kendisini tanıttı Sayın Başkanım. Bunu biri dinlese, herhalde 'Harika, maşallah' der. İddianamenin belirlediği suç olarak dokunduğu noktaların dışında, yine iddianamedeki faaliyetlere bakıldığı zaman 'Esasında ne var bunda?' diye değerlendirilebilir. Ama bugün , işte 8 aylık bir tutukluluktan sonra huzurunuzda savunma yapmak zorunda kalıyor. Şimdi iddianame sunulduğu zaman sayın mahkemenize, biz üç eylem gördük. Ben avukat olarak şaşırdım. Çünkü , 15 Ağustos'ta gözaltına alınmıştı, 18 Ağustos'ta Sulh Ceza Hakimliği'ne çıkmıştı. Bu süreçlerin hepsinde yanındaydım. Bu eylemlerden sadece Eylem 68 'a sorulmuştu. Biz 13'ü ve 30'u iddianamede gördük. Hiç beklemiyorduk, gerçekten beklemiyorduk ve aklımıza bile gelmiyordu. Gözaltındaki ifadelerinde de esasında sadece kazandığı ihaleler değil –biraz sonra oraya geleceğim– birçok, yani Kültür A.Ş.'nin yaptığı birçok ihale soruldu. 'Bunda bilgin var mı, şunda bilgin var mı?' Ondan sonra sadece bir tane kazandığı ihaleden iddianame düzenlendiğini gördük.
Esma Bayrak Müdafii Av. Mert Er Karagülle Savunması
Şimdi diğer ikisinde eksiklik, yani diğer ikisi hiç daha önce bize sorulmadı, 'a sorulmadı dedim. Şöyle bir cümle kurabilirdim belki; ''a bunlar sorulsaydı iddianameye girmez miydi?' Ama şimdi bakıyorum ihale soruldu, yanıtlandı, somut olarak yanıtlandı; gene de iddianameye girdi. O yüzden şimdi hepsini açıklayacağız. Buradaki meslektaşlarımdan birçoğu biliyordur, ben esasında ceza hukuku alanında çok çalışmıyorum; özel hukuk ve idare hukuku... Bazen haddimi de aşmak istemem ceza hukuku alanında. Şimdi peki bu dosyaya niye girdim? Şimdi iddianameye baktığım zaman, bir arkadaşım bana da geçmişte danışmanlık faaliyeti vermiştir, sağ olsun, sonda söylerim onu da. Ama maddi olayları anlatarak, maddi verileri kullanarak bu suçun oluşmadığını anlatabileceğimize inandığımız için girdik. Yani şeyi tartışmasına ihtiyaç olmayacağını düşündük; Türk Ceza Kanunu'nun şu maddesine girer mi girmez mi? Şimdi biraz sonra bunları somutta göreceğiz. Esasında bu iddianamenin düzenlenmesinde –biraz önce tartışılıyor– sektörel bazda bilgi sahibi olunmaması da çok önemli. Yani hem Eylem 13'te kendini gösteriyor, hatta ihale kısmında bile gösteriyor. Ve böyle kapsamlı, 4000 sayfalık bir iddianame içinde baktığınız zaman sayın savcılarınız fazla zaman ayıramamış. Halbuki her sektörün özelliği var; bu illa bir kötü niyet midir, çalışma biçimi midir, bunlar hiç sorgulanmamış. Son hemen eylemlere girmeden önce usul konusuna da aynı haddimi bilerek girmeyeceğim; çünkü bugüne kadar hocalarımız ve değerli meslektaşlarım usul konularını dile getirdiler. En son talep kısmında bir tek ceza usulü hakkında değineceğim.
Şimdi Eylem 13'ten başlayalım. İstanbul Senin uygulaması hakkında bir soruşturma sürerken 17 Temmuz 2025 tarihinde Erol Naim Özgüner isimli şüpheli şöyle bir beyanda bulunmuş – Erkan Bey'den rica etsem 1 nolu görseli... İddianamede olan hususlarda başkanım, yansıtıyorum ki görsel olarak da hani hem siz arayın hem biz buradan okuyalım. Biraz büyütebilir miyiz? Şimdi diyor ki; uygulamalara sağ üstten başlayın, uygulamanın hemen hemen hepsinde analitik çalışmalar, istatistiksel veri elde etme amacıyla "analitik kod" adı verilen kodlar, İletişim Koordinasyon Birimi tarafından defaatle Bilgi İşlem ekibine mail yoluyla iletilerek yüklenilmesi talebinde bulunulmuştur. Tüm bunlar İletişim isimli çalışanımız olarak bildiğimiz şahıstır. Şimdi bu bir iddia, sadece iddia. Bu iddiasını nasıl güçlendiriyor? Devamında diyor ki; Medya A.Ş. ve Kültür A.Ş. tarafından yönetilen web ve mobil uygulamalara hangilerinde yüklenildiği ve buradan elde edilen verilerin neler olduğu ve nerede işlendiği konusunda bilgi sahibi değilim. Şimdi mailler sunuyor. Görüldüğü üzere anılan kişi, aralarında geçen metnin tamamında var, 'ın maillerinin olduğu 4 adet mail silsilesi sunuyor efendim. Yani 'ın mailini sunmuyor esasen, bunlar mail silsilesi. Bu maillere döneceğiz. Bu iddianamenin altında da 'a bu suç nasıl yükleniyor? Bakın çok net okuyalım, iddianame bununla... ve diğerlerinden bahsettikten sonra; " ve mesaj veya mail atmak suretiyle uygulamanın içerisine işlenmesini sağlamışlardır." Demek ki yöntem de bu: o mailler. Kanıtımız bu; Esma gönderiyor, maille gönderiyor, maille gönderiyor ve yükletiyor.
