İBB davasının 27. duruşma günü sona erdi. Av. Mehmet Pehlivan'ın avukatı Av. Hasan Fehmi Demir'in savunmasını tamamlamasıyla oturum kapandı. Duruşma yarın, sırası öne alınan etkin pişmanlık sanığı Adem Soytekin'in savunmasıyla devam edecek.
27. Duruşma Günü
“Bu dava ile İstanbul seçmeninin iradesi rehin alınmıştır. Mehmet Pehlivan ve diğer sanıklar, olmayan bir örgütün üyesi olarak tutuklanmıştır. Buradan bizim gördüğümüzü sizin görmemeniz mümkün değildir.”
“Bu zavallı insanlar defalarca tutuklanıp bırakılarak sistemin amacına uygun ifade verene kadar eziyete uğratılmıştır. Sistemin istediği beyanı verdikten sonra tahliye edilmişlerdir. İtirafçılar bile bir örgütün varlığından bahsetmemişlerdir.”
“Mehmet Pehlivan'ın tutuklanmasına neden olan Adem Soytekin'in etkin pişmanlık ifadesine baktığımızda: 16 Haziran saat 11.00'de başlayan sorgu, 17 Haziran 2025 tarihinde saat 01.00'de bitiyor. Tutanakta poliste olsun, savcılıkta olsun, kovuşturma safhasında olsun, ara verildiğinde mutlaka yazılır. Böyle bir not düşülmediği halde, yaklaşık 14 saat boyunca ne yapıldığı meçhuldür. Örgüt suçlamasına gelince: 11 yıldır devam ettiği belirtilen örgütün varlığına ilişkin dosyada teknik takip ve telekomünikasyon denetlemesi sonucu elde edilmiş tek bir kanıt yoktur.”
Av. Hasan Fehmi Demir söz alıp Cebeci Döküm Sahası tutuklularının mağdur olmaması için Adem Soytekin'in Pazartesi dinlenmesini talep etti; böylece Perşembe günü yapılacak tutukluluk incelemesine Cebeci tutukluları da yetişebilecek.
Üçüncü ara sona erdi; duruşma yeniden başladı. Av. Mehmet Pehlivan'ın savunması devam ediyor.
Tutuklu Vedat Şahin'in bebek yeğeni de salondaydı. Önüne kadar götürüldü ama kucağına almasına izin verilmedi. Şahin, yeğenine uzaktan bakıp seslenmekle yetindi.
Pekin'in savunmasının ardından mahkeme başkanı duruşmaya üçüncü kez ara verdi.
“8 kere ifade almak nedir? İstediği söylenene kadar ifade almak nedir? Bu dosyadaki etkin pişmanlık ifadeleri hukuka aykırı delil niteliğindedir; itibar edilemez.”
“Duruşmalar başlamadan kameralar takılmadı, iki oturum arasında takıldı. Bilgisayar ve telefon ekranlarımızın görüldüğü ve bunun bizi rahatsız ettiği çok açık. İnsanları eşiyle, çocuğuyla, çalışanıyla, mal varlığıyla korkutup ifade almak nedir? İnsanlara itiraflarının karşılığı olarak özgürlük bahşetmek nedir? Böyle bir şey tarihin hangi anında görülmüştür? "Ne husumetiniz var?" diye soruyorsunuz sanıklara; bu sorunun muhatabı müvekkiller olamaz. Bu sorunun muhatabı bir bütün olarak bu dosyanın sahibi savcılık makamıdır. Avukat Mehmet Pehlivan'a ne husumetiniz var ki elinizdeki bütün delilleri yok sayarak ona böyle gerçeğe tamamen aykırı bir suçlama yöneltiyorsunuz?”
“Adem Soytekin, Mehmet Pehlivan'ın Ali Nuhoğlu'na "tedbir gelmiş" dediğini ifade etmiş. Ancak Ali Nuhoğlu hakkındaki tedbir kararı bu hayali toplantıdan neredeyse 20 gün sonra verildi. Bir insan henüz verilmemiş kararı o gün yaşanmış gibi nasıl haber verebilir? Üstelik Adem Soytekin'in bu iddiasını zapta geçen savcı ile Ali Nuhoğlu hakkında o tedbir kararını bizzat isteyen savcı aynı. Kendi düzenlediği evrakın tarihini unutan makam, bu gerçeğe aykırı lafları ne hakla delil kabul edebilir?”
“Bu iddianame hukuki bir metin değil, bir halkla ilişkiler faaliyetidir. İddianamede müvekkilim için kullanılan ve yasal karşılığı olmayan terimler var: "Özel vasfı haiz" veya "özel vasfılı" diye bir konum yok. Olmayan bir kategoriyle, yasada tanımlanmayan bir fiille cezanın artırılması elbette söz konusu olamaz. Türkçemizde "özel vasfa haiz" denmez; yasada olmadığı gibi dilimizde de yok. Yedi savcıdan, bir başsavcıdan biri bile bunu bilemez mi?”
“7 Mart'ta Mehmet Pehlivan'ın toplantıya katılan kişilerle ortak bazı yok. Mehmet toplantıda yok. HTS kayıtlarınıza göre telefonu da toplantıda yok. Pehlivan'a ne husumetiniz var ki ona böyle gerçeğe aykırı suçlama yöneltiyorsunuz?”
Pekin, itirafçı Adem Soytekin'in iddialarına yanıt verdi.
“Alıntılanan itirafçı ve tanık beyanları dışında savcılığın tek bir özgün tespiti yok. 6 kişinin beyanları art arda sıralanmış; savcılığın bu beyanların öncesinde ve sonrasındaki yorumları sadece bu beyanların özetlenmesinden ve güya yorumlanmasından ibaret. Başkaca tek satır yok. Tek bir bilgi, belge, veri, delil, hiçbir şey yok. Buna karşılık iddianamenin suçlama içeren yorumlarına baktığınızda peş peşe somut suçlamaların sıralandığını görüyoruz. Yani soyut, başka hiçbir delille desteklenmeyen beyanlardan somut suçlamalar üretilmiş.
Deniyor ki: "Pehlivan sahte makbuz düzenledi." Makbuzlar nerede? Makbuz filan yok. Deniyor ki: "Avukat organizasyonu yaptı, insanlara tanımadıkları avukatlar gönderdi." Hangi avukat, hangi şüpheliye gitmiş bilmiyoruz; bilmiyoruz çünkü iddianamede yazmıyor. Deniyor ki: "Operasyondan önce bir kısım örgüt üyelerinin evinde çok miktarda nakit bulunduğu, bir kısmında da belgelerin evde olduğunu ifade etmesi üzerine Mehmet Pehlivan örgüt yöneticileri ve üyelerini suç delillerini gizlemesi için uyarmıştır." Mehmet kimi uyarmış? Hangi belgeler, hangi para kaçırılmış? İddianamede asla cevaplanmıyor; yine tek kişinin soyut beyanları. Deniyor ki: "Mehmet Pehlivan yurt dışına kaçış organize etti." Kimi, nasıl, hangi eylemlerle, nereye kaçırdı? Bunun cevabı yok. Tek bir kişinin tamamen soyut beyanı; gerçekliğine ilişkin zerre araştırma yapılmamış. Deniyor ki: "Mehmet Pehlivan operasyon öncesi bütün şüphelileri, ifadede bunun siyasi operasyon olduğunu söylemeleri konusunda uyarmıştır." Bunu nasıl yapmış? Bunu demek de suç mu — o da ayrı mevzu — ama o şüphelilerle veya avukatlarıyla ne zaman konuşmuş, hangi üyeler ifadelerinde bu sözde uyarıya uymuş; elbette belli değil. Deniyor ki: "Mehmet Pehlivan soruşturma aşamasında tanıkların baskı altına alınmasına yönelik faaliyetler de yürütmüştür." Hangi faaliyetler? Kaç kişi, kimler baskı altına alınmış? Cevapsız. Tümüyle soyut itirafçı beyanları savcılıkça somut eylemlere dönüştürülmüş ama tek bir destekleyici delil gösterilmemiş.”
