firmalar olduğunu, ihaleyi kazanıp sonuçlandıktan sonra görüp anlıyordum.' Burada bahsetmiş olduğunuz yedi-sekiz tane firma ismi geçiyor. Bunların isimlerini nerede gördünüz?”
“Şöyle; dediğim gibi ben birçok defa hakediş işlemleriyle ilgileniyordum. İletişim Koordinatörlüğü herkes öyle bahsettiği için ben de öyle söyledim ama benim için aslında Plan Organizasyon Müdürlüğü orası.. Plan Organizasyon Müdürlüğü içerisinde Güldem Şık'ın odasında, evrakları arasında gördüğüm, kendi ajandasında özel olarak yazdığı, başlığı 'ihale' olan bazı firma listeleri vardı.”
“Bu listede kimin alacağı mı yazıyordu?”
“Yani sadece o değildi.”
“Ne şekilde yazıyordu, biraz açıklar mısınız?”
“Sadece bu firmaların isimleri yazıyordu. Üzerinde 'ihale' yazıyordu ve yıldız işaretleri vardı. Bu arada bu firmaların tamamını aynı anda görmüş değilim, onu da söyleyeyim. Odaya girip çıktığım için hakediş işlemleri nedeniyle görüştüğüm bir kişiydi çünkü Plan Organizasyon Müdürlüğü'nde çalışıyordu. O sırada masasında çok sayıda evrak, fiyat teklifleri ve firmalardan alınmış belgeler oluyordu. O esnada ajandada gördüğüm bazı isimler aklımda kaldı. Orada da zaten firmalar ve Reklam İstanbul firmasının Murat Ongun'la bağlantılı olduğunu 'düşündüğümü' söyledim.”
“İfadenizin devamında medya işleyişi kısmındaki bu galeristlik sürecinin her aşamasında Murat Ongun'un talimatıyla ve onun kontrolünde işlem yapıldığını, firmalara yapılan ödemelerin ve ödeme sonrası tüm hareketlerin evraklandırılarak takip edildiğini, ihale sürecinde de yine bu şartların organize edildiğini söylediniz. Bu kapsamda verilen talimatlardan bahseder misiniz?”
“Şöyle; şimdi istediğiniz ifadeyi daha açık ifade etmek istiyorum. İhaleye katılacak firmalar kısmı bu tarafla bağlantılıydı. İhalenin organizasyonuyla bağlantılıydı. İhalelere hangi firmanın katılacağıyla ilgili bir beyanım vardı.
Onun devamında da bu firmalara yapılan ödemelerle alakalı süreçte Güldem Şık üzerinden ilerletilen bir süreç vardı. Buna dayanarak söylüyorum. Hakediş işlemleri sırasında ödeme aşamasında firmalardan alınması gereken zorunlu evraklar vardı. Normalde Mali İşler Müdürlüğü'nün kendi sistemi içerisinde istemesi gereken evraklardı ancak biz aylık hakediş yaptığımız için bu evraklar bizim dosyalarımızın içinde yer alıyordu. Muhasebe de bunları bizden istiyordu. Vergi borcu yoktur ve SGK borcu yoktur yazıları gibi belgelerdi bunlar. Firmaların ödeme alabilmesi için gerekliydi. O evrakları da Güldem Şık üzerinden aldığım için sürecin başından ödeme aşamasına kadar kronolojik olarak anlattığım yapının devam ettiğini düşündüm.”
“Başka sorum yok.”
Murat Ongun, Gökhan Köseoğlu'na soru sormak için söz aldı. Bu sırada İBB Davası'na bugün gelen savcının aslında soruşturma savcısı olduğu ortaya çıktı.
“Etkin pişmanlık ifadende herhangi bir baskıya maruz kaldın mı?”
“Hayır.”
“Deniz Dörtyol'un ifadesinde bahsettiği bu beş firma aynı tarihte savcılığa gidiyor, 'müştekiyiz' diye ifade veriyorlar. Daha sonra tamamı tanık vasfı alıyor. Zaten danışıklı oldukları buradan anlaşılacaktır.”
“Başka bu eylemler grubu içerisinde birtakım kişilerin ifadeleri mevcut. Bu ifade verenlerden sadece bir kişinin ifadesinde benim adım geçmektedir. Bu kişi de Deniz Dörtyol'dur. Deniz Dörtyol'un kendi ifadesinde belirttiği yakın arkadaşıdır ve 'beş firmayı organize edip ihaleye katıldım' dediği firmanın sahibidir. Danışıklı hareket ettikleri için sadece bir kişinin ifadesini veriyorum, o da Deniz Dörtyol'un ifadesi.”
“Başkanım, aslında bu hatalı görev tanımlamaları maddi hata zincirininden oluşmaktadır. İlk düğme yanlış iliklenince ki ilk düğme kolluk fezlekesindeki iş kartından başlıyor. Hatanın sebebi de benden önceki kişinin kartının kopyalanmış olması ve üstteki kişinin satın alma müdür vekili olmasıyla alakalı. Tabii bu düğme yanlış iliklenince sonrasında dört tane düğme daha eklenince gömlek artık gömlek olmaktan çıkıyor, üstüme uymuyor.”
“Başkanım, bu duruma bir benzetme yapmam gerekirse; elleri olmayan birine silahla adam öldürdüğü söyleniyor. Ben de diyorum ki bunları yapacak uzuvlarım yok. Bunları nasıl yapabilirim?”
“Başkanım ben sadece harediş şefiyim. Bu ihaleler harediş şefinin görev, yetki ve sorumluluğunda olan konular değildir. Ekte sunduğum gibi görev, yetki ve sorumluluk alanlarımın dışında gerçekleşen durumlardır.”
“Başkanım, yapılan araştırmalarda HTS ve baz kayıtlarında görüleceği üzere ne ihalenin içerisinde, ne ihale aşamasında, ihalelere katılan hiçbir firma yetkilisiyle bir irtibatım bulunmamaktadır.”
“Toplam olarak bu 5 yıl içerisinde aşağı yukarı 150-200 arası bu şekilde alt yüklenici ihalesi yapılmıştır. Oradan da görüleceği gibi hiçbir yetkim ve imzamın olmadığı anlaşılacaktır. Yetkim olmayan bir hususta muvazaalı bir iş gerçekleştirmem mümkün değildir, takdirinize bırakıyorum.”
“Başkanım, bu 14 eylem ve konu edilen 6 senelik ihalelerin hiçbir aşamasında görevim, yetkim, sorumluluğum, imzam, hatta tarafım dahi bulunmadığını izah ettim. Bu 14 eylem içerisinden sadece bir tanesini örnek olarak verdik.”
“Genel olarak evrakı incelediğinizde ilgili kısımlarda görevimin, yetkimin, sorumluluğumun, imzamın, hatta tarafımın dahi olmadığını göreceksiniz. Bu değerlendirme de maddi bir hatadan ibarettir.”
“Ayrıca ihaleleri 3C kapsamında parasal limitlerin altında kalması için kısımlara ayırmak suç isnadıyla ilgili olarak da; ihaleleri kısımlara ayırma görevi ve yetkisi sadece hizmeti talep eden ve satın alma talep formunu düzenleyen ilgili birim tarafından yapılır. Örnek olması açısından tarafınıza Ek-4'ü sundum. Ek-4'te de göreceksiniz, satın alma talep formunun hangi birim tarafından düzenlendiğini ve ihalelerin nasıl kısımlara ayrıldığını göreceksiniz.”