Şimdi biraz önce söyledim, Sayın Savcı'nın GTM konusunda bilgisi olmayabilir. Huzurdaki Sayın Savcımız da zaten o 30 Mart'taki sunumdan sonraki ilk şeyde, o da herhalde not almıştı; 'e şeyi sormuştu, "Nedir bu GTM?" diye sormuştu. Keşke hazırlık soruşturmasını yapan savcımız da bu GTM konusuna birazcık zaman ayırsaydı, maillere birazcık zaman ayırsaydı. Şimdi , 17 Temmuz'da bu ifadeyi verdiğinde esasında soruşturma dosyası USOM'da. Çünkü USOM Mayıs ayında başlamış soruşturmaya ve Ekim'de bitiriyor. 7 Ekim 2025 tarihinde bir rapor sunuyor. Şimdi savcısınız; birisi tam da bu kodların nasıl yüklendiği konusunda kişiyi işaret etmiş, yöntemi işaret etmiş. Sonra size şey geliyor, USOM'dan rapor geliyor. Rapora bir bakıyorsunuz... sayfa 2'yi rica edebilir miyim? Bu USOM'un sonuç raporu sayın başkanım. Baştan aşağı İstanbul Senin'i incelemiş, oraya kadar zaten birkaç sayfa uzun bir şekilde nelerin, hangi programların kullanıldığını, kullanıcıların kim olduğunu falan anlatmış ve sonuç olarak demiş; bakın tam sayfa USOM raporu burada. Bu raporun hiçbir yerinde GTM yok, Google Tag Manager yok, Google Analytics yok. Hiçbiri yok. Şimdi Sayın Savcı'nın merak etmesi lazım: "Ya böyle bir şey söylendi ama bu raporda yok, eksik kaldı herhalde" diye USOM'a geri göndermesi lazım esasında. Ama gönderilmiyor. Google Tag Manager olmadığı gibi, panel kullanıcıları da var şeyde, isimler. Onu yansıtmıyorum, sanki o kullanıcıların hepsi suçluymuş gibi bir algı olmasın ama orada da yok. Orada da yok. Yani "" diyor, GTM... Şimdi, herhangi bir delille desteklenmediği halde 'in sözü, bu biraz önce bahsettiğim "maille gönderilmiş ve işlenmiştir" kısmı aynen iddianameye geçiyor. Geçen haftaki sunumlardan sonra işte GTM, web sitesi, uygulama, İstanbul Senin kavramlarına zannederim tüm salon hemfikir olduk. O yüzden artık onların detayına girmeyeceğim ama sadece iki eksik kalmaması için iki küçük görsel göstereceğim. 3'ü rica edebilir miyim?
Evet, burada başka meslektaşım da eliyle göstermişti Cumhurbaşkanlığı'nı. Biz esasında daha önce buradaki meslektaşlarımın sunumundan önce sunuyor olsaydık, online olarak anında dilediğiniz bir sitenin GTM kodunu sorgulayabileceğiniz bir şey hazırlatmıştık. Artık gerek yok, vakit kaybetmeyelim. Evet, özellikle şu ikinci sayfa, 26 Şubat tarihide alınan şey. Bakın biraz önce konuşmasında raporlama aracının sadece Google'dan ibaret olmadığını; Facebook, LinkedIn raporlama araçları... Şey özür dilerim, kalabilir miyim orada? Bunların da kullanıldığını söyledi. Bakın, bunların arasında örnek olarak TRT'nin sitesine baktığınız zaman Facebook da var. Facebook'ta aynı şekilde hem Google var hem Facebook var. Ve bugün tehlikeli mi diye öbürünü en son anda ekledim; Ticaret Bakanlığı'nda üç tane kod var. Yani bırakın bir tane tehlikeli kodu, Ticaret Bakanlığı'nda üç tane kod var. Bunu da böylece kapatalım bu konuyu da. Yani Google Tag Manager'ın ne olduğunu biliyoruz. Bir tek şu eksiği de gördüm son hazırlığı yaparken; hani dedik ya 'uygulamaya kod eklenemez'... Şimdi bir tane karşı basından falan biri çıkar, 'Ya biliyorsunuz siz hep İstanbul Senin uygulamasını konuşuyorsunuz ama İstanbul Senin'in web sitesi de var' der. O yüzden 4 nolu görseli alayım, başa dönmemek için bunun da yanıtını şimdi hemen verelim. Bunun bir benzerini 2 Mart tarihli dilekçemizde kullanmıştık. Bakın, şimdi bazı uygulamalar Sayın Başkan, Sayın Heyet, hem uygulama üzerinde cep telefonunda çalışır hem web sitesinde; e-Devlet böyledir. İkisiyle de veriye ulaşabilirsiniz. Ama İstanbul Senin sadece mobil cihazlarda çalışan bir uygulamadır. İstanbul Senin'in bir web sitesi vardır ama hani tabiri caizse içi boş; sadece tanıtım web sitesidir. İstanbul Senin'i kullanabilmeniz için hangi uygulamayı App Store'dan veya Google Store'dan hangi uygulamayı indirmenizi tarif eden sadece bir bilgilendirme web sitesidir. Buradan ne İstanbul Senin'e girebilirsiniz ne İstanbul Senin'deki bir veriye ulaşabilirsiniz. O nedenle en başa dönüyoruz; İstanbul Senin sadece uygulama ve orada da şey yok, herhangi bir GTM yok.
