Aktaş davasında ara karar açıklandıktan sonra salondan "Vicdanınız yok mu sizin" haykırışı yükseldi; tutuklu belediye başkanları "Sizinle gurur duyuyoruz" sloganlarıyla uğurlandı. Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Oya Tekin'in çocuklarına sarılıp salondan ayrıldı. Oya Tekin: "Hukuk diyoruz, adalet diyoruz, başka bir şey demiyoruz."
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (salon olayı + Oya Tekin açıklaması)
Aziz İhsan Aktaş davasında İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Oğuzhan Gül, ikinci celsenin kapanışında 11 ismin tutukluluklarına ilişkin ara kararını açıkladı. Savcının talebi doğrultusunda 4 isim tahliye edildi: Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Yılmaz, Rıza Akpolat'ın eniştesi Burak Kangal, kayınbiraderi Kazım Gökhan Yankılıç ve arkadaşı Rabil Artan. 7 ismin tutukluluk halinin devamına karar verildi: Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Avcilar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Adıyaman Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhan Kayhan, Avcılar Belediye Başkan Yardımcısı Erhan Daka, Seyhan Belediyesi Temizlik İşleri Müdürü Özcan Zenger ve Oya Tekin'in eşi Celal Tekin. Karar duruşması 15 Haziran tarihine ertelendi.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (ara karar: 4 tahliye, 7 tutukluluk devam)
Aziz İhsan Aktaş davasında tutukluluklara ilişkin ara karar öncesi verilen ara sona erdi. İzleyiciler ve tutuklu isimler salona geldi. Mahkeme heyetinin gelmesinin ardından tahliyeler belli olacak.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (ara sona erdi, tahliye kararı bekleniyor)
“Dün itirafçı Gökhan Köseoğlu'na "ifadeniz sırasında baskı var mıydı" diye sordunuz; ancak itirafçı ifadesini geri çeken Murat Kapki'ye bu soruyu sormadınız.”
“Ekrem Bey, siz neye müdahale ediyorsunuz? Ben şu an sanıkla konuşuyorum. Sanığı anlamaya çalışıyorum. Siz şu an sanığın avukatısınız. Neden müdahale ediyorsunuz bu konuya? Sesinizi bu kadar yükseltmeyin. Burası miting alanı değil.”
Mahkeme başkanı Kapki'nin avukatına ifade esnasında orada olup olmadıklarını sordu. Avukat: "Resmî ifade başlamadan önce, avukatların da dışında kaldığı bir aşamada, savcının odasında baş başa yapılan görüşmede 'Bu ifadeyi ver' şeklinde bir mutabakat oluştuğu iddiası. İtirazımız buna" dedi. Avukatların tepkisi üzerine mahkeme başkanı: "Bu ifadeler inkâr edildiği için bunu sormak durumunda değil miyiz? Normal davalarda da sormuyor muyuz? 'Avukatım, sen o esnada neredeydin?' diye normal davalarda da sorulmuyor mu?" dedi.
“Sayın Başkan, 15 aydır bu günü bekliyorum. Eşim gözaltına alındı, kardeşim tutuklandı, mal varlığıma el konuldu. Bana "konuş çık" dediler, her şeye "evet" dedim ama yine bırakmadılar. Kandırıldığım yetti. Ben ne suçluyum, ne de birilerinin kasasıyım. Bugün burada anlattıklarımın içinde tek bir yalan yoktur. Ben size ve adalete inanmak istiyorum. Eğer siz de bu kurguya göz yumarsanız, Allah'tan başka sığınacak kapımız kalmıyor. Tahliyemi ve adaletin tecellisini talep ediyorum.”
Kapki savunma kapanış manifestosu — tahliye talebi
“İsmail Kaan, Kaan Peynircilik sahipleri… onun hakkında verdiğim hiçbir ifadem savcılık tarafından yazılmadı. Paramın üzerine yattı. Mallarıma çöktü. Babama "Oğlumu savcılara para vererek kurtardım" imasında bulunmuş. Savcıya yalvardım; "Bu adam malımı kaçırıyor, tedbir koyun" dedim ama tek bir işlem yapılmadı. Benim her şeyime el konulurken, malımı gasp edenlere dokunulmadı.”
“Tutuklu Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney hakkında savcılıkta verdiğim ifade tamamen uydurmadır. Savcı bana "Konuş ve çık" dediği gün oradan serbest bırakılacağımı sandım. Bu ifademdeki konuların tamamı uydurmadır. Savcı bana ne sorduysa, biraz sonra tahliye olacağım diye düşünerek yorum da katarak "Evet öyledir, doğrudur" gibi cevaplar verdim. Sonra da bunlar zapta yazıldı. Mesela İnan Güney meselesini Savcı bana "İnan Güney hakkında çok fazla ifade var, şöyle şöyle deniyor; sen de biliyor musun bunları?" diye sordu. Ben de "Evet, ben de duymuştum" dedim. İfade bittiğinde Savcıya "Savcım, artık çıkıyorum değil mi?" diye sordum. Savcı Bey bana tekrardan kurul olayını anlattı. "Nasıl yani Savcım? Anlat çık dediniz, ben de öyle ifade verdim. Hem Mücahit'i hem de İsmail'i bile ifade tutanaklarına yazmıyorsunuz" dedim.”
“Bu yargılamanın gerçeğe ulaşması için çok önemli bir bilgi daha vereceğim Sayın Başkan. Elinizdeki ifadelerin nasıl ve ne şekilde alındığını çok iyi tahmin edebiliyorum. İfademde eğer "bizzat biliyorum", "pis işler", "gizli" gibi ibareler görüyorsanız, o kısımları çok daha dikkatli okumanız gerekir. Çünkü bu kelimeler genellikle şüphelilerin kelimeleri değildir.”
İfadelerdeki 'bizzat biliyorum, pis işler, gizli' ibareleri şüphelinin değildir uyarısı
“Bugün burada söylediklerim içinde bir tane yalan yoktur. Fakat iddianamem yalanlarla doludur. Ben bu dosyada kendi eylemleriyle yargılanan bir şüpheli miyim? Yoksa görevim savcı beylere yardımcı olmak mı? Bu soruyu çok uzun süre düşündüm. Kendi eylemleriyle yargılanıyor olsam, lehime delillerle şimdiye kadar çıkmış olurdum. Demek ki bize biçilen rol, savcı yardımcılığıymış. Yani biz savcı yardımcısıydık. Rolünü iyi oynayanlar tahliye oldu. Biz ise tutukluluğumuzla başa çıkmaya çalışıyoruz. Ama size ve adalete inanmaktan asla vazgeçmiyorum.”
“Dosyadaki neredeyse bütün etkin pişmanlık ifadeleri "Ben etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyorum" cümlesiyle başlar. Savcı bana sordu: "Etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyor musun?" dedi. "Hayır etkin pişmanlıktan yararlanmak istemiyorum" dedim. Tamam dedi ve ifademizi yazmaya başladık. En sonunda bana dedi ki: "İleride sana atfedilen bir suç çıkar ise o zaman etkin pişmanlıktan yararlanmak ister misin?" Yine istemediğimi söyledim ve "Bu ileride senin için iyi bir şey olabilir" dedi. Ben de avukatıma sordum, "Yazabilirsin" dedi. Oraya o şekilde etkin pişmanlık yazdık. Yani aslında ifadelerime bakarsanız, ben etkin pişmanlık ifadesi vermedim.”
