Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın İddia Makamı; savunmama müvekkilin soruşturmaya hangi şüpheyle dahil edildiğine değinerek başlamak istiyorum. Huzurdaki davaya ilişkin soruşturma, 2024 yılının Ekim ayında başladı. Soruşturmanın başladığı Ekim ayından, müvekkilimin gözaltına alınıp tutuklandığı 23 Mart 2025 tarihine kadar, müvekkil ile ilgili beyan ve belgeleri savunmamın başlangıcında özel olarak ele almak istiyorum. Çünkü müvekkilin tutuklanmasına sebebiyet veren kuvvetli suç şüphesinin gerçekte var olup olmadığını irdelemek, müvekkilin tutukluluğunun başlangıçtan itibaren bir haksız tutuklama olduğunu ortaya koymak açısından önemlidir. İlk olarak soruşturma aşamasında ifade veren tanık Hasan Hüseyin Şenyurt ifadesinde özetle şunu söylüyor: "Advertis isimli reklam firmasının asıl sahipleri , ve 'dir. Red White, BVA adı şirketin marka ismidir." Şöyle devam ediyor: "Şirket belediyeden yüksek tutarlarda ihale alır. Ancak asıl işi sahte faturalar düzenleyerek gayriresmî parayı şirkete sokmaktır. Bunu da Servet'ten duydum" diyor. Burada bahsi geçen Servet, 'dır. Yani müvekkilim 'nin huzurundaki dosyada sanık olmasına sebebiyet veren ilk işlem, Hasan Hüseyin Şenyurt'un bu az önce size bahsettiğim ifadesidir. Bu ifadesinde Şenyurt kendi ağzıyla yine diyor ki: "Görgümü değil, Servet'ten duyduklatımı anlattım." Şenyurt'un anlattığı şeyle iddianamedeki iddialar arasında zayıf da olsa bir bağ olduğunu söylemek mümkün değildir. Şenyurt diyor ki: "Şirket belediyeden yüksek tutarlarda ihale alır." Sayın Başkan, önünüzdeki iddianame ise tam tersini söylüyor; şirketin belediyeden düşük tutarlarla ihale alarak kamu zararına yol açtığını iddia ediyor.
Murat Kapki Müdafi Av. Arman Çağan Yazıcı Savunması
Şenyurt burada, Kültür A.Ş.'nin, müvekkilin şirketi olan BVA'ya yüksek tutarda ödeme yaptığı imasında bulunuyor. Müvekkilim de çok detaylıca izah etti; BVA'nın Kültür A.Ş.'den 1 lira para almışlığı yoktur. Şenyurt'un anlattığı süreç başından sonuna kadar öyle bir iddia değil ki bizim asıl sorunum olsun; anlattığı şeyle bile örtüşmeyen bir durum bu. Sonunda Şenyurt kendinle çelişkiye bile düşmeden şu soruya da cevap veriyor Sayın Başkan: Peki, Hasan Hüseyin Şenyurt'un anlattığı hikayenin doğru veya yanlış olduğunu anlamak nasıl mümkündür? Bu çok basit: Kendi dediklerini doğrulamak ya da yanlışlamak için mahkemeler davaya bakan savcılığa savcı yoluyla mahkeme kanalıyla Ahu Gülbay'a, yani şeefin müvekkilimin hesabında para biriktirdiği iddia edilen kişiye, sormak gerekir. Bunu sormak çok önemli. Ahu Gülbay'a Şenyurt yoluyla değil, doğrudan soru sormak gerekir. Savcı ışık hızı ile hemen ertesi gün Ahu Gülbay'ı tanık sıfatıyla ifadeye davet ediyor. Ahu Gülbay herhangi bir sahte fatura mesajlı haber almadığını, kimseyle bu şekilde bir ilişkisi olmadığını söylüyor. Hatta bunun ötesine geçiyor; "'yi hiç tanımam, sadece kamuoyundan tanırım" diyor. Bunu şeenyurt'a sorduklarında: "Hayır ben şöyle yineliyorum, Servet Yildirim'dan duydum" diyor. Bu bizim özetlediğimiz şey. Yani kuvvetli suç şüphesi şartının yok olmasından öteye geçerek müvekkilimin tutuklanmasının baştan beri güvenilmez, temelsiz ve sakat bir zemine dayandığı açıktır. Bunun tespitini de artık sizin vicdanlı takdirinize bırakıyorum Sayın Başkan. Sayın heyet, 19 Mart sabahı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı basın toplantısı düzenledi; bu soruşturmayı kamusal alanda ilan etti. Hani soruşturma günleri itibarıyla şunu söyledi: "Ahh şimdi gönüllü olarak ifade vermeye gelen vardır." Ben tam olarak burasını anlayamıyorum. Gönüllü olarak ifade veren , bazı değişmeyen olguları kabul etmektedir. Bunları okuyorum: Biri, Kültür AŞ ile reklam hizmet sözleşmesi kapsamında ticari ilişkisi olduğu; ikisi BVA ile fiilen şirkette aktif olduğu; üçü, BVA'nın şirketi İBB'den alt kiralama ihalesini kazandığı. Ama bunların dışındaki suçlamaları tamamen reddediyor. Daha sonra 23 Mart 2025'te tutuklandı. Rüşvet diye tarif edilen olay 4 Mart tarihli MASAK raporunda ne diyor? Rüşvet diye tarif edilen olay 4 Mart tarihli MASAK raporunda ne diyor? Diyor ki; KAY, Kültür A.Ş.'nin yöneticileri olan kamu görevlileri, tarafından belirli reklam alanlarına iliflkin izin ve alı inlann başkalarına aktarılmaması karşılığında BVA'dan rüşvet alındığı iddia edilmektedir. Bu iddia yani Kültür AŞ yöneticilerinin BVA'dan rüşvet aldığı iddiasıdır. Şimdi sayın başkan, size bir sorum var: Bu iddianın muhatabı kim? Kültür A.Ş. yöneticileri; bunlar kamu görevlileri. Yani önümüzde rüşvetin muhatabının kamu görevlileri olan yöneticiler olduğu belirtilmesine rağmen onlara soru bile sorulmamıştır. Müvekkil hakkında bu nedenle tutuklama kararı verilmiştir.
Sayın Başkan, sayın heyet; müvekkil hakkında 61, 62 ve 63. eylem olarak adlandırılan ihalelerle ilgili iddialarla başlayıyorum. İddianamedeki 61 ve 62. eylemler; Münir Üstün Yalçın Bulvarı Üast Geçit Reklam Alanı olarak bilinen ihaleler ve bu alt ihalelerini kapsamaktadır. 63. Eylem, Kadıköy Moda Caddesi, Karaköy Rıhtım, Emirgan, Ünalan ve Haydarpaşa'daki üst geçit reklam alanlarını kapsayan beşinci alt ihale ile ilgilidir. İddianın özü: şirketin bu ihalelerden Düşük bedelle alt kiralama ihalesini aldığı; ihalelerin şirketin kaşasında kalması için belirli adımların atıldığı. Müvekkilin şirketi; kısaca BVA. İhalelerin savcılık iddialarına göre dağtattığı söylenen kamu zararı, 4 Mart tarihli MASAK raporundan kaynaklanmaktadır. 4 Mart tarihli raporda iddianameye aynen nakledilen MASAK raporu, bu ihalelerle ilgili üç iddia dile getiriyor. İlki: BVA adlı şirket 2020-2023 yıllarında Kültür A.Ş.'ye 200 milyonun üzerine fatura kesmektedir. Bunlardan şöyle bir anlam çıkarılmıştır: BVA, Kültür A.Ş.'den elde ettiği satış geliri 200 milyonun üzerinedir. İkincisi: BVA'nın müvekkilim dışındaki diğer ortakları; ve , hisselerini ihaleden elde ettikleri parayı nakde çevirmek amacıyla satış yapmışlardır. Üçüncüsi: BVA adlı şirket, adresinde fiilen faaliyette bulunmamaktadır. Şimdi izah edelim: 61 ve 62. eyleme konu edilen ihalelerle ilgili BVA, Kültür A.Ş.'den para almamışsa, BVA para kazanmışsa, bu parayı nereden kazanmış? Bunu izah etmek zorundayız. Kültür A.Ş., ihalede BVA'ya bir yer veriyor; BVA bu yerleri kiralayarak reklam alanı oluşturuyor ve üçüncü kişilere kiralıyor. Yani BVA'nın geliri; kiraya verdiği reklam alanlarından elde ettiği kira bedelidir. Bu, Kültür A.Ş.'den gelen doğrudan para değil; üçüncü kişilere sattığı reklam hizmetlerinin bedelidir. Dolayısıyla MASAK'ta; BVA, Kültür A.Ş.'ye 200 milyon fatura kesiyor; BVA'nın Kültür A.Ş.'den elde ettiği satış geliri 200 milyon şeklindeki yaklaşım, BVA'nın Kültür A.Ş.'ye 200 milyon fatura kesmesi sonucu ortaya çıkan verinin tam tersidir.
Bu süreç aylarca süren bir süreç. Yani ihaleyi aldım işte 72 saatte yer aldım, 100 bin TL para aldım değil; aylarca süren bir ihale-kurulum-satış süreci var. Bunların hepsinde BVA kendi hesabına bu reklam alanlarını sattı. Ve belge var. Yani BVA şu reklamverene şu reklamı attı, şu faturayı kesti. BVA'nın şu reklamı attığının ispatı, bu delil belgesi: Bizzat izleme raporları var. Yani sosyal medya, gazetecilik faaliyetinde teyit edilmiş faaliyetler var. Üst geçit reklam alanları, netice itibariyle ilk kez 2020 yılında piyasaya çıkan bir üründür. Peki, piyasaya çıktığındaki değeri ne? Dolayısıyla satışından elde ettiği gelir ne? Bu sorunun cevabını bulmak için Deloitte tarafından hazırlanan bağımsız mali denetim raporu, en baş veri kaynağıdır. Deloitte raporundan görülen BVA'nın net satışları 2020'de 14 milyon, 2021'de 35 milyon; yani iki yılda iki buçuk kata çıkmış. Peki, bu artış neden? Üt geçitlere bir marka olarak mı girmiş, ürün katagorisi değiştirmiş mi? Yok. 2020 yılında Üst geçit reklam alanları işte 61 ve 62. ihale nedeniyle piyasaya girmiş ve bu satışı yapmıştır. Şimdi bu grafikler, Deloitte'un hazırladığı mali denetim raporu verilerinden, Deloitte verilerinden hazırlanmışlar. Bu rapordan elde ettiğimiz verilerle. Kültür A.Ş.'nin BVA'ya ödediği alt ihale bedelleri, yıllık olarak derlenen bunlar: 2020'de 6,3 milyon lira, 2021'de 10,6 milyon, 2022'de 11,3 milyon, 2023'te 15,7 milyon. Toplam 43,9 milyon lira. Ve BVA'nın Üst geçitlerle ilgili üçüncü kisilere sattığı reklam hizmetlerinin toplam bedeli: 2020'de 14,4 milyon, 2021'de 35 milyon, 2022'de 42 milyon, 2023'te 43 milyon. Toplam 134 milyon TL. Kapsanan yıllar boyunca BVA'nın Kültür A.Ş.'ye ödediği toplam ihale bedeli 43,9 milyon lira, buna karşılık üçüncü kişilere sattığı reklamın toplam bedeli 134 milyon lira. Bunu en basit hali ile bu ihalelerde ne kadar kazandığını hesaplamak için çıkartmak gerekir. 134 - 43,9 = 90,2 milyon lira. Şimdi bu ekrandaki, bizim hazırladığımız Excel tablosu. İlgili ihaledeki satış verilerinin yıllık enflasyon oraınlarıyla değerlendirilmesini yapacak olursak, 2020'den 2024'e kadar ihaleleri Türk Lirası'ndaki değer kaybını hesaba kattığımızda; BVA'nın Kültür A.Ş.'ye ödediği toplam ihale bedelinin 2024 yılındaki reel değeri, 43,9 milyon liranın şu kadar olduğu hesaplanıyor: 43,9 milyon liranın TEFE (Tüfe) reel değeri göre 81,2 milyon lira. Ve üçüncü kişilere sattığı reklam hizmetlerinin 2024 reel değeri: 2024 reel değeri 134 milyon liranın, yani TÜFE'ye göre 192 milyon lira.
Dolayısıyla MASAK'ın; "Ya sen Kültür A.Ş., sana şu kadar fatura kesilmiş" derken aslında BVA'nın Kültür A.Ş.'den elde ettiği satış geliri 200 milyon olarak aktaran raporunun yanlış olduğunu, bunun aslında tersine bir akış olduğunu göstermek durumundayız. BVA, Kültür A.Ş.'ye iş yapmaz; Kültür A.Ş.'den ihale alır. Kültür A.Ş.'den aldığı ihaleyi işleterek kendi müşterilerine satar. Dolayısıyla BVA'nın Kültür A.Ş.'ye bünyük tutarlarda fatura kesmesi de denilemez. Var olsa olsa, BVA'nın Kültür A.Ş.'ye hizmet belgesi kesmesi söz konusu olabilir. BVA ile Kültür A.Ş.'nin arasında düzenli fatura kesmesi, kendi iş modeli açısından doğrudan mantıksızdır. Faturayı BVA kesmez; Kültür A.Ş. ihalede BVA'ya yer verir ve BVA kira bedelini öder. Sonra BVA bunu yeniden kiralıyor. MASAK raporunun üçüncü iddiasına geçiyorum. Bu arada bu MASAK raporu 4 Mart 2025'te hazırlanmış, 4 Haziran 2025'te hazırlanmış bir rapor daha var. Buna da değineceğiz. MASAK Raporu'nun üçüncü iddiası: BVA adlı şirketin fiilen iş yaptığı adreste bulunmadığı iddia edilmektedir. Bu iddia söz konusu olduğunda MASAK, BVA'nın ticaret sicilindeki adresine gitmiş ve orada faaliyette bulunmadığını tespit etmiş. Şimdi biraz önce birine MASAK tarafından yazılmış bir belgeden okuyorum: Vergi Dairesi Başkanlığı'na yönelik yazı: "BVA Reklam ve Danışmanlık isimli mükellefi... fiilen faaliyette" bulgusunu araştırmak istiyoruz. BVA Reklam'ın MASAK'a yazdığı cevap Vergi Dairesi yolu ile: "BVA şirket adres değişikliği ile ilgili yazı eki belgeleri gönülüyor..." BVA'nın adres değişikliği bilgisi Ticaret Sicili Gazetesi'nde; kendi yeni adresi ile eski adresi arasındaki 13 günlük bir değişiklik Ticaret Sicili'nde ilan edilmiş. Yani ticaret sicilindeki fiilen faaliyette bulunan adres kontrolü yaşanmış; bu ticaret sicilindeki adres bilgisini gücnellik kabul eden tüm iş insanlarının büyük bir kısmı bu türden kontrollerde adrese ulaşılamaz yargısıyla karşılaşabilirdi. Buna rağmen BVA bu durumu bazı belgeleri göndererek düzeltmiş.
Şimdi, MASAK raporu burada çok net bir çarpıtma yapıyor: 'in hissesini satmasını hesap incelemesinde sanki örgütü lehine, kendi namına değil bir şekilde satış yaptı olarak nitelendiriyor. Burada dikkat: şerhin tamamını okuyorum: " 2022 Mart'ta şirketin % 80'ini, 2022 Ekim'de 2022 N1'i sattı. Bu satışlarda elde edilen tutarlar BVA adına veya BVA hesabına aktırılmıştır." Peki şöyle bir sorum var Sayın Başkan: hissesini sattığında paranın nereye gitmesi beklenir? Kendi cepten devlete ya da herhangi bir yere mi? Tabii ki, kendi cebine ya da banka hesabına. Hayatın olağan akışında hisse satılınca kendi hesabına gider. Şimdi bunu BVA adına ya da BVA hesabına gider diye tanımlamak, bizce büyük bir çarpıtmadır. Bunun çarpıtma olduğunu kanıtlamak da zaten kolaydır. Fakat asıl problem şu: 'ın şirkete resmî olarak dahil olmadığı iddia ediliyor. Bu iddia niye var? Şöyle: İddianameye göre 'ın resmî hissesi yok. Peki, kısa bir süre içinde hissesini devredip paranı almışsa; yani 'in resmî ortaklığı yoksa, MASAK ona ait hisseler satıldı diyor. Her ikişi de doğru olamaz. Ya 'in resmî hissesi vardır ki MASAK'a göre hissesini satmıştır, ya da 'in resmî hissesi yoktur. MASAK'ın kendi içinde çelişmektedir. Üçüncü görseli açabilir miyiz? En üstteki tablo, 'ın ticaret sicili kayıtlarıdır; şirketin kuruluş belgeleri. İkinci ve üçüncü siralardakiler ise 'nin ticaret sicili kayıtları. , ticaret siciline göre, şirketin kurucusudur. de aynı belgede yer almaktadır. MASAK, buna rağmen hani kendi içinde çelişkili bir şekilde, 'ın hissesini satmasını, "kâr aktarımı" olarak nitelendirmektedir.
Şimdi bu , kendi %80 hissesinin karşılığı olan 26 milyon lira aldı. Peki 26 milyon lira karşılığında %80 hissenin değeri nedir? Bunu tespit etmek mümkün mü? Evet. BVA adlı şirketin net aktif değeri 2021 sonu itibarıyla, Deloitte'un hesaplamalarına göre 30,3 milyon TL. 30,3 milyon TL' nin %80'i ne? 24,24 milyon TL. Yani 26 milyon TL aldı; BVA'nın 2021 sonu itibarıyla net aktif değerinin %80'i 24,24 milyon TL'dir. Demek ki , baz alınan değere göre şirketini değerine denk bir fiyata satmışsa bu bir kâr aktarımı değil, piyasa rayicine göre yapılmış normal bir işlemdir. Bakın; iddia, en başında MASAK tarafında sakatlanıyor. Peki ihalelerde herhangi bir kamu zararı var mı? Bakın bu konuda MASAK raporunda şöyle bir paragraf var: MASAK raporu yazıyor ki... MASAK raporu bu ihalelerle ilgili kamu zararı konusunda net bir saptama yapmıyor. Hatta tam tersi; BVA'nın elde ettiği gelirlerin idare tarafından belirlenen bedellerin altında olduğu tespitini yapamıyor ve şöyle diyor: "Mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde, bu nedenle bu konudaki maddi kazanımın tespit edilemediği." Yani bu tarafından çekilememiş. Ancak, "ihalelerden elde ettiği geliri sahte fatura yöntemiyle nakde çevirerek kişisel hesabına yatırdığı, buradan da yurt dışındaki hesaplarına aktararak kaçırdığı" şeklinde bir tespit daha var. Bu e-postalar var. Birden fazla dil var zaten bu konuda bilgi sahibiyiz. Peki bu tespitin dayanağı ne? Sahte fatura için sonraki bölümde değinecedğiz. ABD'ye para transferinin kaynağı meselesi ise şöyle: MASAK diyor ki BVA, ABD'li bir şirkete 600 bin dolar gönderiyor. Bu goni. Yani ABD'li bir şirkete bu şekilde transfer olduğu için kirli para veya suç geliri olarak nitelendiriliyor. Oysa tamamen yasal ve belgelenmiş bir akreditif işlemi. Peki akreditif nedir? Gümrük tarafından öngörülen ödeme yöntemi.
Şimdi aynı MASAK raporu; hem BVA'nın Kültür A.Ş.'ye 200 milyon liralık bir hizmet faturası kestiğini, hem de BVA'nın Kültür A.Ş.'ye herhangi bir hizmet sunmadığını söylüyor. Bu iki bilgi birlikte doğru olamaz; MASAK kendi raporu içinde çelişmektedir. Ve dahası bu MASAK raporunun hemen altında iki adet olumlu değerlendirme yazısı var; iki adet. Şimdi biz bu raporlara karşı ilk defa cevap verdik; bunları mahkemeye sunduk. Daha öncesinde mahkemeye sunmufluk ama bilirkişi raporu da bu raporun ü stüne geldi, o nedenle biraz tekrar anlatmak durumundayız. Bu 4 Haziran tarihli MASAK raporunda da iddianameye geçen temel iddialara bakıyorum: Birincisi: "BVA adlı şirketin, kısa süre içinde üst geçit ihalelerini alması ve bu reklamlarda kullanılan malzemelerin aninda temin etmesi kuvvetli suç şüphesi doğurur." Yani burada mantık; BVA, ihaleyi çok hızlı aldı ve malzemeyi çok çabuk kurdu. Ama bu normal hayatta tam zıttı, ihaleye girmeye yetkin bir firmayı gösterir. İkincisi: Kültür A.Ş.'den BVA'ya para aktarımı bulunduğu iddia ediliyor. Oysa biz yukarıda ters yönü ispat ettik: BVA Kültür A.Ş.'ye para öder. Üçüncüsü: BVA, Genç Popülist isimli firmaya ödeme yapıyor ve bu sahte fatura olarak nitelendiriliyor. Dördüncüsü: BVA, S.K. adlı kişiden ihale tarihi civarında borç alıyor. Bu borçlanma ilişkisi rüşvet olarak nitelendiriliyor. Sayın Başkan, bu MASAK raporunun altında iki tane değerlendirme yazısı var. Burada bu iki değerlendirme yazısı MASAK'a şöyle diyor: Birincisi: "Gönderilen belge ve bilgiler doğrudan mali suç olduğunu teyit etmez." İkincisi: "Hizmet alımı veya ihale ile ilgili sözleşme taraflarına yönlendirme riskini açıkça ortaya koymuyor." Bu iki yazıdan görüldüğü üzere, MASAK kendi raporıyla açık çelişki içindedir, bu raporun altında şeyin MASAK'a verdiği bu iki yazı aslında MASAK'a dair tezimizi doğrular niteliktedir.