Şimdi şu maillere gelelim. Mailler kısmında da hemen görelim; 5 numara lütfen. Burada aslında nereden anlatırken nereden başlayacağımı da düşündüm. Bakın, bunların hepsi mail silsilesi. Şu çok net; sizler de bakabilirsiniz, büyütülebilir. Biraz önce söyledi; bunların hepsinde 'subject' kısımlarında ne olduğu yazıyor. Bakın hemen şimdi en üstteki kırmızının bir üstünde 'subject'... Dört tane mail silsilesi; bir tanesi İBB WiFi, bir tanesi Yürü Be İstanbul, bir tanesi Halk Bakkal ve bir sonuncusu da 150 Gün 150 Proje. Yani 'ın gönderdiği, 'ın mailinin de olduğu mail silsilelerinin konusu bu dört faaliyet. Bu dört tanıtım, reklam faaliyeti. İstanbul Senin ile ilgisi yok; İBB WiFi, Yürü Be İstanbul, Halk Bakkal ve 150 Gün 150 Proje. Ya peki bunu Erol Naim Özgüner niye veriyor? Ya bu kadar basit bir şey; Sayın Savcı demiyor mu 'Sen İstanbul Senin dedin, bu mailde dediklerinin konusu bambaşka bir şey' demiyor mu? peki bunların içinde GTM veya işte şey, Facebook Piksel dışında bir şey, bir kelime kullanmış mı, bir kavram kullanmış mı? Hayır, o da yok. Hepsi burada.
Şimdi bunlar aslında bu maillerin delil olmadığını söylüyor da başka bir ilginç bir şey var. Geçen hafta ifade veren Melih Bey –– bir şeyin altını çizdi. Dedi ki 'Mailler forwardlanırsa oynama yapılabilir' dedi. Gerçekten de hani kendi kendinize bir mail attığınız zaman bir satırı çıkarıp araya bir şey de yazabilirsiniz. Şimdi bakın, biraz yukarı çıkabilir miyiz? sol üstte yuvarladığım 4 silsileden 3'ünde Erol Naim Özgüner bunu savcılığa vermeden önce kendi kendine forward etmiş. Ya A hesabında ya o hesabında vardır da oradan çıkış alamıyordur, Gmail'e göndermiştir. Hayır, aynı hesap içinde –biraz büyütebilir miyiz?– aynı hesap içinde vermeden önce kendi kendine forward etmiş. Bunun anlamı ne? Doğrusu anlamını bilmiyoruz. Önce forward ediyor, sonra veriyor. Şimdi içinde neyi değiştirdi o silsilenin, ondan ne kadarı iddianameye yansıdı bilmiyoruz. Ama değiştirdiğini kanıtlayabiliyoruz. Nasıl? 6'ya bakabilir miyiz? Şimdi bakın, bu Erol Naim Özgüner –üstteki Erol Naim Özgüner– tarafından sunulan bozulmuş mail. CC'ye bakar mısınız? , , ... Sonra yok, üç kişi var. Altta da … Gmail değil, bakın; Qmail. Aşağı inebilir miyiz? Aynı mail... Aynı mail bizim Esma'nın, 'ın maillerden aldığımız mail. Biraz büyütebilir miyim? Bakın CC'de kaç kişi var? En sonda da zaten en sağda da doğal olarak Gmail'i var. Şimdi bu Qmail-Gmail'i geçen hafta bir meslektaşım bana sormuştu, bir sanık vekili meslektaşım. İlk anda ben şey demiştim ona; 'Ya hani gönderen Gmail yazacağına Qmail yazmıştır, ulaşmamıştır belki mesaj' demiştim. Ama bakın; kazayla silme olsa Sayın Başkan, Sayın Heyet, Erol Naim Özgüner bu şeyi yaparken o aradakileri kazayla silmiş olsa, 'Ya hepsi yok' derim, başımın üstüne derim. Ama sonra düzeltilmiş, yani herhalde ya da kazayla silindi, yeniden yazılırken fakat Gmail yerine Qmail yazılmış. Buyurun, bunların orijinallerini Sayın Heyet'e sunabiliriz yani; hepsi var. Burada bu kadar net. Şimdi bunlar içerik olarak konuyla bağlantısı açısından asla ve asla zaten delil değil ama bir de tahrif edilmiş delil. Yani tahrif edilmiş mail hiç delil değil. Ama en başa dönelim Sayın Başkan, Sayın Heyet; 13 numaralı eylemde o GTM'i, üzerinde anlaştığımız GTM'i bu maillerle gönderdiği için yargılanıyor. Bu kadar. Hani sözüm bu kadar. Hani her iddianamenin, her eylemin sonunda bir değerlendirme var. dışı web sitelerinin halka daha uzun ve daha etkili ulaşması... İstanbul Senin ve İstanbul Hânem ile 'ın uzaktan yakından bir ilgisi yok. 'ın gönderdiği GTM'leri anlattık. Ve dedik ki zaten GTM neyi yapamaz? Veri tabanındaki T.C. kimliğini göremez, kullanıcı şifrelerini göremez; telefon numarası, adres gibi verilere erişemez. Hesap bilgilerine erişemez. Sunucu tarafındaki verileri ezber okuyamaz. 13 numaralı eylem artık sayın heyete teslim.
