Sayın Başkan, Başsavcılık tarafından tanzim edilen iddianamede müvekkilin 68, 70, 117 ve 118 numaralı eylemler kapsamında ceza sorumluluğunun bulunduğu iddia ediliyor. 68, 70 ve 117 numaralı eylemler kapsamında müvekkilin dolandırıcılık, 118 numaralı eylem kapsamında ise rüşvet verme suçunu işlediği ileri sürülmektedir. Soruşturma aşamasında müvekkil suç işlemek amacıyla kurulduğu iddia edilen örgüte üye olma ve rüşvet verme suçlamasıyla tutuklanmış olup, tanzim edilen iddianamede, bizce isabetli şekilde müvekkile örgüt üyeliği suçlaması isnat edilmemiş, sadece tutuklu bulunduğu suçlardan rüşvet suçu üzerinden iddianame düzenlenmesi tercih edilmiştir. Rüşvet suçlaması da müvekkile sadece 118 numaralı eylemde isnat edildiğinden ve müvekkilin yaklaşık 1,5 yıldır bu suçtan tutuklu kalmasına binaen konunun önemine binaen öncelikle 118 numaralı eylem kapsamında savunmalarımızı mahkemenizin değerlendirmesine sunacağız.
Alper Aydın Müdafii Av. Burak Akın Savunması
118 numaralı eylemdeki suçlamanın temel dayanak noktası, mahkemenizce de malum olduğu üzere, ’na bağlı Mülkiye Müfettişi Mehmet Demiral tarafından düzenlenen tevdi raporudur. Bu tevdi raporunda özetle 41 ayrı firmanın Kültür A.Ş. ile tırnak içerisinde söylüyorum muhtelif reklam alanlarına ilişkin konsept belirleme ve geliştirme uygulama ve uygulama sonrası kaldırma hizmeti işi konulu bir sözleşme akdettiği, bu sözleşmelerin muvazaalı olduğu, daha açık bir ifade ile Kültür A.Ş. tarafından herhangi bir hizmetin verilmediği, müşteri firmalar tarafından da herhangi bir hizmetin alınmadığı iddia edilmektedir. Bu bağlamda müvekkilin yetkilisi olduğu Sev Açıkhava Reklamcılık şirketi ile Kültür A.Ş. arasında 1 milyon 770 bin TL bedelli %18 KDV dahil bir sözleşme imzalandığı bilgisi tevdi raporunda mevcuttur. Aynı zamanda tevdi raporunda müfettiş tablo 3 adı altında bir tabloya yer vermiş Sayın Başkan. Bunu kişisel savunma dilekçemizin 25 numaralı ekinde sunuyoruz. Bu kişisel savunma dilekçemizin 25 numaralı ekinde bu tablo 3 yer alıyor sayın heyet. Bu tablo 3'te müfettiş bu 41 ayrı firmanın listesine yer vermiş. Her bir firmanın Kültür A.Ş. ile akdettiği konsept belirleme sözleşmesinin bedellerine de tek tek yer verilmiş bir liste dilekçemizin 25 numaralı ekinde yer alıyor.
Bu tevdi raporunda yer alan iddianın iddianamede nasıl ele alındığı, ceza hukuku karşılığının nasıl ifade edildiği hususunda birazdan açıklamada bulunacağım. Ancak burada bir parantez açmak istiyorum Sayın Başkan. Bu tevdi raporundaki suçlamanın ve iddianamede de birazdan izah edeceğim suçlamanın temel dayanak noktasını oluşturan bu tevdi raporundaki bu sözleşme muvazaalı olduğu iddia edilen sözleşme tevdi raporunda ve 10 klasöre tekabül eden eklerinde yer almaktadır. Aynı şekilde dosya içeriğinde de tarafımıza vermiş olduğunuz flash bellekte dosya içeriğinin bir örneği bulunduğu belirtilen bu flash belleğin içeriğinde de bu sözleşme suçlamanın temel dayanak noktasını oluşturduğu kabul edilen rüşvet anlaşması niteliğinde olduğu iddia edilen bu sözleşme, dosyanın içeriğinde bulunmamaktadır. İddia makamı ve müfettiş hiç görmediği, şartlarını ve hükümlerini incelemediği, dosya arasına celp etmediği bir sözleşmenin muvazaalı olduğunu iddia etmektedir. Neye göre? Tevdi raporu, yani müfettiş, isimli kişinin beyanlarına göre, iddianame ise müşteki ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini söyleyerek ifade veren kişilerin beyanlarına göre.
“Avukat Bey, bu kişilerin beyanlarına göre sözleşmenin muvazaalı olduğu iddia edilemez mi?” İddia edilebilir Sayın Başkan, bu beyanların bir delil değeri vardır. Bana göre azdır, iddia makamına göre çoktur. Bu konuda aramızda bir görüş ayrılığı olabilir iddia makamıyla. Fakat dosya arasına celp etmediğiniz, incelemediğiniz, şartlarına hükümlerine bakmadığınız gerekirse bir bilirkişi incelemesine dahi sevk etmediğiniz bir sözleşmenin sadece beyan üzerinden muvazaalı olduğunun iddia edilmesinin doğru bir yöntem olmadığı noktasında sizinle ve iddia makamıyla aramızda bir görüş ayrılığının olmaması gerekir. Biz sözleşmeyi dilekçemizin kişisel, 2 klasörden ibaret sunduğumuz bu dilekçemizin, 28 numaralı ekinde mahkemenize sunuyoruz Sayın Başkan. Muvazaalı olduğu iddia edilen sözleşmeyi. Bu sözleşme incelendiğinde, sözleşmenin 23.10.2019 imza tarihli olduğu, sözleşme bedelinin KDV hariç 1.500.000 TL, KDV dahil 1.770.000 TL olduğu, sözleşmenin 6. maddesinin 2. fıkrasına göre bu bedelin, 10 eşit taksitte KDV hariç 150.000, KDV dahil 177.000 TL olarak ödeneceğinin kararlaştırıldığı, hizmet alınacak ve hizmet verilecek lokasyonların sözleşmede tek tek belirlendiği görülecektir.
Bu bilgilere sözleşme incelendiğinde erişilecek. Bu bilgiler kadar en az önemli ve hatta belki bundan daha da önemli şu bilgiye de vakıf olunacak sözleşme incelendiğinde; sözleşmedeki imza o dönem şirkette pay sahibi olan, şirketin vekaletnameli resmi yetkilisi olan Ahmet Uruç isimli kişi tarafından imzalandığı, bu kişi ile ilgili dosyada hiçbir adli işlemin yapılmadığı, müvekkilin imzalamadığı bir sözleşme nedeniyle yaklaşık 1.5 yıldır tutuklu bırakılmasına rağmen, sözleşmeyi imzalayan kişi ile ilgili hiçbir adli işlemin yapılmadığı da görülecektir Sayın Başkan. “Bunu niye söylüyorsunuz Avukat Bey?” Bunu şu nedenle söylemiyorum Sayın Başkan: "Bir suç işlenmişse sorumlusu Ahmet Uruç'tur" demek için değil. "Bir sorumlu varsa o Ahmet Uruç'tur" demek için değil. Birazdan detaylarıyla izah edeceğim. Ortada muvazaalı bir sözleşmenin varlığını gerekli kılacak deliller yok. Bu nedenle aslında Ahmet Uruç'la ilgili adli bir işlem yapılmasında bir yanlışlık da yok. Ancak soruşturma mercilerinin izlediği bu yöntem ne yazık ki, soruşturmanın eylem odaklı değil veya maddi gerçeği araştırmaktan ziyade daha çok isimler ve kişiler üzerinden yürütüldüğüne dair bir izlenime neden olmaktadır. Bu izlenime ilişkin diğer doneleri birazdan yine mahkemenize sunacağım. Burada parantezi kapatıyorum.
İddianameye geliyorum Sayın Başkan, tevdi raporundaki bu varlığı iddia edilen tespitlerden sonra. 118 numaralı eyleme ilişkin iddianamenin 2882 ve 2883. sayfalarını açıyorum. Tevdi raporundaki tespitler başlığı altında bazı bilgilere yer verildiğini görüyorum. Kültür A.Ş. ile akdedilen muhtelif reklam alanlarına ilişkin konsept belirleme ve geliştirme uygulama ve uygulama sonrası kaldırma hizmet işi konulu sözleşmeye atıfta bulunulduğunu görüyorum. Bu sözleşmenin muvazaalı olduğunun iddia edildiğini görüyorum iddianamede. 14 firmanın isminin sayıldığını, bu 14 firmanın 20 yetkilisine yer verildiğini, bu firmaların imzaladığı sözleşmenin muvazaalı olduğunun belirtildiğini görüyorum. Bu bağlamda müvekkilin ve Seva Işık Hava Reklamcılık şirketinin de bu 14 firma arasında olduğunu görüyorum. Ancak burada bir şey dikkatimi çekiyor Sayın Başkan. Tevdi raporunda 41 ayrı şirketin bu sözleşmeyi Kültür A.Ş. ile akdettiği belirtiliyordu. Burada neden sadece 14 firmanın 20 yetkilisine yer verilmiş?
Bu sorunun cevabını arıyorum iddianamede, göremiyorum. 2885. sayfaya geliyorum. 118 numaralı eyleme ilişkin netice-i talep bölümünü açıyorum. Kimlerin rüşvet veren olarak cezalandırılmasının istendiğine bakıyorum Sayın Başkan. Reklam firmalarının sahiplerinin isimlerini yuvarlak içine alıyorum. Firmalarla eşleştiriyorum. 10 kişinin ismi çıkıyor, özür dilerim, 10 firmanın ismi çıkıyor. 10 firmanın 15 yetkilisine ceza istendiğini görüyorum. Ama sen 2 sayfa önce 14 firmanın imzaladığını söylemiştin bu muvazaalı sözleşmeyi. Neye göre 10 firmaya sadece ceza istiyorsun, 10 firmanın 15 yetkilisine? Bu arada bu isimler ve şirket isimleri dilekçemin dipnotunda tek tek belirtilmiş durumdadır, burada saymıyorum.
Toparlıyorum Sayın Başkan, Sayın Heyet. Tevdi raporunda 41 firmaya yer veriliyor bu sözleşmeyi imzalayan. İddianamenin bir bölümünde 14 firmadan bahsediliyor. Netice-i talep bölümüne geldiğimde 10 firmaya bir suçlama yöneltiliyor. “Gerekçen nedir, hangi kriteri baz aldın, neye göre ayrıştırdın”; belli değil. O halde sayın başkan, müvekkilim bu eylemden yargılanan bir kişi olarak iddia makamına şu soruyu sorabilir. Diyebilir ki: "41 firmadan 10'una ceza isteniyor ya... Sen iddia makamı olarak bu 31 firmanın Kültür A.Ş. ile akdettiği muhtelif reklam alanlarına ilişkin konsept belirleme ve geliştirme sözleşmesinin muvazaalı olmadığını kabul ediyorsun da... Benim de aralarında olduğum bu 10 firmanın imzaladığı sözleşmenin neden muvazaalı olduğunu iddia ediyorsun? Bu 10 firmanın... Bu 31 firmanın, Kültür A.Ş. ile aynı sözleşmeyi akdeden bu 31 firmanın, Kültür A.Ş.'den konsept belirleme ve geliştirme hizmeti aldığını kabul ediyorsun da benim de aralarında olduğum 10 firmanın neden hizmet almadığını ve Kültür A.Ş.'nin bu firmalara hizmet vermediğini kabul ediyorsun? Gerekçen nedir?" Sanığın, bu eylemden yargılanan sanığın bu önemli sorunun cevabını iddianamede görme hakkı var.
Bununla ilgili sayın başkan, biz savunma makamı olarak onlarca şey hatta yüzlerce şey söyleyebiliriz. Bizim her söylediğimize bir cevap vermek zorunda değilsiniz yargı mercileri olarak. Ama Anayasa Mahkemesi'nin terminolojisiyle ifade ediyorum; ayrı ve açık yanıt verilmesi gereken savunmalarımıza cevap vermekle yükümlüsünüz ve iddia makamı da bu yükümlülüğe dahildir. İddianamesinde ve esas hakkındaki mütalaasında bu hususta bir belirleme yapmalıdır. "Benim müvekkilim bu sözleşmeye imza attı" diye telefonlarını dinlediler mi? Dinlediler. Evinde ve iş yerinde arama yaptılar mi? Yaptılar. "Bu sözleşmeye imza attı" diye şirketine kayyum atadılar mı? Atadılar. Özgürlüğünü elinden aldılar mı "bu sözleşmeye imza attı" diye? Aldılar. Hadi 14 firmayla ilgili adli işlem yapıldığını kabul edeyim. 41 firmanın imzaladığı söyleniyor. 27 firma yetkilisinin... Sayın başkan, 27 firma yetkilisinin, aynı sözleşmeye imza atan 27 firma yetkilisinin ifadesini bile almadılar. İfadesini bile almadılar. E hani eylem odaklı soruşturma yürütüyorduk? Amacımız maddi gerçeği araştırmaktı. İsimler ve kişiler hedefimiz değildi?