“Çarşamba günü hararet yükseldiğinde, burada seslerle beraber harareti de yükseldiği bir anda döndünüz ve hakikaten çok doğal "Ya hepiniz mi Mehmet Pehlivan'ın avukatısınız?" dediniz. Meslektaşlar "Evet" dediler; salondan bir "evet" sesi yükseldi. O an kendiliğinden doğal çıktı. Hakikaten evet, buradaki avukat arkadaşlar Mehmet Pehlivan'ın faaliyetlerini avukatlık faaliyeti olarak gördükleri için buradalar ve bu bir anlam içeriyor; bu anlamı dikkate almanız gerektiğini düşünüyorum. Mehmet, tutuklama sorgusu sırasında dedi ki: "Avukatlığı nasıl yapacağımı savcılık makamından öğrenmeyeceğim." Bu halâ geçerlidir; avukatlar nasıl avukatlık yapacaklarını savcılardan öğrenmeyecekler. Mehmet'in burada yanımızda ve sırtındaki cübbesiyle oturmamasının tek nedeni yürüttüğü avukatlık faaliyetidir. Hiçbir tutuklama kararı, hiçbir iddianame bu gerçeği değiştiremez.”
“Bu yargılamanın olağanüstü döneme özgü olağanüstü bir yargılama olduğu, bir hapishane adliyesinde görüldüğü, nitekim bir darbe davası olduğu gerçeğini söylemekten vazgeçmeyeceğiz. Netice itibarıyla siyasi bir davayla karşı karşıyayız. Heyetin doğal yargıç ilkesine aykırı oluşturulduğunu söylemekten vazgeçmeyeceğiz. Dosya mahkeme başkanlığınca sizin mahkemenize gönderildi ama gönderildiği sırada üç kadın yargıç üyemiz vardı burada; gönderildikten sonra, kabul edildikten sonra üç erkek yargıcımız geldi. Tamamen kişiliklerini, kimliklerini tanımadığımız için bağımsız bir şey söylüyorum; tam olarak doğal yargıç ilkesinin ihlali budur. Hiçbir özel anlam ifade etmiyorum; fikrim var ama söylemeyeceğim.”
İtirafçı Murat Kapki "İfadeleri savcıların tahliye vaadiyle verdim" diyerek itirafçı Adem Soytekin'in ifadeleri üzerine mahkemeye dilekçe sundu. Geçen hafta yaşanan tartışmaya ilişkin Kapki, "'Adama bak özgüven patlaması yaşıyor' dedim. Adem de dahil olmak üzere gülüşmeler oldu" ifadesini kullandı.
“İddianameyi imzalayan 7 savcı ödüllendirildi; onlarla birlikte başsavcı da Adalet Bakanı yapıldı. Duruşma savcısı, Ekrem İmamoğlu'na "haddini bildiririz" dedi. Bunu tehdit olarak aldık; hatta Yargıtay kararlarına baktık, "tehdit" diyor. Bize göre tehdit, Yargıtay'a göre tehdit ama Adalet Bakanlığı'na göre gerekli uyarı. Asla kabul etmiyoruz; bu salonda kimse kimseye haddini bildiremez.”
“İtiraz edebiliriz o zaman Sayın Başkan. Duruşmanın ilk gününde bize sorgu listesi dayattınız; itiraz ettik, kabul etmediniz. Sizin listenize göre buradaki sanıklar ve avukatlar hazırlandı; şimdi kendi koyduğunuz kurala uymuyorsunuz. İtirafçıların yasak usulle alınmış beyanlarını çıkarın iddianame diye bir şey kalmıyor. Şimdi heyetiniz, itirafçı temelli iddianameye bir ek yapıyor; itirafçı temelli bir yargılama usulüne yöneliyor. Bu salonda bir talebin ciddiye alınması için mutlaka itirafçı mı olmak gerekiyor? Objektif olarak bakarsak başka bir şey seziyoruz ya da hissediyoruz. Çarşamba günü Adem Soytekin'in laf atmasını ödüllendirmiş oluyorsunuz. Son uyanan şüphe şu: Acaba tahliye edeceksiniz ve sorgunun alınması bir engel de o eksikliği mi tamamlıyorsunuz? Ama eğer öyleyse Adem Soytekin başka birisinin yerini almış olacak; bir an önce tahliye olmak isteyen bir sanığın önüne geçmiş olacak — bu da ayrıca bir haksızlık. Adem Soytekin'in öne alınması, listede sıra gelen Cebeci Döküm Sahası tutuklularının savunmasını engeller ve tahliyelerinin gecikmesine yol açar. Bu kadar kapsamlı dosyada her beyana çalışmak zorundayız. Bugün bize yaptığınız sürpriz, adil yargılanma hakkına açıkça aykırı. Kararınızdan geri dönmenizi istiyoruz. Meslektaşımız "Cebeci'yi bari alın önden" dedi. Eğer talebimizi geri almazsanız, en azından öncelikle Cebeci meselesindeki sorgular bölünmeden alınırsa bir imkan olur; daha doğru olur diye düşünüyoruz.”
Pehlivan'ın savunmasında Adem Soytekin'in Pehlivan'a laf attığı çarşamba gününe (22 Nisan) atıfla.
“Adem Soytekin'in sunmuş olduğu dilekçe ve jandarmanın tutmuş olduğu tutanağı beraber değerlendirdik. Duruşma salonunda bundan sonra hazır edilmemesi için cezaevine müzekkere yazdık.”
Mahkeme heyeti başkanı, Av. Tora Pekin'in Adem Soytekin'in savunma sırasının değiştirilme gerekçesini sorması üzerine açıklama yaptı.
Avukatlık görevi sadece bir tercih değil; Avukatlık Kanunu uyarınca hukukun üstünlüğünü ve meslek onurunu koruma yükümlülüğüdür. Bu davaya ilişkin işlemler hukuken yok hükmündedir. Benzer ifadeleri daha önce sanık sandalyesinde de kullandığımda mahkeme heyeti oy birliğiyle beraat kararı vermişti; ancak savcılık, gerekçeli kararı dahi beklemeden jet hızıyla istinafa başvurmuştu — savunmaya ve yargı hükmüne duyulan saygısızlığın açık bir örneğidir.