Etkin pişmanlık etiketinin nasıl geriye dönük yazıldığı
“İsmail Kaan'la ilgili şikayetimden sonuç alamayınca dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek'e dilekçe yazdım. Mallarıma el koydu o pislik adam; el koyacağına devlet el koysun diye aylarca yırtındım.”
İsmail Kaan şikayeti sonrası Akın Gürlek dilekçesi
“Hatta savcı bey, benim ifademe "Ekrem İmamoğlu'nun bu ihaleler yoluyla elde ettiği gelirleri Cumhurbaşkanı olmak ve diğer siyasi hedeflerini gerçekleştirmek için fon olarak kullanmıştır" yazdırmak istedi. Ben buna itiraz ettim, "Savçım, o kadar da değil" dedim, çıkarttı. Yine savcı "senin burada bir gün dahi tutuklu kalmaman lazım" dedi ama ardından ekledi: "Benim gücüm yetmiyor." Bu yüzden benim hakkımdaki ifadelerin de aynı şartlar altında ve ne amaçla verildiğini tahmin edebiliyorum.”
Savcı'nın iftira metni dikte etme girişimi + 'gücüm yetmiyor'
“Mallarını devrettiğim ancak dosyada şüpheli dahi olmayan AK Partili İsmail Kaan hakkında şikayetçi olduğumu, bunun için adliyeye götürüldüğümü söylüyorum. 2 Ekim tarihli ifademde sadece oğlumun sağlık durumu var. Böyle bir ifade olur mu? İsmail Kaan'la ilgili söylediğim hiçbir şeyi zapta geçirmediler. Savcı Bey bana ifadesiz gitmemin yanlış anlaşılacağını söyleyerek oğlumun sağlık sorunlarını yazdı ve geri gönderdi.”
İsmail Kaan şikayeti + 2 Ekim ifadesi tutanağa geçirilmedi
“Tutuklandıktan sonra pek çok kişi, benim ismimin geçtiği ifadeler vererek tahliye edildi. Savcı ile hem sağlık sorunlarım hem de benim hakkımda ifade verip tahliye edilenlerin iddialarıyla ilgili konuşmak için dilekçe verdim. Savcı, sadece ek ifade verirsem söyleyebileceğimi belirten bir cevap yazdı. Tam bu arada kardeşim tutuklandı. Ben de beni çağırmayacaklarını düşünüp bir daha bir şey yazmamaya karar verdim. Ardından avukatım beni ziyarete geldi, eşimin ifade için Çağlayan Adliyesi'ne götürüldüğünü söyledi. Arkamdan kapı açıldı, infaz memuru "Savcı Bey çağırdı, Çağlayan'a gidiyorsun" dedi, dakikasında oldu. İki buçuk saatlik yola çıktım, kafamdan neler geçtiğine inanamazsınız. Çocuklarımı, eşimi, oğlumu düşünüyorum. Kardeşim tutuklanmış, kayınpederim alınmış.”
“Mücahit Birinci'den şikayetçi olduğumu söyledim, savcı beni çağırdı ve "Buraya kadar gelmişsin, bir şeyler söyle, yazalım öyle git" dedi. Biraz sonra tahliye olacağım sanarak ne sorduysa doğrudur dedim. İnan Güney'le ilgili böyle böyle deniyor, evet ben de duymuştum dedim. Benim ifadem gibi geçti. Sonra savcım çıkıyorum değil mi dedim, öyle değil, kurul karar verecek dedi. İsmail Kaan'ı yazmıyorsunuz malıma çöktü, Mücahit Birinci'yi yazmıyorsunuz, ne istiyorsanız söylüyoruz ama beni hâlâ bırakmıyorsunuz dedim. Konuş çık dedikleri için ne istiyorlarsa tamam dedim, şimdi o ifadelerle beni ve başkalarını suçluyorlar. Burada anlattığım her şey doğrudur. Ben ne itirafçıyım, ne etkin pişmanım. Ben; suçsuz yere hapse atılmış, kardeşi tutuklanmış, eşi gözaltına alınmış, bütün yakınları sanık yapılmış, yılların emeğiyle edindiği tüm mal varlığına el konulmuş ve tahliye olmak için savcılara güvenmekten başka çaresi kalmamış bir insanım. İfadelerimin hepsini reddediyorum.”
Mücahit Birinci şikayet sonrası savcı görüşmesi + kapanış manifestosu
“Daha sonra ifade vermeye başlayarak gazetelerden gördüğüm bazı haberleri veya Servet'in ifadelerini tekrarlamaya başladım. Bunlar kayda geçiyordu. Okursanız, birebir aynısını verdiğimi görürsünüz. Savcıya da şunu sordum: "Daha buradan çıkmadan gazeteler ne olup ne bittiğini yazıyor, nasıl oluyor gizlilik yok mu?" Bana "Biz de bilmiyoruz" dediler. Ya nasıl bilmiyorsunuz? Bu gazetelerin hepsini sakladım. Hakkımı mahkemelerde arayacağım.”
Aziz İhsan Aktaş davasında avukat beyanları tamamlandı. Mahkeme başkanı tutukluluklara ilişkin ara karar öncesi duruşmaya yaklaşık 1 saatlik ara verdi. Aradan önce konuşan mahkeme başkanı: "Gelecek celse tüm tutuksuz sanıklar burada olsun. 'Hızlı ilerliyor' deniyor ama yargılamanın bu şekilde ilerlemesinin bir sebebi var. Gerekçeyle ilgili eleştirilerde kısmen haklısınız."
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (avukat beyanları bitti, tahliye kararı öncesi 1 saat ara)
“Vekalet çıkarttım. Geldi, para istedi, yanındaki kâğıdı imzalamamı istedi. "Sadece para versem çıkamıyor muyum?" diye sordum. Bana "Biraz değiştirsem sadece Murat Ongun'la ilgili yazsam imzalar mısın?" dedi. Anlaşamadık. İmzalamayacağımı söyledim, elimi sıktı çıkış yaptı oradan. İş olmadı ama bir hafta sonra savcının önüne çıktım, anlattıklarım karşısında şok oldu. İşi araştıracağını ve sonra bunun hakkında tutanak tutacaklarını söyledi. O ara Birinci hâlâ benim hakkımda konuşuyordu, benim avukatım olduğunu söylüyordu.”
“Sonra dedi ki: "Sana bir kâğıt getireceğim. Bunları okuyacaksın ama sana bırakmayacağım. Geri alıp gideceğim. Şimdi sana vereceğim, okuyacaksın, imzalayacaksın. Bir hafta sonra çıkıyorsun." Ben de "Ben bir şey imzalamayacağımı söylemiştim. Bu ne?" dedim. "Sen bir oku" dedi. Kâğıdı aldım, okumaya başladım. Ekrem İmamoğlu ile ilgili, Murat Ongun ile ilgili, Özgür Özel ile ilgili; benim hiç bilmediğim, duymadığım, görmediğim olaylara şahit olmuşum gibi ifadeler yazılmıştı. Sözde, Hüseyin bana bunları söylemiş gibi şeyler yazıyordu. Bunları imzalatmaya çalıştı.”
