Sayın Başkan, değerli üyeler, iktisatlı davranabilmek adına evrakları meslektaşımla bölüştük. Aynı evraklara değinmeyeceğiz, farklı evraklara değineceğiz. Savunma hazırlarken iki tane kriter belirledim. Onu söyleyeyim herkesin içi rahat etsin diye. Birincisi dosyaya katkısı var mı, ikincisi de müvekkilime katkısı var mı? Bu yönüyle ele aldım. Buna da bağlı kalmaya, riayet göstermeye özen göstereceğim. Ancak hakkımızdaki isnatlar sebebiyle ve eylem sayısı itibariyle savunmamı tamamlayacağım. Benden önce savunma yapan meslektaşlarım, soruşturmanın başlangıcının basit bir şüpheye dahi dayanmadığını, buna karşın şafak operasyonları eşliğinde gözaltılar yapıldığını, gözaltı görüntüleri ifşa edildiğini, tutuklama kararlarının gerekçeden yoksun olduğunu, kişilerin bugün suçlama olarak iddianamede yer almayan olaylar ve sebeplerle tutuklandığını, yine aynı sevk maddeleriyle tutukluluklarının devam ettiğini, mahkeme heyetinin teşekkül ediş biçimiyle doğal hakim ilkesinin ihlal edildiğini, duruşmaların ceza infaz kurumunda yapılmasının aleniyet ve silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğuna dair beyanlarını ve itirazlarını ifade ettiler. Üzerinde çokça konuşulduğu için tekrara düşmek istemiyorum. Tüm meslektaşlarım bu yöndeki beyanları ve itirazları her biri ayrı ayrı haklı ve değerlidir. Bu beyanlara iştirak ettiğimi söylemekle yetiniyorum. Bazen sizin kararlarınızı, hep oy birliğiyle olduğu için eleştiriyoruz. Şimdi bunu söyledim oy birliği gibi görünmesin, bir oy çokluğu yaratayım ben, itirazımı da beyan edeyim hangisine katılmadığımı. Meslektaşlarım, heyetinizin kıdemi hususunda eleştirilerini ve kaygılarını ifade ettiler. Bu eleştirilerini anlayabiliyorum. Ancak katılmadığımı da söylemek isterim. Çünkü ben, görülmekte olan bu davada, heyetinizin kıdemine değil, aksine hukukçu olmaya karar verdiğiniz o ilk güne ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Çünkü o ilk anın güce boyun eğmeyen, saf bir adalet ve eşitlik duygusuna, haksızlığa uğrayanın yanında olma arzusunu barındırdığına inanıyorum. Zira adalet de kıdemle kazanılan bir unvan değil, o ilk günkü bağımsızlık ve tarafsızlık idealine sadık kalma iradesidir. Aslında bugün bu salonda ihtiyacımız olan şey de o saf duygunun yeniden yeşermesi ve vicdanın yeniden tezahür etmesidir. Savunmanın ilk bölümünde iddianameye dair olan değerlendirmelerin, soruşturma sürecine olan değerlendirmelerin yer alacak. Çünkü müvekkilim hakkında yöneltilen isnatların çoğunluğu etkin pişmanlık ifadelerine dayanmakta. Bu bizim savunmamız açısından önemli bir husus. Öncelikle kanun önünde eşitlik ilkesini ve adil yargılanma hakkını huzurdaki dava dosyası ekseninde tartışarak başlamak istiyorum. Çünkü ancak bu şekilde huzurda görülmekte olan davanın kanuni mi yoksa siyasi mi olduğuna cevap verebiliriz. Kanun önünde eşitlik ilkesi en temel anlamıyla aynı hukuki statüde bulunan kişilerin aynı kurallara tabi olması ve kanunların ayrım yapılmaksızın herkese tarafsız bir şekilde uygulanmasıdır. Geçtiğimiz aylarda bir yasa tasarısı çıktı. İddianamenin dışına tek örnek vereceğim yasa tasarısı bu. Takip edenler hatırlayacaktır belki ama dünyada da büyük bir tartışma konusu oldu. İsrail hükümeti bir idam cezası çıkardı birkaç ay önce ve bunu Batı Şeria'da çıkardı. Yasanın dikkat çekici olmasının yanı şu, idam cezası sadece Filistinli mahkumlar için uygulanıyor ve İsrail'de, işgalciler bakımından, bölgede yaşayanlar bakımından uygulanmıyor. Tabii ki de bu dünya kamuoyunda büyük tepki çekti, Türkiye'de de tepki çekti.
Fatih Keleş Müdafii Av. Nergiz İnce Savunması
Bu örneği atıf vermemin, bu yasa tasarısına atıf vermemin iki tane sebebi var. Birincisi; bizim açımızdan ortak bir duygu olduğuna inanıyorum. Hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun, dini görüşü, milliyeti ne olursa olsun, Filistin halkının mücadelesi ve oradaki zulüm hepimizin ortak olduğu, mutabık olduğu bir konu. İkincisi de örnek vermemin sebebi de şu bu örneğe, çok çarpıcı bir örnek bu. Yani kanun önünde eşitlik ilkesini çok rahat bir haliyle bir hukukçu topluma sorsak, evet, bu yasa tasarısı kanun önünde eşitlik ilkesine aykırıdır der, adalet duygusunu zedeleyicidir der bu kanun tasarısı hakkında. Ancak bazen bir yasa tasarısı kilometrelerce uzakta olduğunda, aynı milletten olmadığımızda bunu tespit etmek çok daha kolay olabiliyor. Tek bir sesle bunu söyleyebiliyoruz. Oysa ki önümüzdeki dosyada kanun önünde eşitlik ilkesini tespit etmemiz biraz daha güç, biraz daha titizlik istiyor ve daha fazla cesaret istiyor. Benim de bu süreç boyunca bu geçtiğimiz bir yıl içerisinde en çok hissettiğim şey bu oldu. Eşitsiz ve yurtsuz hissettim kendimi. O yüzden de kendi savunmama böyle başlamak istedim. Şimdi bunu bir soyut bir söylem olarak bırakmak istemiyorum. İddianamenin genelinde bu durumun özelleştirmek istiyorum. Bölümlere ayırdım. Her birinden birer örnek vereceğim. Beylikdüzü eylemleri; 11. Mahalle. 1 numaralı eylem; "tanık" sıfatıyla ifadesi alınan eski Gürpınar Belediye Başkanı Veliddin Küçük. Kübist. 2 numaralı eylem. Yapı ruhsatını ve iş bitirme belgesini düzenleyen eski Beylikdüzü Belediye Başkanı Yusuf Uzun. Bir yanda da karşımıza tutuklu bulunan Beylikdüzü Belediye Başkanı . Beylikdüzü Belediyesi çalışanları ile adını saydığım eski dönem başkanları kanun önünde gerçekten eşit mi? Eylem 14 avukatlar; huzurda pek çok sanık dinlediniz ve sanık müdafi dinlediniz. Defalarca kez benzer isimler zikredildi. Avukat Hamza Uçan ve Recep Seyhan müvekkilimin ifadesini de izah etti. Avukat , Cebeci'de çok gündem olmuştu. Avukat Mehmet Yıldırım, yine Cebeci'nin gündem olan isimlerinden. Avukat İsmail Reşat Albayrak, Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.'de gündem olmuştu. Bizzat sanıklar tarafından zikredildiği için rahatlıkla söylüyorum. Avukat TMSF'nin, Karun Yapı'nın her şirkette neredeyse müdafiliğini yapmış birisi. ’nun neredeyse tüm çalışanların ifadesine kendisi girmiş. ve onun çalışanlarının da ifadesine katılmış. Reklam sektöründeki iş insanları ifadelerinde de yine Avukat 'ı gördük. Dinlenen sanıkların bir kısmı ifadesinin yönlendirildiğini, etkin pişmanlık kapsamında ifade vermeden tahliye olamayacaklarını, kendilerine bizzat vekilleri vasıtasıyla söylendiğini ifade ettiler. Yine aynı avukatın dikkatinizi çekti mi bilmiyorum, kendi avukatı ifade etmediği için söylüyorum tekrar düşmeyeyim diye. UYAP'tan gönderdiği üç tane dilekçe var. Bu üç dilekçesinde de iddianamede olmayan, müvekkilimin tanımadığı kişileri suçlamaya yönelik beyanları var. Sonrasında ikinci bir dilekçesi var; "Biz bunu yanlışlıkla gönderdik, iddianameyi yanlış anlamışız" diye. Bir göz atmanızı ben sizden talep ederim bu dilekçelere de. Buradaki sorunun ne olduğunu çok rahat bir biçimde anlayacağınızı düşünüyorum bu üç dilekçeye bakarsanız.
Avukat Mehmet Yıldırım’ın tahliye vadeli etkin pişmanlık beyanı verdirmeye çalıştığını ve başkalarını suç isnadında bulunmayı ittiğini hem müvekkilimden hem de müdafisinden dinledik. Savcı Bey, 'i sormuştu. Avukat Mehmet Yıldırım'ın 'in de vekili olduğunu hatırlatmak isterim. Kendisi geldiğinde sorarız. Avukat Hamza Uçan ve Recep Seyhan, gecenin bir yarısı benim müvekkilimin rızası olmaksızın iki kez ziyarete geldiler. Baskı kurmaya çalıştılar. Etkin pişmanlıkta bulunmasının hayrına olduğunu telkin ettiler. Aynı zamanda 'in avukatlarıydı bunlar. Kendilerinin talebi şu oldu: 'in beyanlarını doğrulayın, ancak "Bu kadar da değildi" deyin ve yüklü bir miktarda vekalet ücreti ödemesini yapmasını istediler. hakkında suikast iddiasında bulunacağımı söylediler. Biz bunu bir süre sonra basın organlarında gördük bu iddianın kendisini. Şeyi söyleyeyim Sayın Başkanım; ben bunu müvekkillerden çok duyuyorum, tek bu dosyada değil artık. Yani 188 dosyalarında bile “avukat geldi vaatte bulundu” falan diye söyleniyordu. Müvekkilim bu durumu paylaştığında, yani gerçekten bir ismin gelip hani “tahliye ederim” vaadiyle belki vekalet ücreti almaya çalıştığını düşündüm. Ancak bunu gazete manşetinde gördüğümüzde, keşke dedim biz haklı çıksaydık, keşke bu durum böyle gerçekçi olmasaydı. Geçen eylül ayında bu dosyada takipsizlik kararı aldık, onu da belirteyim. Yine aynı avukatların duruşmalar esnasında 'e gittiğini öğrendik. 'e de baskı kurmaya çalıştığını öğrendik. 'e başka bir soru sorarken, ise sehven olduğunu düşünüyorum ama şunu söyledi; "Benim beyanım sehven değil, söyleyişinin sehven olduğunu düşünüyorum." "'e de etkin pişmanlık yaptıranlar aynı avukatlardır" dedi. Bu aşamada çok hakkım olarak şu soruyu sormak istiyorum: Mesleki faaliyetleri sebebiyle bir yıldan uzun süredir tutuklu bulunan meslektaşımız Avukat ile bu avukatlar kanun önünde gerçekten eşit mi? Eylem 18 şoförler; tek bir kişinin 'ın şoförü Bayram'ın beyanıyla 6 tane şoför tutuklandı. Onlar da bir yıla yakın tutuklu kaldılar. Benim müvekkilimin şoförü , 'nun şoförü , 'ın şoförü , iddianamesi yazılmayan iki kişi var yine Bayram'ın beyanlarıyla tutuklanan; Recep Cebeci ve Zekai Kırat. Onlar da aylarca tutuklu kaldılar. Tek bir kişinin beyanı 6 kişinin beyanından nasıl üstün tutulur eylem 18'de? Bu bana şunu hissettirdi; makam mevki ve görevle bir kıstas yaratmıyor, bir sosyal sınıf yaratmıyorum ama ne yazık ki 'ı geçtim, 'ın şoförü Bayram'ın beyanlarıyla 6 kişinin tutuklandığını gördük. Bu bakımdan soruyorum; adı sayılan diğer şoförler gerçekten kanun önünde eşit mi? Şişli Belediyesi eylemleri 38-45 aralığı; parsel parsel plan değişikliği yapma yetkisine sahip olan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yetkilileri ile özel hastane çalışma ruhsatı verme yetkisine sahip olan Sağlık Bakanlığı yetkilileri ile eski Şişli Belediye Başkanı ve Şişli Belediyesi çalışanları kanun önünde gerçekten eşit mi? Boğaziçi İmar; yine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İl Müdürlüğü, Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonları, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı 3 ve 6 no.lu Koruma Kurulları yetkilileri ve yöneticileri ile Boğaziçi İmar Müdürü gerçekten kanun önünde eşit mi? Eylem 29 Cebeci; yetkilileri, MAPEG yetkilileri, İstanbul Valiliği, Sultangazi Belediye Başkanı, başkan yardımcıları, maden bölgesinde hiçbir yetkiye sahip olmayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin fen işlerinden sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Arif Alp Kanalpay veya maden bölgesinde faaliyet gösteren özel şirketin çalışanları, mühendisi, idari amiri, finansçısı, kantarısı kanun önünde gerçekten eşit mi? Burada bunu birkaç defa söyledim. Bunu, bunu birkaç kez yazacağım savunmama. Sebepleri var, açıklayacağım. saydığım herkesten gerçekten daha mı eşit? En çok merak ettiğim sorulardan biri bu. Savcılık tarafından aynı soruşturma dosyasında bazıları merkezde, bazıları kenarda, bazıları içeride, bazıları dışarıda bırakılıyorsa artık burada eşitlik değil seçici bir konumlandırma olduğundan söz etmek gerekir.
Benim 61-120. Kültür Aş ve Medya AŞ., 133'ten başlayan İSFALT, 121-132 Ağaç AŞ eylemleri. Bu iştirak şirketler 2019'dan sonra kurulmadı. Bu iştirak şirketler 2019'dan sonra mı acaba ihale alınmaya başladı? 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 3. maddesinin G bendi, istisna yöntem 2019'dan sonra mı keşfedildi? Bu maddede bilirkişi raporları alınırken ihale yöntemleri, komisyon yapıları, teknik şartnameler ve uygulamalar 2019'da da değişmezken, ihale hafızası korunurken ve daha fazla kamu yararı elde edilirken, buna karşın şu an tutuklu bulunan iştirak şirket yöneticileriyle birlikte bürokratları ile 2019 öncesinde görevli olan yöneticiler ve bürokratlar ile bürokratlar gerçekten kanun önünde eşit mi? Bunu söylememin sebebi şu; bunu fark ettiniz mi bilmiyorum ama bunun soruşturma makamınca yazılan fezlekede her sayfa yapıyor bu soruyu. Ben yargıdan böyle bir aktivizm beklemiyorum. İyi bir yargı sisteminin de olduğunda düşünmüyorum. İlkokullardayken hayat bilgisi derslerinde gelişmekte olan ülke derdi, Türkiye için böyle tarif edilirdi. Bunun nedenini -36 yaşındayım-, geçmiş yıllarda anladım bu tabirin neden kullanıldığını. Bu aktivizmi, böyle bir inancım da yok, böyle bir ümidim de yok. Bu kırıldı artık, onu söyleyeyim. Sadece şunu söyleyeceğim o kısmı kenara ayırarak. Şimdi bütün savcıların yazdığı fezlekeler şöyle başlıyor; 31 Mart 2019 tarihinden sonra diye başlıyor. Bunun dışında demiyorum, yani siyasetle yargının yan yana anıldığı bir dönemden zaten geçiyoruz, ben bu kısmına girmeyeceğim. Kabul edemediğim kısmı şu; bunu söylüyorsak eğer yani kafamızda bir öncül suç tarihi var. Nedir bu? 31 Mart 2019 demişiz bunun adına. Bu tarihten sonra suç işlendikten potansiyeline inanıyoruz. Bu kısım ayrı. İkinci kısmı şu; o zaman bunun için 2019 öncesindeki uygulamaya dair bakma ihtiyacı hissetmiyoruz. Madem bu doğru olan, madem tercih edilen, makbul olan bir tane bilirkişi raporunda ben gerçekten neden kurum hafızasına bakılmadığını anlam veremiyorum. Madem bu suç tarihi olarak belirlendi, evveliyatı da uygulandı, doğru uygulama olarak kabul edildiyse, sonrasında kurum bunu yapmaya devam etmiş mi? Aykırı bir uygulama mı yapılmış? Bu kısmına bakılsın bari diye düşünmeden edemiyorum. Bu noktada beş tane soru sorma hakkını da kendimde görüyorum. Hani eylem odaklı soruşturma yürütüyorduk? Hani dosyanın kapağına bakmıyorduk, isimler bizim için önemli değildi, amacımız maddi gerçeği araştırmaktı? Seçici delil toplamıyorduk, seçici soruşturma yapmıyorduk. Verilebilecek çok fazla örnek var. Süreyi iktisatlı kullanacağımı söyledim. Derdimi anlattığımı düşünüyorum, anlaşılması adına şimdilik bu kadarıyla yetiniyorum. Ama soruşturma sürecine ve iddianameye dair en büyük itirazımın bu olduğunu, bunu bir hukukçu olarak da yurttaş olarak da ifade etmek istedim. Sayın mahkeme heyetimiz bu noktada şunu söyleyebilir; CMK 225 hükmü var, buna atıfta diyebilirsiniz ki, biz yalnızca iddianamede gösterilen suça ilişkin fiil ve faille bağlıyız. Bunu söyleyebilirsiniz, ben de bunu anlayabilirim. Ancak bu bağlılık, aynı hukuki durumda bulunan kişiler arasında neden farklı muamele yapıldığını, neden birine uygulanan tedbirin diğerine uygulanmadığını, neden aynı dosyada bazı kişilerin soruşturma ve kovuşturma dışında bırakıldığını da sormamıza engel değildir. Ben de bunu söylememi dayanağım CMK 230'dan alıyorum aslında. Çünkü bir gerekçeli karar yazacaksınız. Hangi delilin neden kabul edildiğini, hangisinin neden reddedildiğini de açık ve denetlenebilir bir biçimde gösterilmesinde zorunlu kılar. Çünkü kanun önünde eşitlik ilkesi yalnızca kağıt üzerinde bir ilke değil, aynı durumda olanı aynı, farklı durumda olanı farklı ama her halükarda değişmez bir biçimde objektif, denetlenebilir ve makul gerekçeyle uygulama yapılmasını da zorunlu kılar. Ki bu durumda hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Ben inanıyorum ki bunu zaten uygulamayı başarabilirsek hep birlikte, böyle bir ülkede yaşayabilsek hiçbir bakanın da çıkıp, "Türkiye bir hukuk devletidir." diye de açıklama yapmasına gerek kalmayacağına inanıyorum. Yaparak göstermek gerekiyor çünkü.
İtirazım bu noktada mahkemenizin iddianamenin dışına taşınmaya yönelik değil, tam tersi aslında itirazım iddianamenin içerisindeki eşitlik sorunu, ikili hukuk uygulaması. Aynı dosyada, aynı maddi varlıklar zinciri içerisinde, aynı ya da benzer hukuki konumda bulunan kişiler arasında neden farklı işlem yapıldığını, neden birine uygulanan tedbirin diğerine uygulanmadığını, neden bir sanık bakımından yeterli görülen delilin başka biri için yetersiz kaldığını da sormaktır. Sorularımı siyasi ve spekülatif bulmuyorum. Hukuki ve anayasal buluyorum. Çünkü bu dosyada aradığımız şeyin, birkaç kez sayın başkanım siz de bunu ifade ettiniz, hani "Buradaki herkes eşit bizim için, görevleriniz, unvanlarınız önemli değil" dediniz. Ben de şunu söylemek isterim; aradığımız şey ayrıcalık değil, eşitlik. İltimas değil, ölçü. Peşin kanaat değil, gerekçeli bir değerlendirme. Bunu samimiyetle söylüyorum. Ayrıcalık beklemiyorum, Anayasa'nın ve CMK'nın sadece asgari hükümlerinin sanıklar bakımından uygulanmasını bekliyorum. İddianame ve müvekkilime yönelik isnatlar, etkin pişmanlık beyanları üzerine inşa edilmiş. Bu sebeple öncelikle soruşturma sürecindeki ifade alma ve sorgu yöntemleri, beyan delilliğinde hukuki değer üzerine durmak istiyorum. Şimdi benim bu dosyada en çok önemsediğim şey şu; etkin pişmanlık ifadeleri hakkında çok konuşuldu ama tekrar düşen kısımları mesela savunmamdan çıkardım. Basına sızan ifadeler kısmı. Bunu önemsememin sebebi şu; biz bu dosyayla müvekkillerimizin gözaltına alındığında tanıştık. Siz de bu dosyayla iddianame mahkemenize tevzi edildiğinde, mahkemenize gönderildiğinde tanıştınız. Dolayısıyla iddianamenin kabulü kararı 25 Kasım'da diye hatırlıyorum, bu tarih öncesinde soruşturma sürecinde yaşananları bilememeniz ya da anlattığımızda bunun size ne yansıttığını da bilmiyorum. Ben dinlenen, özellikle de etkin pişmanlık ya da ikrar kapsamında beyan veren sanıklara şu soruları yönelttim: "Bu ifade, şu kişinin ifadesi savcılıkta size okundu mu? Bu ifadeyi basından gördünüz mü? Şu kişinin ifadesinden haberdar mıydınız?" diye. Sorduğum sanıkların ise %70'inde şu cevabı aldım: "Basından görmüştüm, basından gördüğüm kadarıyla..." cevabını aldım. Bu kısım benim açımdan önemli. İlk numaralı görseli açabilir miyiz acaba rica etsem? Soruşturma dosyasında alınmış bir CMK 153 hükmü var. Örgütlü suç isnadından faydalanılarak kısıtlılık kararı alınıyor. Düzenlemenin temel gerekçesi ne? Soruşturmanın amacının tehlikeye düşmesini engellemek. Temel hukuk kanuni dayanağı bu. Şimdi bu kısıtlılık kararı bulunmasına rağmen, etkin pişmanlık ifadeleri bazı basın yayın organlarına saçıldı, yayınlandı. Bunların ne kadarını takip edebildiniz ben inanın ki, inanın ki bilmiyorum. Yani derdim, bir meramımı anlatabilmek. Bunu da şu yüzden anlatabilmek, şimdi kendimi sizin yerinize koyuyorum, çok haklı olarak şunu soruyorsunuz. Diyorsunuz ki, ya X kişisi senin hakkında beyanda bulunmuş da Y, Z kişisi de aynı şeyi söylemiş. Bu kadarı da tesadüf olur mu, diyorsunuz aslında. Alt metinde yatan şey bu. Anlatma ihtiyacım da buradan ileri geliyor. Çünkü ne kadarınızı bildiğinizi bilmiyorum sürecin. Şey kısımlarını geçeceğim. Yani masumiyet karinesi, kişisel veriler, adresler, T.C. kimlik numaraları, insanların aileleri, bağları, yaşamları, kenara bıraktım onu. O kısmıyla artık ilgilenmiyorum dediğim gibi.
Şimdi bu bilgiler dışarıya çıktı. Kısıtlılık kararı bulunmasına rağmen çıktı. Bunu bir usul sorunu olarak görmüyorum, çıkmasını. Kim bu etkin pişmanlık beyanlarını servis etti, kamuoyuyla paylaştı, bu kısmıyla da ilgilenmiyorum. Kenara bırakıyorum bu kısmını. Bu sızıntılar üzerinden yeni beyanlar alınmış olması, benim dikkat çekmek istediğim kısım bu. Alınan ifadelerin tamamı için çünkü bu etkilenmiş anlatım olduğu anlamına geliyor. Mahkemeniz önüne de kirlenmiş bir delil ortamı, kirlenmiş ifadeler ve beyanlar gelmesine sebebiyet verdiler. Basına sızan ifadeler üzerinden başka kişilerin de sonradan beyan verdiği, sızdırılan bilginin sonrasında yeni anlatımların etkilendiği, vahi bir tablo ortaya çıktı. Bu durumda delil güvenilirliğini sarstı. Çünkü delil dışarıdan yönlendirilmiş bir algının ürünü olamaz. Bu durum aynı zamanda sanıkların hukuki güvenliğini de zedeledi. Basına sızdırılan ifadeler üzerinden başka kişilerin de aynı kişiye, aynı olaylar hakkında ifade vermesi sağlandı. Bu sebeple biz artık o beyanların bağımsızlığından söz edemiyoruz. Pek çok kişi kendi gördüğünü değil, okuduğunu anlattı. Yaşadığını değil, başkalarının kurduğu anlatıyı tekrar etti. Ben, şahsi kanaatimle buradaki sanıkların ifadesinin ilk kez sizin tarafınızdan alındığını düşünüyorum, de dahil olmak üzere. Şimdi bunu şöyle ispat edeceğim Sayın Başkan. Bunu, bu çalışmayı yapmamdaki tek sebep siz bunu görün diye. Onu da söyleyeyim. Şimdi, Sabah gazetesinin haberi. 'ın ifadesi var, biliyorsunuz dosyada. 6 Mayıs tarihli ilk etkin pişmanlık ifadesi, 16 Mayıs tarihli ikinci etkin pişmanlık ifadesi. 6 Mayıs tarihinde ve 16 Mayıs tarihindeki ifadelerini yansıttığı tarih 18 Mayıs 2025. Yani hemen 10 gün sonrasında ifade paylaşılıyor ve aşağı doğru kaydırabilir miyiz? Burada bir kalalım. Bakın, bu paylaşılan ifade tekrardan. 20 Mayıs 2025 tarihli ifadesi, 'ın. Bu 20 Mayıs 2025 tarihli ifadenin ne olduğunu çok iyi bildiğinizi düşünüyorum. Şimdi bakın. 20 Mayıs 2025 tarihli ifade, yine gazeteden verilen manşet. Bunları dosyanıza sunacağım çünkü bunların yarın öbür gün bir bozma sebebi olacağını da düşünüyorum, buna inanıyorum. Sebebi şu; ifadeler haber şeklinde paylaşılmıyor, bir bütün halinde paylaşılıyor. Yani bu ifadede Eylem 140 var, Arıoğlu, biliyorsunuz. Bu ifadeden sonra temmuz ayında 'in beyanı var, 'in beyanı var ama ilk paylaşılan ifade bu, 'ın ifadesi. Devam edelim tekrardan. Bakın, 'nun haberi. Yine ifade paylaşıldığında 4 Haziran 2025'te basına yansıdı. Üzerinden tekrardan beyanlar alınmaya devam etti. Devam edelim. Yine 12 Ağustos tarihinde 'ın ifadesi, paylaşıldığı tarih 24 Ağustos 2025 tarihi. Ben bu M.A.R. Ajans kime ait bilmiyorum. Bunlar da ifadeleri bütün halinde paylaşanlardan. Mesela sistem kelimesini soruyorsunuz, diyorsunuz ki yani bu sistem herhalde çok kişi tarafından kullanılıyor ki sistem, bir organizasyon artık her neyse, fon, ne anlamı verirseniz ona gelebilecek bir şey. İfade veren kişilerin tamamı bu sistem kelimesini zaten gördüler. Devam edelim tekrar. Bakın yine 'ın haberi, aynı tarihli. Bir aşağı inebiliriz. , çok şaşırmıştım. Ben bu ifadeyi bu tarihte okudum Sayın Başkan. Yani dosyada gizlilik kararı vardı. Bu dosyada müdafiydim. Ben savcının yedinci katına gidip telefonumla arayıp katiple görüşemiyordum, SEGBİS tarihi ne zaman diye. Ben 'nun ifadesini bakın 5 Haziran tarihinde gördüm. 4 Haziran tarihli ifadesini gördüm 5 Haziran tarihinde. Ve bütünü, tamamı. Aşağı doğru inelim tekrardan.
Yine Nuhoğlu, 6 Haziran tarih. Devam edelim. Aşağıya inebiliriz. Benzer olanlara vakit kaybetmeyelim. Bakın, , 16-17 Haziran ifadesi. İfadede imza yoktu, talepte bulunmuştum. UYAP'ta göremedim, belki gelmiştir. Talebimi yinelemiş olayım. Bu tarihte, 17 Haziran, 10 Temmuz'da yine ifadenin bütünü. Aşağı doğru inelim. 'in yeni 2 Temmuz tarihli ifadesi, 16 Temmuz'da bakın bütün halinde bunların hepsi. İfadelerin tamamının içeriği var. Bir de bakın başlığı şöyle yapmışlar; birinci ifadesi, ikinci ifadesi, üçüncü ifadesi. Devam edelim. Bakın, Arıoğlu, 'in ifadesinde geçen Arıoğlu, ifadenin bütünü o gün Yeni Şafak'ta. Aşağı doğru inelim. , yine çok hızlı yayınlanan ifadelerden biriydi. Bunu da hatırlıyorum. Bunu, siteyi takip ediyordum o dönem. Bakın, 28 Mayıs'ta ifade veriyor. 'nın ifadesi, bir de yazmışlar yani, tam metin. Tam metin etkin pişmanlık kapsamında ifade veren Subaşı'nın ifadesi. 30 Mayıs'ta okudum bu ifadeyi. Aşağı doğru inelim. Yine Subaşı'nın ifadesi, 31 Mayıs'ta. 28 Mayıs'ta ifade vermişti , 31 Mayıs'ta Yeni Şafak'ta. Reklam geçebilir miyiz? Aşağı inelim. , yine çok hızlı olanlardan. 18 Temmuz'da ifade verdi Sayın Yalçınkaya, ifadesi 21 Temmuz'da Anadolu Ajansı'nda. Devam edelim. 'nın ifadesi Sabah'ta, 21 Temmuz yine 3 gün sonrasına devam edilmiş. 4 Ağustos ifadesi 6 Ağustos'a sonraya tamam yüklendi. İnelim aşağıya. Paralar yurt dışına götürüldü iddiası vardı. Uçuşta 10 milyon dolar iddiaları yansımadı ama yine Serkan ifadesi bu şekilde yayınlandı. Devam edelim. bunu göstereceğim çünkü 'in ifadelerini anlatacağım ilerleyen aşamalarda. 23 Haziran'da ifade veriyor. Yakup'un ifadesine bakın yine tam metin. 25 Haziran'da basında. İnelim aşağıya. Devam edelim tekrar. “Ekosistem çöktü.” Arada bir şöyle şeyler oluyordu bakın, "İSTAÇ ihalelerinde ekosistem çöktü." 'ın ifadesi verildi. Bu bu gazete haberinden sonra 'ın ertesi gün tarihli bir ifadesi var. İfade içeriğine bakın 'ın beyanları sadece 'ın iddiaları hakkında. Sadece adını vereyim ifadeler yansıdı. Ben e-takibe bakarken basın açıklamasında talep olarak almadım. Hah! Muhabir listesinde 2000 var. Yani bunlara inanın ki laf olsun diye anlatmıyorum. Bir derdim var, meselem var çünkü. Bu ifadelerin nasıl bir bütün halinde basın organlarına sızdırıldığını anlayabilmiş değilim bununla ilgili. Ya bu bu size de bir saygısızlık bu arada. Sayın heyetin önüne kirli bir deliller beyanının bütün gelmesine sebebiyet verdi. Etkilenmiş anlatımlar olduğu iddiası var çünkü savunmanın. Tek benim değil, diğer meslektaşlarımın da. Yani bunun bir ifade niteliğinde kabul edilmesini talep ediyorum. Biliyorsunuz soruşturmanın gizliliği kararı olduğunda bu bir suç teşkil ediyor aynı zamanda. Bu sebeple yargılanan meslektaşlarımız da oldu basına açıklama yaptıkları için. Ben talebimi etmiş olayım, değerlendirirsiniz. Aşağı doğru inelim. Şimdi bu noktada iddiam şu benim: Bu soruşturma aşamasında alınan ifadelerin hiçbirinin, yani tamamı açısından bunu söylüyorum, yok hükmünde olduğunu düşünüyorum. Kendi müvekkilimin de hukuki durumunun ve hukuki güvenliğinin tehlikeye atıldığını düşünüyorum. Şimdi “kasa” iddiasına yönelik çok güzel bir soru sordunuz. Meslektaşımla o bir tartışma konusuydu ikimizin arasında. Sorduğunuz kişilerin tamamının kim olduğunu ve beyanlarını ben araştırdım, birazdan anlatacağım. Çünkü iddianameyi okudum, başkanım sizinle burada aynı kaderi paylaşıyorum ben. Müvekkilime 27 üye görünüyordu, sonra 21 olduğunu fark ettim UYAP'taki iddianame gelince. Altı kişi azalmış içerisinden. Şimdi bir eylem anlatıyorum, "o kim?" diyor. Diyorum ki "bu sizin bağlı üye." Diyor ki "kim?" Bu bir süre sonra böyle görüş kabininde müvekkillerimizle hoş bir diyalog olmaya başladı ve ben iddianamenin tamamını okumak durumunda kaldım. 143 eyleme de baktım. Üyeleriniz aranızda konuşurken de oligark diye kodladınız eylem numarasını. Hem vakit kaybı olmasın diye hem de bir süre sonra çalışamıyorsunuz çünkü. Sürekli çapraz okuma yapmaktan ve eylem bakmaktan kodlayarak anlatacağım ama anladığınızı biliyorum çünkü bazı kodları.
