Savunma

Cevat Kaya Müdafi Murat Öksüz Savunması

Müdafi savunması·Cevat Kaya·12 Mayıs 2026 · Kaynak

Sayın Başkan, kıymetli üyeler, saygıdeğer iddia makamı... Mart ayı sonunda gerçekleştirdiğiniz tutuk incelemesi öncesinde bir 15 dakikalık süre kesitinde aslında savunmalarımızı yapmıştık. Bizim savunmalarımız çok uzun sürecek nitelikte olmadığından, orada açık bir şekilde anlatmıştım. Şimdi çok tekrara düşmeden, zaten geç de oldu, sizi yorduk; hızlı bir şekilde bitirmeye çalışacağım. Şimdi yine bu Mart öncesi tahliye talebimde, iddianameyi biraz ironik ve mizahi bir dille eleştirmiştim. Fakat gelinen aşamada müvekkilin yaşadığı haksızlıklar trajik ve hatta dramatik hale geldiği için bu usule başvuramayacağım maalesef.

Cevat Kaya Müdafii

Şimdi ben duruşmaların yaklaşık %90'ına bilfiil katılıyorum. Dikkatle inceliyorum, dinliyorum. Gerek sanıklar gerekse müdafileri olan meslektaşlarım; devamlı soruşturma aşamasında yaşadıklarını, soruşturma savcılarının kendilerine yaptığı muameleleri anlattılar. Hatta bir tanesinde siz dediniz ki: "Muhatapları burada değil." dediniz. Sayın Başkan, zaten bu insanlar burada "Hadi oturalım bir savcı dedikodusu yapalım, bunun sohbetini yapalım" diye anlatmıyorlar. Bu insanlar maalesef ki Başsavcılığın kendilerine karşı tutmuş oldukları hasmane tavırları sizlere izah etmek, sizlere anlatmak istiyorlar. Benzer bir hasmane davranış da müvekkilimde bizzat yaşamıştır ve bugünlere kadar bakın 13 aydır da tutuklu vaziyettedir.

Cevat Kaya Müdafii

Şimdi 26 Nisan sabahına döndüğümüzde, yani müvekkilin gözaltına alınma tarihi... Aslında baktığımızda gözaltı kararı verilebilmesi için ortada hiçbir neden olmadığını görüyoruz şu andaki elimizdeki dosyaya baktığımızda. Biliyorsunuz gözaltı kararı verilmesi için bir kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin olması gerekiyor. Bir somut delillerin veya herhangi bir delilin olmadığını nereden anlıyoruz? Müvekkil iyi niyetle cep telefonu şifresini veriyor. Kendisine Emniyet'te de soruluyor cep telefonundan çıkan mesajlar, sorguda da Sulh Ceza Hakimliğinde de bu soruluyor ve iddianamede de sadece bunlardan bahsediliyor. Demek ki Savcılığın elinde en ufak bir delil yokmuş. Almış, "'yı alalım bakalım" demiş ve bir bahane yaratarak -isnat demiyorum ben bunlara- bahane yaratarak müvekkili tutuklamışlar. Bu çok net açık.

Cevat Kaya Müdafii

Şimdi iddianameye baktığımızda, bırakın hâkim, savcı, avukat olmayı; Hukuk Fakültesi 1. sınıf öğrencisi okusa "Ya burada ne var? Bu adam niye 13 aydır tutuklu?" diye kendi kendine sorar. Buradaki hasmane tavrın müvekkille de alakası yok aslında. Müvekkil siyasetçi değil, kendi halinde bir iş adamı. Tamamen Ekrem Bey'in geniş ailesinin kriminal insanlardan oluştuğu izlenimi yaratarak bir itibar suikastı... Yani burada aslında kurbandır kendisi. Sadece söylediğim gibi Ekrem Bey'in kayınbiraderidir. Ve Ekrem Bey'in geniş ailesi kriminal, devamlı suç işleyen tiplerden oluştuğu izlenimi yaratarak toplum nezdinde bir itibar suikastına girişilmiştir. 26 Nisan sabahı gözaltına alınıyor. 4 gün boyunca iptidai şartlarda Vatan Emniyet'te kalıyor. Bilmiyorum müvekkil de bahsetti, siz hiç gittiniz mi oraları gördünüz mü? Neredeyse bir tam gün Çağlayan'da... Çağlayan'da artık akşam vakti tutuklamaya sevk ediliyor ve oradaki Sulh Ceza Hakimliği hani "Anlat anlat, çabuk anlat, işim var gideceğim, seni tutuklayacağım" havasında dinleyerek gerçekten bu havada devam ederek kendisini tutukluyor.

