Sayın Başkan, öncelikle meslektaşımın ve müvekkilimin savunma beyanlarına aynen iştirak ediyorum. Meslektaşımın da bahsettiği üzere dava konusu iddianamede müvekkilim 'in aleyhinde 8 eylem bulunmaktadır. Bu 8 eylemden 69, 73, 85 ve 118. eylemlerden hakkında savunmayı ben yapacağım, kalan 4 eylem ile ilgili savunmayı da meslektaşım Ceren Güngör yapacak. Şimdi eylemler nezdinde savunmama başlamadan önce dosya kapsamında yer alan müvekkil ile ilgili bir gizli tanık beyanına yer vermek istiyorum. Müvekkil hakkında ifade veren, bu ne olduğu belli olmayan gizli tanık Çınar, beyanında müvekkil 'in Medya A.Ş. Yönetim Kurulu üyesi olduğu yönünde, açıkça gerçeğe aykırı bir isnatta bulunmuştur. Oysa müvekkil , kendi savunmasında bahsettiği üzere, Medya A.Ş.'de hiçbir zaman Yönetim Kurulu üyeliği yapmamıştır. Bu açık maddi hata sözde tanığın müvekkilin şirket içindeki hukuki konumunu dahi bilmediğini göstermektedir. Buna rağmen bu tanığın beyanlarına iddianamede nasıl yer verildiği izah edilemez bir husustur. Daha önce meslektaşlarımın da ifade ettiği üzere söz konusu iddianamenin tamamen ne olduğu belli olmayan gizli tanık beyanlarına ve varsayımlar üzerine inşa edildiği açıktır.
Elif Güven Müdafii Av. Deniz Ali İlkem Savunması
Şimdi eylem 69 ile ilgili savunmaya başlamak istiyorum. Bu eylemde iddia edilen husus İstanbul Şehir Hatları tarafından işletilen iskelelerdeki reklam alanlarının tesisi ve işletilmesine ilişkin ana ihalenin düşük bedelle kurgulandığı, ağır ve sınırlayıcı şartlar nedeniyle ihaleye fiilen yalnızca Medya A.Ş.'nin katılabildiği ardından aynı işin daha yüksek bedelle alt kiralama yoluyla 3. bir firmaya verildiği ve bu suretle kamu zararına neden olunduğudur. Ancak bu anlatımın müvekkil yönünden en önemli eksikliği şudur, müvekkilimin bu sonucu doğran hangi somut fiili gerçekleştirdiği, hangi yetkiye dayanarak hareket ettiği ve hangi işlemin süreci belirlediği ortaya konulamamıştır. Müvekkilin ihale bedelini tek başına belirlediği, ihalenin taraflarını seçtiği, sözleşme yapan irade olduğu, alt kiralama sürecini yönettiği ya da kamu zararına yol açtığı yol açan mali tasarrufu bizzat tesis ettiği yönünde dosyada tek bir somut delil bulunmamaktadır. Dosyada müvekkile atıf yapılan beyanlar da ceza sorumluluğu doğurmaya elverişli değildir. Zira bu anlatımların hiçbirinde müvekkilin hangi tarihte, hangi ihale bakımından, hangi idari veya mali kararı etkilediği, hangi yetkiye, hangi yetkiyle hareket ettiği ve somut olarak neyi nasıl yaptığı açıklanmamaktadır. Zamanı, yeri, bağlamı, hukuki etkisi ve işleme ilişkisi ortaya konulamayan "şöyle dedi, böyle yaptı" türünden genel anlatımlar ceza yargılamasında mahkumiyete esas alınamaz.