22 Mart gecesi Çağlayan Adliyesi'nde yaşananlar bu davanın siyasal niteliğinin kanıtıdır: Adliyeye girişler imkansız hale getirildi; kendimizi tanımayan kolluk güçleri Türkiye'nin dört bir yanından — Çorum, Tokat, Samsun — getirilerek adeta bir "kolluk yığınağı" yapıldı. Baro yönetim kurulu üyelerinin kendi odalarına girmesi engellendi; adliye bahçesinde sabahlamak zorunda kaldık. Bu, hukuki değil siyasal bir operasyondur. Bu dava, İBB'ye yürütülen operasyonların neden siyasal olduğunun bir göstergesidir; bu süreçte insan hakları sürekli olarak ihlal edilmiştir.
Tutuklama esasen bir özgürlüğün sınırlanması değil, özgürlükten yoksun kılma anlamına gelir. Anayasa'nın 13. maddesi ışığında bir "ölçülülük testi" yapılması gerekir; tutuklama ancak kişinin toplumda dolaşması bir "tehlike" arz ediyorsa meşru kılınabilir. Mevcut durumda tutukluluk koşulları hiçbir sanık için oluşmamıştır.
Yargı mensupları arasındaki yaklaşım farkına değinmek isterim: Savcılığın sadece aleyhte delil toplamasını eleştiren bir hakimin sözleri vardır — "Ben aleyhe olan delillere bile razıydım; eğer ortada gerçekten bir delil olsaydı ve bu deliller kurgu ya da hukuken delil kabul edilmeyen malzemeler olmasaydı." Usul hataları esastaki zayıflığı gizlemek için yapılıyor; kesinleşmiş mahkeme kararı olmadan bir yapının "terör örgütü" ilan edilmesi yargı yetkisini gasbetmektir. Bu yargılamalar zincirinde insan haklarının sert çekirdeği sürekli ihlal edilmektedir.
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, Av. Mehmet Pehlivan'ın savunması için söz aldı; 22 Mart gecesinde Çağlayan Adliyesi'ne girmenin olanaksızlaştırıldığına değindi.
Mehmet Pehlivan'ın Sayın İmamoğlu'nun avukatı olarak bugün cübbesiyle aramızda bulunmaması, kendi başına bir savunma hakkı ihlalidir ve adil yargılanma hakkı ihlalidir. Bu davanın avukatı, huzurda kendisini savunmak zorunda kaldı. Türkiye'nin hukuk tarihinde avukatlar ve baro üzerinde baskı yaşanmıştır; bu da dönemin en ağır örneklerinden biridir. İstanbul Barosu başkanları geçmişte kumpas davalarında yargılandı; 12 Eylül'de baro kapısına mühür vuruldu — günümüzdeki süreç de bu ağır örneklerden biridir. Mehmet Pehlivan ile ilgili yürüyen süreç, savunma hakkına ve savunma makamına bir tehdit boyutuna ulaşmıştır.
İddianamede "Avukatlık meslek kimliğini kullanarak" ve "Hukuki yardım sunmanın ötesine geçerek" gibi ifadeler bizzat yer alıyor; iddianame Pehlivan'ı "avukatlık mesleğini bir zırh gibi kullanmaya çalışmakla" suçluyor. Yani mesleki faaliyetleri nedeniyle suçlanmasına rağmen özel soruşturma usulü — Adalet Bakanlığı izni — işletilmemiştir. Bu, bir lütuf değil; yurttaşın savunma hakkı ve avukatın bağımsızlığı için bir zorunluluktur.
Savcılığın avukata yönelik "maddi gerçeği engelleme" suçlamasını reddediyoruz. Maddi gerçek tanımı maalesef ki Türkiye'de birçok hukuksuzluğun üstünü örtmekte kullanılıyor. Avukatın savcılığın ya da idarenin bir "ajanı" olduğu varsayımı yanlıştır: Biz, müvekkilimizin haklarını savunuyoruz. Bize göre onun beyanı neyse, maddi gerçek de odur. Savcılığın beklentisi avukatların savcılık makamıyla "aynı hizada" durması; ancak bu tarih boyunca hiç başarılamamıştır.
Mehmet Pehlivan iki kez adíliyeye koşa koşa gitmişken "kaçma şüphesiyle" tutuklanmıştır; bu mantık dışı bir durumdur. Davanın en önemli avukatının, müvekkilinin haklarını savunmak yerine huzurda kendisini savunmak zorunda bırakılması, yargılamanın en baştan sakatlandığını gösterir. Mahkemenin bu sakat durumu düzeltmek adına derhal durma kararı vermesi ve sanıkların seslerini duyurabilmeleri için tahliye değerlendirmesi yapması gerekmektedir.
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, Av. Mehmet Pehlivan'ın savunması için söz aldı.
Biz Pehlivan'la ilgili süreci bireysel ve münferit olarak görmüyoruz. Savunma hakkı ihlalinden bahsediyoruz.
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, duruşmayı takip ettikten sonra söz aldı.
“Sizinle yürüttüğümüz avukat-müvekkil ilişkisinde; ben sizden hukuka uygun olmayan, hukuki anlamda aykırı, gayrimeşru, gayriyasal herhangi bir talep, herhangi bir hukuki uygulama talebi şeklinde mesleğinizi sürdürmeye yönelik bir talepte bulundum mu? Böyle bir iş veya işlemin bir parçası olma yönünde size bir baskım oldu mu?”
“Sayın Başkan, avukat-müvekkil ilişkisi gizlidir; esasında orada yaptığımız hiçbir görüşmeyi açığa vuramayız. Haliyle hukuka aykırı bir talimat vermiş olsaydınız bile, bunu verdiğinizi söyleyemezdim. Ama sorduğunuz için, rızanız olduğunu düşünerek cevap veriyorum: Hayır, böyle bir talimat vermediniz.”
“Ekrem Bey, alt metin aramayın.”
Mahkeme başkanı, İmamoğlu'nun konuşması sırasında araya girdi.
“Bugün burada avukatımı tutsak şekilde dinlemenin üzüntüsünü yaşamaktayım. Tutsak edilen, aslında benim savunma hakkımdır. Sanırım benim savunma hakkımın tutsak edilmesi çok da şaşırılacak bir şey değil; çünkü Ekrem İmamoğlu odaklı bir yargı sürecini, yaklaşık 1 yılı aşkın süredir Türkiye olarak yaşamaktayız. Az önce sanki bu duygularımı ispat edercesine iddia makamı bile, burada bulunan değerli avukatıma sanık pozisyonuyla sorduğu 6 sorunun 4'ü Ekrem İmamoğlu'yla ilgiliydi — ve hatta iğneli bir şekilde Ekrem İmamoğlu'yla ilgiliydi.
