Murat Kapki
İş İnsanı
Sanık
·Tutuklu
19 Mart 2025
Tutuklandı
29. Duruşma Günü · 29 Nisan 2026
37. Duruşma Günü · 13 Mayıs 2026
18:55
18:58
Fark etmez ki. Kültür arşivinin evrakında olan bir şeyi senin dışarıda bir şirkete veriyorsun sonuçta. Benim şirketime herhangi bir evrak gönderdin mi sen? Benim şirketime herhangi bir evrak gönderdin mi? Neden Serdar Haydanlı'ya gönderiyorsun? Peki Serdar Haydanlı ile para trafiğinde bulundunuz mu birbirinizle?
38. Duruşma Günü · 14 Mayıs 2026
12:01
2 Mart'ta verdiğim 'etkin pişmanlık' ifadesini ailemi korumak için verdim — bugüne kadarki ifadelerimi unutun, önceki ifadelerimin hepsini lütfen bir kenara bırakın. İlk kez bugün hür irademle ve tüm çıplaklığıyla hakikati sizlerle paylaşacağım. 15 aydır içerideyim, beni çok kötü bir adam olarak lanse ettiler. Hakkımda o kadar çok kara propaganda yapıldı, o kadar çok yalan haber yapıldı ki bu adamın bir ailesi, çoluğu çocuğu var mı demeden tamamen yalan ve uydurma haberlerle benimle ilgili olmayan olumsuz bir algı yarattılar. Bugün savunmam aracılığıyla hem size hem de kamuoyuna kendimi izah edeceğim. Suçlamalara cevap vermek için değil hakkımda çizilen yapay karakteri silmek için buradayım.
Savunmanın açılış cümlesi
12:03
Kızım küçük, tutukluluk süremde onu bir şekilde kandırabilmiştik ama 8,5 yaşındaki oğlum Burak, yokluğumdan dolayı depresyon tedavisi görüyor, ilaç kullanmaya başladı, 25 kilo aldı. Eşim evde televizyonu bile açamıyor; herhangi bir haberde babasını görüp kötü bir şey duymasın diye. Verilen her tutukluluk kararı dosya dışında da hayatları parçalıyor. Çocuklarımın büyümesine tanıklık edemiyorum. Ailemin temel geçim kaynağıyım. Uydurma iddialarla hapisteyim. Benim tutukluluğum yetmezmiş gibi kardeşimi ve çalışanlarımı tutukladılar. Eşim, kardeşim ve arkadaşım tutuksuzların içinde, avukatım da sanık. Kendi yüküm dışında çok sayıda yük taşıyorum.
12:04
Televizyonlarda anlatılan gibi biri değilim. Medya, sanki bir suç imparatoru yaratmak istercesine her gün farklı bir kimliğe büründürdü beni. Önce Ekrem İmamoğlu'nun kasası ilan ettiler. O bitti, rüşvetçi iş adamı oldum. Baktılar rüşvet yok, İBB'den ihale alıp milyoner olan adam dediler. O da bitti, naylon faturacı oldum. En son tarihi eser kaçakçısı olduğumu duydum efendim. Sonra hepsi birden sustu. Ek ifade vermeye gittikten sonra televizyonlar benimle ilgili haber yapmamaya başladı. Gazeteciler sustu. Onları savunmamda burada tek tek ele alacağım.
12:07
12:08
12:12
BVA adlı şirketi kurdum, artık daha kurumsal bir yapı inşa etmek istiyordum. Bu süreçte 30 yıllık arkadaşım Hüseyin Köksal geldi, tekstilin durma noktasına geldiğini, ailesinden bağımsız bir iş yapmak istediğini söyledi. Ona reklam sektörünü anlattım. %20 benim, %80 onun olacak şekilde anlaştık; o parayı getirecekti, ben de reklam sektöründeki hünerimi ve becerimi koyacaktım. Kuzenini ortak olarak koyacağını söyledi. Belediye ihalesi almak için yeni şirket açmama gerek yoktu, zaten her belediyeyle iş yapıyordum. Sektördeki başarılarımdan dolayı 2021 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın elinden ödül aldım — İBB iddianamesi bu ödülün "çıkar amaçlı kullanıldığını" iddia ediyor.
12:13
12:19
Burada yargılanan reklamcı arkadaşlarımızı bir odaya koysanız, ihalelerle ilgili fiyat teklifi verin derseniz hepsi 3 aşağı 5 yukarı aynı rakamları verir başkanım. Çalışma prensibi hep aynıdır, işin doğası budur. Yani kimin ne kadar teklif vereceği önceden belliymiş gibi bir ima yapılıyor; bu kesinlikle asılsız. Kimse bana gelip 'sen ihalede şu rakamı ver' diye dayatamaz.
12:20
12:21
12:29
12:30
Biz bir açık hava şirketiyiz. 2020 yılında pandemiden dolayı uygulanan sokağa çıkma yasakları nedeniyle satış yapamadık. Aslında biz bir risk satın aldık; pandemi bir yıl daha sürseydi biz batacaktık, o zaman herhalde burada da olmayacaktık, bu iddiaların hepsi yalan olmuş olacaktı. Batan bir şirket herhalde buraya konu olmazdı. İddianamede belirtildiği gibi 2021'den sonra olağanüstü bir karlılık elde etmedik; yasakların kaldırılmasıyla kârlılığımız arttı. 2021'den sonra reklam piyasasının geldiği hal — ilk defa böyle bir açlık, böyle bir şey görülmedi. Bütün reklamcılar o dönemde altın çağlarını yaşadı. Bizim de o süreçte doluluk oranlarımız artmaya başladı. %100 dolulukla satış yapan hiçbir reklam firması bulamazsınız, göremezsiniz — yoktur zaten.
12:40
Kar/ciro hesabı, usulsüzlük çıkarılmak için bilerek yanlış yazılmış. Şirketim hakkında düzenlenen MASAK raporunda 2020'de oran 0,45 (zarar), 2021'de 0,21 kâr, ancak 2024'e gelince birdenbire kârlılık oranı 2,53'e çıkmış. 2020-2023 arasında net kar bölü satış işlemi yapmışlar; 2024'te ise işlemi terse çevirip ciro bölü kar yapmışlar. Doğru işlem yapsalardı kârlılığımız 0.30 olacaktı. Yani matematiksel olarak karlılık katımı 2 katına çıkarmışlar. Avukatlarım sağolsun onlar bunu buldu — eğer o hesap hatasını fark etmeselerdi ne olacaktı? Sözde biz ciromuzun 2,5 katı kâr etmişiz; hangi şirket cirosunun 2,5 katı kâr eder? Sırf 'burada olağanüstü bir varlık artışı var, bu para suç örgütüne gidiyor' diyebilmek için işlemi terse çevirip rakamı büyütmüşler. Savcılar bu raporu olduğu gibi almış, hiç inceleme, araştırma, kontrol dahi yapılmamış. MASAK ve savcılık bu işte rüşvet görmüş, akıl alır gibi değil; hiçbir ticari faaliyet bilmiyorlar, yatırım maliyetinden hiç mi haberleri yok? İhaleyi alır almaz ertesi gün para kazanmaya başladığımızı sanıyorlar. İddianame bize fiilen şunu söylüyor: 'Ticarette para kazandıysan suç işlemişsindir, bunun kabul edilebilir bir tarafı yoktur.' Hiçbir suçumuz olmadığı için MASAK raporuyla, tevdii raporuyla, bilirkişi raporuyla, vergi raporuyla hatalı tespitler yapıp hakkımızda suç üretiyorlar. Cem Küçük yayınlarda hakkımda MASAK raporları olduğunu söylüyor; asıl skandal burada. Yemin ediyorum baştan sona çarpıtılmış: raporda ben Kültür A.Ş.'den para alıyorum diye yazıyor, oysa ben para veriyorum. MASAK raporuyla ilgili suç duyurusunda bulunacağız.