MASAK raporu, hemen hemen her kritik bölümünde diyor ki "savcılık soruşturması ile netlik kazanırsa" ya da "savcılık tarafından değerlendirilecektir." Yani MASAK bu raporu, savcılık soruşturması sonucunda anlamlandırılacak bir rapor olarak sunuyor. Oysa iddianame tamamen bu MASAK raporunun üzerine kurulmuştur. Peki, bu kaplama kendini mi besliyor? "Savcılık değerlendirecek" diyen rapor üzerine kurulan savcılık iddianamesinin doğru olup olmadığı bize kalmış olur ve bir döngü söz konusudur. Dosyamızda suçtan zarar gören olarak yer alan Maliye Hazinesi de dahil olmak üzere herhangi bir kamu kurumu tarafından zarar tespiti konusunda bir talep veya şikayet yoktur. İkinci soru: Sayıştay Bu ihaleler nedeniyle bir soruşturma başlattı mı? Hayır. Üçüncü soru: Danıştay'ın onaylamamış olduğu ya da iptali istenen herhangi bir ihale var mı? Hayır. Dördüncü soru: Devlet İhale Kanunu'nu uygulayan İdare Mahkemesi herhangi bir iptal kararı almış mı? Hayır. Beşinci soru: Kamu spesifik ihalelerle ilgili herhangi bir soruşturma, ihbar ya da işlem başlatmış mı? Hayır. Sayın Başkanım, yine ihale ile ilgili, ihalelerle ilgili eylemlerle ilgili şöyle öneli bir bilirkişi raporu var; buna da değinmek istiyorum. Bilirkişi raporunun bize göre çok temel eksiklikleri var. Bu eksikliklerin hepsini anlatmak yerine çok önemli olanlara değineceğim. Raporun önemli bir kısmı doğrulanabilir, sabit veriler yerine soyut tahminler ve beklentiler üzerine kurulmuştur. Bu konuda şöyle bir veri var: Bilirkişi raporunda dönemin ihale artışından bahsediliyor. Sayın Başkan, söz konusu artış, dönemin piyasa eğilimlerinden bağımsız bir analizle hesaplanmış fiyatlama üzerinden değil; güncel yani 2024 yılı fiyatlandırmasıyla geriye dönük olarak hesaplanmıştır.
Şimdi rapor, ihale yılıyla rapor yılı arasında sonradan oluşan koşulları göz önünde bulundurarak yeniden bir hesaplama yapıyor. Peki bu hesaplama ne gerektiriyor? Türkiye Türk Lirası'ndaki tarihi değer kaybının hesaplamaya dahil edilmesini gerektiriyor. Bunun yapılmaması hem piyasa gerçeklerini yansıtmıyor hem de bu nedenle hukuken kabul edilebilir bir metodoloji sunmuyor. Rapordaki tespitler esas olarak ana ihalelerde muhammen bedelin eksi ihale bedeline, alt ihale bedelinden alınan komisyon ve bunun üzerinden alınan reklam alanlarının değeri hesaplanmış. Bu yöntemle bir eksiklik var: Reklam değeri, tamamen BVA'nın ürettiği bir değer. İhale bedelinde de bunu piyasaya çıkaran, üreten, yatırım yapan, satış geliştiren BVA. Bilirkişi, bu detaya değinmiyor; değinmek durumundaydı ama değinmemiş. Bilirkişi raporunun 19 Haziran 2025 tarihli bilirkişi raporu, reklamcılık faaliyetleri konusunda hiçbir bilgi ve deneyim gözetilmeksizin; ortalama değerler ya da özelleştirilmemiş sektör ortalamaları kullanılarak hazırlanmış olması konusunda belirtmek isterim. Örneğin şöyle yapıyor: Bilirkişi bir hesap yapıyor. Üst geçitlerde bu kadar reklam var; reklam tahtasının büyüklüğü bu kadar; piyasada ortalama metrekare fiyatı bu kadar; o zaman piyasa değeri bu kadardır. Oysa bu—üst geçit reklam alanının değeri ile sokak raf reklam alanının değeri, kapalı alan reklam alanın değeri bir değil. Ya sayın başkan daha da özelleştirirsek: Yaya geçidinde bulunan 8 metrekarelik dijital panolar ile Süleymaniye'nin arka sokağındaki 8 metrekarelik taş bastısı bir mi? Şimdi ilki yapıcı, idareye karşı bütünsel bir sorumluluk üstleniyor. Sayın Başkan, bilirkişi raporu sebebiyle şunu belirtmek durumundayım: Bilirkişi ihalelerin birbirinden bağımsız oldukları görüşünde değildir. Hatta tam tersine: bilirkişi diyor ki bu ihaleler özellikle belirli bir amaç doğrultusunda birbirinin bir uzantısı olan ihalelerdir. Bunu söylüyor. Oysa birbirinin uzantısı olan ihalelerde tek bir işleme veya tek bir suça yönelik olarak yargılama olabilir; birden fazla yargılama olamaz.
Şimdi bu iddianameye konu olan olayda ihaleye katılım yeterliliği ile ilgili iddialar var. İşte ihaleye katılım yeterliliği ile ilgili iddia şöyle: İhale belgeleri; "5 yılında alanla ilgili deneyim" diye bir kriter koyuyor. Bilirkişi burada şunu terk ettiyor; bir savcıyı çöktüren köşenin mimarı olarak. Peki bu kriter ne ifade ediyor? İhaleye katılabilmek için reklam alanı kiralayan bir firmanın, en az 5 yıldır alanda faaliyet göstermesi gerekiyor. Şimdi bu kriteri uyguladığınızda, daha önce hiç dış mekân reklamcılığı yapmamış bir firmanın bu ihaleye girmesi mümkün değil. Bilirkişi diyor ki, bunun sektörün %99'unu dışladığını söylüyor. Ama %99 oranının doğru bir rakam olduğunu nereden biliyor? Bunu nereden biliyor? Şimdi Sayın Başkan, üç tane firmanın internet siteleri bunlar; Ahmet Çekin Reklam Ajansı, Reklam Vitrini ve Özilhan Reklam. Bunlar en büyük dış mekân reklam firmaları. Sektörde fiilen faaliyet gösteriyorlar. Bu üç firmadan herhangi birisinin bu ihaleye başvurup başvurmadığı ya da katılım koşullarını sağlayıp sağlamadığı, bunların bilirkişi tarafından araştırıldığına dair bir tespit var mı? Var mı? Yok. Bilirkişi, tamamen mevcut koşulların içine doğmuş bir piyasa yorumıyla kalıyor. Şimdi buna rağmen, yani %99'u bu şekilde ihale dışı bırakıldı diye bir iddia ortaya çıkıyor. Bu iddiayı irdelersek şu söylenebilir: İhale döneminde piyasada bu ihaleye girmeye uygun olmayan firmaların hangileri olduğu tespit edilmeli ve bunların herhangi birinin bu ihaleye girmek istedikleri sorgulanmalıdır. Bu yapılmış mı? Hayır. Bu konudaki başvuru sayısı bakıldığında ise şöyle: Kültür A.Ş.'nin bu ihaleye davet ettiği 9 firma vardır. Üçü şirket teklif vermiştir. Bilirkişi raporunda yani biz sormadan önce, bu üçü teklife katılmayan firmaların gelmeme nedeni sorulmuş mu? Sorulmamış. Yani bu ihaleye neden gelmediklerini bilmiyoruz.
Şimdi bir diğer iddia da şu, teknik ve idari şartname belirsizliği. Buna da bakıyorum. Şartname belirsizliğinin iddiaya konu olan elemanı şöyle: İhalede belirlenen alanın tam olarak nerede olduğunun ihale belgelerinde açık olmadığı ileri sürülüyor. Fakat "dönem 2020" diyoruz ve bu ihale; 2020 yılındaki direnme, sektör boyu bir kriz yaşanan COVID-19 sürecinde açılmış bir ihaledir. Dolayısıyla piyasada alan almaya talip her firma, alınabilecek her alanı alırdı. Ama krizde bunu yapan başka bir firma olmamış. BVA bu ihalelere katılmış, piyasanın durgunluğu sırasında kapasitesini genişletmiş ve bu sayede o dönemde bir katma değer yaratmıştır. Yani aslında BVA'nın yaptığı şey ihaleye fesat değil, girişimcilik faaliyetinin ta kendisidir. Ve yine hani buradaki belirsizlik iddiaı sonucunda ana ihaleyi yapan İBB'nin ve alt ihaleyi yapan Kültür A.Ş.'nin herhangi bir resmî soruşturmaya maruz kalıp kalmadığını ya da bu belirsizliği tespit eden ve BVA'ya karşı dava açan herhangi bir rekabetçi firmanın olup olmadığını soruyorum. Yok. Bu da ortaya koyuyor ki, piyasada bu ihalelere yatırım ve reklam alan kira sözleşmesi yapmak isteyen firmaların ihtiyaçlarını karflılayan bir sertifika söz konusu değildir. Fakat bu gizlilik varsa bile ana ihale yapıldıktan ya da duyurulduktan sonra yapılan bir şey mı? Sayın Başkan, şunu arasına girmek istiyorum: Bu iddianame ve bilirkişi raporu boyunca kaç kez Rekabet Kurumu'nun adı geçiyor? Bilirkişi raporu için Rekabet Kurumu'na şikayet edilmiş mi? Hayır. Peki, 2020'de alanlar piyasaya alındı; bunun, piyasanın dışında kim kaldı, sayılmaz bir veri. Dolayısıyla biz bu ihale sürecinde gerçekten bir piyasa bozulmasının olmadığını için Rekabet Kurumu'na şikayet de yok. Bilirkişi raporunda şahin kesilebilecek hata ile ilgili somut bir bulgumuz var; ortak iddia ile bilirkişinin benimsediği iddianameye bakıyoruz: "BVA, alt ihale bedelinin belirlenmesine doğrudan etki etmiştir." Bu iddianın ardında çok önemli ve somut bir sorun var: Alt ihale bedeli sabit. Fakat bilirkişi, ya MASAK savcılığı iddiası doğrulamak üzere şöyle bir şey söylüyor: "Nitekim alt ihaleyi almadan önce BVA bu alanda faaliyet gösteriyordu." Peki bu doğru mu? Evet. BVA bu alanda faaliyet gösteriyordu. Ama ne şekilde? 2019 öncesinde BVA, aynı alanda bir başka şirketin alt yüklenicþsi olarak faaliyet göstermişti. Ve bu özel firma bu alanlarda 2019'a kadar İBB'nin ana kiracısı idi. Bilirkişi bu baskıcı özel firmayı da atlıyor; eğer bu özel firmanın atını kaydırırsak, sonucu olan ihaleyle, bu özel firma hala sahada olmalıydı ya da olmak isteyebilirdi. Neden olmadı? Bu soru sorulmamış.
Şimdi İBB, 2024'teki 2000 lirayı muhammen bedel takdiri için açıklama yapıyor. Ama sayın başkan, bu tek başına çok önemli bir belirti: Muhammen bedel kamu kurumunun dönemine yönelik beklentisi, dönemin piyasa gereksinimine göre belirleniyor; ileriki dönemlere göre değil. 2024 fiyatıyla 2020'nin değerini ölçmek ve bunu kamu zararı olarak sunmak teknik olarak yanlıştır. İddianamedeki ecrimisil bedeline itirazın daya nağı ne? "Ecrimisil bedeli düşük tutuldu" iddiası için sorulan soru şu: Belediye dönemde ne kadar belirlemiş? İste 2020 ve 2021 yıllarında muhammen bedel belirlendi. Bu muhammen bedel; idari takdire bağlı bir veri, sabit değil. Sonradan, mesela 2024'te yapılan yeni bir belirleme, 2020'nin koşullarını yansıtmaz. Yani bu bir kamu zararını kesin bulmak için yeterli bir metodoloji değildir. Bunu söyledikten sonra, bilirkişi raporunun tek taraflı olduğunu vurguluyorum; bu aslında belki en önemli problem. O halde ecrimisil bedeli, ileriki yıllara göre çok daha yüksek tutulmaliydi mı? Sayın Başkan, muhammen bedelin düşük tutulduğu iddiasının karflılığını bulmak için, önce dönemin gerçek piyasa değerleri araştırılmak durumundadır. Kültür A.Ş., kendi fiyatını belirlerken hangi kriterlere baktı? Bu soruya verilecek cevap, dönemin piyasa koşullarına göre fiyatlandırmanın yapıldığı yönünde olmalıdır. Ama bilirkişi bunu sormamış; sormuş; cevabı dahil etmemiş. Sonucunda bu çok detaylı çalışılmış bir tespit. Bir tane çok detaylı çalışılmış bilirkişi raporu var; bu rapor 'den söz ettiğinde hiçbir somut tespite yer vermiyor. Peki bu, uğraşılmamış mı konular nedeniyle mi? Yani bilirkişi raporu şöyle bir şey yapıyor: Kamu zararı ile ilgili iddiasını, tamamen bu ihalelerden doğan kamu zararının belirli bir dönem, belirli bir coğrafi alanı kapsıyor. Ama bu zararda 'nin payı ne? Bu soru ne bilirkişide, ne iddianamede, ne MASAK raporunda cevaplamış.
Peki bilirkişi heyeti bu muhammen bedeli neye göre hesaplıyor? Bilirkişi heyeti bu muhammen bedeli diyor ki; "İBB'nin 2024'te ihale ettiği reklamların muhammen bedellerine göre hesapla. " Peki bu 2024 fiyatıyla. Neden? Bilirkişi diyor ki, "2024'teki fiyatlar; 2020'den 2024'e uzanan süreçte oluşan enflasyonu gösteren fiyatlar." Dolayısıyla bu fiyatlarla 2020'nin değerini hesapla Ama bunu yaparken ne yapıyor? TÜFE ile dönekle enflasyon farkını geri dönüştürmüyor. Yani 2024 fiyatlarıyla hesaplamak; evet. Ama bunu 2020'ye dönekle enflasyon oranıyla düzeltmeden. Şimdi dikkat buyurun Sayın Başkan: Ankara Büyükşehir Belediyesi'nde aynı tarihli aynı tür ihale yapılıyor: 2020 ve 2021. Peki Ankara bu ihalede metrekare birim bedeli ne kadar diyor? 2020'deki ihale muhammen bedeli: 10 lira per metrekare per gün. 2021'de: 5 lira. Şimdi İBB'nin aynı yıllarda belirlediği muhammen bedeli ne kadar? Bilirkişi raporu bu bilgiyi göstermiyor. Sormamış bile. Bu sorulmuş olsaydı, cevabını bildiğimiz için söylüyorum: İBB 2020'de metrekare birim bedeli 5 lira belirlemiş. Ankara 10 lira belirlemiş. Bu neden önemli? Çünkü eğer bilirkişi Ankara’yı kıyas aldıysa; İBB daha yüksek bedel belirledi şleklinde de sonuca ulaşabilirdi. Bu soruyu bu kadar basit gözden kaçırmanın bir arada neyi aradığını gösteriyor, sayın başkan. Fakat burada bilirkişilerin hiç dikkatini çekmeyen —muhtemelen görmeleri gerektiği halde— çok önemli bir husus var: BVA'nın bu ihalelerden elde ettiği gelirden, Kültür A.Ş.'ye ödenen alt ihale bedelinin çıkarılmasıyla elde edilen kar, BVA'nın fiilen sürdürdüğü faaliyetin şüreti mi, yoksa söz konusu ihalenin yapısındaki bir hata veya eksiklikten kaynaklanan bir haksız kazanç mı? Bu soruya cevap vermeden kamu zararından söz etmek mümkün değil. Bu soruyu kısaca cevaplayınca şöyle: BVA yer kazıyor, üst geçit yapıyor, panel kuruyor, eléktrik çekiyor, yönetim üstleniyor, medya plancısıyla anlaşıyor, reklam sanatçılarla çalışıyor. BVA'nın bu ihalede üstlendiği işler ve maliyetler göz önünde bulundurulmadan bilirkişi karşılaştırma ve hesaplama yapıyor; karşılaştırma yapıyor. Bu, reklamcılık sektörüne hiçbir bilgi edinmeden ve herhangi bir sektör uzmanına danışmadan hazırlanmış bir bilirkişi raporu olmasını göstermektedir.
Son olarak; bilirkişi raporunda adeta utangaç bir şekilde, "Reklam sektörü uygulamaları hakkında bilgi sahibi olmayan bilirkişi kurulunun tespitlerinin sınırlı olduğu" ibaresi eklenmiştir. Bu ibare, raporun sondan beş önceki sayfasında ve parantez içinde yer almaktadır. Bu ikrarın, sayın başkan, tüm raporu geçersiz kılan bir nitelik taşıdığını düşünmekteyim. Dolayısıyla bu rapor herhangi bir kamu zararını ispat eden bir rapordan çok, bir iddia destekleyecek veriler için hazırlanmış bir rapordur. Teknik ayrıntılarda oldukça çalışkın ama hukuki gereklilikler açısından eksik bir rapor. Sayın Başkan, şimdi şunu söylümemiz lazım; bilirkişi diyor ki; ana ihalede ihale bedelinin altında anlaşma yapılmayınca muhammen bedelden daha düşük bir bedel kullanıldı. O bedelden de daha düşük bir bedel yani Kültür A.Ş.'ye verilen alt ihale bedeli. Peki alt ihale bedeli ne kadar tutmufl? Söylemiştik zaten: 4 yıllık toplam 43,9 milyon TL. Muhammen bedel olarak bilirkişi dört yıl için ne sayıyor? 80,9 milyon TL. Peki bu farkın tümü kamu zararı mı? Bu kadar mı olmalı? Hayir. Bu ihalede İBB'nin ihale bedeli ile Kültür A.Ş.'nin alt ihale bedeli arasındaki fark; Kültür A.Ş.'nin kendi marçı, kendi komisyonu. Yani İBB'nin ihale bedeli, 80,9 milyon TL olduğunda Kültür A.Ş. bunu BVA'ya neden aynı fiyatla verecekti? Vermedi. Dolayısıyla bilirkişi, denklemin bir tarafını görüyor. Özetle, bu ihalelerden dolayı bir kamu zararından bahsetmek için, bu ihalelerle ilgili tespit edilmiş bir kamu zararı gerekiyor. Bilirkişi; reklam sektörü konusunda bilgisizliğini kabul eden, 2024 fiyatlarıyla 2020 ihalelerini sorgulayan, ihaleye katılım kriterlerinin piyasayı ne ölçüde tahrip ettiğini sormayan, bilinen kamu rakamlarını görmezden gelen ve en önemlisi, BVA'nın bu ihalelerden nasıl bir getiri elde ettiğini hesaplamayen bir raporu ısmarlanmış gibi hazırlamıştır.
Tevdi raporuna geçeceğim. Şimdi bu ihaleler konusunda tevdi raporu da var; yani İBB bünyesinde üst geçitlerle ilgili yapılan işlemlerin kamu görevlilerince değerlendirilmesi. Bu tevdi raporu da çok önemli bir bulgu sunuyor. Şimdi, Sayın Başkan, şimdi güncel tevdi raporu, şöyle başlıyor: "Kültür A.Ş.'nin Yapısı İtibarıyla Kamu Görevlisi Kabul Edilip Edilmeyeceği." Bunu soruyor. Bu soruya cevap veriyor; iki alt başlık altında: Yani bu tevdi raporu buydu kamu görevlileri soruşturulamaz demiyor. İki farklı görüş şöyle: Bir: Kültür A.Ş.'nin İBB'nin iştirakçi şirketi ve belediye bağlı aşamasından kamu kurumunun döngüsel özellikte olduğu vurgusuyla, İBB ile yakın bağının soruşturmada bir önem taşıdığı; iki: "Hukuki statüde kapalılık vardır" diyerek TCK 252'deki rüşvet için 5237 sayılı TCK 6/C maddesinde bir yönüyle kamu görevlisi kavramının tanımının geniş yorumlanması gerektiği söyleniyor. Bu tevdi raporunda da ve iddianamede çok büyük atıflar var. Bu atıflardan biri; 18 üst geçit reklam alanı. Bir liste yapılmış. Şimdi bu liste çok önemli. Şunu gösteriyor: Kültür A.Ş., İBB ile üst geçit ihalesi için ana kiracı. BVA, Kültür A.Ş.'yle alt kiracı. Yani burada her alt kiracı, Kültür A.Ş. le bir sözleşme yapıyor. Peki bu sözleşmenin bir kısmını onaylayan taraf kim? İBB. Yani bu ihaleler; hem İBB hem Kültür A.Ş. tarafından biçimlendirilen ve kendi kurumlarının inceleme ve onayından geçen ihalelerdir.