Şimdi bu noktada mahkemenizden talebim de şu: Bu sonradan alınan beyanların, yani çapraz okuma yapılarak kişilerin ifadelerinin arasında gerçekten doğru bilgiye dayanıp dayanmadığını, yoksa medyaya sızdırılmış içeriklerden etkilenip etkilenmediğini bundan sonra yapılacak olan sorgularda dikkatli bir biçimde tartışılmak durumunda olduğunu düşünüyorum. Bu sızıntının kaynağı, etkisi ve sonradan alınan beyanlar üzerindeki yönlendirici rollerin de mutlaka denetlenmesi gerektiği kanaatindeyim. Aksi halde, Sayın Mahkemenizce kurulacak olan hüküm delil üzerinden değil ifşa üzerinden kurulmuş olacak. Bu sızıntı sonrasında alınan beyanların ne ölçüde bağımsız olduğunu tek tek ele almamız gerekiyor yargılama faaliyetinde. Bu itirazın ve talebin kulağa biraz iddialı gelebilir ama dosyada soruşturma aşamasında alınan ifadelerin, bu sebeple, bu sızmalar sebebiyle hepsi yok hükmündedir. Ceza mahkemesinde ifade, teknik anlamda beyan delili kapsamında değerlendirilir ancak delil niteliği, ifadenin kimin tarafından, hangi aşamada, hangi usulle, hangi güvencelerle alındığına bağlı olarak değişir. Bu beyanların da sızıntı ve yasak sorgu yöntemleriyle alındığı açıktır. Bu sebeple aslında ben ilk kez Sayın Heyetiniz tarafından sanıkların ifadesinin alındığını düşünüyorum. Soruşturma aşamasında alınan ifadelerin de itibar edilmemesi gerektiği kanaatindeyim. Yargılamanın amacı, kamuoyunda peşinen kurulmuş bir kanaati onaylamak olmadığı gibi, duruşma salonu dışında oluşmuş bir kanaatin medya üzerinden dolaşıma sokulmuş bir bilginin hükme esas alınması hukuken de doğru değildir. Biz burada ancak sizin mahkemeniz huzurunda tartışılmış, sorgulanmış, soru sorabildiğimiz, bilgisini teyit edebildiğimiz, nereden duyduğunu teyit edebildiğimiz, bu konuda haberdarlık olup olmadığını teyit edebildiğimiz, özetle, hukuka uygun şekilde elde edilmiş ve savunma tarafından da sorgulanabilen delillerin dikkate alınmasını talep ediyoruz. Şimdi az önce size bir örnek verdim; basında sızdırılan ifadeler de de bu ifadelerden de yeni ifadeler alınarak dosyadaki delil güvenliğinin bozulduğunu anlatmıştım. Bir de bunun tersten bir örneği var; sahte ve yalan haberlerin medyada köpürtülmesi üzerine bu sahte haberler üzerinden verilen ifadeler. Şimdi müvekkilim hakkında da şöyle oldu: "Florya'da gömülü paralar" diye bir dönem bir haber furyası başlatıldı. O o haberlerden sonra ifade veren herkesin beyanında Florya geçmeye başladı. 'in evinin salonundaki parkenin altında gömülü 2 milyon dolar, de bunu itiraf etti, kabul etti, etkin pişmanlıkçı oldu, 2 bin yok şu kadar sayfa ifade verdi, bu kadar sayfa ifade verdi haberleri arttı. Buna ilişkin beyanlar gelmeye başladı. Ancak bunların hiçbiri bugün iddianame de yok. Bu da bir 21 24 numaralı eylemlere atıf yapıyor hem de. Şimdi Cem Küçük, müvekkilim hakkında şöyle bir şey söylüyor: "İBB Spor A.Ş.'nin genel müdürüydü. Keleş'in evinde balya balya tam 2 milyon dolar nakit para bulundu. Üstelik bu para evdeki parkenin altına saklanmış. Görüntüler var, kayıtlar ortaya çıktı ve Keleş de bu durumu ikrar ediyor." Sorduk müvekkile, "yani vardı da bizim mi haberimiz yok" dedik. Bak böyle bir haberdi. İşte arada insan ağzından kaçırıveren bu yalanlar, huzurdaki dosyada bazı etkin pişmanlık ifadelerine sebebiyet verdi. Mesela 21 Mart 2025 tarihli Sabah Gazetesi'nin "Geleceğin Cumhurbaşkanıyla Kötü mü Olmak İstiyorsunuz" haberi. O tarihte böyle bir ifade yok ama ifade bu içerik aynen 'ın 25 Nisan 2025 tarihli ifadesine yansımış. Bu ifade, iddianamenin 21 ve 24 numaralı eylemleriyle delil olarak konmuş. Ayrıca bu ifadeyi öyle çok ilk kez ifade edilmiş ki iddianamenin ilk bölümünde, "Örgütün Amacı" başlıklı bölümde 'ın bu ifadesine yer verilmiş.
Ben kendisinin ifadelerini kronolojik olarak sıraya koydum. Yine TGRT'nin bir programı var. Her akşam oluyor, bu İBB davası hakkında. Haber tarihleriyle birlikte onları da yan yana koydum. Haberlerin sıralamasına göre, ’nın ifadeleri devam ediyor. Haber içeriğini almışlar ikişer günlüğüne, üçer günlüğüne. Ne yazık ki iddianame de bu şekilde. Henüz mahkemece kabulü dahi verilmeden, basına sızdı. Bu iddianame üzerinden çalışmaya başladık. Bu etkin pişmanlık beyanlarının sızdırılmasından üretilen ifadeleri anlattım. İkinci kısmında da yasak sorguyla elde edilen etkin pişmanlık beyanları var. CMK'nın "İfade alma ve sorguda yasak usuller" başlıklı 148. maddesi, şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir, tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz. Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez. Yasak usullerle elde edilen ifadeler, rıza ile verilmiş olsa dahi delil olarak değerlendirilemez. Yargıtay içtihatlarında bu yasak geniş bir yorumla değerlendiriliyor. Sebebi kanun hükmündeki "gibi" ibaresinden kaynaklı. Yasak yöntemlerin sayısının sınırlı olmadığı, iradeyi bozan her türlü bedensel veya ruhsal müdahalenin bu kapsama girdiği kabul edilmekte. Bu açıdan yasak yöntemle elde edilen ifade yalnızca doğrudan değil, ona dayanılarak elde edilen deliller bakımından da hukuka aykırıdır. Bu noktada kanun hükmü açık. Daha fazla Yargıtay içtihatlarından örnek vermeyeceğim. Ne yazık ki bizim yargımızda yasak sorgu sanki falakaymış gibi algılanıyor. Fiziki bir şiddet aranıyor sorgunun yasak hale gelmesi için. Ancak yasak sorgunun sadece fiziki bir şiddet olmadığının oldukça açık olduğunu düşünüyorum. Üstelik yasak sorgu sadece kendimize yönelik olmak zorunda değil. Yasak sorgu sevdiklerimize yönelik de olabilir. Çünkü insanlar sevdikleri üzerinden de sınanabilir, hatta daha fazla sınanır. Ne yazık ki dosyada da kanun hükmünde geçen "özgür iradeyi engelleyici nitelikte kötü davranma, aldatma, tehdit, kanuna aykırı yarar vaadi" soruşturma dosyasında bizzat soruşturmacılar eliyle yapılmıştır. Bunu yarar vaadi üzerinden örnekleyeceğim. Soruşturmacılar eliyle demem hususu somut bir iddiaya dayanıyor. Duruşmaya 120 tutuklu sanık ile başladık. İddianame üzerinden değerlendirirsek bugüne kadar soruşturma dosyasında 167 kişi tutuklanmış. Bu liste iddianamenin UYAP formatında gönderilen hali, son sayfası. Orada bir bölüm var. Diyor ki "tutukluluktan tahliyeye dönenler" diye ayrı bir bölüm açılmış. Onun listesi. 60 kişi var listede. Bu 60 kişinin tamamının tek bir ortak özelliği var. Farklı sektörlerde dahi, kimisi İBB çalışanı, kimisi iştirak çalışanı, kimisi sadece iş insanı. Tek ortak özellikleri; ya etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilen beyan vermişler ya da ikrar kapsamında değerlendirilen beyan vermişler. Şimdi burada size bu saatte CMK anlatmayacağım. Etkin pişmanlık kurumunun yalnızca örgütlü suçlar bakımından başvurulabileceğini de anlatmama gerek yok, öteki suçlar bakımından uygulanmasının mümkün olmadığına. Kanun çünkü sınırlı sayı prensibi var. Şimdi bu tabloya baktığımızda CMK 100 ile bu tablonun ne ilgisi var? Bu tam bir "itirafçı ol, tahliye ol" pratiği. Tutuklu bulunan kişiler etkin pişmanlık kapsamında veya ikrar kapsamında beyan vermedikleri sürece bu soruşturma dosyasından tahliye edilemeyeceklerini gayet net bir şekilde biliyorlardı. Tahliye olanlar açısından da düşünülen şey buydu; biri tahliye olduysa ya etkin pişmanlık kapsamında beyan vermiştir ya da ikrar kapsamında beyan vermiştir. Dolayısıyla etkin pişmanlık kurumu kanuna aykırı bir yarar vaadine dönüşmüştür. Doğalında olmuştur bu. Yani bu az önce adını saydığım avukatlara da ihtiyaç yok bunun için. Savcılığın bu uygulama pratiği, soruşturma sürecinde ne yazık ki buna sebebiyet vermiştir.
Toplu tutuklama, kalabalık dosya, tahliye olabilmenin ne zaman çıkacağı belli olmayan bir iddianame, her gün 100 tane basın organında servis edilen haberler, başkalarının ifade tutanağı, bir de her gün 50 tane haber "Şu etkin pişmanlıktan faydalandı, bu bu kadar sayfa ifade verdi. Neler neler öğrenildi, neler neler anlatıldı." diye. Açığa çıkan tablo da bu. Netice itibarıyla buradaki temel sorun soruşturma makamının etkin pişmanlık kurumunu hukuki amacından saptırarak kendi kurgusunu meşrulaştıran bir araç olarak kullanmasıdır. İddianamede suç tipi olarak suç örgütü, ihaleye fesat, rüşvet, irtikâp, kamu kurumunu zarara uğratarak dolandırıcılık, aklama suçları, yani kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı işlenen suçlar üzerinden inşa edilen bir dosya var. Etkin pişmanlık kurumu Türk Ceza Kanunu'nda her suç tipi için öngörülmemiş olup, sınırlı sayıda suç tipi için düzenlenmiştir. Atılı suçlar bakımından yalnızca suç örgütü kısmında etkin pişmanlık kurumu uygulanır. Şimdi, iddianame bize 99 kişilik bir örgüt şeması kuruyor. Tabii insan düşünüyor, diyor ki "Bu kadar kişi tutukluluktan tahliyeye döndü, tek bulabileceğim gerekçe şu; etkin pişmanlık ifadeleri demek ki sadece örgüt iddiasına yönelik olmalı ki tahliye edilmiş olmalılar." O da yetmez ama. Bu kişiler arasında kim örgüt iddiasını ileri sürmüş diye bakıyorum ya da kim örgüt iddiasını kabul etmiş, örgütsel mensubiyeti kim kabul etmiş? Hiçbiri de bunu kabul etmemiş. Elimizde bir aleyhte soyut kim var, onu bekliyordum sormak için "Anlatsın bu örgütü." diye. Şablon çıktı kendisi de. O yüzden bu somut, gerçek talih soruşturma dosyasının iftira ve kurtuluş stratejisine dönüşmesine sebebiyet vermiştir. Bu yasak sorgu yöntemlerinden bahsettiğim soru, beraberinde soruşturma makamının görevi neydi? Yasal delilleri toplamaktı. Şüphelilerin üzerine düşen şey de özgür iradeleriyle savunma yapmaktı. Görevlerini yerine getirmediler, yasal delil toplamadılar. Lehine olan delilleri de toplamadılar. Bari şüphelilerin özgür iradeleriyle savunma yapmasına izin verselerdi, kendilerini beyan etmesine izin verselerdi. Ne yazık ki bu dosyada o da olmadı. İradeler özgürleşerek etkin pişman olmadı. Çünkü ceza muhakemesi kuralları ikinci plana itildi. Aile bağları üzerinden de sistematik bir baskı yöntemi geliştirildi. Soruşturma süreci boyunca karı-koca tutuklamaları, kardeşlerin, yakın akrabaların ve şirket çalışanlarının eş zamanlı gözaltı süreçleri, hukuki bir zorunluluktan ziyade sanıkların iradelerine fesat karıştırmak amacıyla yapıldığı kanaatindeyim. Bu savcılık, iddianame boyunca ihaleye nasıl fesat karıştırıldığını anlatamıyor. Bize fesat unsurunu gösteremiyor. Ama dosyadaki takvimsel ve kronolojik gerçeklik irade fesadının nasıl gerçekleştirildiğini kolay bir şekilde anlatabiliyor. Elif Subaşı. Elif Subaşı'nın adını almışken söyleyeyim, meslektaşımız da buradaysa duymuş olsun. Müvekkilim kamu görevlisi değil. Kamu görevini sadece icra ediyor. Elif Subaşı, , oğlu Murat Subaşı 19 Mart 2025'te gözaltına alınıyorlar. Elif ve Gülşah çifti 23 Mart'ta tutuklanıyor. Otizmli çocukları var; Halil Emir Subaşı. Elif Subaşı'nın 22 Mart 2025 tarihli emniyette savcılık ifadesi... Şimdi bu ifade çok önemli. Ben buna bir de bu gözle bakmanızı isterim sorgusundan önce. Sebebi şu Sayın Başkanım; ben emniyet ifadesini okudum, savcılık ifadesini de okudum. Müvekkilimin şeyde yok, aleyhinde bir beyan yok. Sonrasında bu size az önce gösterdiğim basına çıkan haberi gördüm. Yani etkin pişmanlık ifadesini okudum sosyal medyada. Ofiste çalışırken tekrar bir... müvekkili alacağım notlarım arasında değerlendirmede bulundum, hani soracağım sorular diye. Çıktısını aldım, müvekkile gittiğimde dedim ki: "Bu Elif Subaşı'nın beyanı. Hani tanıdığınız biri mi?" Dediler ki adını “Salih” olarak biliyorlarmış, tanıyamadı kendisini. Ondan sonra dedi ki: "Ben bu kişiyle" dedi "nezathanede denk geldim. Böyle böyle bir durumu vardı" dedi, hikayesini anlattı.
Karakol ifadesine baktığımda, bu tarihteki ifadesine, içerisinde şunu gördüm, siz de göreceksiniz bunu; kendini savunan bir insan yok o emniyet ifadesinde. Savcılık ifadesinde de yok kendini savunan bir insan. Şu var; eşinin ev hanımı olduğunu anlatıyor. Şirketlerin tamamının yetkilisi benim, bunu anlatıyor. Eşimin burada bankacılık hesabı var, cep telefonu benim burada kayıtlıdır diyor. 4 tane çocuğumuz var diyor, biri otizmli diyor. Sağlık raporlarını hemen getirebilirim diyor. Adamcağız kendini anlatmamış. Yani eşinin ve oğlunun suçsuz olduğunu anlatmaya çalışmış sadece emniyet ifadesinde. Sonra dosya ekleri arasında bazı dilekçeler buldum. Bunlar Bandırma Cezaevi'nden gönderilmiş. Elif Subaşı, bunları kendi el yazısıyla kaleme almış. Israrla dilekçe veriyor. Yani bunları göreceksiniz, kendi el yazısıyla dilekçeleri bunlar. Haftada iki cezaevinden dilekçe göndermiş. Bu dilekçede diyor ki: "10 yaşındaki oğlum, otizmli Halil Emir, anne ve babasının neden yanında olmadığını anlayamıyor" yazmış. Sağlık raporlarını sunmuş. Ondan sonra şöyle bir dilekçesi var, diyor ki: "Eşime soru sordunuz. Eşim benim ev hanımıdır, hiçbir şeye cevap verememiş. Herhalde sustuğunu düşündüğünüz için onun suçlu olduğunu düşündünüz. Onun yerine sorulara cevap vereyim" demiş. Dolayısıyla burada kendisini savunan değil, yalnızca eşinin ve oğlunun masumiyetini, şirketlerle faaliyetinin olmadığını anlatmaya çalışan bir insan var. 15 Mayıs'ta bir dilekçe veriyor Elif Subaşı. Dilekçenin konusu "Ek beyanlarım" yazıyor dilekçede. Bu dilekçenin içerisine emniyette kendisine yöneltilen soruları koymuş teker teker. Altına da cevaplarını yazmış. Bunlar şöyle cevaplar; yani diyor ki: "Benim kârlılık oranım düşüktür. İşte baktım, şöyle yatırımlar yaptım, şöyle sıkıntılar yaşadım bu işi yaparken." Bu buna benzer beyanları var. Savcılık bunun üzerine, ek beyanlarım dilekçesinden sonra, o gün cezaevine müzekkere yazıyor. 16 Mayıs'ta hazır edilmesini istiyor. Müzekkerenin yazıldığı tarih 15, Elif Subaşı'nın savcılığa geldiği tarih 16. Arada bir gün var, dilekçelerinin arasında da bir günlük fark var. O bir günlük fark şu; bir önceki dilekçesinde hiçbir aleyhe beyan yok, müvekkilimin adı geçmiyor. Müvekkilimin adı geçiyor, şöyle geçiyor, diyor ki: "Beyden Meclis üyesidir, seçim kampanyası [anlaşılamadı] anlatıyor, 2019'u anlatıyor. Bundan kaynaklı kendisini tanırım. Bunun dışında bir irtibatım yoktur." diyor. 15 Mayıs'ta bunu söylüyor. Savcılık etkin pişmanlık ifade tarihi 16 Mayıs. 16 Mayıs tarihli ifadesini biliyorsunuz, aleyhe olan beyanları da biliyorsunuz. Bir günde ne değiştiğini anlayabilmek mümkün değil. Benzer durum, huzurunuzda tarafından ifade edildi. Eşi Beyza Kapki'nin adliyeye sevk edildiğini ve bu sebeple o gün ifade verdiğini söyledi. Beyza'nın hakkında karar verileceği zaman ve eşinin tutuklanma riski olan o andaki 'nin beyanının özgür bir iradeyle verildiğini söyleyebilir miyiz diye soracaktım, cevabını huzurunuzda 'den dinledik ve öğrendik. Bir sonraki belgeye geçebilir misiniz? Teşekkür ederim. Şimdi bu kişiyi tanımıyorsunuz; İlker Hamal bu. İddianamenizin şüpheliler listesinde yer almıyor. Sorgu tutanakları arasında, Sulh Cezalar görülürken dikkatimi çekti, “İddianamede böyle bir kişi yok, acaba kim” diye. İfadenin içeriğinden, yani sorgudaki içeriğinden şunu gördüm: " isimli şahıs benim eniştemdir" diyor. İlker Bey, emlakçılık yapıyormuş. Sorgudan anladığım kadarıyla, ile arasındaki bazı banka transfer hareketleri sorulmuş. Bu sebeple gözaltına alınmış, bu sebeple tutuklamaya sevk edilmiş. Sulh Ceza Hakimliği tarafından da tutuklanmış bu gerekçeyle. Şimdi dosyada tahliye kararını göremedim, sorguda sadece tutuklamayı gördüm. Tutuklanmasına karar verilmiş. Sonra döndüm 'in etkin pişmanlık ifadesine baktım. 'in ilk etkin pişmanlık ifadesi 23 Haziran 2025 tarihinde. Şimdi ben bu kararı göremiyorum, yani bulamadım da dosyada. Belki vardır ben bulamamışımdır, parantez açayım. Ancak şunu ümit ediyorum; lütfen benim yerime siz kontrol edin. İlker Hamal, 23 Haziran 2025 tarihinden önce mi tahliye edilmiş, sonra mı tahliye edilmiş? Ben bunun cevabını öğrenmek isterim. 'e sorarız geldiğinde.
AKM Yapı’nın sahipleri… Evrak 140. Arıoğullarının beyanlarıyla uyumlu olmayan başka bir beyan veriyorlar. Çocukları ve birlikte tutuklanıyor 21 Temmuz 2025 tarihinde. Akabinde , 12 Ağustos'ta etkin pişmanlık beyanında bulunuyor. Çocukların ifadesi alınmıyor. 19 Ağustos 2025 tarihinde hepsi tahliye ediliyor. Şimdi burada dikkatimi çeken ikinci husus şu; aynı Elif'te olduğu gibi buradaki durumda da 'nın da ifadesi alınmıyor. Yani Elif Subaşı etkin pişmanlık beyanlarını verirken ifadesi alınmadan tahliye ediliyor. 'ta da benzer bir durum; Erdinç ve Can'ın tekrardan ifadesini almıyorlar ama ailece tahliye ediyorlar. Şimdi huzurunuzda dinlendi, meslektaşım defalarca sordu. "Kardeşin tutuklanmış, kendini baskı altında hissettin mi?" "Çalışanların tutuklanmış, baskı altında hissettin mi?" "Kız arkadaşın tutuklanmış, kendini baskı altında hissettin mi?" "Şirketine kayyum gelmiş..." "Yok" dedi. “Hiçbirinde baskı altında hissetmedim” dedi. Eşinin buraya gelip "Baskı altında hissetmedim" demesi bu soruşturma dosyasında baskının olmadığı anlamına gelmiyor. Yapılan bu toplu uygulamalar, bir kişi etkin pişmanlık ifadesi verdiğinde ailesinin üyelerinin ifadesi dahi alınmadan tahliye edilmesi, bunun en büyük göstergesi. 'de de durum değişmedi tutanaklarda görünüyor. 14 saat ifade veriyor. 17 Haziran 2025 günü 1'de bitiyor ifadesi. Ertesi gün, Oğuz Soytekin, kardeşi ve kız arkadaşının ifadesi alınmadan tahliye ediliyor. Şimdi müvekkilim 'in ailesi üzerinden yüklenilen baskı da aynı yöntemin başka bir tezahürü. Bize haber verilmedi. Adliyeye götürüldü kendisi. Hiçbir usuli işlem yapılmadı. Benim müvekkilimin adliyeye götürüldüğüne dair biz dosyada bir tutanak görmedik o gün. Görüşme yapıldığına dair de bir tutanak görmedik dosya içerisinde. Şimdi bizim CMK'da böyle bir uygulama yok. Yani soruşturma savcılarıyla sohbet, hasbihal, çay sohbeti böyle bir uygulamamız yok. Bir usuli işlem yapılmadan, müdafilerine ve ailesine haber verilmeden, müvekkilim ne için İstanbul Adliyesi'ne götürüldü? Şunu söyleyebilirim bu tabloya baktığımda; benim müvekkilim o gün adliyeye götürüldüğünde bugün verdiği kararı vermeseydi o da bir gün tutuklu kalmayacaktı, yeğeni de bir gün tutuklu kalmayacaktı, abisi de halen tutuklu olmayacaktı. Bu durum halen daha tezahür ediyor iddianamede. ne kadar korunduysa müvekkilim de o kadar cezalandırılıyor. Tek tek anlatacağım bunun sebeplerini. Bir sonraki görseli açabilir misiniz rica etsem? Bir tane daha. Bu tutuklama kararı. Şimdi iddianamedeki grafik tablolar çok sansasyon konusu oldu. Ben de başka bir grafik tablo yaptım. Bu dosyadaki etkin pişmanlık sayılarının, tarihlerinin tablosu. Ama gerçek bir tablo. Rakamlar doğru, tarihler de doğru içerisinde. Bu dosyada en çok dikkat çekici olan yanı şu; benim ben de önümde ilk defa ceza yargılamasına girip ceza duruşmasına da katılmıyorum, ilk ceza davalarında görmüyorum ama ben etkin pişmanlık bu kadar çok ifadenin olduğu bir dosya görmedim. Sayın başkanım siz benden çok dosya görmüşsünüzdür, benim o kadar müvekkilim yok. Sizin de gördüğünüze inanmıyorum. 10 defa ifade vermiş. Rekor onda. 10 defa adliyeye gitmiş, 10 defa ifade vermiş. 'in etkin pişmanlık ifade sayısı 8. 6, ile 5, 4, Korzay 4, Naim Erol 4, 4, , Ziya Gökmen, , 3. Dosyada etkin pişmanlık beyanında bulunuyorsanız eğer asgari 3'ten başlıyorsunuz. biraz fazla. 9 zannediyordum, geçen hafta fark ettim, 10'uncuyu da vermiş. İddianame yazılmadan birkaç gün önce 10'uncu etkin pişmanlık ifadesini de vermiş.
Savcılık adeta cansızlar merkezi haline çevrilmiş, stüdyo yapmışlar savcılığı. 10 defa da pişman olmuşlar, kimisi 8 defada pişman olmuş, kimisi 5 defada pişman olmuş. "Vadeli pişmanlar" diyorum kendilerine. Yani bu etkin pişmanlıkçıların hiçbiri tek seferde pişman olamıyor. Vadeli vadeli oluyorlar. Gidiyorlar, orada biraz pişman oluyorlar. Geri çekiliyorlar, bir daha orada pişman olunuyor. mesela 10 defa pişman. Her defasında çıkıyor, farklı bir doğrudan bahsediyor. Dolayısıyla bu etkin pişmanlık ifadelerinin hiçbiri ceza hukukunun aradığı şüpheden uzak ve kesin delil kriteriyle de dalga geçiyorlar. Şimdi yargılamada biz bu kişilerin hangi ifadesini dikkate alacağız? Şimdi ilk tutukluların çoğunluğu etkin pişmanlıktan faydalanmayan kişiler olduğu için çok zorlanmadık, birkaç kişi var sadece. Şimdi 'in sorgusunu yapacaksınız, gerçekten nasıl yapacağınızı bilmiyorum. 10 tane ifadesi var kendisinin. Yani hangisini dayanak alacağız, hangisini referans alacağız? Hangi ifadelerin arasındaki çelişkiyi soracağız, birbirleriyle olan çelişkiyi soracağız? Dolayısıyla soruyorum esasen; yani 'in ilk ifadesindeki masumiyet beyanını mı dikkate alalım, 5'inci ifadesindeki şüpheyi mi dikkate alalım yoksa adliye koridorlarında çift dikiş giderek rekor kırdığı başka bir ifadesini mi dikkate alalım, 10'uncu ifadesindeki nihai kurguyu mu esas alalım? Çift dikiş derken bunu şaka mahiyetinde veya mecazi anlamda söylemedim; gerçekten 4 Haziran 2025 tarihinde iki defa ifade vermiş. Benzer durum açısından da geçerli. 8 farklı versiyonu var ifadelerinin. Şimdi bunları mı dikkate alayım, mahkeme huzurunuzda verdiği ifadeyi mi dikkate alayım? Herhalde mahkeme huzurunuzda verdiği ifadeyi dikkate alacağım. 'nın 6, ve 'in 5 kez savcı karşısına çıkıp her defasında, "Aslında olay şöyle oldu." diye başlayan ifadelerinden hangisiyle kendi müvekkilimin hürriyetini tartayım? Ceza mahkemesinde delilin, istikrarlı ve ifadelerin şüpheden uzak olması esastır. Oysa ki karşımızda adeta bir dizinin yeni sezon bölümleri gibi sürekli aşamalı olarak gelen, her defasında bir öncekinin açığını yamamaya çalışırken daha büyük çelişkilere batan, eksik ve kopuk beyanlar zinciri vardır. Bu kişilerin ifadeleri incelendiğinde isnat edilen fiillerin tamamında asli fail sıfatıyla sorumlu tutuldukları görülecektir. Tahliye vaadiyle beyanda bulunan bu kişilerin kendi sorumluluklarından kurtulmak ve daha önemlisi tahliye olabilmek, tahliye edilenlerin de tekrar tutuklanmamak için her türlü beyanı vermeye hazır oldukları açıktır. "Atf-ı cürüm" diyoruz buna, suçu başkasına yükleme, bu mahiyettedir. Nitekim Yargıtay da kendi içtihatları gereğince tek başına itibar edilebilir delil niteliği taşımadığını söylemektedir. Kendi içinde ve dosyadaki diğer delillerle açıkça çelişki barındıran bu beyanlar, tutukluluğun devamına da esas alınabilecek kuvvette değildir. Şimdi bunun çok güzel bir örneği var; , ve . Bütünsel olarak inşa edilmiş bu ifadeler, mesela 'ın birinci etkin pişmanlık ifadesinin tarihi 6 Mayıs 2025. ne anlatıyor burada? Cebeci anlatıyor, Boğaziçi İmar Müdürlüğü anlatıyor, Medya, Kültür AŞ:- anlatıyor, İGDAŞ anlatıyor ve anlatıyor. Neden bunu yapıyor ? Çünkü kendisine sorumlu olmadığı iştirak şirketler, eksik bilgiye dayalı yarım bilgi işleyişler, bunları süslü hale getiriyor, savcılıklar da bunlarla çıkıyor. Bu bildiğimiz kısmıydı, bilmediğiniz kısmı da söyleyeyim ben. Ertan'ın ikinci ifadesi var, 20 Mayıs tarihli. 20 Mayıs tarihli ifadesinde ise başka şeylerden bahsediyor. Bunlar iddianamede de bulunuyor; 20, 38, 46 ve 138 numaralı eylemler olarak yansımış vaziyette. Şimdi bunların sebebi ne? Bunların sebebi şu; o tarihte Köknar'ın ifadesi var ifade vermeden önce. 'a Köknar soruluyor. Zeytin'in ifadesi var, o yüzden Boğaziçi İmar soruluyor 'a. Ağaç AŞ, Gürgen'in ifadesi meşhur. 20 Mayıs tarihli 'ın ifadesinde Gürgen soruluyor.