Şüpheli anlatımı bakımından da durum aynıdır. Bu anlatımda müvekkilimin süreci yönettiği ileri sürülmekteyse de bunun ne anlama geldiği açıklanmamaktadır. Hangi işlem yönünden, hangi tarihte, hangi reklam mecrasında, hangi tasarrufla, hangi hukuki yetkiyle bu soruların hiçbirine iddianamede somut cevap verilememektedir. Ceza hukuku bakımından belirleyici olarak sizin de bildiğiniz üzere kişinin süreç içinde adının geçmesi değil suçun maddi unsurunu oluşturacak fiilin açıkça ortaya konmasıdır. Sanık müvekkile atfen hakkında "İstanbul'un reklam baronu" şeklinde hitapta bulunulduğunu beyan etmiştir. Bu noktada belirtmek isteriz ki müvekkil böyle bir ifade kullanmamıştır. Bir an için aksini düşünsek bile müvekkilin böyle bir ifade kullandığına dair dosya kapsamında herhangi bir delil bulunmamaktadır. İddianame düzenlenirken 'nin beyanının müvekkil 'in beyanının üstün tutulmasının bir sebebi var mıdır? Bunun da ötesinde müvekkil yönünden hangi söz veya hareketin hangi işlemde, hangi makamı, hangi şekilde aldatmaya elverişli olduğu ayrıca bu aldatma ile zarar arasında doğrudan bir nedensellik bağı bulunduğu da ispatlanamamıştır. Bu nedenle eylem 69 yönünden müvekkilimiz hakkında derhal beraat kararı verilmesini talep ediyoruz.
Sayın Başkan, şimdi eylem 73'ten devam ediyorum. Bu eylem kapsamında iddia edilen husus Beylikdüzü Söğütlüçeşme metrobüs hattı duraklarında yer alan 845 adet raket tipi reklam uygulamasının işletilmesine ilişkin ana ihalede işin gerçek ekonomik değerinin düşük gösterildiği, şartların yalnızca Medya A.Ş.'nin katılımını mümkün kılacak şekilde düzenlendiği sonrasında ise aynı işin daha yüksek bedelle Urban Medya'ya alt kiralama yoluyla devredildiği ve hatta alt kiralama öncesi dönemde de Urban Medya'nın fiilen kullanım sağladığıdır. Bu eylemde müvekkilin adı geçmektedir fakat nasıl bir eylemde bulunduğu yine gösterilememektedir. Gösterilememektedir çünkü müvekkile ait bir fiil bulunmamaktadır. Çünkü eylem 73'teki ihale az önce meslektaşımın da bahsettiği üzere Medya A.Ş.'nin ihalesi değil İBB'nin ihalesidir. Müvekkile her ne kadar ihaleye fesat karıştırma suçu isnat edilse de müvekkil istese bile üzerine atılı suçu işleyemez çünkü söz konusu ihale az önce de bahsettiğim üzere İBB'nin ihalesi. Biz burada sehven yer aldığını düşünüyoruz. Salt bu husus dahi söz konusu iddianamenin ne kadar özensiz bir şekilde düzenlendiğini göstermektedir. Bu hususta belirtmek isteriz ki müvekkil tarafından savunmayı zorlaştıran temel sorunlardan biri de isnadın belirsizliğidir. Çünkü iddianame müvekkilin hangi somut eylemlerle, hangi yetkiyle, hangi nedensellik bağı içinde kamu zararına yol açtığını açıklayamamaktadır. Ceza yargılamasında kişi soyut biçimde kurumsal sürecin içinde bulunmakla suçlanamaz. Savunma belirli bir fiile karşı yapılabilir, dosyada ise müvekkile özgülenmiş böyle bir fiil bulunmamaktadır. Bu haliyle isnat hukuki belirlilik ilkesine de açıkça aykırıdır.