“Başkanım, bu saydıklarımdan hiçbirisi olmadığım için alt ihaleleri ayarladığım yönündeki suç isnadı gerçeği yansıtmamaktadır. Bana ait olmayan görev tanımlamaları doğrultusunda yapılan değerlendirmeler de gerçeği yansıtmamaktadır.”
“Satın alma müdürü değilim. Müdür değilim, müdür vekili değilim, müdür yardımcısı değilim. Yapılan ihalelerle ilgili yönetim konumunda bir kişi değilim. İhalelerin organizasyonlarından sorumlu biri değilim. İhale süreçlerinde fiilen yer alan biri değilim. İhale biriminde görevli değilim. Satın alma biriminde görevli değilim.”
“Eyleme ilişkin deliller olan Sayıştay, MASAK raporu ve benzeri yerlerde ismim geçmiyor. Bir ifadede Murat Ongun'un adamı olduğum söylenmiş. Murat Ongun ile tanışıklığım yoktur.”
Eylem 97 ile ilgili konuşuyor
“Örgüt yöneticisiyle hiçbir ilişkisi olmayan, Mülkiye müfettişine yardımcı olan birinin nasıl örgüt üyesi olduğunu takdirinize bırakıyorum.”
“Çıkar amaçlı bir yapıda bir kişinin menfaat elde etmemesi hayatın olağan akışına aykırı bir durum. Oğlum devlet okulunda okuyor, eşimin ya da benim üstüme kayıtlı bir araba bile yoktur.”
İBB Davası'nda, etkin pişmanlıktan faydalanan ancak yeterli görülmediği için tutukluluk hali devam eden Kültür AŞ çalışanı Gökhan Köseoğlu'nun savunmasına geçildi.
“Bu iddianamenin senaryo yazarı olan iktidarın, Cebeci bölümünü bitirdiniz. Cebeci'de maşallah bir tek bulaşıkçı ve çaycı yoktu…”
“Başkaları adına konuşmanıza gerek yok. Durumlardan haberdarız.”
“Haberdarsınız ama çözüm sağlamıyorsunuz. Cebeci konusunda sizden valiyi, bakanlığı ve ilgili kurumları buraya çağırmanız talebinde bulunduk.”
“Birinci celseyi kapatırken bu konuda bir ara kararda bulunacağız.”
“Birinci şeyi kapatırken cevabını vereceksiniz. Bunu daha önce verseniz de bir an önce dinlense, '160 milyarlık yolsuzluk' denen dosyanın 110 milyarı daha hızlı aydınlansa… Biz de desek ki: 'Yargıç valiyi çağırdı, Enerji Bakanı'nı çağırdı, başkalarını çağırdı.' Bunu hatırlatıyorum size, kızmayın. Kızmayın, biz daha çok kızgınız!”
“İddianamede yer alan 6 örgüt yöneticisinden 4'ü mevta oldu. Bir başka yönetici de önüne konan şablonu imzaladığını söyledi. Hüseyin Gün de itirafçı olarak geçiyor. Ne kadar boş bir iddianameyi yargıladığınızı söylemek için iletiyorum bunları.”
“Yan salonda bir casusluk davası yürütülüyor. En az buradaki iddianamede kadar absürd ve alçakça hazırlanmış bir iddianame var orda da. Orada sanık olarak bulunan Hüseyin Gün, burada da örgüt yöneticisi. Bu beyefendi daha önce örgütle ilgili sorularda sessiz kalmıştı ama bugün örgütten haberdar olmadığını ve örgütü bilmediğini söyledi. Beni ta 6 yıl önce sadece 5 dakika gördüğünü söyledi.”
“Engin Ulusoy var daire başkanı. Yaşı belli. Beyefendi artık sürünerek de olsa buraya gelemiyor — ama sağlık ama başka noktada taraflarıyla işkenceye dönmüş durumda. Bu işkencenin 6 ayından sorumlu heyet olarak karşımızda olduğunuz için bir an önce Engin beyi ve benzer kişileri kurtarmanın sizin boynunuzun borcu olduğunu ileteyim.”
“İtirafçı sanık Adem Soytekin'in sorgu sırası değiştirilerek bir önceki tutukluluk incelemesi öncesinde savunması alındı. Adem Soytekin'i tahliye ederken diğer sanıkları neden hala tutuklu tutuyorsunuz?”
“Çocukluk arkadaşım Seza Bey kontenjandan burada yargılandı. Üzüntü verici. Akrabanın, arkadaşın bu tarz bir dosyada olması çok kötü bir tarih yazıyor, bunu huzurunuzda ifade edeyim.”
“Savcılık müvekkilimle tek bir belediye başkanı, yardımcısı, özel kalemi veya ilgili herhangi birisiyle HTS ve baz kaydını koyamamıştır.”
Hüseyin Gün, karar açıklanırken kafasını olumsuz anlamda salladı; hiçbir şey söylemedi.
Ara haber — Casusluk davası
Kararın ardından salondan ayrılan Necati Özkan ise yargıya güvenini koruyan bir tutum sergiledi: "Hala adalete ve devlete inanmaya devam ediyoruz. Devlete inanıyoruz, Türkiye'nin bağımsız mahkemelerine inanıyoruz."
Ara haber — Casusluk davası
Kararın açıklanmasının ardından Merdan Yanardağ salondan ayrılırken tepkisini dile getirdi: "Bu karar iktidarın korkusudur. Bu karar adil bir karar değil."
Ara haber — Casusluk davası
Casusluk Davası'nda mahkeme heyeti ara kararını açıkladı. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi, Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ, Necati Özkan ve Hüseyin Gün'ün tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma 6 Temmuz 2026 tarihine ertelendi; tutukluluk incelemesi ise 12 Haziran'da yapılacak.
Mahkeme; Hüseyin Gün'ün günlükleriyle ilgili yazılan müzekkerenin akıbetinin sorulmasına, Necati Özkan ve Ekrem İmamoğlu'nun başka davadan tutuklu oldukları için infazlarının sorulmasına, MİT'e yazı yazılarak dosya içeriğinin devlet sırrı olup olmadığının sorulmasına karar verdi. Hüseyin Gün'ün mal varlığı üzerindeki tedbirin kaldırılması ve TELE1'e yönelik tedbirin kaldırılması talepleri ise reddedildi.
Ara haber — Casusluk davası
“İddia makamı, 10 saniyelik bir videoyu "Asıl kasayı bulduk" diyerek basına servis etti; ancak müvekkilimi tek bir eylemde dahi suçlayamadı.”
Casusluk Davası'nda aranın ardından tutuklu sanıklar Merdan Yanardağ, Necati Özkan ve Hüseyin Gün duruşma salonuna getirildi. İzleyici sıralarından Yanardağ'a "Seninle gurur duyuyoruz" diye seslenildi. Yanardağ, "Ruşen Çakır gitti mi? Söyleyin, başkasının anahtarını almasın" diye espri yapınca salonda gülüşmeler oldu.
Ara haber — Casusluk davası
Necati Özkan'ın avukatı Erkam Erdem, müvekkilini ilk kez öfkelendiğini gördüğünü, vatana ihanet suçlaması yöneltildiğini belirterek: "Böyle bir suçlama kendisi tarafından kabul edilebilir değil" dedi.
Ara haber — Casusluk davası
İBB Davası'nda bugün farklı bir savcı görev yapıyor.
Ekrem İmamoğlu, Casusluk Davası'ndan İBB Davası salonuna geçti. İmamoğlu, "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganları ve coşkuyla karşılandı.