Aslında şunu yapıyor, az önce bu kararı boşuna okumadım, şu yüzden yapıyor bunu. diyor ki, "Burada suç işlenmedi" diyemiyor . onun yerine şöyle yapıyor: "Tamam savcım" diyor, "Ben burada ki olayı kabul ettim, bu suçu kabul ettim ama ben bunu işlemedim, bunu o işlemiştir, bunu o yapmıştır." Kendisinin 5 tane etkin pişmanlık ifadesi var, etkin pişmanlık ifadelerinin tamamındaki beyanları bu. Bundan ibaret. “Ben yapmadım, Ziya Gökmen yapmıştır”, “Bunu Fatih yapmıştır, ben değil. Orada Yakup var.” Tamam bu şekilde. Devamında Süleyman, 'in ifadeleri... söylüyor. Önce Süleyman söylüyor, sonra Yakup'a geçiyor. Yakup söylüyor, Süleyman tekrar ifade veriyor, sonra Yakup, sonra Süleyman. Bu şekilde çaprazlama gidiyorlar. Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin kararı açık; hukuki menfaatte bulunanın beyanı tek başına yeterli değildir. Özellikle böyle etkin pişmanlık uygulamasının yoğun olduğu bu cezalarda, evrak-ı içtihada sahip olan daire, sanığın aleyhine beyanda bulunan itirafçının hukuki menfaati olduğu durumlarda, bu beyanın mahkumiyete yetmeyeceğini vurgular. 'ın da hukuki menfaatinin olduğu açıktır. Anayasa Mahkemesi de adil yargıç kararında ve benzer şekilde yan delillerin toplanmasına önem veriyor. “Etkin pişmanlık hükmünden yararlanmak amacıyla verdiği beyanlar olması ve bu beyanların doğruluğunun sınanması için sanığın talep ettiği yan delillerin toplanmaması sebebiyle, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılanma ilkeleri ihlal edilmiştir” diyor. Şimdi ben bu kararları önemsiyorum. Önemseme sebebim şu: İddianamenin ilk bölümünde Beylikdüzü eylemleri var. Beylikdüzü eylemlerinin hiçbirinde Beylikdüzü Belediyesi'nin imar işlem dosyası kayıtları istenmemiş. Dosya eklerine baktım, dosya eklerinde de yok. Sağ olsun meslektaşlarımız, 'ın müdafileri koydu bu dosyanın eklerini, onların sayesinde ulaşabildik. Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün eylemleri var; dosyanın eklerinde Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün imar dosyaları yok beraberinde. Eylem 59 Cebeci eylemi yapmışsınız, MAPEG'in evrakları eksik, valiliğin evrakları yok. İçerisinde düzgün bir maden mevzuatı kapsamında alınmış bir bilirkişi raporu yok. Burada şunu anlıyoruz aslında… Sayın Başkan, artık dinleyebiliyor musunuz, inanın bilmiyorum, dinlediğinizi düşünüyorum. Dinliyormuş gibi savunma yapacağım bu arada. Sebebi şu; vallahi yapacağım. Öyle yılacağım diye düşünmeyin, sonsuz bir sabrım var. Ben direnirim yani. Monolog halinde idare edebiliyorum hayatımı. Bunu adliyede de yaşıyorum. Çağlayan Adliyesi'ne gidiyorum, bazen kaleme "Günaydın." diyorum, cevap vermiyorlar. "Nasılsınız bugün?" diyorum cevap beklemeden. Onlar da "İyiyiz" demiyorlar. "Daha iyi görünüyorsunuz, ben de iyiyim" diyorum. Böyle idare ediyorum, antidepresansız böyle yaşanabiliyor. Yaparım yani, benim açımdan bir sorun yok. Şimdi bu noktada sanıklar için… Bilmiyorum, bu saate kadar bekletiyorum sizleri. Beylikdüzü Belediyesi –eşleriniz için de üzgünüm– Beylikdüzü Belediyesi imar işlem dosyaları dosyanın içerisinde yok. Ben inanıyorum, siz soruşturma savcısı olsaydınız bunu... İnanıyorum derken manevi yerden, felsefi yerden söylemiyorum. Siz soruşturma savcısı olsaydınız, bunu yapardınız. Çünkü sanıklara sorduğunuz sorulardan neyi aradığınızı biz anlayabiliyoruz hukukçular. Suçun unsuruna dair soruyu nasıl yönelttiğinizi anlayabiliyoruz. Şimdi... Ya bu çok komik bir şey. Bir tane müteahhit geliyor, diyor ki: "Ben X kişisine şu kadar lira rüşvet verdim." Ne için verdin bunu? İskan için verdim. Ne için verdin? Yapı ruhsatı için verdim. Ne için verdin? Tadilatta bilmem ne izni almak için verdim. Ya bunun beyanını soruşturma savcısı ilk ne yapar? Ya bunun için çok hukukçu olmaya da gerek yok. Bir belediyeden imar işlem dosyasını alır. Ya bu doğru söylüyor mu diye bakar; iskan tarihi ne, kişi hangi tarihte verdiğini iddia ediyor? Bunun yapı ruhsatı tarihi ne, hangi tarihte verdiğini iddia etmiş? Bizim eylemlerimizde yok. Beylikdüzü eylemlerimizde bu yok. Ben 'ın beyanlarından öğrendim duruşma salonunda; bu eylemin yapı kayıt belgesinin, şey yapı ruhsatının tarihini, iskanının tarihini. Boğaziçi İmar'da da benzer bir şey oldu, Ersin Bey'in müdafileri sayesinde öğrendik.
Şimdi ne yazık ki soruşturma makamı buradaki delil yetersizliğini, metnin fiziki büyüklüğüyle yani sayfa sayısıyla ikame etmeye çalışmış. İddianame 450 sayfa geldiğinde herhalde şaşıranlardan sadece ben olmuşumdur. Meslektaşlarım ağlıyordu "Nasıl yazılır bu iddianame?" diye. Çünkü bildiğim bir şey var; iddianamenin sayfa sayısı kısa olunca, somut suç çok nettir. İddianamenin sayfa sayısı arttıkça, orada delil ikamesi azalmaya başlar. Nitekim burada da aynısı var. Fiziki büyüklüğü sayfa sayısıyla ve eylem sayısı ile ikame edilmeye çalışılmış delil yetersizliği. Oysa ki iyi bir iddianame, sanığın hangi tarihte, hangi somut eylemle suç işlediğini birkaç sayfada anlatabilir. Benim müvekkilime eğer gerçek dışı kasıt olsaydı, yarım sayfada anlatabilirdik fahiş kârın kasıt olduğunu. Sayfa sayısının çokluğu delilin gücünü değil, somutlaştırma yeteneğinin zayıflığını gösterir. Somut delil yokluğunun da bir alametidir. İddianame, fiili somutlaştıramayan zayıf bir soruşturmanın tezahürü olmuştur. Anlatım çok büyük ama delil olgusu çok zayıf. Gösterilen deliller anlatıyı taşımıyor. Bu sebeple de savcının niyeti, varsayımın delillerine geçiyor. Eyleme bakıyorsunuz, bakıyorsunuz Beylikdüzü eylemlerine; 6 tane müteahhit ifadesi var, her biri üçer kez ifade vermiş, iki defa beyanı olan tanıklar var. Bitiriyorsunuz eylemi, sonra bir iskanın tarihine bakıyorsunuz; eylem çöküyor. Nitekim CMK'nın 170. maddesi gereğince iddianamede yalnızca bir suçlama anlatılmaz; suçlamayı taşıyan olayların delillerine ve aleyhe olan hususların da açıkça gösterilmesi gerekir. Fakat iddianame birçok kez varsayımları ve birbirini tekrarlayan beyanlara tabi. Bunları somut bir delil gibi var ediyor. Bu sebeple de delil ile yorum, olgu ile varsayım, hukuk ile siyasi anlatı birbirine karışıyor. Burada yaşadığımız bir sorun daha var; etkin pişmanlık ifadelerine bir bütün olarak yer veriliyor iddianamede. Ben şimdi ile Süleyman'ın tek beyanlarını okuyorum, paralar havada uçuşuyor. İki tane otel var; Mandarin Otel ve şey, Mivara Luxury Resort otel var. 20 milyon dolarlar, 30 milyon dolarlar havada uçuşuyor. Arıyorum Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde bu eylemleri, eylem yok. Ama beyanda var. Başka kişilerin de beyanlarında buna vurgular var. Bunu böyle bir bütün halinde baktığınızda bir algı yaratıyor bu. Sizde de bir algı yaratıyor. Yaratır, bende de yaratıyor böyle bir algı. O yüzden 143 tane eyleme bakıyorum; eylemin içeriğinde ne olduğuna bakıyorum, hangisinin somutlaştırıldığına bakıyorum. Ancak ne yazık ki iddianameye bunların bir bütün olarak konulması, mahkemede de zehirleyici bir algı yaratmasına sebebiyet vermiştir. Bu noktada örgüt ve örgüt yöneticiliği iddiasına geçiyorum. Savunmanın ikinci bölümü burası. İddianame, “İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütünün” yapılanması ve özellikleri başlıklı 1. bölümünde ilk 100 sayfada ele alınmış. 6. bölümde ise suç örgütü mensuplarının tahlilleri kısmı var. Ancak burada örgüt sahibi mensubiyeti sadece yazılmıştır. Bunun dışında bir değerlendirme yok kişi kartlarında da. Şimdi bu noktada 143 eyleme bakıyorsunuz. Yani bölüm 3, bölüm 4, bölüm 5'e. Eylemin içeriğinde örgüt sahibi unsuru anlatıyor mu diye bakıyorsunuz. Yani bir hiyerarşi değerlendirmesi yapmış mı, emir talimat, direktif değerlendirmesi yapmış mı diye. Somut eylemlerde de bu yok. Örgütün adından başlayacağım. “İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütünün yapılanması ve özellikleri.” Bölüm böyle başlıyor. Şimdi ben gümrükte 188 dosyalara çok fazla giriyorum. Onlarda bile amaçlı örgüt görmedim. Yani kişinin ismi yazılır, suç örgütü gelir beraberinde. Bu çıkar amaçlı... Çıkar elde etmek amaçlı lafına da ilk kez rastlıyorum. Kişisel bir merak oldu. “Yani bu eski bir kanun mudur nedir, nereden gelmiştir” diye incelerken buldum bunu. Çünkü TCK'da yok çıkar amaçlı suç örgütü tanımı. Sadece suç örgütü tanımı yapılıyor. Savcılığın çıkar amaçlı tanımını, 1999 yılında Susurluk skandalı sonrasında özel bir mücadele kastıyla hazırlanıp yürürlüğe giren ve 2005 yılında TCK'nın yenilenmesiyle yürürlükten kalkan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'ndan alıp bugüne taşıyor.
Benzer bir durum özel maksada haiz olma kısmında da var. Bu da mülga, silahlı örgütleri düzenleyen 765 sayılı TCK'dan alınmış "hususi bir vazifeye haiz olanlar" ibaresi var. Bu durumun rastlantısal olduğunu mu yorumlayalım? Soruşturma makamı bize mülga kanunları çağırıyor. Manidar buluyorum bunu. Önce bir isim seçiliyor, sonra o isme bir etiket yapıştırılıyor, ardından da bütün deliller o etiketin altında sıkışıp kalıyor. “İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü” deniyor. Ceza kanunumuzda suç tipi yok. Kanunda olmayan bir kavram alınıyor, dosyanın merkezine konuluyor. Ceza mahkemesi failin kimliğinden hareketle suç üretme yeri değildir. Suçun kanuni unsurunu fiille birlikte somutlaştırma yeridir. Ama iddianame bunun tersini yapıyor. Bize önce siyasal bir çerçeve sunuyor, sonra bu çerçevenin içerisinde kişileri yetiştiriyor, yerleştiriyor, konumlandırıyor. Bu durumu şuna benzetiyorum; toplu bir cins tehlikeli bir öteki halini yaratıyor. Çok tehlikeliler. Şimdi bu kısım önemli. Belediye teşkilatı bir suç örgütü olabilir mi kısmı ve iddianamede bunun nasıl yapıldığı. Bir organizasyonun suç örgütü olarak nitelendirilmesi için belirsiz sayıda suç işleme amacına yönelik olması, kişi ve araç bakımından bu suçları işlemeye elverişli olması ve bünyesinde gevşek de olsa bir hiyerarşinin bulunması gerekiyor. Yargılama konusu iddia; bir kamu idaresi olan belediyeler ve bağlı kuruluşlarında suç işlendiği iddiası. Belediyelerin kuruluşunun amacı kanunla belirlenmiştir. Bir kamu idaresinin işleyişi sırasında suç işlendiği iddiası, bu iddia yöneticilere yöneltilmiş olsa dahi o idari yapıyı bir suç örgütü olarak nitelendirmeye elverişli değildir. İddianamedeki anlatıyı bir kenara bırakırsak, bu yapının örgüt sayılabilmesi için belediyenin ve iştiraklerinin asıl amacının suç işlemek olması gerekir. Kanunla belirlenmiş meşru amaçlar doğrultusunda faaliyet gösterilirken suç işleniyor olması dahi yapıyı bir bütün olarak örgüt haline getirmez. Kuruluş amacı suç işlemek olmayan, meşru hedeflerin yanında suç teşkil eden fiillerin ikinci derecede kaldığı organizasyonların TCK 220 kapsamında suç örgütü sayılması hukuka aykırıdır. Hemen söyleyeyim, 'ın eşi Ümran Polat'ın Türk Hava Yolları Miles & Smiles kartı. O eylemde benim müvekkilime 220'ye 5'ten ceza isteniyor. Lacoste tişörtleri var, ondan da 220'ye 5'ten ceza isteniyor. Herhalde örgüte Lacoste tişörtü dağıtmış olması lazım, böyle bir suçun meydana gelebilmesi için. Bunu böyle örneklendireyim. Yargısal içtihat da aynı çizgide. Örgüt iddiası soyut aidiyetle değil; somut hiyerarşi, somut irtibat, somut eylem paylaşımı ve somut talimat ilişkisi ile ispatlanmalıdır. Dosyadaki hiçbir demetleme elverişli biçimde gösterilmemiştir. Burada dikkatimi çeken bir ifade var; iddianamenin 12. sayfası, daha başlarında, hiyerarşi bölümünde. Bir suçluluk psikolojisiyle soruşturmacıların bunu yazdığına inanıyorum. Buna dayanıyor bu açıklama. Bunu aynen okuyacağım: "Bu soruşturma, 'nun kamu görevini yürütmüş olduğu kurumda kendisiyle birlikte kamu görevini ifa eden kişilere yönelik değil, liderin kurmuş olduğu sistem içerisinde dahili bulunan kişilere yöneliktir" denilmiş. Sormak gerekir iddia makamına “Bu telaş niye?” Bu cümleyi oraya ekleme ihtiyacı, aslında gerçeği saklama gayretinden ve "Kişileri, kurumu, belediyeyi hedef almıyoruz" mesajından başka bir şey değil. Savcılık da gayet iyi biliyor. Nereye ve hangi anlam ile yerleştireceğini bilemediği meşhur “sistem”, aslında belediyecilik faaliyeti yani kamu hizmetinin kendisinden başka bir şey değil. İBB'nin şemasına baktım. Sonra 600'den fazla kişi operasyonla... 10 operasyon olmuş bugüne kadar, 600'den fazla kişi gözaltına alınmış. Girilmedik genel sekreterlik yok, girilmedik daire başkanlığı yok, ilgili müdürlük yok, ilgili iştirakler neredeyse tamamı. Dolayısıyla biz burada artık bunun İBB'nin bütününe ve tüm organlarına, İBB'nin kalbine diyebiliriz bu dosya bakımından. O yüzden birazcık erken bir telaş ve haksız bir telaş olmuş bu cümleyi yazma ihtiyacı. Çünkü ne yazık ki soruşturma makamı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kendisini bir suç örgütü, onun yasal organlarını ve kamu görevlilerini ise örgüt mensubu bir fail olarak görmüştür. Ne yazık ki bu yaklaşım sürdürülmeye de devam ediyor. Şimdi yalnızca geçtiğimiz mayıs ayında dahi onlarca kişi gözaltına alındı ve tutuklandı.
Bir sonraki şemayı açabilir miyiz? Bunu yaklaştırma imkanımız oluyor mu bilmiyorum ama... Böyle bir haritalandırma yaptım ben. Operasyonların olduğu genel sekreterlikler, ilgili daireler koyu renklerle gösteriliyor bu alanlar. Yani yüzde... İBB'nin organizasyon şeması içerisinde %70'ine falan tekabül ediyor burası. Dolayısıyla bu şekilde İBB'ye yönelik olarak 'na karşı bir kuşatma olarak yürütülen bir soruşturma süreciyle karşı karşıyayız. O sebeple bu davaya zorlama bir şekilde yapıştırılmak istenen o hayali suç örgütü tanımını ve ismini reddediyorum. Ve bu davanın ve İBB davası olduğunu beyan ediyorum. Burada sakıncalı olan bir durum daha var bu ilanda. Şimdi dinlenen tutuklu sanıklar hep şunu söylediler: "Ben şununla tutuklandım, şu iddiayla tutuklandım. İddianamede ama bu yok, başka şeyler var. O zaman ben niye tutuklandım? O gün hakkımda niye bir tutuklama kararı verildi?" İşte bunun sebebi bu. Toplu gözaltılar, toplu operasyonlar şikayete ve ihbara dayalı olarak yürümüyorlar. Kişi bir imar müdürüyse, bir genel sekreter yardımcısıysa, özellikle de Beylikdüzü Belediyesi geçmişi varsa... Çok önemli. Dün Sayın Ali Kenanoğlu bir tartışma yaptı, aklama suçlarında öncül suçu anlattı. Yani bu soruşturma dosyasının öncül suçu da bu. Öncül suç burada Beylikdüzü geçmişine sahip olma. Beylikdüzü geçmişine sahipsen, daha önce Beylikdüzü Belediyesi'nde çalışmışsan, Beylikdüzü'nde işlerin varsa, Beylikdüzü'nde iş insanıysan, Beylikdüzü'nde birinin komşusuysan... Öncül suç bu, bu soruşturma dosyası anlamında. Böyle toplu gözaltılar ve operasyonlarda şüpheliden delile ulaşmak gayesiyle yapılmıştır. Dosyada pek çok etkin pişmanlık beyanı olmasının da ana sebeplerinden biri budur. Burada TCK 220'nin aradığı maddi ve manevi unsurların taşınıp taşımadığını tartışacağım bu bölümde. Çünkü dosyada bir örgüt etiketi var ancak bu etiketi taşıyacak olan bir organik bağ, bir hiyerarşik yapı, emir komuta zinciri, sürekli bir çeşitlilik, yoğunluk, amaç, suçları elverişlilik bunların hiçbir somut bir biçimiyle ortaya konulmamış vaziyette. Bu unsurları da iddianameyi referans alınarak tek tek yapacağım. Önce elverişlilik ve hiyerarşi unsurlarını birlikte ele alacağım. Şimdi burada 35 kişi ’a bağlı, burada değişiklik olmamış. Burada benim müvekkilime 28 kişi bağlıydı, 7 kişi de azaltılmış, 21'e düşmüş. 8, buradan da bir kişi azaltılmış. aynı, sabit, kişi sayısı değişmemiş. Âdem Soytekin, bir kişi eklenmiş. Şimdi elverişlilik unsurunu ele alacağım. İddianame sadece bize diyor ki kişi sayısı 3'ten fazladır. Yetinmiyor, 3'ten fazlasınız, 3'ten fazla oldunuz artık vakit elverişlisiniz diyor. Hiyerarşide de yarım sayfa bir bilgi var, yarım sayfa da bu. Bir 5 dakika molaya ihtiyacım var.
220. maddesiyle suç örgütünün vasfının, sahip olduğu üye sayısının, araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması gerekir. Elverişli olmak, amaçlanan suçu işleyebilecek insan gücüne, örgütsel düzene, iş bölümü hiyerarşiye, gerektiğinde kullanılabilecek araç ve gereçlere, fiilen suç işleme kapasitesine sahip olmasını ifade eder. Bu nokta şu açıdan önemli: İştirakle suç örgütü arasındaki ayrımı aslında burada irdelemek gerekiyor. Yargıtay'a göre bu elverişlilik bulunmadığında, çoğunlukla suç örgütü değil en fazla iştirak ilişkisi olarak değerlendirilmektedir. Tanımda dikkat çekici olan ya da şu; iddianame bize 99 kişilik bir örgüt şeması sunuyor. İBB Başkanı Sayın , iki ilçe belediye başkanı Sayın ve Sayın , kimisi danışman, genel sekreter, genel sekreter yardımcısı, daire başkanı ve müdür olmak üzere bu gördüğünüz tabloda sadece 18 tane İBB bürokratı var. Bürokratların çoğunun da en büyük günahı daha önce Beylikdüzü Belediyesi'nde çalışmış olmalarından ileri geliyor. Burada aslında iddianamenin anlatısını delillerin taşımadığını söylemiştim. İddianamenin anlatısına aynı zamanda iddianameye soruşturma makamının çizmiş olduğu örgüt şeması da karşı çıkıyor. 143 tane eylem tespit edilmiş yalnız, değil mi? Ancak bunların yalnızca 18 tane İBB çalışanıyla, İBB bürokratıyla işlenebileceğini söylüyor iddianame. Dolayısıyla bunun akla mantığa aykırı, son derece absürt olduğunun da üzerinde durmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü 18 tane bürokratı olan, örgüt şeması içerisinde 18 bürokrat gösterildiğine göre, bu denli suç organizasyonunun bu bürokratlar tarafından örgütlü bir biçimde yapılabilmesi de aklın sınırlarını gerçekten zorlayan nitelikte. Geriye kalanlar bakımından iş insanları var. Savcılığın örgüt şeması içerisine yerleştirdiği bürokratların, çalışanların seçimi … olduğunu söylemiştim. İddianame, İBB'de hizmet veren kamu görevlilerini peşinen suçlama eğiliminde. , , Gürkan Alpay, , , , Mehmet Karatepe, ... Keza ilçe belediye başkanları ve … Ortak özellikleri ne? Daha önce Beylikdüzü Belediyesi'nde çalışmış olmaları. Peki neden bu kişileri tercih ettiler? Çünkü kendileri devlet memuru. Geçmişte aynı belediyede çalışmış olmak, hukuka aykırı bir zorlamayla adeta bir suçun ön şartı ve soruşturmanın gerekçesi haline getirilmiştir. Hayatın olağan akışına uygun hukuksal tanışıklık ve mesai ortaklığı dışında, adı geçen kişilerin arasında hukuken nitelendirilebilecek örgütsel bir yapının, örgütsel bir ilişkinin ya da suç kastının varlığına dair dosyada en baştan somut tek bir delil bulunmamaktadır. Kaldı ki belediye bürokrasisinde mevkiler, yerleştirme ile değil uzun süreli memuriyet kademesiyle, merkezi idarenin hukuk kuralları çerçevesinde belirlenir. Belediye encümen üyeliği ise yerleştirme veya atamayla değil aksine 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 16. maddesine göre oluşturulur ve kanuni bir görevdir. Keza belediye meclisi ve belediye başkanlarının ise yerel seçimler sonucunda halk tarafından seçildiğini söylemeye gerek olmadığını düşünüyorum. Ancak iddianamenin anlatısında biz genellikle "yerleştirme" terimini görüyoruz. Bunun yerleştirme değil bir memuriyet görevi olduğu, bir vazife olduğu atlanıyor. Bu sebeple iddianame anlatısında sıklıkla yer verilen "örgüt lideri tarafından atandığı, yerleştirildiği" gibi ifadelerin külliyen reddi gerekir. Aynı anlatım müvekkil bakımından da yapılmış, kendisi de ifadesinde izah etti. Dün sorduğunuz "Bu dosyada spor kulübüyle ilgili iddia yok, niye bu fotoğrafları gösteriyorsunuz?" diye, aslında sebebi şu Sayın Başka: İddianamede müvekkilin tasvir ediliş biçimi şu: Sanki hayali bir spor kulübü başkanı var, o kişi spor kulübü başkanı değil, belediye meclis üyesi değil, sanki adeta bir tahsilatçı gibi resmediyor iddianame. Bu sebeple çıkan herkes size görevlerini ve yaptığı işleri anlatma ihtiyacı hissediyorlar.
Savcılık hiyerarşi unsuru bakımından ise iki temel iddia ileri sürüyor. Birincisi; kamu görevlisi olmayan ve memuriyet sıfatı bulunmayan bir kişinin, kamu görevlilerine emir verdiği, neyin nasıl yapılacağı hususunda direktifler verdiği ileri sürülmüş. İkinci olarak ise bazı kişilerin, belediyede sorumlu olduğu birimin dışındaki başka bir birimin müdürüne, çalışanına emir ve talimat verdiği ileri sürülmekte. Bu durum ise kişilerin kamu kurumunun içerisinde kendi öz yapılanmalarını oluşturarak harici bir yapılaşmayı, iç örgütlenmeyi ve kendi sistemlerini oluşturduğu iddia edilmektedir. Bu şema ise hukuki dayanak olarak yalnızca etkin pişmanlık beyanları dikkate alınarak oluşturulmuştur. Ne yazık ki savcılık burada, bürokrasinin getirdiği hiyerarşik idari şemaya birkaç ekleme ve çıkarma yaparak bir örgüt şeması çıkarmıştır. İddianame örgütün kurucu unsurlarından biri olan bu hiyerarşik yapıyı bağımsız delillerle ortaya koymak yerine, kamu idaresinin yasal ve resmi hiyerarşisinden, yani doğal hiyerarşiden faydalanmış; içerisine yalnızca idari yapının dışından birkaç kişiyi eklemeyi, bazen de idari pozisyonları değiştirmeyi yeterli görmüştür. Böylece kamu yönetiminin doğal görev dağılımı, suç organizasyonunun yapısıymış gibi yorumlanmış; idarenin doğal hiyerarşisi ise suç hiyerarşisine dönüştürülmüştür. Şimdi müvekkilin çizilen bu örgüt şeması içerisinde, örgütün en önemli yöneticisi ve emri altındaki ikinci adamı olduğu gösteriliyor. 21 kişinin müvekkilime bağlı üye olduğu iddiası var. Örgüt üyesi olarak nitelendirilen tüm İBB bürokratlarının da müvekkilimden aldığı emir ve talimat ile hareket ettiği gibi akıl dışı bir iddia ortaya atılmış. Nitekim pek çok bürokrat mahkemeniz huzurunda dinlendi, kendileri de bu durumun gerçeğe aykırı olduğunu beyan ettiler, hem de bizler de beyan ettik. Şimdi idari hiyerarşiye bakalım müvekkilim yönünden, kimler var? İBB Genel Sekreteri, Genel Sekreter Yardımcısı, eski Genel Sekreter Yardımcısı, Genel Sekreter Yardımcısı, eski Genel Sekreter Yardımcısı, İBB Genel Sekreter Yardımcısı, Genel Sekreter Yardımcısı, Kentsel Tasarım Müdürü, eski Emlak Yönetimi Dairesi Başkanı, İmar Şube, İBB İmar Şube Müdürü, Halkla İlişkiler Basın Yayın Dairesi Başkanı, İBB Muhtarlık İşleri ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanı, Boğaziçi İmar Müdürü olmak üzere İBB'nin kalbi diyebileceğimiz idari yönetimden 13 kişinin müvekkilden talimat aldığı ve bu şekilde hareket ettiği gibi gerek idari kurumların işleyişine ve idari teamüllere, gerekse hayatın olağan akışına aykırı bir iddiayla karşı karşıyayız. ’i aradan çıkartın bu şemanın içerisinden. Bu saydığım kişileri de ’in çıkarttığınızda, 'na bir tane ok çizin, zaten burası İBB'nin kendi organizasyonel şeması. Kamu hiyerarşisi. Dosyada ilginç olan durumlardan biri bu. Yani bir örgüt soruşturması yapıyorsunuz. Burada başka bir hiyerarşi, başka bir yapılanma olduğunu iddia ediyorsunuz. Ben soruşturma evraklarına baktım. Soruşturma evrakları arasında İBB'den bu kurumların nasıl yönetildiğine ilişkin hiçbir bilgi ve belge talebinde bulunulmamış. İştirak şirketleri hakkında bir soruşturma yapıyorsunuz ancak İstanbul Yatırım Ajansı'na, iştirakler koordinasyonuna, iştirak şirketlerinin yapısı hakkında ve nasıl işlediği hakkında herhangi bir bilgi ve belge talebinde bulunmuyorsunuz. Dolayısıyla soruşturma makamı kişilerin görevlerini ve konumlarını dahi inceleme ihtiyacı hissetmeden bu tabloyu açığa çıkarmıştır.