Sayın Başkan, müvekkilin görev tanımı teknik şartnamenin hazırlanması ve satın alma ihale süreçlerinde teknik içerikli evrakın ilgili birimlere iletilmesiyle sınırlıdır. Bu son derece önemlidir. Teknik şartname, reklam ünitesinin ölçüsü, montaj biçimi, malzeme niteliği, cam standardı, alanın fiziksel uygunluğu gibi teknik konulara ilişkindir. Oysa ihaleye katılım koşullarının belirlenmesi, yeterlilik kriterlerinin saptanması, teklifin değerlendirilmesi, ihalenin kime verileceği, hangi usulle yürütüleceği ve sözleşmenin kurulması idari ve mali karar alanına girmektedir. Müvekkilin teknik evrak hazırlaması veya bu evrakı kurumsal iş akışı içerisinde ilgili birimlere ileterek iletmesi tek başına ihaleye fesat karıştırma veya kamu zararını dolandırıcılık suçunun maddi unsurunu oluşturmamaktadır. Yine tevdi raporunda ürünlerin sabit veya akış değiştirici olduğunun belirtilmemesinin rekabeti engellediği ileri sürülmektedir. Ancak bu iddianın müvekkil bakımından cezai sorumluluk kurmaya yetmemektedir. Müvekkil bir reklam alanları müdürü olarak teknik standartlar ve malzeme kalitesiyle ilgilenir. Şartnamedeki teknik ayrıntıların nasıl formüle edileceği ile ilgili sermaye, ciro, deneyim gibi katılım kriterleri arasında nitelik farkı vardır. Özellikle katılımı etkilediği söylenen mali ve idari koşullar üst düzey mali idari birimlerin tasarrufundadır. Müvekkilin bu kriterleri tek başına belirleme veya değiştirme yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla teknik ayrıntıya dair bir tartışmayı müvekkilin ihaleye katılımını kasten engellediği sonucuna dönüştürmek hukuken mümkün değildir.
Bu eylem bakımından müvekkile ayrıca Urban Medya'nın alt kiralama ihalesinden önce fiilen bu alanlarda faaliyet gösterdiği ve bu dönem içinde gelir elde ettiği ileri sürülmektedir. Ancak burada da müvekkile yüklenen bir fiil bulunmamaktadır. Dosyaya bizim sunacağımız ve diğer meslektaşlarımız tarafından sunulan ve müvekkil tarafından imzalanmış olan 13.12.2022 tarihli üst yazı ile müvekkilin Urban Medya'ya henüz ihale sürecinde olduklarını ve Medya A.Ş.'nin bilgisi dışında işgal tespit ettiğini bildirerek alanların tahliyesini talep ettiği görünmektedir. Bu belge çok önemlidir Sayın Başkan. Biz bu yargılamada işini doğru yapanların cezalandırılması için mi bulunuyoruz? Müvekkil hukuka aykırı kullanımı göz yuman değil buna itiraz eden, sessiz kalan değil tahliye talep eden kişidir. Görevini yapan bir çalışanı tam da engellemeye çalıştığı fiilin faili gibi göstermeye kalkmak ceza hukukunun adalet aracı olmaktan çıkarıp hakkaniyete aykırı bir cezalandırma vasıtasına dönüştürmektedir.
Şüpheli 'nin müvekkil tarafından söylendiği iddia edilen “reklam baronu” söylemine dayanan anlatımı ise ceza yargılamasında hükme esas alınabilecek nitelikte değildir. İddia edilen sözleri kabul etmemekle birlikte bir an için kabul edilse dahi içerik itibariyle bunların gündelik dedikodu hatta ya da en belirgin ihtimalle şaka niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu tür bağlamından kopartılmış ifadelerden ağır ceza sorumluluğu çıkartılamaz. Burada bu beyanın iddianameye yazılmasına ve bizim de buna karşı bir savunma yapmak zorunda bırakılmamızdan hicap duyuyoruz. Biz belirtmiş olduk ki müvekkil böyle bir ifade kullanmadığını açıkça açıkça belirtmektedir. Yine bizim beyanımızla 'nin beyanı arasında kime nasıl önce öncelik verileceği sizin takdirinizdir. Ancak biz en azından sizden bir gerekçe bekliyoruz. Ve son kez belirtmek istiyoruz ki ceza mahkemesinde esas olan somut, olgu ve doğrulanabilir maddi delildir. O bunu dedi, bunu dedik, kulaktan dolma ifadeler değildir. Şüpheli 'ın söz ettiği ödemelere ilişkin olarak da şunu söylemek zorundayız ki müvekkilin bu tahsilatlardan şahsi bir menfaat elde ettiğine, baskı yaptığına, hukuka aykırı bir menfaat zincirinin parçası olduğuna ya da tahsilatı kişisel hevesle yönettiğine dair de MASAK raporları da dahil olmak üzere herhangi bir somut delil bulunmamaktadır.