İmamoğlu / Murat Ongun / Özgür Özel iftira metni imzalatma girişimi
“Ben de şunu sordum: "Ben bunları imzalarsam bir de üstüne sana iki milyon dolar mı vereceğim?" "O işler öyle" dedi. Ben de "Ben bunları imzalarsam senin bana para vermen lazım" dedim. O da bana "Sen bu işlerden anlamıyorsun herhalde. Bu işler böyle kardeşim" dedi. "Hayatında ilk kez tutuklandın. Bu işlerin nasıl yürüdüğünü bilmiyorsun" dedi. Evet, bilmiyorum. Çünkü hayatımda ilk kez böyle bir olayın içine girdim.”
“31 Temmuz'dan önce bir avukatla görüştüm. Bana Mücahit Birinci'nin elinin kolunun çok uzun olduğunu, AKP içinden olduğunu ve beni 2,5 milyon dolara buradan çıkarabileceğini söyledi ama önce vekalet vermem gerektiğini belirtti. Ben de "2 milyon dolara olur ama etkin pişmanlık ifadesi vermem" dedim, o da "tamam" dedi. İBB Borsası iddialarında ismi geçen eski AKP MKYK üyesi avukat Mücahit Birinci'nin tahliye karşılığı 2,5 milyon dolar isteyen bir avukatı anlatıyorum. "İki buçuk milyon dolar istedi" dedi bana. Ben de "İki milyon dolar vereyim" dedim. "İstiyor" dedi. Sonra tekrar geldi, "Tamam" dedi bana. Ardından anlatmaya başladı. Çok detayına girmeyeceğim çünkü bunları zaten fazlasıyla anlattım. Zaten 9 Eylül'de de davası var. Ama çok kişiyi itham ederek, birçok isim vererek bana çeşitli şeyler söyledi.”
Mücahit Birinci (eski AKP MKYK üyesi avukat) tahliye karşılığı 2,5 milyon dolar talebi
“Sonra yine dedi ki: "Bak kardeşim, gemiyi düşün. Yarın öbür gün AK Parti iktidardan düşüyor gibi olur, CHP kazanıyor gibi görünür. Sen de 'Ben kendi başımı kurtarmak için yaptım' dersin, yine o tarafa geçersin." Ben de "Arkadaş, ben CHP'li değilim ki. AK Partili de değilim. Ben iş insanıyım" dedim. Sonra bana "Sen olayı anlamıyorsun. Büyük resme bak, büyük resme bak" dedi. "Makyevelist düşün kardeşim…" Sürekli "makyevelist" lafını tekrar edip duruyordu, sanki yeni öğrenmiş bir kavram gibi.”
“Mallarını devrettiğim İsmail Kaan'ın babası Osman Kaan, "Ben oğlumu kurtarabilmek için Murat Kapki'nin verdiklerinden daha fazlasını harcadım" demiş. Ne demek istiyor? Savcılara para vermiş.”
Osman Kaan'ın sözlerini aktarıp savcılara para verildiği yorumunu yapıyor
“Örgüt hiyerarşisine dahil olduğum ve Murat Ongun'un yöneticisi olduğum iddiasını reddediyorum; bu suçlamalar tamamen yalan beyanlara dayanıyor. Örgütün toplanma mekanları olarak gösterilen yerlere hiç gitmedim; örgüt üyesi olarak tanımlanan diğer sanıklarla da olağan ticari ve bürokratik işler dışında irtibatım olmadı. %20 hisseyle ortağı olduğum BVA şirketinin "örgütün şirketi" olarak gösterilmesine de itiraz ediyorum, bu iddia temelsizdir.”
“Savcıyla görüşmek için dilekçe vermiştim, etkin pişmanlıktan yararlanmam şartıyla görüşme talebim kabul edildi — aynı gün eşim adliyeye davet edildi. Savcı bey "konuş" dedi. "Ne konuşayım Sayın Savcım? Bir şey bilmiyorum, yemin ediyorum bir şey bilmiyorum" dedim. Biraz sohbet ettik, kahve söyledi. "İfade verecek misin" dedi, "vereceğim" dedim. Sonra benim hakkımda daha önce verilen ifadeleri okudu ama kim olduklarını söylemedi ve "Bak bunlar da var" diye okudu. Konuşmaya devam ettik, bir ara durdu bir telefon açtı, eşimin oradan gönderilebileceğini söyledi. Sonra bana Servet Yıldırım'ın ifadelerini okuyarak "Bak Servet çıkmış, sen de anlat çık" dedi. "Tamam anlatayım da ben bir şey bilmiyorum" dedim. Murat Ongun ve Hüseyin Köksal'ın benimle ilgili düşüncelerini aktardı; Murat Ongun'un beni sevmediğini falan söyledi. Savcı bana söylemeye başladı, ben de "öyle duymuştum" dedim. Haberlerden duyduklarımı söylemeye başladım. Önceki verdiğim ifadelerin hiçbirini kabul etmiyorum.”
“Eşim gözaltına alındığı gün beni de adliyeye getirdiler — bende etkin pişmanlık ifadesi almak için olduğunu direkt anladık. Adliyeye geldiğimde savcının odasının önüne getirildim. Savcı beyin katibi geldi, savcının benimle önce özel görüşeceğini, daha sonra avukatlarımın geleceğini söyledi. Savcı bey Cahit değil, Ömer Örücü'ydü; iletişim kurduğum savcı değil, başka bir savcıydı. İçeri girdim, ayağa kalktı beni karşıladı, elimi sıktı. Direkt sordum: "Sayın savcım eşimi de almışsınız ya." Gülerek "almadık canım, davet ettik" dedi. "Allah razı olsun sayın savcım, beterin beteri var demek ki, haklısınız" dedim. O esnada eşimin tutuklanma ihtimali ve çocuklarımız ne olacak düşüncesinden başka bir şey düşünemedim, oturduğum yere gömüldüm. Etkin pişmanlık için oraya getirildiğimi anladım.”
Etkin pişmanlık ifadesinin alınma süreci — varış / savcı karşılaması
“Necati Bey'le baz kaydı olduğu iddiasına gelince: Ferko Plaza'dayız, Levent'in göbeği. AK Merkez'le arasında kuş uçuşu 900 metre var. Baz kaydını 1000 metre yapmışlar. 1000 metre mesafeyle beni kimle isterseniz onunla örgüt üyesi yaparsınız.”
“Murat Ongun ve Hüseyin Köksal ile tekne tatiline çıktığım iddia ediliyor. Savcıya "vallahi de billahi de çıkmadım" dedim. Limanda kaydı vardır, çıkar oradan zaten. Tatile çıkmadığım anlaşıldı.”
“Parayı cebe attığımı düşünüyorlar. Allah'tan bunu da ifade sırasında ispatladık. Savcı Bey, ifade esnasında bana "Zaten CHP'li de değilsin" dedi. "Zaten CHP'li değilim, benim ne alakam var? Ben sadece ticaret yapıyorum" dedim. O esnada savcı bey bana "Murat Ongun ile aranızın kötü olduğunu anladık. Telefon tepelerinden bunu gördük. Murat Ongun'la ilgili bize anlatacak bir şeyin varsa anlat, senin lehine iyi olur" dedi. Murat Ongun'la bırakın gizli toplantı yapmayı, randevu bile alamıyorum. Piyasada aramızın kötü olduğunu herkes bilir. Savcıya da bunu söyledim, "Haberimiz var" dediler. "Bu benim lehime delil değil mi?" diye sordum, "Evet lehine" diye cevap verdiler. "Sayin Savcım, ne biliyorsam onu anlattım" dedim. Savcı Bey beni tutuklama talebiyle sevk etti. Sulh Ceza Hakimi de suratıma bile bakmadan tutukladı.”