Müvekkilin kendisi de izah etti. Aralarında tanımadığı, ismini ilk kez iddianamede gördüğü kişiler dahi var. Yalnızca ortak etkinliklerden tanıdığı, ismen bildiği kişiler var. İletişiminin son derece kısıtlı olduğu kişiler var. Yanına randevu olarak gittiği genel sekreterler ve genel sekreter yardımcıları var. İddianameye yansıyan 143 eylemin tamamı bakımından söyleyebilirim ki; müvekkilin parti girişi ile İBB bürokratlarının arasında herhangi bir emir talimat ilişkisi olduğuna dair, neyin nasıl yapıldığı konusunda müvekkil tarafından kendilerine direktif verildiğine dair hiçbir somut bir delil veya bir bulgu dahi yok. Bu eylemlerin hiçbirinde yasal yetki kullanımı ile suç iradesi arasındaki ayrılık somut verilerle gösterilmemiş. Kendileri de mahkeme huzurunda dinlendi. Tereddütsüz şekilde cevap verdiler ancak soruşturma makamı ne yazık ki örgüt etiketi yapıştırmak için en kolay ve en elverişli olan yolu tercih etmiş ve İBB Belediye Meclis Üyesi ve İBB Spor Kulübü Başkanı olan müvekkili, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın İmamoğlu ile İBB bürokratlarının arasında yerleştirmeye çalışılarak idari hiyerarşiyi kesmeye çabalanmıştır. Ancak bu çabanın beyhude olduğu, varsayımdan öteye geçemediği, dinlenen bürokrat ve yöneticilerin mahkemeniz huzurunda verdiği beyanlarından da açıktır. Listeye müvekkilin mevkidaşları, yani belediye meclis üyeleri olan, yalnızca meclis toplantıları sebebiyle meclis üyeliği döneminde sınırlı olarak bir araya geldiği ve de dahil edilmiştir. Kendileri de mahkeme huzurunda dinlendiler ve müvekkille olan ilişkilerini izah ettiler. ile müvekkilin ortak özelliği aynı şirkette yönetim kurulu üyeliği yapmış olmalarından ileri gelmektedir. Müvekkilimin ağabeyi , oğlu , yeğeni dahil olmak üzere aile bağları eklenmiştir. Ne diyordu 15 Haziran 2025 tarihli savcılık ifadesinde? "Asaf Araç Kiralama Şirketi'nin araçlarına karşılık 3 milyon dolar anlaştım" diyordu. "Bu paranın da 2 milyon dolarını nakit olarak ve ofise getirdi" diyordu. Mahkemeniz huzurunda dinlendi. Bu soruyu yönelttiniz. "Ben bu araçları satmadım, para almadım" dedi. Dolayısıyla bir satış işlemi yapmadığı ve almadığı bir paranın ve tarafından 'e götürülmüş olma ihtimali de bulunmamaktadır. Cebecilerde çalışan tüm şirket çalışanlarına sorduk Mustafa için. "Hiçbiri faaliyeti yoktu, basın malzemelerinin satın almasını yapan bir çalışandı" dediler. Nitekim mahkemenizce de ile 'in tahliyesine karar verildi. 'in de huzurunuzda tutuklu olarak bulunmasının tek sebebi itirafçı 'tir. Eylem savunmalarında kendisinden bahsedeceğim. Şemanın geri kalanı bakımından da farklılık yok. 'e örgüt yöneticiliği isnadı yüklenmiş. 'in altında 6 kişi var. Kardeşi, kız arkadaşı, şirket çalışanları... Burada tek farklı olan kişi . Peki iddianamede soruşturma makamı, için 'i niçin 'in altına üye olarak yazıyor? Bu, kişi tahlilleri bölümünde açıklanmış. Soruşturma makamı, 'in 'e bağlı üye olduğunu şöyle açıklıyor: Demiş ki; ", tarafından Beylikdüzü Belediyesi'ne göreve getirilmiştir." Buna dayanarak da , 'e bağlı üye olarak gösterilmiş. Şimdi insan merak ediyor; bu iddiada bulundunuz, 'in Adem'e bağlı üye olduğunu söylediniz, hangi gerekçeyle bu yazıldı? Aslında bunun cevabını iddianame bize veriyor. Çünkü bu şemanın ve hiyerarşinin etkin pişmanlık beyanlarıyla oluşturulduğunu zaten iddianame bu bölümde izah etmiş. Ki nitekim doğru. ve 'nun 25 Nisan 2025 tarihli ifadesi... İki ifade de birbirinin aynısı, baba oğullar, noktası virgülüne kadar aynı. Şunu söylüyor Hamzaoğluları: ", Beylikdüzü Belediye Başkan Yardımcısıydı, 'in kendisini başkan yardımcılığına getirdiği bölgede konuşulur. Bizim kendisiyle bir görüşmemiz olmadı" diyor. Bu örneği size vermemin sebebi şu; savcılığın örgüt isnadını ve örgüt hiyerarşisini nasıl ele aldığını en çıplak haliyle göstermek adına verdim. Soruşturma makamı ne suçun maddi ve manevi unsurlarına bakıyor, ne bir somut delil arıyor eylemlerde. Yeter ki suç örgütü isnadında bulunabilsin, bir örgüt şeması meydana gelebilsin.
bakımından da benzer bir tablo var. Kendisinin AK Partili bir iş insanı olduğunu yedi düvel duydu. İBB ve İSTAÇ ile olan teması 2010'lu yıllarda başlıyor. Kendisinin bakanlık ve valilik ile yani merkezi idariyle çok yakın ilişkilere sahip. Dosyada bir Vergi Denetim Raporu ile hangi kurum ve kuruluşlara maddi yardımda bulunduğu da açık. 59 numaralı eyleme ilişkin savunmalarda yeterince dinledik bunları, tekrarı düşünmeyeceğim. 'na bağlı olan üyeler ise yalnızca kendi çalışanları ve Serkan Alçıkaya, petrol satın aldığı iş insanı. Şimdi burada ne yapıyor soruşturma makamı? Bunu bir işçi işveren ilişkisinden çıkartmak için buraya Hakan Karadeniz'i de ekliyor, üye olarak gösteriyor. Oysa ki Hakan Karadeniz İBB bürokratı değil, kamu görevlisi değil. Kendisinin Cebeci maden bölgesinde de bir faaliyeti yok. Ama bazen birinin çocukluk arkadaşı olmak, lise arkadaşı olmak veya asker arkadaşı olmak dahi bir insanı örgüt isnadı ile karşı karşıya bırakabilir. 'a geçelim. bakımından da benzer bir durum var. Kendisi iştiraklerden sorumlu danışman, İstanbul Yönetim Ajansı'nın Yönetim Kurulu Başkanı. Bazı iştirak şirketlerinde de Yönetim Kurulu Başkanı. Kimler bağlı üye olarak gösterilmiş? İştirak şirketleri yöneticileri, yani kurum içi organizasyon. Burada ne yapıyor iddia makamı? Bu açığı Hüsnü Yüksel Tuncer'i ekleyerek tamamlıyor. Burada hatırlarsanız bir çek görseli vardı. Bu iddianamede de bu paranın, çek bedelinin sisteme aktarıldığı şeklinde bir beyan geçmekteydi. Huzurunuzda dinlendi, bu davanın bilgi ve belgelerini sundular. Bu yalanı da gördük. Bu bedel halen daha kendi hesabında durduğu anlaşılmakta. Dolayısıyla iddia makamı burada dahi bu araştırmayı, incelemeyi yapmıyor, "sisteme giden para" diyerek onu da buradaki örgüt isnadına yöneltiyor. bakımından da benzer… Burada da benzer bir durum var. Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve Medya İletişim Başkan Danışmanı... Kimler üye olarak gösteriliyor? Medya A.Ş. Genel Müdürleri, Genel Müdür Yardımcıları ve çalışanları... Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.’nin iki ayrı iştirak şirketi olduğu değerlendirilmeyen soruşturma makamı tarafından, Kültür A.Ş. yöneticileri de buraya dahil ediliyor. Tek ortak özelliği; iştirak şirketlerinin ve çalışma olan, hatta birbirlerine rakip olduğunu huzurunuzda anlattığımız şirketlerin iş sahipleri de buraya eklenerek örgüt isnadı iddiası kuvvetlendirilmeye çalışılmış. Son olarak ... Kimse tanımıyor, dava dosyamıza paraşütle indirildi. Huzurdaki mahkeme dava dosyamızda dinlenmeksizin huzurunuzda, ancak İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dinlenmiş. Burada da kendisi örgüt iddiasını kabul etmiyor, adı geçen kişilerle iletişiminin olmadığı açık. ’e bağlı olarak gösterilen 7 kişi ise 13 numaralı eylemde yargılanan kişiler. 13 numaralı eylemi mahkemeniz huzurunda dinledik, çoğunda tahliye oldu. Bunlar da çoğunlukla İBB Bilgi İşlem Daire Başkanlığı çalışanları. Toplamam gerekirse; savcılık bürokrasinin getirdiği hiyerarşik ve idari işlemeye birkaç ekleme ve çıkarma yaparak, işveren işçi ilişkisine ekleme çıkarma yaparak, ticari ilişkiye ekleme çıkarma yaparak bir örgüt şeması çiziyor. Bu şemayı da yalnızca savunmanın başında anlattığı medya sızıntıları ve yasak sorgu mülakatlarıyla elde edilmiş olan, birbiriyle çelişkili ve etkin pişmanlık beyanlarını dikkate alarak yapıyor. Peki bu etkin pişmanlık beyanlarının ortak özelliği ne? Etkin pişmanlıkçılar biraz enteresan insanlar. Diyor ki; hiçbir örgüt iddiasını ve örgüt mensupluğu iddiasını kabul etmiyor. Hatta sözde örgütün iki yöneticisi, ve dahil, örgüt iddiasını ve kendilerinin sözde örgüt yöneticiliği iddiasını kabul etmiyorlar. huzurunuzda dinlendi. Şahsi ifadesini kullandı, biz de kendisine sorduk. Siz de sordunuz Sayın Başkan bu soruyu, hakkınızı yemeyeceğim. Örgüt yöneticisi ve üyesi olarak belirttiği kişilerin savcılık tarafından sorulduğunu, ifadesinde geçen örgüt tabirinin aslında "iddia edilen örgüt" olarak yazılması gerekirken bu şekilde yazıldığını söyledi. "Örgütün ne olduğunu bilmem. Bana bunun bir örgüt faaliyeti olduğunu söylediler" dedi. Bu ifadeyi kullandı, SEGBİS kayıtlarında da var.
Siz onun hakkındaki beyanlarını sordunuz. "Herkes biliyor zaten. ile birebir çalışmış biri değilim ama o anlatımların tamamı hem hem de diğerleri hakkında tamamen bildiğimiz, herkesin bildiği, benim de bildiğim şeylerdir" dedi. Devamında siz sordunuz. "Peki" dediniz, "%80, %20 oranlarını neye göre kullandınız?" dediniz. Cevabı şu: "Şu an ismini açıklamak istemediğim birinin bana ilettiği bir beyana göre kullandım." "Neden açıklamıyorsunuz?" diye sordunuz. "Yani beraber konuşurken söylemişti" dedi. Hasan Hanoğlu’nu sordunuz, "Ofisindeki personellerden duydum bunu" dedi. Müteahhitleri sordunuz, "Müteahhitler bağış yapmıştır" dedi. Kendisi de iki tane bağış yapmış, onu anlattı. Sonra "Burada rüşvet demiştiniz" diye sordunuz. "Müteahhitlerin konuşmalarıyla ve basına yansıyan bilgilerle rüşvet olduğunu öğrendim" dedi. Savcı Bey de sordu kendisine. Belki biz sorsak cevap vermezdi, Savcı Bey sorunca cevap verdi, gaflete düştüğünü düşünüyorum. Dedi ki, "Sistem diye iddia ettiğiniz şeydeki aktörler mesela kimlerdir? Bunların görevi nedir?" diye sordu Savcı Bey. şöyle cevap verdi: "Sitem dediğim, medya tarafından yansıyan şeyler kadar biliyorum ben de.” ’nun kim olduğu soruldu, onunla hiç toplantıya katılmadım, onu söylem olarak biliyorum, duyuma dayalı" dedi. "Cezaevindeyken kimse bana baskı yapmadı" dedi. Yine Başkan Bey, siz sordunuz, cümleyi aynen okuyorum sizin sorunuzu: "Bu sistemin, sistem kelimesini mi kullanıyor yoksa bu senin adlandırman mı?" diye sordunuz. , "Ben sistem olarak kullanıyorum bunu" diye cevap verdi. Sayın Başkan, tahliye edildikten sonra, soruşturma aşamasında, 29 Ağustos 2025 tarihinde Yeni Şafak Gazetesi'nde Murat Doğan ile bir röportaj yapıyor. Bir sonraki sayfaya geçebilir miyiz? Röportaj bu. Muhabir soruyor, sistemi soruyor. Soru şu: "Soruşturmada İmamoğlu ve ekibi tarafından kurulan sistem adı verilen bir yapı olduğu iddia ediliyor. Sistem nedir? Neyi hedefliyorlar?" diye soruyor. güzel bir cevap vermiş buna: "Sistem adını ben de sonradan duydum, gözaltı sonrasında. Muhtemelen paraların toplandığı ve dağıtıldığı bir yerdir" diye cevap vermiş. Diğerleri de huzurunuza gelecekler. İnanın başka bir şey demeyecekler size. "Duydum" diyecekler, "Herkes konuşurdu" diyecekler, "Herkesin bildiği şeylerdi, benim tahminim" diyecekler. Bu "Benim tahminim" lafını gökten indirmiyorum, aynı zamanda Beşiktaş Belediyesi dosyasında yargılanıyor, orada beyanı alınmış. Sayın Mahkeme Başkanı orada ’a sormuş, "Bunlar hakkında nasıl bilgi sahibisin?" diye, ihaleler hakkında bir soru. "Benim tahminim" diye cevap vermiş. "Muhtemelen" diyecekler size, "Medyada görünce anladım" diyecekler, "Diğer kişilerin ifadelerini görünce anladım" diyecekler. Bazıları da gelecek, "Piyasada konuşulurdu" diyecek. İster tahliye vaadi diyelim, ister tahliye beklentisi diyelim, isterse baskı diyelim, hangisini dersek diyelim sonuç değişmez. Bunların hepsi soyut ve çelişkili beyanlardır. Yargıtay soyut beyan için ne diyor? Belirli bir zaman, yer, fiil ve eylem bağlantısı kurmayan, yalnızca genel isnat içeren, somut veri, belge, fiziki bulgu, tanık ya da teknik veriyle desteklenmeyen, kendi içinde çelişkili veya değişken olabilen anlatım diyor. Bu beyanlardaki iddialar müvekkilimin şahsına özel dikilmiş hukuki bir elbise değil. Karşımızda adeta her bedene uyan bir beyan var. Bu beyanlardan 'in adını çıkartın, benim adımı yazın, ben kasa olurum. Benim adımı silin, sizin adınızı yazın, siz olursunuz. Anlamında, mantığında veya yapısında en ufak bir değişiklik bile olmaz. Çünkü karşımızda zamana, mekana, yan verilere veya hayatın olağan akışına temas eden hiçbir somutluğu yoktur. Bu bölümün soruşturma makamı ayrıca şöyle bir ifade kullanmıştır, bunu iddianamenin ilk bölümünde var bu ifade, demiş ki hiyerarşi yönünden: "Soruşturma konusu olayların incelenmesi neticesinde", herhalde 143 eylemi anlıyoruz, "iddia edilen suç örgütünün haksız kazanç temin etmek amacıyla bir araya geldiğini ve elde edilen haksız kazancın örgüt içerisine paylaşılması sürecinin tamamen bir belirli iş bölümü içerisinde gerçekleştirildiğini" demiş. Hangi somut eylemde var bu? 143 eylemin bir tanesinde bile elde edilen, "Şöyle bir haksız kazanç vardır, bu haksız kazanç da A, B, C kişileri arasında paylaştırılmıştır, aralarındaki anlaşma budur" diye hiçbir somut delil yok, iddia makamının kendisinin dahi böyle bir beyanı yok.
Bir sonraki görseli açabilir misiniz? Oysa ki bir örgüt soruşturmasında yapılması gereken ne? Bu kısmını en azından bu kısmı odaklanırsanız çok memnun olurum. Sebebi şundan kaynaklı, savunmamın başında şunu söylemiştir. 143 tane eylem var ama eylemlerin kendi içerisinde bir örgüt unsuru tartışması yapılmıyor. Yani şu kişi tarafından örnek veriyorum. 'e 225'ten ceza istemiyor ama şu kişiye şu direktifle şu işi yaptırmıştır sonrasında da şöyle hareket etmişlerdir. Şöyle bir iş birliği yapmışlardır gibi değerlendirme yok. Yalnızca eylemin anlatısı var sonra da sevk kısımları var. Oysa ki bu soruşturma dosyasında örgüt şemasının şöyle çıkartılması gerekirdi eğer soruşturma makamının bir örgüt iddiası var ise. İşlemleri öne sürenler birden fazla muhtelif suçtan hareket edecekti önce örgütün varlığını tespit edecekti sonra kişilerin kurucu, yönetici veya üye olarak sorumluluğunun tespitini yapması gerekirdi. Savcılık ise önce örgütü kabul ediyor sonra bu örgütten hareketle birtakım suçların işlendiği yargısına varıyor. Ancak o olayın hangi somut delille hangi örgütsel unsura bağlandığını göstermiyor. Bu sebeple müvekkilim bakımından bahsettiğimiz garabet açığa çıktı. 138 No'lu eylemin 121'inden yöneticilikle sorumlu ancak olay anlatımlarında hayali kayıt kayıp bir kişilik sevk kısımlarında akla geliyor. Anlatılan bu eylemlerde örgüt varsayımında yer alan aynı olgular tekrar delil olarak sunulmaktadır. Savcılık makamı kişilerin önce örgüt mensubu olduğunu söylemektedir sonra bu sıfatla teşhis olan fiili aramaktadır. Oysa hukukta böyle çalışmaz, önce fiil olur sonra nitelendirme gelir. Soruşturma makamının kurduğu mantıkta ise kişiler yaptığından dolayı değil temsil ettiği düşünülen şeyden dolayı yargılanır hale gelmişler. Bu da ceza yargılamasında kabul edilmeyecek ölçüde dönemsel ve kısa bir ispat metodudur. Bu durumu iddianamedeki eylemler bazında somutlaştırayım. 25 No'lu eylem Pasifik Holding, 26 No'lu eylem Mehmet İlhan İlka, iki suç iddiası var bu eylemlerde. ve bu eylemler hakkında ayrıntılı savunmada bulundular. Yapılan işi teknik olarak açıkladılar. Bu sebeple ben eylemin esasına girmeyeceğim. Bu eylemlerde müvekkilimin adı hiçbir yerde geçmiyor. Ancak her iki eylemin sevk kısmında şöyle yazıyor, örgüt üyesi şüpheliler Ramazan ve Gürkan'ın iştirak halinde örgüt yöneticisi 'ten aldıkları talimat ile örgütün sistemine fayda sağlamak amacıyla farklı bir işi gerekçe yapmayarak gerçekleştirdikleri fiile uyar. Oysa ki bu eylemleri dinlediniz, bu eylemlerde ve ile müvekkil arasında örgütsel bir ilişki veya örgütsel bir faaliyet bulunduğuna ilişkin hiçbir bulgu yok. Değerlendirme de yapılmamış. Bunu size az önce anlattığım örgüt isnadı varsayımına göre yapıyor. En temel problem de iddianamede bu. Savcılık makamı önce bazı kişilerin bazı kişilere üye olduğunu iddia ediyor sonra o eylemde o iddia edilen iddia suçun, atılı suçun nasıl gerçekleştiğini, organizasyonun nasıl olduğuna dair hiçbir inceleme yapmıyor, bulgu yok, değerlendirme yok ama bunu örgütsel bir faaliyet kapsamında görüyor. Birkaç örnek verirsem, 94 ve 95 No'lu eylemler 2019 ve 2020 yılında gerçekleşen mobil hizmet alım işi ihalesi. Yapılan bir açık ihaleyi Kültür A.Ş. kazanmış. Her iki eylem yönünden de iştirak iştirak şirketi dolandırıcılık iddiası yönlendirilmemiş. sadece şey, ihale var bu eylemlerde. bu eylemler kapsamında ayrıntılı savunma yaptı. Teknik detaylarını ihale şartnamesinde anlattı size. Tahliye edilmesine de çok sevindik. Eylemlerin anlatısının hiçbir kısmında müvekkilimin adı geçmiyor. Müvekkilimin yapılan bu ihalelere ilişkin herhangi bir dahili olduğuna dair herhangi bir bulgu yok. Yalnızca sevk kısmında 225 kapsamında cezalandırılması talep ediliyor. Bunun sebebi de ne ki az önce verdiğim örnekten kaynaklı. İlk bölümde müvekkile bağlı üye olduğu iddia ediliyor sonra da birbiriyle hiç ilgisi bulunmayan isnatlarda bu isnada dayanarak tekrardan sevk kısmında 225'ten cezalandırma talep ediliyor.
Huzurunuzda dinlenenlerden örnekler dilerim, daha iyi anlaşılsın diye. 85, 86, 87, 89, 92, 98, 99, 104, 106 No'lu eylemler. Anlattı kendisi. 2021, 2023, 2024 ve 2025 yıllarında yapılan bir senelik çeşitli hizmet alımları bunlar. Medya A.Ş.'nin kazandığı ihaleler. Müvekkilim bakımından bu eylemin anlatısını hiçbir yerinde adı yok, cismi yok. Yapılan ihalelere ilişkin dahili olduğuna ilişkin bir örgütsel bağ ve faaliyet yok. Buna ilişkin savcılığın yaptığı bir değerlendirme de yok. Müvekkilim 'i son 5 yıl içerisinde bir veya iki kez belediyenin etkinliklerinde görmüş. Hatta espri yaptık birlikte halay mı çektiler acaba o yüzden mi yansıması var diye. Kendisi de savunmasında bunu izah etti, sordu kendisine. Ancak savcılık yine benzer bir yaklaşım sergiliyor. Önce ilk kısımda 'in müvekkilime bağlı üye olduğunu iddia ediyor sonra örgütsel bir ilişki ve faaliyet olmamasına rağmen eylem kısmında 225'ten cezalandırma talep ediyor. Bu durum şuna benziyor: Normalde bir fiilin örgütsel sayılabilmesi için önce örgütün varlığını, sonra sanığın bu yapı içerisindeki yerinin bağımsız delillerle ortaya konulması gerekir. Fakat burada fiillerin bir kısmı örgütün varlığına delil sayılıyor, ardından aynı fiiller sanığın örgütle bağlantısına gerekçe yapılıyor. Eğer bir fiil önceden kabul edilmiş bir örgüt varsayımı nedeniyle örgüt suçu sayılıyor, sonra da aynı fiil örgütün varlığına delil olarak kabul ediliyorsa burada doğrusal bir ispat yöntemi değil döngüsel bir kurgu var. Sonuçtan bir sebep üretme tekniği var. Bu bir ceza muhakemesi tekniği değil biliyorsunuz, bunu anlatmayacağım. Bu sebeple iddianame tekrarlamaya dönüşmüş vaziyette. Ben iddianameyi tekrarlama olarak adlandırıyorum. Çünkü iddianame şunu yapıyor, örgüt vardır çünkü örgütsel eylem vardır, eylemler örgütseldir çünkü örgüt vardır. Biz A'nın örgüt üyesi olduğundan şüpheleniyoruz. Bunun nedeni ne? Zaten örgüt üyesi olan B ile konuşması. E B'nin de örgüt üyeliği ile suçlanması gerektiğini düşünüyoruz, neden? Çünkü bunun delili de zaten örgüt üyesi olan A ile konuşması. Savcılık A kişisi örgüttür çünkü faaliyetleri örgütseldir, faaliyetleri örgütseldir çünkü A kişisi örgüt mensubudur diyor. yöneticidir çünkü kasadır, kasa olduğu nereden bellidir çünkü paralar ona gitmektedir, paraların suç geliri olduğu nereden bellidir çünkü paralar örgütün kasasından gitmektedir. Yaşanan durum bu. Son bir örnek vereceğim bununla ilgili. 21 numaralı eylem Capacity, 24 numaralı eylem Beyazlar İnşaat Kartal Tepe Konut Projesi. Bu eylemlerin esasına ilişkin savunmada bulundu. Kendisinden teknik yönlerini dinledik. Dedi ki eylemin ve olay anlatımı bakımından ’in adı dahi geçmiyor. ile arasında örgütsel bir ilişki veya örgütsel bir faaliyet bulunduğuna ilişkin bir bulgu yok. Hiçbir değerlendirme yok. Bunu size az önce anlattım. Örgüt isnadı varsayıma göre gidiyor. Önce varsayımı kuruyor, ", ’e bağlı üyedir" diyor. Sonra iddia edilen eylemlerin içerisine örgütsel bir faaliyet varmış gibi monte ediyor. Bu eylemleri kim biliyorsunuz? geçiyor bu eylemlerde. bu eylemleri anlatırken şunu söylüyor: " beni çağırdı, ’ın beni çağırması üzerine gittim. Bu görüşmeleri yaptım" diyor. Şimdi bu meseleye geleceğim. Nerede geleceğim? Boğaziçi İmar kısmında, eylem 53'ü anlatırken geleceğim. Ertan, Yakup, Süleyman’ı orada göreceğiz. Bu anlamlandırılamayan bir eylem bence. Sebebi şu; iddianamenin düzenlenmesine 6 gün kala ’ın 10. etkin pişmanlık ifadesi alınmış. İfade de direkt şu amansız soru bu: eylem 24 Kartal Tepe. Savcılık ya bunun iddianame düzenlenmeden önce hakkında bir şüphe oluştu, yani ve ilişkisi hakkında bir şüphe oluştu... ya da oluşan bu şüpheyi görmezden geldi. Ben bunu sizin için net anlatacağım; ve . Eylemler bazında ve örgüt varsayımının nasıl kurulduğu kısmını bu kadarıyla yetiniyorum. Meramımı anlatabildiğimi düşünüyorum. Ben heyetinizden bu bakış açısıyla örgüt isnadının ve hiyerarşi unsurunun değerlendirmesini talep ediyorum. Aksi halde bu yargılamanın dedikodu ve söylentilerin gölgesinde kalacağı da açık. Çünkü hiyerarşi incelemesi böyle yapılmaz. Eyleme bakarsınız, eylemden çıkartırsınız. : Başkan Bey, ben biraz yoruldum. Siz de yoruldunuz mu?
Avukat1: Doğru ama şimdi eylemlerin 7 tanesini siz teşhis amaçlı açacaksınız, 10 tanesini ben anlatacağım ve genel açıklamaları da ölçtük. Aynı şeylerden asla bahsetmiyoruz ve sonuç, bunun dışında, iddianame dışında hiçbir şeyden bir kelime bahsetmedim. Asla uzatmak niyetinde de değilim. Uzatmak istemiyoruz hakikaten.
Avukat2: Sayın Başkan, ben şu anda... benim 100 sayfa savunmam var önümde. Ama bu 100 sayfayı yapmadım. Eğer bir makul şey yaparsak ben bunun 4'te 3'ünü geriye, 5'te 2'sini çıkartacak, her bir tarafa...
: 4 aydır duruşmadayız, siz de biz de ailelerimizden çalıyoruz, kendi zamanımızdan çalıyoruz. Sizin de emeğiniz var, bizim de emeğimiz var. Bu kısmının geçtim. İkili hukuk uygulaması anlatıyorum. Celsenin boyunca hiçbir müdafinin yaşamadığı bir sorun, hiçbir müdafinin yaşamadığı bir zorluk yaşıyorum. Rahşan Hanım hariç.
: Ben Perşembe günü yoktum. Duruşma salonunda değildim.
Karşılıklı konuşmalar devam ediyor….
: Bunu sürdüreceksek şöyle; ısrarcı olursanız ben yasak sorguyu anlattım, yasak sorgu gibi olacak benim...
: Yasak savunmam olacak. Yani ruhsal olarak yorulmuş vaziyetteyim. 1 saat daha böyle gideriz, yorgun düşerim. Hoş da olmaz bu durum. Tamamlanıyor, 4 aydır... Burada mantıksız şeyler de anlattığımı düşünmüyorum.
Hakim, uygulamalarından söz ediyor: Bu tarz şeyin faturasını bana kesmeyin yani. Üzerine bir hafta, üzerine bir hafta daha attık... Yani bir sınırı olmalı yani. Mantıklı bir şey değil yani. Makul bir sürenin zeminindeyiz. Öyle bir şey değil ki bu kadar yani. İddianame, 400o küsur sayfadan oluşuyor. 4 bin sayfadan oluşuyor…
(Uzun süren karşılıklı diyaloglardan sonra savunmalar devam ediyor.)
Soruşturma makamı, iddia edilen örgütün gizliliğine yönelik isnat listesi gerçekten bir trajedi tablosu. Bu benim kendi kişisel yorumum. Zaten iddianameyi inceleyince fark etmişsinizdir. Bu beyanda sürekli gizli toplantılardan bahsediliyor. , , ve 'nın soruşturma aşamasında verdikleri beyanlar var gizlilik kısmında. Kapki ve Şahin mahkemeniz huzurunda dinlendi. Soruşturma aşamasında verdikleri beyanların baskı, yönlendirme ve etki altında, tahliye olabilme ümidiyle verdiklerini anlattılar. Müvekkil kendi ifadesinde Le Meridien Otel’de ve Zorlu Lotus Otel'de herhangi bir toplantıya katılmadığını söylemişti. Kamera görüntüleri de yok. Bununla ilgili bir HTS incelemesi de yaptık, dosyaya sunarız zaten. bakımından ’ın avukatları olan meslektaşlarımız ayrıntılı bir savunmada bulundular. 'ın bu dosya kapsamında vermiş olduğu hiçbir beyanın itibarla kabul edilemeyeceği açık. ’ın beyanlarını itibarlı kabul edip, bu mevzunun iddianamenin her bir köşesine yazılması bir akıl tutulması hali. ’ın gizlilik bölümüne konulan beyanı aynen şu şekilde, okuyorum: "Beşiktaş'ta bulunan zorlu bir otelde, bir oda kiralamıştı. Bu ofiste Hüseyin, Murat, Emrah, haftada üç gün toplanırlardı. Bu toplantılarda ihalenin hangi bedelle kime verileceği, paraların nasıl alınacağı konuşulurdu. Benim de odada durmamı istemezlerdi. ’nun talimatıyla, burada yukarıda isimlerini saydığım kişiler toplanıp yukarıda bahsettiğim konuları görüşürlerdi." Yani içerisinde duramadığın odadaki konuşmadan nasıl haberin oluyor da bu kadar detaylı bir anlatımda bulunabiliyorsun? Buna yapılabilecek bir savunma yok. Ben savunmamın devamında, yapabildiğim kadarıyla devamında, bakımından tekrara düşmeyeceğim. Samimi fikrim bu. Sulh Ceza Mahkemesi'nde kısıtlanması gerektiğini düşünüyorum, vesayet altına alınması gerektiğini düşünüyorum. Kendisi iddianamenin şüpheliler kısmında da yok. Gerçekten aklıma geldi, cezai ehliyeti acaba olmayabilir mi kendisinin diye, iddianamede bu sebeple şüpheli olarak gösterilmemiş olabilir mi diye. Bu konuda bir ara karar talebim olacaktı benim. hangi sıfatla dinlenecek? Tutanakta da yazmıyor, kontrol ettim. Tanık olarak mı dinlenecek? Kendisi öteki soruşturma dosyasından mı kaldı? Bunlara ilişkin bir ara karar bekliyorum. Çünkü pek çok gizli tanığın beyanları var. ’nın yer verilen beyanı da şu gizli toplantılar hakkında: "’nun bilgisi dahilinde, , ve ile toplantılar yaptık." Savcılık, emniyete yalnızca bu beyanı esas alarak bir HTS baz incelemesi yaptırmış. Müzekkerenin başlığı şu: ", , ve ’un ortak bazları var mı?" diye. Bir de bu toplantıların bir bölümünün Beylikdüzü'nde olduğunu, bir bölümünün de Sütlüce'de gerçekleştiğini söylüyor. Bu iddianamede yok Sayın Başkan. Bu hususta bize bir... [anlaşılamadı] Yani cevabı yok müzekkerenin. Gizli toplantı kısmında, "Bu gizli toplantılar yapılmıştır, da bunları beyan ediyor" şeklinde geçiyor. Ama HTS bazen o kadar çok uyuşuyor iddianamede. Bunu göstermiş olayım şimdiden. HTS baz incelemesi yapılmış emniyet tarafından, Sütlüce'de de Beylikdüzü'nde de kişilerin ortak baz verilerine rastlanılmamış. Bu çok somut bir örnek. İddianamenin eklerinde de, bir dexis iddianamenin ekleri, yazılı olan birçok şeyin mevcudiyette var olmadığını, az önce verdiğim örnek gibi pek çok emniyet tutanağının iddianamenin içerisine yer verildiğini görebiliyorum. Bu da onlardan bir tanesidir.
Yine müvekkilin otelde toplantı iddiası, yani gerçekten komik bir iddia bu. Israrla soruluyor. Niye soruluyor, ben bunu anlamakta da güçlük çekiyorum. İddianın özeti, cemir kullanılması, kameraların bantlanması. Komik bir duruma düşüyor iddianame. Milyarlarca liralık kamu zararına sebebiyet veren bir suç örgütü yaratıyor, böyle bir kurgusu var. Ama gizlilik için, eski belediye döneminde satın alınmış ve o günden beri kullanılmakta olan jammer'a ve iki tane kameraya, güvenlik kamerasını bantlamaya bu örgütün gizlilik sağlamak için ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Ne yazık ki sayın örgüt mensupları o kadar saflar ki, İstanbul’un göbeğinde bir otelde buluşuyorlar, İstanbul’un göbeğinde gizli toplantı yaptıkları yetmiyormuş gibi, bir de otelin ana kapısından giriyorlar, farklı kapısından da girmiyorlar. Bu sebeple bence ’nun ’e sorduğu en mantıklı soruydu, "Sağdan sola mı bantladınız, soldan sağa mı bantladınız?" dedi. Haklılığına şuradan da varıyorum; azizliğinin ve keyfiliğinin, yani izahı olmayan durumun bazen mizahı oluyor. Gerçekten de bunun cevabı bu. Siyasiler için rutin olan uygulamalar olan kamera kapatılması, sinyal kesici jammer kullanılması gibi güvenlik önlemleri, savcılık tarafından örgütün gizliliği için alınan önlemler olarak sunulması abesle iştigal. Savcılık olan mahremiyet ve gizlilik kavramlarını karıştırmakta. Savcılık, örgütün gizliliğine ilişkin başta bize ne veriyor, ne ileri sürüyor? ’nun ikinci telefonunu veriyor. Telefonda inceleme yapılmış, içerisine herhangi bir suç unsuruna rastlanılmamış. Bunun belgesi var. Müdafi arkadaşlar da bahsetmişti, bu eylemden müvekkili yargılananlar. Peki biz bu sonucu, yani suç unsurunun olmadığını telefonda iddianameye yazıyor muyuz? Yazmıyoruz. Ama gizlilik bölümünü işlemeye devam ediyoruz. Savcılık müzekkeresinde 'nun ikametindeki güvenlik kamerasının 4 Mart 2025 - 22 Mart 2025 tarihleri arasındaki kayıtlarının getirilmesi için talimat veriyor. Dikkatinizi çekerim; 25 Nisan tarihli müzekkere. Konuttan taşınma kararı alınmış, sonrasında kamera görüntülerinin sökümü yapılmış. Ancak 19 Mart'ta güvenlik kameraları bakımından herhangi bir talepte bulunmayan, bir ay sonra aklına gelen soruşturma makamı, cevabı kolayca gelen tekerleme ile bize veriyor. Kameraların sökülmesi suç gizlemek içindir. Çünkü içeride suç işlenmektedir. İçeride suç işlendiğini nereden biliyoruz? Çünkü kameralar sökülmüştür. Benim müvekkilim bu eylemde, eylem 19 olması lazım, 220'ye 5 sevki ile yargılanıyor. Eylemin değerlendirme kısmında aynen şöyle yazıyor: “İkametteki güvenlik kameralarının sökülmesi talimatını veren ” yazıyor. Benim müvekkilim o tarihte Marmara Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu. Dolayısıyla 220'ye 5 uygulanmasının ne denli hatalı olduğunun da göstergelerinden biri. Yani savcılığın zamanında yazmadığı müzekkerenin de suçlusu biziz. Hukuk bürosu avukatların mesleki faaliyetleri de örgütsel gizlilik kapsamında değerlendirilmiştir. Savcılığın ispat yükü yine değişmiyor yöntemle. Neden avukatlarla toplantı yaptılar? Çünkü suçlu bir örgütler. Suçlu olduklarını nereden biliyoruz? Çünkü avukatlarla toplantıdalar. Müvekkilim de ifadesinde izah etti. Uzun yıllardır arasında vekalet ilişkisi bulunan avukatı Kenan Bey ile yapmış olduğu görüşme iddianamede örgütsel faaliyet olarak gösterilmiş. Niçin? Çünkü ’in beyanları daha kıymetli. Gizlilik bölümünde bir cümle dikkatimi çekti. Bu müvekkilimin ağabeyi bakımından da önemli. Bu yüzden bu kısmı aynen okuyacağım: Örgütün para trafiğinde kullandığı gibi şüpheli şahısların, rüşvet veya irtikap eylemleri neticesinde teslim alacakları maddi menfaatleri temin etmeden önce telefonlarını kapattıkları veya uçak moduna alıp birlikte gittiklerinin tespitini engellemeyi amaçladıkları... Bunu merak ettim yani, niçin bu ifade kullanılmış diye. Zafer Bey'in yargılandığı eylemlere baktım. Acaba böyle bir tanık beyanı, etkin pişmanlık beyanı mı var? Böyle bir beyan da yok. Böyle bir ikrar da yok. Bulgu da yok.