Mesela aynı şekilde, Göztep Metro Yaya Geçidi yazıyor Kültür A.Ş.'nin listesinde. BVA'nın listesinde de aynı yönüyle var. Peki bu ne demek? Kültür A.Ş. reklam alanının adını yazıyor; BVA reklam alanının adını yazıyor. Ama iki liste de tutarlı; yani aynı yeri, aynı ekipmanı kastediyor. Burada bir sıkışma yok. Bunu söylüyorum çünkü tevdi raporu— her tabloya bakıp bakıp deniyor ki, "Bu üst geçitte BVA şu kadar para aldı, Kültür A.Ş. şu kadar. Peki BVA neden fazla aldı?" Yani tabloya bakıp bakıp İkisi de tabloda aynı yeri kastediyor. Şimdi, peki ne sonuç çıkarıyoruz? Yani görülen her tabloya, her hatırlayışa yani hani durma beklentisine göre bir kaybın görünmesine rağmen; iddianame buradaki sorunun hem kökende hem de uygulamada aynı kaynağa dayandığını göstermiyor. Dolayısıyla buradan yapılan çıkarım, kümülatif bir özet değildir; bu belirsizliklerin varıyı ne? Şimdi meslektaşım, benden önceki savunmalarında, müvekkilimin Saygiştay denetiminden geçen bir ihaleden mahkum edilemeyeceğinden bahsetti. Peki, bu ihalelerin Sayıştay denetiminden geçip geçmediğini bilir miyiz? Söyleyeyim. Şimdi kamu maliyesinin denetimindeki en yetkili organ olan Sayıştay bu ihaleleri denetledi mi? Bu sorunun cevabını bildikten sonra söyleyeyim: İkinci bir soru daha var. Sayıştay bu denetimi yaparsa ve bulgu tespit ederse ne yapar? Kültür A.Ş.'ye mi yazışır, yoksa İBB'ye mi? Cevap: İBB'ye. Peki İBB bu konuda Sayıştay'dan herhangi bir yazı almış mı? Hayır. Peki, bu ihalelerle ilgili herhangi bir iddia ya da beyanın dolayısıyla Sayıştay'a iletildiği ve Sayıştay'da bu konuda bir soruşturma başlatdığı biliniyor mu? Hayır. Yani Sayıştay bu ihaleler bağlamında herhangi bir tespit yapmadı. Peki, alt ihale alıcısı, kamu zararı iddiasının sorumlusu yapılabilir mi? Bu soru ciddi. Çünkü burada asli sorumluyu bulmak gerekiyor. Alt ihale alıcısı olan BVA, bu ihalelerin yapısını kendisi mi tasarladı? Ya da Kültür A.Ş.'nin ve İBB'nin belirlediği şartlar çerçevesinde mi hareket etti? Bu çerçeve, Kültür A.Ş.'nin muhammen bedeli belirleyip belirlemediği ve bunu İBB'nin onayladığı çerçevede; alt ihale alıcısının bu çerçeve dışına çıkmasının mümkün olduğunu göstermiyor.
Bizim ihalelerle aynı Sayın Başkan. Belediye, iştirak şirketi üzerinden alt kiralama ihalesine çıkıyor. Piyasadan bu ihaleye katılan firma —Panout adında bir firma— da bu ihalelerin yapısını şikayet ediyor. Bir rekabet itirazı yapıyor. Şimdi Panout rakip bir firma yani. Haliyle de bu 63. eyleme konu ihaleye Panout da katılmış. Peki Panout bu ihalenin neyin fesadına mı şikayet etti, yoksa neyin eksikliğine mi? • Muhammen bedelin düşük tutulması, • İhale ilanından ihale detaylarının tam olarak anlaşılamaması, • İhale bedelinin kamu zararına sebep olduğu. Bu iddiasıyla ihalenin iptalini istemiş. Şimdi Sayın Başkan, sizin önünüzdeki iddianamede de bilirkişi raporunda da bu iddialar, sıra sıra sıralanmış. Peki o zaman Panout, BVA ile aynı şeyi mi iddia ediyor? Hayır; Panout kaybeden firmadır, kaybettiği ihale için itiraz ediyor. Burada Panout ile savcılığın iddiası aynı mıdır? Bunu soruyorum çünkü Panout bu iddianame tarihinden önce bu şikayetleri düzenlemiş. Şimdi 61. eylemdeki ihale hakkında açılmış bir iptal davası var. Peki bu dava nerede açıldı? İdare Mahkemesi'nde. Davanın davacısı kim? BVA mı? Hayır. Panout mu? Hayır. Kim? Bu dava, devlet kurumu, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıldı. Peki Milli Eğitim Bakanlığı neden bu davayı açtı? Devlet Memurları Kanunu kapsamanaz geliyor; ilkokul veya liselerin yakınında reklam alanı kurulmasına itiraz ediyor; bu üst geçitte kurulacak reklam alanının okula zararını iddialıyor. İdare Mahkemesi ise bu iddianame ile ilgili ne karar aldı? İdare Mahkemesi bu şikayeti reddetti. Muhammen bedel düşük tutuldu mu? Kamu zararı var mı? Bu ihalelerde kamu zararının olmadığını teyit eden bir karar bu aslında. İdare Mahkemesi, devlet kurumunun açtığı bu davasayı reddediyor. Ve buraya çok önem veriyorum, çünkü devlet kurumu bile aynı iddia ile bu mahkemede talihsizliğe uğradı.
Öte yandan, 61 ve 62. eylemlere konu edilen ihaleler hakkında şöyle bilgi var; ilgili ihalelerde 3 sözleşme değişikliği yapılmış. Peki bu sözleşme değişikliği neden yapılmış? Aln da bu sözleşme değişikliğinin nitelikçe ne olduğunu bilmiyorum. Peki bu sözleşme değişikliğini kim yaptı? Kültür A.Ş.. Kim onayladı? İBB. Yani İBB ve Kültür A.Ş. göreve dahil olan taraflar, kendi uygulamasında değişiklik yapandır. Bu, sözleşme değişikliği kamu görevlilerince yapıldığı için —iddia olsa bile— bunun sorumluluğu BVA'ya yüklenemez. Fakat bu sorunu aşmak için savcılık diyor ki siz örgütsünüz. Peki ama yani daha önce anlattım örgüt meselesi; o iş de zaten sıkışan bir yer. Şimdi, iddianameye bakılınca, müvekkil bu ihalelerden örgüt yardımıyla kaçındığı için değil, doğrudan şirketini yöneterek ihaleye girdiği için yargılanıyor. Oysa bu durum olsa olsa; bir şirketin teklif verip bu ihaleyi kazanmış olmasıdır. Bunu bir suç olarak nitelendirmenin hukuki bir dayanağı yok. Benzer şekilde şirketlerin, üniteleri işletilmesi işleri şirket üzerinde kaldığı yani şunu söyleyeyim: BVA aldığı ihalede sistematik birebir, kendi şirketiyle bünyüsinde bu üniteleri işletmifl mi? Evet. Her bir üniteyi kim işletti? BVA. Kültür A.Ş.'nin üzerinde herhangi bir başka firmayla mi işletti? Hayır. BVA kendi bünyesinde bu işi yapıyor. Yani bu ihalede ünitelerin tutanı ile sözleşme bedelinin örtüşmüyor olduğu iddiaı; aslında BVA'nın kendi üretimi olan, bizzat sahip olduğu ve işlettiği ünitelerin üzerinde elde ettiği bir gelir. Ne de olsa iddialar şöyle: "BVA üniteleri işletti; ancak Kültür A.Ş.'nin muhammen bedelini düşük tuttu. Dolayısıyla kamu zararı oldu." Yani aslında iddia; elde edilen gelir ile ihale bedeli arasındaki farkın kamu zararı olduğudur. Ama bu farkın bünyüünde zaten BVA'nın kendi maliyetleri ve yatırımı var.
Şimdi, müvekkilin şirketi devamlı buraya yazı yazıyor. Devamlı yazışma var. Yani müvekkilin şirketi; Kültür A.Ş.'ye hem panel alımı sürecinde hem üretimde hem de bakımda İBB ve Kültür A.Ş.'ye yazıyor, onay alıyor; bu yazışmalar dosyada mevcut. Peki bilirkişi bu yazışmaları değerlendirmiş mi? Ayırıntılı bir inceleme yapılmamış. Şimdi, bunu niye anlatıyorum? Bir, hani bilirkişi diyor ya: "BVA muhammen bedeli düşük tutturdu." Peki muhammen bedeli kim belirledi? Kültür A.Ş.. Muhammen bedeli kim onayladı? İBB. Peki bu ihaleler BVA'nın dışındaki üstünlüklere bağlı İBB ve Kültür A.Ş. kararlarıyla mı şekillendirildi? Evet. Yani bilirkişi bu sorumluluklara bakıyor mu? Hayır. Şimdi, 2019 öncesine dönelim. Bu Panout adında olan firma, İBB'den 2019 öncesinde aynı alanları işliyordu. Bu firmaların ihale bedelleri ne kadardı? Panout'un ödediği ihale bedeli, BVA'nın ödediği ihale bedeliyle karflılaştırıldığında; BVA'nın ödediği daha yüksektir. Bu bulgu, bilirkişi raporunda da var; ancak bilirkişi bunu düşük bedel iddiasına karşı bir arıument olarak işlevlendirmemiştir. Bunun altını şu yüzden çizdim: Şimdi burada bizce ihaleler vaktiyle, kaybeden firma bile bu ihaleyi kazanmış olsaydı; piyasada yapısal olarak şöyle örnekleme yapılabilirdi: İhaleyi Panout alsaydı, ne olurdu? Panout kendi ihalesini kazansaydı KAŞ'ye ne öderdi; aynıyı mı öderdi? Düşük bir oran olur muydu? Bu sorular sorulmamış.
Şimdi bununla ilgili bilirkişi raporunda da değerlendirmeler var. Bilirkişi raporunda şöyle bir kesit var: "BVA'nın bu alandaki deneyimi, deneyim kriteri yoluyla diğer firmaların dışlanmasına yol açmıştır." Bu söylıyen bilirkişi, BVA'nın 1997'den beri bu sektörde faaliyet gösterdiğini de not ediyor. Peki bu nasıl bir çelişki? "BVA 1997'den bu yana sektörde" diyorsunuz; "Fakat bu deneyim kriteri haksız rekabete yol açıyor" diyorsunuz. Peki bu ihaleye katılabilmek için konulan önceden sektör deneyimi kriteri, neden tamamen BVA'ya özel bir kural olsun? Bu kriter zaten 5 yıllık sektör deneyimini kapsayan firmaları düşünerek koyulmuştur. Peki bu kriteri koyan kim? İdare. Yani bu kriterin koyulmasında BVA'nın herhangi bir rolü var mı? Hayır. İdare koymufl. Fakat şimdi bu niye önemli? Bizim suçlandığımız ihalelerde ana ihalede konan bu kriter, Kültür A.Ş.'nin işirak şirketi olması nedeniyle kendi bilgisi dahilinde yapabileceği bir kriterdir. 61 ve 62. eylemlere konu ihalede bu deneyim kriteri varsa; demek ki İBB ve Kültür A.Ş. bu kriterin konulmasına karar vermen. Peki bu kriterin konulması ile BVA arasında sayın başkan, dosyada bir bağ kurulmuş mu? Hayır. Yani bu kriter, reşen İBB'nin ve Kültür A.Ş.'nin belirlediği bir kriter. Bizim müvekkilin şirketi olan BVA'nın bu kriterin konulmasında herhangi bir rolü olduğu iddianamede de yok, bilirkişi raporunda da yok. Böyle olunca şirketin üçüncü kişilere satış yaparak elde ettiği gelirlerin ihale bedelini aşması, doğrudan piyasada bir avantaj yaratıyor. Şimdi bu ticari başarı neden kamu zararı sayılıyor? Reklam panelı yatırımı yapıyorsunuz, İBB ve Kültür A.Ş.'nin belirlediği kriterleri karflılıyorsunuz, belirlediği bedeli ödüyorsunuz, İBB'nin onayladığı sözleşme ile çalışıyorsunuz. Ve sonunda bu alanları daha çok satış yaparak işletiyorsunuz. Peki bunu yapmak neden suç? Piyasada çok özgeyimlü bir girişim nedeniyle piyasada daha çok gelir elde etmek, kamu zararı değil; bu bir ticari başarıdır.
Şimdi ihaleler dışında müvekkilin suçlandığı 117, 118, 119, 120. eylemlere geçiyorum. Eylemler İddianamedeki özetten söylersek: 117. eylem: Kamu kurumunun zararına dolandırıcılık. Bu eylem ile suçlananlar; BVA ile İBB bağlı şirketlere sattığı söyleşnene reklam hizmetlerinden katma değer elde edip bu hizmetin bedelini ödemediği iddia edilen eylemler. 118. eylem: Rüşvet verme. Bu eylem ile suçlananlar ise; BVA'nın Kültür A.Ş. ile imzaladığı grafik tasarim, drone ve benzeri hizmet sözleşmelerinden başka, reklam izni almak için Kültür A.Ş.'ye ödeme yaptığı iddia edilen eylemler. 119, 120 eylemler: Bunlar aklama eylemleridýr; öncül suç olarak kabul edilen eylemleri örten eylemler olarak gösterilmektedir. Biri BFK Endüstri adı şirket, diğeri Sim Medya. Şimdi BFK Endüstri; müvekkilin ilgili olduğu şirket değil, şirkette yetkilisi de değil, ortağı da değil. Ama MASAK raporunda bu firmadan bahsediliyor. Bu firmada şirketin kurucusu Hasan Hasan'dan şöyle bir tanıtım yapılıyor: BFK, Kap... Kabul etmiş, bu işaret edilen metin dosyada bulunan bir metinden: "BFK Endüstri'nin ile irtibatlı olduğunu" ileri sürüyor MASAK. Sayın Başkan, şimdi ne kadar okunuyor bilmiyorum ama solda varılıyor. Bu tablo müvekkilimizin teslim ettiği belgelerden. Ama bakınca solda BFK Endüstri Ltd. Şti.'nin, şirkete ait ticaret sicil işlemlerinin gösterimi. Buradaki tüm tarihler ve kurucular geliyor. Peki müvekkil var mı? Yok. Peki müvekkil bir noktada ortağ veya yönetici olmuş mu? Hayır. Bu şirketle herhangi bir belgelenmiş ilişki? Yok. Peki MASAK bu firma ile müvekkil arasındaki bağı nasıl kuruyor? MASAK raporu diyor ki: "BFK Endüstri, BVA'ya bazı hizmetler sunmuştur." İki firma arasında ticari bir ilişki var. Bu ticari ilişkiye dayanılarak müvekkile bu suçlamanın yöneltildiği görülüyor; ancak ticari bir ilişki tek başına bir suçlamanın daynağı olamaz.
Şimdi meslektaşım, benden önceki savunmalarında, müvekkilimin bu suçların neden faili olamayacağını, müvekkil bakımından suçun yasal unsurlarının neden oluşmadığını açıkça ortaya koydu. Ancak desteklenmesi adına bir miktar da ben lehe delillerden söz etmek istiyorum. Şimdi yargılamanın konusu kamu kurumu ihalesi ve kamu zararı olduğundan, Sayıştay ve Danıştay'ın eylemlere ilişkin somut tavırını ve değerlendirmelerini aktaracağım. Sayıştay her yıl Kültür A.Ş.'yi denetliyor. Bu denetimlerde hem ihaleler denetleniyor hem de Kültür A.Ş.'nin mali durumu denetleniyor ve raporlanıyor. Şimdi ihalelerin yapıldığı 2020 ve 2023 yıllarına ait Sayıştay denetimlerinde, bu ihalelerle ilgili ne bir tek bulgu, ne bir tek saptama, ne bir tek olumsuz görüş ve ne bir tek şüpheli işlem tespit edilmemiştir; yok. Sonucu takdir edersiniz. Aşamalarda, savcılık aşamasında defalarca sunduk da tekrar sunuyoruz. Şimdi kamu maliyesinin denetimindeki en yetkili organ olan Sayıştay'ın hiçbir usulsüzlük tespit etmediği, hiçbir olumsuz bulgu tespit etmediği bu ihaleler, bu iddianame kapsamında "O öyle demiş, öbürü böyle demiş" anlatısıyla çorba edilmiş bir iddialar yığınının içinde yeniden cezai bir hukuki denetime tabi tutuluyor. Bakınız, Kültür A.Ş.'nin 2019'dan itibaren Sayıştay mali denetim raporlarındaki mali tabloları bize gerçek ve net bir bilgi sunuyor. 2019 yılındaki Kültür A.Ş.'de –bunların hepsi Sayıştay'ın mali denetim raporlarından alınma verilerdir– 19 milyon TL zarar etmiş Kültür A.Ş. 2019'un sonunda. 2020 yılında, yani bu ihalelere konu, bu iddianameye konu ihalelerin yapılmaya başladığı tarihten sonra, Kültür A.Ş. 2020'de 14 milyon TL kâr etmiş. Devam eden yıllarda kârlılık artmış, artmış, artmış; 2025 yılında Kültür A.Ş. 260 million TL kâr etmiş. Kültür A.Ş. tarihinde ilk kez 2020'den sonra bu denli ve bu –bu büyük– oranda kârlılığa ulaşmış. Şimdi burada "kamu zararı" yani bundan söz etmenin pek bir imkânı olduğu düşüncesinde değilim.
Peki, alt ihale alıcısı, kamu zararı iddiasının sorumlusu yapılabilir mi? Bu soru ciddi. Çünkü burada asli sorumluyu bulmak gerekiyor. Alt ihale alıcısı olan BVA, bu ihalelerin yapısını kendisi mi tasarladı? Ya da Kültür A.Ş.'nin ve İBB'nin belirlediği şartlar çerçevesinde mi hareket etti? Bu çerçeve, Kültür A.Ş.'nin muhammen bedeli belirleyip belirlemediği ve bunu İBB'nin onayladığı çerçevede; alt ihale alıcısının bu çerçeve dışına çıkmasının mümkün olduğunu göstermiyor. Şimdi bu iddianameye konu olan olayda ihaleye katılım yeterliliği ile ilgili iddialar var. İşte ihaleye katılım yeterliliği ile ilgili iddia şöyle: İhale belgeleri; "5 yılında alanla ilgili deneyim" diye bir kriter koyuyor. Bilirkişi burada şunu terk ediyor; bir savcıyı çöktüren köşenin mimarı olarak. Peki bu kriter ne ifade ediyor? İhaleye katılabilmek için reklam alanı kiralayan bir firmanın, en az 5 yıldır alanda faaliyet göstermesi gerekiyor. Şimdi bu kriteri uyguladığınızda, daha önce hiç dış mekân reklamcılığı yapmamış bir firmanın bu ihaleye girmesi mümkün değil. Bilirkişi diyor ki, bunun sektörün %99'unu dışladığını söylüyor. Ama %99 oranının doğru bir rakam olduğunu nereden biliyor? Bunu nereden biliyor? Sayın Başkan, üç tane firmanın internet siteleri bunlar; Ahmet Çekin Reklam Ajansı, Reklam Vitrini ve Özilhan Reklam. Bunlar en büyük dış mekân reklam firmaları. Sektörde fiilen faaliyet gösteriyorlar. Bu üç firmadan herhangi birisinin bu ihaleye başvurup başvurmadığı ya da katılım koşullarını sağlayıp sağlamadığı, bunların bilirkişi tarafından araştırıldığına dair bir tespit var mı? Var mı? Yok. Bilirkişi, tamamen mevcut koşulların içine doğmuş bir piyasa yorumu ile kalıyor. Sayın Başkan, yine bu, neyin eki olduğunu bilmiyorum çünkü bunları önce bize sunmadılar. Ama tarafımızca sunulan belgeler arasında şunu görüdüm: İdare Mahkemesi'nde bu ihaleye itiraz eden, iptal dava açan bir firma var, ondan bahsettiğimde söylememiştim ama bu itiraz eden firma Panout değil. İtiraz eden firma DİŞ. Yani rekabetçi olarak bu ihalelerde hem rakip hem de yaşanan süreçte herhangi bir suçlama da yok. Dolayısıyla piyasa bozulmasını İdare Mahkemesi önce red etti; sonra rakip firmanın da herhangi bir itirazı olmadığı ortaya çıkıyor.
Şimdi, müvekkilin şirketi devamlı buraya yazı yazıyor. Devamlı yazışma var. Yani müvekkilin şirketi; Kültür A.Ş.'ye hem panel alımı sürecinde hem üretimde hem de bakımda İBB ve Kültür A.Ş.'ye yazıyor, onay alıyor; bu yazışmalar dosyada mevcut. Peki bilirkişi bu yazışmaları değerlendirmiş mi? Ayırıntılı bir inceleme yapılmamış. Şimdi, bunu niye anlatıyorum? Bir, hani bilirkişi diyor ya: "BVA muhammen bedeli düşük tutturdu." Peki muhammen bedeli kim belirledi? Kültür A.Ş.. Muhammen bedeli kim onayladı? İBB. Peki bu ihaleler BVA'nın dışındaki üstünlüklere bağlı İBB ve Kültür A.Ş. kararlarıyla mı şekillendirildi? Evet. Yani bilirkişi bu sorumluluklara bakıyor mu? Hayır. Şimdi, 2019 öncesine dönelim. Bu Panout adında olan firma, İBB'den 2019 öncesinde aynı alanları işliyordu. Bu firmaların ihale bedelleri ne kadardı? Panout'un ödediği ihale bedeli, BVA'nın ödediği ihale bedeliyle karflılaştırıldığında; BVA'nın ödediği daha yüksektir. Bu bulgu, bilirkişi raporunda da var; ancak bilirkişi bunu düşük bedel iddiasına karşı bir arıument olarak işlevlendirmemiştir. Bunun altını şu yüzden çizdim: Şimdi burada bizce ihaleler vaktiyle, kaybeden firma bile bu ihaleyi kazanmış olsaydı; piyasada yapısal olarak şöyle örnekleme yapılabilirdi: İhaleyi Panout alsaydı, ne olurdu? Panout kendi ihalesini kazansaydı KAŞ'ye ne öderdi; aynıyı mı öderdi? Düşük bir oran olur muydu? Bu sorular sorulmamış. Şimdi bununla ilgili bilirkişi raporunda da değerlendirmeler var. Bilirkişi raporunda şöyle bir kesit var: "BVA'nın bu alandaki deneyimi, deneyim kriteri yoluyla diğer firmaların dışlanmasına yol açmıştır." Bu söyleyen bilirkişi, BVA'nın 1997'den beri bu sektörde faaliyet gösterdiğini de not ediyor. Peki bu nasıl bir çelişki? "BVA 1997'den bu yana sektörde" diyorsunuz; "Fakat bu deneyim kriteri haksız rekabete yol açıyor" diyorsunuz. Peki bu ihaleye katılabilmek için konulan önceden sektör deneyimi kriteri, neden tamamen BVA'ya özel bir kural olsun? Bu kriter zaten 5 yıllık sektör deneyimini kapsayan firmaları düşünerek koyulmuştur. Peki bu kriterin koyulmasından kim sorumlu? İdare. Yani bu kriterin koyulmasında BVA'nın herhangi bir rolü var mı? Hayır. İdare koymuş. Fakat şimdi bu niye önemli? Bizim suçlandığımız ihalelerde ana ihalede konan bu kriter, Kültür A.Ş.'nin iştirak şirketi olması nedeniyle kendi bilgisi dahilinde yapabileceği bir kriterdir. 61 ve 62. eylemlere konu ihalede bu deneyim kriteri varsa; demek ki İBB ve Kültür A.Ş. bu kriterin konulmasına karar vermiş. Peki bu kriterin konulması ile BVA arasında sayın başkan, dosyada bir bağ kurulmuş mu? Hayır. Yani bu kriter, reşen İBB'nin ve Kültür A.Ş.'nin belirlediği bir kriter. Bizim müvekkilin şirketi olan BVA'nın bu kriterin konulmasında herhangi bir rolü olduğu iddianamede de yok, bilirkişi raporunda da yok.