Cevat Kaya Müdafii

Zaten maalesef aslında daha uzun konuşmam gerekiyor bu konu hakkında ama geç olduğu için kesiyorum. İşte "Soruşturma aşamasının kralı savcıdır, patronu savcıdır..." Her şey dilde başlıyor. Kral da değildir, patron da değildir. Sadece kamu hizmeti yerine getiren, yasaların kendisine verdiği çerçeve içerisinde, yetki çerçevesinde hareket eden kişilerdir. Bu o kadar denmiyor ki; gerçekten kendilerini patron veya kral zannediyorlar herhalde. Ve Sulh Ceza Hakimlikleri de maalesef noterden kötü duruma düşmüş vaziyette. Oradan nasıl bir talep gelirse hepsini okeyliyor. Ya noter en azından bir şeye bakıyor. Noter bile evrakın asıl olup olmadığına bakarken maalesef buralara bakılamıyor. Buralar tabii daha uzun konular, buraları geçiyorum şu anda.

Cevat Kaya Müdafii

Size bahsettiğim, sizin de çok iyi bildiğiniz üzere yaklaşık 4000 sayfalık iddianamede müvekkile ayrılan bölüm 2,5 sayfa. 143 eylemi gerçekleştirdiği iddia ediliyor bu örgüt, hiçbirinde adı dahi geçmiyor. Böyle bir örgüt üyesi var karşımızda. Müvekkil açıkladı, hatta oldukça samimi bir şekilde açıkladı mal varlığındaki artışla ilgili o dedikoduları, spekülasyonları size izah etti. Buraları çok hızlı geçiyorum kendisi anlattığı için. 47 yaşından beri ticaret hayatında olan, fabrikalar açmış, fabrikalar işleten bir kişi. Dediği gibi bir başarılı bir ihracatçı olduğundan yeşil pasaport verilmiyor hatta bu büyük bir soru işareti iş hayatı için. Kendisi de devlet itibarlı bir iş adamı olarak görmüş yeşil pasaport vermiş. vermemiş bakın, devlet vermiş. Yani orada iddialar, daha doğrusu ortaya çıkarılmaya çalışılan spekülasyonlarda işte " belediye başkanı oldu ve müvekkil Kaya ailesi da bu sayede zenginleşti, bu sayede itibarlı oldu" durumunun tam tersi bir husus aslında bu. Devlet itibarını görüyor, başarılarını görüyor ve yeşil pasaport kendisine veriyor.

Cevat Kaya Müdafii

Bu taşınmaz alımları vesaire geçiyorum. İddianamede biliyorsunuz 'na bağlı doğrudan bir örgüt üyesi olarak adlandırılıyor. Bir nüfuzlu olduğundan da bahsediliyor akrabalık bağı sebebiyle. Yani şunu anlamak lazım, şurada mutabık kalmak lazım: , 2,5 sayfalık iddianamede kendisine atfedilen bahanelerin -istinat da demiyorum- bahanelerin talimatını 'ndan almış olması gerekiyor. Doğrudan ona bağlı, hem de nüfuzlu bir şekilde bağlı. Yani burada yazılan o 3-4 tane mesajın azmettireni, müvekkile bunu yaptıranı; bunu böyle anlamak gerekiyor.

Cevat Kaya Müdafii

Şimdi savcılığın iddiası: 'nun cumhurbaşkanı olması, CHP'yi ele geçirmesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi kaynaklarını kendi lehine bir sistem adı verilen bir yapıya aktarması, bu sayede nihayetinde cumhurbaşkanı olması yönünde 400 küsur kişiden oluşan bir örgütün teşekkül ettiği, milyarlarca lira kamu zararına neden olacak şekilde faaliyette bulunduğu ve 143 eylem yaptığı. Şimdi meslektaşım , Müdafi Bahar Hanım'ın da belirttiği üzere ortada yargı makamlarınca tespit edilmiş bir suç örgütü yok. Şu anda bir iddia, bir suç örgütü olduğu konuşuluyor. Müvekkilin veya başka birinin bu örgüte üye olabilmesi için bu örgütle ilgili mutlaka bir faaliyet içerisinde olması lazım. Bu tespit ve tescil edilmiş bir örgüt değil. Şu anda hala yargılaması olan, var mı yok mu tartıştığımız bir örgüt. Yani bilinen, tescil edilmiş bir örgütün üyesi, salt üyesi olarak kalabilir ama böyle bir örgüt değilse huzurdaki olay gibi, mutlaka örgüt üyeliğini göstermesi açısından bir eyleme iştirak etmesi gerekiyor. Hiçbir eyleme iştirak etmediği bu durumda örgüt üyeliğinden bahsetmek mümkün değildir.