“Biz Murat Ongun'la birbirimizi hiç sevmeyiz. Yasin Babuşçu'yla telefon görüşmem var, Ongun aleyhine konuşuyorum. Bu benim hakkımda lehe delil değil mi? Konuşmam kesilip Murat Ongun'u suçlamak için başka bir eyleme konuldu.”
“Tekrar söylüyorum: Ben gayrimenkul alırım, araba alırım, yatırım yaparım. Türkiye'de ticaret yapan herkesin bildiği şekilde bazen ödemelerin bir kısmı elden yapılır, bazen kapora verilir, bazen satış sırasında farklı ödeme yöntemleri olur. Bunlar ticari hayatın olağan akışıdır. Ama bugün bütün ticari faaliyetlerim, sanki suç örgütü faaliyetiymiş gibi yorumlanıyor.”
“Le Méridien Otel meselesi benim üzerimden kurgulanmak istendi. Savcılıkta bana "Senin Ekrem İmamoğlu ile Le Méridien Otel'de görüntülerin var" dendi. Ben hayatımda Le Méridien Otel'in içine girmedim başkanım, kapısından bile girmedim. Televizyonlarda yayınlanan görüntülerde, Ekrem Bey'in yanında yürüyen, sırtında çanta taşıyan kel bir kişi vardı; beni o kişi diye göstermişler. Savcıya açıkça söyledim: "O kişi ben değilim." Savcı internetten görüntüyü açtı, "Bak kardeşim bu sen değil misin?" dedi. "Sayın Savcı, ben değilim" dedim. Sonra araştırdılar, görüntüdeki kişinin Mehmet Ali Çalışkan olduğu anlaşıldı; zaten bu nedenle iddianameye de koymadılar. Bu neden önemliydi? Çünkü Ahmet Çiçek'in kurduğu hikâyeye göre sözde ben valizlerle para taşıyordum, o valizlerin Le Méridien Otel'e götürüldüğü iddia edilecekti. Kamuoyunda gösterilen o görüntülerle beni ilişkilendirmeye çalıştılar; fakat oteldeki kişinin ben olmadığım ortaya çıkınca bütün kurgu çöktü. Sonra hikâye naylon fatura, çantalar, valizler, kasalar gibi başka iddialara döndü; ama bunların hiçbiri somut delille desteklenemedi.”
“Peki bugün benim hakkımda sahte faturadan verilmiş bir vergi cezası var mı? Yok. Vergi dairesinin tespit ettiği herhangi bir usulsüzlük var mı? Yok. Vergi inceleme raporlarında bir tespit var mı? Yok. Banka hareketlerinde şüpheli bir işlem var mı? O da yok. Ne var? Sadece Ahmet Çiçek'in beyanı var. Üstelik o beyanın kendisi de başlı başına sorunlu.”
“Ahmet Çiçek de ilk başta "Ben Murat Kapki hakkında böyle bir iftira atamam" demiş. Sonra süreç değişmiş ve çok detaylı hikâyeler anlatmaya başlamış. Ama anlattığı şeylerin tamamı çöktü başkanım, hiçbirinin doğruluğu ortaya konulamadı. Ahmet Çiçek'in "sahte fatura kesiyordu" dediği şirketlerin hiçbirisi, onun iddia ettiği tarihlerde bana ait değildi. Hiçbirisi.”
“Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yakınlığıyla bilinen Osman Kaan'ın oğlu TÜRGEV yöneticisi İsmail Kaan'a 19 Mart operasyonundan önce bir villa ve 7 daire devrettim. Ayrıca bir villanın parasını da verdim, üzerine aldı. Benim avukatlarım haksız yere bu dosyada sanıkken, İsmail Kaan yok.”
“Tevdi raporunda usulsüzlükler yapılmış. Müfettişler, 365 günün tamamında panolarda yüzde 100 dolulukla çalıştığımızı yazmış. Açıkladım, bu ancak yüzde 60 olabilir. Raporda her yeri en yüksek fiyattan her gün sattığımız yazılmış. Şirket raporlarımıza bakmaları bile yeterdi.”
“Ahmet Çiçek'in etkin pişmanlık ifadesinde, o tarihte henüz piyasada olmayan telefonları CHP Kurultayı için dağıttığımı söyledi. Öyle şeyler anlatıldı ki, piyasaya henüz çıkmamış bir telefonu benim birilerine verdiğim iddia edildi. Daha Apple'ın üretmediği telefon modeli üzerinden hikâye kuruldu başkanım. Hepsi yalan, hepsi uydurma.”
“İtirafçılardan Ahmet Çiçek'in avukatı Melike Bayraktar, tutuklandıktan kısa süre sonra Silivri 9 No'lu Cezaevi'nde beni ziyarete geldi. Bana "Muhittin Palazoğlu, Ahmet Çiçek'e Murat Kapki hakkında 'sahte fatura kesiyordum' şeklinde ifade vermesi halinde 1 milyon dolar ödeneceğini söylemiş. Bunu avukat söyledi" dedi. Bu görüşmelerin tamamı cezaevi kayıtlarında mevcuttur; ziyaret kayıtları incelendiğinde görülecektir. İki ya da üç kez ziyaretime geldi; ikinci gelişinde üstü kapalı benden para talep etti. Bu durumu savcılığa da anlattım ancak hiçbir işlem yapılmadı, tutanağa geçirilmedi. Hatta savcı bana "Biliyorum, o avukat herkesle görüşüyor" dedi. Ben de "O halde neden işlem yapmıyorsunuz?" diye sordum, "Gerek yok" cevabını aldım.”
İtirafçı Ahmet Çiçek, meşhur Le Meridien Otel'de Ekrem İmamoğlu'nun yanındaki kişi olarak Murat Kapki'yi gösterdi; iddia, jammer çıkan bavullarda bulunan paranın Kapki'nin olduğunu ima etmek için yöneltildi. Sonradan o kişinin Mehmet Ali Çalışkan olduğu ortaya çıktı.
“TCDD'nin ihalesine de girdim. 8 bin liradan teklif yaptım, 2 bin liradan İbrahim Bacacı diye birine — Ensar Vakfı ve TÜRGEV yöneticisi — verdiler. Karayolları Bölge Müdürlüğü benim reklam işi yaptığım ve pırlanta dediğim 8 tane köprünün işlerine el koymuştu; Devlet Demiryolları ihale yapmadan çağrı usulüyle köprülerdeki üst geçit reklamlarını elimden aldı. 8 bin nere, 2 bin nere? Kamu zararını biz mi uğrattik, onlar mı uğrattı? Biz yargılanıyorsak, TCDD'ye ne dememiz lazım?”
“Ekrem İmamoğlu'nun yurtdışından gelen kredilerini bile biz alıp dağıtıyormuşuz. Öyle şeyler yazdılar ki... Biz para alan taraf değiliz, Kültür A.Ş.'ye para ödüyoruz. İddianameye göre örgütten sonra zenginleşmişim.”