Şimdi ihaleler dışında müvekkilin suçlandığı 117, 118, 119, 120. eylemlere geçiyorum. Eylemler İddianamedeki özetten söylersek: 117. eylem: Kamu kurumunun zararına dolandırıcılık. Bu eylem ile suçlananlar; BVA ile İBB bağlı şirketlere sattığı sözleşmede reklam hizmetlerinden katma değer elde edip bu hizmetin bedelini ödemediği iddia edilen eylemler. 118. eylem: Rüşvet verme. Bu eylem ile suçlananlar ise; BVA'nın Kültür A.Ş. ile imzaladığı grafik tasarım, drone ve benzeri hizmet sözleşmelerinden başka, reklam izni almak için Kültür A.Ş.'ye ödeme yaptığı iddia edilen eylemler. 119, 120 eylemler: Bunlar aklama eylemleridir; öncül suç olarak kabul edilen eylemleri örten eylemler olarak gösterilmektedir. Biri BFK Endüstri adışırket, diğeri Sim Medya. Şimdi BFK Endüstri; müvekkilin ilgili olduğu şirket değil, şirkette yetkilisi de değil, ortağı da değil. Ama MASAK raporunda bu firmadan bahsediliyor. Bu firmada şirketin kurucusu Hasan Hasan'dan şöyle bir tanıtım yapılıyor: BFK, Kap... Kabul etmiş, bu işaret edilen metin dosyada bulunan bir metinden: "BFK Endüstri'nin ile irtibatlı olduğunu" ileri sürüyor MASAK. Sayın Başkan, şimdi ne kadar okunuyor bilmiyorum ama solda varılıyor. Bu tablo müvekkilimizin teslim ettiği belgelerden. Ama bakınca solda BFK Endüstri Ltd. Şti.'nin, şirkete ait ticaret sicil işlemlerinin gösterimi. Buradaki tüm tarihler ve kurucular geliyor. Peki müvekkil var mı? Yok. Peki müvekkil bir noktada ortağ veya yönetici olmuş mu? Hayır. Bu şirketle herhangi bir belgelenmiş ilişki? Yok. Peki MASAK bu firma ile müvekkil arasındaki bağı nasıl kuruyor? MASAK raporu diyor ki: "BFK Endüstri, BVA'ya bazı hizmetler sunmuştur." İki firma arasında ticari bir ilişki var. Bu ticari ilişkiye dayanılarak müvekkilin bu suçlamaya hedef olduğu görülüyor; ancak ticari bir ilişki tek başına bir suçlamanın daynağı olamaz. Bu firmada BVA'ya, yani ihaleyi alan firmaya ürün üretim yapıyor ki bunu anlatıyorum. Bu ürün ne? Led ekranları bu firmada üretiliyor ve BVA'ya satılıyor. Peki bu, dosyada sahte fatura olarak mı nitelendiriliyor? Hayır; bu şirkette hem ticaret sicili ile hem de dosyaya eklenen delillerle bir üretim faaliyeti olduğu tespit ediliyor.
Sim Medya'nın 2019'la 2024 arasındaki tüm ortakları ve yöneticileri, hem bu şirketin kapsadığı dönemi hem de müvekkilin bu şirketle irtibatlı olduğu dönemi belirtmek için paylaflıyoruz. Müvekkil bu şirkete Mart 2022'de girmiş, Ağustos 2023'te çıkmış. Yani ortaklık ve yöneticilik süresi yaklaşık 17 aydır. Fakat şimdi yapılan tespitler şu: Ben gittim zabıta olarak yazıyorum, zabita olarak görülen þzel biri; "Sim Medya adresinde faaliyet göstermiyor" diyor. Bir savcılık dosyasında zabıta bulgusunun önemi ne? Aynı bulgu, MASAK raporunda da var. Aslında bu durumu çözduk; baflta aynı şeyi BVA'ya gösterdim. BVA da adresini değiştirmişti, o da tespit edildi. Peki Sim Medya'nın ticaret sicilindeki adresine bakıldığında, bu şirket Sarıyer'de bir şirket. Adres Sarıyer; fakat zabıta raporu Sarıyer değil. Sarıyer'e gitmiş mi zabita? Gitmemiş. Yanlış adrese gidilmiş. Yani dolayısıyla bu "adresinde faaliyet göstermemişti" saptaması hatalı düzenlenmiş bir tutanakın sonucu. Bunu gidip kontrol edelim diye de bir itirazı biz yaptık: Bize "Yok böyle bir şey, savcılığın belgesi bu, bu kadar" yediğimiz cevap. Çünkü benim elimdeki ilk iddianame, başsavcının basına "İşte, bu kadar suistimal var" dediği iddianamenin ve tutuklamayla birlikte sağlanan delil listesi ile bilirkişi heyet atanması bilgisi; o ilk basın açıklamasında olmayan bir isim var burada: . Bu, başsavcının yayımladığı basın açıklamasında "bu kadar görevli bulundu" dediklerinin dışında bir ek isim. Hem tabanlı basın açıklaması da o kadar; başsavcılık aydınlatma toplantısında da tutuklamada da ismi çıkmıyor. Onunla ilgili görseli de isterseniz, görsel 118 diye bir evrak var; o ilk iddianamenin küpürü. Peki bu görselde adı geçiyor mu? Geçmiyor. Peki bu ne demek? Müvekkilin bu davaya dahil edilmesi sonradan gerçekleşmiş; yani müvekkil başlangicın hesap değil, sonradan dahil edilen bir isim.
Şimdi burada hem müvekkil kendini savundu hem de meslektaşım rüşvet suçlamasının hukuki unsurlarının oluşmadığını anlattı. Ben bu tarafı tekrarlamak istemiyorum. Fakat ben burada şunu göreceğim: Bu somut dosya kapsamında, rüşvet suclamasının önemi artıyor çünkü rüşvet konusundaki iddianın dayanağını sormak gerek. Dayanak; sözleşmeler. Bir sözleşme, rüşvet sayılabilir mi? Şimdi bu sözleşmelerden bir tanesini imzalayan başka bir kurumuş konuşu olan kişiler var mı dosyada? Evet. Bu kişilerle ne oldu? Ne yapıldı? Onlara soruşturma başlatıldı mı? Hayır. Yani bu sözleşmenin muhattablarına yönelik herhangi bir işlem yapılmadı; ama BVA'ya yönelik rüşvet iddiası var. Bu dengesizlik çok dikkat çekici. Şimdi diyelim ki biz şöyle düşünelim: Bu sözleşmeyi imzalamak rüşvet vermek mi demek? Yani Kültür A.Ş.'ye bir hizmet bedeli ödeyip bunun karşılığında reklam izni almak—bu bir tiçari ilişki mi yoksa rüşvet mi? Sayın başkan, bu sözleşmeleri imzalayanlar için şöyle bir liste var: Bu sözleşmeyi imzalayan şirketler kim? Bilinen bazıları: Samsung, Panasonic, Huawei— dünyanın en büyük şirketleri arasında olan şirketler. Peki bu firmalar, Kültür A.Ş. ile hizmet sözleşmesi imzalayan firmalar arasında. Peki bunlar da rüşvet mi verdi? Bunlar hakkinda soruşturma var mı? Yok. Sayın başkan, eğer bu sözleşmeyi imzalamak rüşvet ise Samsung ve Panasonic da rüşvet verdi. Eğer bu sözleşmeler rüşvet değilse, BVA da rüşvet vermedi. Bu çok basit ve açık bir sonucu olması gerekirdi. Dikkat ederseniz hani şimdi savunmayı haliyle rüşvet suclaması konusunda bir şey söyleyeyim: Rüşvette kast unsuru çok önemli. Burada yapılan işlem, diğer firmaların da yaptığı ve Kültür A.Ş.'nin görünen sözleşmelere dayandırdığı bir işlem. Bu sözleşmenin rüşvete dayandığını önceden bilen ve bunu bilerek yapan birinin kast unsuru farklıdır. Oysa bu faaliyetlerin piyasada yaygın olduğu ve diğer firmaların da aynı sözleşmeleri imzaladığı bilinirken, burada kasttan söz etmek güçtür.
119 ve 120. eylem, bunlar aklama suçu isnat ediliyor müvekkilime. Aklama suçu öncül suça bağlı. Peki öncül suçlar oluştu mu? İhale suçları açısından sayın başkan anlattım; kamu zararı ispatı yok, ihale yapısı sayıştay, idare mahkemesi ve diğer kamu kurumları tarafından onaylanmış. Rüşvet açısından: İmzalanan sözleşmeler çok sayıda firmaya yapılmış, hukuki unsurlar oluşmuyor. Bu öncül suçlar oluşmadıysa, aklama suçu da oluşmuyor. 4 Haziran tarihli raporda, yani ikinci MASAK Raporu'nda ihaleler dışındaki eylemlere dair iddialar var. Sahte fatura iddiaları bu raporda ayrıntılanmış. Bu rapora göre: BVA'nın hizmet almadığı firmalardan bazı firmalar var. Ama burada dikkat: Bu firmaların bazıları zaten dosyada sanık olarak yer alan kişiler. Bu şahıslar, müvekkilin aleyhine ifade verdikten sonra, müvekkil ile bağlantılı şirketlerden aldıkları ödemeleri sahte fatura olarak nitelendiriyor. Peki bu bir döngü oluşturmuyor mu? Şahsın kendi ifadesine dayanarak kendi işlemlerini sahte olarak nitelendirmesi, dosyada bu şekilde görünebilir ama bu bağımsız bir delil değil. Şimdi bu bir senaryo. Bu bakın MASAK raporundan benim anladığım şey. Döngüsel bir iddianın oluşturulduğunu düşünüyorum; söyle açıklayım: Sahte fatura iddiasının kapsamında bulunan şahıs, aynı zamanda ifade veren şahıs. Bu şahıs diyor ki; "Sana sahte fatura kestim." O zaman bu iddianın tek kaynağı, bizzat o kişinin beyanı oluyor. Ve bu beyan, zaten bu dosyada başka suçlarla yargılanan biri tarafından yapılmış. Óte yandan bu iddianın desteklenmesi için beklenen belgeler, faturalar, banka transferleri, buna ait kayıtlar var. Banka transferleri var mı? Evet. Ama banka transferinin varlığı, tek başına sahte fatura olduğunu ispat etmez.
Şimdi tekrar belirteyim: BVA adı şirket, aldığı ihale nedeniyle reklam alanlarını kurdu, işletti, bunu piyasaya sundu ve gelir elde etti. Bu gelirin bir kısmı işletme ve iş geliştirme maliyetleri için, bir kısmı müşteri ilişkileri için, bir kısmı üretim dışı kalemler için. Peki BVA'nın şirketi için hizmet aldığı firmaların tamamı sahte fatura mı kesiyor? Bu soru bu dosyada cevapsız. BVA'nın kaydettirim beyanları ve ödemeleri, gerçek hizmet üretiminin bir bedelinin ödenmesi olabilir. Bunu ayrıştırmak için hem fatura analizi hem üretim kaydı hem de teslimat belgesi gerekiyor. Bu yapılmamış. Sonra MASAK diyor ki, "BVA'nın kuruluş sermayesinin %25'i ku... Kanu'nun kaynağı bilinmiyor." Yani BVA bu miktarda bilinmeyen kaynaklı bir kuruluş sermayesi ile kurulmuş. Oysa müvekkilim BVA'nın kurucusu değil. Bunu belirtmek durumundayım. BVA'nın kuruluşundan müvekkil sorumlu mu? Hayır; çünkü kurucular zaten açıktır, ticaret siciline bakmak yeterli. Peki bu kuruluş sermayesinin kaynağı bilinmiyorsa, sorulacak ilk kişi müvekkil mi? Hayır; kurucusu olan kişiler. Burada MASAK bir yükleme yapıyor. Şimdi tahmin ve iddianın delil olmadığını benim size anlatmama gerek yok. Ama bu raporda şöyle bir söylüyorlar; şöyle nitelendiriyor. Bakın: "BVA'nın müy yerleri sahte yöntemle işlyordu" deniyor; fakat bunu destekleyen belge; "BVA müşterilerinin ödeme bilgisini saklıyorş ya da başkalarına devrettiği şüphesi var" şeklinde nitelendiriyorlar. Şüphe; "sanki yapabilecekmilş gibi görünüyor" anlamına gelmez. Bu tarz iddialar, suclama olarak kullanılmaz. Şimdi bu sunduğumuz 5.000 fotoğraf yani herhalde 2022 ile 2023 arasındaki reklamların hiçbirinin boş olmadığını teyit eden fotoğraflar. Peki bu fotoğraflar ne anlamı taşıyor? BVA'nın aldığı ihaleler kapsamında kurduğu panoların, tümüyle aktif, dolu ve hizmet veren, reklamlar başlatılmış panolar olduğu bu fotoğraflarda teyit ediliyor. Yani BVA'nın bu ihaleleri hakkıyla yaptığı ve gerçekten müşterilerine reklam hizmeti sunduğu anlaşılıyor.
Şunun sizin tarafınızdan, iddia makamı tarafından kanıtlanması gerekiyor: Müvekkil 'nin ya da müvekkilin şirketinin, Kültür A.Ş. tarafından yapılan ihale kapsamında reklam alanlarını fiilen işletmediği. Peki bunu kanıtladılar mı? Hayır. Aksine, 5.000 fotoğraf bu panoların üzerinde aktif reklam yapıldığını gösteriyor. Yani öncül suç kapasamında ispatı yapılmamış. Ayrıca şunu açıklayın: İddianamede 'nin aklama fiillerinde örgütle bağlantılı nasıl bir rol oynadığı açıklanmamış. "Aklama örgütle ilgili" deniliyor ama somut, bireysel fiil ne? Bu da cevapsız. Şu da bir veri: BVA ne diyor? Maliyet… İşte metrekaresini kaldıralım. BVA'nın bu panellerden elde ettiği geliri hesapladığımızda; panel başına elde ettiği gelir ile panel başına yüklendiği maliyet arasındaki farkı sormak gerekiyor. BVA'nın marjı nedir? Bu hesaplanmamış. Bu esnaşıda bakın bizim TMSF'den öğrendiğimiz; BVA'ya aynı kapsım altında faaliyet gösteren ağır koflullar altında ödeme geri almak müd mümkün durumda; TMSF, BVA'dan bir hak talep öne sürdeli şüpheli firmalar listesinde BVA var. Peki TMSF, BVA'nın yönetimini ele geçirmiş mi? Evet. Peki bu ele geçirme sürecinde BVA'nın mali tabloları, banka hesapları, müşteri sözleşmeleri ve diğer belgeleri incelenmiş midir? Evet. Bu incelemelerde herhangi bir sahte fatura veya düşensiz ödeme kaydı tespit edilmiş mi? Hayır. Yani TMSF, BVA'ın teslim aldığında; bu sahte fatura iddiasının güvenilmez olduğunu ortaya koyuyor. Şimdi bu sahte fatura meselesiyle ilgili bu 119. sayfa anaıftıyle bastırılmış iddia var: "Sahte fatura sahibi firmaların BVA'ya ait işyerleri veya konutlarda tespit edildiği." Bu iddia çok ciddi görünüyor ama aslında somut bir tespiti ifade etmiyor. Burada ne deniliyor? "Sahte fatura firması olduğu iddia edilen firmanın temsilcisi, bazı zamanlarda BVA ile aynı adrese geldi." Bu ne ifade eder? İki firmanın temsilcileri aynı ofis binasına gitti.
Bu raporda BVA'nın mal veya hizmet aldığı yerler hakkında bir tespit var. MASAK raporu; BVA'nın sahte fatura aldığı iddiasını açıklarken, bu firmaları sıralarken şunu yapıyor: Bazı firmaları "sahte fatura düzeni içinde" yerlere alıyor. Peki bu firmaların aynı anda başka dava dosyalarında, başka hukuki işlemlerde veya başka savcılık soruşturmalarında "gerçek hizmet satıcısı firma" olarak görülmesi mümkün mü? Evet. Peki bu dağıtılmış mı? Hayır. Dolayısıyla MASAK raporunun bu firmalar hakkındaki değerlendirmesi tek taraflıdır. Şimdi rapor, MASAK raporu -Yine 4 Haziran tarihli raporu kast ediyorum- aynı anda sahte fatura keşen firmalarını listeleme yaparken şunu diyor: "Bu firmaların banka hesaplarında biriken paralar belirli bir hesaba aktarılmıştır." Peki hedef hesap kim? Müvekkilin hesabı mı? Hayır. Müvekkilin şirketinin hesabı mı? Hayır. Peki bu paraların nereye aktarıldığı tespit edilmiş mi? Evet; ama bu hedef hesap, müvekkilin adına değil. Dolayısıyla bu iddianın kapsamında müvekkil yer almıyor. Bu, MASAK raporunu tekrar okuduktan sonra saptadığım çok önemli bir ayrıntıdır. Daha ilk anda BVA'nın kasasına giren her kuruşun kaynağı belgelenmeli ya da şüphelenmeli mi iddiasına gelelim. Bu MASAK mantığı, BVA'nın tüm gelirlerini şüpheli yapıyor. Bunun kabulü ise savcılığın iddiasını şöyle bir yere taşır: Bu firmanın elde ettiği tüm kazancın, kaynağını ispatlaması bekleniyor. Oysa ispat küflü savcılıkta. BVA'nın ödeme yapan firmalardan gerçekten hizmet almadığını savcılık ispat etmek zorunda; BVA'nın aldığını ispat etmesi şart değil. Bu hukuki ilişkinin ters çevrilmesinden söz ediyorum.
4 Haziran tarihli raporda, yani ikinci MASAK Raporu'nda ihaleler bölümüne nakşedilen bu 2.53 karlılık oranı konusu vardı hatırlarsanız. Hani bu karlılık oranı konusunu aşmıştık ama şimdi bu 119. eylemde bu 2.53 karlılık yeniden devreye sokuluyor. Diyor ki, ", bu 2.53'lük karlılığı yakınlarına ve çalışanlarına kurdurduğu şirketler üzerinden usulsüz ticaret ağı kurarak ihalelerden elde ettiği gelirleri milliyet bağına kopararak nakde çevirdi. Nakde çevrilen paranın da bir kısmının yurt dışına çıkardı, bir kısmını da vasıtasıyla 'na aktardı." Bunu iddianame söylüyor, bir kısmını MASAK'tan alıntılayarak söylüyor, vasıtasıyla İmamoğlu'na gittiği kısmı iddianamenin yorumu. O MASAK'a ait değil. Yani buradaki suçlamadaki ilk dayanak, yine 2.53 karlılık iddiası. 2.53 karlılık şu demek: Şirket toplam 100 liralık satış yapmış ama 253 lira kazanmış demek. MASAK uzmanları da haklı olarak "Bu kayıp 153 lira var burada, ben bu parayı bulmalıyım" demiş; haklı. Yani doğru bir çaba bu. Bulamayınca da haliyle yani buraya kayyum da atandı, bu 153 lira ortada çıkmadı. Ya bu demiş ki, "Mutlaka sahte faturayla şirketten çıkarılmıştır, nakde çevrilmiştir ve 'ye gitmiştir. O da bir şekilde bunu dağıtmıştır." Şimdi bu bir senaryo. Bu bakın MASAK raporundan benim anladığım şudur: Mali analiz yapar ve veri elde eder, bu verilerde şüpheli işlem olarak gördüğü şeylerde savcıya der ki, savcı bey bir bak buna. Sen bunu birtakım delillerle destekliyorsan bu iddiaya dönüşsün. Bunu yapmak yerine senaryoyu baştan sona yazmış MASAK. Şimdi olmayan bir karlılık ve olmayan bir paranın çeşitli işlemlere tabi tutulduğunu söylemek mantıksız ama biz açıkta kalmasın diye yine de iddialara cevap vereceğiz tabii. "Usulsüz ticaret" diyor MASAK. İddianamede usulsüz ticaretin ne demek olduğu açıklanmamış. Ben de bilmiyorum, açık söyleyeyim. Ben usulsüz ticaret, kapalı devre ticari ağ gibi tanımlamaların ceza hukuku bakımından neye tekabül ettiğini anlayabilen birisi değilim. MASAK böyle birtakım kavramlar kullanmış. Şimdi tekrar belirteyim: BVA adlı şirket, aldığı ihale nedeniyle Kültür A.Ş.'den ya da İBB'den para almıyor, para ödüyor. Yani ihale neticesinde kamu kasasından BVA'ya gelen herhangi bir para yok. BVA'nın şirket geliri, üçüncü kişilere, yani reklam verenlere yaptığı satışlardan elde edilmektedir. Satış yaparsa kar eder, yapamazsa kar edemez. Yani geliri, bu şirketin geliri, ancak ve ancak gerçek ticari işlemlere dayalıdır. BVA'nın elde ettiği gelirlerin, yani üçüncü kişilere yaptığı reklam alanı satışlarının usulsüz ya da hukuka aykırı olduğuna dair bir iddia ya da tespit de hem MASAK raporunda hem iddianamede yok. Yani şunu demiyor hiçbir yer: Kardeşim BVA satış yaptım diyordu ama aslında yapmadı demiyor mesela. Böyle bir iddia yok. "BVA, sahte faturayı kullanan firmadır" da demiyor iddianame. Buna ilişkin bir iddia yok. Hatta diyor ki, "BVA'yı suç geliri üretme ve dağıtma merkezi gibi sunduğu halde, şirketin kendi verilerinin çok yıllı, yüksek hacimli ve kayıtlı ticari faaliyet yürüttüğünü gösteriyor" diyor. "Gelir bilançosu, BA-BS kayıtları, yevmiye kayıtları, banka hareketleri ve müşterilerle ve tedarikçilerle ilişkilerinin gerçek, yani ne kadar fatura kesmişse bankadan da o kadar para gelmiştir" diyor kısaca MASAK raporu. BVA'nın bütün ticaretinin gerçek ticaret olduğunu söylüyor.