Kapki, kar/ciro hesabını gösteren belge paylaştı.
12:42
Televizyonda yine o bazı kanallardaki arkadaşlar 'Kapki hakkında şöyle MASAK raporları var' diye yırtınıyorlardı. Tek başıma izliyordum odamda, tek başıma konuşmaya başladım sinirden. Uydurma raporlarla suç üretiliyor. Savcı, benim lehime olan raporları da toplamak zorunda değil mi? Elindeki raporların doğruluk hakkını kontrol etmek zorunda değil mi?
12:43
İddianamedeki 61, 62 ve 63. eylemlerden sorumlu tutuluyorum. Üç ihale sebebiyle suçlanıyoruz. Aslında Kültür AŞ ile dört ihale yaptık ama biri Ekrem İmamoğlu dönemi öncesi olduğu için iddianameye konulmamış. Bu ihalelerin alındığı tarihler 2020 ve 2023; 2023'teki ihale de 2020'de aldığımız ihalenin uzatması, yeni bir ihale değil. Bunların dışında girip kazanamadığımız bir sürü ihale var. 23 senedir ihalelere giriyorum. Bilirkişi raporlarına göre reklam işini yapabilecek onlarca ulusal ve uluslararası firma mevcut, ancak bilirkişi 'rekabet azaldı' diyebilmek için neredeyse mahalle esnafının ihaleye girememesini bilimsel bir veriymiş gibi ortaya koymuş. Mahalle arasındaki kırtasiyecinin veya düğün organizasyonu yapan şirketin de NACE kodunda 'reklam, tanıtım' yazabilir; sadece koduna bakılarak analiz yapılır mı? Çağlayan Adliyesi'nin orada yaptığımız bir işi Piyalepaşa Bulvarı olarak yazmışlar; hem Çağlayan hem Piyalepaşa olarak listelenmiş. Sonradan bilirkişi raporunda 'liste dışı kullanım var' demişler. Bu doğru değil. Resmen sahtekarlık yapmışlar.
12:44
Fesat karıştırıldığı iddia edilen ihaleler bizim aldığımız ihaleler değil bu arada Başkanım; bakın bu çok önemli. Bana 'ihaleye fesat karıştırdın' diyorlar ama benim aldığım ihalede fesat yok. İddianame ise ana ihalede fesat olduğunu yazıyor. Ana ihale, İBB'nin yaptığı ve Kültür AŞ'nin kazandığı ihaledir. Biz ana ihalenin katılımcısı dahi değiliz. Katılmadığım bir ihaleye nasıl fesat karıştırabiliyorum? Bunu da anlamış değilim.
12:45
12:46
12:47
12:48
12:53
12:55
Ben ihale aldığım için suçlanıyorum. Eğer bu suçsa AKP dönemindeki tüm ihaleler de suç sayılmalı. İBB'nin reklam alanlarını uzun yıllardır işletenlere suç isnat edilmiyor. İhale süreçleri Ekrem İmamoğlu'ndan önce de aynıydı, onun dönemi başladıktan sonra da prosedür değişmedi. İlbak'lar da aynı ihaleleri, birebir aynı şekilde aldılar. Ama iddianamede yoklar. "İtirafçı oldu" denildi, etkin pişmanlıktan yararlandılar dendi — o da yok; etkin pişman da değillermiş. Dosyada İlbakların adı geçiyordu ama iddianamede yoklar. Onlar da benimle aynı ihaleleri aldılar. 19 Mart'ta benimle beraber alındılar, aynı otobüsle Silivri'ye getirildik, yan yana oturuyorduk. Benim suçlu, onların suçsuz sayılmasının sebebi nedir? Cevabını veremeyeceğinizi biliyorum ama soruyorum. Biz neden buradayız peki? Kültür AŞ'den yıllar boyunca aynı usulle ihale aldım. Bazı reklamcılar dosyada sanık bile değil. El insaf; kişiye göre muamele yapılıyor Başkanım.
13:01
14:55
14:58
İşte o MASAK raporlarını şu an tek tek açıklıyorum. MASAK raporları var ama yemin ediyorum hepsi çöktü. Bu rapor benim tutuklanmama ve mal varlığıma el konulmasına dayanak yapılmış; ama baştan sona yanlış ve çarpıtılmış Başkanım. Raporun anlattığı hikaye şu: BVA Kültür AŞ'den para alıyor — "Kültür AŞ'den para alıyorum" diye yazıyor — BVA'nın ortağı Murat Kapki, şirket ile ilgisi olmayan Hüseyin Köksal'a para gönderiyor. "Şirket ile ilgisi olmayan" dedikleri Hüseyin Köksal benim ortağım; ona para gönderiyorum. Ben Kültür AŞ'den para almışım, Hüseyin Köksal da bu parayı Can Aslan Reklam'a aktarıyor. Aslında kendi helal sütüyle kazandığı para. Oradan da İmamoğlu İnşaat'tan ev almış gibi görünüyor. Ama aslında ev de almamış; arsaymış, onu da İmamoğlu İnşaat kullanıyormuş.
MASAK raporundaki kurgusal para zinciri
14:59
15:05
Kadıköy–Karaköy iskelelerindeki reklam işlerini de ben 20.06.2019 tarihli sözleşmeyle İBB'den aldım başkanım. Bu tarih önemli. Çünkü bu tarih, Ekrem İmamoğlu'nun mazbatasının iptal edildiği ve seçimin tekrarlanacağının açıklandığı haftaya denk geliyor. Seçime 3-4 gün kalmıştı. O dönemde belediyeye vali vekâlet ediyordu. Ali Yerlikaya görevdeydi başkanım. Şehir Hatları'yla yaptığım sözleşmeyle Kadıköy ve Karaköy iskelelerindeki reklam alanlarını ben kiraladım. Bu yerleri alınca, seçime 3-4 gün kala böyle bir kiralama yapıldığı için o dönemde çok fazla söylenti çıktı. "CHP seçimi kazanacak, CHP gelmeden önce kendi adamlarına yer verdiler" şeklinde yorumlar yapıldı.
Ali Yerlikaya / vali vekâleti dönemi tarih anchorı
15:06
Daha sonra, başkanım, bakın çok önemli; bu yerleri işletirken daha bir yıl dolmadan sözleşmem feshedildi. Oysa benim sözleşmem 3 yıllıktı. Sözleşmeyi size de sunduk başkanım. Daha birinci yılı dolmadan feshedildi. Şimdi soruyorum: Eğer ben iddianamede anlatıldığı gibi Ekrem İmamoğlu'nun adamıysam, Murat Ongun'un yönlendirdiği bir kişiysem, neden bu alanlar benim elimden alındı? İddianameye göre Murat Ongun benim yöneticim, ben onun altında çalışan biriyim, reklam işleri ona bağlı. O halde neden beni bu işlerden çıkardı? Ben AK Parti döneminde alınmış bir ihaleyle bu yerleri kiralamışım. Eğer anlatıldığı gibi aynı yapının içindeysek, Murat Ongun benim elimden bu alanları neden alsın?
15:08
Bu nedenle Murat Abbas'ın beyanlarının gerçeği yansıtmadığını düşünüyorum başkanım. Maalesef artık bunun bir iftira olduğunu düşünüyorum. Çünkü söylenenlerin aksini gösteren somut tarihler, sözleşmeler ve uygulamalar ortadadır. Ben, cezai sorumluluktan kurtulmak — hapisten çıkmak — amacıyla bana iftira attığını düşünüyorum. Diyorlar ya hep CHP'li belediyelerden ihale alıyor... AKP'li Zeytinburnu Belediyesi'nden ihale aldım. Kayseri Belediyesi'nin 15 milyon başlangıçlı ihalesine girdim ancak kazanamadım, alan firma 36 milyon lira ödedi; Kayseri Belediyesi'ne bayağı para kazandırdım. Buralarda da mı ihaleye fesat karıştırdım?