Sorularımdan önce önemli bulduğum iki hususu paylaşmak istiyorum. Perşembe günü tahliye ile ilgili sadece yeni katılan arkadaşlarımızın savunmasını, onun dışındakilerin yazılı beyanda bulunmasını istediniz. Bu dava, Ekrem İmamoğlu üzerine kurulu ve Ekrem İmamoğlu üzerinden yürütülmeye çalışılan tarihi bir davadır. Aslında böyle bir dava olmaması gerekir. Dolayısıyla hem kendi adıma hem burada bulunan tutsak arkadaşlarım adına hem de tutsak olmayıp 400'e yakın yargılanacak olan arkadaşlarımızın adına — ki büyük bir kısmı İstanbul Büyükşehir Belediyesi çalışanı, bürokratı ve siyasi yol arkadaşlarımdır — Perşembe günü mutlak ama mutlak tahliyeyle ilgili görüşlerimi belirtme hakkım olduğunun altını özenle çizerek size hatırlatmak isterim. Bu hatırlatma öylesine bir hatırlatma değildir, Sayın Başkan, Sayın Heyet; çok ciddi bir hatırlatmadır.
İkinci husus, bu sabah Adem Soytekin'in talebi doğrultusunda Mehmet Pehlivan'dan sonra savunmasını yapacağını söylediniz. Ben hiç kimsenin savunma hakkına en ufak bir zeval gelmesini istemem; kim ne olursa olsun, herkesin savunma hakkı en az benimki kadar kutsaldır. Benim sıramla ilgili itirazımı size beyan etmeye gayret etmiştim ama ne yazık ki uzun süre bir tartışma yaşadık; önce siz reddettiniz, sonra kabul ettiniz. Adem beyin de savunmasını en doğru zamanda, en doğru şekilde yapması; pozisyonunun itirafçı olması ya da bana göre iftiracı olmasının hiçbir önemi yok, kesinlikle hakkıdır. Ancak Adem beyin bildiği kadarıyla — çok yüzeysel dinledim, okumadım — beyanında tehdide yönelik ve baskı altında olduğuna yönelik ifadeleri var. Bu tehdit ve baskı altında olduğu ifadelerinin muhatabı iki kuruldur, heyettir: Burada bizler olabiliriz, buradaki 90 küsur kişiyi ifade ediyor olabilir; bir de jandarmaları zan altında bırakabilir. Adem bey, sonuçta aşağıda başka bir yerde bekletiliyor, buraya geliyor ve en arkada da izleyici olarak süreci takip ediyor. Şu anda da burada yok, sabah da görmemiştim. Her geldiğinde beni buradaki heyetle beraber ayağa kalkarak karşıladı; belki 1-2 kişi karşılamamıştır ama her defasında ayağa kalkarak karşıladı, ben de gördüğümde selamlaştım kendisiyle. Nasıl bir tehdit, nasıl bir baskı? Bunun muhatabı kimdir bilmiyorum. Tabii ki siz her sanığın güvenliğini en üst seviyede sağlamak zorunda olduğunuzu biliyorum, bu sizin göreviniz. Ancak böyle bir taleple böyle bir düzenlemeyi yapma ihtiyacı duymanız bizi zan altında bırakır; bunu şiddetle reddediyorum. Yani biz, ben veya şahit olduğum şekilde hiçbir arkadaşımızın böyle bir diyaloğu yaşadığını duymadım, görmedim. Bu beyana karşılık talebi bu şekilde düzenlemenizin her iki heyeti de jandarma gücünü de bizleri de zan altında bırakacağını ifade ederim.
Bu mahkeme Türkiye'nin en önemli mahkemesidir. Ne benim ne sizin itibarınız mahkemeden önemli değildir. Bu kararın tartışma yaratacağını düşünüyorum; gösterdiğiniz özeni çok dikkatle takip ediyorum. Adem bey bugün burada tutuklu yargılanıyor; her arkadaşım kadar onun da tutuksuz yargılanmasını isterim. Herkesin tutuksuz yargılanma hakkı var. Kimse kendini baskı altında hissedecek bir davranışta bulunmadı. "Perşembeye yetişsin belki tahliye alabilir..." Vallahi olsun, tahliye olmuş şekilde ifade versin.
Ben sıralamanın zararlarını anlatayım da. Siz burada başarılı bir yargılama yapılacaksa bu Türk Milleti'nin faydasına olur. Ben de mahkeme düzenini burada öğreniyorum; siz bir düzen inşa ettiniz ve Adem bey son sıralarda savunma yapacaktı. Ona hazırlıklı olmayan avukatlar, burada olmayan sanıklar olabilir. Belki 5-6 gün sonrası için plan yapabilirsiniz; bugün tahliye edilebilir, savunması sonra alınır, o da olabilir. Perşembe günü tahliye olacak, keşke o da olsa. Kimseyle husumetli değilim. İki defa aşağıya gelişimde şahit oldum: Bizim jandarmayla girdiğimiz kapıdan itirafçı korumalarıyla giriyor, şov yapıyor. 5-10 tane korumayla bir iftiracı şov yapar gibi yürüyorsa bunlar utanç verici manzaralardır. Utanç verici bir karar; o kararı alanların alnına şak diye yapışmıştır o karar. Beni yargılayın, arkadaşlarımı bırakın derken, şunu şunu ayırın demedim. Ben istiyorum ki herkes tahliye olsun; herkesin hürriyeti beni mutlu eder. Acilen kararı gözden geçirmenizi öneriyorum. Ben Perşembe günü konuşmak zorundayım. 143 eylemin içinde her konuyla muhatabım; benim böyle bir pozisyonum var. Yaşananlardan siz sorumlusunuz.”
İmamoğlu, Av. Mehmet Pehlivan'a soru sormak için söz aldı.
Aktaş davasında gizli tanıklar "XYZ49QP" ve "Yaprak"ın ifadeleri tamamlandı. XYZ49QP "Bizzat gördüğüm usulsüzlük yok" derken Yaprak "Şirket içindeki arkadaşlarımızdan duyduklarımı anlattım" dedi. Bugünkü oturum ertelendi; duruşma avukat beyanlarıyla devam edecek.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (oturum sonu)
Aktaş davasında Aziz İhsan Aktaş, gizli tanık Yaprak'ı bizzat çapraz sorguya çekti. Aktaş, "16 şirketin benim olduğunu söylemişsiniz; şu şirket nerede, ne iş yapıyor?" diye sorduktan sonra Yaprak yalnızca iki şirket hakkında bilgi verebildi. Aktaş "Hangi 3G ihalesini almışım?" sorusuna Yaprak "3G ihalesi, ilaç ihalesi İBB" yanıtını verdi; Aktaş "Ben böyle bir ihaleye girmedim" dedi. "Etkin pişmanlıktan yararlanmak için verdiğiniz bilgiler var" diyen Aktaş'a Yaprak "Ben etkin pişmanlıktan yararlanmadım, siz yararlandınız; ben gizli tanığım" yanıtını verdi. Aktaş "Hangi ihalelerden rüşvet aldım, açıklar mısınız?" diye sorunca tanık somut yanıt veremedi; etkin pişmanlıktan yararlanan kişilerin isimlerini sayarak "Onların ifadesinde var" demekle yetindi.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (Aktaş çapraz sorgu)
Öğle arası sona erdi. Ekrem İmamoğlu, "Türkiye sizinle gurur duyuyor" ve "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganları arasında salona girdi; öğleden sonraki coşku sabaha göre daha yüksek. Duruşma Av. Mehmet Pehlivan'ın çapraz sorgusuyla devam ediyor.