Şimdi Eylem 68. 'ı kollukta biraz önce söyledim, ben yanındaydım. Böyle yukarıdan aşağı birçok ihale soruldu: "Katıldınız mı? Bununla ilgili bilginiz var mı?" falan. da bilgisi olanları zaten söyledi. Hepsi hazırlık evrakında var. Hatta böyle aynı, yukarıda Kültür A.Ş.'nin yaptığı ihale diye soruluyor; sonra altta bilmem kimin ihalesi diye tekrar soruluyor falan, böyle yığınla. Şimdi Erkan Bey, 7 nolu görselleri görebilir miyiz? Biraz önce Sayın Başkan sormuştu, "Kaç ihaleye katıldın?" diye. Sayın Başkanım, sizin sorunuzun cevabı bunun ilk 2 sayfasında. 8 ihaleye katılmış. Bakın burada ilk 4'ü var, hemen arkada 3... Bunlardan 7 ihaleyi kazanamamış. 8 ihaleden 7'sini kazanamamış. Sadece ve sadece işte buyurun, 7 ihale burada, kazanamadı. Bunları biraz sonra sadece katılımcılar bazında açıklayacağım. Şimdi aşağı iniyoruz. Bakın, bu da 'ın kazandığı tek ihale. Şu an huzurunuzda bugün olmasına neden olan ihale. Şimdi Alper Bey'in sorusunun cevabı aşağıda yatıyor. Aşağıda ve yukarıda zaten kazandığı ihaleye katılımcıları var; sağdan 3. kutu. Aşağıdakiler de ilk 2 sayfada yer alan 7 ihalenin katılımcıları. Alper Bey buradan da cevabı görebilir. Hadi o zaman sonra dosyadan... Yani şu sonuçları söyleyeyim: Kazanamadığı Kültür A.Ş. tarafından yapılan 3 ihaleyi, zaten diğer bir iştirak olan Medya A.Ş. kazanmış. Kazanamadığı Medya A.Ş. tarafından yapılan 1 ihaleyi ise başka hiçbir ihalede karşılaşmadığı bir şirket kazanmış. Ponte'nin kazanamadığı Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. tarafından yapılan 3 ihaleyi aynı şirket kazanmış olmakla birlikte, bu 3 ihaleye katılanlar arasında başkaca hiçbir örtüşme yok. Şimdi o kazanan da notların arasında yok ama şöyle söyleyeyim; o kazanan Reklam İstanbul diye bilinen şirket. Yani biraz önce ifadesinde de söyledi. Bütün iştiraklerin bütününün ihalesini alan şirket... onunla hep yarışmış, kazanamamış. Değişik kategoride ihaleler ama bu şuna benziyor: Samsunspor evet, Avrupa'da Konfederasyon Kupası'nda başarılı ama Şampiyonlar Ligi'ne gittiği zaman Real Madrid ile 5 kere de oynasa kaybeder. Çünkü bunu daha önce kullanmıştık. Reklam İstanbul'un potansiyeliyle, sermayesiyle; kendini büyütmeye çalışan 'ın Ponte'si bir değil. Ama hiçbirinde, biraz önce söyledim, 3 ihaleye katılanlar arasında hiçbir örtüşme yok başka. Durumun diğer oyuncuları hep farklı.