15:14
15:24
TCDD'nin ihalesine de girdim. 8 bin liradan teklif yaptım, 2 bin liradan İbrahim Bacacı diye birine — Ensar Vakfı ve TÜRGEV yöneticisi — verdiler. Karayolları Bölge Müdürlüğü benim reklam işi yaptığım ve pırlanta dediğim 8 tane köprünün işlerine el koymuştu; Devlet Demiryolları ihale yapmadan çağrı usulüyle köprülerdeki üst geçit reklamlarını elimden aldı. 8 bin nere, 2 bin nere? Kamu zararını biz mi uğrattik, onlar mı uğrattı? Biz yargılanıyorsak, TCDD'ye ne dememiz lazım?
15:39
İtirafçılardan Ahmet Çiçek'in avukatı Melike Bayraktar, tutuklandıktan kısa süre sonra Silivri 9 No'lu Cezaevi'nde beni ziyarete geldi. Bana "Muhittin Palazoğlu, Ahmet Çiçek'e Murat Kapki hakkında 'sahte fatura kesiyordum' şeklinde ifade vermesi halinde 1 milyon dolar ödeneceğini söylemiş. Bunu avukat söyledi" dedi. Bu görüşmelerin tamamı cezaevi kayıtlarında mevcuttur; ziyaret kayıtları incelendiğinde görülecektir. İki ya da üç kez ziyaretime geldi; ikinci gelişinde üstü kapalı benden para talep etti. Bu durumu savcılığa da anlattım ancak hiçbir işlem yapılmadı, tutanağa geçirilmedi. Hatta savcı bana "Biliyorum, o avukat herkesle görüşüyor" dedi. Ben de "O halde neden işlem yapmıyorsunuz?" diye sordum, "Gerek yok" cevabını aldım.
15:41
Ahmet Çiçek'in etkin pişmanlık ifadesinde, o tarihte henüz piyasada olmayan telefonları CHP Kurultayı için dağıttığımı söyledi. Öyle şeyler anlatıldı ki, piyasaya henüz çıkmamış bir telefonu benim birilerine verdiğim iddia edildi. Daha Apple'ın üretmediği telefon modeli üzerinden hikâye kuruldu başkanım. Hepsi yalan, hepsi uydurma.
15:46
15:50
15:52
Ahmet Çiçek de ilk başta "Ben Murat Kapki hakkında böyle bir iftira atamam" demiş. Sonra süreç değişmiş ve çok detaylı hikâyeler anlatmaya başlamış. Ama anlattığı şeylerin tamamı çöktü başkanım, hiçbirinin doğruluğu ortaya konulamadı. Ahmet Çiçek'in "sahte fatura kesiyordu" dediği şirketlerin hiçbirisi, onun iddia ettiği tarihlerde bana ait değildi. Hiçbirisi.
15:54
Peki bugün benim hakkımda sahte faturadan verilmiş bir vergi cezası var mı? Yok. Vergi dairesinin tespit ettiği herhangi bir usulsüzlük var mı? Yok. Vergi inceleme raporlarında bir tespit var mı? Yok. Banka hareketlerinde şüpheli bir işlem var mı? O da yok. Ne var? Sadece Ahmet Çiçek'in beyanı var. Üstelik o beyanın kendisi de başlı başına sorunlu.
15:55
Le Méridien Otel meselesi benim üzerimden kurgulanmak istendi. Savcılıkta bana "Senin Ekrem İmamoğlu ile Le Méridien Otel'de görüntülerin var" dendi. Ben hayatımda Le Méridien Otel'in içine girmedim başkanım, kapısından bile girmedim. Televizyonlarda yayınlanan görüntülerde, Ekrem Bey'in yanında yürüyen, sırtında çanta taşıyan kel bir kişi vardı; beni o kişi diye göstermişler. Savcıya açıkça söyledim: "O kişi ben değilim." Savcı internetten görüntüyü açtı, "Bak kardeşim bu sen değil misin?" dedi. "Sayın Savcı, ben değilim" dedim. Sonra araştırdılar, görüntüdeki kişinin Mehmet Ali Çalışkan olduğu anlaşıldı; zaten bu nedenle iddianameye de koymadılar. Bu neden önemliydi? Çünkü Ahmet Çiçek'in kurduğu hikâyeye göre sözde ben valizlerle para taşıyordum, o valizlerin Le Méridien Otel'e götürüldüğü iddia edilecekti. Kamuoyunda gösterilen o görüntülerle beni ilişkilendirmeye çalıştılar; fakat oteldeki kişinin ben olmadığım ortaya çıkınca bütün kurgu çöktü. Sonra hikâye naylon fatura, çantalar, valizler, kasalar gibi başka iddialara döndü; ama bunların hiçbiri somut delille desteklenemedi.
15:57
Tekrar söylüyorum: Ben gayrimenkul alırım, araba alırım, yatırım yaparım. Türkiye'de ticaret yapan herkesin bildiği şekilde bazen ödemelerin bir kısmı elden yapılır, bazen kapora verilir, bazen satış sırasında farklı ödeme yöntemleri olur. Bunlar ticari hayatın olağan akışıdır. Ama bugün bütün ticari faaliyetlerim, sanki suç örgütü faaliyetiymiş gibi yorumlanıyor.
15:59
16:18
Parayı cebe attığımı düşünüyorlar. Allah'tan bunu da ifade sırasında ispatladık. Savcı Bey, ifade esnasında bana "Zaten CHP'li de değilsin" dedi. "Zaten CHP'li değilim, benim ne alakam var? Ben sadece ticaret yapıyorum" dedim. O esnada savcı bey bana "Murat Ongun ile aranızın kötü olduğunu anladık. Telefon tepelerinden bunu gördük. Murat Ongun'la ilgili bize anlatacak bir şeyin varsa anlat, senin lehine iyi olur" dedi. Murat Ongun'la bırakın gizli toplantı yapmayı, randevu bile alamıyorum. Piyasada aramızın kötü olduğunu herkes bilir. Savcıya da bunu söyledim, "Haberimiz var" dediler. "Bu benim lehime delil değil mi?" diye sordum, "Evet lehine" diye cevap verdiler. "Sayin Savcım, ne biliyorsam onu anlattım" dedim. Savcı Bey beni tutuklama talebiyle sevk etti. Sulh Ceza Hakimi de suratıma bile bakmadan tutukladı.
İfade alımı sırasında savcıyla diyalog
16:30
16:30
16:35
16:35
Savcıyla görüşmek için dilekçe vermiştim, etkin pişmanlıktan yararlanmam şartıyla görüşme talebim kabul edildi — aynı gün eşim adliyeye davet edildi. Savcı bey "konuş" dedi. "Ne konuşayım Sayın Savcım? Bir şey bilmiyorum, yemin ediyorum bir şey bilmiyorum" dedim. Biraz sohbet ettik, kahve söyledi. "İfade verecek misin" dedi, "vereceğim" dedim. Sonra benim hakkımda daha önce verilen ifadeleri okudu ama kim olduklarını söylemedi ve "Bak bunlar da var" diye okudu. Konuşmaya devam ettik, bir ara durdu bir telefon açtı, eşimin oradan gönderilebileceğini söyledi. Sonra bana Servet Yıldırım'ın ifadelerini okuyarak "Bak Servet çıkmış, sen de anlat çık" dedi. "Tamam anlatayım da ben bir şey bilmiyorum" dedim. Murat Ongun ve Hüseyin Köksal'ın benimle ilgili düşüncelerini aktardı; Murat Ongun'un beni sevmediğini falan söyledi. Savcı bana söylemeye başladı, ben de "öyle duymuştum" dedim. Haberlerden duyduklarımı söylemeye başladım. Önceki verdiğim ifadelerin hiçbirini kabul etmiyorum.