Benim şuna itirazım yok sayın başkan: Bir ayrıştırma yapılabilir. İddia makamı diyebilir ki: "Beş sözleşmeyi muvazaalı kabul ettim, yedi sözleşmeyi kabul etmedim. Sekizini böyle kabul ettim, dokuzunu kabul etmedim" diyebilir. Buna saygı duyuyorum, olabilir. Benim eleştirim; gerekçesini belirtmemesi, hangi kriteri baz aldığını bildirmemesi. Biz bunu bir, bu... Bunu söylesin, bizim savunma... Daha etkin bir savunma yapmamıza da imkan sağlar. Ben hangi kriteri baz aldığını bilmiyorum ki. İyi niyetli olduğuna inanmak istediğim 'nın esas hakkındaki mütalaasında bu eksikliği gidermesini temenni ederim. Bu bahsi kapatıyorum ve devam ediyorum sayın başkan. Şimdi dedik ki iddia makamının bir kriteri var ama biz bilmiyoruz, iddianamesine yazmamış. Mutlaka bir kriteri vardır, hiç şüphesiz ki. Ancak her ne kadar bu konuda bir belirsizlik söz konusu olsa da iddia makamının bu yaklaşımından şöyle kesin bir çıkarımda bulunmamız mümkün sayın heyet. Nedir o? Demek ki Kültür A.Ş. ile muhtelif reklam alanlarına ilişkin konsept belirleme ve geliştirme, uygulama ve uygulama sonrası kaldırma hizmet işi konulu bu sözleşmenin akdedilmesi tek başına, kategorik olarak suç teşkil eden bir eylem değil. Öyle olsaydı tüm firma yetkililerinin huzurunuzda yargılanması gerekirdi. Demek ki böyle bir sözleşme imzalanmış olmasına rağmen Kültür A.Ş. tarafından müşteri firmalara hizmet verilmiş, müşteri firmalar tarafından da hizmet alınmış olabilir. Somut olayın koşulları sözleşmenin muvazaalı olmadığını gerekli kılabilir.
Bir ekin açılmasını rica edeceğim, kişisel savunma dilekçesinin eklerinde. Ek 25, Tablo 3 sayın başkan, az önce size bahsetmiştim, müfettişin yaptığı tablo. Ek 25 evet. Bu tablo, müfettişin raporunun 129 ila 133. sayfaları arasında yer alıyor tevdi raporunun sayın başkan. Muvazaalı sözleşmeyi imzaladığı belirtilen firmaların listesi. Aşağıya doğru gelebilir misiniz? Gelin lütfen aşağıya. 80. satırı var. Tablonun solda numaralar var biliyorsunuz. 80. satırını açabilir misiniz? Yaklaştırabilir misiniz rica etsem? 80. satırında sayın başkan görüyoruz. Bu sözleşmeyi akdeden bir firmanın daha ismi var. Müvekkilin imzaladığı muvazaalı olduğu iddia edilen söz... Vakıf Katılım Bankası Anonim Şirketi de Kültür A.Ş. ile bu sözleşmeyi akdetmiş. Bir kamu bankasının Kültür A.Ş. ile akdettiği bu sözleşmenin muvazaalı olma ihtimali var mı? Bence yok. Bunun bir rüşvet anlaşması niteliğinde olma ihtimali var mı? Bence yok. Yani, hani etkin pişman müşteki, tanık geliyordu diyordu ki: "Konsept belirleme sözleşmeleri muvazaalıdır." Demek ki hepsi öyle olmayabilir. Belki hiç biridir, bilmiyorum incelemedim ki. Ben müvekkilimin akdettiği sözleşmeyi inceledim ve onun muvazaalı olmadığını biliyorum ve bunun delillerini size bahsedeceğim. Ama şu 80. satırda yer alan ibare, etkin pişman müşteki ve tanıkların: "Konsept belirleme sözleşmeleri muvazaalıdır." şeklindeki açıklamasının, genel ve soyut nitelikteki açıklamasının tek başına bir delil olamayacağını ortaya koymaktadır. Belki de hepsi gerçekten de öyle değildir. Belki de hiç biridir, bilmiyorum, incelemedim.
Biz de müvekkil ile ilgili savunmalarımızı bu kapsamda yaparken ve sözleşmenin muvazaalı olmadığını ifade ederken sayın heyet, özellikle işte somut olayın koşullarına, Sev ile Kültür A.Ş. ile yapılan sözleşmenin, o koşullarına ilişkin delilleri mahkemenize sunacağız. Ne diyordu iddia makamı sayın başkan, bu muvazaalı sözleşmeler için? "Reklam izni almak için bu muvazaalı sözleşmeler yapıldı." Neye göre söylüyordu bunu iddia makamı? Etkin pişman müşteki ve tanık açıklamalarına göre söylüyordu. Tanık , açık hava reklam sektöründe faaliyet gösteren firmaların sahibinin bir tanesi, 7 Şubat 2025 tarihinde alınan ifadesinde şöyle söylüyor, tırnak içerisinde söylüyorum sayın heyet: "Bu ücretleri kabul eden şirketlere Kültür A.Ş. tarafından onay verilerek izin verilmesi sağlandı." , şüpheli sıfatıyla alınan 30 Nisan 2025 tarihli ifadesinde, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini söyleyerek verdiği ifadede: "Bu şekilde ben de ilgili iştirak şirketlere giderek ve yukarıda bahsettiğim paraları ödeyerek reklam izinlerini aldım." Kültür A.Ş.'de avukat olarak görevli tanık 21 Mart 2025 tarihli ifadesinde: "Sözleşme imzalayarak ödeme yapmayan firmalar ya Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nden izin alamazlardı ya da reklamları zabıta marifetiyle haksız ve hukuka aykırı olarak indirilir ve izinleri iptal edilirdi."
O halde, Sev ile ilgili birinci araştırılması ve cevaplandırılması gereken soru, eğer ki sözleşme muvazaalıysa, bu etkin pişman müşteki ve tanık açıklamalarına göre, eğer ki sözleşme muvazaalıysa, bu beyanlara göre, mahkemenizce de kuvvetli suç şüphesine dayanak alınan bu beyanlara göre Sev'in acaba izin başvuruları nasıl sonuçlandı? Bu beyanlara göre izin başvurularının, sözleşme muvazaalıysa olumlu sonuçlanması gerekiyor çünkü. “Peki avukat bey hangilerine bakalım?” Birçok reklam alanı kullanmış müvekkiliniz, hangilerini inceleyeceğiz? Ben nın yerinde olsam, önce sözleşmenin uygulanma tarihine ilişkin, uygulanma süresi içerisindeki reklam izin başvurularını incelerim. Çünkü 10 eşit taksitte 177, 177, 177 ödüyorum ya başkanım. Ve bunun güya rüşvet olduğu iddia ediliyor ya başkanım. 2.10.2019'da başlıyorum ödemeye 2.06.2020 tarihine kadar sözleşmenin bir uygulanma süresi var, sözleşmenin içeriğinde de yazıyor. 2.10.2019 - 2.06.2020. 10 eşit taksitte ödeneceğini belirtmişti. Öncelikle bu tarih aralığını kontrol ederim.
Hepsine bakarım, 22, 23, 24 yıllarına da bakarım ama önce bunları incelerim. Hangi lokasyonlara bakalım avukat bey? Ben olsam önce şuna bakarım. Siz hepsine bakın, ben hepsini söyleyeceğim zaten. Ama bu sözleşmede belirlenmiş hizmet alınacak lokasyonlar var sayın başkan. Sözleşmenin içeriğinde de bu lokasyon listesi var. Ben bunu aynı zamanda dilekçemin 29 numaralı ekinde de belirtiyorum, kişisel savunma dilekçemin de 42. sayfasında var bu lokasyon listesi. Bu lokasyon listesi dilekçemde bakın şöyle belirtilmiş durumda: Bu, tevdi raporunun hazırlanmasına yönelik müfettişle kültür arşivi arasında yapılan yazışmalardan alınan listedir. 16 Şubat 2023 tarihli yazı ekinde, dilekçemin 29 numaralı ekinde yer alıyor. Öncelikle bu lokasyonlara bakarım Sayın Başkan. Hepsine bakarım ama öncelikle buna bakarım. Çünkü rüşvet anlaşması olduğu iddia edilen belgenin içeriği şöyledir: Örnek 1: 13 Ocak 2020 tarihinde bir izin başvurusunda bulunuluyor.
Bir parantez açıyorum; asıl söyleyeceğim bu değil ama parantez içerisinde şunu belirteceğim: Tabirimi mazur görün Sayın Başkan, güya "üçkağıt" bir sözleşmeymiş, kağıt üzerinde bir sözleşmeymiş ya bu... Bir, sözleşmede lokasyonlar belirlenmiş. İki, öyle bir lokasyon gerçekten fiili olarak var. Üç, gerçekten var olan bu lokasyon reklam alanı olarak kullanılan bir yer. Dört, sen niyet etmişsin, bu alanı reklam alanı olarak kullanmak üzere resmi başvurusunu yapmışsın. Sadece bu doneler bile sözleşmenin gerçek bir sözleşme olduğuna işaret eder. Parantezi kapattım.
Asıl söyleyeceğim bu değildi. 13 Ocak 2020 tarihindeki başvuru, sözde rüşvet taksitinin ödendiği tarihe tekabül eden bir dönemdir. Biz 2 Ekim 2019 ile 2 Haziran 2020 arasında 10 taksitle ödüyoruz ya; müvekkil Ocak 2020'de başvurmuş. Sözleşme muvazaalı (danışıklı) olsaydı, bu etkin pişmanlıktan yararlanan tanıkların beyanlarına göre izin başvurularının olumlu sonuçlanması gerekirdi. Çünkü ödemeyi yapanlar "Biz iznimizi aldık" diyorlar. Oysa izin başvurusu olumsuz sonuçlanmış, uygun görülmemiş Sayın Başkan. Dilekçemin 30 numaralı ekinde resmi yazıyı, resmi bir belgeyi ortaya koyuyorum. Sözleşme muvazaalıysa bedeli ödeyen izni alıyordu, hani? İzin verilmemiş. "Avukat Bey, 1 tane örnek buldunuz diye iddiayı çürüttüğünüzü mü söylüyorsunuz?" denilebilir. Örnek 2: Beykoz ilçesi, Kavacık Mahallesi, Ekinciler Caddesi, No: 36, 859 ada, 13 parsel; sözleşmeye konu lokasyonlardan birisidir. 13 Ocak 2020 tarihinde burasıyla ilgili de bir izin başvurusu var. Bu izin başvurusu da olumsuz sonuçlanmış. Dilekçemin 31 numaralı ekinde yer alıyor.
"Avukat Bey, 2 tane örnek getirdiniz" denirse diye Örnek 3: Müeyyizzade Mahallesi, Necatibey Caddesi, No: 1; dilekçemin 32 numaralı ekini açabilir misiniz rica etsem? Karaköy, Beyoğlu; tarih Mart 2020. Burası Karaköy'de bir bina, reklam alanı olarak kullanılacak. Bina Şerefhan yönetimi ile Sev Açıkhava Reklamcılık arasında, Mart 2020 tarihli, 1 yıllık bir reklam alanı kiralama sözleşmesidir. 540.000 veya 560.000 TL'lik bir bedeli var ve 3 taksitte ödenecek. 1. taksit 140.000 TL. Sözleşmede şöyle bir hüküm var, sözleşme dilekçemde de mevcut. Biraz aşağıya gelebilir misiniz? Sözleşmeye göre "Reklam izni alınamazsa sadece ilk taksit ödenecek, 140.000 TL ödenecek, diğerleri ödenmeyecek" deniyor. Bir iskele kurulacak, ışıklandırma aparatları konulacak ve masraflar Sev'e ait olacak. Şerefan yönetimi ile Sev arasındaki sözleşme, sözleşmeye konu lokasyonlardan birisidir. Biraz daha aşağıya inebilir misiniz? Biraz daha aşağıda resim var mı? Evet, var. Durabilir misiniz? Alttaki 2. resme zoom yapabilir misiniz? Bu bina Sayın Başkan, altta zabıtanın aracını görüyorsunuz değil mi? Burayla ilgili hemen üstünde de tebligat var; beyaz kağıda mavi mürekkeple yazılmış. "İki gün içinde boşalt, burası izinsiz. İki gün içinde boşalt, burayı düzeltmezsen ben sökerim, %20 fazlasını da senden alırım" diyor. Yönetmelikte böyle bir düzenleme varmış, ben de bu dosya vesilesiyle öğrendim. Zabıta "Biz sökersek, söküm masrafını %20 fazlasıyla senden alırız" diyor. Hemen üstte de bunun tutanağı var Sayın Başkan. Bu, sizin Zabıta Daire Başkanlığına müzekkere yazarak getirttiğiniz o klasörlerin içerisinde mevcuttur.