Cevat Kaya Müdafii

'ın ifadesi anlatıldı ben orayı şöyle geçiyorum: Sadece şunu söylüyorum bununla alakalı. kendisine doğrudan bağlı 'ya diyor ki: "Şu tır parkı işini çöz." Gidiyor mesaj atıyor ve örgüt yöneticisi olan diyor ki: "Burada İspark'a zarar oluşur, ben yapmıyorum." Sonra da telefonlara cevap vermiyor, mesaja cevap vermiyor. O zaman şunu sorgulamak gerekiyor: Suç örgütünün varlığının en önemli unsuru olan hiyerarşik bağ nerede? Yani milletin canıyla kanıyla Ekrem Başkanı, Ekrem Bey'i cumhurbaşkanı yapmak için 143 tane suç işlediği bir örgütten bahsediyoruz. Örgüt yöneticisi doğrudan kurucu lider, hatta anlatımına göre neredeyse kendisine tapınılan adamın direktifini yerine getirmiyor. Eğer bu Cevat Bey'in şahsi bir talebi ise örgüt yapısı içinde değilse o zaman bu iddianamede bu hususun ne işi var diye sormak gerekiyor. Ama bunu savcılık buraya yazdıysa o zaman bunu bir örgütsel faaliyet olarak nitelendiriliyor. O zaman doğrudan , 'nun talimatını yerine getirmemiş oluyor. Bu da suç örgütünün varlığının aslında müvekkille alakalı iddianamedeki bu bölümde 4000 sayfada anlatılmaya çalışılan suç örgütünün varlığı iddiasını çürütüyor. Aslında savcılık kendi kendini çürütmüş, burada bir tenakuz yaratmış. Bunu herhalde fark edememişler. 'yı işte 10 aydır, 5 aydır tutuyoruz bu adamı, bunun hakkında da bir iddianamede yer olsun bir suçlama yapalım derken aslında başlıca iddiaları olan suç örgütünün varlığını çürütmüşler. Buradan bunu anlıyoruz.

Cevat Kaya Müdafii

Bu Eyüp Belediyesi vesaire işlerini anlatmıştım, müvekkil de anlattı. Alacağın temliki var, alacağın temliki var. Yaklaşık 9-10 ayda alacağını herhangi bir 3 kuruş bile bir faiz almadan taksitler halinde zoraki olarak tahsil etmiş bir iş adamı var ve yine burada bir tenakuz var iddianamede. iddianamenin başlarında İstanbul'daki belediye başkanlarını doğrudan seçen kişi olarak nitelendiriliyor. Fakat müvekkil nüfuzlu üye, kayınbirader, akraba; gidiyor Eyüpsultan Belediyesi'nden "Benim resmi yasal alacağım var" diyor. Normalde öyle bir örgüt olsa ve böyle bir örgüt üyeliği olsa belediyenin yapması gereken hemen faiziyle birlikte bu parayı ödemek. 9 ay süründürüyor, en ufak bir faiz ödemesi yapmadan 9 ayda ancak vatandaşa öder gibi bunu ödüyor. Salt bu husus dahi ortada bir suç örgütünün olmadığını veya suç örgütünü kabul etseniz dahi müvekkilin bu örgütün üyesi olmadığını net bir şekilde göstermektedir.

Cevat Kaya Müdafii

Dosyadaki aslında HTS kayıtları sunulmuş. HTS kayıtlarında müvekkilim de anlattı çok az, 14 kişiyle görüşülmüş. 13'ü zaten çok az görüşme var. Bir kişi var, zaten akrabalık bağı var. HTS kayıtlarının içeriğinin ispatı savcılığa ait olmasına rağmen ben aksini söylüyorum, aksini ispat ediyorum. 'yla olan görüşmelerinin sebebi akrabalık bağları. Diğer insanlar da dediği gibi düğündür, cenazedir, insani sebeplerle yapılan görüşmelerdir. Burada mesela 'e ben sordum. Dedim, 4 buçuk senede 9 kere görüşmüşsünüz, siz ne görüştünüz dedim. Özür dilerim dedi, az görüşmüşüz dedi. Bizim 40-50 yıllık tanıdığımız, babalarımız arkadaştı dedi. Ya bunlar dost, bunlar birçok insan birbirini tanıyor, ta Trabzon'dan tanıyorlar. Yani bizim her görüşmemizi bir suçun delili olarak kabul ettiğimizde o zaman kimse kimseyle görüşemez. Bunu kabul etmek mümkün değil.