Aktaş davasında Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin'in avukatı "Oya Tekin'in 15 yaşında bir oğlu var. Anne tutuklu, baba tutuklu" diyerek tutukluluk değerlendirmesinde aile durumuna dikkat çekti.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (avukat beyanı)
Aktaş davasında gizli tanık "Yaprak" sesi değiştirilerek dinlendi. Tanık ısrarla "Vermiş olduğum ifadeyi tekrar ediyorum. Firma çalışanları ile ilgili ifade verdim. Şimdi önümde metin yok; vermiş olduğum metin geçerli. İfadeyi 1,5 yıl önce verdim, ne söylediğimi şu an hatırlamıyorum" dedi. Mahkeme başkanı "O şekilde olmuyor; bildiklerini beyan etmen lazım mahkeme huzurunda. Hiçbir şey hatırlamıyorsan metinden okuyarak hatırlatmam lazım. Bildiklerimi yazdım demek yeterli olmuyor" diyerek uyarınca tanık "Tamam, metinden okuyun" dedi. Başkanın "Spesifik beyan mı yoksa genel duyduklarınız mı?" sorusuna "Genel duyduklarıma ilişkin. İhalelerden ve piyasalardan duyduklarımı ifade ettim" yanıtını verdi. Hakim'in "Aziz İhsan Aktaş rüşvet vererek ihale alır demişsin" sorusu üzerine tanık "Duyduklarımın tamamını ifademde söyledim. Duydum. Dediklerim piyasada bilinir" dedi. Mahkeme başkanı "'Belediyelerde yapılan ihale adrese teslimdir' demişsin; genel duyduklarınla ilgili mi?" diye sordu; tanık "Genel duyduklarımızla ilgili. 'Adrese teslim' dediklerinden duyduklarımız... Duymuş olduklarımı, beyanlarımı yazılı olarak verdim" yanıtını verdi. "Bu beyanların tamamı duydukların mı?" sorusuna "Evet, duyduklarım. Net bir şekilde yazdıklarım. Savcılığa kendim giderek ifade verdim" dedi. Başkanın "Beyanların geçerli mi?" sorusuna ise "Geçerlidir" dedi. Aziz İhsan Aktaş'ın avukatının "Aktaş ile ilgili 4 sayfalık ifade vermişsiniz, bunları neye göre söylediniz? 'Duydum, duyduğum kadarıyla' dediğiniz kelime sayısı çok fazla; bunları 3. kişilerden mi duydunuz?" sorusuna tanık "Burada 2. ve 3. kişilerden duyduklarımı anlatıyorum" yanıtını verdi. Avukatın "'Nettir' diyorsunuz ama netliğe ilişkin bir belge yok; doğrulamak için bir kaynağınız var mı?" sorusuna ise "Banka hareketleri" dedi. Bir avukatın baskı/yönlendirme sorusuna karşılık "Kesinlikle kimse beni yönlendirmedi. Ben duyduklarımı net bir şekilde anlattım. Şirket içindeki arkadaşlarımızın konuştuklarından duyduklarımı anlattım. Yazıya döküldü, altına da imzamı attım" dedi. Başka avukatların "Söyledikleriniz somut delile dayanmıyor, söyleme mi dayalı?" sorusuna ise tanık "Evet, söyleme dayalı" yanıtını verdi.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (gizli tanık Yaprak ifadesi)
Aktaş davasında tutuklu belediye başkanları salona alındı. Geçtiğimiz gün tahliye edilen Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar ve Gülal Erdovan Anıl da salonda. Kadir Aydar, Utku Caner Çaykara ve Rıza Akpolat'a sarıldı. Rıza Akpolat ile tutuksuz yargılanan eşi Yeşim Akpolat uzun süre birbirlerine sarıldı.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (salon karşılaması)
Av. Mehmet Pehlivan'ın savunması sona erdi. Mahkeme başkanı bir saatlik öğle arası verdi; aranın ardından Pehlivan'ın çapraz sorgusuna geçilecek.
“Geçmiş olsun.”
İmamoğlu, araya giderken tahliye olan Aktaş davası sanığı Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar'a seslendi.
“Diğer 300 sanığa nazaran benim kaçma şüphemi somutlaştıran şeyin ne olduğunu niye yazmıyorsunuz? Daha açık sorayım: Beni kızımdan ayrı bırakmanızın gerekçesi nedir? Kızım bana açık görüşte okul arkadaşımın babasının adıyla seslendi, ona "baba" diyor çünkü. Buna dair ek gerekçeyi niye yazmıyorsunuz? Hakkımız olanı niye yalvar yakar istiyoruz sizden? Benim kızımla geçiremediğim günleri tazmin edeceğiniz bir para yok.”
Pehlivan gözleri dolarak konuştu; izleyiciler alkışla destek verdi, bazı kadın tutuklular göz yaşlarına hakim olamadı.
Aktaş davasında aranın ardından diğer gizli tanık "Yaprak" dinlenecek. Yaprak savcılık ifadesinde Aziz İhsan Aktaş'ı ihale süreçlerini yöneten, kimlerin ihaleye gireceğini belirleyen ve rüşvetle ihaleleri organize eden kişi olarak tanımlamış; Aktaş'ın İBB'deki bağlantılarının Ertan Yıldız ve Fatih Keleş olduğunu, ihalelerden verilecek payları Keleş ve Yıldız'a gönderdiğini, Mehmet Büyükgüzel'in verilen paraların kaydını tuttuğunu öne sürmüştü.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (gizli tanık Yaprak savcılık ifadesi özeti)
“Ben Çorlu'da yüksek güvenlikli hapishanede kalıyorum. "Kuyu tipi hapishane" deniyor ya; hiç duydunuz mu kuyu tipi hapishaneyi Sayın Başkan? 5 metrekare avlusunu 13 metre çevreleyen duvarlar var. Yani güneş en dik zamanda, Temmuz ayında bile avluda zemine düşmüyor, sadece duvara yaslanıyor. Etrafındaki o uzun duvarlar nedeniyle kendinizi hep kuyunun dibinde hissediyorsunuz. Akşam olduğunda da o kuyunun kapağı kapatılmış hissediyorsunuz. Yani güneşten yararlanma imkânınız, güneşin en çok ve en dik açıyla geldiği yerde bile yalnızca duvardan nasiplenerek günde sadece bir saat Sayın Başkan. O etki size kuyu hissiyatı verdiği için oraya da kuyu tipi hapishane deniyor. Ben orada kalıyorum. Bu salonda kuyu tipi hapishanede kalan dört tutukluyuz: Ben, Murat Ongun, Elçin Karaoğlu ve Hüseyin Köksal. Yanlış bilmiyorsam Ahmet Arif diyordu: "Dayadım sırtımı beyaz duvara, ben ömrümde gökyüzünün benden bu kadar uzak, bu kadar mavi olduğuna şaşırdım kaldım." Yaz mevsiminin bir tek Temmuz ayında bedenimizi ve güneşi yalnızca duvara yaslanarak alabiliyoruz.”
Pehlivan'ın "Ahmet Arif" olarak hatırladığı şiir aslında Nazım Hikmet'in "Bugün Pazar" şiiridir.