Merdan Yanardağ'ın avukatlarından Bilgütay Hakkı Durna, müdafi beyanında dosyada maddi unsur yönünden devletin güvenliğine ilişkin gizli bilgileri elde etmeye dair bir hareket olmadığını, müvekkilinin tüm görüşmelerinin gazetecilik faaliyeti olduğunu, dijital inceleme raporlarında da herhangi bir şey bulunamadığını söyledi. Yanardağ ile ilgili tüm suçlamaların 2023 yılına ait olduğunu vurgulayan Durna, "Dosyada 2019 yılına ait bir suçlama yok" ifadelerini kullandı.
Ara haber — Casusluk davası
İmamoğlu'nun avukatı Hasan Fehmi Demir müdafi beyanında savcılığın tutukluluk halinin devamı talebinin gerekçelerinden birinin eksik evraklar olduğuna değindi: "23 Ekim 2025'ten sonra MİT'e yazıp rapor almak, BTK'ya yazıp görüşmelerin içeriğinin istenmesi gerekirdi. Bunun iddianame hazırlanmadan yapılması gerekirdi."
Ara haber — Casusluk davası
Mahkemenin ara karar için ara vermesinin ardından Ekrem İmamoğlu salondan ayrıldı. İmamoğlu, ara karar açıklamasına katılmayacağını belirterek, "Ayağınıza sağlık. Ara karara gelmeyeceğim. İBB davasına geçeceğim. Şimdi kötü bir laf ederim başıma iş açılır" dedi.
Ara haber — Casusluk davası
Casusluk davasında savcılık mütalaasına karşı sanıkların ve müdafilerin beyanlarının ardından mahkeme heyeti ara karar için 1 saatlik ara verdi. Aranın ardından mahkeme ara kararını açıklayacak.
Ara haber — Casusluk davası
Necati Özkan'ın avukatı Kazım Yiğit Akalın, müdafi beyanında Hüseyin Gün'ün tutukluyken Sincan Cezaevi'ne götürüldüğüne dikkat çekti: "Bugüne kadar hiç söylenmedi, Hüseyin Gün de söylemedi, başka meslektaşlar değinmedi. Hüseyin Gün tutukluyken Ankara'ya götürülmüş. Sincan Cezaevi'ne konmuş. Neden, bilmiyorum; muhtemelen istihbari bir sorgulama yapılmış. Ben bunu dosyadan gördüm; Sincan'a yazı yazılmış çünkü. Hüseyin Gün, Silivri'deyken niye Sincan'a gitsin? Suç yeri diye iddia edilen yer İstanbul'ken, vesayeten sonra niye getirilsin?"
Akalın, sorgu neticesinde rapor bulunmadığını da vurguladı: "Bu sorgulama neticesinde önümüze Hüseyin Gün ile veya müvekkilimle bağlantılı bir casusluk raporu sunulmamış. O sorgu yapılmış belli ki ama önümüze bir casusluk raporu sunulmamış. Bunun da özellikle dikkate alınmasını talep ediyorum."
Ara haber — Casusluk davası
İBB Davası 37. duruşma gününde öğle arası verildi. Seza Büyükçulha savunmasını noktaladı, ardından avukatı Beyza Nur Acar savunma yaptı.
“Belediye işi olmayan, bırakın kendi işi, eşi, dostu, yedi sülalesinin herhangi bir işi olmayan biri rüşvet vermekle tutuklanıyor. Suçlandığım bir eylem yok, bir olay yok, savunulacak bir eylem bir konum da değil. Tam bir yıldır beni suçsuz olduğum halde cezaevinde yatırıyorsunuz ve bunun vebalini nasıl taşıyorsunuz deyip yerime geçip oturmak istiyorum.”
“Hatta tanık beyanları, bilirkişi raporu, MASAK raporu, banka hesap hareketleri… yani genel olarak ne sunabilecekse savcılık düşünse de benim ismim, yani Seza Büyükçulha geçmemiş. Peki ismim nerede geçiyor? Savcı Bey'in hazırladığı bir sayfalık yorum ve şema kısmında.”
“Cumhuriyet Savcılığı 3738 sayfa iddianame, 143 eylemden ibaret olduğunu belirtip… İddia makamı 143 eylemi anlatırken iddianamenin 103. sayfasında 1. eylem başlığıyla başlamış ve 143. eylemin 3268'inci sayfasında sonlandırmış. Bilmem ne iddiaları tam 3167 sayfa yazılmış. Ama benim ismim ne eylem suçlar kısmında, ne eylem belirtilerinde, ne eylemlerin sonuç anlatımı ve sonuç değerlendirme kısmında geçmemiş.”
“Sayın heyet, bizden suç örgütü çıkmaz. Çıkmaz! Bu fotoğraftan suç örgütü mü çıkar ya? Aile!”
“Biz sırtlanların arasına, çıyanların arasına, çakalların arasına atıldık ya 60 kişi. Hayatımın bir yılı boşu boşuna gitti, ömrüm gitmiş.”
“Tutuklanmama gerekçe olan Ertan Yıldız'ın ifadesini savcı bana hiç sormadı. Yani ilk günde sormamıştı, cuma günü de sormadı.”
“İlk ifademde 'Savcı beyle bir buçuk saat kadar sohbet ettik, muhabbet havasındaydı; bir sorgu havasında değildi' demiştim. Savcıya her şeyi anlattım ancak bunlar dosyaya girmedi; bana sorduğu şeyleri ve cevaplarını aldığı şeyleri buraya koymuş ama iddianameye yazmamış.”
“Ben kasa görmemiş adam değilim ha. Bizim savcı beyin üstü kadar büyük kasamız vardı. Trabzon hasır bileziğini dünyaya tanıtan adamdır benim babam.”
“İki tane sihirli sözcük var: 'Ekrem başkanın bilgisi dahilinde' veya 'Ekrem başkanın talimatlarıyla'. Bu iki sihirli cümleyi kuran hop dışarıdasın.”
İmamoğlu'nun avukatı Fikret İlkiz, müdafi beyanında temel hak ve özgürlüklerin sınırına vurgu yaptı: "Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının bir sınırı vardır. Bu sınır insan onurudur ve insan yaşamının korunmasıdır."
Ara haber — Casusluk davası
“Eğer 144. eylem çocukluk arkadaşı olmaksa ben tanık olayım. Mahalle arkadaşları, lise arkadaşlarını söyleyeyim.”
“Ne diyor? Örgüt lideri çocukluk arkadaşı olması nedeniyle... Olay neymiş? Eylem neymiş? Çocukluk arkadaşı olması nedeniyle. İnsan arkadaşıyla iş ilişkisi olmayan dostuyla toplantı mı yapar? İş ilişkim yok beyefendi, dostum o benim.”
“Bir yıl boyunca tutuklu kaldıktan sonra çağrılmasına şaşırarak, 'Savcı Bey, bir sene oldu. Bir sene, şimdi mi beni çağırıyorsun? Hayırlı olsun, benim sayemde başsavcı vekili olmuşsun' dedim.”
“Ama kendisine teşekkür ederim. Allah razı olsun. Gerçekten teşekkür ederim. Beni Aziz İhsan Aktaş davasına koymadın ama arkadaşımın davasına koyduğun için teşekkür ederim Savcı Bey. Şimdi ben arkadaşımın yanındayım, buna şükür dedim.”
“Beni cezaevinde SEGBİS'le bağladılar.. Hakim karşısına çıkacağım sandım. Özendim.. Pantolon giyip çıktım. Kağıtları aldım. 12 ay önce beni çağıran soruşturma savcısı ekranda.. 'Bir şeyler söylemek için mi çağırdınız Savcı Bey?' dedim. 'Üç gün sonra duruşmaya çıkacağım, Hakim Bey'e de söyledim' dedim.”