Cevat Kaya Müdafii

Şimdi şu husus var. Diyelim ki müvekkille alakalı 3-4 tane telefondan çıkan yazışmalarla alakalı bunu söyleyeceğim. Bu 3-4 hususun hiçbirisi suç değil bir kere. Kamu idarecilerine başkalarının mağduriyet veya taleplerini bildirmek suç değildir. Kamu idarecileri eğer o talepler kamu zararına yol açacak şekildeyse ve bunu bu şekilde yerine getiriyorsa ve bu talepleri ileten kişi de bu durumdan bir menfaat sağlıyorsa o zaman bir suça vücut verebilir. Şimdi baktığımızda müvekkilin herhangi bir hususta, herhangi bir yazışmada vesaire bir menfaat sağladığına dair iddianamede bir şey var mı? İddia var mı? Yok. Yazmışlar oraya tık tık tık 3-4 tane mesajı, hiçbir yere bağlayamamışlar. Burada müvekkil çünkü menfaat elde etmedi. Burada hukuka aykırı bir talep de yoktu, sadece doldurabilmek için yazıldığı çok net açık.

Cevat Kaya Müdafii

Şimdi örgüt üyeliği, örgüt üyeliği için çeşitli unsurlar var biliyorsunuz. Şimdi 2 buçuk sayfaya baktığımızda müvekkilin 'ndan zımni veya açık talimat aldığına dair bir tane delil var mı? Bir tane yazışma var mı? Yok, hiçbir şey yok. Şimdi hem yargı kararlarında hem de doktrinde kabul edilen, örgüt üyesi örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. İddianamede görüyor muyuz böyle bir terk? Var mı? Yok. Örgüt üyeliği örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konum tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Bu unsurun gerçekleşmesine dair bir delil var mı? Bu da yok. O yüzden örgüt üyeliği iddiası maalesef bir safsatadır ve müvekkil 13 ay boyunca bu safsata sebebiyle hücresinde tek başına yaşamaktadır, ailesinden sevdiklerinden uzak.

Cevat Kaya Müdafii

Şimdi müvekkil biliyorsunuz 29 Nisan'da tutuklandı, iddianame tanzim edildi. İddianame tanzim edildikten sonra dediği gibi tensiple tahliye edilmeyi bekledi. Fakat böyle bir karar çıkmadı. Bana bunu karamsarlıkla da ifade ettiğinde ben de yani bunu hukuken doğru bulmasam da mahkemelerin genelde böyle bir teamülü oluyor, bir duruşmalar başlasın tahliye gelir diye kendisine belirttim. Birinci gözden geçirme, tahliye etmediniz. İkinci gözden geçirme, tahliye etmediniz. Açıkçası ben mahcup oldum müvekkilime. Şimdi ikinci gözden geçirmede, son gözden geçirmede 194 yılla yargılanan, rüşvet aldığını iddia eden, tutukluluk süresi müvekkilden çok daha az bir kişiyi tahliye edip müvekkili tahliye etmediğinizde o zaman insanların adalete olan inancı maalesef sarsıldı.

Cevat Kaya Müdafii

Şimdi ben duruşmaların bahsettiğim gibi neredeyse %90'ına iştirak ediyorum. Sizin adil görünme hususundaki hassasiyetinizi net gözlemliyorum. İşte kimsenin savunmasına karışmıyorsunuz, sorguları bölmüyorsunuz, işte söz veriyorsunuz, sorular soruyorsunuz, cevapları dinliyorsunuz. Bunlar gayet güzel. Ama adil görünmekten bence daha önemli olan adil olmaktır. Şimdi eskilerin bir sözü vardır bilirsiniz, zarfa değil mazrufa bakmak lazım. Şimdi bizim zarfımız pırıltılı, parlak, çok güzel ama mazruf yani içeriye baktığımızda sıkıntılar orada başlıyor. İşte burada kocaman salonlar, adliyeler vesaire dünyanın en büyük adliyeleri şunlar bunlar ama içeriye adalet var mı? Hak var mı? Vicdanla hareket var mı? Burada sıkıntılar başlıyor. Bence bu konu üzerinde zarftan ziyade mazrufa yoğunlaşmamız daha doğru olacaktır.