“Engizisyon'da da süreç böyleydi. Tüm bunları Engizisyon'dan daha aşağı hale getiren şey; keyfî şekilde tutuklanan kişilere tahliye olmak için ne söylemeleri gerektiğini bu haberlerle ilan etmeleridir. Şüpheliler; tehdit, uzun tutukluluk ve psikolojik baskı yöntemleriyle diz çöktürülürken, hukuk dışında üretilmiş bu kurguları doğrulamaya zorlandılar. Kişinin ifadesi yok ama medyada "ifade verdi" diye haber geçiyor; ifadeye dair başlık medyada paylaşıldıktan 2 gün sonra ifade alınıyor. Normalde önce ifade verilir sonra haber olurdu ama burada tersini gördük. Etkin pişmanlık beyanlarını peş peşe sıraladığınızda her birindeki kopukluğu ve çelişkiyi görebilirsiniz. İddia sahibinin HSK Başkanı sıfatı alması ve bu sıfatla konuşma yaparken henüz mahkeme önündeki bir dosya için delillere güvendiğini söylemesi masumiyet karinesinin ihlali değil midir? Yani bir gün önce iddia sahibi olanın bir gün sonra HSK Başkanı sıfatı alması tüm bunları anlamsız kılıyor. Medyadaki tetikçiler her yerde "asıl delilleri görünce anlayacaksınız" diye beklenti inşa etti; iddianame yazıldıktan sonra gördük ki o büyük sözlerin altı boş, yalan olduğu ortaya çıktı. Ortada iddia edildiği gibi bir delil yığını olmadığını, aksine sadece sahte itiraflar olduğunu gördük.”
“Suçlu ilan edilip ortadan kaldırılmaya çalışılan Sayın İmamoğlu'nun avukatı olduğum için tutukluyum. Bu soruşturmayı kurgulayanlara politik suçlamalar yöneltirken şahıslardan bağımsız konuşuyorum. Durduğunuz yerin tarihsel bir devamlılık arz ettiğini anlatmaya çalışıyorum. Tıpkı bizim yerimiz gibi. Avukatsızlık özlemi, Engizisyon'dan kalma bir mirastır.”
“Sayın Başkan, benzer eğitimlerden geçmiş, benzer mesleki temellere sahip kişiler olarak sizinle konuşmanın daha kolay olması gerekirdi. Bu nedenle şunu sormak istiyorum: Hukukun temel ilkelerinde uzlaştığımız, avukatlığı başlı başına suç olarak görmeyen yargıçlar ve savcılar olduğumuza inanabilir miyim? Emin değilim. Ancak size daha kolay gelecekse, "Avukatlar zaten hâkim ve savcıları sevmez" diyerek şahsımı eleştirebilirsiniz. Yine de şunu belirtmek zorundayım: Şüphelerim somuttur. Çünkü "müvekkilin lehine en iyi savunmayı yapmak", bu iddianameye konu edilmiş ve bu iddianame kabul edilerek tutuklu yargılanmam söz konusu olmuştur. Dolayısıyla size dair tereddütlerim ne yazık ki somut olgulara dayanmaktadır.”
“Sözlerime avukat olduğumu söyleyerek başlamıştım, avukat olarak bitireceğim. Filozof Agamben sormuştu: "Hukukçular, sizi ilgilendiren meseleler hakkında niçin suskunsunuz?" Yargının üç sac ayağından biri olduğu söylenen ama sürekli olarak kırılmaya çalışılan o ayak olmak, mesleğin ilk gününden beri şahitlik ettiğimiz bir şeydir. Avukatların müvekkil tercihi nedeniyle suçlandığı tüm Türkiye tarafından bilinmektedir.”
“Brezilya örneğinde medya sızıntılarının amacını açıklamıştım. Etkin pişmanların tahliye edildiği düzenli olarak paylaşıldı. Her gün binlerce adli işlem icat eden savcılık makamı hiçbir adli işlemi duyurmuyor ama etkin pişman kapsamında ifade verip tahliye edildiğini düzenli olarak basınla paylaştı; bir propaganda ve kampanya olarak ilan edildi. Bu haberlerin yanı sıra her etkin pişman beyanı gizli soruşturmada yandaş medyaya servis edildi, mutlak gerçek gibi sunuldu — mahkeme tarafından daha karar verilmemişken. Bu alelade yürütülmedi, organize yürütüldü. Sahte itirafçı haberleri de yapıldı; aynısını benim için de yaptılar. Güya konuşmak istiyormuşum ama itiraf etmemem gerekiyormuş. Bunu aleni yaptılar; "itirafçı oldu" da dediler. Bu manipülasyonun amacı kamuoyunda algı inşa etmek, itiraf beklentisi yaratmak ve psikolojik baskı yaratmaktır. Aşağıda nezaretteyken, beni tanımayan birçok insana ifade süreçlerinde savcı, benim itirafçı olduğumu söylemiş. Beni tanımayan bu insanlar, Savcı Bey'in bizzat bunu iddia ettiğini söylüyorlar. Bunların hiçbiri "yanıltıcı bilgi" olarak görülmedi; halkı alenen yanıltan bu bilgiler suç sayılmadı. Kapki ne dedi? "Basından gördüğüm şekilde anlattım" dedi.”
“Sahte itirafları anlatan kişilerin olgulardan uzak olması nedeniyle ifadeleri eksik ve çoğu zaman çelişkilidir. Bu yöntem görünürde tutarlı bir suçlama üretse de, bilimsel ve hukuki açıdan dosyayı çökertir. Bunu kurgulayanların mahkemenizden isteği ise tüm bu sahteciğe bir hukuk kılıfı geçirmenizdir.”
“İktidar 24 yıldır yaptıklarıyla toplumun zihninde yolsuzluk ve yozlaşma kelimelerinin karşılığı haline geldi. Aklanmalarının imkansız olduğunu gördükleri için muhalif siyasetçilerin de kendilerinden farkı olmadığı yalanını uydurdular. Onlarca kişi keyfi şekilde tutuklanırken savcılığın etkin pişmanlık uygulamasını bir kampanyaya çevirdiği aşikardır. Elimizde "etkin pişmanlıktan faydalanmak istiyorum" ile başlayan, "herhangi bir suç işlemedim" cümlesiyle biten onlarca ifade tutanağı var; suç ikrarı içermeyip pişmanlık beyanlarıyla dolu ifadeler var. Korkunç olan, bu absürt beyanların arasında tahliye olabilmek için başkalarını suçlayanların bulunmasıdır. Bu tablonun bir zorlama, yükleme ve yön gösterme olmaksızın kendiliğinden oluşması mümkün değildir. Bununla da yetinilmedi; Fatih Keleş ve Murat Ongun'un itirafçı olduğu yalanları servis edildi.”