Etkin pişmanlık ifadesinin nasıl alındığı
16:35
Eşim gözaltına alındığı gün beni de adliyeye getirdiler — bende etkin pişmanlık ifadesi almak için olduğunu direkt anladık. Adliyeye geldiğimde savcının odasının önüne getirildim. Savcı beyin katibi geldi, savcının benimle önce özel görüşeceğini, daha sonra avukatlarımın geleceğini söyledi. Savcı bey Cahit değil, Ömer Örücü'ydü; iletişim kurduğum savcı değil, başka bir savcıydı. İçeri girdim, ayağa kalktı beni karşıladı, elimi sıktı. Direkt sordum: "Sayın savcım eşimi de almışsınız ya." Gülerek "almadık canım, davet ettik" dedi. "Allah razı olsun sayın savcım, beterin beteri var demek ki, haklısınız" dedim. O esnada eşimin tutuklanma ihtimali ve çocuklarımız ne olacak düşüncesinden başka bir şey düşünemedim, oturduğum yere gömüldüm. Etkin pişmanlık için oraya getirildiğimi anladım.
Etkin pişmanlık ifadesinin alınma süreci — varış / savcı karşılaması
16:42
16:43
Örgüt hiyerarşisine dahil olduğum ve Murat Ongun'un yöneticisi olduğum iddiasını reddediyorum; bu suçlamalar tamamen yalan beyanlara dayanıyor. Örgütün toplanma mekanları olarak gösterilen yerlere hiç gitmedim; örgüt üyesi olarak tanımlanan diğer sanıklarla da olağan ticari ve bürokratik işler dışında irtibatım olmadı. %20 hisseyle ortağı olduğum BVA şirketinin "örgütün şirketi" olarak gösterilmesine de itiraz ediyorum, bu iddia temelsizdir.
16:48
16:55
Sonra yine dedi ki: "Bak kardeşim, gemiyi düşün. Yarın öbür gün AK Parti iktidardan düşüyor gibi olur, CHP kazanıyor gibi görünür. Sen de 'Ben kendi başımı kurtarmak için yaptım' dersin, yine o tarafa geçersin." Ben de "Arkadaş, ben CHP'li değilim ki. AK Partili de değilim. Ben iş insanıyım" dedim. Sonra bana "Sen olayı anlamıyorsun. Büyük resme bak, büyük resme bak" dedi. "Makyevelist düşün kardeşim…" Sürekli "makyevelist" lafını tekrar edip duruyordu, sanki yeni öğrenmiş bir kavram gibi.
16:55
31 Temmuz'dan önce bir avukatla görüştüm. Bana Mücahit Birinci'nin elinin kolunun çok uzun olduğunu, AKP içinden olduğunu ve beni 2,5 milyon dolara buradan çıkarabileceğini söyledi ama önce vekalet vermem gerektiğini belirtti. Ben de "2 milyon dolara olur ama etkin pişmanlık ifadesi vermem" dedim, o da "tamam" dedi. İBB Borsası iddialarında ismi geçen eski AKP MKYK üyesi avukat Mücahit Birinci'nin tahliye karşılığı 2,5 milyon dolar isteyen bir avukatı anlatıyorum. "İki buçuk milyon dolar istedi" dedi bana. Ben de "İki milyon dolar vereyim" dedim. "İstiyor" dedi. Sonra tekrar geldi, "Tamam" dedi bana. Ardından anlatmaya başladı. Çok detayına girmeyeceğim çünkü bunları zaten fazlasıyla anlattım. Zaten 9 Eylül'de de davası var. Ama çok kişiyi itham ederek, birçok isim vererek bana çeşitli şeyler söyledi.
Mücahit Birinci (eski AKP MKYK üyesi avukat) tahliye karşılığı 2,5 milyon dolar talebi
16:56
Sonra dedi ki: "Sana bir kâğıt getireceğim. Bunları okuyacaksın ama sana bırakmayacağım. Geri alıp gideceğim. Şimdi sana vereceğim, okuyacaksın, imzalayacaksın. Bir hafta sonra çıkıyorsun." Ben de "Ben bir şey imzalamayacağımı söylemiştim. Bu ne?" dedim. "Sen bir oku" dedi. Kâğıdı aldım, okumaya başladım. Ekrem İmamoğlu ile ilgili, Murat Ongun ile ilgili, Özgür Özel ile ilgili; benim hiç bilmediğim, duymadığım, görmediğim olaylara şahit olmuşum gibi ifadeler yazılmıştı. Sözde, Hüseyin bana bunları söylemiş gibi şeyler yazıyordu. Bunları imzalatmaya çalıştı.
İmamoğlu / Murat Ongun / Özgür Özel iftira metni imzalatma girişimi
16:56
Ben de şunu sordum: "Ben bunları imzalarsam bir de üstüne sana iki milyon dolar mı vereceğim?" "O işler öyle" dedi. Ben de "Ben bunları imzalarsam senin bana para vermen lazım" dedim. O da bana "Sen bu işlerden anlamıyorsun herhalde. Bu işler böyle kardeşim" dedi. "Hayatında ilk kez tutuklandın. Bu işlerin nasıl yürüdüğünü bilmiyorsun" dedi. Evet, bilmiyorum. Çünkü hayatımda ilk kez böyle bir olayın içine girdim.
16:57
Vekalet çıkarttım. Geldi, para istedi, yanındaki kâğıdı imzalamamı istedi. "Sadece para versem çıkamıyor muyum?" diye sordum. Bana "Biraz değiştirsem sadece Murat Ongun'la ilgili yazsam imzalar mısın?" dedi. Anlaşamadık. İmzalamayacağımı söyledim, elimi sıktı çıkış yaptı oradan. İş olmadı ama bir hafta sonra savcının önüne çıktım, anlattıklarım karşısında şok oldu. İşi araştıracağını ve sonra bunun hakkında tutanak tutacaklarını söyledi. O ara Birinci hâlâ benim hakkımda konuşuyordu, benim avukatım olduğunu söylüyordu.
17:05
Tutuklandıktan sonra pek çok kişi, benim ismimin geçtiği ifadeler vererek tahliye edildi. Savcı ile hem sağlık sorunlarım hem de benim hakkımda ifade verip tahliye edilenlerin iddialarıyla ilgili konuşmak için dilekçe verdim. Savcı, sadece ek ifade verirsem söyleyebileceğimi belirten bir cevap yazdı. Tam bu arada kardeşim tutuklandı. Ben de beni çağırmayacaklarını düşünüp bir daha bir şey yazmamaya karar verdim. Ardından avukatım beni ziyarete geldi, eşimin ifade için Çağlayan Adliyesi'ne götürüldüğünü söyledi. Arkamdan kapı açıldı, infaz memuru "Savcı Bey çağırdı, Çağlayan'a gidiyorsun" dedi, dakikasında oldu. İki buçuk saatlik yola çıktım, kafamdan neler geçtiğine inanamazsınız. Çocuklarımı, eşimi, oğlumu düşünüyorum. Kardeşim tutuklanmış, kayınpederim alınmış.
Etkin pişmanlık alma sürecinin arka planı
17:05
Daha sonra ifade vermeye başlayarak gazetelerden gördüğüm bazı haberleri veya Servet'in ifadelerini tekrarlamaya başladım. Bunlar kayda geçiyordu. Okursanız, birebir aynısını verdiğimi görürsünüz. Savcıya da şunu sordum: "Daha buradan çıkmadan gazeteler ne olup ne bittiğini yazıyor, nasıl oluyor gizlilik yok mu?" Bana "Biz de bilmiyoruz" dediler. Ya nasıl bilmiyorsunuz? Bu gazetelerin hepsini sakladım. Hakkımı mahkemelerde arayacağım.