“Bu nedenle Murat Abbas'ın beyanlarının gerçeği yansıtmadığını düşünüyorum başkanım. Maalesef artık bunun bir iftira olduğunu düşünüyorum. Çünkü söylenenlerin aksini gösteren somut tarihler, sözleşmeler ve uygulamalar ortadadır. Ben, cezai sorumluluktan kurtulmak — hapisten çıkmak — amacıyla bana iftira attığını düşünüyorum. Diyorlar ya hep CHP'li belediyelerden ihale alıyor... AKP'li Zeytinburnu Belediyesi'nden ihale aldım. Kayseri Belediyesi'nin 15 milyon başlangıçlı ihalesine girdim ancak kazanamadım, alan firma 36 milyon lira ödedi; Kayseri Belediyesi'ne bayağı para kazandırdım. Buralarda da mı ihaleye fesat karıştırdım?”
“Daha sonra, başkanım, bakın çok önemli; bu yerleri işletirken daha bir yıl dolmadan sözleşmem feshedildi. Oysa benim sözleşmem 3 yıllıktı. Sözleşmeyi size de sunduk başkanım. Daha birinci yılı dolmadan feshedildi. Şimdi soruyorum: Eğer ben iddianamede anlatıldığı gibi Ekrem İmamoğlu'nun adamıysam, Murat Ongun'un yönlendirdiği bir kişiysem, neden bu alanlar benim elimden alındı? İddianameye göre Murat Ongun benim yöneticim, ben onun altında çalışan biriyim, reklam işleri ona bağlı. O halde neden beni bu işlerden çıkardı? Ben AK Parti döneminde alınmış bir ihaleyle bu yerleri kiralamışım. Eğer anlatıldığı gibi aynı yapının içindeysek, Murat Ongun benim elimden bu alanları neden alsın?”
“Kadıköy–Karaköy iskelelerindeki reklam işlerini de ben 20.06.2019 tarihli sözleşmeyle İBB'den aldım başkanım. Bu tarih önemli. Çünkü bu tarih, Ekrem İmamoğlu'nun mazbatasının iptal edildiği ve seçimin tekrarlanacağının açıklandığı haftaya denk geliyor. Seçime 3-4 gün kalmıştı. O dönemde belediyeye vali vekâlet ediyordu. Ali Yerlikaya görevdeydi başkanım. Şehir Hatları'yla yaptığım sözleşmeyle Kadıköy ve Karaköy iskelelerindeki reklam alanlarını ben kiraladım. Bu yerleri alınca, seçime 3-4 gün kala böyle bir kiralama yapıldığı için o dönemde çok fazla söylenti çıktı. "CHP seçimi kazanacak, CHP gelmeden önce kendi adamlarına yer verdiler" şeklinde yorumlar yapıldı.”
Ali Yerlikaya / vali vekâleti dönemi tarih anchorı
“Sonuç: "Murat Kapki, Ekrem İmamoğlu'na rüşvet vermiş" diye boy boy Yeni Şafak'ta, Sabah Gazetesi'nde haber yaptılar. Ekrem İmamoğlu 1, Murat Kapki 2 numaraydı; gazetelerde beni "ahtapotun kolu" bile yaptılar Başkanım. Bir gün gazeteyi bir aldım; ahtapot kolunda Murat Kapki.”
“İşte o MASAK raporlarını şu an tek tek açıklıyorum. MASAK raporları var ama yemin ediyorum hepsi çöktü. Bu rapor benim tutuklanmama ve mal varlığıma el konulmasına dayanak yapılmış; ama baştan sona yanlış ve çarpıtılmış Başkanım. Raporun anlattığı hikaye şu: BVA Kültür AŞ'den para alıyor — "Kültür AŞ'den para alıyorum" diye yazıyor — BVA'nın ortağı Murat Kapki, şirket ile ilgisi olmayan Hüseyin Köksal'a para gönderiyor. "Şirket ile ilgisi olmayan" dedikleri Hüseyin Köksal benim ortağım; ona para gönderiyorum. Ben Kültür AŞ'den para almışım, Hüseyin Köksal da bu parayı Can Aslan Reklam'a aktarıyor. Aslında kendi helal sütüyle kazandığı para. Oradan da İmamoğlu İnşaat'tan ev almış gibi görünüyor. Ama aslında ev de almamış; arsaymış, onu da İmamoğlu İnşaat kullanıyormuş.”
“Ortada bir kamu zararı yok. Belediye ve Kültür A.Ş. ilk defa bizim ihale aldığımız dönemde kar etmiştir. Belediye, olmayan bir şeyi çıkarttı ve gelir elde etti.”
Aziz İhsan Aktaş davasında 1.5 saatlik ara sona erdi. Avukatlar, tutukluluk değerlendirmesi öncesinde beyanlarda bulunuyor; tutukluların avukatlarının beyanları bittikten sonra mahkemenin tutukluluklara ilişkin bir ara karar vermesi bekleniyor.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (ara sona erdi)
Aktaş davası mütalaasında belediye başkanları hakkında istenen cezalar: Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat hakkında 23 ayrı eylem kapsamında ceza talep edildi — ihaleye fesat karıştırma ve belgede sahtecilik (eylem 1-12, 14, 17, 19-25), resmi belgede sahtecilik (eylem 27), nitelikli dolandırıcılık (eylem 27, TCK 158/1-e ve 3), rüşvet (eylem 44 ve 45, TCK 252/2), suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (eylem 46-55, TCK 282/1-3), 3628 sayılı mal bildirimi kanununa muhalefet (madde 13/1) ve resmi belgede sahtecilik ek (TCK 204/2). Akpolat'ın örgüt üyeliği suçlamasından ise atfedilen suçu işlediğine dair kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesiyle CMK 223/2-e uyarınca beraatı talep edildi. Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara hakkında 3 eylem değerlendirildi: eylem 28-29 için beraat, kalan eylem için rüşvet suçlamasıyla TCK 252 uyarınca ceza istendi. Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin hakkında eylem 59 kapsamında rüşvet alma suçlamasıyla TCK 252/2 uyarınca ceza talep edildi. Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer hakkında eylem 30 ve 31 kapsamında ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçundan TCK 257/2 uyarınca ayrı ayrı ceza istendi. Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar hakkında eylem 61 kapsamında rüşvet alma suçlamasıyla TCK 252/2 uyarınca ceza talep edildi. Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere hakkında eylem 62 kapsamında rüşvet alma/verme suçlamasıyla TCK 252/2 uyarınca ceza istendi. Akpolat, Çaykara ve Tekin'in tutukluluk hallerinin devamı talep edildi.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (mütalaa - belediye başkanları ceza matrisi)
Aktaş davası mütalaasında Aziz İhsan Aktaş hakkında örgüt kurma/yönetme suçundan TCK 220/1 uyarınca ceza, ayrıca 33 ayrı eylemden ceza talep edildi. İhaleye fesat karıştırma ve belgede sahtecilik: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 14, 17, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 28, 29, 30, 31, 39, 40, 41, 42, 43. numaralı eylemler. Rüşvet: 45 ve 61. numaralı eylemler. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama: 63. eylem. 44, 56, 57, 58, 59 ve 60. eylemlerde ismi geçmesine rağmen savcı "ceza verilmesine yer olmadığına" karar verilmesini talep etti. Mütalaada Aktaş'ın "ihale sistemi kuran örgüt lideri" olduğu, şirketler üzerinde tek karar verici olduğu ve diğer sanıkların onun talimatıyla hareket ettiği belirtildi. Soruşturma aşamasında rüşvet eylemleri hakkında bilgi vermesi sebebiyle TCK 221/4 ikinci cümle gereğince cezasında etkin pişmanlık indirimi yapılması da talep edildi.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (mütalaa - Aktaş eylem detayları)
“Ben ihale aldığım için suçlanıyorum. Eğer bu suçsa AKP dönemindeki tüm ihaleler de suç sayılmalı. İBB'nin reklam alanlarını uzun yıllardır işletenlere suç isnat edilmiyor. İhale süreçleri Ekrem İmamoğlu'ndan önce de aynıydı, onun dönemi başladıktan sonra da prosedür değişmedi. İlbak'lar da aynı ihaleleri, birebir aynı şekilde aldılar. Ama iddianamede yoklar. "İtirafçı oldu" denildi, etkin pişmanlıktan yararlandılar dendi — o da yok; etkin pişman da değillermiş. Dosyada İlbakların adı geçiyordu ama iddianamede yoklar. Onlar da benimle aynı ihaleleri aldılar. 19 Mart'ta benimle beraber alındılar, aynı otobüsle Silivri'ye getirildik, yan yana oturuyorduk. Benim suçlu, onların suçsuz sayılmasının sebebi nedir? Cevabını veremeyeceğinizi biliyorum ama soruyorum. Biz neden buradayız peki? Kültür AŞ'den yıllar boyunca aynı usulle ihale aldım. Bazı reklamcılar dosyada sanık bile değil. El insaf; kişiye göre muamele yapılıyor Başkanım.”