“Sayın İmamoğlu hakkında 2019 seçimlerini kazanmasının ardından bugüne kadar iktidara yakın medya tekellerinde 4.500'den fazla haber yapılmıştır. Son iki yıllık süreçte bu mecralarda yapılan tek olumlu haber, 31 Mart 2024 seçimlerini Sayın İmamoğlu'nun kazanması üzerine bir durum tespiti niteliğindedir. İktidar medyasının son 2 yıllık süreçteki en büyük mesaisi, yüzlerce sahte haber üretmek oldu. Aşevi veya öğrenci yurdu açılması gibi saf projeler dahi haber değeri olarak görülmemiştir; medya ve şartlar hiçbir zaman eşit düzlemde yürümemiştir. Yandaş medya her türlü karalamayı yaparken mağdurların suç duyuruları bile kabul görmüyor. Hani nerede para dolu bavullar? Hani nerede Florya'ya gömülü paralar? Nerede cenaze aracıyla kaçırılan rüşvetler, 560 milyar kamu zararı? Nerede dağıtılan iPhone 16'lar? Tüm bunların amacı, muhalif siyasetçilerin yozlaşmış olduğuna dair bir fikir yerleştirmektir. Bu aleni iftirayı atan şahsa gelince: cezalandırılmak yerine her dosyada şu an tanık yapılıyor; her yerde bu kişi tanık yapılıyor.”
Adem Soytekin duruşma salonundan ayrıldı; Av. Mehmet Pehlivan yarım kalan savunmasına devam ediyor.
“Kapatılma haline dair konuşmuştum. Delil ve bahane ayrımı yapmıştım. Bahanelerle buralarda olduğumu anlatmıştım.”
“Savunmanı hazırlarsan seni Mehmet Pehlivan'dan sonra dinleyeceğiz. Sonra yazı yazacağız, seni duruşmaya getirmeyeceğiz.”
Mahkeme başkanı, etkin pişmanlıktan yararlanan ancak tutukluluğu süren Adem Soytekin'in (105. sırada) savunmasının öne alınması talebini kabul ettiklerini açıkladı; Soytekin Pehlivan'dan sonra savunma yapacak ve sonraki duruşmalara getirilmeyecek.
Aktaş davasında gizli tanık "XYZ49QP"'nin sorgusu sona erdi. Avukatların "usulsüz bir ihale" örneği istemeleri üzerine tanık "Bizzat sunabileceğim bir örnek yok; etkin pişmanlık ifadesi verenler de beni destekliyor" dedi. Hakim Aktaş davasında ara verdi; aranın ardından gizli tanık "Yaprak" dinlenecek.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (gizli tanık sorgusu sonu)
Bir saatlik aradan sonra mahkeme heyeti yerini aldı. Aykut Erdoğdu'nun avukatı Av. Uğur Poyraz'ın reddi hakim talebi, "duruşmayı uzatmak amaçlı" gerekçesiyle oy birliğiyle reddedildi.
Mahkeme heyeti salona döndü; tutuklular alkışlarla salona alındı. Heyetin reddi hakim talebine ilişkin kararını açıklaması bekleniyor.
Aziz İhsan Aktaş davasında sanık avukatlarının gizli tanık "XYZ49QP"'ye yönelttiği sorularda çelişkiler sürdü. Bir avukatın "Aktaş, ihalelerle ilgili usulsüzlük yapıldığını söylemiyor; siz hangi usulsüzlüklerden bahsediyorsunuz?" sorusuna tanık "İhale x firmaya gidecekse mutlaka gidecektir. Somut ne öğrenmek istiyorsunuz? Bizzat gördüğüm usulsüzlük yok" yanıtını verdi. Bir diğer avukatın "Kim ne kadar aldı, bunları açıklayın" talebine "Bunu açıklayamam, Aziz İhsan Aktaş'ın beyanları var" yanıtını veren tanık, Rıza Akpolat'ı "acemi, iş bilmez" olarak nitelendirmesinin izahı istendiğinde "İzah etmeme gerek yok" dedi. Avukatın "İnternetten mi duydunuz? Bu kişileri tanıyor musunuz?" sorusunu "Kulağımıza geldi, öyle duyduk" diye yanıtlayan tanık, başka bir avukatın delil talebine karşılık da "Bizzat bildiğim ihale yok" dedi. Tanık ayrıca "Ali Rıza başkan belediyenin 1 numarasıdır; Rıza Akpolat'ı Ali Rıza başkanın yönettiğini düşünüyorum" ifadesini tekrarladı.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (gizli tanık avukat çapraz sorgusu devamı)
Aziz İhsan Aktaş davasında gizli tanık "XYZ49QP"'nin avukat sorgusu çelişkilerle geçti. Tanık Beşiktaş Belediye Başkanı'nı ifadesinde "Ali Rıza Akpolat" diye andı; Rıza Akpolat'ın avukatı Av. Hasan Sınar "Yanlış öğretilmiş, Rıza Akpolat" diyerek düzeltti. Av. Sınar "İfadeniz kapsamında Beşiktaş Belediyesi'nde eksik/kalitesiz mal alımıyla gerçekleştirilen ihalelerden bahsediyorsunuz ancak iddianamede bununla ilgili hiçbir iddia yer almıyor" diyerek somut ihale örneği istedi. Tanık "Benim somut olarak işaret edebileceğim ihale söz konusu değildir. Ama belediyelerde işleyiş böyle yürür" yanıtını verdi. Sınar'ın "İhalelerde aslan payını Akpolat'ın aldığını iddia ediyorsunuz ama hiçbir somut delile yer verilmiyor. Nasıl bir somut delili var? Kimden ne menfaat, komisyon alıyor?" sorusuna tanık "Bunu söylemem şu an imkansız. Şu an mahkemede örgüt lider olarak görülen Aziz İhsan Aktaş, etkin pişmanlıktan yararlanarak tüm çıplaklığı ile anlatmıştır. Oraya bakılınca her şey görülecektir. Rıza Akpolat işin ehli olsaydı bu mahkemede kimse olmazdı" yanıtını verdi. Bir başka avukatın "Şahit oldunuz mu?" sorusuna tanık "Ben bizzat şahit olmadım. Herkesin duyduğu bildiği konulardır" dedi. Mahkeme başkanı'nın daha önceki ifadede geçen Ferhat Tutşi hakkındaki iddiaları sorması üzerine tanık "Ben böyle bir beyanda bulunmadım, Ferhat Tutşi'yi tanımıyorum" dedi.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (gizli tanık avukat çapraz sorgusu)
Aziz İhsan Aktaş davasında "XYZ49QP" kod adlı gizli tanık, sesi değiştirilerek SEGBİS aracılığıyla dinlendi. Tanık, "Beşiktaş Belediyesi'nde Rıza Akpolat'ın bilgisi dahilinde ihalelerde yolsuzluk yapılır" dedi ve sözlerine şöyle devam etti: "Daha önce savcılık ifadelerimde beyanlarımı sunmuştum. Belediyenin içindeki kokuşmuş yapıyı ortaya sermek için anlatıp belediyedeki Alican Abacı, Bahar Aksoy, Aziz İhsan Aktaş'ı anlatmıştım. Daha önce tutuklanan, dosyada örgüt lideri olarak görülen Aziz İhsan Aktaş etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanarak belediye içindeki bütün kokuşmuş yapıyı belgeleriyle birlikte ortaya çıkarmıştır. Alican Abacı'nın düğününün, müteahhit firmalar tarafından yapıldığını kendisi de bizzat doğrulamış ve belgelemiştir. Tekrar ediyorum: Aziz İhsan Aktaş bunları doğrulamıştır." Mahkeme başkanı'nın "Biraz detay anlatır mısınız" sorusu üzerine tanık şöyle yanıt verdi: "Daha önce ifademde belediyelerde rüşvetin ne şekilde döndüğünü anlatmıştım. Kendine yakın firmalarla çalışmak isterdi. İhaleler tanıdık firmalara verilirdi, maksat rant elde etmektir. Belediyeyi yöneten Rıza Akpolat değil Ali Rıza Yılmaz Başkandır diye düşünüyorum. Rıza Başkan yeni ve acemi olduğu için bu işleri yürüten Ali Rıza Yılmaz Başkandı."