Gazete gizliliği eleştirisi
17:05
Mücahit Birinci'den şikayetçi olduğumu söyledim, savcı beni çağırdı ve "Buraya kadar gelmişsin, bir şeyler söyle, yazalım öyle git" dedi. Biraz sonra tahliye olacağım sanarak ne sorduysa doğrudur dedim. İnan Güney'le ilgili böyle böyle deniyor, evet ben de duymuştum dedim. Benim ifadem gibi geçti. Sonra savcım çıkıyorum değil mi dedim, öyle değil, kurul karar verecek dedi. İsmail Kaan'ı yazmıyorsunuz malıma çöktü, Mücahit Birinci'yi yazmıyorsunuz, ne istiyorsanız söylüyoruz ama beni hâlâ bırakmıyorsunuz dedim. Konuş çık dedikleri için ne istiyorlarsa tamam dedim, şimdi o ifadelerle beni ve başkalarını suçluyorlar. Burada anlattığım her şey doğrudur. Ben ne itirafçıyım, ne etkin pişmanım. Ben; suçsuz yere hapse atılmış, kardeşi tutuklanmış, eşi gözaltına alınmış, bütün yakınları sanık yapılmış, yılların emeğiyle edindiği tüm mal varlığına el konulmuş ve tahliye olmak için savcılara güvenmekten başka çaresi kalmamış bir insanım. İfadelerimin hepsini reddediyorum.
Mücahit Birinci şikayet sonrası savcı görüşmesi + kapanış manifestosu
17:08
Mallarını devrettiğim ancak dosyada şüpheli dahi olmayan AK Partili İsmail Kaan hakkında şikayetçi olduğumu, bunun için adliyeye götürüldüğümü söylüyorum. 2 Ekim tarihli ifademde sadece oğlumun sağlık durumu var. Böyle bir ifade olur mu? İsmail Kaan'la ilgili söylediğim hiçbir şeyi zapta geçirmediler. Savcı Bey bana ifadesiz gitmemin yanlış anlaşılacağını söyleyerek oğlumun sağlık sorunlarını yazdı ve geri gönderdi.
İsmail Kaan şikayeti + 2 Ekim ifadesi tutanağa geçirilmedi
17:13
Hatta savcı bey, benim ifademe "Ekrem İmamoğlu'nun bu ihaleler yoluyla elde ettiği gelirleri Cumhurbaşkanı olmak ve diğer siyasi hedeflerini gerçekleştirmek için fon olarak kullanmıştır" yazdırmak istedi. Ben buna itiraz ettim, "Savçım, o kadar da değil" dedim, çıkarttı. Yine savcı "senin burada bir gün dahi tutuklu kalmaman lazım" dedi ama ardından ekledi: "Benim gücüm yetmiyor." Bu yüzden benim hakkımdaki ifadelerin de aynı şartlar altında ve ne amaçla verildiğini tahmin edebiliyorum.
Savcı'nın iftira metni dikte etme girişimi + 'gücüm yetmiyor'
17:23
Bugün burada söylediklerim içinde bir tane yalan yoktur. Fakat iddianamem yalanlarla doludur. Ben bu dosyada kendi eylemleriyle yargılanan bir şüpheli miyim? Yoksa görevim savcı beylere yardımcı olmak mı? Bu soruyu çok uzun süre düşündüm. Kendi eylemleriyle yargılanıyor olsam, lehime delillerle şimdiye kadar çıkmış olurdum. Demek ki bize biçilen rol, savcı yardımcılığıymış. Yani biz savcı yardımcısıydık. Rolünü iyi oynayanlar tahliye oldu. Biz ise tutukluluğumuzla başa çıkmaya çalışıyoruz. Ama size ve adalete inanmaktan asla vazgeçmiyorum.
Savçı yardımcısı manifestosu
17:23
17:23
Dosyadaki neredeyse bütün etkin pişmanlık ifadeleri "Ben etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyorum" cümlesiyle başlar. Savcı bana sordu: "Etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyor musun?" dedi. "Hayır etkin pişmanlıktan yararlanmak istemiyorum" dedim. Tamam dedi ve ifademizi yazmaya başladık. En sonunda bana dedi ki: "İleride sana atfedilen bir suç çıkar ise o zaman etkin pişmanlıktan yararlanmak ister misin?" Yine istemediğimi söyledim ve "Bu ileride senin için iyi bir şey olabilir" dedi. Ben de avukatıma sordum, "Yazabilirsin" dedi. Oraya o şekilde etkin pişmanlık yazdık. Yani aslında ifadelerime bakarsanız, ben etkin pişmanlık ifadesi vermedim.
Etkin pişmanlık etiketinin nasıl geriye dönük yazıldığı
17:24
Bu yargılamanın gerçeğe ulaşması için çok önemli bir bilgi daha vereceğim Sayın Başkan. Elinizdeki ifadelerin nasıl ve ne şekilde alındığını çok iyi tahmin edebiliyorum. İfademde eğer "bizzat biliyorum", "pis işler", "gizli" gibi ibareler görüyorsanız, o kısımları çok daha dikkatli okumanız gerekir. Çünkü bu kelimeler genellikle şüphelilerin kelimeleri değildir.
İfadelerdeki 'bizzat biliyorum, pis işler, gizli' ibareleri şüphelinin değildir uyarısı
17:30
Tutuklu Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney hakkında savcılıkta verdiğim ifade tamamen uydurmadır. Savcı bana "Konuş ve çık" dediği gün oradan serbest bırakılacağımı sandım. Bu ifademdeki konuların tamamı uydurmadır. Savcı bana ne sorduysa, biraz sonra tahliye olacağım diye düşünerek yorum da katarak "Evet öyledir, doğrudur" gibi cevaplar verdim. Sonra da bunlar zapta yazıldı. Mesela İnan Güney meselesini Savcı bana "İnan Güney hakkında çok fazla ifade var, şöyle şöyle deniyor; sen de biliyor musun bunları?" diye sordu. Ben de "Evet, ben de duymuştum" dedim. İfade bittiğinde Savcıya "Savcım, artık çıkıyorum değil mi?" diye sordum. Savcı Bey bana tekrardan kurul olayını anlattı. "Nasıl yani Savcım? Anlat çık dediniz, ben de öyle ifade verdim. Hem Mücahit'i hem de İsmail'i bile ifade tutanaklarına yazmıyorsunuz" dedim.
İnan Güney ifadesinin nasıl alındığı
17:32
İsmail Kaan, Kaan Peynircilik sahipleri… onun hakkında verdiğim hiçbir ifadem savcılık tarafından yazılmadı. Paramın üzerine yattı. Mallarıma çöktü. Babama "Oğlumu savcılara para vererek kurtardım" imasında bulunmuş. Savcıya yalvardım; "Bu adam malımı kaçırıyor, tedbir koyun" dedim ama tek bir işlem yapılmadı. Benim her şeyime el konulurken, malımı gasp edenlere dokunulmadı.
İsmail Kaan / Kaan Peynircilik mal devri sonrası
17:48
Sayın Başkan, 15 aydır bu günü bekliyorum. Eşim gözaltına alındı, kardeşim tutuklandı, mal varlığıma el konuldu. Bana "konuş çık" dediler, her şeye "evet" dedim ama yine bırakmadılar. Kandırıldığım yetti. Ben ne suçluyum, ne de birilerinin kasasıyım. Bugün burada anlattıklarımın içinde tek bir yalan yoktur. Ben size ve adalete inanmak istiyorum. Eğer siz de bu kurguya göz yumarsanız, Allah'tan başka sığınacak kapımız kalmıyor. Tahliyemi ve adaletin tecellisini talep ediyorum.