“Hepimiz suçsuz olduğumuzu bilmenin gururuyla burada da karşınızda da şerefimizle savunma yapabiliriz.”
“Koridorlardan geçerken kafası öne eğikti, gözümüze bakmıyordu. Biz ise dimdik durduk. Bir milim eğilmedik.”
“Aziz İhsan Aktaş kim? Hani Ekrem Başkan sizinle konuşmuştu ya Sayın Hakim. Demişti; '8 korumayla mahkeme binasına, kafası öne eğik, savcı koridorunda dolaşan..' demişti.. Sayın Hakim, ben kafam dik cezaevi aracıyla giriyorum. Onun için sizin yardımcı olmanız lazım ve davaya katkı sağlayabilmek için sizin dinlemeniz gerekiyor.”
“Siz Ekrem Başkan'a soru sordunuz sayın hakim, dediniz ki sizin için ifade veriyorlar dediniz. Ne husumet var sizle dediniz? Şimdi bu Cem Küçük'ün benle ne husumeti var? Bu soruyu Cem Küçük'e sorun. Seza Büyükçulha ile ne husumeti varmış diye sorun.”
“Cem Küçük'ün tweeti 23 Mayıs 2025, saat kaç? Öğleden sonra 7.25. Ben neredeyim sayın hakim biliyor musunuz? Ben uçaktayım. Akşam 6 uçağına bindim Trabzon'da, saat 8'de Sabiha Gökçen Havalimanı'ndaydım. Henüz emniyete girmemişim, kolluğa ifade vermemişim, savcıya ifade vermemişim, hakimin karşısına çıkmamışım. Ben daha uçaktayken, daha emniyete girmeden kasa olduğum söylenmiş. Kim söylemiş? Cem Küçük. Tanıyor muyum kendisini? Tanımam. Ne iş yapar? Twittercı.”
“Toplantıya gidiyorum ama ayakkabıma bakar mısınız? Beyaz spor ayakkabı, üstümde beyaz eşofman üstü, gri eşofman altı. Toplantıya böyle mi gidiyorum? Bu fotoğraf için 'toplantı için karşılama' dendi ama bu karşılama değil, karşılaşma.
Ya bu mu karşılamak? Bu kıyafet mi karşılamak? Ben arkadaşımı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nı bu kıyafetle karşılayacak kadar saygısız bir adam mıyım? Kendime saygım yok yani? Kendime saygım var, Ekrem Başkan'a saygım var Sayın Başkan. Ve nerede ne giyinmem gerektiğini, kime nasıl konuşmam gerektiğini bilirim.
Anlatıldığı gibi bir yemek yiyordum. Ekrem Başkan otele geldi, yanına gittim ve koridor boyunca yürüdük, restorandan geri döndük. Tesadüf. Karşılamak değil. Toplantı yok, bilgim yok, haberim yok. Hastaneye gidiyordum. Kapıda tesadüf, karşılama değil, karşılaşma. Beraber orada olduğumuz belirtilen başka bir gün aynı saatlerde bile orada değiliz.”
“Ekrem İmamoğlu benim çocukluk arkadaşımdır. Ayaklarımdan 12 Ekim'de ameliyat olmuştum, doktor bey havuz ve spor salonu önermişti. Doktorumun tavsiyesiyle o otele düzenli spor yapmaya gidiyordum. 6 Mart tarihinde 17 civarı otele gittim. Bir gün spor sonrası yemek yerken Ekrem'in otele geldiğini görüp, restorandan aşağı inerek selam vermek istedim. Sırf bu fotoğraf ve baz kayıtlarıyla, orada gizli toplantılara katıldığım yazıldı.”
“Fatih Keleş'le sohbetlerim çok azdı. Nasıl oluyor da beni Fatih Keleş'le birleştirip örgütte ona bağlı olan biri olarak gösterdiler? Fatih Keleş'in ağabeyi Zafer Keleş'i tanıyordum. Murat Keleş ve Mustafa Keleş'le ise 19 Mart'tan sonraki süreçte cezaevi ve duruşma salonunda tanıştım.”
Gün, casusluk suçlamasının köküne ilişkin olayları anlattı: "Rahmetli manevi annemin ricası üzerine, Sayın İmamoğlu'nu çok sevdiği için ve ilk seçim iptal edildikten sonra sadece 10 günlük sıradan bir sosyal medya analizi yaptırdığım için şimdi karşınızda casus olarak bulunuyorum."
Gün, İmamoğlu ile irtibatı olmadığını vurguladı: "Bugün Sayın İmamoğlu'nu yüz yüze üçüncü kez görüyorum. Kendisiyle ne öncesinde ne sonrasında herhangi bir irtibatım olmuştur. Dosyada da bu sabittir. Bir mesajım yoktur. Ne Sayın İmamoğlu'nun bana attığı ne de benim ona attığım herhangi bir mesaj yoktur."
Gün, Türkiye'ye dönüş tarihini iddialara karşı argüman olarak kullandı: "Ben 30 Haziran 2025'te ülkeme geri döndüm. Bu da resmi kayıtlarla sabittir. Madem casusum, neden ülkeme geri döndüm? Kimin casusuyum ben?"
Gün, iddianamedeki çelişkili devletlere de değindi: "İddianamede bir yerde İsrail deniyor, başka bir yerde İngiltere, başka bir yerde Amerika. Yatırımlarımın bulunduğu ülkelere göre ben aynı anda hem Mossad, hem CIA hem de MI6 ajanı olmuş oluyorum. Bu nasıl mümkün olabilir?"
Gün kendi kimliğini de tanımladı: "Sadece ocu, bucu, şucu olmadan Türk olmak yetmiyor mu? İlla bir mahalleden mi olmak gerekiyor? Ben sadece sade bir Türk vatandaşıyım. Ülkeme, toprağıma ve bayrağıma bağlı bir insanım."
Gün, seçimlerin halk iradesiyle kazanıldığını da vurguladı: "Seçimler yalnızca adaylarla kazanılmaz; halkın iradesiyle kazanılır. Bunun başka bir açıklaması yoktur." Son olarak yargıya güvenini ifade etti: "Ben sadece Yüce Türk yargısına güveniyorum. Tanrı şahidimdir. Bugün olmasa yarın, adaletin tecelli edeceğine inanıyorum."
Ara haber — Casusluk davası
Casusluk davasında sanıkların savcılık ara mütalaasına karşı beyanları sona erdi. Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ, Necati Özkan ve Hüseyin Gün'ün savunmalarının ardından duruşma müdafilerin beyanlarıyla devam ediyor.
Ara haber — Casusluk davası
Özkan, hem İBB hem Casusluk davasında somut delil bulunmadığını öne sürdü: "Burada bir siyasi dava görülüyor ve biz bu siyasi davada olmayan bir suçtan dolayı, yapmadığımız bir eylemden dolayı kendimizi savunmakla meşgul ediliyoruz. Dün de söylemiştim; olmayan bir koyundan çift post çıkarma çabası bu. Hem İBB davası hem casusluk davası. İkisinin anlatmaya çalıştığı şey de aynı ve ikisi de dayanaksız."
Özkan, iddianamelerin yorumlardan ibaret olduğunu da ileri sürdü: "İkisinde de herhangi bir delil yok; Sayın Savcı'nın yorumları var, o kadar. O yorumların hiçbirisi hiçbir tanığın ifadesine, hiçbir sanığın ifadesine, hiçbir delile, hiçbir gizli tanığın ifadesine falan da dayanmıyor. Tümüyle mücerret yorumlar."