“İhale bilgilerine önceden vakıf olduğum iddia ediliyor. İBB'den Kültür AŞ'ye geçtiğini duyduğunuz anda, böyle bir ihaleye çıkılacağını artık sağır sultan bile biliyor.”
“Teknik şartname gereği idareye araç vermekle yükümlüyüz. Beyaz araç daha ucuzdur. Serdal Bey'e 'beyaz araba alabilir miyiz' diye ricacı oldum, bunu bile kabul ettiremedim. Ama Kültür AŞ'yle iş çeviriyorum!”
“Savcı, aynı usulle aldığımız 3 ihalede usulsüzlük görüyor ama aldığımız diğer ihalede görmüyor. Eğer Giantboard ihalesinde sorun yoksa diğerlerinde olması mümkün değil; çünkü aynı şartlarla, aynı şekilde alındı.”
“Fesat karıştırıldığı iddia edilen ihaleler bizim aldığımız ihaleler değil bu arada Başkanım; bakın bu çok önemli. Bana 'ihaleye fesat karıştırdın' diyorlar ama benim aldığım ihalede fesat yok. İddianame ise ana ihalede fesat olduğunu yazıyor. Ana ihale, İBB'nin yaptığı ve Kültür AŞ'nin kazandığı ihaledir. Biz ana ihalenin katılımcısı dahi değiliz. Katılmadığım bir ihaleye nasıl fesat karıştırabiliyorum? Bunu da anlamış değilim.”
“İddianamedeki 61, 62 ve 63. eylemlerden sorumlu tutuluyorum. Üç ihale sebebiyle suçlanıyoruz. Aslında Kültür AŞ ile dört ihale yaptık ama biri Ekrem İmamoğlu dönemi öncesi olduğu için iddianameye konulmamış. Bu ihalelerin alındığı tarihler 2020 ve 2023; 2023'teki ihale de 2020'de aldığımız ihalenin uzatması, yeni bir ihale değil. Bunların dışında girip kazanamadığımız bir sürü ihale var. 23 senedir ihalelere giriyorum. Bilirkişi raporlarına göre reklam işini yapabilecek onlarca ulusal ve uluslararası firma mevcut, ancak bilirkişi 'rekabet azaldı' diyebilmek için neredeyse mahalle esnafının ihaleye girememesini bilimsel bir veriymiş gibi ortaya koymuş. Mahalle arasındaki kırtasiyecinin veya düğün organizasyonu yapan şirketin de NACE kodunda 'reklam, tanıtım' yazabilir; sadece koduna bakılarak analiz yapılır mı? Çağlayan Adliyesi'nin orada yaptığımız bir işi Piyalepaşa Bulvarı olarak yazmışlar; hem Çağlayan hem Piyalepaşa olarak listelenmiş. Sonradan bilirkişi raporunda 'liste dışı kullanım var' demişler. Bu doğru değil. Resmen sahtekarlık yapmışlar.”
“Televizyonda yine o bazı kanallardaki arkadaşlar 'Kapki hakkında şöyle MASAK raporları var' diye yırtınıyorlardı. Tek başıma izliyordum odamda, tek başıma konuşmaya başladım sinirden. Uydurma raporlarla suç üretiliyor. Savcı, benim lehime olan raporları da toplamak zorunda değil mi? Elindeki raporların doğruluk hakkını kontrol etmek zorunda değil mi?”
“Kar/ciro hesabı, usulsüzlük çıkarılmak için bilerek yanlış yazılmış. Şirketim hakkında düzenlenen MASAK raporunda 2020'de oran 0,45 (zarar), 2021'de 0,21 kâr, ancak 2024'e gelince birdenbire kârlılık oranı 2,53'e çıkmış. 2020-2023 arasında net kar bölü satış işlemi yapmışlar; 2024'te ise işlemi terse çevirip ciro bölü kar yapmışlar. Doğru işlem yapsalardı kârlılığımız 0.30 olacaktı. Yani matematiksel olarak karlılık katımı 2 katına çıkarmışlar. Avukatlarım sağolsun onlar bunu buldu — eğer o hesap hatasını fark etmeselerdi ne olacaktı? Sözde biz ciromuzun 2,5 katı kâr etmişiz; hangi şirket cirosunun 2,5 katı kâr eder? Sırf 'burada olağanüstü bir varlık artışı var, bu para suç örgütüne gidiyor' diyebilmek için işlemi terse çevirip rakamı büyütmüşler. Savcılar bu raporu olduğu gibi almış, hiç inceleme, araştırma, kontrol dahi yapılmamış. MASAK ve savcılık bu işte rüşvet görmüş, akıl alır gibi değil; hiçbir ticari faaliyet bilmiyorlar, yatırım maliyetinden hiç mi haberleri yok? İhaleyi alır almaz ertesi gün para kazanmaya başladığımızı sanıyorlar. İddianame bize fiilen şunu söylüyor: 'Ticarette para kazandıysan suç işlemişsindir, bunun kabul edilebilir bir tarafı yoktur.' Hiçbir suçumuz olmadığı için MASAK raporuyla, tevdii raporuyla, bilirkişi raporuyla, vergi raporuyla hatalı tespitler yapıp hakkımızda suç üretiyorlar. Cem Küçük yayınlarda hakkımda MASAK raporları olduğunu söylüyor; asıl skandal burada. Yemin ediyorum baştan sona çarpıtılmış: raporda ben Kültür A.Ş.'den para alıyorum diye yazıyor, oysa ben para veriyorum. MASAK raporuyla ilgili suç duyurusunda bulunacağız.”