Sonra MASAK diyor ki, "BVA'nın kuruluş sermayesinin %25'i kuruluş aşamasında yatırılmış, daha sonra çekilmiştir. Demek ki burada göstermelik bir kuruluş var" diyor MASAK. "Bu şirket göstermelik kuruluş, bu bir tabela şirkettir" demek istiyor. Şimdi Türk Ticaret Kanunu'na gitmek lazım. 344. maddesinde sermayenin belirli bir kısmının şirketin kuruluşunda şirkete yatırılması zorunlu kılınmış ama yatırıldıktan sonra bu tutarın hangi ticari işlem, cari hesap, avans, borç alacak ilişkisi veya şirket içi finansman kapsamında hareket ettiği incelenmeden bunun göstermelik bir kuruluş olduğu sonucuna varamazsınız. Çünkü bunlar, yasak işlemler değil. Yatırırım, kurarım, çekerim. Kimse de karışamaz. Ya bu şirket, bunu şüpheli işlem olduğuna sonucunu çıkartamazsın buradan MASAK uzmanı olarak. Fakat rapor, MASAK raporu, BVA'nın başından beri belirli ihaleleri almak ve yüksek kazanç elde etmek amacıyla kurulduğu yönünde değerlendirmeler yapmaktadır. Ancak bu değerlendirmeleri MASAK'tan beklenen bağımsız mali veri sonucuna değil, savcıların iddiası doğru kabul edilirse tezine dayandırmaktadır. Ya etmeyin kardeşim, siz MASAK uzmanısınız. Siz savcıların iddiasını doğru kabul etmek zorunda olan bir kurum değilsiniz. Siz mali tabloları inceleyeceksiniz, vergi kayıtlarını inceleyeceksiniz, banka hesap hareketlerini inceleyeceksiniz, şüpheli durum var mı yok mu bunu tespit edeceksiniz. Sizden istenen bu. Siz niye savcılık yerine geçiyorsunuz, niye mahkeme yerine geçiyorsunuz da hüküm verici cümleler kuruyorsunuz? Şimdi tahmin ve iddianın delil olmadığını benim size anlatmama gerek yok. Bakın rapor BVA'nın maliyetlerinin iki ana firmada yoğunlaştığına vurgu yapıyor. Savcı bey de iddia makamı da sorusunda sordu bunu, çok da haklı bir soru, iyi ki de sordu. Biri Kültür A.Ş. dedi, biri BTK Partners. Kültür A.Ş. zaten şirketin ihale bedelini ödediği yer. Aylık kirasını ödüyor, en büyük maliyet kalemlerinden biri. BTK Partners da BVA'nın reklam malzemelerinin üretimini, montajını, ünite bakımını, ünite montajını, tadilat işlerini, elektrik işlerini yapan firma. Her ikisi de şirketin en büyük gider kalemi. Şimdi müvekkil savunmasında BVA ile BTK arasındaki ticari ilişkiyi detaylıca anlattı. Size verdiği klasörlerde 5.000 tane fotoğraf var, kendisi 3.000 dedi, 5.000 fotoğraf var orada. Şimdi bu fotoğraflar şu: BTK personeli şu afişi üretiyor, vinil mi deniyor? İşte panoya asılacak ürünü üretiyor. Alıyor, asacağı üniteye götürüyor, asıyor. Oradan fotoğrafını çekiyor. Fotoğrafını BVA'nın ilgili birimine atıyor WhatsApp'tan aynı gün. O fotoğrafı BVA, reklamı kime verdiyse örneğin A firmasına, bakın reklamınızı astık diye oraya iletiyor. İletmezse firma, benim reklamım asıldı mı asılmadı mı diye denetler bunu çünkü.
Şimdi bu sunduğumuz 5.000 fotoğraf yani herhalde 2022 ile 2024 yılları arasına tekabül ediyor. Hibçir fotoğrafın şeyin adını değiştirmedik. WhatsApp hani hangi tarihte çekildiyse onunla geliyor ya şeyler, dosya ismi de o şekilde geliyor. Dosya ismindeki tarihler fotoğrafın üretildiği tarihtir. Daha detaylı da incelenebiliyordur illaki teknik olarak. Yani şeyi görebilirsiniz, ayın 1'inde üst geçitlere asım yapılmış, 16'sında üst geçitlere asım yapılmış. 10'unda, 20'sinde, 30'unda giantboard'lara asım yapılmış. BTK personeli de bastım, astım, fotoğrafını çektim, sana gönderdim demiş. BVA da reklam veren firmaya göndermiş. Şimdi bu ikisi arasındaki ticaretin gerçek bir ticaret olduğunu ben size nasıl kanıtlayabilirim başka Başkanım? Şunun sizin tarafınızdan, iddia makamı tarafından kanıtlanmasını isterim. "Sizler, bu iki şirket arasındaki işlerin sahte faturaya, yanıltıcı faturaya dayandığını iddia ediyorsunuz da vergi tekniği raporunuz var mı" derim. Vergi raporu var mı ya elinizde? Vergi idaresi mütalaası var mı? Geçtim onu; "İddianamede vergi usul kanununa muhalefetten suçluyor musunuz müvekkili suçlamıyor musunuz?" derim. Ama ispat yükünü üstüme alıyorum, kabul ediyorum. Ve bu iki şirket arasındaki ticaretin gerçek bir ticaret olduğunu anlatmanın başka bir formülü daha var onu da söylüyorum. Bakın diğer şirketlere sorun. Yazın müzekkereyi. Önce BVA'ya yazın. Deyin ki "Kardeşim, bugüne kadar hangi şirkete, hangi reklam alanını sattın?" BVA size cevap versin. Reklam verenlerin hepsine yazın. "Sen bu reklam şeyine para ödemişsin. Bu BVA'ya karşılığında hangi reklam alanı astırdın? Var mı sende fotoğrafı?" deyin, göndersinler size. Ya da bilirkişilere yine görev verin. Google Maps'ten geçsinler hangi tarihte o firma işte A firması 15 Temmuz 2025'te şu buraya asım yapmış desin. 15 Temmuz 2025'te Google Maps'te o firmanın ilanı var mı yok mu bakalım. Bu şekilde de tespit edelim. Ama bunlar gerçektir. Şimdi BVA bunu asabiliyorsa, yani müşterisine sattığı reklamı ,reklam ünitesine montajlatabiliyorsa, burada hizmet aldığına, burada gerçek bir hizmet alımı olduğuna anlamaktan başka ne çare kalır. Nasıl astı yani bu firma BFK'dan bu hizmeti almadıysa? Şu da bir veri: BVA ne diyor? Maliyet… İşte metrekaresini kaç 8-9 dolara mı basıyor artık neyse işte ünite başına hatırlamıyorum rakamları. Ona yüzde şu kadar kâr koyuyorum müşteriye satıyorum. Yani sadece BFK'dan gelen faturayla aynı tarihlerde BVA'nın yaptığı satışların faturaları arasındaki kârı netleştirelim bilirkişi incelemesi yapalım bununla ilgili. BFK kaça üretmiş BVA kaça satmış. O kâr oranlarında fark var mı yok mu oradan tespit edilebilir yani bu bir gerçek ticarettir. Dolayısıyla BVA'dan BFK'ya giden her bir para öyle usulsüz ticaret, kapalı devre ticari ağ falan gibi bir şeyle açıklanamaz bu gerçek bir gidiş. Şimdi bu aynı zamanda şöyle söyleyeyim: Bakın, BFK şu an batmış gibi. Kayyum atandı. Kayyum atanmadan önce de mali olarak tedbir kondu Sulh Ceza Hakimliği kararıyla. Ha ödemeyip tamam bilmem ne gibi falan ama o tedbirler gelene kadar BVA, TMSF yönetimiyle yine BFK ile çalışıyordu. BFK'ya mali tedbirler uygulanıp ama kayyum atanmadıktan sonra bu herhalde mayıs aylarından denk geliyor kayyum atanmadığı ve banka hesapları da bloke olduğu için BFK BVA'ya üretim yapamamaya başladı neden çünkü mal alamamaya başladı ham madde alamamaya başladı çünkü banka hesapları kilitli personeline de maaş ödeyemiyordu diye tahmin ediyorum.
Bu esnada bakın bizim TMSF'den öğrendiğimiz; BVA'ya aynı kapasitede üretim yapacak firma arayışına girildi. Bir tane firma buldular. "BFK'nın 1 günde, BVA'nın 2 günde yaptığı işi 45 günde yaparız" dedi diğer firma. Çünkü BFK'nın üretim kapasitesi öyle bir yük. Verdiği hizmet öyle komple hizmet. Şimdi bunu sizler de biliyorsunuz. Neden biliyorsunuz biliyor musunuz? İstanbul'da yaşıyorsunuz çünkü. Şimdi İstanbul'dan Silivri'ye gelip gidiyorsunuz, bütün salon, tutuklular hariç ve yol boyunca boş AdWords tabelaları görüyorsunuz. Boş panolar. Gerçek bir satış yapılabiliyor aslında. Müşterisi var. Tamam. Ama o kapasitede üretim yetiştirilemiyor. Üretim yapacak firmalar diyor ki bize, "45 gün önceden asacağın şeyi söyle." Hangi reklam firması, reklam veren, 45 gün önceden bana "45 gün sonra şu panoyu sat" diyecek? Dolayısıyla hani kayyum yönetiminde bile BFK ile BVA'nın aynı şekilde çalışmış olması… BFK, kayyum ve mali tedbirler nedeniyle iflas eden… Yani battı mı artık bilmiyorum ama işleyemez hale geldikten sonra, BVA'nın aynı kapasitede üretim yapan bir firma bulamaması bile, BFK ile BVA arasındaki ticari ilişkiyi yeterince açıkça ortaya koyuyor. Dolayısıyla BFK'nın BVA'ya kestiği faturaların yanıltıcı ya da sahte fatura olduğu MASAK raporuyla zaten açıklanması mümkün olmayan bir iddiadır. MASAK fatura hareketleriyle de banka hareketlerinin uyumlu olduğunu kendi raporunda tespit etmiştir. Şimdi bu sahte fatura meselesiyle ilgili bu 119. sayfanın ana omurgasını oluşturuyor vergi usul kanununa muhalefet suçu yok ama yine de sahte faturaya dayalı bir aklama trafiği kurulmuş burada. Şimdi ne var dosyada başka bir şüpheli hakkında vergi tekniği raporu hazırlanmış başka bir konuda yani. Farkındayız. Bir de şey var vergi müfettişleri tarafından tanzim edilmiş görüş ve öneri raporu var. Şimdi bu görüş ve öneri raporu okurken Vergi Denetim Kurulu Yönetmeliği'nin 55. maddesi hükümlerine dayalı olarak hazırlanmış ve vergi müfettişlerinin görevlendirildikleri hususlarda ya da yapmış oldukları incelemeler sırasında tespit ettikleri hususlara ilişkin kanaat ve görüşlerinin yer aldığı bir rapordur. Somut kanıtlar barındırmaz yani bunlar. Bunlar vergi yasalarına muhalefet suçlarında da ispat aracı olarak da kullanılmaz delil de değildir bir ön rapordur. Şimdi bu ön raporda bile çeşitli firmalar hakkında birtakım tespitler var ama BVA hakkında yok. BVA ile BFK arasındaki faturalarda da bir tespit yok şüphe de yok, öngörü, yani önden bir görüş bildirme bile yok. Olması da mümkün değil zaten.
Bu raporda BVA'nın mal veya hizmet aldığı yerler hakkında bir değerlendirme yok ama "BFK'nın mal veya hizmet aldığı firmalar hakkında vergi incelemesi yapılıyor" denmiş. Yani BFK hakkında da bir vergi incelemesi yok da "BFK'nın hizmet aldığı firmalar hakkında vergi incelemesi var" demiş. O zaman kesin ve net şekilde BVA'nın ticaretinde herhangi bir usulsüz fatura olmadığının kabulü gerekir. Aksi yönde bırakın delili, basit bir şüphe bile yok ki sahte faturadan. Oradan da anladık. BFK'nın kasasından BVA'dan giren her bir kuruş, BFK'nın sattığı mal ve hizmetin gerçek bedeli iken, buna "usulsüz ticaret ağı" muamelesi yapmak mümkün değildir, yapılamayacağı da sabit hale gelmiştir. Dolayısıyla iddianamenin 119. eylem bakımından kurgusu burada tökezlemektedir. Savcılığın "aklama zinciri" olarak adlandırdığı işlemler, bu noktada, yani BBVA ile BFK arasındaki gerçek ticaret noktasında hukuki ve fiili kesintiye uğramıştır. Kopuk bir zincirde aklama trafiği inşa etmek artık mümkün değildir. Şimdi rapor, MASAK raporu -Yine 4 Haziran tarihli raporu kastediyorum- çok sayıda finansal ve muhasebesel veri sıralıyor. Fakat çok kalın bir rapor. Muhtemelen heyette, üye hakimlerden birinin özellikle rapor çalıştığını tahmin ediyorum. Çok fazla veri var. Fakat hangi işlem neden olağandışıdır, böyle bir tespit yapılmamış. Kim kime ne para göndermiş, bunu anlatmış. Hangi şirketin hangi hesabından ne para transferi var bunu anlatmış. Şüphelenilen yer neresi olduğu belli değil, zaten bunlar iddianameye de yansımamış, geçmemiş. İddia değil onlar ama MASAK'ta var. Şimdi aklama suçu bakımından önce suçtan kaynaklanan malvarlığı değeri netleştirilmeli. Rapor ise birçok yerde "soruşturma dosyasındaki bilgiler veri kabul edildiğinde" yaklaşımıyla hareket ediyor. Bu da öncül suçla sonraki para akışları arasındaki bağı ispatlamak yerine, varsaydığını gösteriyor. MASAK, BVA'yı analiz etmiyor; BVA hakkında hukuki hüküm kurmaya çalışıyor. Daha ilk anda BVA'nın kasasına giren her kuruşun kaynağı belli. Zaten bankacılık işlemleriyle gelmiş paralar. Ya çek yazılmış ya havale yapılmış. Çek yazılmışsa; ya ciro edilmiş ya da gidip tahsil edilmiş. Şimdi bunlar şirket defterlerinde var ve bu şirket, 15 aydır kayyum tarafından yönetiliyordu. Bir tane şey var mı? Şimdi kayyumların çeşitli dönemlerde rapor yazıp savcılığa şirketle ilgili bilgilendirme raporu hazırladığını biliyoruz. Burada geçen bir usulsüzlük de yok. Dolayısıyla ortada kaynağı gizli bir para yok. Kaynağı gizli para yoksa, bu parayı sisteme sokarak, kaynağının yeniden gizlenmesine yönelik, -hani aklama suçundaki unsur bu ya-, bunun yapılması mümkün değil. İlk andan itibaren bankada olan paranın kara para olduğu değerlendirmesi mümkün değil. Şimdi rapora göre bir de malvarlığı hareketlerine çok ilgi vermiş, ilgi duymuş MASAK haliyle. Rapora göre, 'nin 2020 yıllarından önce sanki hiç mal varlığı yokmuş, bir anda zenginleşmiş gibi gösteriliyor. Ki kendi savunmasında anlattığı üzere, geçmiş yıllarda çeşitli gayrimenkul alımları, araç alımları, satımları, ortaklı taşınmaz alım satımları, aile üyeleri adına alınmış alım, taşınmazları ve yine kendi üstüne aile üyelerine deniz taşıtları ya da işte kara taşıtları, bu tür alışverişleri var. Şimdi MASAK, 'yi suçlayacağı yerlerde, tüm aile üyelerinin finansal işlemlerini mercek altına alıyor. Fakat konu 2020 öncesi malvarlığı konusuna gelince, sadece kendi üzerine kayıtlı malvarlığını değerlendiriyor.
20 seneden fazla açık hava reklamcılığı yapmış birini, "2020'den sonra birdenbire zenginleşti" diye göstermek haliyle işlevli. Fakat ya bir 2020 öncesinde, şimdi size kendi söyledi: "Acarkent'te 2014'te aldım, 2017'de bir tane daha aldım, Akasya projesinde 2003 müydü, 3 tane dairem vardı" dedi. MASAK raporunda yok. Şimdi bunlar bir kısmı kardeşinin üstüne, bir kısmı annesinin üstüne, bir kısmı birinin üstüne. Şimdi biz bunların tapulardan celbini isteyeceğiz, adres adres vereceğiz. Kimden aldığını da sorabilirsiniz, hangi tarihte kimden aldığını vesaire söyleyebilirsiniz. Fakat aile üyelerinin şirket işlerinin araştırması yapılırken gayrimenkul ve malvarlığı araştırmaları hiç yapılmamış. Mesela , 'nin kardeşi. Onun üzerine Akasya AVM'de kayıtlı geçmiş tarihte ev var mıymış yok muymuş? Şimdi bu önemli bir konu çünkü bu ortaya çıkmayınca "E sen 2020'den sonra zenginleşmişsin" demek zorunda kalıyorsunuz. Ki ona rağmen MASAK'ta, 'nin ilk teknesinin 2013 yılında alındığı ya işte çeşitli malvarlıklarının 2020 yılından önce de fazlaca olduğu zaten görünüyor. Şimdi bu taşınmazlar konusunda devirlere de özel bir önem atfedilmiş. Müvekkilim çok detaylı açıkladı. Bu taşınmazları 'den devralan iki kişi, doğrudan sanık olmuş. Biri arkadaşı, biri eski avukatı. Bir de kardeşi de var. Kardeşi ile aralarında şöyle bir gayrimenkul transferi var: Ev, önce 'nin eşine kayıtlı, daha sonra 'ye geçiyor, sonra tekrar 'ye geçiyor. Şimdi bu 'ye geçtiği dönemdeki kayıtlara, tarihlerine bir bakarsanız, bir de MASAK raporunda 'nin bankalardan kredi kullandığı tarihlere bakarsanız, aslında aralarında bir uyum göreceksiniz. Ve "Kredi çekmek için bu evi teminat göstermiş olabilir mi acaba? Bu ev ipoteklenmiş olabilir mi kredi kullanırken gibi bir sonuca varabileceksiniz. Sonra da bankaya yazarsınız "Kardeşim sen bu krediyi verdin de bu adam sana ne teminat gösterdi" diye. O zaman işte 'ye devrolan evi göreceksiniz. Şimdi bunu aslında MASAK yapmalıydı. Yani bir ev gelininden kendisine, sonra kardeşine geçen bir ev, aynı ev. MASAK bunu tabii 3 ayrı işlem gibi gösteriyor, hacim arttırıyor ama şimdi gerçekte yani adam kredi çekecekmiş, kardeşinin aile konutu olarak kullandığı ve kardeşinin eşine kayıtlı evi geçici olarak üstüne almış, kredi çekmiş, krediyi ödeyince de evi geri devretmiş. Anlattı bunu size çektiği krediyi. Şimdi fakat kendisi çok detaylı anlattığı için burayı kısa geçiyorum. Bir tane biri daha var. Ona 7 tane daire, 1 tane villa, 1 tane de haricen, onun direkt adına satın alınmış bir taşınmaz devretmiş fakat bu kişi sanık değil. Ya şimdi bu malvarlığı devri zaten suç değildir tek başına, mal kaçırmak da suç değildir. Şimdi burada MASAK raporu bunu iddia ediyorsa burada şunu demek lazım: E sen paranın kaynağını gizlemek için çeşitli taşınmaza çevirdin kara parayı. Öyle demiyor zaten krediyle almış evi, belli. Fakat şey lazım, ya şimdi bir tane gazeteye şey lazım: "Bu adam inanılmaz bir taşınmaz serveti edinmiş" malzemesi lazım. MASAK buna uygun bir rapor hazırlamış. Bu malvarlığı devirleri suç mu? Değil. Bununla ilgili bir suçlama var mı? TCK'da "Sen mal kaçırmışsın kardeşim, suçluyorum seni" demiş mi? Hayır.