Cevat Kaya Müdafii

Şimdi bunu daha önce de söylemiştim, şimdi de söylüyorum. Müvekkil bu yargılama sonunda kendisine isnat edilen bu suçtan ötürü beraat edecektir. Buna hiçbir en ufak bir tereddüdüm yok. Ha bu beraat kararını vermek size mi nasip olur, üst mahkemeye mi nasip olur, başka mercilere mi nasip olur bilmiyorum ama yaşarsak göreceğiz. Bu suçlamadan, örgüt suçlamasından beraat edecektir. Ama her zaman yaptığımız savunmalarda, avukatların savunmaları bilirsiniz kademeli şekildedir. Diyelim ki ceza verdiniz. Ceza verseniz müvekkil 2 ila 4 yıl arasında yargılanıyor. Müvekkile 2 yıl ceza verdiğinizde yatarı 4 ay. 4 yıl ceza vermeyi mi düşüneceksiniz mesela? 4 yıl ceza vermeniz için Yargıtay kararlarında belirtilen ne diyor? Eylem yoğunluğu olması lazım. Alt sınırdan uzaklaşmayı gerektirecek düzeyde bir nitelik, yoğunluk ve çeşitlilik bulunması lazım. Bu adamın eylemi yok ki neye göre üst sınırdan vereceksiniz? Varsayımsal olarak söylüyorum, lütfen bir iddia veya ima olarak algılamayın.

Cevat Kaya Müdafii

Diyelim ki bu yargılama bir tiyatro, senaryosu çok önceden yazılmış, bizim de piyonlar olarak yer aldığımız bir ortam. Müvekkile ceza verilecek. Böyle bir senaryoda dahi 4 yıl ceza veremezsiniz, utanırsınız. Dersiniz ki ya hukuku bu kadar da içinden geçmeyelim filan, tamam ceza verelim ama biraz da kalıbına uyduralım. 2 seneden verebilirsiniz. Verdiğinizde de bunun yatarı 4 aydır, bu adam 13 aydır yatıyor. 30 Nisan tarihindeki gözden geçirme öncesi ben bir dilekçe sundum. Hem de burada hızlı bir şekilde söz alıp size şundan bahsettim: Müvekkilin tutukluluk süresi 1 yılı dolduruyor. Bununla alakalı size 102 hatırlatması yaptım. Hatta dedim ki: "Dosya üzerinden yapacağınız için avukatlara 5 dakikalık bir müsaade ederseniz, avukatlar müvekkillerinin hukuki veya fiili pozisyonundaki değişikliklerini size bildirsinler." Fakat siz bu yönde bir karar almadınız.

Cevat Kaya Müdafii

Şimdi Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 102. maddesinin 1. fıkrasında, Asliye Ceza Mahkemelerinin görevine giren işlerde azami tutukluluk süresinin 1 yıl olduğu açıkça belirtilmiş. Bu, sarf ve net bir açık hüküm. Burada yorum da yapılıyor. Sonra devamındaki fıkralarda ise bunun; nın, sanığın veya müdafinin görüşü alınmak kaydıyla, zorunluluk halinde 6 ay süreyle uzatılabileceği belirtilmiş. Bunu dilekçeyle sundum, şifahi olarak da size belirttim. Hatta bu hususa ilişkin olarak Profesör Doktor Ersan Şen de aylar öncesinde bir makale yazmıştı. Tesadüftür ki 4-5 gün önce aynı konuya ilişkin bir sosyal medya paylaşımı da yapmış; o da bizim görüşümüzde. Uygulama da bildiğim kadarıyla bu yönde. Fakat siz 30 Nisan günü fiili bir uzatma yaptınız. Bizim görüşümüzü almadınız, nın görüşünü almadınız. Müvekkilin tutukluluğu şu anda 12 ay 16. gününde. O zaman bu; net, sarih, açık ve emredici kurallara uymama anlamına geliyor. Yani bizim sizden beklentimiz; uzatma niyetiniz olsa dahi yasaya uyup bizlerden görüş almanız ve bizim de bu noktada savunmalarımızı yapmamızdır. 102. maddenin 1. fıkrasının lafzı aynen şu şekildedir: "Ağır Ceza Mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi 1 yıldır." "Görevine girmeyen" diyor, "görülmekte olan" demiyor. Asliye Ceza Mahkemesinin görevine giren, yani şu anda yargılanmakta olduğu suç, tamamen 1 yıllık azami tutukluluk süresine tabi. Kanunun lafzından da ruhundan da anlaşılan ve uygulanan netice budur.