Sayın Başkan, sözleşme muvazaalıysa etkin pişman olan tanık ve müşteki "İzinleri alıyorduk" diyordu, hani? Ben izni alamamışım. Üzerine, benim alanımla ilgili izin karşılığı ödenen KDV hariç 150.000 TL'yi rüşvet olarak verdiğim iddia ediliyor; o para zaten gitti. 140.000 TL de Şerefhan yönetimine ödedim mi? İzni alamadım ama cebimden 140.000 TL de çıktı. 6 sene önceki dekontları da bulduk Sayın Başkan. Sözleşme yükümlülüğüne göre alanı kullanamasa da ödeyeceği için bir 40.000 TL, bir de 100.000 TL ödenmiş. Şerefan yönetimine müzekkere yazarak da bunu sorabilirsiniz. 177 güya rüşvet bedelini ödemiş. İznini alamamış 140 daha ödemiş. Işıklandırma aparatları ve iskele masrafı da bonus. Bu nasıl muvazaalı sözleşme Sayın Başkan? Dilekçemin 32 numaralı ekinde dekontlar da var. Alta gelirseniz o iki dekont da var Sayın Başkan. 100 bin lira ve 40 bin lira olarak ödenmiş.
Örnek 4. Esentepe Mahallesi, Cemil Cahit Toydemir Sokak Emekli Subay Evleri Blok No 52. Sözleşmeye konu lokasyonlardan bir tanesi Sayın Başkan. Burayla ilgili 2019 yılında müvekkil, belediye, İBB AK Parti'deyken, yani 2019 yılının başında izin başvurusunda bulunuyor ve izin alıyor. Zaten ezelden beri izinli olan bir yer. Sağır duvar. 2019 yılı sonuna kadar izinli. Zaten izinli olan bir yerle ilgili izin almak için rüşvet anlaşması yapmam bence hayatın olağan akışına aykırı. Takdir, değerlendirme sizindir ama asıl söyleyeceğim bu değil. Burayı da sökmüşler Sayın Başkan. “Avukat Bey, izinli olan yeri nasıl sökerler?” Bu iznin kriterleri var Sayın Başkan. Kentsel Tasarım Müdürlüğünün izin yazılarına dosyanın içerisinden bakarsanız dilekçemizin ekinde de birden fazla var. 40 cm buradan olsun, 20 cm şöyle olsun, 30 cm çıkmayacak gibi kriterleri var. Müvekkil de ana yoldan gözüksün diye biraz cepheli yapıyor duvara reklam uygulamasını. İzne aykırı. Burayla ilgili de söküm var. İzinli yeri dahi söküyorlar Sayın Başkan, izne aykırı olduğu için tabii ki de. Niye söylüyorum? Bir tolerans yok, bir imtiyazlı uygulama yok ve söküp masrafını müvekkilden istiyorlar. Dilekçemin 34 numaralı ekinde e-tahsilat bilgi formu var. Orada bir referans numarası var Sayın Başkan. Belediyeye yazıp sorabilirsiniz. Söylediğim lokasyona ilişkindir o tahsilat.
Örneklerin sayısı arttırılabilir Sayın Heyet. Birden fazla örnek verilebilir ama bir de sözleşme dışındaki lokasyonlara da bakalım. Oradaki izin durumları acaba nasıl ilerledi? Çünkü bir varsayım olarak şöyle düşünmüş olabilirler: 2019 yılında bu sözleşmeleri imzalarken biz bir, deyim yerindeyse tabirimi maruz görün, bir ters köşe yapalım. Sözleşmeye yarın öbür gün bununla ilgili bir hukuki sürece maruz kalırız. Biz sözleşmeye konu lokasyonlara izin vermeyelim. Haricen diğer lokasyonlardaki izin konularını da biz sizin işlerinizi görürüz. Avukat da 6 sene sonra gelip bu savunmayı yapmasın. Bu savunmayı yapsın lehe olarak. Bu bir varsayım, zorladığımın farkındayım ama aklınızda herhangi bir soru işareti kalmaması adına bunu ifade edeceğim. Dilekçemin 35 numaralı ekinde, yine bu sözleşmenin uygulanma süresine ilişkin tarih aralığını özellikle dikkate alarak, 02.10.2019 - 02.06.2020 tarih aralığında müvekkile ait sökülen yerlerin listesini 35 numaralı ekte dilekçenin sunuyoruz Sayın Başkan.
27 Ağustos 2017'de örnek, Bebek Mahallesi Cevdet Paşa Caddesi No 109. 29 Ağustos'ta başka haricen 3 yer, tek tek okumayayım. 3 Eylül 2019'da iki yer, 5 Eylül 2019'da bir yer, 9 Eylül 2019'da iki yer, 24 Eylül 2019'da bir yer, 2 Aralık 2019'da bir yer, 8 Ocak 2020'de 4 yer, 6 Şubat 2020'de bir yer, 10 Şubat 2020 ve 3 Mart 2020 tarihinde bir yer. Hepsinin adresi tek tek belirli resmi evrakla dilekçemizin 35 numaralı ekinde yer alıyor. Ben ama somut bir tanesini, 36 numaralı eki açabilir misiniz, size göstermek istiyorum. Güya muvazaalı olduğu iddia edilen sözleşme ve güya rüşvet bedeli ve reklam izni almak için ödenen bir bedel iddiaya göre. Zumlayabilir misiniz? SEV Açıkhava Reklamcılık tarafından Kültür AŞ'ye yapılan 177.000 TL'lik ödeme. Tarih, 26 Şubat 2020 olması, evet, 26 Şubat 2020. 177.000 TL. Neyin taksiti Başkanım? Sözleşmenin 10 aylık taksitinden bir tanesi. KDV dahil 177 olarak söylemişti.
Biraz aşağıya gelir misiniz? Reklam izni almak için yapıldığı söylenen ödeme ve etkin pişman müşteki tanık, "Biz bu ödemeyi yaptık, iznimizi aldık." diyor. Sözleşme muvazaalıysa, burada Sayın Başkan, biraz aşağıya gelebilir misiniz rica etsem? Bakın, şurada duralım. 17 Mart 2020. 17 Mart, 26 Şubat 2020'de ödeme yapılmış, 17 Mart 2020'de neresi sökülmüş? Arnavutköy Bebek Caddesi No 2. Sistem'e ait bir yer. Biraz daha aşağıya gelebilir misiniz? Biraz daha aşağıya lütfen. %20 fazlasını müvekkilden istiyorlar, Hakan Ablak yazılı, imzalı. Burası gözükmüyor, fotoğrafı. Tebligatını ne zaman yapmışlar Sayın Başkan? Ona da bakalım. Tebligat burada. 3 Mart 2020 tarihinde. Ben 26 Şubat 2020'de sözleşmenin taksitini ödemişim. Güya reklam izni almak için yapıldığı iddia edilen bedeli ödemişim. Adamlar 5 gün sonra bana tebligat göndermişler bu yeri sök diye. 17 Mart'ta da yaklaşık 17 gün 20 gün sonra da burayı sökmüşler. Cevabını iddianamede veya esas hakkındaki mütalaada, savcımızın da dikkatini celbetmek isterim. Yarın mütalaa verecek. Ben bu dekontun eğer ki müvekkilin imzaladığı sözleşme muvazaalıysa ve ödenen bedel reklam izninin karşılığıysa, bu dekontun ve bu söküm evrakının ne anlam ifade ettiğinin esas hakkındaki mütalaada ortaya konulmasını talep ediyorum sayın başkan.
Bu imzalanan sözleşmenin sadece şimdiye kadar yapmış olduğum açıklamalar karşısında 23.12.2019 tarihinde imzalanan bu sözleşmenin muvazaalı olmadığına ilişkin bir kısım delillerimizi mahkemenize sunduk. 2.10.2019 ve 2.6.2020 tarihi aralığını kapsayan şekilde. Ancak ben şunu da size ifade etmek isterim. Sadece bu tarih aralığında değil 2019 ila 2026 tarihleri arasındaki hiçbir dönemde Sev'in yetkilisiyle İBB veya Kültür AŞ'nin herhangi bir yetkilisi arasında bir rüşvet ilişkisinin olmadığını da ortaya koymak gerekir. Biz mahkemenizden bir talepte bulunduk, kabul ettiniz. Dedik ki İBB Zabıta Daire Başkanlığına müzekkere yazarak söküm evraklarını ister misiniz? İki, Gelirler Şube Müdürlüğüne müzekkere yazarak sökülen yerlerin masrafının müvekkilden tahsil edilmesine ilişkin evrakları celbeder misiniz? Kabul ettiniz, müzekkere yazdınız, dosyaya üç klasör Zabıta Daire Başkanlığından, 15 klasör Gelirler Şube Müdürlüğünden evrak geldi sayın başkan. Muvazaalı sözleşmeler ne için yapılıyordu iddiaya göre? Reklam izni almak için. O gelen evraklar 2026 ve 2019 arasını kapsayan o evraklar, o söküm evrakları aslında müvekkille bu dönem içerisinde de herhangi bir rüşvet anlaşması yapılmadığını ortaya koyan önemli delillerdir.
Âdem Tuncay diyor ki müvekkil bahsetti, bu iddiaya da cevap vereyim, “2024 yılında Sev ile Medya AŞ arasında 25 milyon TL'lik bir muvazaalı sözleşme imzalandığını 'den duydum” diyor sayın başkan, “duydum!” Bir, müvekkil husumetini ifade etti. Takdir, değerlendirme size ait. Ben delilleri değerlendireceğim. Bir, görmüş mü? Öyle bir sözleşme dosyada var mı? Yok. “Duydum” diyor, duymaya dayalı bir bilgi. Sözleşme dosyada yok. “'den duydum” diyor. 'in ben dosyada üç ifadesini gördüm. Biri emniyet ifadesi, iki tane de savcılık ifadesi var. O üç ifadede de bu konuya ilişkin bir bilgi görmedim, bu bilgiyi teyit eden. Siz dördüncü kez dinleyeceksiniz benim bildiğim, sorabilirsiniz, biz de sorarız.
Ama bunlardan daha önemlisi, bunlar bir donedir delilin değerini zayıflatan ama bir de şu var ki bunlardan daha önemli olduğunu düşünüyorum. 2024 yılına, o mahkemenizin celbettiği evraklar sayesinde bunu size söyleyebiliyorum sayın başkan, o nedenle istemiştik. Dilekçemin 37 numaralı ekinde sunuyorum bunu size. 37 numaralı ekte 2024 yılında, yani 25 milyonluk muvazaalı sözleşmenin yapıldığı iddia edilen yılda Sev'e ilişkin söküm tebligatları 34 adet. Her ay neredeyse üç lokasyon sökülmüş durumda.
2024 yılının bahsettiği yılında, yani 25 milyonluk muvazaalı sözleşme yaptığımız zaman arife günü -Bodrum’dayım o zaman- beni Üsküdar Belediyesi zabıtası aradı. Üsküdar Belediye zabıtası. Hayırdır dedim benim Üsküdar Belediyesiyle ne işim var? Dedi ki Büyükşehirde de zabıta sıkıntısı varmış, size tebligat yapmamız lazım dedi. Dedim benim Üsküdar'da hala bir şeyim yok. Bağdat Caddesi'ndeki yerlerinizi sökeceğiz dedi. Tabii biz tebligat almadık. 9 tane yerimiz söküldü tebligatsız. Ondan 10 gün sonra da ben tabii çok ısrar ettim niye söküyorsunuz, niye benim yerlerimi söküyorsunuz diye. 10 gün sonra da 10 tane yerim daha söküldü. 10 civarı herhalde şeyde, tebligatlı diye hatırlıyorum. 10 tane tebligatlı yerdi. O Kurban Bayramı'ndan 10 gün sonra. Yani Kurban Bayramı'nda Üsküdar Belediyesi'nden sayın başkan ek hizmet çağırılmış yani, çok acil önemli bir şey diye. Ve ben çalışma arkadaşımızı Bağdat Caddesi'ne gönderdim, tek video çektirdim ve o zaman bunların hepsine de attım. O yüzden telefonum önemli diyorum. Bağdat Caddesi'nde o gün sadece bizim yerlerimizde söküm yapıldı sayın başkan. Sadece bizim yerlerimiz. Yani şimdi benim muvazaalı sözleşmede bu eziyet çektirilebilir mi yani? Hayatın bir defa olağan akışına aykırı, olmayacak, olmaması yani olmayacak bir şey yani. Kusura bakmayın, bunu özellikle belirtmem gerekiyordu, araya girmiş oldum.