E şimdi burada şöyle problem ortaya çıkıyor. Yani buna iki kişiye "Sen bu malları kendi üstüne aldın, 'nin malları kaçırırken sen ona yardımcı oldun" diye örgüte yardım iddiası kurulurken 7 daire, 1 villa, 1 de haricen villayı üzerine alan adama "Sen örgüte yardım etmedin" diyorsan aslında diğerlerinin de etmediğini kabul etmiş olursun. O zaman MASAK raporu bu bakımdan da, ya bu malvarlığı devirleri, bu hareketleri bakımından da, yani neyse özel olarak korumuyorlardır, diğerleri hakkında da aslında bir suçlama olmadığını ortaya koymaya yarar. Şimdi müvekkilin yurt dışına da para kaçırdığı iddia ediliyor. Yurt dışına para transfer etmek tek başına bir suç mudur? Hayır. Yine kaynağı gizlemek için yaparsan aklama suçunun unsuru olur ama ne dedim? Kaynak belli. Paranın nereden geldiği belli. İddianamedeki öncül suç ne? İhaleye fesat, kamu zararına dolandırıcılık. Bu ihalelerden kazanılan para, ilk andan itibaren BVA'nın banka hesaplarına giren paralar değil mi onlar? Kaynağı gizleyemezsin. ...geçecek şekilde, seçimlik hareketlerle çevrimlere tabi tutulup aklanamaz. Fakat yine de şeyi açıklayalım; bu ABD'ye transfer edilen para. 9. görseli açabilir misiniz? Bakın, bu sözleşme, ile herhalde Amerikalı bir vatandaş arasında bir Miami'de taşınmaz satın alma sözleşmesi. En altına falan inerseniz kimlik bilgileri de var. Yani tamamı İngilizce olduğu için ben çok hakim değilim sözleşmenin içeriğine. Fakat biz bu sözleşmeyi VakıfBank Finanskent şubesinden aldık. Savcılık da bildiğim kadarıyla bunu celbetti. Çünkü bu "ABD'ye para göndermek" denilen işlemin ilk andan itibaren VakıfBank üzerinden ABD'de işte çeşitli banka bir bankaya dolar olarak gönderilmiş. Bu gönderme sebebi de Miami'den satın alınmış bir ev. Şimdi bu ev alınırken müvekkil de anlattı; MASAK bildirimi yapılıyor bankadan, "Sen, yurt dışına bu kadar yüklü miktarda dövizi neden çıkarıyorsun, kimsin sen, ne amaçla yapıyorsun bunu?" O da bu sözleşmeyi sunuyor. Yani bu sonradan tanzim edilmiş bir sözleşme olabileceği düşünülebilir. Lütfen yazın VakıfBank Finanskent şubesine; "Böyle bir sözleşme var mı elinizde? Bu adamın para transferlerinin kaynağı şeyi gerekçesi neydi? Karşılığında ne belge aldınız, MASAK bildirimlerine ne aktardınız?" diye sormak lazım. Şimdi bunlar iddia MASAK raporunda niye var? Suçun öncül suç kısmı yok. Aklama suçundaki gizli para, kaynağı belirsiz para da yok. Ama seçimlik hareketlere ne benziyor; parayı dövize çevirip yurt dışına çıkarmak. Yani kanunun tahdidi olarak saydığı seçimlik hareketlerin bir kısmı var ya, "Öncül suça ve paranın kaynağının belirsiz olması gerekliliğine ihtiyaç duymuyorum ben, zaten yurt dışına para çıkmış ya da zaten parayla tapu alınmış bana yeter" denmiş ve 119. eylem asıl olarak bunun üzerine inşa edilmiş. Şimdi bu gerçek bir satın alma işlemi. Buna aklama suçunun seçimlik hareketi muamelesi yapmak mümkün değildir. Şimdi iddianame, bu konuda bir kafa karışıklığı da yaşıyor. "İhalelerden elde edilen gelirlerin aslında suç örgütüne aktarılması gerekir" diyor. "Suç örgütüne aktarmak için sahte faturayla nakde çevirdi" de diyor. Ancak bu aktarma işinin hangi eylemle, ne şekilde, ne zaman yapıldığına dair bir iddiası bulunmuyor. Hani, " sen bunun paranı paraya çevirdin, bu para sana geldi, sen de İmamoğlu'na ya da şuna götürdün, verdin" kısmı yok. O belirsiz. Onu "Mahkeme baksın bulsun" demiş savcılık. Ama aynı zamanda ne anlatıyor? Şimdi bu paralar eğer mesela Amerika'ya giden bu para suç geliriyse ve aklanmak için gittiyse, bu para örgüte gitmesi gereken paraysa, e kendisine gitmiş, ev almış; uhdesine geçirmiş, örgüte karşı çalışmış demektir o, "Bu adama örgüt üyesi diyemezsiniz" demektir. Bakın bu iki iddia, aynı anda doğru olamaz; hem bu paraların örgüte aktarıldığı iddiası hem de bu paraların örgüte aktarılmayıp 'nin uhdesinde kaldığı iddiası. Bunların ikisinin aynı anda doğru olma ihtimali yok. Bu yüzden ikisi de yalan.
Şimdi bu iddiaların dayanağına dönelim; sahte fatura konusuna. Şimdi sahte fatura iddiasıyla ilgili herhangi bir vergi raporu vesaire olmadığını açıkladım ama savunmamızın en başına bir dönelim. Hasan Hüseyin Şenyurt... Bu sahte faturayı, hatırlarsanız daha 23 Ekim 2024 tarihinde savcıya gidip, " sahte faturaları Kültür A.Ş.'ye ibraz ediyor, bu yolda da para kazanıyor" demişti. Onun ardından gizli tanık Doğan da aynı beyanı verdi. Daha sonra biri daha var; Meral Çakır. Siz herhalde müvekkilime sordunuz, çapraz sorguda bu ismi sordunuz. Meral Çakır da aynı beyanı veriyor; "'nin Kültür A.Ş.'den daha çok para alabilmek için sahte fatura ibraz ettiğini" söylüyor. Meral Çakır kim? Meral Çakır kendi ifadesinden anladığım kadarıyla 'in o tarihlerdeki nişanlısı. Şimdi Meral Çakır, emniyet ifadesinde, 'in, 'ye ve Muhittin Palazoğlu'na yine Kültür A.Ş.'den daha yüksek hakediş ödemesi alabilmek için sahte fatura kestiğini söylemiş. Yani yine BVA'nın Kültür A.Ş.'den para aldığını iddia eden biri. Meral Çakır aynı zamanda mali müşavirmiş ve yakalaması esnasında o hukuk... Meral Çakır'ın sahte yani sahte fatura kestiği söylenen firmalara ait kaşelerin, firma kaşelerini Meral Çakır'da buluyor. O da diyor ki: "Ya ben bu şirketlerin mali müşaviriyim, kaşelerin bende olması gayet normal." Normal değildir de neyse, o benim tartışma konum değil. Şimdi bu iddia, yani sahte faturayla ilgili 'ye yönelen bu iddialar 2025 yılının Mayıs ayına kadar böyle. Yani Ekim 2024'te başlayıp 2025 Mayıs'a kadar, o dönem müvekkil de tutuklanmış oldu tabii, sahte faturayla müvekkil arasındaki irtibat bu şekilde kuruluyor. Fakat her ne olduysa Mayıs ayında verdiği etkin pişmanlık ifadesinde, 'nin olduğu iddia edilen birtakım firmalara sahte fatura kestiğini, çekle gelen ödemeleri de tahsil edip 'ye elden geri gönderdiğini iddia etmiş; bakın, "Kendim götürdüm" de demiyor, "Geri gönderdim" diyor ve bu ifadesinin ardından da serbest bırakılmış. 6 Mayıs'ta ifade veriyor. Ondan iki gün sonra, adına birtakım şirketleri işlettikleri ileri sürülen 4 kişi tanık olarak 8 Mayıs'ta, her ne hikmetse aynı gün, savcılığa tanık olarak gelip ifade veriyorlar. Bu ifadeler, var önümüzde, dördü de birbirini kopyala-yapıştır aynısı. Bu şahıslar Furkan Yalçınkaya, Talha Baran, Ömer Can, Cemal Pürçek. Bunlar diyor ki: "Biz evet, 'nin firmalarına sahte fatura kestik, götürdük. Parayı da nakde çevirdik, çekleri tahsil ettik, götürdük verdik."
Şimdi, verdikleri ifadelerin yanında da yazılı belge bakın, aslanlar gibi sunmuşlar; bir dekont bir de çekler sunmuşlar. Şimdi bu çeklerin ben bir kısmını ekrana yansıtmak istiyorum. 10. görseli gösterebilir misiniz? Şimdi mesela o çeklerden biri. İlk sayfadan başlayalım. Bu mesela çeklerden biri. İnelim aşağıya. Ciroya geldiğini göreceksiniz. Bakalım. Şimdi BVA Reklam bakın ortalarda. Medya, iletişim, reklam, danışmanlık bilmem ne oradan BVA'ya gelmiş. BVA cirolamış, BFK'ya gitmiş, ödemesini yapmış. BFK cirolamış. Ethereum Reklam Organizasyon adlı şirkete gitmiş. İşte sahte fatura bu olduğu söyleniyor. "Ben de sonra çektim" diyorum. İşte "çeki de nakit olarak tahsil ettim, getirdim" diyorum. Peki Ethereum Reklam bu çeki gitmiş, tahsil mi etmiş? Bir daha bakalım oraya. Cirolamış Talha Varan'ya vermiş. Talha Varan cirolamış, Ömer Can'a vermiş. Ömer Can cirolamış, başkasına vermiş. Hanginiz tahsil ettiniz bunu? Aynı şekilde bakın BFK'dan Bay Aygün Gayrimenkul diye bir şirkete gitmiş. Ömer Can'a cirolanmış. Ömer Can da cirolamış. Altında bakın ismin, TC'si, imzası var. Başkasına verdim demek bu şekil. Devam edelim. Bakın bu sefer Beliz Reklam. Bunlar benim şirketin dediği şirketler de değil bunların. Ömer Can yine başkasına cirolanmış. Devam edelim. Beliz Reklam, Ömer Can yine başkasına cirolanmış. Şimdi Ömer Can bunları, "Ben bu çekleri gittim tahsil ettim, 'nin yakınlarına verdim" diyor. Ben, "Sen tahsil etmemişsin ki. Sen bu çekleri cirolamışsın, başkasına vermişsin." diyorum. Bu çekler BFK'dan çıktıktan sonra en az ikişer kez daha cirolanmış. Şimdi çek bir ödeme aracı. Dolayısıyla cirolandığında …. ödeme yapılmış olur. Bunu böyle kabul etmek zorundayız. Çek suçlanan şirketten çıktıktan sonraki zincirde araya da başkaları girdikten sonra, birkaç defa çek el değiştirdikten sonra şirket artık sorumlu tutulabilir mi de? "Sen aslında ilk verdiğin çekte sahte fatura çeki almıştın, hani para geri geliyordu?" Başkasına gitmiş çekler. Şimdi bu tanıklar belli ki ağabeylerinin yönlendirmesiyle tanık olmuşlar. Fakat bu arkadaşların şüpheli ya da sanık olduğu dosyalar da var Sayın Başkanım. Şimdi "Biz bu sahte faturayı kestik" diyorlar ya bu soruşturma kapsamında olarak; biz şimdi haliyle müvekkilimize böyle bir suçlama yöneldiği için, bu kişiler hakkında sahte fatura ile ilgili bir inceleme olduğu için adliye adliye gezip bu kişiler hakkında sorgu yaptırıyoruz. Bunlar yargılanıyor mu bir yerlerde, bu sahte fatura iddiaları bunlar hakkında doğru mu diye. Örneğin Furkan Yalçınkaya. Şimdi demiş ki; "Ben sahte faturayı kesiyorum" demiş. Bununla ilgili bir sorgumuzda Anadolu Adliyesi'nde karşılaştık. Anadolu Adliyesi'nde Furkan Yalçınkaya'nın sahte fatura kestiğine ilişkin bir soruşturma var, şimdi davaya dönüşmüş. Hatta müdafinin sizden talebi var, "Dosyayı celbedelim" diye. Sanırım sizden yazıldı, cevabı bekleniyor.
Şimdi Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, 2025/45170 soruşturma numaralı dosyası kapsamında Furkan Yalçınkaya, yani az önce müvekkile sahte fatura kesip çek tahsil edip götürdüğünü söyleyen kişi, şüpheli olarak ifade vermiş. İfade verdiği tarih 15 Nisan 2025. Tanık olmadan 23 gün önce. Saat 14.06'da bitmiş ifadesi. Soruşturma konusu, Furkan Yalçınkaya'ya ait Sonraki Aşama Reklam, Organizasyon, Ses ve Sahne Sistemleri Limited Şirketi'nin sahte fatura düzenlemesi. Fatura düzenlediği yerlerden biri de BFK Partners. Vergi tekniği raporu var bu soruşturma dosyasında. O raporda bu şirketin sahte faturalar düzenlemiş olabileceği değerlendirilmiş. Bu dosyanın tanığı olan Furkan Yalçınkaya, şüpheli sıfatıyla Çakmak Şehit Sedat Yabalak Polis Merkezi'nde avukatı ile beraber ifade vermiş ve bu ifadesinde demiş ki: "Ben sahte fatura düzenlemedim. Kesilen faturaların hepsi gerçek hizmet alım satımına dayalıdır. Bununla ilgili kayıtları muhasebeciden temin edip dosya içerisine sunacağım. Etkin pişmanlıktan da yararlanmak istemiyorum. Isnat edilen suçlamaları kabul etmiyorum." 15 Nisan 2025'te verdi bu ifadeyi. 23 gün sonra Furkan Yalçınkaya; 'in tahliyesini, 'nin ve yakınlarının da tutuklanmasını garantilemek için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gidip tanık olarak tam tersi ifade verdi. Hangisine inanacaksınız? Buyurun iki tane beyan, aynı adamın iki beyanı. Şimdi, "Sana bir şey olmayacak, sen zaten tanıksın" diyerek bir nevi ifade aldığınızda başkasını suçlayabilir. Fakat "Sen şüphelisin, ceza alabilirsin" dediğinizde kendisini suçlamıyor adam. Şimdi bu dosya kapsamında "Siz sahte fatura kullandınız" dediğiniz kişiler sanık, "Sahte fatura kesti" dediğiniz kişiler tanık. Değil mi? Sahte fatura kesildiyse, kesen de, alan da suçlu ise bu kişilerin dosyada tanık olamaması lazım. Siz tensiple bu kişileri tanık olarak duruşmaya davet ettiniz, gelsinler sorgulayacağız. Fakat ileride haklarında suç duyurusunda bulunulması ihtimali olduğunu bildiklerinde... Siz sonuçta tanığa haklarını açıklayacaksınız. "Bunu yalan söylersen ya da söylediklerinden bu suçu işlediğin sonucu çıkartılırsa hakkında suç duyurusunda bulunabiliriz" diyeceksiniz. O zaman bakalım nasıl ifade verecekler? Şüpheli olarak verdikleri ifadelerle benzer ifadeler verecekler. Şimdi demek ki beyanlar tek başına güvenilir olmayabiliyormuş. Yani o kadar kurucu bir unsuru olamazmış suçlamaların ve tutukluluğun devamının başka verilerle desteklenmesi zorunlu. Peki, Furkan'la bitiyor mu? Hayır. Talha Varan, Görsel 11 lütfen, açalım. Beykoz Adliyesi'nde sanık olmuş, onun davası açılmış. Henüz asliye cezada ifadesini de vermemiş ama Cumhuriyet Başsavcılığı'na bakın verdiği ifadesi, 2024'e 11.872 soruşturma numaralı dosya. 10 Ekim 2024 tarihinde Talha Varan ifade vermiş. O da diyor ki, "Ben sahte belge düzenlemedim. Zaten vergi dairesinde defterlerim ibraz edildi. Zarar varsa öderim" demiş, "Etkin pişmanlıktan yararlanmak isterim" de demiş. Fakat inelim aşağı. İnelim. Fakat bakın, 5 gün sonra bir daha dilekçe vermiş. Demiş ki, "Ben ifademde etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyorum demiş olsam da öyle bir şeyden yararlanmak istemiyorum. Ben bu ihbarnamelere ve inceleme raporuna dava açacağım" demiş. Çok net. "Kesinlikle şirketimde sahte fatura yoktur" demiş. Ama o da Furkan'la aynı gün, 8 Mayıs'ta ne hikmetse savcılığa gidip tanık olarak ifade verip, "Evet biz sahte fatura keseriz. Buradan gelen parayı da 'ye yollarız" demiş. Her ikisi hakkında da açılmış davalar var. Şimdi, Beykoz'daki Talha Varan'ın sanık olduğu davada, tanık olarak dinlenilmesine karar verilen de iki tane dikkat çekici isim var. Biri Meral Çakır, diğeri de Elif Biricik. Elif Biricik de şimdiki soy ismiyle . Yani biri, 'in o dönemki nişanlısı; diğeri de müvekkil aleyhine çeşitli beyanlarda bulunarak tahliye olan 'nin eşi.
Şimdi bu, Furkan Furkan Yalçınkaya'nın sanırım soruşturma dosyasında yer alan vergi tekniği raporu. Bakın BKF Partners Reklam Ticaret A.Ş. bölümü var. Ben de açayım bu arada. Şimdi burada Elif Biricik'ten beyan almış vergi müfettişi. 2024 tarihli vergi tekniği raporuna yansıyan beyanına göre Elif Biricik demiş ki, "BKF'ye hiçbir zaman sahte fatura girmedi. Bahse konu faturaların reklam ünitelerinde kullanılan sunta, tahta yani alımına ilişkin olduğunu, bunun bedelinin de iki araba artı çekle ödendiğini" kendisi belirtmiş. Fakat, bakın vergi dairesi kendisinden bilgisine başvurulan sıfatıyla alıyor bu ifadeyi. Suçlanmıyor. Fakat burada, bu soruşturma kapsamında kocası tutukluyken, kendisi de suçlanabilecekken, ifade verirken "Evet, sahte fatura falan vardı. Bu şirket zaten benim değildi. 'nindi. bu işleri yapmış olabilir" diyor ve tutuklanmaktan kurtuluyor. Dikkat çekici şekilde, 'nin ifade verdiği zamanla 'nin ifade verdiği zaman arasında da bir iki gün fark var ve Berat Kapki, bu ifadelerden sonra serbest kalıyor. Ama , vergi müfettişine beyan verirken, "Kardeşim, sahte fatura falan almadım" demiş. İlgili dönemde şirketin ortak ve yetkilisi, tek %100 ortağı. Bir de şuna dikkat çekmenizi dikkatinizi çekmek istiyorum. Buyurun, sahte fatura iddiasına konu vergi tekniği raporunda araba vermiş BKF ödemek için. Bakın biri işte Mini Cooper, diğeri de A3 Sedan. Şimdi konu şu değil miydi? BKF'deki para çekle bu şirket, işte Furkan Yalçınkaya'nın ya da öbürlerinin şirketlerine gidip, onlar nakde çevirip getirmiyor muydu? Arabayı niye versin? Yani arabayla yapılmış bir ödeme nakde çevrilmesi daha kolay bir işlem midir? Al bu ara, yani şimdi çeki verirsin, "Al kardeşim, bankadan teslim et, bana getir" dersin. Bakın burada bir tutarsızlık olabilir. Arabayı ya satamazsan? Arabaya kazalı çıkarsan? Araba şirketin uhdesine geçtikten sonra satılana kadar ya 6 ay, 1 sene, 10 yıl geçerse? Yani mantıklı mı? Bakın, bu yöntemlerle paranın nakde çevrildiği söyleniyor. BKF bu arabayı kendisi satar isterse. Satar, fatura bedelini düşük gösterir. Para, yani şirketler böyle para çıkarır. Biliniz yani. Fakat bakın burada işte bir takım mantıksızlıkları, tutarsızlıkları üst üste yığınca, bu tür iddialara çok fazla değer atfetmemek gerektiğini kabul etmemiz gerekir. Şimdi kendisi suçlanırken başka, tanık olduğu yerde başka, idari soruşturmada başka. Fakat bu beyanlarla müvekkil tutuklu. Müvekkilin sahte fatura kullandığına dair iddialar var.
Şimdi son olarak bu konuda müvekkil aleyhine verilen ifadelerde, yine , görseli kapatabilirsin, ve Elif Birişik. Bu kişiler kim? Biri Kapki Medya'nın bir dönemki ortak ve yetkilisi, biri de BKF Partners'ın bir dönemki ortak ve yetkilisi. Bu Furkan, şu, bu falan ismini saydığım şahısların, "Biz bu şirkete, şirketlere sahte fatura kestik, parayı da çekle aldık, nakde çevirdik" dediği dönemde... Bakın, tüm iddialarının hani sundukları çeklere ve dekontlara bakarak söylüyorum bunu. Bu iddiaların ortaya konulduğu tüm dönemlerde Kapki'nin ortak ve yetkilisi , BKF'nin ortak ve yetkilisi Elif Biricik. Yani Sayın Başkan, tabii ki kendilerini suçtan kurtarmak için bu tür ifadeleri verebilirler. "Bu şirket benim değildir" diyebilir tabii ki. Yani bunlara itibar ederek, ortada bir vergi raporu yokken, müvekkilin sahte faturayla para akladığını iddia etmek mümkün mü? Şimdi bu kişiler gelecek, dinlenecekler burada, sorgulayacağız. Beyanlarının ederini mahkemede göreceğiz. Şimdilik susuyorum, çünkü daha çok fazlası var elimizde. Bu kişilerin beyanlarını paramparça edecek bir sürü veriye sahibiz. Hazırlık yapmasınlar, gelsinler burada yüzleşelim. Fakat bu kişileri beklemeyelim tahliye kararını vermemiz için. "Senin hakkında verilmiş beyanlar var. Sen, bu kişilerin beyanlarının akıbetine göre tahliye olacaksın ya da olmayacaksın" demeyelim. O yüzden sadece bu aşamadaki basit ve bu ifadelere, beyanlara değer vermemeyi gerektirdiğini, değer vermemek gerektiğini öne çıkartan çok ufak çelişkilere değinip bırakıyorum. Şimdi , bu sahte fatura iddiasının biliyorsunuz kurucu unsuru. Sahte faturayla ilgili söylediği şeyleri bırakıyorum kenara. İki şey daha söylüyor. Bir, "CHP kurultayında artan telefonlarından birkaçını bana verdi" diyor. Görsel, görsel Turkcell diye bir evrak var, açar mısınız? İnelim aşağı doğru. Şimdi burada şu anlatılıyor: Şirketin kayyumu savcılığa diyor ki, "Bu şirketteki muhasebecinin çekmecesinde çok fazla sim kart buldum ben" diyor. Türkcell'e ait bir sürü sim kart var. "Bir gelin bakın" diyor savcılığa. Savcılık da kolluğu yolluyor. Geçilmesinde sakınca bulunan bir hal daha var herhalde, şirket kayyumunda olmasına rağmen, hemen işte savcı talimatıyla gidiliyor. İnelim aşağı, bakın orada el konuluyor işte sim kartlar vesairelerle ilgili. İnelim biraz daha. Bakın telefon isimleri çıkmaya başladı, İphone 16 pro max vesaire vesaire. İnelim biraz daha aşağı. İnelim inelim Turkcell sözleşmesi çıkacak bakın. Bunlar faturaları hep. Tamam.