Ara haber — Casusluk davası
Özkan savunmasını kapatırken adalet talebini yineledi: "Burada delile dayanmadan, ispata dayanmadan 'senden şüpheleniyorum, seni tutukluyorum' kafası var. Adalet yoksa hiçbirimizin uyacağı ve onaylayacağı bir irade söz konusu olamaz. Adaletin olmadığı bir iradeye hiç kimsenin boyun eğme ihtimali de kalmaz. Adaleti olmayan bir iradeye karşı durmak da bir vatandaşlık ve insanlık görevi olur."
Özkan bir Anglosakson deyişine de gönderme yaptı: "Bir masum içeride kalacağına 99 suçlu dışarıda gezsin evladır derler. Tek bir masuma zulmetmenin bütün bir toplumu çürütmekle eş anlama geldiğini söylerler."
Özkan masumiyetini ifade etti: "Ben masumum Sayın Başkanım, Sayın Heyet. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine hiçbir bilgi, belge toplamadım; hiç kimseye vermedim. Bununla ilgili hiçbir delil yok, hiçbir beyan yok bütün bu davanın ve dosyanın içeriğinde."
Özkan, mahkeme heyetinin ötesinde bir uyarı da yaptı: "Ey Türkiye'yi bugün yönetmekte olanlar ve ey potansiyel olarak Türkiye'yi gelecekte yönetebilecek olanlar; bilin ki Türkiye Cumhuriyeti yargı sistemi çökmüş. En azından bize bu işleri yapanların bulunduğu taraf çökmüş."
Son talebini de yineledi: "Beni, Ekrem Bey'i ve Merdan Bey'i lütfen bir an önce tahliye edin ve hızla beraat ettirin."
Ara haber — Casusluk davası
Yanardağ savunmasını kapatırken davayı bir "darbe rejimi" ve Cumhuriyet tasfiye süreci olarak niteledi: "Bu ülkenin cumhuriyetçilerine boyun eğdirmeye çalışıyorlar. Niye? Bir darbe rejimi var. Neden? Rejimi değiştirecekler. Niye? Cumhuriyetin tasfiye sürecinden geçiyor bu ülke. Niye Ekrem İmamoğlu'ndan korkuluyor? Çünkü onları yenebileceğini gösterdi."
Yanardağ, yargı içinde bir "paralel yapılanma" bulunduğu kuşkusunu dile getirdi: "Bir paralel yapılanma var. Ağır ceza savcıları ve sulh ceza hakimlikleri üzerinden giden, ciddi bu konuda kuşkum var. Ama ben adliyenin çok önemli bir bölümünün; Cumhuriyetin değerlerine, hukukun üstünlüğü ilkesine, evrensel hukuk normlarına uygun hareket ettiğini düşünüyorum."
Yanardağ son talebini de heyete iletti: "Mahkeme kararınız bunun böyle olup olmadığını açıkça ortaya koyacaktır. Toplumsal barışa katkıda bulunmanızı talep ediyorum. Mütalaayı olduğu gibi reddediyorum."
Ara haber — Casusluk davası
Özkan, iddianamedeki USOM raporunun kendi davalarıyla ilgisi olmadığını öne sürdü: "Öbür davada, İBB Büyük Davası'nda alınmış bir USOM raporu var. Bu USOM raporu da o davada asıl konu olan ve bu davanın da bir parçası edilen ama aslında tek şey: İstanbul Senin, İBB Hanem konularında bir veri sızıntısının olup olmadığı. Bu rapor incelendiği zaman, veri sızıntısının söz konusu olduğunun söylendiği tarihte ben Kandıra'da 3 aydır tutukluyum. Bizimle hiç alakası yok."
Özkan iddianamedeki delillerin başka konularla ilgili olduğunu da ileri sürdü: "Bu deliller başka konularla ilgili ve anlaşılan o ki sır niteliğindeki devlet işleriyle ilgili deliller. Casuslukla ilgisi yok, bizim konumuzla ilgisi yok."
Özkan ayrıca tutukluluğu süresince yöneticilere düzenli mektup gönderdiğini anlattı: "İlk günden itibaren hem kendi arkadaşlarıma, dostlarıma hem de Türkiye'yi yönetenlere mektuplar gönderdim. Her ay 'Hakikat Mektupları' adıyla bir mektup gönderiyorum. Bütün hükümet üyelerine, Cumhurbaşkanlığı'na, Adalet Bakanlığı'na, parlamentodaki bütün siyasi partilerin genel başkanlarına, 600 milletvekilinin tamamına, bütün yüksek yargı organlarına ve medyaya aynı mektubu her ay gönderiyorum."
Ara haber — Casusluk davası
Necati Özkan'ın ardından söz Hüseyin Gün'e geçti. Gün ilk olarak, ilk celsede İmamoğlu'nun vekili Demir'in örgüt yöneticiliği sorusuna cevap vermemesine açıklama getirdi: "Bu duruşmanın ilk celsesinde Sayın İmamoğlu'nun vekillerinden biri olan Sayın Demir'in tarafıma yönelttiği örgüt yöneticiliği sorusuna, bu casusluk davası ile bir irtibatı olmadığını düşündüğüm için o sırada cevap vermedim ve susma hakkımı kullandım. Fakat avukatım, savunmamın bütünlüğü açısından faydalı olacağı için bu soruya huzurunuzda cevap vermek istiyorum."
Gün, İBB davasında da yöneltilen "örgüt yöneticisi" iddialarını reddetti: "Ben bir örgüt yöneticisi değilim. Örgüt kurmadım. Bir örgüt üyesi de değilim. Varlığı ileri sürülen bir örgüte de bilerek yardım etmedim. Olmayan bir şey var olamaz." Gün dosyadaki diğer sanıklara yönelik suçlamaları da geri çevirdi: "Benimle bu dosyada yer alan kimseye casusluk iftirası atmadım, atmam."
Gün, ifadelerinin "etkin pişmanlık" olarak değerlendirilmesine itiraz etti: "Gerek TEM'de verdiğim ifadede, gerekse huzurunuzdaki savunmamda bildiğim her şeyi devlet terbiyesi ve kişisel haysiyet anlayışım içerisinde samimiyetle anlattım. Bu dosyada birlikte yargılandığım hiç kimse hakkında casusluk isnadında bulunmadım, bulunmam. Savcılığın bu beyanları etkin pişmanlık kapsamında değerlendirmesi tamamen kendi hukuki yorumudur."
Gün, kendi siyasi konumunu tanımladı: "Ben casus değilim. Jön Türk felsefesini kendine şiar etmiş, devletime sadece ve sadece devletime bağlıyım. Partili değilim ama benim için esas olan devlettir." Gün ayrıca MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin FETÖ açıklamasına atıfta bulundu: "Sayın Bahçeli'nin 31 Mart 2026'da meclisteki grup toplantısındaki konuşmasını referans göstereceğim. O günkü konuşmasında Sayın Bahçeli, FETÖ'nün hortladığını ve tekrardan aktifleştiğini söylemiştir. Bu minvalde bu iddianame külliyen yok hükmündedir."
Gün, kendi konumunu ve yurtdışındaki çalışmalarını da savundu: "Yurtdışında devlet yararına olduğunu düşündüğüm çeşitli faaliyetlerde de bulundum." İddianamenin temel sorulara cevap vermediğini ifade eden Gün, "Bu iddianame hukuken yok hükmündedir. Çünkü ortada cevaplanması gereken temel sorular var: Ben kimin casusuyum? Hangi devlet sırrını ele geçirdim? Kime servis ettim? Bundan nasıl bir çıkar sağladım?" diye sordu.