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (gizli tanık ifadesi)
Aziz İhsan Aktaş davasında "XYZ49QP" kod adlı gizli tanık, görüntüsü ve sesi değiştirilerek duruşmada ifade veriyor.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (gizli tanık ifadesi)
Salon tamamen boşaltılıyor; sanıklar, avukatlar ve izleyiciler salondan çıkarılıyor.
Aziz İhsan Aktaş davasının mağdurlarından Hakkı Sinan Ekiz, "Aracı Fahri Aksoy'a satmıştım. Konu bundan ibaret. Paramı almıştım" dedi ve "Zararım yok. Şikayetçi değilim" diyerek dosyada şikayetçi olmadığını belirtti. Ekiz, şikayetçi olmadığını söyleyen 14'üncü isim oldu.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası (mağdur beyanı)
Mahkeme başkanı, reddi hakim talebini değerlendirmek için duruşmaya ara verdi. Salonda Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu da duruşmayı takip ediyor.
“Söz hakkı verilmeden tutukluluk incelemesinin yapılması usule aykırı. Karar vermeden devam edemezsiniz. Eğer söz hakkı vermeyecekseniz adil yargılama yapmıyorsunuz demektir. Reddi hakim talebinde bulunuyorum.”
“Yeterli söz hakkı verildi. Kararımız bu şekilde. Herkese sürekli söz hakkı veremem, böyle bir şey yok. Benim takdirime göre de siz bilmiyorsunuz. Sadece İBB Davası'yla birleştirilen Beyoğlu dosyasının avukatlarına tahliye talebi için söz vereceğim. Tutukluluk incelemesini dosya üzerinden yapacağız. Biz usule ilişkin talepleri zaten aldık. Duruşma devam ediyor.”
“Daha önce sağlık sorunlarım nedeniyle duruşmaya katılamadığım için usule ilişkin söz almak istiyorum. Müvekkilim tutukluluk incelemesi öncesi sözlü beyanda bulunmak istiyor. Tutukluluk incelemesinde her sanığın avukatına söz hakkı tanınmalı. Savunma hakkı sınırlandırılıyor; adil yargılama yapılmıyor.”
Sanık avukatları, Perşembe günü yapılacak tutukluluk incelemesi için söz talep etti. Mahkeme başkanı bu talepleri reddetti.
Sanıklar, avukatları, gazeteciler, mahkeme heyeti ve izleyiciler yerini aldı, İBB davasının 27. günü resmen başladı. 22 Nisan'daki son duruşmada savunma sırasının öne alınmasını isteyen ve mahkemeye dilekçe sunan, bazı tutuklular tarafından sözlü tacize maruz kaldığını öne süren itirafçı Adem Soytekin, duruşma salonunda jandarmalar tarafından çevrelenmiş şekilde tutuluyor.
İBB Başkanı ve CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ile tutuklu avukatı Av. Mehmet Pehlivan, alkışlar arasında salona girdi. Tüm salon "Ekrem başkanım günaydın" diyerek karşıladı.
Tutuklu sanıklar alkışlarla salona girdi; yakınları ve dostları izleyici kısmından teker teker seslendi. Iraz'ın babası "Iraz günaydın kızım" derken Pınar Türker'in annesi "Pınar seni seviyorum Pınar" diye çağırdı. Salonda Mustafa Akın, Taner Çetin, Şahan başkan, İnan Güney, Kapki, Ramazan, Ahmet Şahin, Emrah, Yavuz, Ali Rıza, Aykut, Çalık, Fatih, Leyla, Mehmet Murat Çalık, Resul, Serap Karay, Buğra Gökçe, Kahraman Yeşilyurt, Ceyhun, Kaan, Mustafa Karaoğlu gibi tutuklulara günaydın ve sevgi seslenişleri yükseldi. "Babişkom günaydın", "Mehmet Murat Çalık seni çok seviyoruz", "Çalık başkanım Beylikdüzü seni çok özledi", "Buğra Gökçe kombinin çok iyi", "İnan Güney onurumuzdur" gibi seslenmeler yıkıldı. Mustafa Akın da izleyici kısmına seslendi: "Deniz'i öp benim yerime."
Tutuklu sanıklar salona alınmaya başlandı; İBB davasının 8. haftası açılıyor.
Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü Davası'nın ikinci celsesinin ikinci haftası da Silivri'de devam ediyor; CHP'li belediye başkanları dahil 11 ismin tutuklu yargılandığı davada bu hafta "Yaprak" ve "XYZ49QP" kod adlı gizli tanıkların dinlenmesi bekleniyor.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası
Aziz İhsan Aktaş davasında tahliye olan Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar Silivri'de dayanışma için. Aydar gazetecilere yaptığı açıklamada "327 gün sonra tahliye oldum. Tutuksuz yargılama esas olmalı. Beraat edeceğimize inancım tam. 12 ayın hesabını vicdanen kim verecek? Ben arkadaşlarımı bırakıp Adana'ya dönemem; asfalt dökemem, açılış yapamam, hiçbir şey olmamış gibi hayatıma devam edemem. Mücadelemiz son arkadaşımız çıkana kadar sürecek" dedi. Aydar ayrıca "12 metrelik hücrelerde gerçek haberi nereden alacağız? Dışarıyla bağlantımız sizlersiniz. Orada birileri sizin yaptığınız haberlerle dik duruyor. Adalet yerini bulacak" ve "Ekrem başkanım ve diğer arkadaşlarım çıkana kadar buradayız" diye konuştu.
Ara haber — Aziz İhsan Aktaş davası
İBB davası 27. duruşma günü başlıyor. 92'si tutuklu 414 sanıklı davanın ilk duruşması 8. ve kritik haftasına girdi; gündemde tahliye değerlendirmesi var ve mahkemenin tutukluluk değerlendirmesini Perşembe günü yapması bekleniyor. 4 günlük aranın ardından aileler, dostlar ve yol arkadaşları salondaki yerlerini almak üzere Silivri'ye geldi. Bugün İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Av. Mehmet Pehlivan'ın 22 Nisan'da en kritik yerinde kalan savunmasına kaldığı yerden devam etmesi bekleniyor; sürecin hukuki analizini tamamlayıp eylemlere geçeceği duyuruldu. Pehlivan'ın savunmasının ardından sorgusunun yapılması, sonrasında müdafilerinin savunmalarıyla duruşmanın sürmesi öngörülüyor.