Bakın 8 numarayı rica edebilir miyiz Erkan Bey? Esasta bu biraz önce Aydın Bey'in, Alper Bey'in değindiği konuya da geliyor. Bakın bu iki ifadenin ikisi de iddianamede yer alıyor. Biri diyor ki: "Yapılan alt kiralama ihalelerinin aslında bir kurgunun ürünü olduğu ve işi yapacak firmanın daha en baştan belirlendiği..." Şimdi burada şunu düşünüyorsunuz; 4 şirket çağrılıyor ihaleye. Kurgu olduğuna göre bu dördü de o kurguyu kim yapıyorsa onun tarafından gerçekleştirilmiş. Bir tanesinde A şirketi, birinde B şirketi, birinde de siz kazandınız. Peki, Ponte'nin kazandığı ihaleye ilişkin Sayın Savcı iddianamenin sonunda ne diyor? "Kültür A.Ş. tarafından yapılan alt kiralama ihalesine teklif veren... Medya ve... Hizmetleri ve diğerinin adını şuradan... Ha, Ottopet. 2 şirket... Ve Ottopet şirketlerinin —teşekkür ederim— isimli firmalar açısından ise gelinen aşamada dosya kapsamına yansıyan bir iddia bulunmadığından eylem kapsamında sorumluluk atfedilmemiştir." Şimdi 4 şirket katılmış. Sayın Savcı diyor ki bunlardan 2'si —bu tırnak içinde söylüyorum— kurgunun parçası değil. "Çünkü ben bunlara dava açmıyorum, böyle bir iddia yok," diyor. O zaman kurgu değil. Yani şimdi bu Ottopet özgürce verdi teklifini. Daha uygun teklif verseydi zaten demek ki Ottopet alacaktı. Nerede buluşturdun suçu? Kurgu dediğinizden benim anladığım, katılanların hepsinin ayarlanmış olması lazım. "Hayır değil," diyor Sayın Savcı. Öyle değil, adamlar özgürce girdi. Ve o yüzden de diyor; ben bunu o zaman da... Ne demektir? İhalelere katılım özgürce gerçekleşmiş ve serbest rekabet sağlanmış demektir. Yine notlarımda yok ama şimdi konuşurken aklıma geldiği için söyleyeyim. Bakın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş.'ye bu ihaleyi 33.000.000 liraya vermiş. Kültür A.Ş. de Ponte'ye 39.700.000 liraya vermiş. Aradaki 6.700.000 lira kimde Sayın Başkan, Sayın Heyet? Kültür A.Ş.'de. Yani belediyenin bir iştirakinde. Ya iddianamede diyor ki: "Kamuyu 6.700.000 lira zarara uğrattığı bu şekilde." Ya eğer burası 39.700 ise o mantıktan hareket ediliyor, o parayı zaten onda veriyor. Ne para? 39.700'ü Esma veriyor, Ponte veriyor. 6.700'ü yine bir belediye iştiraki olan Kültür A.Ş.'de kalıyor, 33'ü İBB'ye gidiyor. Nerede kamu zararı? Niye 6.700'ü kamu zararı olarak değerlendiriyor, ben anlamadım.
Şimdi hemen buradan, bu eylemle çünkü esasında Esma Bayram örgüt suçlaması, hemen ona geçiyorum. Bu eylem nedeniyle zaten tutuklama aşamasında da ihale ve örgüt suçlaması var. Burada diyor ki, 9'u rica edebilir miyim? Pardon. Bakın bir cümle; 'ın örgüt suçlaması yani şuradan şuraya bomba taşıdı hani klasik örgütlerde, şuradan şuraya kuryelik yaptı, şunu yaptı, pankart astı falan değil. İddianamede diyor ki: "Reklam firması sahibi olan isimli şahsın İBB iştirak firmalarından Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. üzerinden düzenlenen ihalelere katıldığı, usulsüz yöntemler ile biraz önce konuştuk, ihaleleri kazandığı..." Bakın hani İngilizcede bazen bizden farklı olarak biz 'dört kitap' deriz, onlar sonuna '-s' takısı koyar. Ama şimdi 'ihaleleri' diyor. Ya ihaleler değil, bir tane ihale Sayın Başkan, Sayın Heyet. Gördük, kendi iddianamede var. "İhaleleri kazandığı veya başkaca şahısların kazanmasına sebep olduğu." Kim o şahıs? Biz aksini ispat ediyoruz böyle bir şey olmadığını. Ama keşke Sayın Savcı buraya "X şirketinin şu ihalede de X şirkette kazanmasını sağladı" deseydi. Hayır, "ihaleleri kazanmasına sebep olduğu değerlendirilmektedir." Kim bu? İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nün Kişi Kart Rapor Özeti. örgüt üyesi olarak aynen bu tek cümleyle tanımlanıyor.
Peki, niye buradan örgüte geçmiş? Esasında biraz önce söyledi; birbiriyle çelişen iki tane iddia var dosyada. Birincisi, isimli şahsın "Direkt kendi üstüne olmasa da yönetimi 'da olduğunu bildiğim firmalar" diye bir beyanı var. Hakan Bey, 10 nolu görseli alabilir miyiz? Bunun içinde Ponte'yi de saymış. Ne diyor? "Direkt kendi üzerinden olmasa da yönetimi 'da olduğunu bildiğim firmalar." Büyütebilir miyiz? Bakın Sayın Yargıcım, Sayın Başkan, burada tam sekiz firma var. Sadece firmanın adı yok; firmaların tam unvanı var, firmaların vergi daireleri var, firmaların vergi sicil numaraları var ve adresleri var. Ya bu savcılığa giderken —hadi çok tabirimi bağışlayın— bu adam bu sekiz şirketi nasıl tespit etti? Hadi sekiz şirketi tespit ettin, savcıya giderken oturup Ticaret Sicil Gazetesi'ni açıp unvan sorgulamadan, ilan sorgulamadan hepsinin dökümünü alıp böyle mi gitti? Hadi o böyle gitti; Sayın Savcı, yetmiyor mu sadece oraya 'Ponte' yazmak? 