Kapki savunma kapanış manifestosu — tahliye talebi
17:52
39. Duruşma Günü · 18 Mayıs 2026
11:15
11:22
11:24
11:26
11:28
Benim davamla ilgili televizyonlara çıkan bir kişi hâlâ konuşuyor. Bu çok önemli Sayın Başkanım, lütfen dinleyin. Mücahit Birinci, Perşembe akşamı televizyonda ne dedi biliyor musunuz? Dedi ki: 'Avukatları savcı beyin odasının kapısını kırarak içeri girecekti. Siz müvekkilimi nasıl tek başına ifadeye alırsınız? diyeceklerdi.'
11:28
11:28
Ama bu kişi hâlâ televizyonlarda çıkıp, kendisini bir yerlere ispatlamak için 'O oda yalan odasıydı, orada herkes birbirine iftira atıyordu, çünkü dinlenmiyordu' diyor. Sayın Başkanım, ben hayatımda ilk defa mahkemeye çıkıyorum. İlk defa tutuklandım. İlk defa bir tutuk görüş odasında avukatla görüştüm.
11:28
Ben nereden bileyim o odada kamera var mı, dinleme var mı, gözlem var mı? Hayatımda ilk kez yaşıyorum bunları. Ama o beyefendi belli ki bunları çok iyi biliyormuş ki rahat rahat televizyonlarda anlatıyor. Bu kadar pişkinlik olur mu? Cem Küçük de yine çıkmış açıklamalar yapıyor. Burada cevap verdiğim ifadeleri hâlâ gerçekmiş gibi anlatıp insanlarda algı oluşturmaya çalışıyor.
11:39
11:39
Evet, bana 2024'ün ekim ayı gibiydi Çetin diye bir arkadaş geldi. Bunu da bana tanıştıran Ahmet Çiçek, o meşhur Ahmet Çiçek var ya Sayın Başkanım, o Ahmet Çiçek beni tanıştırdı zamanında. Bu Çetin denilen arkadaş benim yanıma geldi, Çetin Ayas. İşte bana 'Seninle, şirketlerinle alakalı bir gizli soruşturma yürütülüyor' dedi Ekim ayında. Burası çok önemli, Ekim ayında. Ben de dedim ki 'Yani benimle ilgili ne yürütebilirler, bizim her şeyimiz tertemiz, yürütürlerse yürütsünler' dedim. 'Siz bilirsiniz' dedi, konuyu kapattı gitti.
11:39
Sonra işte bu Aralık ayı gibi ben böyle bir konuşuyordum sağda solda böyle muhabbet ediyordum. Muhabbette gene bir yerde aynı şekilde duydum bizim hakkımızda bir soruşturma yönetildiğini, Aralık ayıydı. Sonra tekrardan bu Çetin'i aradım, bana ocak ayının ilk haftası gibiydi tekrardan bana geldi. Bana dedi ki 'İşte sizi istiyorsanız yani nerede, bu dosya içerisinde nerede olduğunuzu, nasıl olacağınızı, ne olacağınızı hepsini açıklarız. Bununla ilgili bana bir 100 bin dolar para verirsen ön anlaşma olarak hani bunu bir görürüm, bakarım ne olacağını her şeyini anlatırım size' dedi.
11:40
Bu arada ben bunların hepsini Savcı Bey'e anlattım. Savcı Bey de biliyor bunları. İfademde var, Çetin denilen arkadaşın ifadesi yok. Kimse Çetin'i gidip arayıp bulmamış, kimse soru sormamış. Benim kardeşimi dahi alıyorlar, eşimi alıyorlar, ben ibra ediyorum, diyorum ki böyle böyle oldu, bundan dolayı ben bu ismi verdim diyorum, hiçbir şey yapmadılar. Ondan dolayı söylüyorum size bunu.
11:42
11:42
Benim davalı olduğum Mücahit Birinci Perşembe günü akşam televizyonda... Televizyondaki o bazı mecnup arkadaşların o çok övündükleri MASAK, Hüseyin Köksal'ın Mayıs ayında şirketime ortak olmasını Kasım ayında olmuş gibi gösteriyor. Bu suçtur, bunu defalarca kez savcıya anlattım. Duymak istemedi, benden almak istediklerini aldı.
11:55
11:55
Yine aynı şekilde bir ihale daha var başkanım: Metro ihalesi. Metro… Metro ihalesini biliyor musunuz başkanım? Bu, metro reklam alanlarının ihalesi. Ama farkında mısınız? İddianamede yok. Nedenini söyleyeyim mi? 2018 çünkü, ihale yapılma tarihi 2018. Eğer o ihalede herhangi bir problem yoksa benim ihalelerimde hiçbir şey yok, ki zaten yok. Bakın, metro ihalesini söyledim, söyledim. Ne hikmetse televizyon yayınlarını izliyorum başkanım, tek bir yerde konuşulmuyor benim bu söylediklerim!
11:55
11:55
Bir kere Şehmuz şirketin ortağı değil. İnsanlar kendilerini kurtarmak için neler neler söylediler ki ben de eşimi kurtarmak için neler neler söyledim sayın savcım, ama bunun İBB ile ne alakası var sayın savcım? Ben İsmail Kaan ve Çetin Ayaz'ı söyledim, tek bir soru sormadınız ama sürekli beni başka yerlere çekmeye çalışıyorsunuz.
12:00
12:08
12:15
12:21
12:21
Evet Sayın Başkanım, ben evlerimi İsmail Kaan'a verdim. Çünkü bana 'Kimse sana dokunamaz, mallarına el koyamazlar, ben varken sana bir şey olmaz' dedi. Hatta telefonunu göstererek bazı kişilerle ilgili elinde bilgiler olduğunu söyledi. Bana bazı isimler verdi ama ben burada siyasete girmek istemiyorum. Ben iş insanıyım.
12:21
995 bin doları İsmail Kaan gönderdi başkanım. Aslında 1 milyon dolar gönderecekti. Ben ona 1 milyon dolar verdim, o da kendi bankasına yatırdı. Ancak paranın içindeki 5 bin dolar eski seri olduğu için banka kabul etmedi. Bana 995 bin dolar gönderildi, 5 bin doları da elden getirdi. Başta sahte sanıldı ama başka bankada kontrol edildiğinde eski seri olduğu anlaşıldı.
12:21
Evlerimin değerine gelince; İsmail Kaan'a verdiğim iki villa ve yedi dairenin toplam değeri yaklaşık 20-25 milyon dolar civarındadır. Bana gönderilen para ise sadece 1 milyon dolar. Yani burada bir satış ilişkisi değil, malları koruma amacıyla yapılan bir işlem vardı. Dolayısıyla bana ayrıca yapılan bir ödeme yoktur. Gönderilen 1 milyon dolar da zaten benim verdiğim paradır.
12:25
Zaten savunmamda da belirttiğim gibi, sadece Murat Ongun değil; Murat Ongun, Hüseyin Köksal ve Fatih Keleş hakkında konuşmam yönlendirildi. En sonunda da İnan Güney'e yönlendirildi. Bununla ilgili bana, konuşmazsam herhangi bir şey olmayacağı ima edildi. Ben de o yüzden konuştum. Yani yönlendirilmiş beyanlar verdim.