“Biz bir açık hava şirketiyiz. 2020 yılında pandemiden dolayı uygulanan sokağa çıkma yasakları nedeniyle satış yapamadık. Aslında biz bir risk satın aldık; pandemi bir yıl daha sürseydi biz batacaktık, o zaman herhalde burada da olmayacaktık, bu iddiaların hepsi yalan olmuş olacaktı. Batan bir şirket herhalde buraya konu olmazdı. İddianamede belirtildiği gibi 2021'den sonra olağanüstü bir karlılık elde etmedik; yasakların kaldırılmasıyla kârlılığımız arttı. 2021'den sonra reklam piyasasının geldiği hal — ilk defa böyle bir açlık, böyle bir şey görülmedi. Bütün reklamcılar o dönemde altın çağlarını yaşadı. Bizim de o süreçte doluluk oranlarımız artmaya başladı. %100 dolulukla satış yapan hiçbir reklam firması bulamazsınız, göremezsiniz — yoktur zaten.”
“Ben hiçbir zaman belediyeden para alan taraf olmadım, belediyeye para veren taraf oldum. Ama işte bir algı yaratacaklar ya. Her ay ünite takmadığımız halde, satış yapmadığımız halde bizden her ay kira faturası geldi, biz kirasını ödedik.”
“Üst geçit ihalelerini aldığımızda alışılmadık bir şey olduğu için satamadık. Her yerde boş Advercity reklamları göründü. Kendi reklamımızı yapmış olduk.”
“Burada yargılanan reklamcı arkadaşlarımızı bir odaya koysanız, ihalelerle ilgili fiyat teklifi verin derseniz hepsi 3 aşağı 5 yukarı aynı rakamları verir başkanım. Çalışma prensibi hep aynıdır, işin doğası budur. Yani kimin ne kadar teklif vereceği önceden belliymiş gibi bir ima yapılıyor; bu kesinlikle asılsız. Kimse bana gelip 'sen ihalede şu rakamı ver' diye dayatamaz.”
“İddianamede BVA Reklamcılık şirketinin Ekrem İmamoğlu'nun kurdurduğu söyleniyor; ancak görüldüğü gibi alakası yok. Bu şirketten önce de belediyelerden ihale alıyordum.”
“BVA adlı şirketi kurdum, artık daha kurumsal bir yapı inşa etmek istiyordum. Bu süreçte 30 yıllık arkadaşım Hüseyin Köksal geldi, tekstilin durma noktasına geldiğini, ailesinden bağımsız bir iş yapmak istediğini söyledi. Ona reklam sektörünü anlattım. %20 benim, %80 onun olacak şekilde anlaştık; o parayı getirecekti, ben de reklam sektöründeki hünerimi ve becerimi koyacaktım. Kuzenini ortak olarak koyacağını söyledi. Belediye ihalesi almak için yeni şirket açmama gerek yoktu, zaten her belediyeyle iş yapıyordum. Sektördeki başarılarımdan dolayı 2021 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın elinden ödül aldım — İBB iddianamesi bu ödülün "çıkar amaçlı kullanıldığını" iddia ediyor.”
Aziz İhsan Aktaş davasında savcı mütalaasını tamamladı. Mütalaada Aziz İhsan Aktaş ve Baki Nugay hakkında "suç örgütü kurma ve yönetme" suçundan ceza istendi; iki isim hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması talep edildi. Aktaş için 13 eylemden beraat, 35 ayrı eylemden cezalandırma talep edildi. Tutuklu Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat hakkında "suç örgütü üyeliği"nden beraat, 35 farklı eylemden "ihaleye fesat karıştırma", "özel/resmi belgede sahtecilik", "nitelikli dolandırıcılık", "rüşvet alma" ve "kara para aklama" suçlarından ceza istendi. Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer için 30 ve 31. eylemler kapsamında "İhmal Suretiyle Görevi Kötüye Kullanma" suçundan ceza talep edildi. Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar hakkında 61. eylem kapsamında "rüşvet alma", aynı eylemde Aktaş hakkında "rüşvet verme" suçundan ceza istendi. Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere için 62. eylem kapsamında "rüşvet alma", aynı dosyada Aktaş ve Baki Nugay için "rüşvet verme" suçlaması yöneltildi. Oya Tekin, eşi Celal Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, Mustafa Aydar ve Can Zafer Yaman için "rüşvet alma"; Celal Tekin'e ayrıca 59 numaralı eylem kapsamında "rüşvet alma" suçundan ceza talep edildi; bu eylemlerde Baki Nugay'a "rüşvet verme" suçlaması yöneltildi. Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara hakkında iki suçtan beraat ("İhaleye Fesat Karıştırma" ve "Rüşvet Almak"), bir suçtan ceza talep edildi. Belediye yöneticileri ve yardımcıları Ali Rıza Yılmaz, Mustafa Mutlu, Alican Abacı, Burak Kangal, Rabil Artan, Kazım Gökhan Yankılıç, Özcan Zenger ve Ceyhan Kayhan için farklı eylemler kapsamında "ihaleye fesat", "rüşvet", "resmi belgede sahtecilik", "nitelikli dolandırıcılık" ve "kara para aklama" suçlarından ceza talep edildi. Suç örgütüne üye olma ve yardım etme suçlarından Ali Rıza Yılmaz, Gülal Erdovan Anıl, Gülşah Ocak ve Zafer Ozan Ay'ın beraati istendi. Beşiktaş Belediyesindeki 13, 15, 16, 18 ve 26. eylemler ile İETT'ye ait 32-38. eylemlerden sanıkların beraati; İETT için tamamen beraat istendi. Tahliye talep edilenler: Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Yılmaz, Akpolat'ın eniştesi Burak Kangal, kayınbiraderi Kazım Gökhan Yankılıç ve arkadaşı Rabil Artan. Tutukluluk halinin devamı istenenler: Rıza Akpolat, Oya Tekin, Utku Caner Çaykara, Celal Tekin, Avcılar Belediye Başkan Yardımcısı Erhan Daka, Adıyaman Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhan Kayhan ve Seyhan Belediyesi Temizlik İşleri Müdürü Özcan Zenger. Mahkeme başkanı, 1 saatlik aranın ardından tutukluluklara ilişkin avukat beyanlarını alacağını, gün içinde yetişmesi halinde tutukluluklara ilişkin bir ara karar kuracağını söyledi. Bir sonraki celsenin 15 Haziran 2026 tarihinde başlayacağı ve bunun karar duruşması olacağı kaydedildi. Duruşmaya 1 saat ara verildi.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (mütalaa sonucu)
“Geceleri trafik azaldığında, saat 12'den sonra arabama atlayıp İstanbul'u ayda 3-4 defa gezer, notlar alırdım. 23 yıl geçti; bugün bile hala 2 ayda bir gece çıkar, yolları gezer ve notlar alırım.”
“23 yıldır reklam sektöründeyim. Ben ek ifade verince hepsi sustu. Sonra burada dilekçe verince o yayınlar yeniden başladı. Bu arkadaşların hepsinin ismini açıklayacağım.”