Burada dikkat çekici noktalardan bir tanesi şu sayın başkan. Bunun listesini de 37 numaralı ekin üst sayfasında koydum. Burada, mart ve temmuz ayları hariç istisnasız her ay —iki ay hariç istisnasız her ay— söküm işlemi yapılmış. Yani şöyle olsa yine iddiayı anlayabilirdim: "Mart ayına kadar bütün sökümler ama marttan sonra hiç yok." Bu yine biraz daha kuşkulu olabilir ama istisnasız her ay —iki ay hariç— söküm işlemi düzenli ve sistematik olarak yapılmış izinsiz yerlere ilişkin. Diyebilirsiniz ki: "Müvekkiliniz de ne kadar çok izinsiz yer kullanmış." Sayın başkan, izinsiz bir yer kullanmak idari para cezasını gerektiren bir kabahat. Biz burada izinsiz yer kullandığımız için benim müvekkilim yargılanmıyor. Benim müvekkilim burada rüşvet verilerek müsaade edildiğine ilişkin iddiayla yargılanıyor. Bu deliller de bu iddiayla tutarlı değil. Onu ifade etmek için bunu ortaya koyuyoruz.
Bu 2019-2026 döneminde rüşvet ilişkisinin olmadığını ortaya koyan diğer hususları dilekçemde ayrıntılı belirttim, müvekkil savunmasında biraz değindi. Beşiktaş Belediyesi'nden izinli yerler var sayın başkan, müvekkilin aldığı. Buralar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından "Bizim alanımıza giriyor" diyerek izin verilmiyor. Beşiktaş Belediyesi'nden izinli ama İBB diyor ki: "Kaldır, benim alanıma giriyor" diyor. Doğrudur, yanlıştır; önemli değil. Belki İBB haklı, bilmiyorum. Ama burada vurgulamak istediğim nokta şu: İmtiyazlı bir uygulama Sev’e yönelik yok ve bu da bir rüşvet ilişkisinin olmadığının bir delili. "Ben 2024 yılında 25 milyon TL vereceğim, 34 yerim sökülecek reklam izni almak için." Sadece iki yeri sökülen ... Sadece iki yeri Nispetiye Caddesi'nde. Yaptığı... Bir şirkete verilen zarar sayın başkan. Bir yerin sökülmesinin bile bir şirkete verdiği zarar çok büyük. 25 milyon verip, güya rüşvet olarak ama 37... 34 yerin sökülmesi tutarlı değil.
Şöyle devam edeceğim sayın başkan. Size gerek 23.12.2019 tarihinde imzalanan sözleşme ve uygulanma süresi, gerekse de 2019 ve 2026 arasındaki dönemde bir rüşvet ilişkisinin olmadığını ifade etmeye çalıştım somut delilleriyle. Siz diyebilirsiniz ki: "Avukat bey, biz ikna olmadık. Biz ortada muvazaalı bir sözleşmenin var olduğunu kabul ediyoruz bir varsayım olarak." Bu varsayımı da dikkate alarak birkaç şey söylemek isterim. Diyelim ki iddia doğru olsun sayın başkan. Sözleşmeler muvazaalı olsun. Acaba o takdirde bir rüşvet suçunun unsurlarının oluştuğu söylenebilir mi? Niçin yapılıyordu bunlar? Reklam izni almak için. İddianamede aynen sayın başkan, 2284. sayfada "muvazaalı sözleşmeler imzalatılarak fatura karşılığı sözleşme bedellerinin tahsil edildiği, bu sözleşmenin imzalanmasıyla rüşvet alan ve veren arasında açıkça rüşvet anlaşması yapıldığı..." Kimle yapıyoruz sözleşmeyi? Kültür A.Ş. ile.
Peki, ne için yapıyoruz? İddianameye göre 2884. sayfa, "Burada reklam izni karşılığı" diyor rüşvet anlaşması yapıldığı; tırnak içerisinde söyledim. Peki, doğru kabul edelim, varsayalım. Türk Ceza Kanunu madde 252, rüşvet suçu, malumunuz: "Yapılması gereken bir işin yapılmaması veya yapılmaması gereken bir işin yapılması karşılığında..." Yani ortada bir iş olacak. Bu işi iddia makamı tespit etmiş; "Reklam izni almak için" diyor. Tamam. Ama 252. maddede sizlerin da malumu olduğu üzere bir şey daha söylüyor: "Görevinin ifası kapsamında olan bir işin yapılması veya yapılmaması amacıyla kamu görevlisiyle menfaat karşılığında anlaşma..." Yani o işin, kamu görevlisinin görevinin ifası kapsamında olması gerekir. Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.'nin yetkililerinin kamu görevlisi sıfatına sahip olup olmadığına ilişkin tartışmayı kenara koydum. Diyelim ki kamu görevlisi olsun. Reklam izni verme görevi Kültür A.Ş. ile Medya A.Ş.'ye mi ait? Reklam izni verme görevi... Bu sorunun cevabı kocaman bir hayır. Açık hava reklam sektöründe faaliyet gösteren herhangi bir firma Kültür A.Ş. ile veya Medya A.Ş. ile fark etmez, reklam izni karşılığında rüşvet anlaşması yapması, ceza hukuku tekniği bakımından, maddi ceza hukuku bakımından imkansız. 252. maddede düzenlenen suçun yapısal unsurları buna müsaade etmez. Kimle yapabilirim? Özel mülkiyete konu olanlar bakımından Kentsel Tasarım Müdürlüğü ile yapabilirim. Çünkü izin yetkisi onlarda. Reklam izni verme yetkisi, özel mülkiyete konu olanlar bakımından Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nde. Bu ayrım önemli. Zaten dosya içeriğinde müvekkilin başvurduğu, başvurularının değerlendirildiği yazılara bakarsanız tamamının ama tamamının Kentsel Tasarım Müdürlüğü tarafından değerlendirildiği ve cevaplandırıldığı görülecektir. Bu konuda hiçbir tartışma yok.
Peki, sayın başkan, ben bu anlaşmayı Kentsel Tasarım Müdürlüğü ile yapabilirim. Peki, Kentsel Tasarım Müdürlüğü, muvazaalı olduğu iddia edilen bu sözleşmenin ve rüşvet anlaşması olarak nitelendirilen bu sözleşmenin resmi veya gayriresmi olarak tarafı mı? Hayır. Kime göre? Ben söylemiyorum, iddia makamı söylüyor. "Anlaşma, iştirak şirketiyle müşteri firma arasında" diyor. Kentsel Tasarım Müdürlüğü tarafı değil. Ben bunun teyidini aynı zamanda nereden sağlıyorum? 118 numaralı eyleme ilişkin netice-i talep bölümünü açıyorum, kimlerin rüşvet alan olarak cezalandırılmasının istendiğine bakıyorum, tamamı Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. çalışanı. Bir kişi var sadece İBB çalışanı, . Ama o da Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nde görevli değil, Reklam Yönetim Müdürlüğü'nde görevli. Bu ayrım önemli sayın başkan. Bir Kentsel Tasarım Müdürlüğü var, Etüt Projeler Daire Başkanlığı'na bağlı; bir de Reklam Yönetim Müdürlüğü var, Emlak Yönetim Daire Başkanlığı'na bağlı. Özel mülkiyete konu olanlarla ilgili izin başvuruları Kentsel Tasarım Müdürlüğü tarafından değerlendirilir, Etüt Projeler Daire Başkanlığı'na bağlı; kamusal mülkiyete ilişkin reklam alanlarının izin başvuruları ise Reklam Yönetim Müdürlüğü tarafından değerlendirilir, Emlak Yönetim Daire Başkanlığı'na bağlı, birimler dahi tamamen farklı. Dolayısıyla benim müvekkilim özel mülkiyete konu olanlar bakımından isimli kişiyle de rüşvet anlaşması yapamaz teknik olarak.
Dolayısıyla, sayın başkan, bu şartlar altında iddianın tamamının doğru olduğu bir an için gerçek, iddianın doğru olduğu bir an için varsayılsa bile, tamamının gerçek olduğu bir an için düşünülse bile olayda rüşvet suçunun unsurlarının hiçbir biçimde oluşmadığı açıktır. Basit bir ceza hukuku değerlendirmesiyle dahi bu tespit yapılabilmektedir. Somut bir örnek, sizin üzerinizden vermeyeyim, burası 500. Ağır Ceza Mahkemesi olsun, burada da X isimli sanıklar yargılansın. Ben de avukat olarak bir rüşvet anlaşması yapmak istedim tahliyelerine ilişkin. Kimle yapabilirim? Sizinle, sizinle değil, 500. Ağır Ceza Mahkemesi'nin üyeleriyle ve başkanıyla yapabilirim çünkü veya 501. veya 500. çünkü itirazı inceleyenin de serbest bırakma yetkisi var veya onlarla bu anlaşmayı yapabilirim çünkü onların serbest, çünkü onların görevinin ifası kapsamında. 58. veya 178. Asliye Ceza Mahkemesi hakimiyle yapamam. Bir anlaşma yaparım, adı rüşvet olmaz. Bu anlattığım örnek ne kadar rüşvet suçunun oluşması imkansızsa huzurdaki müvekkile isnat edilen olay bakımından da rüşvet suçunun oluşması o kadar imkansız.
117 numaralı eyleme geçmeden, sayın başkan, bu suçtan tutuklu olduğu için tahliye talebine yönelik birkaç cümle kurmak istiyorum. Sonra 117'ye geçeceğim. Diyebilirsiniz ki, "Avukat bey, biz buna da ikna olmadık. Biz olayda rüşvet suçunun unsurlarının oluştuğunu düşünüyoruz." Peki, ne zaman sözleşme tarihi? 23.10.2019. Rüşvet suçunda biliyorsunuz, anlaşmanın yapılmasıyla suç tamamlanır, menfaatin temin edilmesi önemli değil. Yani suç tarihi ne zaman? 23.10.2019, sözleşmede yazıyor zaten. 30 Mart 2020'den önce. 7242 sayılı kanun ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun geçici madde 6, bir değişiklik yapıldı mahkemenizin malumu. Koşullu salıverilme süresi 1/2, 105/A'da İnfaz Kanunu madde 105/A'daki 1 yıllık denetimli serbestliğe ayrılma süresi 3 yıla çıkarıldı. Böylelikle 6 yıla kadar ceza alanların ceza infaz kurumunda kalma süresi sıfırlandı, 1/2 - 3. Müvekkile isnat edilen rüşvet suçlamasının alt sınırı 4 yıl, siz iki katını verin sayın başkan. 8 yıl deyin. Yarısı 1/2, 4. Eksi 3, 105/A, 1 yıl. Zaten 1 yılı aşkın süredir tutuklu sayın başkan. Rüşvet suçunun unsurlarının oluştuğunu kabul etseniz bile tutuklu kalmasını gerekli kılan bir durum, ölçülülük prensibiyle uyumlu değil ki olayda rüşvet suçunun unsurları hiçbir biçimde yok.
118 numaralı eylemden yargılanan diğer kişiler kimler? Emre Kızılırmak, , , , Muhittin Palazoğlu, , , , , , Ümit Erboğaziç... Hepsi serbest Sayın Başkanım. "Bu kişilerin bir kısmı etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmış" diyebilirsiniz. Yararlanabilir mi, yararlanamaz mı tartışmasını kenara koyuyorum. Onunla ilgili de söyleyeceklerimiz olur ama aralarında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmayanlar da var. Yararlanmak istemediğini söyleyerek ifade verenler de var Sayın Başkan. , ve bu kişilerdendir. Daha önce yansıttığım Tablo 3'te, 28. sırada müvekkilin yetkilisi olduğu şirket varsa, örneğin 45, 46 ve 47. sıralarda da bu kişilerin şirketleri var Sayın Başkanım. Aynı sözleşme; onlar da bu sözleşmeye imza attı diye yargılanıyor, benim müvekkilim de yargılanıyor. O kişiler serbestken bu insan tutuklu. Niye? Bu çifte standart niye? Hukuken açıklanabilir mi? Aynı eylemler söz konusu ve bu kişiler de şirketin yöneticisidir. Yani bu eylemden yargılananlar şirketin çalışanı falan da değil, bizatihi şirketin yöneticisi olduğu kabul edilen kişilerdir. Aynı eylemlerden yargılanan kişilere farklı tedbirlerin uygulanması anlamsızdır.