Cevat Kaya Müdafii

Bu anlamda müvekkil, 16 gündür herhangi bir yasa maddesine veya hukuka dayanmadan fazladan tutuklu vaziyettedir. Müvekkil, dediğim gibi 13 aydır tutuklu; ceza alsa 4 ay yatarı var. Kaçması için deli olması lazım. Zaten yatacağını yattı; 3 kere ceza alsa, 3 kere cezasını yatmış bulundu hatta. Dosyada bizim açımızdan bir delil yok. MASAK raporu yok, tanık yok, gizli tanık yok vesaire; hiçbir şey yok. Karar verebileceğiniz bir delil de yok. Sabit ikametgah sahibi, itibarlı bir iş adamı olduğunu zaten anlatmıştık. Bu anlamda tutukluluğun şartları da yok. Ve şunu şöyle düşünmenizi de rica edeceğim: Müvekkil duruşmaların başından beri burada. Müvekkilin burada tutuklu olarak bulunmasının dosyaya kattığı yenilik veya fayda nedir? Bunu lütfen düşünmenizi rica ediyorum. Müvekkil evinden gelip katılsa veya burada kelepçelerle gelip katılsa; bu iki husus arasında yargılamanın yürütülmesi açısından bir fark var mı? Hiçbir faydası yok müvekkilin tutuklu kalmasının, hatta bu tamamen insan haklarına aykırı bir durum.

Cevat Kaya Müdafii

Sayın Başkanım, kıymetli üyeler; dediğim gibi dosyayı ve duruşmaları takip ediyorum. Mesela 13. eylemden yargılanan sanıklar; inanın hiçbirini yolda görsem tanımam. Bunların sorgusu 10 Nisan civarı bitti. 10 Nisan günü akşamında heyetinizin aklında hangi kişilerin tahliye edileceğine ilişkin kanaat oluştu. Fakat siz şöyle bir usul benimsediniz, dediniz ki: "Ben 30 günde bir yaparım." Hatta son gözden geçirmede avukatların taleplerini de almayacağınızı, dosya üzerinden yapacağınızı söylediniz. Yani Nisan'ın 10'unda tahliye edilebilecek olan o 5-6 kişi —ki sonradan baktım, özellikle merak ettim, tahliye edildiler— sizde o kanaat oluşmuşken, sadece bir usul benimsediniz diye 20 gün daha yattılar. 20 gün az bir süre değildir Sayın Başkanım, değerli üyelerim. 20 gün değil, 20 dakika dahi olsa bir insanı hürriyetinden alıkoymanın vebalini düşünmenizi öneriyorum naçizane.

Cevat Kaya Müdafii

Gelinen aşamada, ben bu tarzı makamınıza yakıştıramıyorum. Neyi? Ayın 10'unda siz bunu artık kafanızda oturttunuz, kendi aranızda konuşuyorsunuzdur. Zaten ayın 30'unda 20 gün önceye dönüp "Ayın 10'unda bunlar konuşulmuştur, şunları bir not alalım" demiyorsunuz; orada notlarınızı muhtemelen alıyorsunuzdur çünkü unutursunuz, hepimiz insanız. Ayın 10'unda bu kanaate ulaşmışken 20 gün daha beklemeyi gerçekten doğru bulmuyorum. Bu usulden vazgeçmenizi talep ediyorum. Bugün müvekkilin herhangi bir eylemle bağlantısı yok. Müvekkille beraber sorgusunun yapılmasını gerektirecek bir kişi dahi yok. Bizden önce de vardı, onda da aynı husus geçerli. Artık sizin aklınızda " tahliye edilmeli mi, edilmemeli mi?" noktasında bir kanaat oluştu. Bunu kendi aranızda tartışmanız gerekebilir; ben şimdi size "hemen tahliye edin" diyemem ama en azından bugün, yarın veya bunu görüşüp ayın 21'ini beklemeden tahliye noktasında bir karar vermenizi talep ediyorum. Hakka ve vicdana uygun olan usul budur.