Ortada müvekkille ilişkin kişisel bir menfaat yoktur, icrai bir hareket yoktur, kast yoktur. Kısacası müvekkil bakımından suç oluşturabilecek hiçbir unsur bulunmamaktadır. Olmayan unsurlar üzerinden sorumluluk yaratmaya çalışmak hukuki değerlendirme değil, zorlama isnattır. Sebebi de müvekkilin itirafçı, özür dileyerek düzeltiyorum, iftiracı olmayı reddetmesidir. TCK madde 235 kapsamında ihaleye fesat karıştırma suçunun oluşabilmesi için kanunda sınırlı şekilde sayılan hareketlerden en az birinin somut olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu kapsamda özellikle TCK madde 235 2-a-1 bakımından ileri sürülen hileli davranışlarla katılımı engelleme iddiası hukuken kabul edilemez durumdadır. Müvekkilin teknik şartname bağlılığında ilettiği materyal ve kalite standartları da hileli davranış olarak değerlendirilemez. Çünkü bunlar bir gerçeğin gizlenmesi veya yanlış gösterilmesi suretiyle muhatabı aldatmaya yönelik bir fiil değildir. Kanunilik ilkesi gereği de ceza normları geniş yorumlarla yorumlanamaz. Yine TCK madde 235 2-b kapsamında gizli bilgilere erişimi sağlama isnadı da dosya içeriğiyle örtüşmemektedir.
Müvekkilin herhangi bir firmaya ihale öncesi gizli bilgi aktardığına dair tek bir HTS kaydı, mesaj, e-posta, tanık beyanı veya dijital veri yoktur. Bir bilginin gizli bilgi sayılabilmesi kadar bu bilginin belirli kişilere ulaştırıldığının da somut olarak ispatı gerekir. Dosyada böyle bir ispat bulunmamaktadır. Bilirkişi raporunda bazı teknik bilgilerin ilanda yer almaması eleştiriliyor olsa dahi bu durumun müvekkilin bir firmaya gizlice veri aktardığını gösterdiği söylenemez. Eksik veya tartışmalı teknik ifade ile gizli bilgi sızdırmak aynı şey değildir. Nitelikli dolandırıcılık isnadı bakımından da durum farklı değildir. Kamu kurumunun zararına dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için kamu kurumunu aldatmaya elverişli yoğunlukta bir hileli davranışın müvekkil tarafından gerçekleştirilmesi ve bu davranışla zarar arasında doğrudan illiyet bağı kurulması gerekmektedir. Manevi unsur bakımından da dosya tamamen boştur. Müvekkilin ihaleye fesat karıştırma bilinci ve iradesiyle hareket ettiğine, kamu zararını hedeflediğine, bir firmaya menfaat sağlamak üzere bilinçli biçimde sürece müdahale ettiğine ya da en önemlisi herhangi bir kişisel çıkar elde ettiğine dair tek bir somut delil bulunmamaktadır. MASAK raporlarında şahsi menfaat yoktur, dosyada kişisel kazanç yoktur, gizli haberleşme yoktur, talimat ilişkisini gösteren veri yoktur. Bu durumda müvekkilin mesleki görevi çerçevesinde yürüttüğü teknik çalışmaların suç kastı ile ilişkilendirilmesi ancak varsayıma dayandırılabilir. Ceza yargılamasında ise, burada az önce meslektaşımın da 50 celsedir diğer meslektaşlarımın bahsettiği üzere, varsayımla mahkumiyet kurulamaz. Bu nedenle eylem 73 yönünden müvekkil hakkında beraat kararı verilmesi gerekmektedir.