Kaçma ve delil karartma şüphesine gelirsek; sözleşme adli mercilerin elinde, tevdi raporu adli mercilerin elinde, HTS kayıtları adli mercilerin elinde, etkin pişman olan müşteki ve tanık beyanları dosya arasındadır; dolayısıyla karartılabilecek bir delil yoktur. Kaçma şüphesini iddia makamı ortaya koymalıdır ancak somutlaştırılmış bir şüphe yoktur. İsnat edilen suçun alt sınırı ile üst sınırı tek başına kaçma şüphesine işaret edemez. Çünkü İnfaz Kanunu'ndaki düzenlemeyi de belirttiler; aynı zamanda 1,5 yıl boyunca veya devam eden süreçte, sadece isnat edilen suçun alt ve üst sınırına dayanılamaz, durumun somutlaştırılması gerekir. O somutlaştırma da dosyada yoktur. Bu nedenle bu suçtan, Sayın Başkan, öncelikle müvekkilin tahliyesine, akabinde de beraatine karar verilmesi gerekir.
Bir diğer husus, müvekkille ilgili 117 numaralı eylemdir. Bu eylemde yöneltilen suçlamanın da temel dayanak noktası, Mülkiye Müfettişi Mehmet Demiral'ın tevdi raporudur. Özet itibariyle şu iddia edilmektedir: Mülkiyeti belediyeye ait olan, yani ihale yoluyla verilmesi gereken reklam alanlarının ihale yapılmayıp düşük ecrimisil karşılığında, yani o reklam alanının gerçek değerinin çok altında bir fiyata firmalara tahsis edildiği, böylece kamunun 260 milyon TL artı KDV zarara uğratıldığı iddia edilmektedir. Bu bağlamda müvekkilin de İBB Emlak Yönetim Daire Başkanlığı'na 8.6 milyon TL ecrimisil bedeli ödediği bilgisi iddianamede vardır. Bu iddia ile ilgili iddianamenin bazı bölümlerini okumak istiyorum. Sayfa 2870, "Genel Değerlendirme ve Tespitler" başlığı altında şöyle denmektedir: "Bu beyanlardan da anlaşılacağı üzere mevzuata göre ihale yoluyla ya da diğer kanuni yöntemlerle söz konusu mecraların kullanımı ilgili şirketlere verilerek belediyenin kasasına çok daha yüksek bedelin girmesi mümkünken, adı geçen şirketlerden sadece ecrimisil bedeli tahsil edilerek kamu zararı oluşturulmuştur."
"Tevdi Raporu Tespitleri" başlığı altında ise reklam alanlarının ecrimisil alınarak kullanıldığı ve İstanbul'un birçok yerinde aynı uygulamanın yapıldığı, mevzuata aykırı reklam uygulaması yapan bazı şirketlerin reklamlarının kaldırılmadığı, işlem yapılmadığı belirtilmektedir. İzinsiz veya izne aykırı reklam uygulamalarının Zabıta Dairesi Başkanlığı'nca kaldırılması gerektiği halde reklamların kaldırılması yönünde talimat verilmediği, şirketlere cezai işlem uygulanması için encümene sevkinin yapılmadığı iddia edilmektedir. İddianame sayfa 2870-2871'deki suçlama budur.
Burada, 260 milyon liralık zararın hesaplanma yöntemine ilişkin söylenecek epey bir şey var. Ayrıca olayda hileli bir hareketin mevcut olup olmadığı da tartışmalıdır; çünkü dolandırıcılık suçu bir zarar suçudur ve ancak hileli bir hareketle işlenebilir. Hileli bir hareketin mevcut olup olmadığı noktasında da epey bir şey söyleyebiliriz Sayın Başkan ama müvekkil özelinde öyle bir durum var ki bu konulara şimdilik girmeye gerek bile yoktur. Suçlamanın ön koşulu ve temel koşulu nedir Sayın Başkan? Az önce de okuduğum üzere, öncelikle ihale yoluyla verilmesi gereken bir reklam alanı olacak; belediyenin ihale yoluyla vermesi gereken bu reklam alanı, ihale yapılmaksızın bir firmaya ecrimisil karşılığında tahsis edilecek ve bu ecrimisil bedeli de oranın değerinden az olacak. Eğer bedel değerindeyse, dolandırıcılık bir zarar suçu olduğundan ihale yapılmasa bile suç oluşmaz, çünkü zarar yoktur. Peki, bu reklam alanlarının değeri acaba hesaplandı mı? Bilirkişi marifetiyle neye göre ederinin altında olduğunu söylüyorsunuz? Buraları konuşabiliriz ama şimdilik detayına girmeyeceğim.
Peki, müvekkil az önce savunmasında bir şey söyledi, dedi ki, "Ben" dedi, "2013 yılında bu şirketi kurdum, eylem 70'te bir tane ihaleyle İBB'nin yerini kullandım, bir tane." Onun haricinde biz 2013-2025 arası, bir dönem de şirket TMSF yönetimi almış, onun haricinde biz İBB'nin bir metrekare alanını, ihale yoluyla verilmesi gereken bir reklam alanını biz kullanmadık” dedi. Her türlü kuruma müzekkere yazarak araştırma yapabilirsiniz sayın başkan. Peki, acaba bu 8.6 milyon ödediği iddia ediliyor ya sayın başkan, tevdi raporunda ve iddianamede, ya bu ödenen rakam özel mülkiyete konu alanlar için mi veya İBB'ye ait reklam alanları için ödenen bir bedel mi? İhale yoluyla verilmesi gereken reklam alanlarına ilişkin bedel mi? Bu sorunun cevabı iddianamede var mı? Yok, olması gerekir. 8.6 milyona ecrimisil ödedin, düşük ecrimisil ödedin diyor, kamu zararı var diyor. Özel mülkiyete konu olsun olmasın önemli değil, senin bu lokasyonu iddianameye yazman lazım çünkü her bir lokasyonun değerini tespit etmen lazım ki o değerin altında bir rakam ödendiğini iddia et. Her bir lokasyonun değerini tespit etmesi gerekiyor.
Bu 8.6 milyon liralık bedel, gerçekte ödenen bedel de bu değil birazdan ifade edeceğim sayın heyet, tevdi raporunda var. Hangi lokasyonlar için bu ecrimisil ödenmiş SEV tarafından. Dilekçemizin de 11 numaralı, 11 numaralı ekinde yer alıyor sayın başkan. Tevdi raporundaki bir yazıdır o. 12 lokasyon, incelediğinizde göreceksiniz toplam ödenen bedel de 7.826.412 TL. 8.6 milyon değil. Niye? Bu 8.6 milyon ihbarnamede yazan tutar. Ama ihbarname geldi, süresi içerisinde ödedin bunun bir yüzdelik indirimi var. Dolayısıyla ödenen rakam 7.826.000 TL. Bir önce onu düzeltelim. İki, lokasyon listesi var. Hangi alanlara ilişkin bu 7.8 milyon ödenmiş yaklaşık? Ve bu lokasyon listesi dediğim gibi tevdi raporunda. Sayın başkan o lokasyon, 12 tane lokasyon var orada, 21, 22 ve 23 yıllarında ödenen bedel, tamamı özel mülkiyet. Her türlü araştırmayı yapabilirsiniz ama ben oranın özel mülkiyet olduğunu size nasıl ispatlayabilirim? O lokasyonlara ilişkin mülk sahipleriyle veya inşaat firmasıyla SEV’in yaptığı sözleşmeler dilekçemizin 12 numaralı ekinde yer alıyor. Ya oralar İBB'ye ait yerler değil, İBB'nin ihale yoluyla verebileceği bir alan değil. Bir binanın sağır duvarını veya inşaat önündeki bir parapeti özel mülkiyet sınırları içerisinde, İBB ihaleye çıkaramaz ki oradan belediyenin kasasına bir para girsin. Burada bir hata var. Şunu itiraf edelim, eğer ki gerçekten de belediyeye ait, ihale yoluyla verilmesi gereken bir reklam alanının 5 liraya ihale edilmesi gerekirken ihale yapılmayıp 1 liraya kullandırılması durumunda belediyenin zararı olabilir. Dolandırıcılık suçunu oluşturur mu tartışılır ama bir zarar olabilir. Ama burada öyle bir zarar da hiç söz konusu değil.
Avukat bey o halde sizin müvekkiliniz neden özel mülkiyete konu alanlar bakımından belediyenin Emlak Yönetim Daire Başkanlığı’na ecrimisil ödedi? O da dilekçemizin 9 numaralı ekinde var sayın heyet. Az önce de ifade ettim, detayına girmeyeceğim. Krokileri koyduk. Kamusal alana, kaldırıma taşma olduğu gerekçesiyle tahakkuk ettirilen bir ecrimisil. Yapılan ödemenin hukuksal bir karşılığı var. Boşa yapılmış bir ödeme değil. Mahkemenizce de bu konuda gerekli görülüyorsa bir araştırma yapılabilir. Aynı zamanda müvekkil ifadesinde bir şey söyledi, bizim de dilekçemizin 10 numaralı ekinde var. Şu anda TMSF yönetimindeki SEV’e de güncel İBB'nin Emlak Yönetim Daire Başkanlığı ecrimisil ihbarnamesi gönderiyor. 10 numaralı ekte dilekçemin. Yine özel mülkiyete konu alanlar için. Kayyumlar ödesin, iddianamenin mantığına göre dolandırıcılık suçundan yargılanması gerekir. Müvekkilim az önce bunu ifade etmeye çalıştı. Yani bu, özel mülkiyete konu alanlar bakımından ecrimisil ihbarnamesi, ecrimisil ödenmesi güncelde de eğer ki şartları varsa devam eden bir uygulama.
Müfettiş raporunda özel mülkiyete konu alanlardan usulsüz ecrimisil tahsilatı yapıldığı iddia ediliyor ama bu husus müvekkil özelinde gözden kaçırılmıştır. Bazıları bakımından doğru olabilir bilmiyorum ama müvekkille ilgili bölüme baktığınızda kamusal alana taşma gerekçesiyle bunlar ödenmiştir. Krokilerle de sabit olduğu üzere. Peki, bir de ne diyordu sayın başkan az önce okudum. Reklam alanlarının ecrimisil alınarak kullandırıldığı, Zabıta Dairesi Başkanlığı'nca kaldırılması gerektiği, reklamların kaldırılması yönünde talimat verilmediği, izinsiz kullanımın fiilen yasallaştırıldığı, yaptırımların uygulanmadığı. Bir de böyle bir iddia var. Bir de bunu değerlendirelim. Dilekçemin 15 numaralı ekini açabilir misiniz? O ecrimisil listesinde sayın başkan olan yerlerden birisi. Bebek Mahallesi, Nispetiye Caddesi No: 106, 626 ada, 287 parsel önü özel mülkiyete konu bir yer. Müvekkilim o 8.6 milyon diyor ya 7.8 milyon gerçek karşılığı ödedi, o oraya buraya ödüyor. Bir tanesi bu 12 lokasyondan birisi bu. Zabıta Daire Başkanlığı tarafından 2 Kasım 2021 tarihinde sayın başkan söküm tebligatı gönderiliyor. Ecrimisil ödenen yere ilişkin dilekçemin 15 numaralı ekinde var. Biraz yakınlaştırabilir misiniz?
Şurada Beşiktaş ilçesi Nispetiye Caddesi No: 106, 626 ada 287 parsel, 2.11.2021 tarihinde kaldırılmış Hakan Atak imzalı yazı. E hani sökülmüyordu? Ecrimisil ödeniyor diye sökülmüyordu sayın başkan 2021 tarihi. Hem ecrimisil ödenmiş hem sökülmüş, mevzuatın gerektirdiği bütün yaptırımlar uygulanmış. Tevdi raporundaki tespit ile birebir örtüşmüyor bu resmi evrak. Dilekçemin 18 numaralı ekini açabilir misiniz? Maltepe Mahallesi, Londra Asfaltı Caddesi No: 48, 3007 ada 2 parsel ecrimisil listesinde yer alan bir lokasyon. 2.12.2020 tarihinde bir söküm tebligatı geliyor sayın başkan. 5.1.2021 tarihinde bakın sarıyla işaretledim Zeytinburnu ilçesi Maltepe Mahallesi D100 bağlantı yolu caddesi. 5.1.2021 tarihinde sökülüyor. Ecrimisil listesinde yer alan bir yer. Örnek beşi ek 23'ü açar mısınız? Örnek 5 sayın başkan bir diğer örnek. Nispetiye Caddesi No: 72, 592 ada, 8 parsel. Özel mülkiyete konu bir alan. Ek 23. Söküm tebligatı gelmiş sayın başkan ne zamana ilişkin? 9.9.2022 tarihinde. 24 numaralı ekte de, 24 numaralı eki açabilir misiniz? Bu da ecrimisil ihbarnamesi sayın başkan. Sarıyla işaretlediğim bölüm var altta tarihler solda, oraya zoomlayabilirsiniz. 1.9.2022-1.10.2022 tarihlerini kapsayan şekilde ecrimisil ihbarnamesi gönderilmiş ve yine bu tarih içeriğinde bakın 9.9.2022 tarihinde söküm işlemi yapılmış.