Soruşturma makamı peki bunu örgütün gizliliği bölümüne niçin yazıyor? Çünkü çok önem atfettiği HTS baz kayıtları dahil, etkin pişmanlıkçıların beyanlarını doğrulamıyor. Bu durumda iddianamedeki en büyük tezatlık; HTS baz kaydı varsa, raslantısal kayıt olsa dahi beyanları doğruladık diyorlar. HTS baz kaydı ile destekleyemediklerinde ise, "Örgütsel faaliyetler kardeşim, telefon kapatmışlardır." diyorlar. Yani her halükarda bir örgüt varsayımından çıkmak durumunda. Bunlarla ilgili de bir HTS baz raporu aldık. İncelemesini yaptık bir bölümünün. Bunları da sunacağız, iddianamede geçen HTS bazlı raslantısal mı kayıtların nereden alındığına ilişkin. Süreklilik ve faaliyet alanı bölümünde "sistem" kelimesi icat edilmiş. Nedir bu sistem? Kimse de bilmiyor. biliyor zaman veriyor. Az önce gösterdim o da bilmiyormuş, gözaltında öğrenmiş. Soruşturma makamı da aslında sistem hususunda epey kararsız. Çünkü sistem kelimesinin anlamı sürekli değişiyor. Boşluk olan her yerde sistem var. İlliyet bağının olmadığı, iddianame somut delillerle desteklenemediği her yerde sistem kelimesini görüyoruz. Para yok, nerede? Sisteme girmiştir. Talimat yok, nasıl? Sistem karar vermiştir. Benim müvekkilim de ucu bucağı belli olmayan, ispat edilemeyen ancak her iddiaya kılıf yapılan soyut bir sistem canavarına karşı savunma yapmak zorunda kalmaktadır. Meslektaşım anlatacaktı bu bölümü, inşallah anlatabilir. Savcılık örgütün ilk eylem tarihinin 2015 olduğunu, 2014 seçim sürecinden 2019 seçim sürecine kadar suç örgütünün Beylikdüzü İlçesi'nde inşaat faaliyetleri gösteren şahısları ve firmaları hedef aldığını, İBB seçimleri için oluşturulması amaçlanan fonu tamamlamak amacıyla eylemlerine devam ettiğini ve bu süreçten sonra da Cumhurbaşkanlığı adaylığı için oluşturulmak istenen fonu tamamlamak için eylemlerine devam ettiğini ileri sürmektedir. İddianameyi siyasi hikayeye getiren de bu anlatımın kendisi iddianamede. Benzer bir şekilde aynı siyasi anlatıyı, iddianamenin ilk bölümünde CHP İstanbul İl Kongresi seçimleri, CHP'nin 38. Olağan Kurultayı gibi bizim dava dosyamızla hiçbir ilgisi bulunmayan konulardan da bahsederek sürdürüyor. Ne yazık ki bu siyasi anlatı dili, 2014 yılından 2025 yılına kadar devam eden belediyecilik faaliyetlerinin kendisini de suç faaliyeti haline getirmiş, bunun yanı sıra da gülünç bir durum yaratmıştır. Soruşturma makamının anlatısı kişilere kahinlik rolü yüklemektedir. İleri sürülen iddianın doğru olabilmesi için mucizevi bir şekilde 'nun 2015 tarihinde, 2019 senesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan adayı olacağını, yine 2019'da da 2025 senesinde Cumhurbaşkanı adayı olacağını bilmesi ve bu hedefler doğrultusunda iddia edilen mali bir havuzu oluşturması gerekiyor. Yani bu, iddianamedeki bu siyasi anlatı beni çok rahatsız edici. Sürekli şöyle şeyler geçiyor işte; "seçim seçim için mali bir havuz oluşturulması", "neden bu yapıldı? Seçim kampanyası için yapıldı" gibi. Bu anlatı yurttaşlar açısından de rahatsız edici. Çünkü seçimlerin yalnızca bir mali güçle, bir para havuzuyla kazanabileceğini varsayan bu yaklaşım, her şeyden önce milyonlarca seçmenin hür iradesine, aklına ve vicdanına yapılmış olan bir haksızlık. Halkın iradesini hiçe sayan, demokrasiye de gölge düşüren bir anlatı. Öte yandan soruşturma makamı o hayali mali tahakkümü, gücü elinde bulunduran siyasi iktidara değil, muhaliflere atfediyor. Bu da son derece abes. Ülkenin tüm kamu kaynaklarını, bürokratik mekanizmalarını, devlet imkanlarını yönetenler muhalifler değilken, seçimi ve sandığı büyük bir finansal güç odağı kurarak manipüle etme iddiası gerçekten çok yaman bir çelişki. Örgütü basit bir birleşmeden ayıran özelliklerden birisi fiili bir araya gelmenin belirsiz birtakım suçları işlemek amacına yönelik olması. Böyle bir amaç olmaksızın başka saiklerle kurulmuş fiili bir birliktelik içerisinde bulunan kişilerin, işledikleri münferit suçlar nedeniyle bir topluluk, suç örgütü olduğunu kabul edebilmek mümkün değil. Yine bu suçtan sorumlu olan örgüt üyelerinin de aynı amacı kabul etmiş ve bu amaç doğrultusunda örgütte yer almış olmaları gerekir. Yargıtay yalnızca belirli bir suçu işlemek için bir araya gelme halini örgüt değil, iştirak iradesi olarak görmektedir. Ancak belirsiz birtakım suçlar, sürekli işleme kararlılığı, hiyerarşi ve devamlılık varsa suç örgütünün varlığının kabulü gerekir.
Burada iki tane problemli durum var benim gözlemlediğim. Tutuklu sanıklar bakımı dinlenirken, üç tane konudan çok bahsediyorlar. Bürokratlar ve belediye çalışanları bakımından mesela 2019 öncesinde işe başladığını söylemek çok önemli bir şey gibi geldi bana. Çünkü insanlar bunu söylerken şunu anlatmaya çalışıyor size; "Ben 2019'da işe girmedim, evveliyatında girdim." Bir de mali durumlarını özellikle anlatıyorlar. Bazen edindiklerini anlatıyorlar, bazen de edinemediklerini anlatıyorlar. Çünkü şahsi zenginleşme amacını koyduğunuzda ve "Bu suçları işlediniz, bunu da kendi kişisel zenginleşmeniz için yaptınız" dediğinizde, bunu da sürekli basında, aileleri yakınları da gördüğü için itham altında kalmamak istiyorlar. Ben müvekkilime "Gerek yok." dedim. "Yani bunlar resmi kayıtlarda var, dilekçeni yazarım, ekine evrakları koyarım." dedim. "Ben bunu anlatmak istiyorum." dedi. Yani neyi ne zaman satın aldığını, ne yaptığını anlatmak istediğini söyledi. Benzer bir şekilde diğer tutuklu sanıkların da kendi mal varlıklarını edindiklerini de edinemediklerini de çok duygusal bir refleksle anlattıklarını düşünüyorum. Maddi zenginleşme bakımından, mal varlığı artışı bakımından bir absürtlük var. MASAK raporu var dosyada. BDDK raporları var. Yani kaç tane yargılanmakta olan kamu görevlisi ve dernek çalışanı bakımından olağan dışı bir maddi zenginleşme görülmemiş. Müvekkilim de anlattı mal varlığını nasıl elde ettiğini. Resmi kayıtları mevcut, sunarız. Açıklanamayan hiçbir edinim ve ticari bir ilişkisi de bulunmamakta. Soruşturma makamı iddianamede bizlere özetle şunu söylüyor; "Siz bu suçu işlediniz. Bunu da şahsi zenginleşmeniz için yaptınız." E hani nerede bu varsayımınızı doğrulayan MASAK ve BDDK kayıtları? 145 eylem ileri sürülüyor. "Bu eylemin hangisinde iddia edilen şu parayı almışsın kardeşim. Bununla da kendinin ve yakınlarının üzerine şu malı edinmişsin" diyebiliyor. Böyle bir illiyet bağı yok. İlliyet bağı kurulamadığından da bir sistem anlatısına ihtiyaç duyuyor. Ele avuca gelmeyen, nerede olduğu bilinmeyen bir sistem. Kopyalayıp yapıştırmak çok kolay. Sisteme giden paralar, müvekkilim de sordu, "Nerede bu para? Nerede bu sistem?" Bu soruşturmanın bence en büyük başarısızlığı budur. En zayıf halkası da budur. Soruşturma makamının kendisinin de cevabını, hesabını da veremediği yegane soru bu. Nerede bu para? Kocaman bir paradoks. İddianamenin içerisinde sürekli top çevriliyor. Nerede para? Yurt dışına kaçırılmış. E hani seçimlerde kullanacaktınız bunu? Türkiye'de kullanmamız lazım başka bir ülkede seçim yapmıyorsak. Örgütün amacı Cumhurbaşkanlığını ele geçirmek çünkü. Eğer gurbetçilerin oyuna yönelik bir şeyimiz yoksa, hedefimiz yoksa burada kalması lazım. Sonra ne diyor? "Seçimlerde kullanılmış" diyor. "Türkiye'de kullanılmış" diyor. Ama "Şey, şahsi zenginleşme var" dedik. "İşte o yüzden yazıyor, aralarında paylaşmışlar." Eylemlerde göremediğimiz hususun da burada yazılmasının sebebi bu. İlk görseli ilerletebilir miyiz? Bu bölümü bitireyim. Ben de dayanamayacağım, siz de çok yoruldunuz. Yarıda kalmasın. Yukarıya doğru çıkabilirsek, Bunu bir büyütebilir misiniz rica etsem? İddianamenin 39. sayfasında böyle bir şey var. Bu Tolgahan Erdoğan'ı sordunuz sayın başkan müvekkilime "Tanır mısınız?" diye. Tolgahan Erdoğan'ın tweeti konulmuş buraya. Tolgahan Erdoğan tweetinde şunu söylüyor: "Nerede, Aksaray'da kapalı olan 4 döviz bürosu; Taş Döviz, ATS Gold, Karadeniz Döviz, Servet Döviz hangi belediye başkanının talimatıyla açtırıldı? Sabahtan öğlen sonrasına kadar Uber'deki araçlarla toplam bilmem kaç lira neden nereye gitti? Bu iddiayı yalanlayacak varsa şu WhatsApp haberlerini izlemeye davet ediyorum." diye bir tweet. İddianame bunu almış 39. sayfaya savcılık bunu montelemiş. Altında bir paragraf var. Bunu okuyacağım. İddianamenin başka bir yerinde yok çünkü. Burada İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2024/717578 soruşturma numaralı bir dosyasına atıf yapılıyor.
Burada adı geçen döviz bürolarından bir tanesi. Buraya bir operasyon yapılmış. Kapalıçarşı operasyonu bu arada. Bir operasyon yapılmış. Orada birtakım paralar elde edilmiş, görülmüş. İşletmenin sahibine sormuşlar: "Bu paraların kaynağı nerede? Sana bunları kim verdi?" demişler. "Niye burada duruyor?" demişler. O döviz bürosunun sahibi de demiş ki: "Bu paraları bize müşteriler bırakmıştır." demiş. Bunun dışında bir şey yok. Burada yazan kısmında da yok. O bölüm şöyle bitiyor. Diyor ki: "İşte bunlar" diyor, "bu paralardır. Bulunamayan paralardır." Bu çok abes bir durum. O yüzden bu sorunun cevabını versinler ya da itham altında bırakmasınlar. Soruşturma makamının ikinci amacı, CHP'yi ele geçirme, kurulan sistemle Cumhurbaşkanlığı makamını elde ederek ülke geneline yayma istidadı. Kime işaret ediyor burada iddianame? , . 'yı siz de sordunuz. . hakkında, şey bu beyanını geri aldı şablon gizli tanık beyanında. Kendisine ait olmadığını zaten söyledi. Burada kim? , tanık sıfatıyla alınmış ifadesi. 20 Mart 2025 tarihinde tanıklıktan çekildiğini beyan etmiş. Böyle bir dilekçesi var dosyada. Bu dilekçede de şunu söylüyor, tanıklıktan vazgeçme dilekçesinde: "Ben" diyor, "anlattıklarımı piyasada kulaktan kulağa dolaşan konular olduğunu ve aslında hiçbir somut olaya şahitlik etmediğimi beyan etmiştim. Ancak buna karşı iddianamenin 80 farklı yerinde 'nın beyanlarına yer verilmiş." Oysa ki kendisi zaten tanıklıktan vazgeçen bir isim. Bunu niye önemsedim? Şunun için önemsedim. Amaç kısmında 'nın şöyle bir ifadesi var. Bu da iddianameye yazılmış örgütün amacına. "Seçim döneminde harçlık adı altında sokakta vatandaşlara bu paralar verilerek oy kazandırılmaya çalışılmaktadır." Ya bunu gerçekten buraya yazmak, itibar edip yazmak, delil değeri verip yazmak bu bir acziyet hali. Yani, "Bu para nerede? Oy almak için sokakta vatandaşlara dağıttılar." demiş . Soruşturma makamı da almış bunu buraya yazmış. Bu tanık da tanıklıktan çekilmiş tekrar söyleyeyim. Varsa böyle bir örgüt sokakta vatandaşa para dağıtan, ben gider katılırım yani. Soruşturma makamı sözde örgütün amacını belirlerken 'nın ifadelerinden de oldukça faydalanmış. Amaç kısmında tam sayfaya yer vermiş. Çok büyük değer atfetmiş. Kendisi 6 kez savcılığa gitmiş. 20 sayfa ifadesi var. Müvekkilim kendisini ömrü hayatında iki kez görmüş. İkisi de planlanmış buluşmalar değil rastlantısal buluşmalar, ifadesinde de söyledi. Dosyaya baktım ile arasında bir HTS baz kaydı var mı diye, yok. İncelememiş ya da incelenmiş biz göremedik. 'nın muazzam bir hafıza patlaması var. 27 Haziran 2025 tarihli aslında benim söylediğimi doğruluyor bu ifadesinde. Diyor ki: "'in, 'un ofisine birkaç kez çek almak için gittiğimde tesadüfen karşılaştım." diyor. Sadece bir selamlaşma. Fakat ne hikmetse aradan haftalar geçip cezaevi duvarları dar gelmeye başlayınca 18 Temmuz 2025 tarihli ifadesinde bir anda o anlık buharlaşma, karşılaşma buharlaşıyor. Müvekkilimi birdenbire iki defa selamlaştığı kişiyi şöyle anlatmaya başlıyor: "Haftalık komisyon hesapları tutan, milyar dolarlık fonları yöneten, gizli siyasi stratejileri kendisine fısıldayan müvekkilim birdenbire suç dehası oluyor." İki kez gördüğü insanı milimetrik bir şekilde anlatmaya başlıyor. Cezaevinde kaldığı süre boyunca akşam haberlerinde ne varsa adeta kahvehane konuşması gibi zaten ifadeleri. Siyaset dedikodularının hepsini "Duydum." diyerek beyanlarına monte ediyor. Şimdi burada bir bölümü var, bunu daha önce okumuşsunuzdur. Söyleyen meslektaşım da olmuştur diye düşünüyorum. , , kendilerine "Cumhurbaşkanlığı fonuna para bulmak için özellikle AVM, yalı, büyük bina mercek altında tutun bunları. Kaçak olan bölümleri ihbar edin. Sonra da yalı, alışveriş merkezi, büyük bina sahipleriyle iletişime geçin. Biz bu işi çözeriz, çözeriz deyin işleri üstlenin. Hedefimiz büyük AVM'lerden 10 milyon dolar, küçük AVM'lerden de 5 miyon dolar hasılat yapmak. Seçimi kazanmamız için en az 2 milyar dolar paraya ihtiyacımız var." dediğini diyor.
İlk defa rastlantısal olarak müvekkilime göre söylüyor. Müvekkilim de öyle bir saf insan ki, "Murat, güvenilir bir adam olduğuna güvenebilirsin" demiş. Müvekkilim de başlamış anlatmaya; gizli örgütün bütün stratejilerini. Bir sonraki görsele gelebilir miyiz? Kalsın o. ’ya "müşteri" diyeceğim. Sebebi bu belge. Elinizdeki belgenin ekleri arasında var. Şimdi sorumlu da değil. Sayın Başkan, o tahliye olabilmek için 8 milyon dolar rüşvet parası veren bir müşteri. Bunu ben söylemiyorum, bunu bizzat kendisi söylüyor. Bu kendisinin suç duyurusu dilekçesi. Çağrı Silahtaroğlu, Kenan mıydı? Kenan Silahtaroğlu hakkında. "Bana 'tahliye olursun' dediler" diyor. "Ben de bunlara 300 milyon TL verdim. Bu para da 8 milyon doların karşılığıydı" diyor. Ben bu adama itibar etmem. Ancak savcılık, ’ya çok itibar etmiş, iddianamenin her bir köşesine de kendisini yazmış. Böyle beyanlarını da almış, iddianamenin yarısını bununla doldurmuş. Sorumluluğu Sarp’ta görmüyorum. Sarp’ın mantık sınırlarını zorlayan bu asılsız beyanlarını savcılığın itibar etmesinde, soruşturma makamının iddia ettiği örgütün amaçlarını ’in şablonu ve ’nın bu müşteri beyanları ile oluşturmasında buluyorum. Devamı da çok komik. 38. Olağan Kurultay'a fotoğraflarını koymuş iddianame, altına da şey yazmış savcılarımız: "Bu fotoğraflar da ’nın beyanlarını doğrular niteliktedir" yazmışlar. Takdiri sizin. Bu noktada yoruldum. Artık savunmaya devam edemeyeceğim.
Bu konuda bence savcılığın soruşturmayı niçin örgütlü suç olduğu ile başlattığı kısmı bence bir tartışmak gerekir. Çok zayıftır. Örgütlü soruşturması olduğu için zayıf gerekçesinin olduğunu zaten belirtmiştik. Savcılık soruşturmasının şikayetle CHP il binasının satın alınma doğrultusunda falan başlattığını öne sürecek iddianamede. Her neyse, o tarihte savcılık bence sormuştu. Bunun vasfında İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi'nde 2024/436 esas sayılı dosyası ile açılmış dava mevcut. Bu davada hala daha görülmekte olan yargılama dosyası, bu dosyanın da celbini talep ediyoruz. Keza 2024/263 nolu suç örgütü davası var, müvekkilimde bunu söyledi. Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'nın soruşturma dosyası. Bu soruşturma dosyasının içerisinde müvekkilim 'in de hiçbir şekilde adı geçmemektedir. Bu dosyanın da celbini talep ediyorum. Bu önemli Sayın Başkan, çünkü ’ün o örgüt yönündeki iddianamede 23 tane gerekçe var. Güngör’ün 7 tane beyanı var bu dosya içerisinde, ancak hiçbirinde yok. Dolayısıyla bir deneyimsizlik yok, aksine daha fazla tecrübe var yani İstanbul adliyelerine. Tam da bu noktada suç örgütü kavramının hukuki sınırlarının, unsurlarının ve pratiğinin en iyi bilinmesi gereken İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmanın başlangıcında yeterli bir hukuk bulunmamasına ve vasıf koşulu olmamasına karşılık neden zorlama bir örgüt soruşturması olarak bu dosyayı açtı? Bunu konuşmak durumundayız. Çünkü sebep şu... Bu dosyada bireysel suçlar bakımından işletilemeyen, bu soruşturmadaki koruma yöntemleri, başvurulmayan koruma tedbirleri, kullanılmayan yetkiler, örgütlü suç gibi ilişkilendirilerek kullanıldı. Örgütlü suç isnadının faydalanılarak dosyada kısıtlılık, gizlilik kararı alındı. Ancak buna karşılık kamuoyunda hüküm kurulmadan suçluluk algısı inşa edildi. Aşırı suçlamalar ile yaratılan bu algı köpürtüldü ve bunun görsellerini göstermiştik sizlere. Etkin pişmanlık ifadeleri yapılan bu iddialarla, ilk olarak bu ifade tutanaklarının basında mevcut olduğunu, bunun da delil güvenliğini zedelediğini, sanıkların ve müvekkilimin hukuki durumunu da tehlikeye attığını izah etmiştik. Diğer de şunu da belirtmiştik, yine aile baskılarından ve yasak sorgudan bahsetmiştik. Bu örgütlü suç olgusundan faydalanılarak CMK 128 gereği taşınmazlara, hak ve alacaklara el koyma kararları verildi ve bu el koyma tedbiri, genel bir müsadere cezası gibi uygulandı. Kişilerin işlediği ileri sürülen suçla irtibatının olup olmadığına bakılmaksızın, bu durum araştırılmaksızın, edinme tarihi ve edinme şekline bakılmaksızın bu el koyma tedbiri tüm mal varlıkları bakımından uygulandı. Bir takım tedbir kararlarının kaldırılması için görüntüleyebiliyorsunuz dosya içerisinde. 2019 öncesine, 2014 öncesine elde edilen taşınmaz mal varlığına, miras yolu ile intikal eden mal varlıklarına dair uygulanan tedbirler var dosya içerisinde. Bu da aslında bir tecrit yaratıyor. Bu da el koyma tedbiri olarak yine genel bir müsadere cezası gibi uygulanıyor. Hatta daha da ileri gidilmiş, tedbir kişinin ortak olduğu şirkete, bu şirketlerin ticari faaliyetlerini dondurulmasına ve şirketlere de el konulmasına sebebiyet verecek şekilde uygulanmıştır. Özellikle buralardan şunlar dile getirildi... 4483 sayılı memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması hakkındaki kanun kapsamında daha önce amir idare davası olarak Vali Bey ya da Danıştay'ın verdiği soruşturma izninin verilmemesine yönelik kararlar, adeta bir örgüt suçu davası ile baypas edilerek bertaraf edildi. Aynı iddialarla yeniden yargılama yapılıyor. Bu suç isnadı nedeniyle soruşturma izni istenmesinin de önüne geçildi. Böylece aslında İdare Mahkemesi'nin de hep uyuşmazlık konusu olabileceği pek çok uyuşmazlık, şu an Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmekte. Sabah akşam ihale konuşuyoruz. Netice itibarıyla, soruşturma makamı suç örgütü kabulünden hareketle birbirine benzemeyen, birbiriyle ilgisi olmayan bu kadar iddia ve birbirini tanımayan pek çok sanık bir çatı altında toplandı ve görülmekte olan bir dava var. Savunmaları yazarken güzel bir şarkı dinliyordum, Leonard Cohen'in güzel bir şarkısı vardır, "Everybody Knows" yani "Herkes Biliyor" şarkısı. Üç satır, bunu okuyacağım. Herkes biliyor geminin su aldığını, herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu. Dolayısıyla biz de biliyoruz İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın niçin bu dosyayı bir örgütlü suç isnadı ile başlattığını.
Şimdi müvekkilim bakımından 143 eylemin 16'sında asli fail olarak, 127'sinde ise yöneticilik sıfatına istinaden toplam 132 eylemden cezalandırılması talep ediliyor iddianamede. Asli fail olarak cezalandırılması talep edilen 7, 33, 34, 35, 36 numaralı 5 eylem hakkında ise bunlar aklama eylemleridir. Tasarruf işlemlerini tarafım müvekkilim değil, tasarruf işlemini gerçekleştiren şirketlerle de herhangi bir ilişkisi bulunmamakta. Ancak örgütün finansal sorumlusu olduğu etiketiyle bu elemler bakımından da asli fail olarak cezalandırılması talep edilmiş. Bu eylemleri tek tek ele alacağız. Ancak müvekkilime yönelik yöneticilik isnadı ve 220/5 maddesiyle cezalandırılma istenen 121 eylemi değerlendirmek, bunların nasıl inşa edildiğini değerlendirmek ve niçin 220/5 sevk maddesinin bu şekilde otomatik olarak uygulandığını tartışmak isterim. Şimdi öncelikle cevap fark etmesi gereken soru şu, neden kasa olarak ilan edildi? Neden kasa olarak kabul edildi? Sayın Başkan dün sorduğunuz sorulardan anladığımız üzere aslında bu isnada yönelik sadece tek bir soru odaklandınız. Müvekkilime 6 kişinin beyanlarını sordunuz. Buna dair ben de iddianameyi ve tedbirleri değerlendirme yaptığımda yani benim müvekkilim hakkında kim kasa olduğuna yönelik ya da finansal sorumluluk yönünde bir iddiada, bir ispatta bulunmuş dediğimde, sadece sizin sorduğunuz isimlerin beyanlarına denk geldim. Bu yüzden bu kısmı önemsiyorum çünkü soruşturma, iddianamenin ilk bölümünde bu 6 kişinin beyanına istinaden müvekkilimin kasa olduğu yönünde kabul var. Geriye kalan 143 eylem bakımından da eylemin içeriğinde örgütsel unsur hakkında bir değerlendirme yapmadan sevk kısmını kasalık iddiasına dayanarak 220/5'ten ceza istiyor. Çok tatlılar ama… Tolgahan Erdoğan, Erkan Çakır, Cengiz Alçayır, . Diğer şüphelilerden Murat Gonca ile Serdar Çakır kalıyor. Bu kişiler müvekkilimin, 'nun kasası olduğu yönünde ithamda bulunmuşlar. İddianamedeki bir teknik hata da şu, meslektaşım Baran Bey bahsedecek bundan, yani biz kimin kasasıyız bilmiyoruz. Sebebi şu: Soruşturma makamı bize bazen “'nun kasası” diyor, bazen “gizli kasası” diyor, bazen “örgütün kasası” diyor, bazen “ana kasası” diyor, bazen “kasalılardan biri” diyor ve bunun tanımı sürekli değişiyor. Nasıl bir kasa olduğumuzu bilirsek, biz de ona göre daha net ve savunma yapabiliriz. Bağımsız iddianamenin bu suçlama yönünden somutlaştırılması gerekir. Buna laf olsun diye söylemiyorum yani iddianamedeki birkaç kelime hatasına takılacak değiliz, çünkü çok fazla sayıda eleştirilebilecek çok fazla yön var. Ancak şu açıdan bu kıymetli, neden önem verdiğimiz kısmında. Yargıtay 225'in kasalık iddiasının değerlendirmesini yaparken bunlar arasında da bir ayrım görüyor. Paranın toplandığı kişi mi, aktarıldığı kişi mi, el değiştirdiği kişi mi, harcama yetkisi bulunan kişi mi? Bunun unsurları birbirinden farklı. Buna göre savunma gelişeceğini bulacağımı varsayıyorum. O yüzden iddianame, bu anlamda da somutlaştırma yükünü yerine getirmemiştir. Az önce dedik, müvekkilimin kasa olduğu ithamında bulunan bu kişiler kimler? Öncelikle beyanlarına bakalım, ne demişler beyanlarında. "Kasası olarak anılıyor." "Kasası olduğu herkes tarafından bilinen bir husustur." "Kasası olduğunu bildiğim Murat bana söylerdi." Bunlar doğrudan, herhangi bir görgüye dayalı olmayan, kulaktan dolma, eylem, zaman ve mekan unsurundan yoksun, somut veriler içermeyen, teknik verilerle desteklenmeyen, nitekim desteklenmesi ve denetlenmesi mümkün olmayan soyut ifadelerdir. Ancak buradaki eleştirdiğimiz kısmı şu, bu altı kişinin ifadesinin bölümleri, iddianamenin pek çok kısmına yerleştiriliyor. Yani Beylikdüzü eylemlerine geçiyoruz, Beylikdüzü eylemlerini anlatmadan önce savcılık bu kişilerin ifadelerine yer veriyor, sonrasında 225'ten ceza istiyor. Boğaziçi imar müdürlüğü eylemlerine geçiyoruz, yine bu kişilerin ifadesine yer veriyor, 225'ten ceza istiyor. Eylem anlatımlarında başka bir hususa yer vermiyor. Kişilere geçiyorum. , 27 Mart 2025 tarihli dilekçesiyle savcılığa, bazı konularda bilgisinin başvuracağına yönelik daveti üzerine 1 Kasım 2024 tarihinde savcılığa gidip verdiği dilekçesinde, sorulan sorulara neden-sonuç ilişkileriyle cevap verdi, herhangi bir görgü ve şahitlik durumu yoktu, "Ben tanık olarak gitmedim" diye bir dilekçe vermiş. Bu dilekçenin tarihi 27 Mart 2025, tanıklık beyanı 2024 yılına ait birtakım ifadeler var. 80 defa yer verilmiş 'ın beyanlarına. Bu sebeple, tanıklıktan çekilen bu kişinin bu beyanlarının dosyadan çıkartılması gerektiğini hatırlatıyorum.