Sayın Başkan, şimdi eylem 85'ten bahsetmek istiyorum. Sanıyoruz biz savunma yapabilmemiz için en zor eylem 85, 89 ve 106. eylemdir. Çünkü biz bu eylemde nasıl yer aldığımızı anlayamadık. Çünkü biz ilgili eylem müvekkilin bünyesinde görev yaptığı müdürlükle alakası olmayan bir eylemdir. Müvekkil reklam alanları bölümünde görev yapan bir çalışandır. Oysa burada sözü edilen ihale kalemleri video çekimi, film yapımı, basım işleri, medya basın takibi ve mobil iletişim araçları temini gibi bambaşka hizmet alanlarına ilişkindir. Bir kişinin adı geçmediği bir eylemden dolayı sanık haline getirilmesi ceza hukukunun sınırlarını zorlamak değil, doğrudan ihlal etmektedir. Ortada müvekkile bağlanmış bir eylem yokken sırf reklam görülen her yerde müvekkilin adının da kopyala yapıştır yapılması kabul edilemez. Sonuç olarak eylem 85 bakımından müvekkilin adı bu sürecin hiçbir aşamasında geçmemektedir. İhalenin konusu müvekkilin görev alanına girmemektedir. Müvekkilin bu eleme ilişkin hiçbir takibi, hiçbir işlemi, hiçbir sorumluluğu bulunmamaktadır. Ceza hukukunda kişi yer almadığı bir süreçten dolayı sadece aynı kurumda çalıştığı için sorumlu tutulamaz. Bu nedenle müvekkil hakkında 85 yönünden beraat kararı verilmesi gerekmektedir. Sayın başkan, şimdi eylem 118'den bahsetmek istiyorum.
Eylem 118 kapsamında müvekkil 'e yöneltilen rüşvet ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerini aklama suçlamaları dosya kapsamındaki somut olgulara değil, varsayımlara, yönlendirilmiş anlatımlara ve müvekkilin kurumsal pozisyonu üzerinden yürütülen zorlama çıkarımlara dayanmaktadır. İddianamede ileri sürülen kurguya göre reklam izni almak isteyen bazı şirketlerin Medya A.Ş.'ye yönlendirildiği, burada görünürde hizmet ilişkisine dayanan ancak gerçekte muvazaalı olduğu iddia edilen sözleşmeler düzenlendiği, ardından şirket hesaplarına giren bedellerin farklı firmalar üzerinden dolaştırılıp nakde çevrildiği ve nihayet belirli kişi veya gruplara aktarıldığı ileri sürülmektedir. Öncelikle belirtelim ki Medya A.Ş. İBB uhdesindeki ya da özel alanlardaki reklam izinlerini verme yetkisine sahip değildir. Bu özel alanların izinleri İBB Kentsel Tasarım Müdürlüğü tarafından verilmektedir. Bütün bu anlatım içerisinde müvekkilin hangi aşamada, hangi fiille, hangi imzayla, hangi talimatla, hangi para hareketiyle veya hangi menfaat ilişkisiyle bu sözde mekanizmanın bir parçası olduğu ortaya konulamamıştır. Müvekkilin adına bağlanabilen tek bir somut finansal işlem yoktur. Tek bir banka hareketi yoktur, tek bir talimat yoktur, tek bir imza yoktur, tek bir para akışı yoktur. Böyle bir dosyada ceza sorumluluğu değil, ancak varsayım üretilir. Varsayımla da az önce bahsettiğim gibi mahkumiyet hükmü kurulamaz. İddianamenir en temel açmazı en temel açmazı şudur sayın başkan: Rüşvetten söz ediliyor ama menfaat yok, aklamadan söz ediliyor ama para akışı yok, örgütsel finanstan söz ediliyor ama müvekkile uzanan tek bir para izi yok.
Müvekkilin tüm banka hesapları ve mal varlığı dökümleri incelenmiştir. Bu incelemeler neticesinde müvekkilin şahsi hesaplarında iddia edilen suçlarla bağdaşabilecek, kaynağı açıklanamayan, mutat dışı, olağanüstü veya suç geliri niteliğinde tek bir kuruş dahi tespit edilememektedir. Ceza muhakemesinde maddi gerçeği gösteren en sert veri soyut beyan değil, para hareketidir. Burada o da yoktur. Müvekkilin şahsi zenginleşmesi yoksa, hesabına giren bir para yoksa, mal varlığında artış yoksa rüşvet ve aklama isnadı maddi zeminden bütünüyle yoksundur. Nitekim iddianamede açıkça yazdığı üzere müvekkilin mal varlığı sonradan edinilmiş, şüpheli bir zenginleşme sonucu oluşmamış; miras yoluyla intikal etmiş, mevcut bir aile varlığının doğal sonucudur. Müvekkil bir finans yöneticisi değildir, müvekkil bir muhasebe yetkilisi değildir. Müvekkil banka talimatı veren, para transfer eden, şirket dışına nakit çıkaran, alt yüklenici ödemelerini yöneten, tahsilat ve tediye zincirini kontrol eden bir kişi hiç değildir. Müvekkil Medya A.Ş.'de Reklam Alanları Müdürü olarak görev yapan, reklam alanlarının teknik koordinasyonunu, şartname hazırlanması süreçlerinin takibiyle sınırlı bir profesyoneldir. İddianamede yer alan müvekkile ait ofis ziyaretleri ve firma görüşmeleri de suç delili gibi sunulmaya çalışılmıştır. Oysa bu görüşmeler Reklam Alanları Müdürlüğü görevinin sahada yerine getirilmesinin doğal bir parçasıdır.