Şunu da değerli görüyorum, daha doğrusu dikkate alıyorum sayın başkan. Nedir o? diyor ki, "Ben şikâyetçi olduktan sonra, müfettiş görevlendirildikten sonra ki 2022 Kasım ayı itibariyle görevlendiriliyor hafızam beni yanıltmıyorsa gidip yerleri söktüler. Bu da benim diyor iddialarımın ne kadar doğru olduğunu gösteren bir şeydir” diyor, iddiası bu yönde. Ben bunu da dikkate alıyorum. Size söylediğim tarihler 2020, 2021 ve 2022 Eylül, özellikle bu tarihleri seçtim. Daha müfettişin incelemesinin dahi başlamadığı bir döneme denk gelen tarihlerde, tevdi raporunda yer alan iddialarla iddiaların müvekkil özelinde söylüyorum, örtüşmediğini ortaya koymaktadır.
117 numaralı eylemle ilgili dilekçemizin içeriğinde zararın hesaplanma yöntemine ilişkin hataları belirttik. 58 firma bu şekilde ecrimisil ödediği iddia ediliyor sayın başkan tevdi raporunda, yalnızca 17 firmanın yetkilisine suç atfında bulunulmuş. Bu hususu da daha sonra detaylı olarak irdeleyeceğiz. Bir diğer husus müvekkile yöneltilen suçlama eylem no 68. Arzu ederseniz yarın da devam edebilirim. Sayın Başkan, Eylem 68, İBB'nin yaptığı bir ana ihaledir. İş, 33 milyon TL bedelle Kültür AŞ uhdesinde kalıyor. İstanbul genelinde 13 lokasyonda, toplam 2016 metrekarelik parapet tipi reklam ünitelerinin kurulması ve 3 yıl süreyle işletmeye verilmesi işidir. Kültür AŞ, daha sonra bu işi alt kiralama ihalesine konu etmiştir. O ihaleye de Otopek, Sev ve Ponte şirketleri teklif vermiş; iş, 39.700.000 TL bedelle Ponte'nin uhdesinde kalmıştır. Bu iki ihaleye ilişkin 18 Temmuz 2025 tarihli bir bilirkişi raporu mevcuttur. Raporda, İBB'nin işi Kültür AŞ'ye 33 milyon TL'ye verdiği, Kültür AŞ'nin ise Ponte'ye 39.700.000 TL'ye kiraladığı belirtilmektedir. Dolayısıyla bilirkişi, bu işin aslında 39.700.000 liralık bir iş olduğunu, İBB'nin kasasına 6.7 milyon TL daha az para girdiğini iddia etmektedir. Bu 6.7 milyon TL belediyenin kamu zararı olarak görülmekte ve dolandırıcılık suçunun zarar unsuru olarak ifade edilmektedir.
Bilirkişi raporunda şu tespitler de yer almaktadır: İhalenin Kültür AŞ'ye verilmesi için şartname ona göre hazırlanmış, katılım kısıtlanarak azaltılmıştır. Ana ihale ile alt kiralama ihalesindeki idari şartnameler arasında çelişkiler vardır. Alt kiralama ihalesini kazanan Ponte bu şartları taşımamaktadır ve ana şartnameye konan hükümlerin işin yapım aşamasında bir faydası yoktur. Malumunuz, dolandırıcılık suçu bir zarar suçudur. İlk ihale doğrudan 39.700.000 TL'den gitse ve Ponte'den de 39.700.000 TL alınsa, bu mantığa göre bir zarar ve dolayısıyla dolandırıcılık suçu olmayacaktı. Peki, ana ihalenin 33 milyon TL'ye Kültür AŞ'ye verilmesinde müvekkilin bir fonksiyonu var mıdır? Müvekkil ana ihalenin bir tarafı mıdır? İBB görevlisi midir yoksa ihale komisyonunda mı yer almaktadır? Kendisi sadece bir reklam firmasının sahibidir. Dolandırıcılık suçunun zarar unsurunu oluşturduğu iddia edilen bu 6.7 milyon liralık bedele müvekkilin bir kuruşluk katkısı yoktur. Bu nedenle yöneltilen suçlama öncelikle isabetsizdir. İkinci olarak; Sev şirketinin buradaki rolünün, Kültür AŞ'nin yaptığı alt kiralama ihalesine muvazaalı yan teklif vermek suretiyle ihalenin Ponte üzerinde kalmasına imkan sağlamak olduğu iddia ediliyor Sayın Başkan. Ancak bu iddianın denizdeki kum tanesi kadar bile büyüklükte bir delili yoktur. "Neden ve nasıl?" olduğunu izah edeyim: Bu ihaleye Sev şirketinin muvazaalı bir teklif verdiğine yönelik dosyada bir tane dahi beyan delili yoktur.
"Müvekkiliniz neden bu eylemden yargılanıyor?" diye sorulursa; dosyada müvekkil özelinde olmayan, genel ifadeler içeren şöyle beyanlar vardır: "Kültür AŞ'nin yaptığı bütün ihaleler kurgudur, hangi firmanın kazanacağı ve hangi firmanın yan teklif vereceği önceden bellidir." Biz de acaba müvekkil bu genel beyanlar nedeniyle mi bu eylemden dolayı yargılanıyor diye anlamaya çalışırken, iddianamede başka bir ayrıntı gördük. Medya Pet, Otopec ve Medya şirketleri de bu ihaleye yan teklif veriyor fakat onlara yöneltilen bir suçlama bulunmuyor. O zaman dedik ki... O zaman dedik ki; eğer ki savcılık, iddia makamı bu delillere, az önce ifade etmiş olduğum delillere itibar etmiş olsaydı, o genel ifadelere yönelik Medya Legend ve Octopeck firmalarını da buraya alırdı ama onları almamış. Demek ki o genel ifadeleri bir suçlama yöneltmek bakımından yeterli görmüyor. O halde biz niye varız bunun içerisinde? Orada da yazmış bunun cevabını iddia makamı iddianamesine, demiş ki Kültür A.Ş. tarafından yapılan alt kiralama ihalesine teklif veren Medya Legend ve Octopeck isimli firmalar açısından gelinen aşamada dosya kapsamına yansıyan bir iddia bulunmadığından ayrıca eylem kapsamında sorumluluk atfedilmemiştir. Biz bunu görünce müvekkilin neden bu eylemden yargılandığını anladık ve sonraki aşamada da bu müvekkil aleyhine olan bu dosya kapsamına yansıyan iddia demiş ya, onlara yer vermiş. Nedir onlar? Üç kişinin ifadesi var: , , . Zaten o kişilerin ifadelerini koymuş eylem 68'in delil bölümüne.
Peki, bu kişiler ifadelerinde bu ihaleyle ilgili bir şey söylüyor mu? Hayır. Ne diyorlar? Tam ekranı izinsizdir diyor . Müvekkil dedi ki izni var. Diyelim ki izinsiz olsun, bu ihaleyle ne alakası var o beyanın? diyor ki Bağdat Caddesi'ndeki yerleri vasıtasıyla almıştır. Müvekkil diyor ki ben özel mülkiyete konu yerleri vasıtasıyla nasıl alacağım diyor, bu binaların sahibi mi diyor. Yine müvekkile itibar etmeyin, onun dediği gibi olsun. Bağdat Caddesi'yle bu ihalenin ne ilgisi var? diyor ki evlilik vasıtasıyla 150 milyon liralık gayriresmi ortaklığı var diyor kanopilere ilişkin. Dedi ki resmi sözleşme var aramızda, hatta TMSF'nin raporunda atıfta bulunulmuş bu sözleşmeye. Bir ilişki var aramızda diyor. Diyelim ki olmasın, bu ihaleyle o beyanın ne ilgisi var?
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 170. maddesinde Cumhuriyet savcımızın da dikkatini celbetmek isterim, yarın mütalaa verecek. Yüklenen suçu oluşturan olaylar, delillerle ilişkilendirilerek iddianamede anlatılır diyor. Buradaki neden-sonuç ilişkisi, illiyet rabıtası, ilişki nerede? Yok. Yöneltilen suçlamayla ilgili bu nedenle sayın başkan, itibar edilmesi mümkün değildir. Müvekkil aynı zamanda şunu da ifade etti: Nasıl savunma yapabiliriz diye düşünüyoruz, nasıl muvazaalı yani teklif vermediğimizi ifade edebiliriz? 2025 yılında şirket TMSF yönetimindeyken sayın başkan, Kültür A.Ş.'den bir ihale alıyor. Onun tablosunu ekrana yansıttı, detayına girmeyeceğim ben. O ihale verdiğimiz teklif şu fiyat diyor bak, TMSF yönetiminin verdiği fiyat bu. Ben o fiyatı benim bu 68 numaralı girdiğim eylemde verdiğim teklifle mukayese ediyorum, ana arter, ara arter enflasyon oranını koyuyorum diyor, detaylı bir araştırma var, tablo. Verdiğim teklif piyasa şartlarına uygun diyor, bu nedenle de muvazaalı değildir diyor. Böyle bir kendisini savunma çabası içerisinde. Takdir, değerlendirme size aittir.
Eylem 70. Kültür A.Ş.'nin yaptığı bir ihale. 30 lokasyonda bulunan toplam 3973 metrekarelik parapet, pano ve billboard tipi reklam uygulamalarının 1 yıl süreyle işletmeye verilmesi işi. 11 no'lu reklam panosunu almış sayın başkan bu ihalede Sev Şirketi. Bu 11 no'lu reklam panosu, dilekçemizin içeriğinde anlattıklarımın tüm delilleri var bu arada eklerinde. Müvekkil bu ihaleden önce burayı kullanıyor. Bu ihaleye girmeden önce de burası müvekkilin kullanımında. Kimden almış? Wall Company'den almış. Wall Company firması burayı Kültür A.Ş.'den alıyor bir ihaleyle. Hatta bu ihale eylem 72'de suçlama konusu. Eylem 72'de bu ihale suçlama konusu ama Wall Company'ye yönelik bir suçlama yok. Wall Company'nin 11 no'lu reklam alanını alması, eylem 72'ye konu ihalede bir suç unsuru barındırmıyor, yöneltilen bir suçlama yok. Hiçbir usulsüz durum söz konusu değil. O aldıktan sonra Sev, 11 no'lu reklam alanı ile ilgili kiralama sözleşmesi yapıyor Wall Company ile, sözleşmesi dilekçemizin ekinde var. Daha sonra Wall Company'nin kiralama süresi bitiyor Kültür A.Ş. ile ilgili, o arada da müvekkil Vatan Bilgisayar'a burayı kullandırıyor, kiraya vermiş.
Dilekçemizin de 7 numaralı ekinde bu fatura var, müvekkil ekrana yansıttı. Müvekkilin zaten Vatan Bilgisayar'a bir taahhüdü söz konusudur. Bu taahhüt nedeniyle, sözleşmesel yükümlülükleri gereği Wall Company'nin de orayla ilgili süresi bittiği için bu ihaleye teklif veriyor ve ihaleyi alıyor. Bunun delili nedir? Burada da bir dolandırıcılık suçlaması yöneltilmiş. Wall Company'nin ödediği fiyattan daha yüksek bir fiyat vererek alıyor. Wall Company alırken hiçbir sorun yok da Sev alırken neden bir sorun var? Bunun da delili, az önce ifade etmiş olduğum Kültür AŞ'nin tüm ihalelerine yönelik genel ifadeler ve müvekkille ilgili delil bölümünde yine , ve Hasan Öztürk'ün beyanlarıdır. O beyanları az önce size söyledim. Bu ihale ile o beyanların ne ilgisi var? 68 ve 70 numaralı eylemlerde yöneltilen suçlamanın mantığı aynıdır. İddia makamına göre, Sev şirketinin adının görüldüğü her yere bir suç isnadı yapılması söz konusudur ki bu doğru değildir. Dilekçenin içeriğinde detaylarına yer verdik. Eylem 70 ile ilgili savunmamın özeti de bu şekildedir.