Ara haber — Casusluk davası
Yanardağ, savunmasında iddianameyi TELE1'in finansman kaynağını araştırma çabası olarak niteledi: "Televizyonun finansman kaynağı ne? sorusuna cevap aranıyor. Çünkü onlar bir gazetecilik başarısının böyle bir sonuç doğurabileceğine inanamadılar. Cezalarla geldiler, soruşturmalarla geldiler. RTÜK cezalarıyla, mali ambargolarla geldiler. Reklam veren firmalara vergi müfettişleri göndererek televizyon yayınlarını engellemeye çalıştılar. Anayasal güvence altında olan basın ve ifade özgürlüğü ağır ve vahim biçimde ihlal edildi."
Yanardağ TELE1'in iradesini de savundu: "Burada bir gazetecilik başarısı var, bir irade var. Deyim uygunsa bu cumhuriyetçi bir iradedir, devrimci bir iradedir, yurtseverlik iradesidir; mesleğe ve gerçeğe sadakattir. TELE1'in finansman kaynağı TELE1'in izleyicileridir. Bu halkçı, toplumcu bir finansman modelidir."
Yanardağ, savcılığın iddianamede WhatsApp mesajlarını çarpıttığını da ileri sürdü: "Benim Hüseyin Gün'le bir WhatsApp mesajımın yarısını alıp yarısını almamak olabilir mi? Hüseyin Gün mesajında CHP videolar hazırlamalı, sosyal medya mesajları paylaşmalı diyor. Baş tarafını kesmişler; sanki bana talimat vermiş gibi bir anlam çıkıyor. Ayıp. Gerçekten ayıp."
Yanardağ, Hüseyin Gün'ün etkin pişmanlığa zorlanmaya çalışıldığını ileri sürdü: "Bu dosyada anlaşılan şu: Hüseyin Gün bir itirafçı olmaya zorlanıyor; yoğun ve ağır bir baskı altında. Dün burada ifadesini dinlediğimde bunu gördüm. Bize karşı kışkırtılmış, biz aleyhimize ifade vermeye zorlanmış. Casusluk suçunda aslında etkin pişmanlık olmamasına rağmen savcılık Etkin pişmanlıktan yararlan diyor."
Yanardağ para iddialarını da reddetti: "Bir şoföre TELE1'e para götürdüm dedirtiyorlar. Oysa Hüseyin Gün'ün ifadesinde önemli miktarda para gönderdiğine ilişkin bir beyan yok. Kendisi de Ben para göndermedim diyor."
Ara haber — Casusluk davası
Necati Özkan, savunmasında dosyanın asıl odağının Hüseyin Gün olduğunu ileri sürdü. Özkan, "Hüseyin Gün'ün üst düzey devlet görevlileriyle ilişkilerine" dikkat çekerek "Burada başka bir gerçeklik ortaya çıkıyor" dedi: "Çünkü dosyaya tekrar baktığımda, Hüseyin Gün'ün devlet kurumlarıyla, hatta 15 Temmuz sonrasında FETÖ'ye karşı yürütülen süreçlerde devletle temas hâlinde çalıştığını gösteren bilgiler olduğunu gördüm."
Özkan iddianamedeki raporlara dikkat çekti: "İddianamenin başındaki bazı raporlara tekrar baktım. Orada görüyoruz ki; Cumhurbaşkanlığı düzeyinde yurtdışı temaslarına ilişkin organizasyonlar yapılmış. Örneğin: İngiltere Başbakanı ile görüşme organizasyonu, II. Elizabeth ile temas kurulması girişimleri, hatta Donald Trump ile görüşme organizasyonlarına ilişkin çalışmalar..."
Özkan şu sonuca vardı: "Buradaki asıl hikâye bizimle ilgili olmayabilir. Asıl mesele, Hüseyin Gün ve çalışma çevresindeki insanların bazı şirket verilerine nasıl ulaştıklarıyla ilgili olabilir. Dosyada bunun izleri var."
Ara haber — Casusluk davası
Yanardağ, savunmasında kamuoyu araştırmalarına atıfta bulundu: "Halkın yüzde 85'i bu davaya inanmıyor. Bu şu demek; AK Parti'ye ve MHP'ye oy veren yurttaşların önemli bir bölümü de bu davaya inanmıyor."
Yanardağ, savcının mütalaada hâlâ kurumlardan bilgi istemesine de tepki gösterdi: "Şimdi Sayın Savcı mütalaasında işte yazı yazılmasını, İletişim Başkanlığı'na yazı yazılmasını talep ediyor. Deliller toplanmadı mı? Nasıl toplanmamış olabilir ya? Dalga mı geçiyorsun? Böyle bir yaklaşım olabilir mi? Bu, insanları özgürlüğünden mahrum etmektir; özgürlüğünden alıkoymaktır."
Ara haber — Casusluk davası
Yanardağ'ın savunmasının ardından söz Necati Özkan'a geçti. Özkan, iddianameyi "çıkarcı" olarak niteledi: "Bu iddianame ideolojik değil; tamamen pragmatist, yani çıkar amaçlı bir iddianamedir. Türkçesiyle söyleyeyim: Bu bir 'çıkar iddianamesidir.'" Özkan iddianamenin hedeflerini de sıraladı: "Tek bir hedef vardır: Ekrem İmamoğlu'nu içeride tutmak, Merdan Yanardağ gibi isimleri baskı altında bırakmak, mal varlıklarına el koymak ve siyasal sonuç üretmek. Özeti budur."
Ara haber — Casusluk davası
İBB Davası 37. duruşma günü Silivri Marmara Cezaevi Kampüsü'nde açıldı. Duruşma, Ekrem İmamoğlu'nun çocukluk arkadaşı Seza Büyükçulha'nın savunmasıyla başladı. Büyükçulha, iddianamede İmamoğlu'nun "gizli kasa"sı olarak yer alıyor.
İmamoğlu savunmasını kararlı bir kapanışla noktaladı: "Direnmek kadar büyük bir mücadeleyi vermenin kararlılığı içerisindeyiz. Bu mücadelenin sonucu da milletin zaferiyle sonuçlanacaktır. Bu buradan bilinsin."
İmamoğlu mahkeme heyetinden son talebini yineledi: "Türk yargısının şerefli, namuslu fertleri olarak, bu yüz karası durumdan bu milleti bir an önce kurtarın. Başınızı yastığa rahat koyamazsınız, çok net. Bu ülkenin rayından çıkmış bu yargı düzeninin düzelmesine katkı sunmak zorundasınız. Hukukun, adaletin namusunu koruyun."
Ara haber — Casusluk davası
İmamoğlu, mahkeme heyetine doğrudan seslenerek yargıya yönelik anayasal sorumluluğa dikkat çekti: "Bu süreçte İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı eliyle yürütülen bütün bu hukuksuz işlemlerde; imza atanlar, talimat verenler, sürecin içinde yer alan herkes anayasal düzeni zedeleyen bir sorumluluğun altındadır."
İmamoğlu, toplumun yargıya güvensizliğini de gündeme getirdi: "Bugün milletin büyük çoğunluğu artık yargıya güven duymadığı için 'Allah beni mahkemeye düşürmesin' diye dua ediyor. İnsanların bu hale gelmesine sebep olan tabloya siz seyirci kalamazsınız. Kalmamalısınız. Birileri hukuka tekme vuruyor olabilir ama siz bunu yapmamalısınız."