Mesleki temasları içeriği somut delille ispat edilmeksizin aklama organizasyonu ya da rüşvet ağı şeklinde nitelendirmek, iddianamede tıpkı 16 milyon insanın iradesiyle seçilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın 'nu örgüt yöneticisi seçimi içinde, müvekkil 'in de olduğu İBB bürokratlarını sözde bir örgüt şeklinde lanse edilmesine benzemektedir ki bu yaklaşım hukuki bir nitelendirmeden ziyade varsayıma dayalı bir kurgunun ürünüdür. Kamu veya iştirak çalışanının firma görüşmesi yapması suç değildir. Bu görüşmelerin hangi tarihte, hangi içerikte, hangi menfaat pazarlığı ile yapıldığı ortaya konulmamıştır. Yalnızca görüşmenin varlığıyla, görüşmenin varlığından hareketle suçun, suç isnadı kurulamaz. ’ın müvekkilin kendisine belirli bir firmayla muvazaalı sözleşme yapıldığını söylediği yönündeki anlatımı da aynı şekilde hukuki değer taşımamaktadır. Çünkü ortada bu iddiayı doğrulayan müvekkilin söz konusu sözleşme akdettiğine ilişkin tek bir delil bulunmamaktadır.
Özetle ortada ne yazılı bir delil vardır, ne mesaj vardır, ne ses kaydı vardır, ne de bu iddiayı destekleyen bağımsız bir maddi unsur vardır. Ceza yargılamasında aynı dosyada sanık sıfatı taşıyan bir kişinin soyut anlatımı kendi başına mahkumiyet delili haline getirilemez. Üstelik ilgili hizmetlerin fiilen alındığına ilişkin arşiv görüntüsünün de mevcut olduğu belirtilmektedir. ’nin beyanı da aynı şekildedir. Kendi ticari akıbetini, kendisi dışında herkese yükleyen bu anlatımlarla müvekkilin cezai sorumluluğuna karar verilemez. Kaldı ki bu sözleşmelerin hiçbirinde müvekkilin imzası bulunmamaktadır. İmzası olmayan, yetkisi olmayan, onayı olmayan bir kişi hakkında sözleşmesel ve mali süreçlerin faili gibi cezai sorumluluk kurulamaz. Ayrıca dosyada yer alan teftiş raporu tespitlerinde de Medya A.Ş. bakımından sorumluluğu değerlendirilen kişiler arasında müvekkilin adının geçmemesi de dikkat çekicidir. Buna rağmen müvekkilin yalnızca Medya A.Ş.’de çalışan bir kişi olması sebebiyle bu eyleme dikkat... Bu eyleme eklenmesi, cezanın şahsiliği ilkesine de açıkça aykırılık oluşturmaktadır.