Cevat Kaya Müdafii

Şimdi aklınıza şu da gelebilir; belki dediklerim mantığınıza ve vicdanınıza uygun olabilir fakat şunu da düşünebilirsiniz: "Bir avukat çıktı, bir talepte bulundu. Şimdi biz usulümüzden vazgeçersek avukatın talebi gerçekleşmiş olur. Ondan sonra burada 100 tane avukat var; bunlar her gün yeni bir taleple gelir, biz bunlarla uğraşamayız ve burayı yürütemeyiz." Benim talebimin hiçbir ehemmiyeti yok. Buradaki vereceğiniz karar tamamen sizin hukukçuluğunuzla, vicdanınızla ve gönlünüzle alakalı bir şey. Siz bu yönde bir karar verirseniz, asıl buradaki insanlar sizin adaletinize daha fazla inanır ve burayı çok daha sorunsuz bir şekilde yönetirsiniz. Lütfen bu husus üzerinde düşünün. Yazıktır; 20 gün değil, 20 dakika bile günahtır bir insan için.

Cevat Kaya Müdafii

Müvekkilin babasıyla ben de 4-5 gün önce bir şey yaptım, konuştum. Daha önce tanımıyorduk kendisini. 92 yaşında bir adam, Hacı Amca diyelim biz ona, Fehmi Bey. Geldi dedi ki: "Dedi benim evladım" dedi, "3 bayramdır göremiyorum, önümüzdeki bayram evladımı bana getir, ben bir bayram daha görür müyüm göremez miyim bilmiyorum." Açıkçası ben de duygulandım. Şimdi bizim mesleği, siz de bu mesleği icra ettiğiniz için çok iyi anlayacağınızı düşünüyorum, daha önce icra ettiğiniz için. Bizim mesleğimizi icra etmek gerçekten vicdani hassasiyetleri yüksek olan insanlar için adeta dünyada cehennemi yaşamak gibidir diye düşünüyorum. Tutuklunun yakını, çocuğu, annesi, babası hep umutla gözünüzün içine bakarlar, bir sözünüzü dahi bir umuda devşirmek isterler. Bu zorlukları yaşayan bir mesleğe mensupsunuz. Sizin durumunuz ise siz bunları büyük ihtimalle yaşamışsınızdır dediğim gibi, şu anki pozisyonunuz ise bunlardan daha zor, artık taleplerle karar verici konumdasınız. Yani mühür sizde, Süleyman sizsiniz. Biliyorsunuz mühür kimdeyse Süleyman odur diye güzel bir laf vardır, Süleyman sizsiniz. O yüzden burada hem hukuka hem vicdana uygun tahliye kararlarını vermek sizin vicdani yükümlülüğünüzdür diye düşünüyorum.

Cevat Kaya Müdafii

Sonra Sultan Süleyman demişken, Sultan Süleyman Han'ın Ebussuud Hazretleri ile birlikte bir karınca hikayesi vardır, pek çok insan bilir diye düşünüyorum. Topkapı Sarayı'nın bahçesini, bahçesindeki meyve ağaçlarını karıncalar işgal ettiğinde ağaçları kurtarmak için onları telef etmeyi düşünür Sultan Süleyman ama bir yandan da içinde bir şey var, kuşku var; ya bunlar da can taşıyor hani bu işin günahı olmasın. O zamanki Şeyhülislam Ebussuud Efendi'ye bir not yazar. Biliyorsunuz kendisi Sultan Süleyman da şeyi sever, edebiyatı, şiiri sever. Güzel, şairane bir şekilde yazmış. Şu şekilde bir not yazar: "Meyve ağaçlarını sarınca karınca, günah var mı karıncayı kırınca?" Ebussuud Efendi de aynı usulde, aynı şairane tarzda bir cevap veriyor. Cevabında şunu söylüyor: "Yarın Hakk'ın divanına varınca, Süleyman'dan hakkın alır karınca." Karıncalar elbet haklarını alacaklardır, öbür dünyada mutlaka ama bu dünyada bunların zulümlerini daha da arttırmadan, bunların günahlarına, kul hakkına daha fazla girmeden, yarın Hakk'ın divanında ağır sorgu, bu ağır sorgu altında ezilmemek adına hak ve hukuka uygun olarak derhal şimdi müvekkilimin tahliyesini talep ediyorum.

Cevat Kaya Müdafii

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.