'Ponte LTD. ŞTİ.' yazmak ve diğerleri... Hayır, bakın o kadar güzel, yani biz avukat olarak siz gerekçeli karar yazsanız sekiz şirket hakkında, gerekçeli karar yazsanız bu kadar ayrıntılı yazamazsınız. Bir şeyi ya atlarsınız ya da dersiniz ki "Ya biz buraya vergi numarasını niye yazalım, geçelim bunu" dersiniz. Öyle bir çalışmış, sekiz tane şirketi götürmüş şeye, adresleriyle eksiksiz olarak. Ha şimdi ama bir eksiklik kalmış. Şimdi bu bir iddia, "Bunların yönetimi 'da olduğu" sözü. Sonra ne oluyor Sayın Başkan? Tam orada işte bu para meselesi gündeme geliyor. üçüncü gidişinde, savcılığa üçüncü gidişinde, 2 Eylül 2025 günü bu arada Esma tutuklu, üçüncü gidişinde diyor ki: "Daha önceki ifademde yer almayan bir nakit tesliminden de belirtmek istiyorum." Şimdi ya hani 10 lira, 20 lira, 50 bin lira falan değil; 13 milyon 750 bin liradan bahsediyor. İki kere gitmiş, hakkında suçlama yapmış, buradan Ponte'ye geçmiş; aklına gelmemiş. 2 Eylül günü diyor ki: "Şimdi aklıma geldi." Ne diyor bu 13 milyon lira için? "Ben" diyor, "bir talimatla aldım" —ya bir yönlendirmeyle— "Ponte'den gelen 13 milyon 750 bin lirayı aldım, başka bir yere götürdüm" diyor. Böylece ne oluyor? Biraz önce sadece liste içinde kalan Ponte- ilişkisi birdenbire parasal bir ilişkiye dönüşüyor ki sizin de dikkatinizi çekip siz de soruyorsunuz. Çünkü dikkat çekilecek bir noktaya geliyor. Peki, Esma anlatırken anlatmaya çalıştı ama içinde olduğu için belki o kısmı şey oldu. Çünkü şöyle anlaşılıyor: Ponte, 'a dayanaksız, belirsiz, yüksek bir para göndermiş; o da üçüncü kişiden gelen yönlendirmeyle parayı başkasına göndermiş. Peki, görsel 11'i açabilir miyiz? Sayın Başkanım, bu Outland'in faturası. Şimdi siz şunu sordunuz haklı olarak; 'Ya 13 milyon 750 bin lirayı verdin, işin tamamını yapmadı, niye...' Esasında işin tamamı 27 milyon lira. Yani eksik... o para... Yani bakın, bunların hiçbirini söylemiyor. , 'Biz Ponte'ye iş yaptık, fatura kestik. Bu faturanın 27 milyon liralık faturanın 13.750 TL'sini şu tarihte almıştım, aldıktan sonra da şunu yaptım' demiyor. 13.750 TL para geldi, bir söz üzerine götürdüm başkasına... Peki bunu niye saklıyor? Buyurun orada Sayın Başkan, Sayın Heyet, yapılan işlerin hepsi de ve her bir işin ayrı bedeli de yazıyor; bu yeni düzenlenmiş bir fatura değil. Sistemde olan, Gelir İdaresi Başkanlığı'nın sisteminde olan bir fatura. bunu hiç hatırlamıyor, bundan hiç bahsetmiyor.
Şimdi burayı geçebiliriz. Peki Ponte, 'nın üstünde yönetiminde mi kaldı? Hayır, orada kalmıyor. Ondan sonra başka bir... Ponte ile o bahsedilen, iddia edilen örgüt arasında bir bağlantı kurmak için bu sefer deniliyor ki –, tanımadığını söyledi – aynen cümle şu: ''dan duyduğuma göre Ponte Reklam'ın sahibi fiiliyatta 'dur.' Şimdi biraz önce söyledik; 'yı tanıyıp tanımadığını zaten kollukta yanıt verdi; geçmişte bir iş yapmış sonra bir daha da çalışmamıştı. Peki ben şeye sordum; ya böyle bir iddia var... Şimdi Sayın Savcı, Esma'nın da söylediği gibi sormamış. Ne bunu ne zaman söyledi demiş, ne 'ı çağırıp 'Ya gerçekten sen 'ye böyle bir şey...' Hayır, ifade vermiş bu ara. Hani hiç olmasa ortada anlarım ama hem de sonraki tarihte ifade vermiş. 'Ya böyle bir şey dedi, 'un mu bu şirket?' diye sormamış. Yahut da sormuş, devamında şunu sorması lazımdı; 'Sen nereden biliyorsun, ne delilin var?' diye sorması lazımdı. Ben görüşürken 'a şey dedim; ya böyle böyle Murat Bey hakkında, hakkında hani onun diyor, 'Şey, şahit senin ofisine geldi mi ?' dedim. Esma bana dedi ki; 'Murat Bey benim fiziki ofisim olup olmadığını bile bilmez belki de' dedi. Bilmiyorum yani... Murat Bey de mi yani... Fiziki ofisim olup olmadığını bile belki bilmez Murat Bey dedi. Hani kaç kişi çalıştığını, ne bir şey... Yani nereden bilsin şirketi... Yani 'un diyorlar... Şimdi şirketin kuruluş tarihi bakıyorum, Ponte'nin kuruluş tarihi Ağustos 2019. Şöyle bir Murat Bey'in şeyine baktım hemen Google'ladım; tam Sayın Başkan'ın seçimi kazandığının ertesinde o tarihlerde –tam tarihini bulamadım– İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sözcülüğüne getirilmiş. Herhalde