Rüşvet suçu bakımından da iddianame tamamen unsursuzdur. TCK madde 252 anlamında rüşvet suçunun oluşabilmesi için görevin ifasıyla bağlantılı bir rüşvet anlaşması olması gerekmektedir. Dosyada ise müvekkilin herhangi bir kişiyle doğrudan ya da aracılar vasıtasıyla menfaat temini hususunda görüştüğüne, teklif aldığına, talepte bulunduğuna, kabul ettiğine veya anlaşmaya vardığına dair tek bir somut delil yoktur. Özellikle altını çizmek gerekir ki binlerce sayfalık mali inceleme içinde müvekkile yöneltilen, kaynağı açıklanamayan veya isnat olunan suçla ilişkilendirilebilecek tek bir parasal harekete dair rastlantı... Rastlanılmamıştır. Hesabına fazladan 1 lira dahi girmemiş bir kişi hakkında rüşvet aldığı ya da suç geliri akladığı nasıl söylenebilir? ’ın müvekkilin kendisine söylediğini iddia ettiği "Bizi görmeniz gerekiyor." şeklindeki iddiası da açıkça müvekkil aleyhine sonuç yaratmaya yönelik, doğrulanmamış bir iftiradan ibarettir. Bu sözün söylenmesine dair tek bir mesaj yoktur, tek bir tanık yoktur, tek bir yan delil yoktur. Ceza mahkemesinde hiç kimse söylemediği bir sözü söylemediğini ispat etmeye zorlanamaz. İspat yükü iddia makamınındır. Müvekkilin böyle bir ifade kullandığını somut delille ortaya koyamayan bir isnadın mahkeme önünde de hukuki bir değeri yoktur.
Olağan bir ofis gelip görüşmesini yıllar sonra tek taraflı şekilde yeniden yorumlayıp suç isnadına dönüştürmek, delil üretmek değil hikaye üretmektir. Aklama suçu bakımından da isnat tamamen boştur. TCK madde 282’nin uygulanabilmesi için öncelikle hukuken sabit bir öncü suçtan elde edilmiş mal varlığı değeri bulunması gerekir. Bu temel koşul dahi müvekkil yönünden mevcut değildir. Dahası müvekkilin bu sözde gelirin kaynağını gizleme veya meşrulaştırma yönünde özel kastla hareket ettiğine dair tek bir delil de bulunmamaktadır. Sonuç olarak Eylem 118 bakımından dosyada mevcut olan tek şey müvekkilin suça katıldığını gösteren delil değil, müvekkilin adı üzerinden suç kurgusunu genişletme çabasıdır. Ancak ceza sorumluluğu genişletilerek kurulamaz. İmzasız, talimatsız, menfaatsiz, parasız, maddi delilsiz bir isnat ne rüşvet suçunu ne de aklama suçunu doğurur. Müvekkilin şahsi mal varlığında tek bir suç geliri yoktur. Dosyada özel kast gösteren tek bir veri yoktur. Bu nedenle Eylem 118 yönünden de müvekkil hakkında beraat kararı verilmesini talep ediyoruz.
Son olarak müvekkilin tutukluluğundan bahsetmek istiyorum. Müvekkilin tutukluluğu artık bir cezalandırmaya dönüşmüş durum... Dönüşmüş durumdadır Sayın Başkanım. Meslektaşım bahsetti ama ben bir kez daha bahsetmek istiyorum, müvekkil kendisi hakkındaki soruşturmayı yurt dışındayken öğrenmiş ve derhal ülkesine dönmüştür. Buna rağmen bazı sözde ve yandaş basın ve yayın organlarında müvekkil firari olarak nitelendirilmiş ve itibar suikastına maruz bırakılmıştır. Daha da vahim olanı ise müvekkilin ikametgahının ve ailesinin yaşadığı, ailesinin ve avukatlarının yaşadığı Ataköy semtine yaklaşık 70 kilometre mesafede bulunan Silivri Cezaevi’ne erişimi mümkünken hiçbir somut yasal ya da idari gerekçe gösterilmeksizin Ataköy’e yaklaşık 300 kilometre uzaklıkta bulunan Bolu Kadın Kapalı Cezaevi’ne nakledilmiş olmasıdır. Sonuç olarak kaçma şüphesi bulunmadığı açık olan müvekkil hakkında tutukluluğun devam ettirilmesi ve buna ek olarak cezaevi koşulları ve keyfi nakil uygulamalarıyla savunma hakkının fiilen ortadan kaldırıldığı açıktır. Bu sebeple müvekkilin savunmasının da yapılmış olduğu göz önüne alınarak biz ayın 18’inde yapılacak tutukluluk incelemesinde müvekkilin tahliye edilmesini talep ediyoruz. Şimdi geri kalan dört eylem bakımından, savunmalarımıza meslektaşım [Müvekkil] söz alacak. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.