Müvekkil, soruşturma aşamasında isimli kişinin beyanları nedeniyle tutuklandı. Sayın Başkan, "Böyle bir iddia olabilir mi?" diyeceksiniz; çünkü gerçekten çok zayıf. 68, 70 ve 117 numaralı eylemler bakımından müvekkile ifadesi alınırken tek bir soru dahi sorulmuyor. Bakın, sorulsa ve müvekkil 117 numaralı eylemde suçlama konusu yapılan lokasyon listesini verse, buranın özel mülkiyete konu bir alan olduğunu belirtse ve savcılık makamı bu bilgiye sahip olsa, müvekkil açısından 117 numaralı eyleme yönelik iddianameyi zaten yazmayacaktı. 68 ve 70 numaralı eylemler bakımından da ifade alınmadan bir iddianame düzenlenmiştir. Siz bazen "Normal bir ağır ceza duruşmasında böyle oluyor mu?" diyorsunuz ya; normal bir ceza dosyasında şüphelinin ifadesi alınmadan önünüze iddianame gelmesi mümkün müdür? %99'unda, yakalamanın infazı beklenirse aylarca sürer ve o durumda bile iddianameyi iade eden mahkemeler vardır. Mümkün değildir. Bu kişi zaten 7 numaralı Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda bulunuyor; bağlan SEGBİS ile, sor 68'i, sor 70'i, sor 117'yi, al kişinin beyanlarını, sonra değerlendirip yazacaksan yine yaz iddianameni. Niye sormuyorsun?
Müvekkil, soruşturma aşamasında isimli kişinin beyanları nedeniyle tutuklandı. O diğer üç kişinin ifadesi nedeniyle tutuklanmadı. O ifadelerden birisi 'nin Haziran 2025, diğeri 'ın Ağustos 2025 tarihli beyanıdır. Müvekkil tutuklandığında o ifadeler piyasada yoktur bile. isimli kişinin beyanları nedeniyle tutuklandığı için bunun iddialarına da cevap vermek gerekiyor. Müvekkile atfedilen 4 tane eylem var ve hiçbirinin delil bölümünde isimli kişinin beyanlarına atıfta bulunulmamış. Ancak tutuklandığı sırada emniyette sorulan sorular bunlar olduğu için cevap vermek gerekmiştir. Bize vermiş olduğunuz flaş belleğin içerisinde, "Müşteki, Tanık, Gizli Tanık Beyanları" isimli klasörün içinde, Müşteki 'ın ifadesi ve ekleri başlıklı 508 sayfadan ibaret bir PDF dosyası var. Bu PDF dosyasının içeriğine bakıldığında; 30 Ocak 2025 tarihinde Ömer Örücü'ye verdiği ifadenin yer aldığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na sunduğu 3 Eylül 2021, 17 Eylül 2021 ve 3 Mayıs 2023 tarihlerindeki suç duyurusu ile ek beyan dilekçelerinin bulunduğu görülmektedir.
Onun 3 numaralı ekini rica etsem. Düzeltiyorum. 4 numaralı ekini açabilir misiniz? Bu kişi iddiasında Sayın Başkan, birinci iddiası şu. 2021 yılında, 2019 yılında aslında daha doğrusu. Diyor ki, 3 Eylül 2021 tarihli dilekçesinde, bir yetkilisi olduğu Universal Medya Şirketi'nin kullanımında olan reklam alanlarının söküldüğü. Aynı hukuki durumda olan ancak rüşvet veren şirketlerin reklam alanlarının sökülmediği. Biz bu iddiayı SEV özelinde cevaplandıracağız, mahkemenizin değerlendirmesine sunacağız. Bu kişi şikayet dilekçesinde, Nispetiye Caddesi'nde iki farklı parapet üzerine tanıtım uygulaması konulması için 18 Eylül 2019 tarihinde Kentsel Tasarım Müdürlüğü'ne başvuruda bulunduğunu söylüyor. Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nün 2 ay sonra 26 Kasım 2019 tarihinde başvuruyu reddettiğini söylüyor. İzin vermediğini söylüyor. 5 Şubat 2020 tarihinde de yani yaklaşık birkaç ay sonra da yerlerinin vinç, kepçe gibi ağır iş makineleri kullanılarak sökülüp kaldırıldığını söylüyor. 2021 yılı Eylül şikayet dilekçesindeki iddia bu. Bir de şunu ifade ediyor. Aynı hukuki durumda olan ancak rüşvet veren kişilere benzer yaptırımların uygulanmadığını söylüyor. Bunun üzerine zaten tevdi raporu hazırlanıyor ve daha sonrasında iddianame aşamasına dönüşüyor. Ve bu benzer yaptırımların uygulanmadığını söylediği şirketlerden birisi olarak da SEV Medya demiş. Şirketlerin isimlerini saymış, bir de Sev Medya. Sev Medya diye bir şirket Açık Hava Reklam Sektöründe faaliyet gösteren bir şirket bir kere yok zaten. Bu konuya olan bilgisizliğini de gösteriyor ayrıca, ama asıl konu bu değil. Bu iddia Sev Şirketi özelinde, diğer şirketleri bilmiyorum Sayın Başkan. Bilmediğim konuda da yorum yapmam mümkün değil, bütünüyle gerçek dışı.
Şimdi bu iddianın bir kere zaten delili yok ama iddianın doğru olup olmadığını Sev Şirketi bakımından eğer araştıracaksak, birinci bakmamız gereken şey nedir? Hangi tarihte başvuruda bulunmuştu bu kişi? 18 Eylül 2019 tarihinde başvurmuş, 5 Şubat 2020 tarihinde de panoları sökülüp kaldırılmış. Bu süreç içerisinde şikayetini dile getiriyor. Benimkiler sökülüyor, rüşvet verenlerinki sökülmüyor diyor. Ek 3'ü açmaya gerek yok ama ek 3'te şu var Sayın Başkan. Gerek 2019 gerekse de 2020 yılında ve özellikle müştekinin, yani 'ın yetkilisi olduğu şirkete dair izin başvurularının reddedildiği ve sökümlerin yapıldığı tarihlere denk gelen tarihlerde benzer şekilde Sev'in kullanımında olan izinsiz reklam uygulamalarının hiçbirine müsaade edilmemiş ve bir kısmı zabıta personelince, kalan kısmı da yapılan söküm tebligatı üzerine Sev'in kendi personelince sökülüp kaldırılmıştır.
Dilekçemin 3 numaralı ekinde dilekçeyi size sunuyorum Sayın Başkan. Bu söküm evrakları var. 27 Ağustos'ta bir yer, 29 Ağustos 2019'da başka bir yer diye devam ediyor, 19 tane örnek. En son 3 Mart 2020 ile kapattım. Özellikle onun söylediği tarihleri kapsayacak şekilde. O 19 örnekten 1, 2, 5 ve 19 numaralı örnekler zabıta ekipleri tarafından 3 Eylül, 3 Eylül, 2 Eylül ve 17 Mart tarihlerinde sökülmüş. Ek 4 bunu gösteriyor. Biraz aşağıya gelebilir misiniz? Zoom yapabilir miyiz? Biraz daha lütfen. 3 Eylül 2019 Sayın Başkan. O 18 Eylül'de başvurmuştu. Benim yerim sökülüyor, rüşvet verenin yeri sökülmüyor iddiası var. Sev özelinde değerlendiriyoruz. 3 Eylül 2019 tarihinde yapılan çalışma neticesinde kaldırılmıştır. Büyükdere Caddesi No: 165, Sev Açık Hava Reklam Şirketi.
Biraz daha aşağıya gelebilir misiniz? Büyükdere Caddesi No, biraz daha aşağıya. Bu imzalı yazısı. Bu sepetli vinç, kamyon kullanılarak yapılan söküm tebligatının kaldırılmasına ilişkin masraf, müvekkilden tahsil ediliyor %20 fazlasıyla. Gelelim aşağıya lütfen. Bu onun tebligatı, lütfen aşağıya gelelim, teşekkürler, biraz daha. Biraz aşağıya. Bu 3 Eylül 2019 aynı tarihte başka bir lokasyon Sayın Başkan, Cevdet Paşa Caddesi No: 109, Sev'e ait bir yer. 3 Eylül 2019 tarihinde yapılan çalışma neticesinde kaldırılmıştır, imzalı. 2 Eylül 2019 Maltepe Mahallesi D-100 bağlantı yolu eski Ofton İnşaat önü 2019 tarihinde yapılan çalışma neticesinde kaldırılmış. ’ın iddiasına göre rüşvet verenlerinki kaldırılmıyor güya ama şirketler arasında Sev’i de saymış. Somut resmi yazılı evrakla beyanların müvekkil özelinde gerçek dışı olduğunu ortaya koyuyor. Bu da Mart, 17 Mart 2020. Onunki de 5 Şubat 2020’de sökülmüş Sayın Başkan, bu da 17 Mart 2020 tarihinde sökülüyor. Kuruçeşme Mahallesi Arnavutköy Çeşme Caddesi No: 2 yine Seve’e ait bir yer. Müvekkil özelinde iddianın hiçbir biçimde doğru olmadığını somut yazılı delillerle ortaya koymuş bulunmaktayız. Müvekkille 2014 yılıydı değil mi ilk yaşadığı husumet? 2014 yılında yaşadığı husumetten kaynaklı olarak bu şekilde beyanda bulunmuş olduğunu değerlendiriyoruz Sayın Başkan.
Bir diğer iddiası bu kişinin, yetkilisi olduğu şirkete ait Zorlu Center AVM Beymen kapısı önünde bulunan reklam panosunun tarafından , ve azmettirmesiyle yağmalandığı iddiası. En çarpıcı olanı bu herhalde gerçekten. Bu kişi 30 Ocak 2025 tarihinde na vermiş olduğu ifadede bu iddiayı dile getiriyor Sayın Başkan. Burayı izah etmem lazım. Şimdi bu Zorlu Center AVM Beymen kapısı karşısında yer alan reklam panosuna ilişkin Sev Açık Havayla ’ın yetkilisi olduğu Unka şirketi arasında bir kira sözleşmesi var. Levazım Mahallesi Koru Sokak ile Yazgülü Sokak kesişimi 800 santime 300 santim niteliğindeki reklam panosuna ilişkin 17.5.2022 tarihli sözlü bir kira sözleşmesi kuruluyor iki firma arasında. Sözlü ama şöyle yazılı Sayın Başkan, faturası var, yani ispat edebiliyoruz sözleşmeyi. Unka’nın düzenlediği bir fatura var size sunduğum mavi klasörün 7 numaralı ekinde yer alıyor. Fatura açıklaması şöyle Unka’nın düzenlediği Sev’e itaben, Zorlu Center Beymen kapısı 3 metreye 8 metre reklam panosu 5.6.2022 -4.6.2023 kira bedeli. Hiç tartışma yok. Yazılı bir şekilde kira sözleşmesini ortaya koyabiliyoruz. Tamam.
Daha sonra Sev burayı Göktekin Enerji isimli bir firmaya kullandırıyor, ona kiraya veriyor ücreti karşılığında. 2023 yılına geliniyor hiçbir problem yok, sözleşme bir yıllık da olsa uzuyor hatta müvekkille aralarında sözleşmeyi 3 veya 4 hafızam beni yanıltmıyorsa müvekkil bedelini de ödüyor sözleşme süresi uzuyor. 1+4 şeklinde onun bedelini de ödüyor. Sözlü kira sözleşmesi ama fatura var yazılı devam etmiş. 2024’ün yaz ayına kadar, ağustosuna kadar hiçbir problem yok Sayın Başkan. Kullanılıyor, ödemeler zaten yapıldı. Fakat daha sonra 2024 yılına gelindiğinde müvekkile ’dan bir mesaj: “Burayı kullanmak için ve reklama devam edebilmek için bize tekrardan bedel ödeyeceksin.” Müvekkil diyor ki “Ben sana bunun bedelini ödedim.” Hesaplarında da var ve biz bu faturaları da mahkemenize sunuyoruz dilekçenin ek 9’unda. Cari hesap ekstreleri sunulmuş durumdur ödemelerin yapıldığına ilişkin. Peki. Bu kişi diyor ki “Hayır bana ilave para ödeyeceksin” ve geliyor falçatayla, Sayın Başkan ne bir ihtar ne bir mahkemeye başvuru falçatayla panoyu kesiyorlar, üzerindeki reklam afişini kesiyorlar. Söküp kaldırıyorlar. Müvekkil Levent Polis Merkezi Amirliği’ne gidiyor. 10 Ağustos 2024, 14 Ağustos 2024, 16 Ağustos 2024 şikâyet ifade tutanakları mavi klasörün 10 numaralı ekinde yer alıyor. Peki.