Eylem 62
İBB Üst Geçit Reklam İhalesine Fesat Karıştırarak ve Dolandırıcılık Yoluyla Kamu Zararına Neden Olma İddiası
İddia
İddianameye göre, Ekrem İmamoğlu liderliğindeki suç örgütü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) ait 100 adet üst geçit alın yüzeyinin reklam alanı olarak kiralanması ihalesine fesat karıştırarak ve dolandırıcılık yaparak kamu zararına neden olmuştur. İddiaya göre, örgüt yöneticileri Murat Ongun ve Fatih Keleş'in organizasyonuyla, ana ihalenin şartları rekabeti engelleyecek şekilde ağırlaştırılarak (yüksek sermaye, ciro vb.) ihalenin sadece İBB iştiraki Kültür A.Ş.'de kalması sağlanmıştır. Ardından Kültür A.Ş.'nin yaptığı alt kiralama ihalesinin, örgüt üyeleri Hüseyin Köksal ve Murat Kapki'ye ait olan BVA Reklam ve Danışmanlık Hizmetleri A.Ş.'ye muvazaalı tekliflerle verildiği iddia edilmektedir. Savcılığa göre, ana ihalenin muhammen bedeli, İstanbul piyasası yerine 2011 tarihli bir Ankara ihalesi baz alınarak kasten en az 27.000.000 TL düşük hesaplanmıştır. BVA Reklam'ın bu işten 451 milyon TL'nin üzerinde ciro elde etmesine karşın İBB'nin kasasına sadece 87 milyon TL girdiği, aradaki büyük farkın sahte faturalarla aklanarak örgütün "SİSTEM" olarak adlandırılan yapısına aktarıldığı iddia edilmektedir. Suçlamalar, TCK 235 (İhaleye Fesat Karıştırma), TCK 158/1-e (Kamu Kurum ve Kuruluşları Zararına Dolandırıcılık) ve örgüt yöneticileri için TCK 220 (Suç Örgütü) maddelerine dayandırılmaktadır. İddia makamı, bu eylemi kanıtlamak için bilirkişi raporları, MASAK raporları ve aralarında Murat Kapki, Selman Narman gibi isimlerin de bulunduğu çok sayıda tanık ve şüphelinin itiraf niteliğindeki beyanlarına dayanmaktadır.
Atıfta Bulunulan Deliller
Eylem 62 Kapsamındaki Tanık ve Şüpheli BeyanlarıEylem 62 Kapsamındaki MASAK Raporları
Çapraz Sorgu · Gün 39
- ·Kapki, tüm önceki savcılık beyanlarının yönlendirme sonucu alındığını mahkeme önünde açıkça ilan etmiş ve 'Verdiğim ifadeler hür iradem ile verilmedi, hiçbirini kabul etmiyorum' demiştir. Bu çerçevede eylem-062 kapsamındaki ihale fesat iddialarının dayandığı Kapki itiraflarının delil niteliği fiilen ortadan kalkmaktadır.
- ·Savcının BVA, BFK, MFO ve SMO şirketleriyle ilgili sorusuna 'BVA dışında diğer şirketlerle ilişkim olmadı' yanıtını vererek ve 'Bu şirketlerin İBB Davası'yla ne ilgisi var?' diyerek, BVA dışındaki örgütsel ağın kurgusu içindeki konumlanmasını reddetmiş; savcılığın iddia ettiği koordineli ihale fesat düzeneğine katılımını inkâr etmiştir.
- ·Ekrem İmamoğlu ile herhangi bir tanışıklığı ve ticari ilişkisi bulunmadığını açıkça ifade ederek ('İmamoğlu İnşaat'tan tek bir iğne, toplu iğne almışlığım yoktur'), ihaleye ilişkin suç ortaklığının kurgulanan örgüt hiyerarşisi çerçevesinde değil yönlendirme baskısıyla açıklanabileceğini ima etmektedir.
Atıfta Bulunulan Deliller
Savcılık ifadelerinin hiçbirini kabul etmediğine dair mahkeme beyanıİmamoğlu İnşaat'tan herhangi bir alım yapılmadığı beyanı
Eylem 63
İBB 95 Adet Üst Geçit Reklam Alanı İhalesine Fesat Karıştırılması ve Kamu Zararına Neden Olunması İddiası
İddia
İddianameye göre, Ekrem İmamoğlu liderliğindeki suç örgütü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) ait 95 adet üst geçidin reklam alanlarının 26.07.2023 tarihli kiralama ihalesine fesat karıştırarak kamu zararına yol açmıştır. İddiaya göre, örgüt lideri Ekrem İmamoğlu ve yöneticiler Murat Ongun ile Fatih Keleş'in talimatlarıyla, İBB ve Kültür A.Ş. yetkilileri (Can Akın Çağlar, Kağan Sürmegöz, Adem Tuncay, Murat Abbas vb.) ihaleyi organize etmiştir. İhaleyi kazanan BVA Reklam'ın yetkilileri Hüseyin Köksal ve Murat Kapki'nin de örgüt üyesi olduğu iddia edilmektedir. Savcılığa göre, ana ihale, rekabeti engelleyici şartlar (40 Milyon TL sermaye şartı gibi) ve belirsiz tanımlarla açılarak sadece İBB iştiraki Kültür A.Ş.'nin katılımı sağlanmıştır. Ardından Kültür A.Ş.'nin, davet usulüyle yaptığı alt kiralama ihalesini, muvazaalı tekliflerle örgütle bağlantılı olduğu iddia edilen BVA Reklam'a verdiği öne sürülmektedir. İddianameye göre, 26.07.2023 tarihli ana ihalede muhammen bedel, bilirkişi raporuna göre en az 61.466.618,67 TL eksik hesaplanmıştır. BVA Reklam'ın 18 aylık dönemde 1.108.252.527,00 TL ciro elde ettiği, bu gelirin sahte faturalarla nakde çevrilerek "SİSTEM" adı verilen yapı aracılığıyla örgüte aktarıldığı iddia edilmektedir. Bu eylemle ihaleye fesat karıştırıldığı ve en az 61.466.618,67 TL kamu zararı oluşturulduğu iddia edilmektedir. Şüphelilerin TCK 235 (İhaleye Fesat Karıştırma), TCK 158/1-e (Kamu Kurum ve Kuruluşları Zararına Dolandırıcılık) ve örgüt yöneticilerinin TCK 220 (Suç Örgütü Kurma ve Yönetme) maddelerinden cezalandırılmaları talep edilmektedir. Savcılık iddiasını bilirkişi raporları, MASAK analizleri, tevdi raporu ve aralarında Murat Kapki'nin etkin pişmanlık beyanlarının da bulunduğu çok sayıda tanık ve şüpheli ifadesine dayandırmaktadır.
Atıfta Bulunulan Deliller
Eylem 63 Kapsamındaki Tanık ve Şüpheli BeyanlarıEylem 63 Kapsamındaki MASAK Raporları
Bu Eylem için kayıtlı savunma veya çapraz sorgu bulunmuyor.
Eylem 117
İBB Reklam Alanlarının Ecrimisil Yöntemiyle Usulsüz Tahsisi ve Kamu Zararına Neden Olunması İddiası
İddia
İddianameye göre, şüpheli Ekrem İmamoğlu liderliğindeki suç örgütü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) ait veya üçüncü kişilere ait açık hava reklam mecralarını ihalesiz bir şekilde ve yönetmeliklere aykırı olarak yandaş şirketlere tahsis etmiştir. Savcılık, bu usulsüz kullanımın, normalde yapılması gereken ihaleler yerine, çok daha düşük bedelli "ecrimisil" (işgal tazminatı) tahsilatı ile gizlendiğini ve bu yolla kamunun zarara uğratıldığını iddia etmektedir. Şüpheli Murat Ongun'un organizasyonuyla yürütüldüğü iddia edilen sistemde, İBB iştirakleri olan Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.'nin, reklam şirketlerinden "tasarım bedeli" gibi gerçek dışı hizmetler için muvazaalı sözleşmelerle para topladığı ve bu paraların bir kısmının Genç Popülist Medya gibi şirketlere aktarılarak örgüte fon sağlandığı öne sürülmektedir. İddianame, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği tarafından hazırlanan 16.08.2024 tarihli ve 166-2 sayılı Tevdi Raporu'na atıfta bulunarak, bu yöntemle toplam 260.755.555,00 TL + KDV kamu zararı oluştuğunu belirtmektedir. Eylem kapsamında Ekrem İmamoğlu, Murat Ongun, Can Akın Çağlar, Buğra Gökçe gibi çok sayıda üst düzey İBB yöneticisi ile aralarında Kaan Ketenci, Rauf Cem Istranca ve Eyüp Subaşı'nın da bulunduğu şirket yetkilileri şüpheli olarak yer almaktadır. Savcılık, iddialarını Mülkiye Teftiş Kurulu raporu, itiraf niteliğindeki şüpheli ifadeleri ve tanık beyanlarına dayandırmaktadır. Şüpheliler hakkında TCK 158/1-e (Nitelikli Dolandırıcılık) ve örgüt lideri/yöneticileri için TCK 220 (Suç Örgütü) maddelerinden cezalandırılmaları talep edilmektedir.