Ara haber — Casusluk davası
İmamoğlu, iddianamenin diğer kamu kurumlarını aşağıladığını ve davanın ekonomik bedelini gündeme getirdi: "İstihbarattan, bakanlıklardan birçok kurumunuzu aşağılayan bir dille sırf İmamoğlu'nu suçlamak için iddianame yazdılar, hala savunuyorlar. Savunsunlar... Durum sadece kötü bir davaya dönüşmemiş; aynı zamanda milletimizi hukuksuzluk ve adaletsizliğe mahkum ettiği gibi, yurttaşlarımızı ekmeğinden de etmektedir."
İmamoğlu davanın enflasyonla doğrudan bağlantılı olduğunu ileri sürdü: "Şu duruşmanın, yan taraftaki duruşmanın ve diğerlerinin ülkedeki enflasyonla direkt ilgisi var. 1 yılı aşkın süredir, 14 aydır bu ülkede yaşananların 250-300 milyar dolara yakın maliyeti olduğunu ben değil; dünya ve Türkiye'deki bütün üst düzey ekonomistler söylüyor. Avrupa'da enflasyonda sonuncuyuz, dünyada beşinciyiz. Onun için toplum sadece adaletsizliğe mahkum edilmiyor, ekmeği çalınıyor."
Ara haber — Casusluk davası
İmamoğlu, davayı İBB Başkanlığı'na yönelik bir siyasi imha stratejisinin parçası olarak niteledi: "Bu iddianameyle yapılmak istenen şey şudur: Ekrem İmamoğlu'nu siyaseten imha edelim, bunun devamı için bir suç daha uyduralım. On üçüncü mü oldu, on dördüncü mü oldu bilmiyorum. Bir suçlama daha yaratalım, fırsat bu fırsat diyerek başka alanlara da çökelim anlayışı vardır."
İmamoğlu somut örnekler de verdi: "Necati Özkan'a ek tutuklama yaratalım. Merdan Yanardağ'ın kanalına çökelim. Fırsat bulursak onu da başka birine devredelim. Mesele budur. Manzara bu kadar acıdır."
Ara haber — Casusluk davası
İmamoğlu, sözlerinin sonuna doğru doğrudan mahkeme heyetine seslendi: "Bu mudur yani dünya? Yani yaşadığımız Türkiye, dünya ya da milletimiz ya da inancımız bu mudur yani? Bu mu bize öğretildi? Onun için mi memleket, 103 yaşında bir Cumhuriyet var ya da bizler onun için mi büyüdük, yetiştik; sizler o koltuktasınız, bizler buradayız?"
İmamoğlu mahkemenin makamını "kutsal" olarak niteledi: "Siz çok kutsal bir makamda oturuyorsunuz Sayın Başkan, Sayın Heyet. Bu makam öyle bir makamdır ki, kimseye bağlı olmaması gereken, yalnızca hukuka bağlı olan bir makamdır. Siz 86 milyon insan adına karar veriyorsunuz. Hiçbir etkinin altında kalmamanız, hiçbir talimat almamanız gereken bir makamdasınız."
İmamoğlu, "Ama şükürler olsun ki bir avuçlar, bir avuç. Bu kadar; elimin içi kadar. Temsil ettiğiniz bu koltukta, bu ağır suçu işleyen bu bir avuç muhterisin suçuna ortak olmamalısınız, olamazsınız" diye ekledi.
Ara haber — Casusluk davası
İmamoğlu'nun beyanı sona erdi, söz Merdan Yanardağ'a geçti. Yanardağ, iddianameyi tarihsel emsallere gönderme yaparak reddetti: "Amerikancı bir iktidar, emperyalizmin iş birlikçileri bu ülkenin yurtseverlerini, solcularını, cumhuriyetçilerini casuslukla suçlamaya kalkıyor. Bu iddianamenin bir hedefi var: TELE1'i susturmak ve Ekrem İmamoğlu'nu yıpratmak. Öyle bir iddianame ile yüz yüzeyiz ki ben 12 Eylül mahkemelerinde yargılandım, 12 Eylül döneminde böyle bir iddianame yoktu. 12 Eylül'de insanlar siyasi suçlamalar ile çıkıp kendilerini savundular."
Yanardağ, iddianamenin biçimsel ve maddi hatalarına dikkat çekti: "Bu iddianame gerçek anlamda bir siyasi savunmayı bile hak edecek bir donanıma, niteliğe, içeriğe sahip değil. Dili bir kere bozuk, Türkçesi bozuk. Sahte belgeler var. Ya bir ülkenin Cumhuriyet Savcılığı sahte belge koyabilir mi? Verilmemiş ifadeleri verilmiş gibi gösterebilir mi? Çarpıtabilir mi?"
Yanardağ, iddianamenin kendi mesajlarını seçici alıntıladığını da öne sürdü: "Benim mesajımın yarısını alıp yarısını almamazlık olabilir mi?" Türk gazeteciliğinin tarihsel kimliğine de gönderme yaptı: "Bu ülkede gazeteciler Namık Kemallerin soyundan geliyor, Amerikan askerini denize dökenlerden geliyor." İmamoğlu'nun siyasi tehdidi üzerine de konuşan Yanardağ, "Ekrem İmamoğlu'ndan neden korkuluyor? Çünkü yenebileceğini gösterdi" dedi.
Yanardağ, davanın yapısal hedefini de tanımladı: "Mahkeme kararları üzerinden oluşturulacak bir içtihatla bir dikta hukuku inşa etmeye çalışıyorlar."
Ara haber — Casusluk davası
İmamoğlu, savunmasında bu davanın sadece kişisel bir zarar olmadığını vurguladı: "Bugün burada verilen zarar sadece kişilere verilmiş bir zarar değildir. Asıl zarar yargı kurumunun kendisine verilmektedir. Dolayısıyla toplumun adalet duygusuna zarar verilmektedir. Toplumsal barışa zarar verilmektedir. İnsanlar kutuplaştırıldı. Bölündü. Parçalandı."
Yanardağ ve Özkan'ın tutuklanmasına değinen İmamoğlu, "40 yıllık bir gazeteciyi tutukluyorsunuz. 42 yıllık bir iletişimciyi tutukluyorsunuz. Merdan Yanardağ ve Necati Özkan gibi bu ülkenin yetiştirdiği iki aydını, iki fikir insanını 'casusluk' ve 'vatan hainliği' suçlamalarıyla tutukluyorsunuz. Millet buna bazen acıyla, bazen kahkahayla tepki veriyor" dedi.
İktidar geçişine de gönderme yapan İmamoğlu, "Hiç kimse bulunduğu makamın tapusuna sahip değildir. Millet isterse gelir, 'Güle güle' der ve gönderir" dedi. "Bu ülkenin başından kimsenin yaralanarak, zedelenerek gitmesini istemem" diyen İmamoğlu, "Tarihte bunun örnekleri vardır ve toplumların hafızasında kara lekeler olarak kalmıştır" diye ekledi.
Ara haber — Casusluk davası
İmamoğlu, mahkeme heyetinden Necati Özkan ve Merdan Yanardağ'ın tahliyesini talep etti: "Sayın Necati Özkan ve Merdan Yanardağ tahliye edilsin. Türk yargısının şerefli yüzleri olarak bu milleti bir an önce kurtarın. Başınızı yastığa rahat koyamazsınız çok net. Hukukun namusunu koruyun. Bu dava Casusluk davası değil vatanın bekası için çok önemli bir davadır. Bu zulme son verin."