o dakikalarda, ilk kez yeni bir kurumda sözcülüğe getirilen birinin işi başından herhalde felakettir Sayın Başkan; ne Ponte ile ne bunlarla ilgilenecek durumda değildir herhalde. Kendi yanıtları... Ama en azından böyle de bir maddi çelişki de var. Evet Sayın Başkan, örgüt suçlaması bakın bir ihale, üç ayağa oturuyor: Bir ihale, iki ile olan bağlantı –'un bağlantı kurma çalışması, hiçbir maddi delili yok–, üç 'la 'nin bağlantısı... Örgüt, onun dışında 'örgütle şunu yaptı bunu yaptı' diye hiçbir şey yok. Esasında şimdi bir şey paylaşayım; meslektaşlarım biliyor ama –hani bunu kişisel şey için paylaşmıyorum, 'ın örgüt üyesi, bir örgütün üyesi olmadığının biraz tanığı olarak paylaşıyorum– ben 2024 yılında İstanbul Barosu Başkanlığına adaydım. Sayın Başkan ve CHP'li dostlar siyaseten, CHP siyaseti itibarıyla başka bir adayı desteklediler. Bunu sitem olarak söylemiyorum Başkanım. Ama bu örgüt içinde olduğu söylenen , sağ olsun tüm o süreçte benimle birlikte hareket etti. Bana danışmanlık yaptı. Şunun için söylüyorum; yani bir bırakın yasadışı örgütlenmeyi, hani bir parti –çünkü kendisi söyledi CHP'li de değil, CHP üyesi değil, CHP ile şeyi yok– yani özgürce hareket ediyor. Öyle bir örgüt böyle bir şeye müsaade eder mi? Böyle bir şey tam siyaseten bir şeye gitmişken... Ben bunu birebir tanıdığım... Efendim? Yani bunu dediğim gibi ne Ekrem Başkan'a ne sitem olarak söylemiyorum ama yaşadığım bir şey için söylüyorum.
Son olarak Sayın Başkan, Sayın Heyet; müşteki sıfatıyla ifade veren Şükrü Navaz isimli kişi, bu Pendik Arkatlı Evleri'nin yapıldığı yerin eski maliki. Bunun bir şikayeti üzerine bir soruşturma başlıyor. İddianamenin 399. sayfasındaki son paragrafında Adem şöyle diyor: "Adem ifadesinde özetle; verilen 75 dairede hiçbir bağımsız belediye çalışanı veya şahıs olmadığını, 'nun yakın ekibine dahi buradan daire verilmediğini; söz konusu yerden daire verilen şahısların çoğunun siyasi manada etkin kişiler olduğunu, söz konusu dairelerin kurultay sürecinde etkili kişilere verildiği" yönünde beyanları bulunduğu... Şimdi iddia bu. Net. Peki, bu 'in bahsettiği kişiler arasında bazı isimler de geçiyor iddianamede ama yok. Peki nereden geliyor? Şimdi 12 nolu görseli rica edebilir miyim? Önce bunu okumamız lazım. Ali Şükrü Malat diyor ki: "Arkatlı Evleri adı altında Aralık 2021 itibariyle satış vaadi sözleşmesiyle maketten daire satışları başlayarak vatandaştan para toplamaya başladılar." O çünkü eleştiriyor; "2021'de hemen para toplamaya başladılar," diyor. Şimdi zannedersem , 'in çalışanı; o da diyor ki ifadesinde: "2023 senesinde adliye biliyorum, isimler var. Birçok kişinin üzerine KİPTAŞ Arkatlı projesinden birçok daire satın alındı." Ne zaman Sayın Başkanım? 2023 senesinde. Şimdi buradan, biraz önce söyledi; 2021'deki lansman, şikayetçinin bahsettiği lansman sürecinin içinde var. Reklamcı kardeşine söylüyor. Lansman tam tarihini söyleyeyim: 27 Kasım 2021 tarihinde gerçekleşiyor. Şikayetçi diyor ki "Aralıkta para topladılar," diyor ki "2023'te bu bahsedilenler oldu." Çünkü CHP kurultayıyla birleştiriyorlar ya, "2023'te oldu," diyor. Şimdi Erkan Bey'den rica ediyorum, 13 nolu görsel dosyamızdan Sayın Başkan, Sayın Heyet. Vakıfbank'tan Arkatlı Evleri hesap hareketleri... En üstteki sarı, ilk yatan para. Bir vatandaşın, Arkatlı Evleri için para yatırmaya başladığı tarih 11 Aralık 2021. Aşağı doğru inelim lütfen. Bakın, şurası... Buradaki 'ın kardeşi Meryem Hanım'ın yatırdığı para. 23 Aralık 2021'de 126.000 lira, 24 Aralık 2021'de 70.000 lira, 27 Aralık 2021'de 150.000 lira, 27 Aralık 2021'de 125.640 lira yatırılmış. Meryem Güvenal esasında... Biz bunları iddianamenin iadesini istedik "eksik inceleme" diye, dekontlardan hareket ederek sunmuştuk. Ama şimdi bu bizzat dosyada olan Vakıfbank dekontları işimizi kolaylaştırıyor. 2021 en başı; her vatandaş gibi Meryem Güvenal gelmiş, ev sahibi olmak amacıyla parasını yatırmış. Sayın Savcı dahi bakın, bunların hepsi 2021. Hani o görseli de gösterelim, son görselimiz 14. Sayın Savcı da bugün en altta suç tarihine ne yazıyor? "2022-2025 yılı." Oraya genişletmiş. Esasında o söylenen olaylar 2023 ama Sayın Savcı işte bu yerin alımı, sonraki inşaat süreçleri tartışmaları boyutunda 2022-2025 diye genişletmiş. Ama bunların içinde 2021'de Meryem Güvenal tarafından yatırılan para konusu olmaz.