Tolgahan Erdoğan ile Erkan Çakır'ı sordunuz. Çok merak ettim ben de bu kişilerin kim olduğunu. Siyasetle ilgilenenler yakından biliyorlardır ama siyasetle ilgilenmeyenler bakımından yakından bilinen isimler değil. Baktım, bu kişiler ne yapıyor? Kurultay davasında tanıklık yapıyorlar. CHP’ye atanan kayyum yönetimini destekleyici beyan ve açıklamalarda bulunuyorlar bol bol. Bol miktarda fotoğrafları var. Kendilerinin beyanlarından da anlaşılıyor. Müvekkili savunurken avukatı öyle bir şey sordu, size de söyledi. Onlar da müvekkilimi tanımıyorlar. Bunu farazi bir yerden söylemiyorum. Tolgahan Erdoğan'ın kendi beyanı bu. Kendi beyanı şöyle başlıyor: "’i iyi tanımam, ancak 'nun vazgeçemediği insanlardan birisidir, para kasasıdır." Kendisinin beyanı bu. Tanımadığı kişi hakkında "para kasası" sıfatını kullanmak bir parça eski yerinden uydurma kendisi. Ayrıca iddianameye Tolgahan Erdoğan bu cümlesini konmamış, ancak bu cümlenin devamı konulmamıştır. Cümlenin devamı ise şu şekilde: “Kendisi İBB yönetimi tarafından yerleştirilmiştir. Kritik imkanlar bu şekilde sürdürülmektedir. Bilindiği üzere spor kulüpleri, rüşvetin genelleştirilmesi aracılığıyla da kullanılır.” Böyle bir beyanı var. Müvekkilim spor kulübü fotoğraflarını gösteriyor diye eleştiriliyor ama iddianamede buna ilişkin bir somut isnat yok. Müvekkilim en azından bir yönetici, her yerde, hakimiyet kurduğu her yerde bu konuda bir isminin olduğu yönünde bir isnat var. Ancak kendisinin başkan olduğu spor kulübü hakkında tek bir isnat bile yok. Tolgahan Erdoğan'ın da bu beyanının ne kadar uydurma, yine kamuoyuna yansıyan, basına yansıyan bu şantaj haberlerinden esinlenerek bu beyanı verdiğinin göstergesi. Geçtiğimiz hafta Tolgahan Erdoğan hakkında bir habere rast geldik. İsmail Saymaz yapmış bu haberi. Bir tweet borsasından bahsediyor haberde. Kendisinin birtakım yazışmaları ifşa olmuş. Bu yazışmalarda da bazı kişiler hakkında tweet atmamak için şantajda bulunduğu, bunun karşılığında büyük miktarlarda para istediği böyle bir soruşturma konusu olmuş. Ben açılan haberi okudum, İsmail Saymaz'ın haberi. Ancak açılan soruşturma numarasını bilmiyorum. Bununla ilgili de sayın mahkemenizce bir araştırma yapılabilir. Tolgahan Erdoğan mahkemelere şantajda bulunmuş, tweet borsasını nasıl kurmuş? Müvekkilim hakkında da yalan beyanlarda bulunmuş, biz de öğrenmiş olduk. Erkan Çakır var bir de. Baktım, cezaevindeymiş şu an kendisi. Açık cezaevinde kalıyor. Kimmiş bu kişi? Bir kadından şantajla 2,5 milyon lira para almış. Para cezası almış, mahkemenin şikayeti üzerine. Hakkında başka da şantaj ve tehdit davaları da var. Bunlar da açık kaynaklarda yer alıyor. TC kimlik numarasıyla sorgu yapılabilir diye düşünüyorum. Bu kişinin de yargılanmakta olduğu dava dosyalarını celbini talep ediyorum. Bu haber içeriklerinden şunu fark ettim: Kendisi bitmiş beyanda bulunuyor. 2004 yılından bu yana Cumhuriyet Halk Partisi'nin Muş gençlik kolları başkanı olarak görev yapmış. Müvekkilim de aynı ilçede değil, ayrı bir ilçede meclis üyeliği yapmış. Ancak tanımadığı kişi hakkında beyan veriyor ve kasa iddiasında bulunmakta bir beis görmüyor. Cengiz Alçayır ise Beyaz TV ve Beyaz Gazete, internet sitelerinde yazarlık yapan, AK Parti'ye yakınlığıyla bilinen bir gazeteci. 2016 yılından beri baktım haberlerine, düzenli olarak yapmış, sistematik olarak yapmış bu haberleri. Haberlerin tamamı da gösteriyor ki hep ve CHP konulu. Hakkında pek çok da suç duyurusunda bulunulmuş. Bunları da celbedersiniz. 'den bahsetmiştim. 2020 yılından beri Beylikdüzü Belediyesi ile arasında husumet bulunan, belediyeyle husumeti olan, 2020 yılından başlamak üzere 11. Şube faaliyet projesi hakkında defalarca kez yargı makamlarına başvuran, ki bu şikayetleri kayıtlarda konuşulmuştur. Bu başvuruların üzerine belediye partisini lekelemek için bir beyanda, iddiada, şikayette bulunmuş; ancak ilk kez 2024 senesinde Cumhuriyet Başsavcılığı böyle bir iddiayı kamuoyuna servis edilmesinden sonra müvekkilimin adını zikreden ve müvekkilimin konumunu kullanarak Beylikdüzü Belediye Başkanı 'a siyasi şantaj yapmaya çalışan birisi kendisi. Eylem yönü, bunu tekrar önemle anlatacağım, mesajları detaylarıyla anlatacağım.
Müvekkilim hakkında 'nun kasası şeklinde beyan sahiplerinden ve vakıf saydığım bu kişilerden ibaret. Gelelim bu yöndeki etkin pişmanlık ifadelerine... Tesadüfen görmüş olduğu, müşteki olan kişinin kendisi 2 defa görmüş. Üçüncü etkin pişmanlık ifadesinde Murat'tan duydum diye de aktaralım, aktaralım şeklinde soyut bir beyanda bulunmuş. Dün bir görseli göstermiştim size. 'ya gelsin. Ben kendisine bu soruyu yöneltirken… Çünkü bunun iki tane açıklaması olabilir. Yani bir kişi tutukluyken, 8 milyon dolar parayı tahliye olabilmek için rüşvet olarak ödeme yaptıysa, kendi beyanıdır. Benim sorum iki tane olacak. Birincisi hangi suçu işledi ve hangi suçu işlemek için 8 milyon dolar para vermeyi göze aldı? İlk sorum bu olacak, şimdiden ilan ediyorum. İkinci sorum da şu olacak kendisine: Türk savcılarına mı güvenmiyor? Masumiyetine, olduğu halde, savcılara güvenmediği için mi 8 milyon dolar para ödüyor? Bu kişinin beyanlarıyla da müvekkilim hakkındaki bu iddiaları kabul etmediğimizi belirtiyorum. , 24 Ocak 2025 tarihli ifadesine iddianamede pek çok kez yer verilmiş. Korzay ifadesinde şunu söylüyor: " isimli şahıs, İBB'deki spor kulübünün başkanı olarak bilinse de aslında kendisinin 'nun kasası olduğu herkes tarafından bilinen bir husustur" demiş. Diğer etkin pişmanlık beyanlarına benziyor. "Herkes konuşurdu, herkes bilir, herkes duyar" diyorlar. Ben bu sebeple bunu önemsedim. Önemseme sebebim aslında şu: Savcılık herkesi önemsiyor. Soruşturma makamı herkesi önemsediği için ben de herkesi önemsiyorum. Dolayısıyla müvekkilim hakkında bu kadar çok etkin pişmanlık beyanı varken ve bu kadar çok kişi müvekkilim hakkındaki iddialarını kendisi üzerinden değil, bilgisi üzerinden değil, herkes üzerinden kurarken ben de şunu sormak isterim: Yahu kimdir bu herkes? Çünkü ceza hukuku literatüründe en büyük delil türü olarak herkes teorisini kazandırmış soruşturma makamı. Eğer iddia makamı ceza yargılamasını somut delillerden arındırıp herkesin ne bildiği üzerine kuracaksa bu davanın sınırlarını çizmek imkansız hale gelir. 'ın ifadesinde geçen bu gizemli herkes kimse, ceza hukukunun hangi maddesinde herkes bir delil başlangıcı olarak kabul ediliyorsa; hiçbir mali veri, hesap hareketi, fiziki takip, somut bir suç fiili ortaya koyamayanların "Herkes biliyor" diyerek müvekkilimi suçlaması, aslında iddia makamının yaratmış olduğu hukuki sefaletin de en büyük göstergesidir. Bu konuda sayın mahkemenizden iki talebim vardır, bu 'ın herkes beyanı hakkında. Madem benim müvekkilimin suçlu olduğu yegane delil herkesin bildiği yönündeki soyut söylenti, o halde bu beyanda bulunan kişilerin bahsettiği bu herkes isimli şahıs ya da bu herkes denilen kitle kimse, bu kitlenin hemen tespit edilerek mahkemeniz huzurunda tanık olarak dinlenmesini talep ediyorum. Bu kişilere müzekkere yazılsın duruşmadan öncesinde. İkinci celsede dinleyeceksiniz, gelip iki kelam edecekler. Bu herkes kimse bize adlarını, soyadlarını, T.C. kimlik numaralarını, biliyorlarsa adreslerini, bunları iletsinler. Siz de burada bir davetiye gönderip bu herkes denilen kişileri bu duruşmaya çağırın. Aksi takdirde kim olduğu belirsiz bu hayali kişiler topluluğundan bahisle müvekkilime kasa yakıştırmasının yapılmaması gerekir. Bu herkesin tespitini talep ediyoruz. Bu talebi reddedecekseniz eğer, herkesin dinlenmesi talebim olacak, ikinci talebim bu. Mahkeme somut deliller yerine bu sokaktaki dedikoduları, siyasi dedikoduları, kahvehane dedikodularını yargılamaya dahil edecekse eğer, bu kişilerin tanıklık beyanlarını değerlendirecekse, benim müvekkilimi bu kişilerin bu kasa yakıştırmaları, bu soyut beyanlarıyla, 121. eylemde yönetici sıfatıyla sorumlu tutacaksa eğer, ben de bu dava hakkındaki başka bir herkesten bahsedeyim. Herkesin konuştuğu, milyonlarca herkes tarafından bilinen ve ifade edilen, bu davanın siyasi bir kurgu olduğu ve bir kumpas davası olduğu yönündeki yaygın ve hakim kanaatin de dosyada herkesçe bilinen bir delil olarak dosyada değerlendirilmesini istiyorum. O ne kadar “herkesse”, bu da bu kadar “herkestir”.
Devamında bu soyut ve güvenilmez beyanları ile müvekkilimin örgüt kasası, finansal sorumlusu iddiasına yönelik hukuk kuralı olduğunu açıkladım. Ancak daha vahim bir durum var. Bu vahimlikten daha da vahimi var. Soruşturma makamı az önce size tek tek anlattığım bu beyanların hem kendileri güvenilmez hem de beyanları güvenilmez bu kişilerin ifadelerine dayanak göstererek 121. eylemde 220/5 maddesindeki delaletiyle müvekkilimin cezalandırılmasını istedi. Bu eylemleri somutlaştırayım. İddianamenin 3. bölümü Beylikdüzü dönemi. 1, 2, 5, 8 numaralı eylemlerden asli fail olarak cezalandırılması talep ediliyor müvekkilimin. Kimlerin beyanıyla? 3 tane müteahhit grubunun beyanıyla. , Zafer Bülent Gül, ... Af edersiniz ... 'i dışarıda bırakacağım. Mahkeme huzurunda sorduk, soruşturmada söylemiş olduğu beyanları alamadık kendisinden. Bunların da arkasında durmadı. Diğer eylemler Beylikdüzü bölümünde 3, 4, 6, 9, 10, 11, 12 numaralı eylemler. Eylemin anlatılması içerisinde müvekkilim 'in adı dahi geçmiyor. Bu saydığım numaralı eylemler kapsamında beyanda bulunan kişiler müvekkilim hakkında aleyhte bir beyanda bulunmamışlar, müvekkilimin hakkında aleyhine yönelik bir beyanları yok. Ancak buna karşın soruşturma makamı bu eylemleri değerlendirmek kısmında, sevk bölümünde şu ifadeye yer veriyor: "Her ne kadar bu eylemlerde yer almasalar da örgüt yöneticileri olan şüphelilerden 'in örgütün kuruluş aşamasından beri paranın toplandığı kişi, kasa olmasından ötürü" diyor ve bu eylemlerden de 220/5 ile cezalandırılmasını istiyor. Şimdi soruşturma makamı bunu yaparak hangi hataya düşmüş? Az önce size tek tek kim olduklarına bakıp itibar edilemeyeceklerini anlattığım kişilerin beyanı ile müvekkilimi önce kasa ilan etti. Sonra her eylemin sevk kısmına "Müvekkilin örgütün kuruluş aşamasından beri paranın toplandığı kişi, kasa olmasından ötürü" diyerek 220/5 kapsamında cezalandırılmasını istedi. Oysaki fiili durum ne bu eylemlerde? Bu eylemleri biliyorsunuz, anlatıldı bu eylemler. Bu 12 eylemin kapsamında 15 farklı müteahhit firmanın yetkilisinin vesairenin beyanı var. Yalnızca 3'ü müvekkilim aleyhinde beyanda bulunmuş, ilk başta söylediğim eylemler. Güller ve Keleşler... Bunlar eylemler kısmında anlatılır. Diğer 12 firma; Kameroğlu, Şahinler, Mutlu, Beyaz, Met, Cemal Güneş, Derin İnşaat, Beyrut, Babacan İnşaat, Güler... Bunlar kim? Çok daha fazlası. Bu şirketin yetkililerinin hiçbirinin müvekkilim aleyhinde beyanı yok. Dönemin imar şefi, Beylikdüzü döneminde yapılan eylemlerde olan imar şefi en başından beri vardı burada. Sözde Beylikdüzü dönemindeki imar müdürü . Burada meslektaşlarımız kendi müvekkilleri için şunu söylediler: "Benim müvekkilimin ismi iddianamede şu kadar kez geçiyor." dediler. "Benim müvekkilim hakkında en çok şu kelime kullanıldı." dediler. Böyle örnekler verdiler. Çok merak ettim, ben meslektaşlarımın esinlendim baktım, dedim ki: İddianamede benim müvekkilim hakkında en çok yazılan o kelime ne? İnanın ki en çok kasa yazılmamış. En çok kasa yazılsaydı belki anlardım. En çok yapılan ifade şu: "Her ne kadar bu eylemde yer almasa da" yazıyor. Müvekkilim hakkında soruşturma makamının en çok kullandığı beyan budur: "Her ne kadar bu eylemde yer almasa da" 121. kez 'i 220/5'ten cezalandırılması talep edilmiştir. 225/5’in değerlendirilmesi ve uygulama şekli de hatalı olmuştur. İddia makamı 21 eylem bakımından örgüt yöneticisi istisnasından hareketle cezalandırma talep ederken 225’i otomatik olarak uygulamıştır. Örgütün yönetici sıfatı taşıyan bir kişi bakımından dahi Yargıtay, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlara ilişkin özel bir sorumluluk doğuracağını, ancak örgüt yöneticisi genel müdür her eylemden otomatik bir biçimde uygulanmayacağını, vakıf ve işlenen eylemin örgütsel faaliyetin parçası olması ve eylem üzerinde örgütsel etkisi olması gerektiğini söylemektedir. Yöneticinin atılı suçlarında hakimiyet, kontrol, yönlendirme gücü aramaktadır. Her eylem bakımından o eylemin örgütsel niteliğiyle yöneticinin somut olay üzerindeki fiili etkisini ayrı ayrı değerlendirmesi gerektiğini söylemektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2023 tarihli kararı var. Açıkça şunu söylüyor: "Amaç üzerinde hakimiyet, amaç üzerinde kontrol, bilgi ve gönderme bulunması" diyor. Ancak bu 21 eylemin hiçbir bakımından, eee, savcılığın yapmış olduğu değerlendirmede eylem analizinde bu unsurların da hakimiyetini de değerlendirmediğini görüyorum. Burada dikkatimi çeken bir nokta daha var. İddianamede hiçbir eylem bakımından hiç kimse ne yardım eden sıfatıyla ne azmettiren sıfatıyla, yani şeriklik hükümlerinin gerektireceği bir değerlendirme de yapılmamış. En büyük hata da bu. Dolayısıyla 225 düzenlemesinin fail ve şeriklik hükümlerini kaldırmadığı açık Yargıtay içtihatlarıyla. Somut olayın meydana gelme şekline göre iştirak, azmettirme, yardım etme gibi faillikler sıfatı söz konusu olabilir. Ancak iddianame bu 37 ve 41 TCK düzenleme sistemini, bu şeriklik sistemini uygulamamıştır, değerlendirmemiştir. İddianameye göre herkes suçların faili. Siz şimdi ek savunmalarda bunu talep etmeye başladınız, fark ediyorum. Hatanın farkında olmalısınız dedim. Suçların faili, herkes iştirak halinde suç işliyor. Bir kişi dahi azmettiren değil, bir kişi dahi yardım eden sıfatlar cezalandırma talebinde bulunulmuş. Torba yargılama mantığı, torba faaliyetlere uygulanmış. Örgütteki varsayım, fail kavramında da aynı şekilde uygulanıyor. Tüm birlikte işlemiş hareket ediyor. Kim ne yapmış? Bunun değerlendirilmesi kararı alınmış. Eylemlerde örgütsel bir hiyerarşi ilişkisi incelenmemiş. İddianamede eylemlerin tamamının bir örgütsel bir faaliyet kapsamında işlendiği şeklinde bir ön kabul olmuş. Yine herkesin, iştirak halinde atılı suçu işlediği ön kabul, kabul var. Ben eylemlerde şunu göremiyorum: "A kişisi talimat verdi, yani yaptırım gücü olan bir işi bildirdi. B kişisi o işin nasıl yapılacağını bildirdi. Şu kişi talimatı C kişisiyle birlikte yerine getirdi. D kişisi de şu fiille de bulunarak şu eylemde bulunarak B ve C’ye yardım etti." Bu yönelik hiçbir inceleme yok. İddianamedeki sıralamayla ben durumu somutlaştıracağım sizlere. Duruma bakıp, size durumla anlatmak istiyorum. Yani çünkü bir insanın, şunu söyleyeyim; 16 aydır tutuklu bekleyen ailesinin de sırası gelmesin. Dün bahsettik bunların en azından. Bu kişilerin önüne bir iddianame koyuyorsunuz, bu iddianame geliyor ve diyor ki: "Sen her ne kadar bu eylemlerde yer almasan da, 121 tane eylemle ben seni cezalandırmak isteyeceğim" diyor. Müvekkilimin, üzerindeki yasal hukuki durumu bu kadar ağırken, ben bu 225’in uygulamasının neden hatalı olduğunu anlatmak durumunda hissediyorum kendimi. Eylem 13’le başlayalım. Detayına girmeyeceğim, yine bildiğiniz bir eylem zaten konu. Eylemin anlatımında müvekkilim yok. Şimdi değerlendirme kısmına geleyim. Değerlendirmede şöyle diyor, diyor ki: "İstanbul Senin' uygulaması için usulsüz şekilde seçik sandık verilerinin alınması, bu verilerin başkaca kişisel verilerle işlenmesi, ve işlenmiş seçim sandıkları verilerinin dağıtılması talimatını veren örgüt yöneticisi ’in cezalandırılması..." Eylem 13’ün şeyi nedir? Bilgi İşlem Daire Başkanlığı çalışanları da var çoğunlukla. ismi de var sanırım orada aralarında. Kim talimat almıştı ’ten? Eylem anlatısında da adı geçmiyordu Eylem 13’te. Ancak 225’i otomatik uygularsanız, böyle değerlendirme kısmında kime, nasıl, ne zaman talimat verdiğini aramanıza gerek kalmaz. Örgütteki 225 kişiyi iştirak eylem kısmına 225 yazın geçin, böyle asrın davasını yaratırsınız.
Eylem 15 ile devam eden, sevk bölümünde ne yazıyor? Kameraların kapatılması, sinyal kesici cihazlar kullanılması talimatını veren örgüt yöneticisi . Müvekkilim ne anlattı? Lemeridyen’da bulunmadığını söyledi. Şimdi bulunmadığı yerde mi müvekkilim talimat verdi? Telepatik bir bağ mı kurmuş olması gerekiyor? Ancak bu eylemde de 225’ten cezalandırma talep edilmiş. Eylem 17 gerçekten yine mi, ek binanın ikametindeki güvenlik kamerası. Biliyorsunuz eylemi. Tahliye kararı da vardı aslında, araştırılsa da. Eylem anlatısında müvekkilim yok. Sevk kısmında talimat veren ’in 225 ile cezalandırılması talep edilmiş. Talimatı nasıl vermiş peki? Atılı suç tarihinde müvekkilim nerede? Maltepe Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu. Kendisi cezaevinden mi vermiş talimatı? Eylem 21, Capacity AVM. Müvekkilim eylem anlatısının içerisinde yok. , ’ın talebi üzerine AVM sahipleriyle görüştü diye beyan ediyor. Kendi beyanı. da bunu kabul etmiş ilk ifadesinde, "’i ben aradım" demiş. ’ın doğru olan bir ifadesi bu. Eylem 24, Beyazlar Kartal Yapı, arsa bina yapımı. Burada hiç yok. Ancak ilk kısımda Ali Rıza Akbaba hakkında müvekkile bağlı üye istisnasında yer aldığı için burada da 225’ten cezalandırma istenildiği var. Ama bu eylemlerde fark ettiyseniz, Ali Rıza Akbaba ile müvekkilim arasında hiçbir örgütsel bağ, hiyerarşik unsurlara dair bir değerlendirme yapılmamış. Eylem 25, Pasifik Holding, 26, irtikap iddiası. Anlatım içerisinde müvekkilim yok. , bu eylemleri anlattılar. Eylemin detayına girmeyeceğim. Değerlendirme kısmında şu yazıyor: " ve ’ün iştirak halinde, örgüt yöneticisi ’ten aldıkları talimat ile örgüt sistemine fayda sağlamak amacıyla haklı bir işin gereğince yapmayarak" deniliyor. Nerede bu iştirak? Eylemlerde ne dedik? Eylemin anlatısına da baktık. , ve müvekkilimin arasında tek bir bağ bile yok. ’ı tanımıyordu da bu arada zaten. Kendi ifadesinde de bunu söyledi. Ancak buna rağmen iştirak, böyle sevk kısımlarında da akla geliyor. Burada da 225 isteniyor. İcbar yoluyla irtikap yapılması ve alınması için talimat veren örgüt yöneticisi denilerek, müvekkilimin iki kez cezalandırılması talep ediliyor. Eylem 22, , . Sırrı Bey’i dinlediniz. Eylemin esasına girmeyeceğim. ’in dahil eylem anlatısı içerisinde hiçbir kısım yok. Ancak en son kısımda "Örgüt suçtan elde ettiği haksız kazancın, yönetiminden ve toplamasından sorumlu olan örgüt yöneticisi ’in" denmiş. Peki iddianame bana söyledi mi, savunmaya şu cevabı verdi mi? ile arasındaki bağ neydi? Bu illiyet bağını kurdun mu? Nasıl gerçekleşti bu? Örgütsel üstlük nasıl araştırıldı bu eylemde? Yok. Çünkü bu adı ilk başta söyledim; 5 kişinin beyanıyla 225’ten yöneticilik olarak istiyor. Toplu olarak ele alacağım Kiptaş eylemleri var. 29. eylem, Kiptaş eylemi. Ali Bey, bu eylemi anlattı. Kurallar falan falan demiş. Geçmek için şey, hatırlarsınız eylemi. Kiptaş Başakşehir 4-5 Etap geri tahliye davası bu. Bunu ayrı tutacağım. Ayrı tutmamın sebebi şu: İlk başta şunu söylemiştim, burada bir varsayım var. Müteveffa hakkındaki suçların ve isnatların hatta İmar Planı eylemini vermiştim. Karayolları, Miles and Smiles puanı, Lacoste tişört örneği vermiştim. Bu eylemler 29 bakımdan çok benzer. Bu eylemlerin o bakımdan buradan çıkartılması gerekiyor bu eylemin. eylemin esasını anlattı. Ben sadece şunu söyleyeceğim: Kiptaş tahliye davasını açmış, kazanmış, bulunmuş, yani tahliye etmiş. Burada bir ses kaydı var. Ses kaydına baktığınız zaman, ikna edememişler. Kocaman şeye bir düğüm bulamamışlar. Burada bizim iddiamız ise, durum üç kağıtçılığa karşı bazı kişiler dolandırıcılık suçu işlemişler gibi algı. Ama buna rağmen bu eylem, örgütsel faaliyet kapsamında görülmüş ve müvekkilim de bu eylem için örgütü yöneticilikten cezalandırılması talep edilmiş.
21. Maslak Tower Projesi, Fatih Uçar. Eylem 32 Kiptaş AŞ kat daireleri, eylem 28 ve eylemleri. 28'in esasını anlattı. Fatih Uçar'ın 50 tane dairenin indirimli satışlarının yapılması için ben zorluk çıkardığım iddiasında bulunuyor. bu zorunlulukla savunmada bulundu. Bu bir satış kampanyası olarak yansıtılmalı. Görüşmeyi zorlama yok. Zaten SPK'nın belirlediği bir fiyatın altında da satış yapılması mümkün değildir, imkan dahilinde değildir dedi. dinlendi. Fatih Uçar'ın 2015'ten beri tanırım dedi. Kaldı ki, ben daha çok , Fatih Uçar'ı daha iyi tanırım dedi. Dikkatinizi çekmek istediğim husus şu: Bu eyleme aldığınız müvekkilim 'la müvekkilimin arasında herhangi bir örgüt bağının yer aldığı şey dahil bir değerlendirme yok. Ancak sevk kısmında bu geçiyor. Bu da şaşırtmıyor. Her ne kadar bu eylemde yer almasa da, örgüt yöneticisi olan şüpheli 'in, örgütün kuruluş aşamasından beri paranın toplandığı kişi, kasa olmasından ötürü, Beylikdüzü dönemine ait sorumluluğu ve yöneticilik sıfatı bulunmasından ötürü böyle bir 225 uygulamasıyla karşı karşıyayız Kiptaş eylemleri bakımından. Bir başka örnek ile bu durumu somutlaştıracağım. Eylem 38 Dap Yapı, Nişantaşı Koru Projesi. Bu eylemde anlatılan eylemler. Müştekilerin irtikap iddiası burada neydi? Park bağış protokolüne ilişkindi. Kadıköy 9. Noterliği'nin bir park bağış protokolü vardı. Eylem 44 Yüksel Ailesi, eylem 45 Türkmen Grubu. Her iki eylem bakımından da iddia ne? Yine bizim bu eylemlerde müştekilerin iddiası, imar plan değişikliği gerçekleşmesi halinde kamu binası yapılması talebinde bulunulduğu şeklinde. Şimdi burada merak ettiğim kısmı şu: Acaba diğerleriniz, diğerlerine yansıdınız 'in. Şimdi burada kazancın kontrolünden ve toplanmasından bahsediliyor. Kazanç burada nerede? Benim müvekkilim parkları, bahçeleri topladıysa eğer, kendi mülkiyetine geçirmiyorsa 225 böyle uygulanmaz. Şimdi burada aslında bak, Boğaziçi İmar Müdürlüğü kısmına kadar gelmiş bulundum. 46 58 13 tane eylem var. Bu kısmı önemsiyorum. Çünkü diğer bölümlerinizin iddianamede, bu bölümde, yani eylem kısmına geçmeden önce bir anlatılma yapılmış. Şimdi eylemlere baktığımızda, 46 50, 46 Doğuş Holding, 50 Uskumru Restoran, 54 , bunların hepsinde sadece sevk 225 yazıyor. 47, 48, 49, 51 ve 52 numaralı eylemlerde de ve 53 numara, rüşvet suçundan elde edilen geliri uhdesinde toplayan örgüt yöneticisi denilerek 225 istenmiş. İddianamenin bu bölümü bizi yine şaşırtmıyor, bu kanının nasıl varıldığına. Bu bölümde tanık olarak yine Mehmet Zeki Çanakçı, , Erkan Çakır, Tolgahan Erdoğan, Cengiz Alçayır ifadelerine yer veriliyor. Niye beyanlarına itibar edilemeyeceğini anlattık. Burada sadece söyleyeceğim ek husus şu: Bu kişilerin Boğaziçi imar hakkında bir beyanı yok. Boğaziçi İmar Müdürü müvekkilim hakkında da bir beyanı yok doğal olarak. Böyle bir somutlaştırılmış özel bir beyanları da bulunmamakta. Burada bir başka tanık var, Mert Ege Köse kendisi. Bu kişinin beyanları hakkında. Beyan içeriğinde müvekkilim 'in adı geçmiyor. Sayın Başkan, anlayamadığım bir husus var yalnız burada. Belki siz fark etmişsinizdir, tanıklar dinlenirken bu ele alınır diye düşünüyorum. Bu tanık Mert Ege Köse'nin hangi eylem kapsamında dinlendiğini anlayamadım. hakkında beyanı var, eylem anlattıkları içerisinde Mert Ege Köse geçmiyor. Bu tanık neye istinaden çağrılmış? Hangi suç ifadesine istinaden çağrılmış? Hangi eylem bakımından beyanda bulunmuş? Bu hususun irdelenmesi gerekir, yönünden bu hususun irdelenmesi gerekir. Beyanları olmamaktadır.
Soruşturma makamı, iddianamenin bu bölümünde , ve hattı şeklinde bir ilişki tarifi yapıyor. “Üç ayaklı mekanizma” adı verilmiş buna. Bu bölümde savcılığın temel iddiası şu: Bir; diyor ki, “Finansal koordinasyonu, yani temin edilen suç gelirlerini tarafından ya da doğrudan ya da kendi emir ve talimatıyla hareket eden veya tarafından aktarılıyor.” İkincisi de “, örgüt adına temin edilecek menfaati belirleyen kişidir” diyor. Temel iki tane tez bu. Şimdi bakıyoruz devamında. Bu savcılığın ileri sürdüğü temel iddia ve tez neye istinaden, hangi delile istinaden oluşturuldu? Baktık, , ve 'ın vermiş olduğu etkin pişmanlık ifadelerine göre bu tez oluşturuluyor, bu sav oluşturuluyor. Şimdi burada HTS baz verilerine oldukça atıf yapılıyor. 'in müdafisi yalnız o konuları detaylı olarak anlattı. 'in beyanlarını 'in HTS baz verileri birbiriyle örtüştürmüyor. Dolayısıyla etkin pişmanlık beyanlarının içinde başka bir şey kalmadı aslında bu bölümün de elimizde. Bu da soruşturma makamı, Beylikdüzü eylemleri bakımından da ben açıklamayı yapmıştım. Hatta şu örneği vermiştim: Yani bunu illa hukukçu olmaya gerek yok, bir müfettiş olsa da şunu yapar. Yani bir müteahhit geldi, yapı ruhsatı için rüşvet verdiği iddiasında bulundu. Bu iddiayı ciddiye alacaksınız, Beylikdüzü Belediyesi'ne yazarsınız, imar işlem dosyasını istersiniz, bunun tarihine bakarsınız, yapı ruhsatı istemi ne zaman falan vermiş diye. Şimdi bu Boğaziçi İmar bölümünde de bu durum bizi şaşırtmadı. Soruşturma makamı ne yazık ki Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün yer verdiği bu 13 eylem bakımından da aynı değerlendirmeyi, aynı yaklaşımı sergiliyor. Boğaziçi İmar Müdürlüğü dosyalarını incelemiyor. Yalnızca ve 'in etkin pişmanlık beyanlarıyla bu eylemleri inşa ediyor. Bunu nereden anlıyoruz? Bunu şundan anlıyoruz: Soruşturma makamı bu belgeleri, Boğaziçi İmar Müdürlüğü belgelerini, dosyalarını 27 Ekim 2025 tarihinde daha öncesinde istiyor, birkaç gün öncesinde istiyor. Boğaziçi İmar Müdürlüğü, 27 Ekim 2025 tarihinde bu dosyaları savcılığa teslim ediyor. Ve savcılık ne yapıyor? Bunu anlamak müthiş bir şey değil, Kasım'da iddianamenin yazıldığını düşündüğümüzde. Belki 3 Kasım'da savcılık bu belgeleri işlemsiz olarak kuruma geri iade ediyor. Yani mesai günü olarak bakarsak, yalnızca iki gün, belgeler iki buçuk gün savcılıkta kalmış. Dolayısıyla soruşturma makamı, tıpkı Beylikdüzü eylemlerinde olduğu gibi bu bölümde de imar işlem dosyalarını, Boğaziçi İmar Müdürlüğü dosyalarını incelemeden bu eylemleri etkin pişmanlık beyanlarıyla inşa etmiştir. Bu etkin pişmanlık beyanlarını ele alarak başlamak istiyorum. Çünkü bu kişilerin beyanları, etkin pişmanlık kurumunun hem kendileri hem de soruşturma makamları tarafından neden ve nasıl kötüye kullanıldığını dosyadaki en büyük göstergeler göstergelerinden biri. Şimdi Sayın Başkanım, bunu bundan bahsedeceğim. Yani bölüş şunu söyleyeyim hani, sorgu sonrasında beyanda bulunduğunun farkında mıyım? Etkin pişmanlık falan getirmeyeceğim. Birazcık genel tekrar edeceğim çapraz sorguları. Ama dosyalarda yazılı olan bazı şeyler var ya, en azıcık en azından mehil cüzi soru işaretleri bırakabilmek. Yani bu soru işaretlerini çapraz sorgularla yapmanızı istiyorum. Ana şeyim bu, hikayem bu, bu bölümü anlatırken. Bir görseli açabilir miyiz rica etsem? Bir sonraki görsel. Şimdi 'a bakmamız gerekiyor. 'ın 22 Mart tarihindeki emniyet ifadesine. Ne diyor Ertan Süleyman için? "Ertan kendisini 10 yıldır tanıyorum" diyor. Kapasiteyi anlatırken de "'ten ben çağırdım" diyor. 6 Mayıs 2025 tarihindeki ifadesinde ne diyor, etkin pişmanlık ifadesinde? "İmar konularında teknik bilgisi olduğu için Süleyman'ı ben çağırdım." 6 kere ifade vermiş daha önce. Bunu grafikle yansıtmıştım. 6 tane ifadesi var. 'ın bu iki ifadesinde bu detaylar var sadece. 'i 10 yıldır tanıdığının beyanı var. Bunun dışında başka bir beyanı yok 'ın. Çok şey anlatıyor ama konusunda derin bir sessizlik içerisinde. 'ten bir daha da hiç bahsetmiyor. Yemin etmişti ama oysa ki.