Şimdi bunlar ne Sayın Başkan? Bu çok sonraki bir sözleşme muhtemelen ama şirket kurulduğundan beri şirketin kurumsal abonelikleri için Turkcell'den böyle çeşitli hatlar alınmış şirket hattı yani bunlar. Turkcell de bunları satarken diyor ki yani sen benden şu kadar hat al. Personele de dağıt, işleyişte kullan. Bunların aylık faturalarını öde. Şimdi fatura karşılığı telefon alınır biliyorsunuz puanla filan alabiliyorsunuz, karşılığında telefon verilir. Yani işte o dönem İphone 14-13, kaçsa o tarihlerde. Bunlar telefon ve hattı alır, şirket hattı olarak bunlar kullanılır personele dağıtılır. 'in CHP kurultayında artan telefon diye anlatmaya çalıştığı telefonlar olsa olsa budur. O mudur değil midir bilmiyorum ama "Ben şirkette telefon gördüm, telefon dağıtıyorlardı" vesaire diye konu edilebilecek tek telefon olayı bu. Şimdi bu beyanı yalan. Zaten telefonun modeli de yalan. O modelin o dönem olmadığı ortaya çıkınca, tekrar gitmiş ifade vermiş, yani işte ben o zaman öyle dedim ama o tarihteki son model hangisiyse o telefondur demiş. Bu yalan. Başka neyi yalan? "Le Meridyen Otel'de ben 'yi gördüm" demesi yalan. Bakın onu anlattı işte Mehmet Ali Çalışkan'mış. Ama anlatırken de şöyle demiş: "Bakın" demiş "Sırtındaki çantanın markası da şu" demiş. "Louis Vuitton" diye herhalde pahalı bir marka. "Bakın işte 'nin sırtındaki çanta bile o. Hatta ben o çantayı gözaltına alındığında 19 Mart'ta nezarette de gördüm" demiş . Savcılık da buna "okey" demiş. Ya şimdi teşhis nasıl yapılır? PVSK CMK 6, teşhis işlemini "Ahmet'çiğim televizyondan bak bakayım şu midir" diye teşhis işlemi yapılmaz. Fakat bu beyanına da itibar edilmiş ve 'nin bakın Le Meridyen Otel'e para götürdüğü iddiası üzerine kuruldu bunlar. Şimdi bu adamın bakın üç tane kritik beyanı var, ikisi doğrudan, "tık" diye yalan. Şimdi sahte faturaya itibar ediliyor. Tamam, vergi raporu gelsin savunacağım. Yani " yalan söylüyor" demekten bıktım. O konuda artık vergi raporu gelirse oturur konuşuruz. Peki, bir de şeyi söyleyeyim. de bir takım fatura ve çekler sunmuş. Dikkat ettiniz mi bilmiyorum. Zem adlı bir şirket, Kapki Medya'ya sanırım, Kapki Medya adlı şirkete faturalar ve çekler sunmuş. Fatura tarihleri bambaşka, çek tarihleri bambaşka. Hani çek tahsil edip komisyon karşılığı verdim diyor ya güya itibar edin. O çeklerin tahsilat makbuzlarını sunmuş, hiçbir tahsilat makbuzunun tarihinde müvekkil Kapki Medya'nın ortağı da değil yöneticisi de değil ama o tarihlerde şirketlerin ortağı ve yöneticisi. Şimdi 'in iddiaları doğruysa ve vergi usul kanununa muhalefetten bir ceza davası açılacaksa sanığı olacak. Tabii ki kendini kurtarmak için bu şirket benim değil 'nindir der. Buna o yüzden itibar edilemez, başka delillere o yüzden ihtiyaç var.
Şimdi bu konuda bir de şey var. BFK adlı şirkette çalışan birileri var. Bunlar Çağrı üzerine de değil, çünkü davet edildiklerine dair bir yazı yok dosyada. Kolluk tutanağı da yok yani bir araştır kim çalışıyor burada gibi bir kolluk tutanağı da yok. Bu BFK adlı şirketin personelleri bir gün kafalarına esiyor adliyeye gidiyorlar. Savcının yanına çıkıyorlar, tanık olarak ifade veriyorlar. Hepsini ilk cümlesi şu, ben şu kadar yıldır 'nin BFK adlı şirketinde çalışmaktayım, ilk cümle. Yılları farklı, biri üç yıl biri beş yıl. Biri bilmem kaç yıl. İfadeler de bu cümlelerden ibaret. Devamında başka hiçbir şey de söylemiyorlar, sadece işte muhasebeye Elif bakardı diyorlar. Ama ilk cümle 'nin şirketi BFK. Şimdi bazılarının ifadesi öyle absürt ki diyor ki ben beş yıldır BFK'da çalışıyorum, beş yıl önce BFK yok. Yani ifade verdiği tarihten beş yıl geriye gidiyorsunuz BFK diye bir şirket yok. Şimdi şunu anlamanızı istiyorum. Bir sahte fatura iddiası nedeniyle vergi usul kanununa muhalefet suçundan yargılama yapılacaksa yapılsın, hiç itirazımız yok. Fakat bu iddiayı 'nin ihale sonucunda işlettiği reklam ünitelerinden elde edilen geliri bağlamak için uydurulan zayıf bu senaryoya inanmayın. Tefrik edin, sahte fatura iddianız varsa savunalım kendimizi ama suçun ve cezanın şahsiliğine uygun davranarak yapalım. BVA'nın bu suçlamaya konu eylem zincirinin bir halkası olmadığını farkında olarak yapın. Burada şunu da belirtmek istiyorum, dosyaya girmiş bir vergi raporu var demiştim. Görüş ve öneri raporu hani bu. Bu raporun tanzim tarihi 25 Kasım 2025 yani iddianame yazılıp mahkemeye sunulduktan sonraki bir tarih. Şimdi bu suçlamaların delilleri bölümünde vergi raporu yazıyor da, bu vergi raporu iddianame yazılırken yok ortalıkta. Yani bu vergi raporunun geleceği zaten biliniyordu da mı yazıldı, yoksa nasıl olsa gelir iddianame yazıldığı esnada benim böyle bir delile ihtiyacım yok zaten işte Meral Çakır söylemiş, söylemiş bana yeter, mi dedi savcılık onu takdirinize bırakıyorum. Fakat iddianamenin yazıldığı dönemde henüz ortada olmayan vergi raporuyla bu iddianame kapsamında sen sahte fatura yapmış olabilirsin gibi bir iddiayla müvekkilime suç atfedilmesi hukuki değil. Sayın Başkan, eylemlere ve bu eylemlerin dayandığı yazılı delillerin tümüne ilişkin savunmamızı tamamladık. Şimdi müvekkilin örgüt üyesi olduğu iddiası da var hepsinin eylemlerinin dışında. Dolayısıyla ihaleleri bu vesileyle aldığı iddiaları da bir takım tanık, şüpheli beyanlarına ve HTS baz kayıtlarına dayanıyor. Bunlara ilişkin savunmalarımı da yapacağım. HTS ve baz kayıtlarına ilişkin meslektaşlarımın benden önce yaptığı savunmalara katılıyorum. Bunlar herhangi bir suç isnadıyla, işe yarar delil falan filan olamaz. Bunu geçiyorum. Fakat benim müvekkilim hakkındaki baz kayıtları, iddia olunan suçları işlemediğinin delili olmuştur. Savcılık istemeden de olsa baz kayıtlarında müvekkilim lehine delil toplamıştır.
Şimdi önce HTS kayıtları diyelim, telefon arama kayıtları. HTS kayıtlarında müvekkilin gündelik, rutin, ticari ya da bürokratik işlemler nedeniyle görüştüğü, iletişime geçtiği kişiler dışında özel bir iletişim olmadığı zaten açıkça tespiti. Bir tek ile bir tane telefon görüşmesi var HTS. Onu da sorduk cevabı hazır. Onun dışında uzun yıllardır tanıdığı kişilerle rutin görüşmeleri var. Çok büyük bir yoğunlaşma da yok görüşmelerinde sayısal olarak. Buna ilişkin özel bir önem de atfedilememiş zaten iddianamede. Fakat baz kayıtları bakımından biraz açıklama yapacağız. Şimdi baz kayıtlarında 2 tane çalışma var kolluk tarafından yapılmış. Birincisi belirli mekanlar merkez kabul edilip bu mekanların yakınlarındaki baz istasyonlarından sinyal verenler eşleştirilmiş. 2. çalışma da sanıkların aynı gün içinde, aynı baz istasyonuna sinyal verdiği günleri tespit etmek olarak yapılmış. Şimdi bu iddianamede hem örgüt, örgüte üye olma suçunun delili olan hem de örgüt anlatısında önemli bir yer edinen, örgütün toplanma, toplantı mekanları olarak tarif edilen bir akım yerler var. Beylikdüzü Mado, Akmerkez, Polat Otel, Le Meridien Otel, Karsal Örme fabrikası, Zorlu gibi yerler işte. Şimdi müvekkilin Beylikdüzü Mado baz çalışmasında hiçbir baz kaydı yok. Bunlar hani bizim sizden aldığımız ham baz kayıtlarında klasör klasör yazılan evraklar. Kolluk aşamasında biliyorsunuz bu ifadesiydi. Beylikdüzü Mado'ya gidiyormuş, orada işte haftada 3-4 gün 'a paralar götürüyormuş. İddia buydu. Şimdi kolluk aşamasında Beylikdüzü Mado'ya ilişkin baz kaydı Büyükçekmece'ye ait bir baz kaydıydı. Büyükçekmece'de baz kaydı verdiği tarihler 27, 28, 29, 30 Mart 2019 yerel seçimden bir gün önce bitiyor. Ben olsam şüphelenirim. Yerel seçimden bir gün önce demek ki bunlar seçim kazanılacak da bir şeyler konuşuyorlar gibi şüphelenebilirim. Bu sinyaller şöyle: 27 Mart 23.10'da başlıyor gece, 29 Mart'ı 30 Mart'a bağlayan gece 00.36'da da son sinyal veriliyor tarafından. Aradaki günlerde de hep aynı baz istasyonundan sinyal veriyor. Şimdi birincisi henüz daha yerel seçim olmamış, belediye başkanı değil. İhale almayı bırakın, İmamoğlu'nun kazanacağına dair bir emare yok. Fakat müvekkil ne yapmış orada? Kendisi aslında savunmasında anlattı tarihlerini tam hatırlayamadı sanırım ama 28 ila 30 Mart 2019 tarihlerinde Büyükçekmece'deki TÜYAP fuar alanında Petroleum İstanbul adlı bir fuar düzenlenmiş. Bu petrol şirketlerinin, 'nın organize ettiği ve katıldığı bir fuar. Müvekkil de o dönemki şirketi bu fuarda stant açmış. Bunu kendi savunmasında anlatmıştı. Reklam standı açmış. Yani petrol firmalarının reklam işlerini almak için fuara katılmış. Bu tarihlerde de fuar alanının içindeki otelde konaklamış. Emniyetten lütfen celbini talep ediyoruz. Bu TÜYAP'ın içindeki otelin tam adını ben bulamadım sanırım. Bir iki otel var ya da adı değişmiş ama emniyet TÜYAP'ın oteli diye bilinen bir otel bu. Bu emniyet kayıtlarında müvekkilin o otelde kaldığı tespit edilebilecektir.
Şimdi ham baz kayıtlarındaki Beylikdüzü Mado çalışması adlı klasörde müvekkilin sinyal verdiği tek dönem bu. Başka bir Beylikdüzü Mado sinyali yok. O sinyal de zaten Büyükçekmece'ye ait. Başka herhangi bir günde baz kaydı yok. Bunu geçiyorum. Şimdi bu 'nun "haftada 3-4 gün 'yi Beylikdüzü Mado'da görüyordum, çantalarla 'a para veriyordu" ifadesinin bir baz kaydıyla örtüşmediğini gösteriyor. Akmerkez'e gelelim. Şimdi müvekkilin 23 Mart'taki tutuklanma gerekçesi Akmerkez'de baz kaydı olmasıydı ve . İkisiyle de daha önce fiziken nerede karşılaştığını, Necati Bey'le hiç karşılaşmadığını, ile de 2 defa karşılaştığını söyledi. Şimdi Akmerkez'deki baz çalışması emniyet aşamasında, müvekkil henüz tutuklanmadan önce yapılan çalışmada 1 kilometrelik bir yarıçapta yani Akmerkez'e pergelin ucunu koyun, 1 kilometrelik açın pergeli, daireyi çevirin; "burada baz kesişmeniz var" iddiasıyla müvekkil tutuklandı. Şimdi bu iddianameye gelinirken 1 kilometrelik yarıçap 300 metreye düşmüş. Şimdi iddianamenin ilgili sayfasında, 2936. sayfasında " Akmerkez" diye bir paragraf var. Bu 300 metreye düşürülünce baz şeyi yarıçapı müvekkilin hiçbir sinyali kalmıyor. Yani aradaki diğer 700 metrede Ferkon'la temas ediyor. Ferkon müvekkilin iş yerinin olduğu yer. Kuş uçuşu Akmerkez ile Ferkon'un arası 900 metre. Tutukluluğa itiraz dilekçelerimizde bunu krokilerle de sunmuştuk. Fakat işte bu iddianameyle tutuklandı müvekkil. Yani "Akmerkez'de sen 'la görüşmüşsün" diye. Bu 300 metreye baz kaydının düşürülmesi işlemi benim ham baz kayıtları tarihlerinden anladığıma göre mayıs ayında yapılmış. Mayısta 300 metrelik baz yapılmış. Yani mayısta müvekkilin Akmerkez'de artık sinyal vermediği tespit edilmiş. Yine mayıs ayında hatırlarsanız 4 Mart tarihli ilk MASAK raporunun çöp olduğu da tespit edilmişti. Müvekkilin mayısta yine Beylikdüzü'nde de herhangi bir baz kaydının olmadığı tespit edilmişti. Tutuklanma gerekçelerinin tamamı ortadan kalkmıştı zaten ama tahliye edilmedi. Şimdi bu haksız tutukluluk diyoruz da müvekkil kendi de durumunu anlatırken "Buradan savunma yaparak çıkamayacağımı anladım" diyor da neye dayanıyor? Bunlara dayanıyor işte. Şimdi aynı yerde, bu Akmerkez bölümünde 'ın epeyce bir baz kaydı var. İddianamede yazıyor. Ama silinmesi unutulmuş. Ya da şunu da diyorlar iddianamede "Ortak baz kaydınız olsa da örgüt üyesi olmayabilirsiniz." Bakın bunu kabul ediyorum. İddianamede bu dosyada örgüt üyesi olmakla suçlanmayan bazı kişilerin, örgüt üyesi olarak suçlanan bazı kişilerle baz kaydının olması, özellikle de Akmerkez'de olması demek ki örgüt üyeliğinin sağlam bir delili olarak görülmemiş. Bunu kabul ediyorum. Ama müvekkilim açısından da bu kabulün uygulanmasını talep ediyorum. Şimdi müvekkilin Muğla'da başka sanıklarla ortak baz verdiği hatta beraber tekne tatili yaptığı iddiası da vardı. İddianamedeki Muğla baz çalışmasında da müvekkilin adı yok. Şimdi müvekkilimin haliyle Ferkon'da bir sürü baz kaydı var çünkü bütün gün orada. BVA orada yani firması orada. Her gün oradan sinyal veriliyor. Şirket Levent'te olduğundan yakınından geçen herkesle ile ortak baz vermiş sayılabilir ama "Ferkon'da şu tarihte şu işi yaptınız" gibi bir iddia da yok. "Şununla şu tarihte Ferkon'da buluştunuz" gibi bir iddia da yok tarih yok.
Şimdi tek tek saymıyorum zaten iddianame önünüzde ama nokta çapla baz tespiti yapılan hiçbir yerde müvekkilin baz tespiti yok. Yok ya. Kimseyle baz vermemiş. Özel olarak baz verdiği yerler hem kolluk fezlekesinde hem iddianamenin çeşitli bölümlerinde belirtilmiş. Bu şu ana kadar anlattığım 60 ila 120. eylemin anlatımının sonunda "Bu eylemlere ilişkin baz çalışmaları" bölümündeki tespitler. Bize flashla verdiğiniz ek klasörlerde "Kolluk Fezlekesi Cilt 2" diye bir klasör var, bir evrak var. Bu evrakın 79. sayfasında, sanırım iddianamede de 4. bölümde olması lazım, Avukat 'ın, onun hakkında yapılmış bir baz çalışması var; müvekkilin adı geçiyor bu baz çalışmasında. 'ın Zorlu Otel baz kayıtları listelenmiş. Bu Fezleke 2 adlı evrakın 79. sayfasında yer alıyor bu. Bu liste, 25 Ekim 2024 tarihinde 'la 'nin ortak baz verisi olduğunu ileri sürüyor. Ki 'ın Zorlu Center'daki istasyona sinyal verdiği anda, Esentepe'deki Zincirlikuyu Trafo Merkezi'ndeki baz istasyonundan sinyal veriyor. İki baz istasyonu arasındaki mesafe 224 metre. Müvekkilin sinyal verdiği yer, Esentepe Zincirlikuyu Trafo Merkezi. Ham baz kayıtlarında da müvekkilin sıkça baz verdiği belli olan ve şirketine çok yakın bir lokasyon olan bir baz istasyonu. Bu kayıt, bu ikisinin o tarihte yan yana olduğuna dair herhangi bir veri sunmuyor. O tarihte "siz yan yana şu işi yaptınız" gibi bir iddia zaten yok da yan yana da geldiklerine dair bir iddia sunuluyor. Bu bir de herhangi bir saati de işaret etmiyor. Herhangi bir gün içinde biri o bazdan, biri o bazdan sinyal vermiş. "Gün içinde yakın bazlar içinde sinyal vermişsiniz, ama aynı saatte verdiğiniz o da belli değil" diyor. Şimdi 19 Kasım 2024 tarihinde, bu sefer saatli bir baz çalışması var. ", , , ortak baz verdiniz" diyor. Şimdi benim müvekkilim diyor ki, "Ben hiçbirisiyle, 'yla falan görüşmedim." da doğru düzgün şirkete gelip gitmedi bence. da sizinle görüştüğünü dahil beyan etmiyor. Fakat şimdi fezleke ne diyor ki; 'la 'nin baz sinyalleri, iki ayrı istasyonlar, yine az önce bahsettiğim baz istasyonları bunlar, saat 15.24'te ortak sinyal vermiş. 'la , bambaşka baz istasyonlarından 16.47'de baz sinyali vermiş. 'la da yine bambaşka baz istasyonlarında saat 14.15'te baz sinyali vermiş. 'la da yine bambaşka baz istasyonlarından aynı saatte, yani 16.47'te baz sinyali vermiş. Yani 14.15, 15.24, 16.47 saatler farklı, yan yana değiller. Baz istasyonları da farklı, aralarındaki mesafeyi söylemiyorum. Şimdi, bu nasıl yapılmış? Zorlu Center'a bu sefer pergelin ucu batırılmış, 300 metrelik bir yarıçapta daire çizilmiş; bu dairenin içinde kalan onlarca baz istasyonundan birbirinin ayrı ayrı saatlerinde bir kere sinyal vermiş olmayı yan yana geliş olarak tanımlamış iddianame ve fezleke.