Mütalaada savcı, tutuklu Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara'nın "İhaleye Fesat Karıştırma" ve "Rüşvet Almak" suçlamalarından beraatını istedi. Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'in "İhmal Suretiyle Görevi Kötüye Kullanma" suçundan cezalandırılması talep edildi.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (mütalaa - sanık talepleri)
“Televizyonlarda anlatılan gibi biri değilim. Medya, sanki bir suç imparatoru yaratmak istercesine her gün farklı bir kimliğe büründürdü beni. Önce Ekrem İmamoğlu'nun kasası ilan ettiler. O bitti, rüşvetçi iş adamı oldum. Baktılar rüşvet yok, İBB'den ihale alıp milyoner olan adam dediler. O da bitti, naylon faturacı oldum. En son tarihi eser kaçakçısı olduğumu duydum efendim. Sonra hepsi birden sustu. Ek ifade vermeye gittikten sonra televizyonlar benimle ilgili haber yapmamaya başladı. Gazeteciler sustu. Onları savunmamda burada tek tek ele alacağım.”
“Kızım küçük, tutukluluk süremde onu bir şekilde kandırabilmiştik ama 8,5 yaşındaki oğlum Burak, yokluğumdan dolayı depresyon tedavisi görüyor, ilaç kullanmaya başladı, 25 kilo aldı. Eşim evde televizyonu bile açamıyor; herhangi bir haberde babasını görüp kötü bir şey duymasın diye. Verilen her tutukluluk kararı dosya dışında da hayatları parçalıyor. Çocuklarımın büyümesine tanıklık edemiyorum. Ailemin temel geçim kaynağıyım. Uydurma iddialarla hapisteyim. Benim tutukluluğum yetmezmiş gibi kardeşimi ve çalışanlarımı tutukladılar. Eşim, kardeşim ve arkadaşım tutuksuzların içinde, avukatım da sanık. Kendi yüküm dışında çok sayıda yük taşıyorum.”
“2 Mart'ta verdiğim 'etkin pişmanlık' ifadesini ailemi korumak için verdim — bugüne kadarki ifadelerimi unutun, önceki ifadelerimin hepsini lütfen bir kenara bırakın. İlk kez bugün hür irademle ve tüm çıplaklığıyla hakikati sizlerle paylaşacağım. 15 aydır içerideyim, beni çok kötü bir adam olarak lanse ettiler. Hakkımda o kadar çok kara propaganda yapıldı, o kadar çok yalan haber yapıldı ki bu adamın bir ailesi, çoluğu çocuğu var mı demeden tamamen yalan ve uydurma haberlerle benimle ilgili olmayan olumsuz bir algı yarattılar. Bugün savunmam aracılığıyla hem size hem de kamuoyuna kendimi izah edeceğim. Suçlamalara cevap vermek için değil hakkımda çizilen yapay karakteri silmek için buradayım.”
Gökhan Köseoğlu'nun avukatının savunmasının ardından, soruşturma aşamasında itirafçı olan ancak yargılama başlayınca "Savcılık tarafından yönlendirildim" diyerek ifadesini geri çeken tutuklu sanık Murat Kapki'nin savunmasına geçildi.
Aziz İhsan Aktaş davasında duruşma savcısı esasa ilişkin mütalaasını açıklamaya başladı. Mütalaanın 104 sayfadan oluştuğu, salonda okunacak özetin ise 9 sayfa olduğu belirtildi; yazılı olarak dosyaya sunulacağı ve gün içinde UYAP'a yükleneceği ifade edildi. Mütalaaya, Aziz İhsan Aktaş'ın akrabalarıyla kurduğu ihale sistemiyle en çok Beşiktaş Belediyesi'nden ihale aldığı, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın haksız kazancı da akrabaları üzerinden resmileştirdiği iddiasıyla başlandı. Savcı, mütalaanın devamında sanıklar hakkında her eylem için ayrı ayrı değerlendirme yaparak ceza ve beraat taleplerini açıklamayı sürdürüyor.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (esas hakkında mütalaa)
Aziz İhsan Aktaş davasında tutuklu sanıklar alkışlarla salona girdi. Yakınları "Sizi almaya geldik" diye seslendi; Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat'a "Rıza başkan, seviyoruz seni çok", Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara'ya "Utku başkanım", Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin'e "Oya başkanım" diye seslenildi. Savunmasında kendisine ve eşine gelen tehditleri belirten ve 334 gündür tutuklu olan Oya Tekin, salonda eşi Celal Tekin ile yan yana oturdu.
Gökhan Köseoğlu'nun avukatı, müvekkilinin menfaat temini olmadığını, mal varlığında artış yaşanmadığını ifade etti ve "İddia edilen örgütle taban tabana zıttır. Örgütün siyasi amacına hizmet etmesi mümkün olmaz. Olayların ortada çıkması için gerekli belgeleri müfettişe teslim etmiştir" ifadelerini kullandı. Avukat ayrıca müvekkilinin suçlandığı eylemlerin hiçbirinden haberdar olmadığını, görev ve sorumluluğunun bulunmadığını söyleyerek eylemlerden tek tek beraat ettirilmesini talep etti.
Tutuklu sanıklar alkışlarla salona girdi. Yakınları seyirci sıralarından seslendi: Ramazan Gülten'in eşi Pınar "Sana çok aşığım" diye seslenirken, Yener Torunler'in kızı "Baba, baba" diye bağırdı. Yakınlar Iraz, Serap Karay, Fatoş, Cevat Kaya, Ramazan, Aykut Erdoğdu, İnan, Hakan, Murat Çalık, Ceyhun, Alper, Tuncay ve Çalık başkana isimleriyle seslendi. "Sizinle gurur duyuyoruz, Türkiye'nin gururusunuz, bu zulüm bitecek" sesleri ile "Ekrem başkan, Türkiye'nin gururu İmamoğlu, Cumhuriyetin muhafızlarısınız" tezahüratları yükseldi.
Tutuklu İBB Medya AŞ eski Genel Müdürü İpek Elif Atayman'ın doğum günü tüm salonca kutlandı; "İyi ki doğdun Elif" sesleri yükseldi. Atayman'ın Silivri'den ailesine ve avukatlarına haber verilmeden Afyon'a sevk edildiği bildirildi. Kardeşi Barış Atayman sosyal medyadan "Ablam İpek Elif Atayman'ın ailesiyle geçirmesi gereken bir doğum gününü daha çaldınız iktidar ve istikbal hırsınızla" diyerek tepki gösterdi.
Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü Davası bugün ikinci celsenin 12. duruşma günüyle Silivri'de görülüyor. Bir haftalık aranın ardından devam eden duruşmada savcının esas hakkındaki mütalaasını açıklaması bekleniyor. Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin ve Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara'nın da aralarında bulunduğu 11 sanığın tutukluluğu sürüyor; dosyada toplam 200 sanık yer alıyor.
38. Duruşma Günü başlıyor. Bugün önce dünkü savunmasının ardından Gökhan Köseoğlu'nun avukatları söz alacak. Ardından, "baskı altında verdiğim etkin pişmanlık ifadelerini geri çekiyorum" çıkışıyla gündem olan reklamcı Murat Kapki, 9 Mart'ta yargılamanın başlamasından bu yana ilk kez hakim karşısında savunmasını yapacak. Savunmanın ardından çapraz sorgulama da merak konusu.