Şimdi 'e bakalım. Bunlar 'ın bahsettiği ifadeleri. 22 Mart'ta olan tanıklıkta, 6 Mayıs'ta olan tanıklıkta. Bir aşağıya inelim. Şimdi bir de az önceki ifadelere bakalım. Şimdi ifadelerinden 'ı almaya gelelim mi? Bunun değerlendirmesini yapalım. , 22 Mart ve 13 Mayıs'ta diyor ki: "'ı 12-13 yıldır tanırım" diyor. "Capacity AVM’lerinin o kadar ruhsat süreci değil de devam eden bir hukuki süreç konusunda benden destek istedi. Dosyasını inceledim, durumu Ertan Bey'e izah ettim. Ertan Bey'e konunun çok teknik olduğunu ve ilgili tarafın imar ve ruhsat işi ile görüşmesini istedim. Ben de durumu 'a ilettim, çekildim buradan." Yani bize yarattığı izlenim şu 'in: Çok tanıdığı bir insan yani, 10-13 yıldır tanıdığı bir insan ama çok görüştüğü bir insan değil. Bir konuda ricacı olmuş, rica üzerine Belediyesi'ne gitmiş, şey Bakırköy Belediyesi'ne gitmiş. Bir hukuki yardımda, bir tavsiyede bulunmuş. Güzel bir şey yapardı, kamu yararında bulunmuş olurdu, bir belediyeye hukuki destek verseydi ama bunu anlamıyoruz, şimdi geleceğim buraya. 'la 'in uzun süreli arkadaş olduklarını anladık ama 10 küsur yıllık bir tanışıklıkları var. Şimdi ben 'in 24 Ekim 2025 tarihli 8. ifadesine bakmamızı istiyorum. Çünkü Ertan ile Süleyman arasındaki yakın ilişkiyi daha iyi anlarsınız diye düşünüyorum. Bir sonraki görsele geçebilir miyiz rica etsem? Bu, bunu biraz büyütebilir miyiz acaba, yeşil olan kısmı? Şimdi bu tarihte bir ifade daha vermiş, 24 Ekim 2025 tarihli. 'in bütün ifadelerinde böyle sayfa sayfa yer veriliyor. Söylemiştim, etkin pişmanlık rekoru 'teydi, 10 defa gitmiş. Savcılığa, sulh ceza hakimliğine, terörle mücadele merkezi yapmış. Bu 8. ifade iddianamede yok. Yer verilmeyen ifade bu. Önemi de aslında içeriğinden geliyor. Ne diyor burada? Diyor ki: "2020 yılında yaklaşık 30 yıldır Kanada'da Mehmet Türk, Eurocan isimli şirketi satın aldı. İsim değişikliği yaparak adını, Okto Akıllı Şehircilik İstihdam ve Teknolojik Sistemleri olarak şirket ismini değiştirdi. Daha sonra ticari kazanç amacıyla İSFALT'tan çeşitli ihalelere katıldım. Temelde üç büyük ihale aldım, diğer almış olduğum ihaleleri küçük ve diğer ihalelerin işleyebilmesi adına destek niteliğindeki ihalelerdi. da ihalelere katıldıktan sonra bir görüşmemiz oldu. Öncesinden olmamış tabii, sonrasında olmuş. Katılmış, 'la sonra görüşmüş. Kendisi bana niye bu işlere girdin diye sordu. Çünkü 'ın haberi yok, o yüzden soruyor. Ben de ona ticaretten kar etmek istiyorum dedim. İhale süreçlerinde de tabii ki bir usulsüzlük olmadı. Ancak bir keresinde diyor, beni arayarak market kartı istediğini söyledi. Ben de kendisine bir tane 500 TL bedelli kart hazırladım. Ertan'ın gönderdiği kişiler de bu kartları şirket merkezinden teslim aldı. Ancak gelen kişiyi tanımıyorum, bunun haricinde bir şey vermedim" diyor. Burada da tabii çok mükemmel bir son cümle var, söyleyeyim. Belki bu da bir ihbar niteliğinde olur sayın savcımız için. Demiş ki: "Ihale süreçlerine katılan ve yan teklif veren firma sahiplerini tanırım, ancak herhangi bir usulsüzlük olmamıştır."
Baksınlar buna, yani yan teklif veren, tanıdığı, ihale alan kişilerin. Kimlermiş? Kimlerin şirketiymiş? Belki bu satın aldığı Mehmet Türk vardı ya, Mehmet Türk'ün de akrabalarının şirketleri olabilir bu yan teklif veren firmalar. Şimdi ne oldu? İlk başta söyledim bu ifadelerden yola çıkarak; 'le uzun zamandır arkadaşlar dedi. Bir diğer ortak tanıdıkları kim? Mehmet Türk. de Mehmet Türk'ü 30 yıldır tanıyor. Öncelikle Mehmet Türk kim? 'ın şoförü Bayram Öztürk'ün ifadesinden hatırlayacaksınız kendisini. 'ın bir telefonu vardı, anlamadığımız bir şekilde gözaltına alınmadan önce emanet ettiği bir şeydi telefonunu. Aynı zamanda Bayram'ın ifadesinden sonra savcılığın talebi üzerine çağrılmıştı Mehmet Türk. Emniyete gitmişti, sadece soruya cevap vermemiş, bir tutanak var telefonu teslim ettiğine dair. Şimdi bu Mehmet Türk kimdi aynı zamanda? İşte dosyada benim müvekkilim hakkında 8 kişinin beyanı var dedim, burada kimin olduğunu, kimlerin kasası olduğunu anlattım size. Dosyada aslında başka bir beyan daha var, bir kasalık iddiası içeren. ’ın beyanı bu. diyor ki: "Mehmet Türk, 'ın kasasıdır, 'in de kardeşidir" diyor. Şimdi Sayın beyanlarında bulunmuştu. Ben detaylarına girmeyeceğim anlaşıldığı için. Ancak şunu söyleyeyim; 'ın sahip olduğu bir Erte İnşaat firması var, iddianamedeki hiçbirinde geçmeyen. Ve Mehmet Türk'ün sahip olduğu bir MFT Yapı ve Araç Kiralama firması var. Bunlar 2021 yılından beri aynı adresteler, aynı şirket merkezini kullanıyorlar. ATO'ya göre 7, 8, 9, 10. kısım No: 12 ile No: 136 ortak adresleri. savunmasında, MFT Yapı ve akrabalarına ait Mahfey Yapı, İnfinitum, yine İnsiyatif, Point ve MFT isimli şirketlerden bahsetmişti. Detayına girmeyeceğim, ancak müvekkilimizin ifadesiyle katkı sağlamak adına 'un savunmasına. 'un 16 Mayıs 2025 tarihli ifadesi. Müvekkilimiz diyor ki: "Mahfey ve İnfinitum isimli firmaların ile birlikte hareket ederek iş yaptıklarını, Mahfey şirketinin yöneticisi ise Mehmet Türk'ün kardeşi olan Serdar Özkan olduğunu ve 1 milyar TL'ye yakın iş aldıklarını beyan ediyor burada. Ben de bunun üzerine bu Okto Akıllı Şehirciliğe baktım. Yani bu - ilişkisi, hani bu işler nasıl oluyor diye. Baktım, de Okto Akılcılık şirketini Mehmet Türk'ten satın almış. Ticaret sicili kayıtlarına göre doğru bu. Eski unvanı Eurocan şirketi, bu da doğru, teyit ettim. Mehmet Türk de bu şirketi 2020 yılında hemen kuruyor, bir süre sonra, çok kısa bir süre sonra -arada iki ay var- hemen bu şirketi 'e satıyor. Sonrasında de 'ın başında olduğu İSFALT'tan ihale almaya başlıyor. Küçük lafını görünce, yani hani ihaleler küçük deyince de merak ettim, ne kadar bunun bedeli diye. Benim görebildiğim kısmı açık kaynaklardan 67 milyon 259 bin 403 TL. Fazlasını da 'e sorarsınız gelince. Şimdi bu ihale verenlerin tanınmasından bir çıkar var, Süleyman'la Ertan. Ve ilişkilerini de anlattım. Bir de ile meselesi var, bu kişiler nasıl tanıştılar? Buna bir bakmak gerekiyor. Bir geriye alabiliriz ekran görüntüsünü. Yok o kadar. Teşekkür ederim.
Şimdi , devam ettikten sonraki ifadelerinde, de birazcık sonlara doğru. Hani gerekçeli sorguda yukarıda ama sonlara doğru mu anlatmaya başlıyor 'ı? Çok gözlerinin önüne geliyormuş, hemen iddianame gelmiş. Bir de burada nasıl tanıştıklarına karar verirken iki isim daha var. İmar ve Kültür, 'le . Bu kişiler nasıl tanıştıklarıyla ilgili karar veriliyor. 13 Mayıs tarihli ifadesinde diyor ki: "Ben" diyor, "Boğaziçi İmar Müdürü iki dosyam vardı, o dönem Boğaziçi İmar Müdürü Tülin Hanım'dı. Benim de ruhsat almamı engelledi. Ben de bunun üzerine İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne atandım, 'a konuyu aktardım" diyor. " da beni bu konuyla alakalı 'e yönlendirdi. ile tanışıklığım bu nedenle olmuştur" diyor. Ne zaman bunu söylüyor? 13 Mayıs'ta. O tarihteki de bu, . İlk beyanı bu. 30 Mayıs 2025'te nasıl değişiyor ifade? "'ı daha öncesinde tanıdığım için buradaki işlerde bana yardımcı olabilir misin diye ricada bulundum. O da beni 'e yönlendirdi. Zaten biz bu konuşmayı yaparken de 'ın yanındaydı. de beni 'e yönlendirdi" diyor. Eski beyanından vazgeçemediği için ikiyi anlatıp katıyor burada da. "Yani o da vardı o yüzden" diye. İlk önce verdiği beyanı koruduğunu beyan ediyor. 4 Haziran 2025'te ne oluyor bu? Hikaye gene değişiyor tekrardan. Bu Süleyman'ın yanlış hatırlamıyorsam dördüncü ifadesi olmalı. Aynı gün içerisinde verdiği iki ifadeden ilki. "'ın yanına gittim" diyor. " de oradaydı. Beni Boğaziçi İmar Müdürlüğü Genel Sekreter Yardımcısı olan 'na yönlendirdi" diyor. Şimdi öncesinde 'di şimdi birdenbire yüklendi. "Benim o dönem takip ettiğim Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde iki adet dosyam vardı, ancak her iki dosyamda da aleyhime rapor düzenlenerek onaylanmadı. Ben bu durumu 'a, 'e anlattım" falan filan. Yeni bir hikaye başladı buradan tekrardan. Sonra da diyor ki: "Beni teknik danışman olan 'e yönlendirdiler, ben de bu yönlendirmeyle dosyaları anlattım" diyor. 6 tane ifadesi var, yani 10 ifadesi vardı, 10 ifadesinden 6'sında 'le nasıl tanıştığını 4 defa farklı şekilde anlatmış. Sonra 'in ifadesine baktım. Bir aşağıya gelebilir misiniz acaba? Bir daha falan. Çok orası değil. Şimdi şöyle, bu durumu hiç şöyle fark ettim. İfade içeriğinden fark etmiştim. bu ifadesinde, 'in bu ifadesinde ikamet adreslerinin aynı olduğunu fark ettim. Oysaki , ile ilgili bir hususu anlatırken 6 farklı ifadesinde nasıl tanıştığını farklı beyan etmişti, ancak bundan hiç bahsetmiyordu. Sonra burada baktığım adreslerden çapraz okumaya devam ederken 'in 29 Nisan 2025 tarihli ifadesi dikkatimi çekti. 'e Capacity AVM'yi soruyorlar. Bu ilk ifadesi Yakup'un. "Ertan Bey ile 'in bir tanışıklığı olduğunu duymuştum. Basında gördüğüm kapasite konusunda Ertan Bey'in ricası üzerine yaptığını duydum" diyor. "'in ne tarz işler takip ettiği hakkında bir bilgim yoktur" demiş. Sonra da şöyle açıklamış. Herhalde burada açık adresleri basında soruldu. "Sadece aynı site içerisinde iki ikiz villada komşu olmamız dolayısıyla oluşan genel bir samimiyetimiz vardır, özelini bilmem." diyor. Yan komşularmış iki villada, ile .
Ertan, Mehmet Türk ve Süleyman irtibatını da izah ettim az önce. Şimdi bir de bu ifadelerin, müvekkilim olan, hani nasıl Boğaziçi İmar Müdürlüğü dosyalarını dahil edildiği ve bu eylemlerde her ne kadar suç eylemlerinde eleman almak sıfatı geçmese de savcılığın bu konudaki eylemleri el altından olarak nasıl ilişkilendirdiğine bakalım. 6 Mayıs 2025 tarihli etkin pişmanlık ifadesinde beyanda bulunuyor. Dosyası içerisindeki Boğaziçi İmar Müdürlüğü hakkındaki tek şey o, etkin pişmanlık ifadesi bu. 6 Mayıs halinde. Şimdi burada diyor ki: "İBB'deki yapının ikinci büyük para teslimi kaynağı Boğaziçi ön görünümündedir. Bu yapı üzerinden kontrol edilmektedir. Resmi muhatabı Elçi Karaoğlan'dır, gayriresmi ayağı Yakup'tur. Boğaziçi İmar'a başvuran kişiler ya da Yakup'a yönlendirilmektedir. Yine Boğaziçi İmar'da ve Yakup'a bağlı ismini bilmediğim mimarlara yönlendirilmektedir." Somut eylemlere bakın. de beyanda bulunmuş, buna ilişkin beyanları var. Bu mimarlar ve 'e bağlı mimarlar değil. Bu mimarlar ile birlikte çalışan mimarlar. Bu mimarların kim olduğunu merak ediyorsak eğer, Şişli Belediyesi eylemlerine de bakabiliriz. 'in adı niçin Şişli Belediyesi'nde geçiyor? İşte bu mimarlar sebebiyle geçiyor. Bu bağlı mimarlar kim, bunları soralım 'e. "Bu işlerin temel kontrolü" diyor, " tarafından yapılmaktaydı. ve Ertan'ın ne olduğu da doğrudan raporlar veriyordu. İlgili firmalarla görüşmeler yapardı, teknik raporlar hazırlardı. Başvuran şahıslara ulaşılarak tespit edilen miktarların veya taleplerin gerçekleştirilmesi neticesinde bu imar işleri gerçekleştirilirdi. Burası çok kapalı bir alandır." diyor. Şimdi kapalı alan bilmiyorum diyor, sadece bir atılı yapılandırma çizme gayreti içerisinde. Sonra iki tane beyanda bulunuyor. Boğaziçi İmar ile ilgili Ertan'ın sadece iki tane beyanı var. Diyor ki bir tanesinde: "Mandalin Otel'den 20 milyon dolar, Six Senses Otel'den de 7 milyon dolar alındığını duydum." demiş. Şimdi iddianamenizde de iddianamede Boğaziçi İmar eylemlerinde bu her iki Mandalin Otel ve Six Senses Otel'e dair de bir somut eylem bulunmamakta. Ama şöyle bir durum var, bu bunu önemli. Savunmanın başında delil güvenliğinden bahsetmiştim. İfadeler esnasının bir sonraki ifadelere şahısların ifadelerini de etkilediğinden ve okuduklarından anlattıklarından. Şimdi bu Ertan'ın ifadesiyle sınırlı kalmıyor. Bir sonraki 'in 30 Mayıs 2025 tarihli ifadesi. Ertan'ın 6 Mayıs 2025 tarihli beyanını tekrar ediyor. Aynısı, Mandalin Otel ve Six Senses Otel'den rüşvet kullanıldığı iddiasını "Ben de duydum." diyor. Ama bu sefer bir veri var Ertan'ın yanına. Ertan çünkü bu ismi vermemişti, isim geliyor burada. "Bu paranın" diyor, " tarafından temin edildiğini duydum." diyor. Tek duydum da demiyor aslında burada, çok detaylı bir anlatım yapıyor. Yani geliyor müvekkilimin yanına, müvekkilim ona anlatıyor, diyor ki "Böyle böyle bir yer vardı Mandalin'de ne alınır?" O bir fiyat söylüyor, müvekkilim diyor "O az, o kadar olmalı." Yani müvekkilim bayağı o 'te Mandalin Otel'den ne kadar para alınacağı konusunda böyle 6-7 saatlik bir görüşme yapmış olması gerekiyor. gel hani, şöyle düşündüm ben ifadesini okuduğumda, rüşvet alanlarında bir uzman bilirkişiye ihtiyaç olsa, menfaat temini konusunda, uzmanlık yapabilecek bir bilirkişi olarak değerlendirilebilir. ’in beyanları gerçekten böyle. "Yıkılabiliyor, götürüldü. Buradan ne kadar istenir?" diyen öyle bir karakter. Şimdi devamında ne diyor? Süleyman'ın beyanı alınıyor tekrardan. Ertan, Süleyman’ın beyanını dinliyor. Ancak bu iddianamede somut bir eyleme dönüşmüyor. Ben bunu merak ettim. Yani dedim ki, şimdi savcılığın etkin pişmanlık ifadeyle sürekli eylemi işaret ediyor da bu Ertan, Süleyman, bu Yakup’un Six Senses Otel ve Mandalin Otel eylemleri niçin somut bir eyleme dönüşmemiş iddianamede de dedim. Çok haklı bir soru. Çünkü yöntem etkin pişmanlık beyanlarını inşa ediyor. Boğaziçi İmar dosyalarına bakılmıyor.
Sonra eylemin eklerinde ama Boğaziçi İmar Müdürlüğü eklerinde değil, çok saçma bir ekte geldi. O ifadenin sahibi olan ifadelerini gördüm. 'nın 7 Ağustos 2025 tarihli ifadesi var. bu ifadesinde Mandalin Otel hakkındaki iddiaların doğru olmadığını söylüyor. ’nın müvekkilim aleyhinde de herhangi bir beyanı yok. Ancak bu ifade, lehine olan bu ifade iddianamenin bu bölümüne yazılmıyor. Yani şu iddiaya yazılmıyor: ", ve ’in şu oteller hakkında beyanı olsa da bunun hakkında bunu söylemiştir." diye lehine bir somut bir durum bile yok. Belki de heyetiniz de bunu ilk defa duydu. Şimdi beraberinde yine ’in bazı beyanları var. Mehmet Nazif Günal’ın Sarıyer yalısı hakkında beyanda bulunuyor. de 28 Temmuz’da bu beyanını tekrar ediyor. Ancak yok iddianamede, bu eylem de yok. Sonra ben buradaki bilgiler açık kaynaklara baktım. Hatırladım, haberlerde böyle bir şey görmüştüm geçtiğimiz yıllarda. Baktım, 2020 senesinde açık kaynaklarda pek çok haber var. 2022 senesinde bu villa Boğaziçi İmar Müdürlüğü tarafından iki kez mühürlenmiş, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmuş. Ancak villa sahibi İdare Mahkemesi’nden yürütmeyi durdurma kararı alarak yıkımı durdurmuş. Şimdi böyle açık kaynaklarda böyle olduğuna göre, iddianamede de somut bir eyleme dönüşmediğine göre, ve ’in bu MNG Holding hakkındaki, Mehmet Nazif Günal’ın villası hakkındaki beyanlarının da doğru olmadığını anlıyoruz. Başka bir örnek vereceğim Süleyman’ın bu ifadesinden. ’in başka bir iddiası: Papara isimli firmanın sahibi Ahmet Faruk Karslı diyor. Bir rüşvet iddiasında bulunuyor. Bunu kimden duyduğuna da şöyle açıklıyor: "Ben" diyor, "bunu Çağlayan Tuğay isimli bir mimardan duydum" diyor. Yine dosyanın ilgisiz eklerinde bu ifade var. Çağlayan Tuğay çağrılmış, 1-2 Ekim 2025 tarihli bir bilgi edinme ifade tutanağı var. Ancak ’in beyanını doğrulamıyor Çağlayan Tuğay. Hatta Ahmet Faruk Karslı’nın iş sahibi olduğunu, kendisinin de çalışan mimar olduğunu, iş sahibi kişinin de onu ’e yönlendirdiğini, bir görüşme yaptıklarını ancak sonrasında bu işin gerçekleşmediğini anlatıyor, olmadığını anlatıyor. Bu beyanları da yalan. Bunları anlatmamın sebebi şu Sayın Başkanım: Bu beyanlar iddianamede defalarca kez yer veriliyor. Söylemiş olduğumuz lehteki ifadeler asla belirtilmiyor, bu beyanlara yer verilmiyor. Böylelikle de sayın mahkemenizi de yanıltıcı, zihinde bir algıya sebebiyet veriliyor. Şimdi bir tane eylemle de bunu somutlaştıracağım zamanı iktisatlı kullanmak adına. Ancak bu söylediğimi 13 eylem bakımından da yapabilmek mümkün. İddianamenin bu bölümünde 13 eylem ele alınmadan önce şöyle bir beyanda bulunulmuş: "Elçin, Yakup, Fatih hattı" isnadı yöneltilmek istenmiş. Eylemlerin teknik kısımlarını Elçin'in detaylı olarak anlattığı, ilgili belgelerin de tarafımızdan sunulduğu... Teknik kısımlarına girmeyeceğim, müdafi meslektaşımın emeği için ben de teşekkür ediyorum. Bu veriler ve bilgiler bizim açımızdan da aydınlatıcı olduğunu, teknik pişmanlık beyanları... teknik verilerin, etkin pişmanlık beyanlarını doğrulamadığını, tarihlerin birbirine uyumlu olmadığını bu eylemde görmüş olduk. Ama eylem 49’a bakalım. Eylem 49 önemli. ’un Vaniköy’deki bir taşınmaz hakkındaki güçlendirme ruhsatı karşılığında maddi menfaat temin edildiği iddiası. Bundan evraklardan anladığımız üzere, kurum tarafından verilen bir güçlendirme ruhsatı yok, inceledim ben de evrakları. Mülk sahibi 22 Mart 2023 tarihli basit onarım ruhsatı müracaatında bulunmuş. Kurum ise 6 Nisan 2023 tarihinde basit onarım izni vermiş. Soruşturma makamı bu eylemde ile ’un ifadelerine yer veriyor. Önemli kısmı şu: ’un yalnızca 27 Temmuz 2025 tarihli ifadesine yer verilmiş. Başka bir ifadeye yer verilmiyor. Sonra Kültür Varlıkları İhale Bölümü’nde, hem Yakup aynı zamanda bunu açık olarak kendisine sorduğu için bir başka ifadesi daha var. İfadenin içeriği ağırlıklı olarak buna ilişkin, buradaki isnat Kültür Varlıklarındaki isnatlara ilişkin. Ama ek olarak da yer verdiği bir beyanı var. Ama bu ifade eylem 49’un içerisine, yani eylem 49’un içerisine konulmamış.
Oysaki bu ifadede şunu söylüyor: "Kuruçeşme’de bulunan bir mülkün tadilatı söz konusuydu. İletişim Daire Başkanlığı’nda da çalışan bir şahıs beni ile tanıştırdı. Sonrasında Yakup ile Emirgan’daki Huqqa, Etiler’deki Sunset isimli mekanda 2023 yılında görüştük. Kendisine evrakları gösterdim, aramızda maddi bir konuşma geçmedi." diyor. Devamında da şöyle bir cümle geçiyor: "Boğaziçi İmar ile ilgili istenilen paraları Mehmet Kaplan ve 533 592 61 50 numaralı telefonu kullanan Süleyman’ın toplandığını duydum." diyor. Oysaki başka bir beyan... Burada da ile ilgili herhangi bir iddia yok. ile nasıl tanıştığını da açıklıyor. Bir sonraki belgeye gelebilir miyiz? O bir kısa sabit kalsın. Şimdi soruşturma makamı Cüneyt’in bu ifadesini Boğaziçi İmar’daki bu bölümün içerisine koymadığı için anlatıyı şuradan doğru kuruyor: Boğaziçi İmar Müdürlüğü’ne gitti, talebi ret oldu, o yüzden ’e gitti diye kuruyor. Ve bu ifade de iddia etmiş olduğu "Elçin, Yakup ve Fatih hattını" burada güçlendirmeye çalışıyor. Oysaki gerçeği bu, buradaki ifadede anlatılmıştır. ’e 4 Haziran 2025 tarihli aynı gün içerisinde verdiği ikinci ifadesinde bu husus sorulmuş. Şimdi şunu söylemiştim, demiştik ki, 4 Haziran tarihinde iki ifadesi var demiştim hatırlarsanız. Sonuna iki paragraf eklenmiş sadece. Bu iki paragrafın ne olduğuna ilgi duydum. Muhtemelen de bu ifadeyi verdi, ayrıldı odadan. İki ihtimal var: Ya dendi ki "Bir şeyler soracaktık, unuttuk." Geri çağırdı savcılar ’e. Bu eklenen paragraf bu, bununla ilgili. Vaniköy’ün iddiasından, şimdi ’un bu beyanıyla ilgili. Şimdi ’un bu beyanı ’e sorulmuş. de bu beyanında şöyle bir şey söylemiş, diyor ki: "Mehmet Kaplan, bir İYİ Parti İlçe Başkanı [anlaşılamadı] var. 533 592 61 50 numaralı telefonu kullanan Süleyman'ın toplandığını duydum." Bu beyana şudur diyor cevabı: " beni, hatırlayamadığım bir kişinin tavsiyesi üzerine aradı. Daha sonra diyor kim tavsiye ettiğini, bakın göstereceğim. Kendisiyle birkaç kez telefon görüşmemiz oldu, yüz yüze görüşmedik. Kendisi bana nerede olduğunu hatırlamadığım bir taşınmazın tadilatını yaptırmak istediğini söyledi. Konuyu Boğaziçi İmar’dan araştırdığımda bana verilen olumsuz yanıtı ’a bildirdim." Şimdi bu hatırlayamadığı kişi kim? Yani ’u ile tanıştıran bu hatırlayamadığı kişi kimdir? Bunun ’e sorulması lazım. Bu hatırlayamadığı kişi acaba ile tanıdıkları ortak kişi olan Elçin mi, yoksa mı? Hususunun bir araştırılması gerektiği kanaatindeyim. Şimdi beyanında şunu söylüyor, bunu söyledi. Sonra bir cümle kalmış burada 4 Haziran'da. Demiş ki "Ben bizzat kendim danışmanlık yaparım". Boğaziçi İmar’da ile de konuştuktan sonra da 'e verirdim diyor. Beyan burada devam ediyor. Sonrasında beyanda bulunmuş. de bambaşka bir şey anlatmış. Bu sefer de diyor ki Yakup: "Beni Bülent Yakup aradı, görüşmek istediğini iletti. Kendisiyle buluştum. Bu görüşmede amacın manipüle etmek olduğunu anladım. Sonrasında" diyor "kendisiyle güçlendirme ruhsatı için görüştüm. Teknik verilerle bir güçlendirme ruhsatı yok Boğaziçi İmar Müdürlüğü dosyalarında. Böyle bir başvuru da yok böyle bir ruhsat da verilmemiş." Altını çizeyim tekrar. "Ben" diyor "'tan büyük bir kreş istedim, ancak sonrasında vazgeçtiler. Süreç uzun zaman alacak dediler. 'Biz basit tadilatla devam edelim' dediler. Ben de bunun üzerine kendilerinden küçük bir kreş yapmalarını istedim" diyor. Bu talebi de Bülent Yakup'a ilettim. Görüşmeler de burada sona ermiştir diyor. "Bundan sonra da ne olur ne bittiğini bilmiyorum. Ancak kreş yaptırma işinin nakit menfaat teminine döndüğünü duydum" diyor.
Bunun üzerine , 7 Temmuz'da yeniden ifade vermiş. Peki bu durumu nasıl izah ediyor? Diyor ki: " ile beni arandığında bir kreş görüşmesi olmadı, ile konuştum, 1 milyon dolar talep etti, pazarlık sonucu 750 bin dolara anlaştık. Aramızda kreşe dair bir konuşma geçmedi. Yakup bana, 533 592 61 50 numaralı telefonu verdi" diyor. "Bu kime?" Bülent Yakup ifadesinde geçen hatırlarsanız bu telefona sahip olan kişi paraları toplardı dediği telefon numarası. Sonra da Ayazağa'da 150 bin dolar teslim ettim diyor. Şimdi ben bu telefon numarasını merak ettim. Çünkü iddianamede bu telefon numarası hakkında muhakkak bir araştırma yapılmış olması... SIM kart hakkında bir beyan var. Her beyan ciddiye alınıyor bu iddianamede. Neden bu SIM kart telefon numarasının kime ait olduğu ciddiye alınmamış? Bunun üzerine eklere baktım, bu kişinin ifadesini görmedim. Samet Tarhan'ın ifadesi yok. Bunu da bir talep olarak heyetinizden kayda geçirerek ifadenin tarihini bilmiyorum, fezlekede tarihe atıf yapılmamış. Ben Samet Tarhan'ın bu ifade tutanağının da soruşturma dosyasından celbini talep ediyorum. Emniyet de araştırma yapmış, bu telefon numarasının Samet Tarhan isimli bir kişiye kayıtlı olduğunu fark etmiş. Sonrasında yurt içi kargonun kayıt sistemlerini incelemişler ve yurt içi kargoda kargo sistemlerinde alıcı olarak, yurt içi kargoda kargo alıcısı olarak bir isim beyan edildiğini, bu ismin de olduğunu fark etmişler. Sonrasında hattın sahibi olan Samet Tarhan'ı çağırıyorlar. Samet Tarhan da emniyet fezlekesinden anlıyorum bunu bu yansıtılan görüntü fezlekeden, diyor ki: "Bu hat bana aittir, ancak patronum olan Fatih Türk ve Mehmet Türk isimli şahıslar bu hattı benden çıkartmamı istedi. Ben de bu hattı Fatih Türk'e verdim. Daha sonra ise bu hat 'e ait" diyor ve "4-5 yıldır da bu hattı kullanmaktadır" diyor. Bunun da bir yan delil olarak değerlendirilmesini isterim. Şimdi bu noktada iddianame ne yapmış oluyor? Bütün bu anlattığım ilişki zincirlerini ve beyan zincirini görmezden geldi. İfadelerin sadece aradan seçili kısımlarını seçici bir konulandırmayla parçalayarak kullandı. Bunu hemen 49. eylemde maddi ve özünde sorumluluk başlığıyla yaptı. Buradaki aslında örgütsel hiyerarşik talimat zincirinin oluşmadığı da açığa çıksın. Birincisi; soruşturma makamı Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nün bu mülke ait dosyalarını incelemedi. Güçlendirme ruhsatı var mı, bunlara ilişkin bir başvuru var mı, buna bakmadı. Oysa ki baksa görecekti olmadığını. Aslında atılı suçun maddi unsuru bu bakımdan da bitmiş olurdu. Çünkü menfaatin sebebi olan husus yok burada. Bunu geçtim. Basit tadilat izni var dosyada, bunun da tarihine bakmadı. Bu da beyanlarıyla örtüşmüyor tarihi. Anladık ki soruşturma makamı imar işlem dosyalarıyla ilgilenmiyor. Etkin pişmanlık beyanlarıyla ilgileniyor ve eylemleri buna dayanarak inşa ediyor. O zaman ’un 16 Mayıs 2025 tarihli ifadesi iddianameye niçin konuldu? Çünkü o ifadeden Cüneyt, Yakup ve Elçin vasıtasıyla değil, başka bir vasıtayla tanıştığı anlaşılıyor. Dolayısıyla bu ifade soruşturma makamının "Elçin, Yakup, Fatih" hattı iddiasına hizmet etmiyor. Soruşturma makamı başka ne yapmıyor? 4 Haziran 2025 tarihli Süleyman'ın ifadesine de yer vermiyor bu eylemde. Oysa yer verse “ ile benim hatırlamadığım bir kişinin tanıştırdığı" beyanının da burada görülecektir. Ancak bu da soruşturma makamının iddiasına ve konusuna hizmet etmiyor. baştan aşağı her şeyi anlatıyor, güzel detayları var “Süleyman’a tokat” gibi. Ama bu kişiyi bir türlü hatırlayamıyor. Devamında "Cüneyt ile buluşmadım" diyor. "Para aldım" demiyor, ama aksini söylüyor. Bu telefon numarası ’e sorulmamış, bunun sorulmasını isterim. ’e bu telefon numarasını kullanıp kullanmadığı sorulsun. Hattın sahibi Samet Turhan’ın ifadesi var mı, yok. Bu ifadenin devamında ne var, bunu da bilmiyoruz. Bu ifade tutanağını görmek isterim. Soruşturma makamından istensin.