Ara haber — Casusluk davası
İmamoğlu, tutuklama talebine karşı beyanında Anayasa'yı sorguladı: "Türkiye'nin bir Anayasa'sı var mı diye sormak lazım. Bu koşullar altında böyle bir iddianameye, böyle uyduruk siyasi bir iddianameyle neyin tutuklaması ya, yazık. Böyle bir suçlamanın düşünülmesi bile akıl dışıdır." İmamoğlu siyasal iktidarın "gayrimeşru hale geldiğini, mevcudiyetini korumak için Türkiye'ye zarar verdiğini" söyledi ve "Tutuklamaya karşı beyanımı sordunuz. Neyin tutuklaması ya, yazık, utanç verici" diye ekledi.
Ara haber — Casusluk davası
İmamoğlu, savunmasında savcının üç gündür tek bir soru sormamasına dikkat çekti: "Ben savcı beye dönüp bunları söylüyorum ama o yazının kim tarafından hazırlanıp buraya gönderildiğini de biliyorum. Ben bunu yaşadım."
İmamoğlu, kendi İBB yönetim anlayışıyla karşılaştırma yaptı: "İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde görev devraldığım dönemde insanların nasıl suskun hale getirildiğini gördüm. Yöneticilerime ilk söylediğim şey şuydu: Fikri hür, vicdanı hür olun. Bana itiraz edin, beni eleştirin, yanlışımı söyleyin. Siz kendi alanınızın uzmanısınız; ben sizin bildiklerinizi bilemem." İmamoğlu geçmiş tecrübesine gönderme yaptı: "Benim olmadığım yerde susacaksınız, kafanızı öne eğeceksiniz diyenleri gördüm yaşadım."
Ara haber — Casusluk davası
İmamoğlu, savunmasında mahkeme heyetine seslenerek MİT Başkanı'nın tanık olarak dinlenmesini istedi: "Sayın başkan, sayın heyet, başka hangi bilgiye ihtiyacınız var? Geçelim yani, geçelim. Ha, şunu deseydi anlardım: Şimdiki MİT Başkanı gelsin, bir dinleyelim. Vay, ne cesur bir iddia makamı derdim. Mesela gelsin konuşsun. Niye lal oldu? Niye konuşmuyor?" İmamoğlu, "Veya geçmiş dönemlerde şahsın daha iyi anlatılması, anlaşılması için bakanlık yapmış insanlar ya da Cumhurbaşkanı yardımcılığı yapmış insanlar gelsin dinlensin deseydi 'Aa ne kadar güzel, bravo' derdim ve bunlar olsaydı bir mantığı vardı ama yok" diye ekledi.
"Yüce yaradan şahit, siz de şahitlik ediniz ki kimse dokunulmaz değildir. Kimse dokunulmaz kalmamıştır. Gün gelir, dokunulmaz haliyle millet huzurunda hesap verirler. Onun için bilsinler ki asla kimse dokunulmaz değildir, olamazlar" diyen İmamoğlu, mahkeme heyetine de seslendi: "Hem şahsınız adına, hem bu millet adına, hem de bu milletin geleceği adına bu zulmü bir an önce bitirmelisiniz. 2 gündür tüm detayları aslında dinlediniz. Yani buradan yine böyle bir masal çıkacağını ben biliyorum ama sizlerin bir masal dinlemediğinizin farkındayım ve lütfen bizi yanıltmayın."
Ara haber — Casusluk davası
Savcının ara mütalaasının ardından kürsüye gelen Ekrem İmamoğlu, iddia makamına sert tepki gösterdi: "Bu iddianame hukuk cinayetidir. Talimat doğrultusunda her şeyi yapabilecek kişilerdir. İddia makamının ipe un sereceğini tahmin ediyordum. Benim için fark eden bir şey yok. Aynı kara düzen devam etmektedir. İddia makamı siyasi iktidara bağlı bir ofis gibi çalışmaktadır."
İmamoğlu davayı "siyasi" olarak niteledi: "Bu dava, iktidarı korumak isteyen bir zihniyetin ve yargı içerisindeki aparatlarının hazırladığı bir kurgudur. Üstelik kötü bir kurgu. Gerçekten absürt, akıl dışı ve gerçeklikten kopuk bir kurgu. Ortada ne somut bir delil ne de gerçek bir beyan olduğu hâlde, 'deliller ortada' diyebilen bir iddia makamıyla karşı karşıyayız."
İmamoğlu, sürecin önceden planlandığını öne sürdü: "Bu sürecin aylar öncesinden planınlandığını artık hepimiz görüyoruz. Kapalı kapılar ardında konuşulduğunu, insanların korkutulmaya çalışıldığını, 'casusluk dosyası hazırlanıyor' diye daha Temmuz aylarında bazı kişilere mesajlar gönderildiğini dün de dinledik, bugün de başka salonlarda duymaya devam ediyoruz."
İddianameyi hazırlayanlara yönelik konuşan İmamoğlu, "Bu insanlar çıldırmış, gözü dönmüş. Menfaati doğrultusunda her şeyi yapabilecek insanlar" dedi. İmamoğlu, iddianameyi hazırlayanların "kariyer, makam ve terfi uğruna her şeyi yapabilecek bir anlayışı" temsil ettiğini, "bir kısmının bugün geldikleri makamlarla bunun karşılığını da aldığını; kimi bakan, kimi bakan yardımcısı, kimi genel müdür olduğunu" söyledi. "Anayasal suç işlemiştirler. Devam ediyorlar ve edecekler" diye ekledi.
"Yüce Türk yargısının bu şekilde aşağılanmasına katkı sunan uygulamaları derin bir üzüntüyle takip ettiğimi söylemek zorundayım" diyen İmamoğlu, "Bu iddianame, iftiraname, terfiname gerçekten bir hukuk cinayetidir. Yazıktır, günahtır. Bu memlekete yazıktır" ifadelerini de kullandı.
Ara haber — Casusluk davası
Casusluk davasında duruşma savcısı ara mütalaasını açıkladı. Savcı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ, İmamoğlu'nun siyasi danışmanı Necati Özkan ve Hüseyin Gün'ün tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesini talep etti.
Savcı; BTK, MİT ve TEM Şube Müdürlüğü'ne müzekkere yazılarak ibb.gov.tr uzantılı sistemlere erişim sağlayan kullanıcı IP kayıtlarının, erişim tarih ve saat bilgilerinin, log kayıtlarının ve mail oturum kayıtlarının tespit edilmesini istedi. MİT ve TEM'den ayrıca iddianamenin 111, 122 ve 123. sayfalarında yer alan e-mail adreslerinin gerçek olup olmadığının ve içeriklerde adı geçen kişilerin suç tarihlerinde İBB'de çalışıp çalışmadıklarının araştırılması talep edildi.
Mütalaada ayrıca kurumsal mail server, VPN, active directory ve uzak erişim sistemleri üzerinden bağlantı kurulup kurulmadığının tespiti; yetkisiz erişim, veri sızıntısı veya hesap ele geçirme bulgularının araştırılması istendi. İddianame ve dijital inceleme raporlarındaki bilgi ve belgelerin "devletin güvenliği veya iç ya da dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgiler" niteliğinde olup olmadığı yönünde değerlendirme yapılması da talep edildi.
Tanıklar hakkında işlem tesis edilmesini isteyen savcı, sanıklar ve müdafilerinin taleplerinin "dosyaya yenilik katmayacağı" gerekçesiyle reddini istedi. Delil toplama işlemlerinin henüz tamamlanmadığını ve adli kontrolün bu aşamada yetersiz kalacağını savunan savcı, tüm tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verilmesini talep etti.
Ara haber — Casusluk davası