Le Meridien'e geliyorum. Le Meridien Otel baz çalışmalarında aslında şöyle yapalım; Le Meridien'in aslında kamera görüntüleri var. Sanık 'nın vekili müdafi tek tek saniye saniye gösterdi, o kamera görüntülerinde müvekkilim olmadığını anladığınızı düşünüyorum. Fakat yine Le Meridien içinde 500 metre yarıçaplı bir daire çizilmiş ve daire içindeki baz istasyonlarından sinyal veren kişiler kolluk fezlekesine tek tek not edilmiş. Müvekkil de 8 Ekim 2024 ve 12 Ekim 2024... Le Meridien Otel'de kamera görüntülerinin olduğu tarihler sanırım bunlar. Bu tarihlerde bu dairenin içinden geçen sinyaller vermiş. Fakat müvekkil saat 10.02'de sinyal vermiş. 12.42 ile 13.05 arasında sinyal vermiş. Gün içinde müvekkil ile aynı anda sinyal veren hiç kimse yok. Müvekkil sadece 10.02'de sinyal vermiş, sonra 17.12'de yine Le Meridien 500 metre yarıçapındaki baz istasyonlarından sinyal vermiş. Şimdi bu her iki sinyaline, yani bir sabah 10.00'da gidip de akşam 17.00'da sinyal vermiş, bu iki sinyal de Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'ndeki baz istasyonundan verilmiş. Bu oteller de bildiğim kadarıyla etki alanı olarak Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün hemen altında. 12 Ekim tarihinde de yine aynı lokasyonda müvekkil bu sefer sadece 18.28 ile 18.29 arasında iki sinyal vermiş, bir dakika arayla. Şimdi bunu müvekkil de size kimlik tespitinde açıkladığı gibi; Beykoz Acarkent'te evi, iş yeri Levent Ferko Plaza'da. Hemen her gün sabah saat 09.00-10.00 arasında Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nden geçerek şirkete gidiyor. Yine her gün akşam 16.00-18.00 arasında, yaklaşık saatler bunlar, şirketten çıkıp FSM üzerinden Beykoz'daki evine gidiyor. Bu gidiş geliş esnasında Le Meridien Otel'in, Polat Otel'in, Akmerkez'in yakınlarından geçtiği malum. Şimdi bu kadar geniş çaplı alanlardan kayıt alınmasına rağmen müvekkilin 1-2 dakikayı geçen bir baz kesişmesi de yok. Çünkü yolda hareket halinde müvekkil, bakın herhangi bir tarih için söylemiyorum, hafta içinin tüm günlerinde BTK'dan isteyin lütfen; her sabah 09.00 ile 10.00 arasında FSM'den sinyali oluşur. Her akşam 17.00 ile 18.00 arasında FSM'den sinyali oluşur. Her gün işe geldikten sonra, yani yaklaşık 10.00-11.00'den akşam 15.00-16.00'ya kadar da Ferko bazından sinyali olur. Arada bir şeyi de görürsünüz; bazı günler Nişantaşı'na yemeğe gider, bazı günler Levent'e yemeğe gider, bazı günler Gayrettepe'ye yemeğe gider. Dilerseniz banka, yani kredi kartıyla hesap ediyor ya, kredi kartıyla bazı hani bu farklı yerlerde baz verdiği, öğlen saatlerine denk gelen, yemek saatlerine denk gelen bazı sinyallerin içinde müvekkilin banka hareketlerinin eşleştiğini görebilirsiniz. Tüm BTK kayıtlarını getirtirseniz biz bununla ilgili bağımsız bilirkişi raporu da temin ederiz, mahkemeyi de yormayalım. Fezleke'de Polat Otel için de baz kayıtları var, bununla da benzer bir durum mevcut. Fakat Polat Otel ile ilgili baz kayıtlarının ham verileri bizde mevcut değil. Mahkeme kaleminden aldığımız dijital verilerde Polat Otel çalışması yok, bu fezlekeden görüyoruz bunu. Çünkü fezlekedeki bazı baz çalışmaları Eylül-Ekim aylarına ya da yaz sonuna tekabül ediyor. Bizdeki dijital veriler hep Mayıs ayında toplanmış galiba BTK'nın. Kaçırdıysak gözden affola ama bu diğer Polat Otel vesaire gibi yerlerin ham baz verileri varsa onu da incelemek isteriz. Fakat işte bu 7 Ocak 2024 ve 6 Mart 2025'te, bu iki tarih arasındaki 13 ayda Polat Otel civarında 3 tane baz verisi olduğunu söylemiş. Yani 13 ayda Polat Otel yakınlarında 3 tane baz verisi olduğunu söylemiş. Buradaki sayı çok küçüktür, kiminle çakıştığına dair de bir veri yok.
Yine aynı şekilde fezlekede Zorlu Raffles Otel'le ilgili baz çalışması yapılmış, müvekkile ait herhangi bir baz verisi yok. Bu Akmerkez ile ilgili sadece baz çalışması değil, Akmerkez kamera ve giriş kayıtlarına dair bir Akmerkez'den de evrak temin edilmiş; yani girip çıkanların kayıtlarına dair bir Akmerkez'den de evrak temin edilmiş. Yani o da ek klasörlerde vardı, giriş kayıt listesi gibi herhalde danışmada tutulan. Orada da müvekkilin adı yok. Akmerkez'de 'la görüşmediğini daha nasıl ispatlayabilir bilmiyorum ama aksi iddianın da ispatlanamayacağı artık malum olmuştur diye düşünüyorum. Bir de ham baz verilerinde "şurada buluştular, burada buluştular" değil de, "aynı gün içinde benzer saatlerde yakın yerden sinyal verdiler" çalışmaları var. Mesela 6 Ekim 2023, ile 'nun baz kaydı olduğu ileri sürülmüş. İlgili tarihte 'nin baz kayıtları 9.35 ile 9.37 arasında, 9.27 ile 9.30 saatleri arasında. Bu birinin 2, birinin 3 dakikalık baz sinyali verdiği, birbirine yakın yerlerden sinyal verdiği baz istasyonlarının aralarındaki mesafeler; birinde 590 metre, birinde 803 metre, birinde 455 metre, birinde 946 metre. Bir de yanlış hatırlamıyorsam FSM Köprüsü'ndeki baz istasyonundan da aynı... Yani ikisi de aynı baz istasyonundan sinyal vermiş FSM'de ama farklı saatlerde. Saatler tutmuyor, baz istasyonları tutmuyor. Bu baz istasyonu çalışması 300 metreye düşürülürse, Akmerkez'deki gibi, bu 6 Ekim 2023 tarihli "ortak baz" iddiası da ortadan kalkacak. Aynı çalışma bir de 18 Ocak 2024 tarihi için yapılmış. Bunların ikisi de emniyet aşamasında vardı, bunlar da tutuklanma sebebi. Bu tarihte de her zamanki gibi yine sabah 9.00 sıraları sularında Beykoz'daki evinden Levent'teki iş yerine giderken, yine FSM'den geçerken, yine FSM baz istasyonuna sinyal veriyor. Saat 09.17'de Kavacık'tan başlayan baz verisi, 09.28'de Ferko Plaza'daki sinyalle yolculuğu bize tanımlıyor. Sonra gün boyu Ferko'dan sinyal veriyor. Daha sonra da Levent'ten, Seyrantepe'den geçerek yine FSM'den sinyal vererek Kavacık üzerinden Beykoz evine bağlanıyor. Bunların baz kayıtları var, saatleri de var. Şimdi, aynı gün sabah 09.17 ile 09.25 arasında yine müvekkilin sinyal verdiği baz istasyonlarına kimi zaman 529, kimi zaman 803 metre uzaklıktaki başka baz istasyonlarından sinyal veriyor. Yine aynı saate denk gelen ve aynı baz istasyonuna denk gelen bir çakışmaları yok. Müvekkil yine sabah saatlerinde Beykoz'dan Levent'e geliyor, akşam Levent'ten Beykoz'a dönüyor. Bu geçişler esnasında Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'ndeki baz istasyonundan elbette mecburen sinyal veriyor, Rumelihisarı baz istasyonu da var orada, oradan da sinyal veriyor. Yani o sinyal verdiği baz istasyonlarını peş peşe yazınca yolculuk rotası da zaten çıkıyor. Dolayısıyla bu da bir görüşmenin ya da yan yana gelişin ispatı değil.
Aynı gün içinde 'ın da çeşitli baz kayıtları alınmış dosyada ama ile arasındaki bazlar hiçbir 300 metrenin altına düşmediği için çakışan baz kaydı yok. Hani Excel tablosuna bakarsanız isimlerini alt alta görüyorsunuz, "Aynı gün yan yana geldiler" gibi düşünebilirsiniz ama saatlerine ve sinyal verdikleri baz istasyonlarına bakın lütfen. Yan yana gelişlerinin olmadığını göreceksiniz. Kaldı ki şimdi bu baz sinyali verdiğini ve görüştüğünü hani iddia edilen adam İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı. Tarih 18 Ocak 2024. Yani seçim yapılacak, 2,5 ay kalmış. Şimdi çok basit bir iş; hangi gün neredeymiş Google'a yazıyorsunuz, hemen size söylüyor. o gün sabah saatlerinde Beylikdüzü'nde Bira Kavşağı'nın açılışını yapmış. 18 Ocak. Bu da bizim tutukluluğa itiraz dilekçelerimizin ekinde fotoğrafla mevcut, var. Aynı gün akşam saatlerinde de Şişli'de bir Cemil Candaş'taydı yanlış hatırlamıyorsam, yazmamışım, bir ödül töreninde konuşma yapmış, birilerine ödül vermiş. Şimdi Beylikdüzü, Şişli... Belki bu gidiş-geliş rotasında Levent'ten geçmiş olabilir mi? Olabilir. Yani gün içinde belirli bir anda aynı baz istasyonundan sinyal vermiş olmaları yan yana geldiklerini göstermez. Özetle, müvekkil hakkında bırakın bir suçlamanın delili olmayı, herhangi bir şey ima etmeye yetecek kadar dahi baz istasyonu kaydı yoktur. Bu açıklamalarla yetinilmemesi halinde, 2019'dan bugüne kadar ham baz verilerinin tamamını BTK'dan gelmesini istiyoruz. Şimdi müvekkilin kendi beyanlarıyla ilgili savunmamız, pardon müvekkil hakkındaki beyanları savunmamız boyunca ilgili yerlerde anlattık. Bunun dışında da bir takım beyanlar var, Savcı Bey de çok sordu; özellikle aleyhine olan beyanları. Bunları çok uzun uzun açıklamadan kısaca geçeceğim. Şimdi Berat Kapki, Güngör Günman, Serkan Balbal... İşte bunların verdiği ifadelerde çeşitli iddialar var fakat müvekkilin aldığı ihaleye dair herhangi bir iddia yok ya da bu ihalelerde kazandığı parayı nasıl kazandığına ilişkin, bunların gerçek olmayan ticari işlemlere dayandığına ilişkin herhangi bir beyan yok. Bunlar ne diyor? İşte 'in beyanlarını tekrar eden... Çünkü bunların hepsi zaten 'in beyanları üzerine tutuklanmış kişiler. 'in beyanlarını "Doğrudur" dedikleri anda da serbest bırakılmış kişiler. Dolayısıyla 'in ifadesiyle başlayan "sahte fatura ve valizlerle para taşıma" iddiası nedeniyle sırayla tutuklanan ve çıkmak için 'in verdiği ifadelere benzer ifadeler vermişlerdir deyip geçiyorum. Bakın, BDDK raporunda belirtilen birtakım hususlar var; 'ye ait şahsi hesaplardan yetkiyle para çeken kişiler belli. Bu parasal işlemleri 'in beyanıyla örtüştürmeye çalışın, örtüşmediğini göreceksiniz. Yer, tarih bilgisi içermeyen birtakım ifadelerle müvekkilin suçlanması mümkün değildir. Yani bu "Ben para çektim, getirdim" diyor da hangi tarihte götürdü? Belli değil. Dört kişinin beyanı var, bir tane tarih var sadece. Onunla ilgili de bir baz çalışması da yok. Şimdi, örneğin adlı tanık, 7 Şubat 2025 tarihli ifadesinde demiş ki: "'nin Eko Reklam ve Ecevit Advertisment gibi reklam firmalarında ilişkisi vardır." Eko Reklam diye bir firma hani müvekkilin değil, varsa da varlığından haberdar olmadığımız bir firma. Ecevit Advertisment diye de bir firma yok. Advertisment bu BVA'nın markası da Ecevit kim, onu bilmiyoruz. Yani kendisinin 1986'dan beri sektörde olduğunu söylüyor ve diyor ki: "Ani yükselişlerin genelde yasa dışı yollarla olduğunu gözlemledim." Yani bir tahminde bulunuyor. Dolayısıyla hakkında görgüye dayalı bir beyanı yok. Duyumları da hatalı bilgiye dayalı. yine ifadesinin büyük bölümünü İlba davasına ayırmasına rağmen beyanlarının o kısmına hiç itibar edilmemiş.
Tanık , 7 Şubat tarihinde o da ifade vermiş. O da ifadesinde demiş ki: "Açık alan reklam reklam sektöründe, yine herkes tarafından bilindiği üzere İlba'lar, Kapki'ler, Subaşı'lar şirketleri öncelikli olarak belediyeden veya iştirak şirketinden iş ve ihale alan şirketlerdir." Ne yapmış? İhale almış olan şirketleri sıralamış, geçmiş. Başka bir illüstrasyon yok. Şüpheliler ve 'nun beyanları herhangi bir maddi delille desteklenmemiş. İddianamedeki tüm eylemlerinin altında aynı ifadeler tekrar tekrar kopyalanıp ve yapıştırılmış fakat somut, görgüye dayalı veya başka bir delille desteklenen herhangi bir beyan da kalmamıştır. Şimdi birtakım reklamcıların tekelci rekabetle, bir takım İBB personelleri kendi beyanlarından anladığım kadarıyla siyasi hasmane tutumlarıyla bu tür ifadeler vermiş olabilirler. Ama mesela burada 'ın verdiği ifadeler daha kritik gibi duruyor, duruşmaya da çağrıldı tanık olarak. Şimdi , bu şirketin hem ortaklık yapısının başka türlü olduğunu hem de ihalelerin usulsüzce BVA'ya verildiğini iddia ediyor. Bu konuda hemen bir Görsel 13'ü açarsak savunmamızı toparlamaya çalışıyoruz, Hakim Bey. Şimdi bu görselin benim açık kaynaklardan, sosyal medyadan bulduğum bir evrak, gerçek değilse şimdiden affola; ama anladığım kadarıyla , buradaki beyanını zannediyorum müfettişlerine verdiği savunmada kullanmış. İBB personelleri illaki ellerinde bulunduruyorlarsa getireceklerdir bunları. Şimdi bu kişi diyor ki, ben... yani bu herhalde müfettişlere verdiği savunma diye düşünüyorum. Burada diyor ki, "Ben ne Büyükşehir Belediye Başkanı , ne de diğer personelin usul ve yasaya aykırı herhangi bir talimatı, telkini, yönlendirmesi olduğunu görmedim." Şimdi bu ifadeyi de vermiş, dönmüş demiş "İhaleler belirli firmalara adrese teslim verilirdi." Yani itibar edip etmemek size kalmış; ama gördüğünüz gibi yani sahte fatura kestim diyenlerde olduğu gibi, 'da da daha önceki beyanlarıyla çelişen başka beyanları var. Şimdi ben Gökhan Kösoğlu'nun savunmasından anladığım kadarıyla , bu ihaleler üzerinde çok büyük görevler yapmış; fakat sanık değil. Yani bu yolla tanık olmuş olabilir gibime geliyor. Sanık olarak belki ileride yargılanma ihtimali olduğu kendisine hatırlatıldığında çapraz sorgusunda belki de daha aydınlatıcı beyanlar alabiliriz kendisinden; ama verdiği beyanların uyuştuğu başka bir maddi delil de yok. Sayın Başkan bitiriyorum. Bu beyanlarla ilgili genel olarak şunu söyleyeyim: Söze karşı söz, bu dosyadaki bütün beyanların birbiriyle çatışması söze karşı söz değerindedir. Bunlar delil değeri tartışmalı konulardır. Biz dosyadaki tüm yazılı evraka cevaplarımızı verdik. "Rapor" diye getirilen ne varsa, "ekte sunulmuş" diye getirilen ne varsa hepsine cevaplarımızı verdik. Dolayısıyla tanıkların, başka şüphelilerin, tutuksuz sanıkların vesairelerin dinlenmesi ya da onların iddia ettiği hususların müvekkilin doğrudan suçlanmasına ve ceza almasına yeterli delil olmayacağının bence mahkemece de kabulündedir. Şimdi bu davasının mütalaasına baktım; orada da tek başına beyanla ceza istemi yok gibi gördüm. Mutlaka bir HTS baz eşleşmesi ya da işte başka bir eşleşme yapılmış. Bu yargılamada da benzer bir tavır alınacağı kanaatindeyim en kötü ihtimalle. Dolayısıyla müvekkil açısından yazılı bir delile, yani maddi bir delile dayanmış herhangi bir itham olmadığından, hatta ve hatta kendisi de söyledi, gizli tanıkların dahi kendisi hakkında örgüt üyesi olduğu ya da işte çeşitli yollarla usulsüz ihale aldığına dair açık ve net bir beyanı olmadığından, başkaca kişileri dinlemeye gerek olmadığı, dolayısıyla bu aşamada tutukluluğunun devamına yol açacak somut şüpheye, kuvvetli suç şüphesine yer olmadığını düşünmekteyiz.
Eğer gerçekten beyanla tutukluluk diye bir husus yoksa tahliyesinde de bir engel yoktur. Sizin önceki aşamalardaki tutukluluğa devam kararlarınızın gerekçesinde her ne kadar şahsileştirilmemiş olmasa da, parantez içinde "beyanlar, tape kayıtları, HTS kayıtları, diğer deliller" şeklinde bir açıklamanız mevcut, gerekçeniz mevcut. Bu parantez müvekkil yönünden bugün itibarıyla kapanmıştır. Delil durumu sanık lehine değişmiştir, savunması da alınmıştır. Tutuksuz sanıklara ve tanıkların dinleneceği güne kadar müvekkil hakkında beyan vermiş olan ve burada dinlenmesini bekleyeceğimiz başka da tutuklu sanık kalmamıştır. Kaldı ki bu aşamaya kadar tahliye edilmiş kişilerin durumu ile kıyaslandığında müvekkilin tutukluluğu ölçülü de değildir. Müvekkile nazaran çok daha yüksek ceza istenen kişilerin tahliye edilmiş olması müvekkil yönünden de kaçma şüphesinin kuvvetli bir ihtimal olmayacağını göstermektedir. Atılı suçların yasal unsurlarının oluşmamış olması, müvekkilin atılı suçların faili dahi olamayacağı savunmalarımız da dikkate alınarak, ilk andan itibaren hiçbir somut delile ve kuvvetli suç şüphesine dayanmayan tutukluluğun sonlandırılmasını, savunmalarımız doğrultusunda delil durumunun da lehe değiştiği gözetilerek müvekkilin bihakkın tahliyesini talep ederim.
Şimdi diyelim ki biz şöyle düşünelim: Bu sözleşmeyi imzalamak rüşvet vermekse biz şöyle savunma yapalım. Diyelim ki altı taksitte rüşvet olmaz kardeş çünkü bizim imzaladığımız sözleşmede paranın altı taksitte ödeneceği yazıyor. Ve çekle ödenmiş bu para. Diyelim ki çekle rüşvet veremeyiz kardeşim. Ya da diyelim ki rüşvet anlaşması gizli olur, böyle kamu kurumu iştirakiyle sözleşme imzalayarak gizlilik unsuru sağlanmaz diyelim. Ya da diyelim ki müvekkil bu sözleşmeyi imzalamadan önce de sözleşmede adı geçen reklam ünitelerini zaten işletiyordu, imzalandıktan sonra da işletmeye devam etti. Yani yeni bir izin söz konusu da değildir, bu sözleşme aracılığıyla müvekkile izin verilmiş olması da mümkün değil diyelim. Ya da diyelim ki madem bizim müvekkilimiz örgüt üyesi, o zaman neden sözde örgüt nimetlerinden yararlanmak için rüşvet vermek zorunda kalıyor? Ya da diyelim ki müvekkilimin şirketi İBB'den ihale almak için kurulmuş, gelirleri de suç örgütüne aktaran bir şirketse o zaman neden İBB havuzuna girmek ya da İBB havuzunda kalmak için rüşvet vermek zorunda kalsın? Ya da diyelim ki bu iddianız doğruysa bizim örgüt üyesi olmadığımızı da tescil etmiş oluyorsunuz. Biz yine de bunların hepsini söylemiş olalım ama Vakıf Katılım Bankası'nın genel müdürü ya da imzayı atan yetkilisi sanık olmadan bunları konuşmanın hiçbir anlamı yok. Dikkat ederseniz hani şimdi savunmayı haliyle rüşvet suçlamasına göre yapıyorum. Çünkü bu anlatılıyor. Ama sevk maddesinde aklama suçu var. Peki anlatım bölümünde aklamaya dair eylem anlatısı ne? Para, Kültür AŞ'öye gittikten sonra Genç Popülist adlı firmanın Kültür AŞ'öye kestiği faturaların sahte olduğu iddiası var. Aklamanın eylem anlatısı bu. Yani Kültür AŞ'öye fatura veren yerde değil ki müvekkil. Yani sevk maddesi hatalıysa yapacak bir şey yok fakat anlatımdakiyle sevk maddeleri arasındaki tutarsızlık nedeniyle müvekkilin tutukluluğunun sürüyor olması bize garip geliyor çünkü benim müvekkilim rüşvet verme suçuyla tutuklandı, bu haliyle iddianamede rüşvet verme suçundan bir sevk maddesi yok. 119 ve 120. eylem, bunlar aklama suçu isnat ediliyor müvekkile. Yani 118'de de galiba aklama suçu isnat ediliyordu ama 119 ve 120'de doğrudan isnat var. Her ikisi açısından da öncelikle öncül suçun oluşmadığını hem meslektaşımın beyanlarında da belirttiği gibi ben tekrarlayalım, öncelikle bunu bir vurgulamak istedim. Önce 120. eyleme değineceğim, bir kısa geçeceğim çünkü. 120. eylemle ilgili savunmamız çünkü MASAK raporundaki 'a şirketten çıkan kar payı ödemesinin aslında üçüncü kişiye giden ödeme olarak anlatılması üzerine kurulu olduğu için bu konuda açıklamayı yaptık, daha fazla uzatmaya gerek yok. 'ın kendi kar payında ne yaptığı bizi ilgilendirmez, yani bu müvekkilin suçlanabileceği bir eylem anlatısı değil.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.