Son aşamada Sayın Başkanım, Sayın Heyet; Esma bana "Şey söylemeyin, hastalığımı söylemeyin artık," dedi ama biraz önce kendisi söylediği için bana yol açmış oldu. Ben yine müvekkilin iradesine aykırı biçimde disiplin suçu işleyerek değineceğim. Biz Sulh Ceza Hakimliğindeki itirazlarımız ve Asliye Ceza Mahkemesi kararları sonrasında sonuç alamayınca Anayasa Mahkemesi'ne başvurduk. Anayasa Mahkemesi 4 Kasım 2025 tarihli tedbir kararı verdi. Dedi ki: "Tedbir kararı verilmesine; başvurucunun sağlık durumunun ve tutulma koşullarının sağlık durumuna uygunluğunun sürekli takip altında tutulmasına, sağlık durumu gerektirdiği takdirde tedavi, tetkik ve yatırılmasına dahil olmak üzere tüm tedbirlerin alınmasına..." Şimdi bu tedbir kararını verirken tahliye veya adli kontrol yöntemini seçmedi çünkü gereken tedavi ve tetkiklerin yapılmasını istiyordu. Ama cezaevine sormuş, cezaevi demiş ki: "Merak etmeyin, biz bakıyoruz." Anayasa Mahkemesi de böyle dedi. Ama ben size 30 Mart tarihli talebimde aynen şunu söyledim: hipofiz ameliyatı olmuş, 10'a yakın ilaç kullanıyor. Bunlardan bir tanesi soğuk zincirle korunması gereken bir ilaç. Gözaltında sağ olsun mali şubedeki memurlar yardımcı oldular, buzdolabına koyduk. İlk cezaevine gelirken de bu şekildeydi ama o ilaç bitince ne dışarıdan biz ilaç götürebiliyoruz ne de cezaevi "Bulamıyoruz," diyor. 10'a yakın ilaç kullanması lazım, kemikleri çok zayıf durumda. Ben 30 Mart'ta size söyledim: "İlaçlarını alamıyor uzun süredir." Herhalde bu içeride yankılandı ki o gün akşam bir ilacı vermişler; belki mahkemenin de bir katkısı olmuştur. Ama hala 'ın kontrole götürülmesi gerekiyor, gitmedi Sayın Başkanım. Bu ilaçları alması lazım. Raporu 6 Mayıs 2026'da bitiyor. 6 Mayıs'tan sonra ne olacağını, yeni raporun nasıl alınacağını, ilaçlara erişip erişemeyeceğini bilmiyoruz. Gerçekten o günlerde, gözaltına alındığında ameliyattan yeni çıkmıştı. Kemoterapi gören babasıyla sırf hastaneye yakın olsun diye tuttuğu evde, kolluk güçleri zaten telefonu açık olduğu için her şey ortadayken onu orada buldu ve gözaltına aldı. Yeni ameliyat olmuştur beyin tümörü nedeniyle babası. Bu arada ikinciyi oldu. Ve size çok samimiyetle söylüyorum; 'ın şu an kafasında tüm şey, bu travmanın içinde babası. Yani kendi sağlığı bozuk, böyle travma yaratacak suçlamalarla karşı karşıya ama en çok babasını düşünüyor. Bunu ben de kullanmayı düşünmüyordum ama "Siz niye o dönem hani müdahale etmediniz?" dediğiniz için söylüyorum. Kendi sağlığı çok önemli.
Zaten şu anlattıklarımız esas hakkındaki savunmada veya öncesinde çok daha ayrıntılı olarak sunulacak; Esma çıkınca çok daha ayrıntılarını sunmaya hazırız. Bu aşamada tahliye talebimiz var. Ceza usulü nerede işime yarayacak diye düşündüm; siz bir yol çizdiniz, dediniz ki "Her ayın sonunda değerlendireceğiz." Burada 13 nolu eylemle ilgili savunma yapan meslektaşlarım da haklı olarak dedi ki: "Sayın başkan, Eylem 13 bitince bir değerlendirme yapın." Şimdi ben bir orta yol öneriyorum. Esasında bir meslektaşım söyledi ama o ikinci kısmını söyledi; "Ben itiraz edeceğim, siz belki bir not düşersiniz" dedi. Ben diyorum ki halbuki CMK 268/1 var ve sizin 2 Nisan'da verdiğiniz karara itiraz sürelerimiz henüz dolmadı. Şimdi ben bu sunumumu bitirir bitirmez 2 Nisan tarihli kararınıza itirazı göndereceğim. Henüz süresi geçmedi; bu ana kadar yapmış meslektaşlarım vardı, süreç içinde olanlar da yaparlar. Sizden talebim; CMK 268/1 uyarınca sorgular da alındığı için sözünüzün de arkasında durmuş olursunuz. Yani bu bir tutukluluk incelemesi değil, sadece bir itiraz değerlendirmesi. CMK 268/1 uyarınca kararınızı düzelterek 'ın tahliyesine karar vermenizi istiyorum. Teşekkür ediyorum, saygılarımla.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.