Eylem 119
Suç Örgütüne Yardım Etme ve Suçtan Elde Edilen Gelirlerin Sahte Faturalar Yoluyla Aklanması
İddia
İddianameye göre, bu eylemde Ekrem İmamoğlu liderliğindeki çıkar amaçlı suç örgütünün hiyerarşisi içinde bulunmayan bazı şüphelilerin, örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettikleri ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini akladıkları iddia edilmektedir. İddiaya göre, İBB ve iştiraklerinden usulsüz ihalelerle elde edilen haksız gelirler, sahte fatura ağları kullanılarak nakde çevrilmiş ve hem örgütün 'sistem' olarak adlandırılan fonuna aktarılmış hem de şahsi zenginleşme için kullanılmıştır. Bu kapsamda, Murat Kapki ve Hüseyin Köksal'ın BVA Reklam şirketi, Eyüp Subaşı'nın Panoffect ve Genç Popülist şirketleri gibi yapıların merkezinde olduğu, Ahmet Çiçek, Hasan Özsoy ve Kabil Taşçı gibi şüphelilerin komisyon karşılığı sahte fatura düzenleyerek bu sisteme dahil oldukları öne sürülmektedir. MASAK raporlarına göre, BVA Reklam'dan Hüseyin Köksal'a yaklaşık 130 milyon TL aktarıldığı ve bu paranın 50 milyon TL'sinin bir mülk alımı yoluyla İmamoğlu İnşaat'a transfer edildiği iddia edilmektedir. Ayrıca, Serdal Taşkın ve Emrah Bağdatlı'nın, Serdar Haydanlı ve Vedat Şahin gibi taşeronları, hak edişlerini alabilmeleri için sahte fatura düzenlemeye veya almaya zorladıkları da iddialar arasındadır. Savcılık, bu eylemlerin TCK 220/7 (Suç örgütüne yardım etme) ve TCK 282 (Aklama) maddeleri kapsamına girdiğini belirtmektedir. Soruşturma, şüphelilerin itiraf niteliğindeki ifadeleri, MASAK raporları, banka kayıtları ve HTS verileri gibi delillere dayandırılmaktadır.
Çapraz Sorgu · Gün 39
- ·Murat Ongun'un, 'İsmail Bey'in size 995 bin dolarlık bir ödeme yaptığı söyleniyor' şeklindeki sorusuna Kapki kapsamlı yanıt vermiştir: İsmail Kaan'a verdiği iki villa ve yedi dairenin toplam değerinin yaklaşık 20-25 milyon dolar olduğunu, kendisine gönderilen paranın ise yalnızca 1 milyon dolar olduğunu belirtmiştir. Bu dengesizliği, yapılan işlemin bir satış değil, 'malları koruma amacıyla yapılan bir işlem' olduğunu ve dolayısıyla elde ettiği bir para olmadığını kanıtlamak için kullanmıştır.
- ·İsmail Kaan'ın, 'Kimse sana dokunamaz, mallarına el koyamazlar, ben varken sana bir şey olmaz' diyerek kendisini ikna ettiğini aktararak, mülk devirlerinin suç geliri aklamaya değil, baskı altında gerçekleştirilen bir 'varlık koruma' düzenlemesine dayandığını öne sürmüştür. Ayrıca İsmail Kaan'ın daha önceki savcılık sürecinde kendisine bazı isimleri söylediğini ima ederek tablonun daha karmaşık olduğuna dikkat çekmiştir.
- ·Savcılık ifadelerinin tamamının yönlendirme sonucu alındığını beyan etmiş ve Hüseyin Köksal ile Fatih Keleş hakkında da aynı şekilde yönlendirildiğini açıklamıştır. Bu itiraf, eylem-119 kapsamında Kapki ifadesine dayandırılan para aklama ve sahte fatura ağı iddialarının birincil delil tabanını büyük ölçüde zedelemektedir.
Atıfta Bulunulan Deliller
Devredilen mülklerin toplam değeri (20-25 milyon dolar) ile geri dönen ödeme (1 milyon dolar) arasındaki büyük fark — Kapki'nin kendi beyanıİsmail Kaan'ın 'Kimse sana dokunamaz' şeklindeki vaatleri — mülk devirlerinin gönüllü bir satış değil baskı altında koruma düzenlemesi olduğunu desteklemek içinRadyo alıcılarının İsmail Kaan'a verildiği beyanı ('radyoları İsmail Kaan'a vermiştim') — mülk devir ilişkisinin niteliğine dair ek bağlam
Eylem 120
BVA Reklam'dan Elde Edilen Suç Gelirlerinin İmamoğlu İnşaat'tan Villa Alınarak Aklanması İddiası
İddia
İddianameye göre, İBB ihalelerinden usulsüzce elde edilen suç gelirleri, şüpheli Hüseyin Köksal'a ait şirketler üzerinden Ekrem İmamoğlu'nun aile şirketi olan İmamoğlu İnşaat'tan bir villa satın alınarak aklanmıştır. Savcılığa göre, şüpheliler Hüseyin Köksal ve Murat Kapki'nin ortağı olduğu BVA Reklam, usulsüz ihalelerden büyük kârlar elde etmiştir. İddianameye göre Hüseyin Köksal, bu kârdan payına düşen parayı kendi şirketi Carsal Reklamcılık'a aktarmış ve bu parayla İmamoğlu İnşaat'tan villa satın almıştır. Bu eylemde Ekrem İmamoğlu nihai yararlanıcı, Tuncay Yılmaz ise İmamoğlu İnşaat yetkilisi olarak suçlanmaktadır. Aklama sürecinin üç aşamada gerçekleştiği iddia edilmektedir: suç gelirinin BVA Reklam hesaplarına girmesi (yerleştirme), paranın Hüseyin Köksal ve Carsal Reklamcılık hesapları arasında transfer edilmesi (katmanlama) ve son olarak İmamoğlu İnşaat'tan 50 milyon TL'lik bir villa alımıyla paranın yasal bir varlığa dönüştürülmesi (bütünleştirme). İddiaya göre, 2024 yılı içinde BVA Reklam'dan Hüseyin Köksal'a toplam 129.318.618 TL aktarılmıştır. Bu paranın 50.000.000 TL'si, 12.12.2024 tarihinde, Köksal'ın şirketi Carsal Reklamcılık tarafından, İmamoğlu İnşaat'a ait Beylikdüzü, Gürpınar Mahallesi, 1056 ada, 8 parseldeki "Inmari Prime" projesinden bir villa almak için kullanılmıştır. Savcılık, bu eylemin öncül suçlar olan ihaleye fesat karıştırma ve kamu zararına dolandırıcılıktan elde edilen gelirlerin aklanması olduğunu ve suç gelirlerinin kaynağının gizlenerek meşrulaştırıldığını iddia etmektedir. Şüphelilerin TCK 282/1-4-5 (Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama) maddesi uyarınca cezalandırılmaları talep edilmektedir. İddianame, temel olarak 04.06.2025 tarihli MASAK raporuna, şüpheli ifadelerine ve banka kayıtlarına dayanmaktadır.
Atıfta Bulunulan Deliller
04.06.2025 Tarihli MASAK Raporu (BVA-Carsal-İmamoğlu İnşaat Para Akışı)
Bu Eylem için kayıtlı savunma veya çapraz sorgu bulunmuyor.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.