İstanbul 26. Sulh Hukuk Mahkemesi'ne başvuruyor. Panoyu yağmalamakla iddia ettiği müvekkil ama adli mercilerde çözüm arayan, karakola gidip şikayet başvurusunda bulunan, Sulh Hukuk Mahkemesi'ne başvuran müvekkil. Ve 26. Sulh Hukuk Mahkemesi bu tedbir talebini değerlendiriyor, müvekkili haklı buluyor. 2024/22 değişik iş sayılı kararıyla dilekçemin 11 numaralı ekinde var. Diyor ki, davalının yani Unka'nın panonun kullanımını engellemeye yönelik eylemlerinin tedbiren durdurulmasına. Yani şahsı haklı buluyor müvekkili. İhtiyati tedbir kararı tesis ediyor 5 Kasım 2024'te. Yani görüldüğü üzere , Beymen mağazası önündeki 3 metreye 8 metre reklam panosunun müvekkil tarafından güya yağmalandığı iddiası bütünüyle gerçek dışı. Taraflar arasında anılan pano reklam panosuna dair kira sözleşmesinin sona erip ermediğine ilişkin 2024 yılı Ağustos ayında bir hukuki ihtilaf ortaya çıkmış. Müvekkil ve Sev şirketi sözleşmenin devam ettiğini ve sona ermediğini savunurken, ve Unka ise sözleşmenin sona erdiğini ileri sürüyor. Bu hukuki ihtilaftan dolayı hukuk zemininde, hukuk zemininde bu hukuki ihtilafı tutmak isteyen ve adli merciler nezdinde çözüm arayan taraf ise müvekkil ve Sev şirketi olmuştur.
ise sözleşmenin sona erdiği iddiasına dayanmasına rağmen hukuk yollarına başvurmaya tevessül etmemiş ve doğrudan kesici aletlerle reklam panosu üzerindeki afişleri kesmeyi ve yırtmayı tercih etmiştir ki bu nedenle oğlunun aldığı ceza mahkemesi kararını müvekkil ekrana yansıttı. Kesici, delici aletlerle hukuk dışı uygulamaya kendisi başvurmasına rağmen adli mercilerde çözüm aramaya çalışan müvekkili güya malını yağmalamakla suçlamaktadır. Bu izah edilen süreç taraflar arasındaki sorunun bu dosyayla hiçbir alakası olmayan ticari bir ihtilaf niteliğinde olduğunu, hatta bu ticari ihtilafta da müvekkilin haklı olduğunu ortaya koymaktadır.
Şimdi gelelim diğer iddiasına, beyanlarının tutarsızlığı. Şimdi bu kişi bu güya yağmalamak olarak nitelendirdiği eylemlerle ilgili 24 Ağustos 2024 tarihinde Sayın Başkan, Levent Polis Merkezi Amirliği'ne bir ifade veriyor. Müvekkilden şikayetçi oluyor. Panomu izinsiz kullanıyor, sözleşme devam etmesine rağmen panoyu kullanıyor diyor. Bunu yapmasının sebebi olarak da şöyle söylüyor müvekkil için, Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı'na ben 'la ilgili şikayet başvurusunda bulundum. Bu suç duyurusu nedeniyle bana husumet besliyor ve bu nedenle diyor Beymen mağazası önündeki panoyla ilgili bana sorun çıkarıyor diyor. 'a göre
Bodrum'da da çok enteresan, 2 milyon lira beni dolandırdı. Sonra Bodrum'da ben, bugün takacağım yarın takacağım falan derken ben de Bodrum'dayım. Bodrum Gökçeyurt Jandarma Komutanı aradı beni. Savcılığa ifade vermeniz lazım dedi. Savcılığa gittim ben. Savcılıkta aynen şöyle, Sarallar suç örgütü liderlerinden diye beni, bu arada ben bu adamdan şey bekliyorum yani Alper bugün panoyu koydum yarın panoyu koydum cevabı bekliyorum. Liderlerinden diye beni Ali Uğur Uzun'la beraber yanına da 8-10 kişi eklenmiş, beni dövdüler diye şey yapmış. Ben de gittim işte Cumhuriyet Savcılığı'na. Savcı beyin karşısına oturdum, güldüm tabii yani. Hani dedim savcı bey, yani ben şimdi adamla iki gün önce konuştum, bugün yarın panoyu koyacağını söylüyor yani. Ne alaka dedim bir yanlışlık var bunda dedim. Takipsizlik verdi. Şimdi oradaki takipsizliği de işte savcı bey bana birkaç soru sordu ve takipsizlik verdi. Yani o günden beri zaten beni hem dolandırıyor hem bir şeylere takmaya çalışıyor. Hem dolandırıyor hem bir şeylere takmaya çalışıyor. Yani şimdi Bodrum'u da bu işte şeye eklemeye çalıştı. Ama Bodrum'da da şey, bu arada zaten en sonki vermiş olduğu dilekçelerde hep şey var, bana bu şeyleri veren savcılarda da diyor sıkıntı var. Oralara da değişmiş. Savcılar beni dinlemiyor diyor. Savcılar beni şöyle yaptı. Emniyet şeyi Levent Polis Karakolu'ndaki hiç tanımadığım emniyet müdürlerini emniyet amirlerini suçlamış. oralara diyor destek oluyor diyor. İşte o yüzden benimle ilgilenmiyorlar yani böyle bir durum. O çünkü Bodrum'da özellikle unutmuştum, araya girdim kusura bakmayın.
Kendisinde Sayın Başkan 24 Ağustos 2024 tarihinde verdiği bu ifadede Levent Polis Merkezi Amirliğine, bu Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığında müvekkille ilgili yapmış olduğu şikayet nedeniyle müvekkilin kendisine Baymen önünde sorun çıkardığını iddia ediyor. Daha sonra bu ifadesinden bir gün sonra 25 Ağustos'ta, 27 Ağustos'ta, bir de 10 Ağustos'ta tekrar Levent Polis Merkezi Amirliğine gidiyor ve yine şikayetçi oluyor. Burası kesilip yırtılıyor, tekrar konuluyor çünkü birden fazla şikayet var. Kendisinin 3 tane. Uğurcan Kapıdağ da bu şirketin sahibi, yetkilisi. Onun oğlu. O da aynı olayla ilgili şirketle yetkilisi olduğu için o da 19 Ağustos 2024'te ifade veriyor. Babasının beyanlarını tekrar ediyor. Annesi Belgin Kapıdağ, o da 10 Ağustos 2024'te Levent Polis Merkezi Amirliğine gidiyor, ifade veriyor ve eski eşinin açıklamalarına benzer açıklamalarda bulunuyor. Aynı aileye mensup 3 farklı kişi, 6 farklı tarihte aynı olayla ilgili ifade veriyor Sayın Başkan. Hepsi aynı ifadeyi tekrar ediyorlar. Bir kez bile bu ifadelerinde, bu 6 farklı ifadenin bir kez bile kamuoyunda İBB dosyası olarak bilinen dosyayla bu reklam panosunun kullanımından ortaya çıkan hukuki uyuşmazlığı ilişkilendirmiyor.
Ne var ki 31 Ağustos 2024 tarihinde aklına şöyle bir durum geliyor. Ben , bu dosyanın oluşmasında birincil faktör olarak görüyor kendisini ki ilk oturumun ilk günü avukatı dedi ki, tevdi raporunu benim müvekkilim yazdı dedi. Kendisi böyle bir fonksiyon yüklüyor kendisine ve bunu, bakın bunu bütün itilaflarında bir basamak olarak kullanmaya çalışıyor. Hiç önceki ifadelerinde dile getirmediği bir iddiayı bir kez daha ifadeye gidiyor ve bu kez diyor ki, önceki beyanlarında hiç dile getirmediği bambaşka bir iddiayı İmamoğlu, Ongun ve İlbağ'ın azmettirmesiyle bana bunu yaptı diyor. Ya böyle bir şey varsa aynı aileye mensup 3 kişi, 6 farklı ifade verdiniz. Niye bir taneniz ilişkilendirip söylemedi? Bu özetlenen durum isimli kişinin İBB dosyasıyla hiç ilgisi olmayan, kendisinin taraf olduğu hukuki ve cezai uyuşmazlıklarda lehine menfaat elde etmek için İBB dosyasını nasıl bir araç ve basamak olarak kullandığını ilave bir açıklamaya mahal bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır. Bu kişinin beyanlarına neden itibar edilmemesi gerektiğine ilişkin diğer hususları dilekçemizde yazdığımız için Sayın Başkan ayrıntısına girmiyorum bu aşamada.
Müvekkilin şirketine el konulmuş ve bir kayyum atanmış, bunun kaldırılmasına yönelik sayın başkan çok kısa biraz açıklamada bulunup savunmayı sona erdireceğim. 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun'un 17. maddesi uyarınca gecikmesinde sakınca bulunduğundan bahisle 12 şirketle ilgili, müvekkilimin de yetkilisi olduğu şirketle ilgili sayın başkan —aralarında olduğu şirketle ilgili— resen el koyma kararı veriliyor. "Suçtan elde ettiği düşünülen tüm mal varlıklarına, tüm kripto varlıklarına, banka hesaplarına ve şirketlerine 27 Mart 2025 tarihi saat 13.00 itibarıyla 5549 sayılı Kanun'un 17. maddesinin ikinci fıkrası gereğince resen el konulmuştur" diyor. Malumunuz olduğu üzere 5549 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle, maddesinde aklama ve terörün finansmanının suçlarının işlendiğine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığı halinde resen el koyma kararı verilebilir. 24 saat içinde hakime onaylatmanız lazım. Bu iki suç yoksa resen el koyma kararı veremez.
Aklama ve terörün finansmanı... Terörün finansmanı zaten dosyada yok. Zaten kararın içeriğine de "aklama suçunu", Türk Ceza Kanunu'nun 282. maddesindeki suçu yazıyorlar, yazmak zorundalar yoksa şekli olarak kararı alamaz. 12. Sulh Ceza Hakimliği 2025'e 612 değişik iş sayılı kararıyla resen el koyma kararını onuyor, "5549 sayılı Kanun'un 17/2 maddesi uyarınca el koyma kararının onanmasına karar veriyor" sayın başkan, "282. maddedeki aklama suçunun işlendiği gerekçesiyle..." Devam eden aşamada 4. Sulh Ceza Hakimliği'nin 2025'e 3970 değişik iş numaralı ve 11 Nisan 2025 tarihli kararıyla, Sev’in de aralarında olduğu 24 şirket hakkında TMSF'nin kayyum olarak atanmasına karar veriyor 7145 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi uyarınca.
Malumunuz olduğu üzere 7145 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesine göre TMSF ancak ve sadece üç suç bakımından kayyum olarak atanabilir:
2. Silahlı örgüt suçu, yani suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçu TCK 282, 314 silahlı örgüt,
3. 315 silahlı örgüte silah sağlama.
314 ve 315 zaten yok. 282. maddedeki suçun işlendiği gerekçesiyle sayın heyet... Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama... Zaten kararın içeriğine de bunu yazıyorlar. TMSF kayyum olarak atanmış.
Peki müvekkille ilgili düzenlenen iddianamede aklama suçu, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçu müvekkile isnat edilmiş mi? Hayır. Yalnızca dolandırıcılık ve rüşvet verme suçuna yönelik bir isnat var sayın başkan. Bizatihi iddianame dahi şunu ortaya koyuyor: El koyma ve kayyum kararına dayanak yapılan suçun işlendiğine ilişkin bir yeterli delilin, iddianame düzenlenmesini gerektirecek yeterli delilin olmadığını bizatihi iddianamenin kendisi söylüyor. Bu husus el koyma ve kayyum tayini kararının hukuki dayanağının kalmadığını da bütün açıklığıyla, tereddütsüz biçimde ortaya koymaktadır sayın başkan. Mülkiyet hakkı bu kadar ucuz değil. 2013 yılında kurulmuş bir şirket, onlarca çalışanı var, üzerine kayıtlı araçları var, mal varlığı var. El koyma ve kayyum tayini kararına dayanak yapılan suçun işlenmediğini iddia makamı söylüyor, kararın bir dayanağı kalmamış durumda. Bu nedenle el koyma ve kayyum tayini kararının da kaldırılmasını talep ederiz.
Savunmamı tamamlıyorum. Müvekkilin öncelikle tahliyesine, akabinde de Sayın Başkan beraatine karar verilmesini talep ederim. Saygılarımı sunuyorum.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.