İlk bölümde size son eylemlerde örgüt unsurunun mevcudiyetine dair bir inceleme yapılmadığını anlatmıştım. Örgüt hiyerarşisini yine etkin pişmanlık ifadelerine dayandırıldığını anlattım. Ancak bununla da kalmıyor, 49. eylemde olduğu gibi etkin pişmanlık ifadeleri seçici bir şekilde kullanılıyor. 49. eylemin anlatısında yok, ancak suç isnadında sevk maddesinde diğer bölümlerde olduğu gibi değişmiyor. Rüşvet eyleminden elde edilen haksız kazancı, uhdesinde toplayan örgüt lideri denilerek 220/5 kapsamında cezası isteniyor. 49. Eylem. Bu eylemde bahsedilmeyen bu ifadeler, iddianamede yer verilmeyen bu hususlar, Yakup-Süleyman ilişkisini açığa çıkarmasının yanı sıra etkin pişmanlık ifadelerine tek başına itibar etmenin ne denli vahim olduğunu da göstergesidir. Ne diyordu Yakup ve Süleyman birbirini tekrar eden ifadelerde? Hani ticari işlere bakıyordu? Hani sadece teknik işlerden sorumluydu? "Yakup para istemezdi para almazdı, aman birisi sakın paraya dokunmazdı". çok uzman bir Boğaziçi'nde tüm villaları bilen yalıları bilen, oranın siyasi, ekonomik, sosyal yapısını bilen, nüfus politikalarına dahi bilinen, tüm siteleri bilen bir uzmandı. İşte etkin pişmanlık beyanlarına itibar ederseniz, olacak olan bu. Bu noktada soruşturma makamına gerçekten şunu söylemek isterim, çünkü yüz yüze söyleyebilme imkanımız, sorma gibi bir ihtimalimiz yok. Ancak bu tutanakta kalmasını isterim: Ya sizi kandırdı ve çıkacaksınız bir gün diyeceksiniz ki: "Kusura bakmayın, beni kandırdı, bizi kandırdı" diyeceksiniz. Ama bunu da diyemeyeceksiniz. Çünkü siz 'ın beyanlarıyla kanmaya zaten çok teşneydiniz, çok hazırdınız. Bunu da diyemeyeceksiniz. Keşke bunu diyebilseler. Keşke sadece kandırmış olsa. Eylem 46, Doğuş Holding Reina. Eylem 50, Uskumru. Mürdüm Kebap. Eylem 53 Muhittin Palazoğlu. 54 . Eylemlerin niteliği bakımından içerisinde müvekkilim 'in adı dahi geçmiyor. Değerlendirme kısmında yönünden yapılan bir değerlendirme yok. Hani paraları toplayan, her şeyi yöneten, her menfaati belirleyen? Ancak sevk kısmında ne yapıyor? 220'ye 5'ten ceza bandında talep ediyor. Soruşturma makamının bir "herkes teorisi" var demiştim. İkinci teorisi de şu soruşturma makamının: Bir "kılıf teorisi" var. Kılıfa bayılıyor soruşturma makamı. İddianamenin sevk kısmında ve eylem içeriklerinin çoğunda, büyük bir bölümünde var sevk maddelerinin. O yüzden bunu bir ele alayım, tamamı için toplu cevap vereyim. Eylem 48 Torunlar, Beykoz Paşabahçe Oteli. Eylem anlatısının içeriğinde her zaman olduğu gibi müvekkilim yok. , bilirkişi raporuyla zaten seyir ve esas yönünden teknik bir savunma yaptı, o kısmına girmeyeceğim. Ancak iddia makamı şunu söylemiş: Sayın Başkanım, seyirci kısmına geçeceğim birazdan, daha iyi dinlersiniz ve izlersiniz diye düşünüyorum. Savcılığın, "restorasyonda kullanılmak üzere 250 milyon TL bedelle destek bağışı yapıldığı, o otel hakkında isim değişikliği ruhsatı verilmesi için yapıldığını" iddia ediyor bu eylemde. Değerlendirme kısmında da eylemi şartlı bağış protokolü kılıfı ile gizleme gayretine girilmiştir diyor. Yine soruşturma makamının kılıf teorilerinden biri. Çünkü soruşturma makamına göre tüm şartlı bağış protokolleri, bağış protokolleri bunların hepsi bir kılıf. Yani bunların hepsi iddia edilen suç örgütünün menfaat menfaat elde etmek için ileri sürmüş olduğu kılıflar, söylemler, kandırmacalar. 'in beyanlarıyla bunları inşa etmiş soruşturma makamı. Yani buraya geldi, slayt gösterisi yaptı. Bir saat izledik. Şuraya yaptım, buraya yaptım diye kendi gözle itirafçısının beyanları da bu kılıf teorisini aslında destekliyor. Şimdi bu eylemin ruhsat tarihi 30 Mayıs 2024, şartlı bağış protokolü tarihi 7 Ekim 2024. Belediye meclisinin de onayladığı karar 17 Ekim 2024, 14.41 numaralı karar. Yani ruhsattan önce değil ruhsat alındıktan sonra resmi bağışta bulunulmuş. Bununla birlikte zaten bu soruşturma makamının kılıf teorisi aslında çökmüş oluyor. 'nun beyanına baktık. beyanında demiş ki; biz bu restorasyonun memlekete kalıcı bir eser mahiyetinde faydamız olsun, memlekete kalıcı bir eser bırakalım diye gerçekleştirdik diyor. 'un bu beyanına yer verilmemiş bu eylemde.
Ancak soruşturma makamı, ceza hukukuna kılıf teorisi adını verdiği benzersiz bir katkıda bulunmuş. Normalde terzilikte ve kılıf yapmakta genel kural önce ölçünün alınmasıdır, sonra kılıf dikilir kişilere. Ancak savcılık kılıf teorisinde tersini yapıyor. Önce elbiseyi giydiriyor, ondan sonra kılıfı biçiyor. Ruhsat önce, resmi bağış tarihi ise sonra. Dolayısıyla sonradan gelen bir hukuki işlem önceden biten bir eylemin kılıfı olamaz. Bu kılıf teorisi iddianamenin bütününde müvekkilim hakkında da uygulanmış. Müvekkilin ilk ifadesindeki en güzel yerlerden biriydi bence. Çok açıkça sordu bunu. Para nerede? Ben de kendi beyanımda bunu sordum. Gösterdim hatta. Yani Kapalıçarşı'daki bir dövizciye yapılan bir soruşturma dosyası olarak atıf olarak bile gösterilmiş. Ancak para nerede? Bu buna buna asla cevap veremez. İddianamenin hesabını ve cevabını veremediği yegane soru budur dedim. Para nerededir sorusu dedim. Kılıf teorisi bize de uygulanıyor. Paranın nerede olduğu söylenmiyor, kasa bulunamıyor ama kılıf giydiriliyor tersten. Benim müvekkilim kasası ilan ediliyor. Dolayısıyla burada da rüşvet eyleminden elde edilen haksız kazancın uhdesinde toplayan örgüt yöneticisi denilerek 225'ten cezalandırılması isteniyor. Böyle bir 225 uygulaması bugüne kadar müdafilik yaptığım hiçbir dosyada görmedim. Altını çiziyorum. Park var, bahçe var, kamu binası var. Haksız kazancı uhdesinde toplayan kişi parkları, bahçeleri topluyor. Burada da müvekkilim herhalde (...) falan topluyorsunuz. Kamu binalarını mı topluyorsunuz? Burada da 225 sevk ile cezalandırma istenmiş. Hangi rüşvetle, hangi kazançla, hangi toplama fiiliyle bunların cevabı iddianamede yok. Eylem 56 Sinpaş, . 57, Piyale Paşa. Bu eylemlerin sevk kısmında eylem anlatısında yok. 'in kendi beyanı da yok. benden talep etti, 'in talebi üzerine bu iş insanlarıyla görüştüm diye 'in de bir beyanı yok. Ancak değerlendirme kısmında eylem anlatısında ve ifadede olmamasına rağmen rüşvet alınması için talimat veren örgüt yöneticisi denilerek 225'ten cezalandırma isteniyor. Müştekilerin ifadelerine de baktık. Müştekiler demek istemiyorum, müşteki gösterilen kişiler demek istiyorum. Çünkü 'inde böyle bir iddiası yok. Yani 'in beyanlarında bu iş insanları da bulunmamışlar. Ancak buna rağmen her bir soruşturma makamı isimlerin büyüklüğünü beğendi bu eylemlerde ve 56, 57, 58 numaralı elemleri de bize hediye etti. Şimdi burada da bu müştekilerin beyanlarında da müştekilerin müvekkili tanıdıklarına ilişkin bir bulgu yok. Ancak buna rağmen kılıf teorisi burada da devreye girmiş ve 225 kapsamında müvekkilimin cezalandırılması talep edilmiş. Şimdi 'in bunda yaptığı slayt gösterisini komiklik olsun diye atıf yapmadım. İddianameden esinlenerek bunu yaptım. Çünkü bu eylemlerin tamamında şöyle bir açıklama geçiyor; sayabildiğim kadarıyla 34 tanesini saydım belki daha fazla da vardır. Şunu söylemiş; örgütün rüşvet suçunu gizleyerek talep edilen menfaatin rüşvet olmadığı, bir hayır işi olduğu izlenimini vermek amacıyla birçok iş insanına kreş, okul, yurt bahaneleriyle temin ettiği ve etkin pişmanlıktan faydalanan 'in dosyaya sunduğu çek ve banka havalelerinden de anlaşılacağı üzere denmiş. Ancak 'in kendisinin dahi bunu kabul etmediğini ve çok iyi kalpli bir müteahhit olduğunu hatırlatıyorum. Netice itibariyle Boğaziçi İmar Müdürlüğü kısmı da böylelikle sona ermiş oldu. Burada öncesinde Şişli Belediyesi ile ilgili atlamıştım onu da söyleyeyim. Bu bölümde 8 tane eylem var. Bu 8 eylemin hiçbir bakımından müvekkilimin hakkında bir bulgu yok, beyan yok. Bu eylemlerde 225 kapsamında sadece cezalandırma isteniyor. İddianamenin devamında iki tane iştirak şirket kaldı. Biri Kültür A.Ş. Medya A.Ş. Müvekkilimin bunlar bakımından da 225 atfıyla cezalandırılması istenmiş. Bunu şöyle yapalım; eylem anlatımları var devamında. 6 tane eylemi anlatmam gerekiyor. 225 kısmını anlatırken bu 8 tane eylemi anlatacağım Kültür A.Ş. Medya A.Ş. kısmında. Buradaki 225 uygulamasını anlatacağım buraya bağlayacağım. Ondan sonra da eylemlere bakacağız herhalde. Öyle anlıyorum.
Mahkeme Başkanı: 13.00'te savunmanıza son vereceğiz, 'na geçeceğiz.
Av. : Ben devam ediyorum Sayın Başkan. “Bitirin” dediniz, “sona erdireceğiz” dediniz. Dolayısıyla, bu sona erme iradem değil, savunmam bitmedi. Sonra yine tartışmaya giremem şu an.
Mahkeme Başkanı: Avukat Hanım sürenizi ekonomik kullanmanız lazım…
Av. : Zapta geçsin bu aşamada. Zapta geçmesi açısından söylüyorum. Saat 12.10 itibariyle savunmamın %60'ını tamamlayabilmiş durumdayım, savunmamın %40'ı bu geri kalmıştır. 5 tane katlama eylemi, kendi müvekkilimin de asli fail olarak yargılandığı 11 eylemden henüz savunmamı yapamadım. Saat 13.00 itibariyle mikrofonların kesileceği için bu beyanım şu an zapta geçsin. 13.00'te mikrofonun kesilmesinin sebebi benim savunmamı bitirmiş olmamdan kaynaklanmamaktadır. Mahkeme heyetinin duruşma takvimi ve sorgu saatini belirlemesi sebebiyle gerçekleşecektir. Bunun da savunma hakkının sınırlandırılması olduğunu ve bir hak ihlali olduğunu beyan ederim. Savunmama başlarken, eşitlik ilkesini anlatmıştım. Soruşturma sürecinde yaşanan iddianamedeki eşitsizlikleri anlattım. Ne yazık ki bu hak da bu bizim müvekkillerimizin yaşadığı bu sorun bence örgütlü suç cezadaki bakımdan uygulanmamıştır, yaşanmamıştır da. Bunun da gizli, ikili uygulama olduğunu da beyan ederim. Eşitliğe aykırı olduğunu beyan ederim ve bir ihbar olarak da kayda geçiriyorum. Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. bölümü; Eylem 61 ve Eylem 120. Buradaki eylemlerin tamamı bakımından da, 61-120 arası 60 eylemden de 225 kapsamında cezalandırma istenmiş. Yalnız 118. eylem bakımından asli fail olarak müvekkilimin cezalandırılması isteniyor. ile arasında herhangi bir irtibat olduğuna, aralarında herhangi bir ilişki olduğuna dair bir örgütsel faaliyetle ilişkili, bu görevde bir değerlendirme yok. Bu bölümün anlatısı şöyle başlıyor; 118'de anlatacağım için birazdan geniş alıyorum bu bölümü. Ana ihale olarak tarif edilen Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.'nin İBB'den kazandığı ihaleler kısmında soruşturma makamı , Mete Maden'ın ihalelerine yer vermiş ancak bu kişilerin müvekkilim hakkında bir beyanı yok. Soruşturma makamının aslında alt ihale olarak tarif ettiği, gerçeğinde ise Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.'nin gelir getirici yöntem üçgen istisnası kapsamında yaptığı ihaleler kısmında soruşturma makamı , ve 'nin ifadelerine yer vermiş. Bu kişilerin de müvekkilim hakkında bir beyanı yok. Burada iddianamede 117 eylem olarak vücut bulan üçüncü bir kısım da var. Edimsel bedeli kesilmek suretiyle verilen doğrudan işler olarak tarif edilmiş. Burada da iddianamede Rauf Cem Istranca ve 'nin ifadelerine yer verilmiş. Bu kişilerin de müvekkilim hakkında beyanı yok. Savcılık tarafından 118. eylem olarak muvazaalı sözleşmeler olarak geçmiş 118 eylem olarak, 118. eylem olarak. Soruşturma makamı burada; Eren Yazgan, , , Kamil Taşçı, , Berat Kapki, , ve 'ın ifadelerine yer veriyor. Bu kişilerin de müvekkilim hakkında bir beyanı yok. Genel olarak, bak soruşturma makamının ana ihale, alt ihale, edimsel uygulaması muvazaalı sözleşme istatistiklerinde müvekkilimin hangi davranışı ve eylemiyle dahil edildiği, iştirak şirket çalışanları veya ihale sürecinde yer alan kamu görevlileri ile arasında herhangi bir bağ, herhangi bir keşif bulunup bulunmadığına, müvekkilimin bu şirketlerin faaliyetlerinde herhangi bir hakimiyeti veya direktifinin bulunup bulunmadığına dair hiçbir tespit yapılmamıştır. Ancak müvekkilimin de bu iştirak eylem, şirketlerin eylemlerinde 225 sevkiyle cezalandırılması talep edilmiştir. Savcılık burada iddianamenin 748. ila 986. sayfaları arasında eylemlerin geçmesinden önce iştirak şirket yönetici ve çalışanları, reklam ve iletişim şirket sahiplerinden oluşan 124 kişinin ifadesine yer veriyor. Bu ifadelerden yalnızca Berat Kapki ve 'nın ifadelerinde müvekkilimin adı geçmekte. Berat Kapki'nin 24 Haziran 2025 tarihli ifadesinde tek bir cümle var: "Bu işler ile ilgileniyordu." Bizim 118. eyleme de Kültür Medya A.Ş. ile dahil edilmemiz bu cümleye dayanıyor, soruşturma makamı tarafından. Ancak Berat Kapki huzurunuzda, ilk hakimlikte vermiş olduğu beyanında da müvekkilimi tanımadığını, daha önce soruşturma aşamasında verdiği bu beyanının doğru olmadığını, aynı gün işe tezahürat anında da gözaltına alındığını ve bu koşullar altında, baskı altındayken yönlendirilmiş beyan ile ifade verdiğini bizzat söyledi. Bir katkı da ben bulunayım Berat Bey'in bu beyanına; müvekkilim ile Berat Kapki arasında herhangi bir irtibat kaydı yok dosya içerisinde.
Müvekkilim kendi ifadesinde ile nasıl tanıştığını, aralarındaki görüşmenin içeriğini detaylı olarak açıkladı. Ben de savunmamın en başında 'nın tutukluluğu sonrası 'nın etkin pişmanlık kapsamında ifade verdiğini, aynı gün eşinin de ifadesi dahi alınmadan tahliyesine karar verildiğini anlatmıştım Gülşah Hanım'ın. Öncelikle bu ifadelerin alınma şekline, delil niteliğine, hukuki delilliğe ilişkin olan itirazlarımı yenileyerek, yasa dışı sorgu odasında alınan ifadelerdir ve hiçbiri delil olarak değerlendirilemez. Ancak burada dikkatinizi çekmek istediğim bir dilekçe var 'nın; 15 Mayıs 2025 tarihli cezaevinden gönderdiği dilekçe. Kendisinin 61. eylemin klasörlerinin eklerinde var bu dilekçe. İddianamede yok, şaşırmadım. Bu ek beyan diye gönderdiği 15 Mayıs tarihli dilekçede müvekkilim 'in hakkında ufacık dahi olsa bile aleyhe bir beyanı yok, bir ithamı yok. Bu arada Serdar Özkan hakkında da bir beyanı yok. Savcılık, 'nın 15 Mayıs 2025 tarihli ek beyan dilekçesine istinaden kendisinin ertesi gün cezaevine... cezaevi müzekkeresi yazarak kendisinin ertesi gün hazır edilmesini istiyor. Bunun üzerine 16 Mayıs 2025 tarihini... savcılıkta etkin pişmanlık ifadesi veriyor. Arada bir gün var. 15 Mayıs'ta ek beyan vermiş, 16 Mayıs'ta savcılıkta hazır olmuş. 15 Mayıs tarihli beyanının içeriğinde ne var? İçeriğinde şunlar var: Demiş ki, "Ben bu aldığım ihaleleri hata edip yatırım kararı aldım, bunu yapmamalıydım. Çok büyük krediler çektim, büyük yatırımlar yaptım ancak yeteri kadar kâr elde edemedim. Bu ihaleler bana menfaat temin etmemiştir. Eşim bu şirketleri yönetememektedir, oğlum bu şirketleri yönetememektedir. Bir süre sonra serbest bırakılsın, 4 tane çocuğum var" şeklinde ailenin durumunu anlattığı, oğlunun hastalığını, otizm raporlarını sunduğu bir dilekçe bu. Ancak 16 Mayıs'a gidince işler birden bire değişiyor savcılığın önüne gidince ve ilk etkin pişmanlık ifadesini veriyor. Şimdi Sayın Başkan, bu dosyada en kısa bağ verileriyle ilgili ciddi bir problem var. Bu problem nedir? En çok GSM baz verisinin Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. bölümünde yer verilmiş. Burada da ile müvekkilimin arasında 2020 senesinden başlamak üzere Gloria İka Binası ve Beylikdüzü Mermerciler Sitesi'ndeki bazı baz verilerine yer veriliyor ve üçüncü ifadesinde ise 'nın bazı gizli toplantılar yaptıklarından bahsediyordu. Hatta şunu söylüyordu; "'nun bilgisi dahilinde , ve ’la bazı toplantılar yaptık" diyordu. Savunmanın ilk bölümünde örgütün gizlilik unsurunu anlatırken HTS baz verisini yansıtmıştım. Bu toplantıların hiçbir yeri sonucu yoktur diyen Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. görevlisiydi. ile müvekkilim arasında yer verilen bu baz verilerde yani Beylikdüzü Mermerciler Sitesi ve Florya İPA binasında bakılan baz verilerini söylüyorum. Bunlar da 'nın para verdiğini iddia ettiği tarihlerle örtüşmüyor. Hiçbiri örtüşmüyor. Dolayısıyla burada doğrulanmış bir HTS baz verisi de yok. Etkin pişmanlık beyanı var sadece yan delil deniliyor. Bunu bir göstereyim. Şimdi ifadesinde demiş ki; "12 Şubat 2020, 4 Nisan 2020, 6 Mayıs 2020 sıralıyor bir takım tarihleri, 2021'e kadar, ben bunların toplamında 4 milyon 400 bin TL Ekrem'e ödeme yaptım." diyor. Bunları da Beylikdüzü'nde ve Florya'da yaptığını söylüyor. Sonrasında 300 metre yarıçaplı 17 farklı baz verileri görünüyor. Ancak bu baz verilerinin bulunduğu görülmüştür yazılmış ancak bu tarihler yani gördüğünüz HTS baz verisi tarihleriyle para verdiğini iddia eden tarihlerle de birbiriyle örtüşmemekte, doğrulanmamıştır etkin pişmanlık beyanı. Bunu eleştiriyorum. Diğer eylemlerde de var. Ancak şunu özet olarak söyleyeyim, soruşturma sürecinde çok büyük bir tartışma konusuydu bu. Soruşturmacılar ısrarla şunu söylüyorlardı; "Biz etkin pişmanlık beyanlarıyla yalnızca bunları dikkate alıp tutuklama yapmıyoruz. Aynı zamanda yan delillere bakıyoruz." diyorlardı. HTS baz verilerini delil dediklerini meslektaşlarım eleştirdi yeterince ama bu eylemlerin hiçbirinde ifadelerdeki tarihlerle hukuki olarak sunulan HTS baz verileriyle birbirini örtüşmüyor. Bu dosyada bir yan delil yok.
tarafından savcılığa bazı WhatsApp mesaj kayıtları sunulmuş. Bu WhatsApp mesaj kayıtları da 'nın aslında beyanlarına değil müvekkilimin huzurunuzda verdiği beyanları doğruluyor. İyi ki de bu mesaj kayıtlarını sunmuş. Biz de böyle onlara bir şeyi anlatırken güçlük çekmiyoruz. Ben de gösterebiliyorumm. Bakın WhatsApp mesajları var, WhatsApp mesajlarından da bunun anlaşıldığı belli. Çünkü WhatsApp mesajlarında şunu söylüyor sadece, diyor ki "Ben çok büyük ekonomik sıkıntı içerisindeyim, kira borçlarımı ödeyemiyorum, büyük problemler yaşıyorum. Benim derdim anlaşılmıyor, benim derdim dinlenmiyor." diyor. Müvekkilim de kendisine diyor ki "Kurumun kendi takdiri bu. Benim sana daha fazla söyleyebileceğim bir şeyim yok. Kurum görüşünü bildirebilir." diyor. Mesajın diğer içeriklerinde ise hitap şeklinden bir rüşvet alan rüşvet veren ilişkisi olmadığını anlayabiliyoruz rahatlıkla. Ben 'nın kendi sunduğu WhatsApp mesajlarının müvekkilimin lehine delil olduğu için delil olarak değerlendirilmesini talep ediyorum. Diğer ifadeler bakımından da bir beyanda bulunulması soruşturma makamının yalnızca bahsetmiş olduğu lakap gibi tek cümlelik ifadesi ve 'nın iki ifadesine dayanarak müvekkilim hakkında yöneticilik isnadıyla eylemlerin tamamı bakımından bu bölümde de TCK 225 kapsamında otomatik cezalandırma istemiş. 60 eylemin hiçbirinde anlatı kısmında, değerlendirme kısmında sevk kısmı hariç bir olgu yok, örgütsel bir uyruk araştırması yok, örgütsel bir faaliyet araştırması yok. Müvekkilimin nasıl, hangi şekilde, kime direktif verdiğine ilişkin, kimden hangi parayı aldığına dair, nerede topladığına dair iddia edilen finansın nasıl yönetildiğine dair hiçbir inceleme yapılmamıştır. Burada başka bir garabet var bunu söylemek durumundayım. İddianamenin 117. sayfasında soruşturma makamı şöyle bir atıfta bulunmuş, kesitleri çok kısa tuttum. Diyor ki "Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. suç örgütü yapılanması 'nun liderliğindeki talimatıyla ve tarafından organize edilmiştir. 2019 belediye seçimlerinden 2021 senesinin sonlarına kadar , 2021 senesi sonlarından sonra ise sonlarında ise etkin ağırlığında sözde suç örgütü faaliyetlerini gerçekleştirilen vasfı ile bu yapılanmada 'un ve müvekkil 'in direktif olarak örgüt yöneticiliği isnadında bulunuyor." Bunu neye dayanarak yapıyor? Bunu 'ın ifadesine dayanarak yapıyor. demiş ki "Beylikdüzü ve İPA aileleriyle şunlar şunlar ilgilenirdi, sonrasında da şunlar şunlar ilgilenmeye başladılar." demiş. Etkin pişmanlık beyanındaki iki cümlelik bundan söz ediyorum. Bir de ne yapmış olabilir? 'nın beyanına yani yine başka bir doğrulanmamış etkin pişmanlık beyanına referans almış olabilir. Başka bir bulgu yok dediğim gibi bunun dışında. “Garabet” dediğim kısmı ise şu: Eylem 60'tan 120'ye kadar yer verilen eylemler aşağıdan yukarıya doğru bir ihale tarihi içermekte yani 2024, 2023 ara 2021, 2020 tarihlerde geçen. 74'e kadar müvekkilim hakkında örgütün bu alandaki yöneticisi, 74'ten 120'ye kadar da örgüt yöneticisi denilerek 225'ten ceza istenmiş. Oysa ki ihaleler 2020'den 2025 yılına kadar çeşitli ihaleler var müvekkil hakkında. Yani burada soruşturma makamı bu ihale tarihlerini tarihine göre ayırma, bahsetme zahmetine katlanmamış. Otomatik olarak uygulandığı yerde tamamından 2021'den 2025'e kadar olan bölüm yönünden de 225 kapsamında cezalandırmayı talep etmiş. Ağaç A.Ş. boyutu yine fiyasko bir şekilde. Müvekkilimin Ağaç A.Ş.'de asli fail olarak cezalandırılması talep olunan bir eylemi yok. Adı geçen iş insanlarını tanımıyor. Bu iş insanları da müvekkili tanımıyor. Burada 'ın bir beyanı vardı, Beylikdüzü'nde olan bazı firmaların yönlendirilmesi hususunda 'in. Müvekkilim bu iş insanlarını tanımadığı için buna cevap veremedi ama ben bu şirketlerin tamamının ticari sicil kayıtlarına baktım, bu şirketlerin hiçbirisi Beylikdüzü firması değil. Bunu da belirtmiş olayım.
Öteki bölümde yine diğer bölümler gibi bir değişiklik yok. Denmiş ki: "Sistem ismi altında toplanan paraların fiiliyatta kontrolünü sağlayan kişidir . Dolayısıyla örgütün toplanan haksız kazançlarını aktardığı ve ana kasa olarak tabir edilen kişidir" denmiş. Yine savunmanın başında yer verdiğim Tolgahan Erdoğan gibi kişilerin beyanlarına da burada yer veriliyor. Bunlar da kasa iddiasında bulunuyor. Ağaç A.Ş. eylemlerinin tamamı yönünden müvekkilim bakımından herhangi bir örgütsel hiyerarşi, emir talimat, iştirak şirket yöneticilerine, çalışanlarına direktif verme, iş insanlarıyla görüşme gibi herhangi bir değerlendirme yapılmamış. Buna ilişkin bir bulgu ve delil de yer almamakta. Bunu bir örnekle de açıklayacağım bu durumu. Tahliyesine karar verdiğiniz bir iş insanı vardı; Ali Günnar. Onun bölümünde şöyle yazıyordu soruşturma makamı, Ali Günnar için diyor ki: "Burada iş insanları var, bunlar rüşvet vererek iş aldıklarını söylüyorlar. Ali Günnar söylememiş ama kesin o da vererek almıştır" diye böyle bir varsayımla gerçekten bir insanın büyük bir olayda tutuklanmasına sebebiyet vermişlerdi. Müvekkilim bakımından da benzer bir ifade var. Buradaki tanımdan yola çıkarak hakkında da 225 ve yöneticilik iddiasını şöyle yönlendiriyor Ağaç A.Ş.’den. Diyor ki: "Bütün bunları yapıyorsa" diyor, "Ağaç A.Ş.’den de haberinin olmaması imkansızdır, Ağaç A.Ş.’deki faaliyetlerden de haberdardır" deyip Ertan Yoldaş'la birlikte 225'ten cezalandırılmasını istiyor. Şimdi niye bu kadar 225 üzerinde durdum? Çünkü bizim yaşadığımız en büyük sıkıntı bu. Bunları o kulaktan duymaktan, bu kulaktan duymaktan, iddianamenin vasıf sınırlarında olmaktan, ben müvekkilimin asli fail olarak ne anlamda eylemlerine dair iddia gelebilmiş değilim. Sebebi şu: Soruşturma makamı 225 ile ilgili toptancı bir yaklaşım sergiliyor. Eylemin içeriğine bakmadan, örgüt yapısının oluşup oluşmadığına bakmadan, bu bulgu ve delilleri araştırmadan altı kişinin ifadesiyle müvekkilimi finansal sorumlu ve kasa ilan etti. İddianamede farklı yerlerde de değişiyor ama bu yüzden buradan sevkini istiyor. 121 eylemle, aşırı bir cezalandırmayla karşı karşıya kalmış durumdayız. Bu bölümü şöyle kapatacağım; daha uzun anlatmayı planlıyordum, sonraki savunmalarıma saklıyorum, saklı tutuyorum. , bu soruşturma dosyasında ne kadar ödüllendirildiyse, ne kadar gözetildiyse, de o kadar cezalandırılmıştır. Soruşturma makamının genel yaklaşımı bu. Ben burada şunu söylemeyeceğim: ifade vermiş, bu ifadeyle herkesin eşi gözaltına alındı, ayriyetten tutuklandı, onun da niye beyanları dinlenmiyor? Türk’ler hakkında da bu kadar çok iddia var, bunların beyanı alınmamış, niçin alınmadı? Bu kısımlara girmeyeceğim. KİPTAŞ eylemleri var, 'e 225. İsnat eylemleri var, 'e 225. Ağaç A.Ş. eylemleri var, 'e 225. 'ın adının geçtiği, sevkinin yapılmadığı eylemler var iddianamede. 'ı koruyucu şekilde eklerde saklanan belgeler var bu iddianamede. Bu apaçık bir gerçek. Bunu görüyorum, bu gerçeği görüyorum. Her hukukçu görür, bu kişiye münhasır olan bir şey değil. Müvekkilimin özelinde aşırı bir cezalandırma olduğu çok açık. Biz buna savcılık intikamcılığı deriz, doktrin bunu der çünkü. Savcılık burada bir intikamcılık güdüyor. Bu intikamcılığın sebebini de müvekkilimin o yapılan çay sohbetine, hasbihale karşılık vermemesi olarak yorumluyorum. Karşılık verseydi adli sicili tutuklanmazdı, bugün müvekkilim burada her duruşmada o yapıda, o salonda bulunmak durumunda kalmazdı. Altı kişinin ifadesiyle kasa ilan edilmezdi. Sebebini şöyle açıklayacağım bunun da: İBB Spor Kulübü Başkanı; spor kulübünde bir tane usulsüzlük yok, buna ilişkin bir iddia da yok, buna ilişkin bir soruşturma da yok. Müvekkilimin şirketi var; Dörtel Mimarlık, kendi şirketi. Dörtel Mimarlık'ın aleyhinde bir tane aleyhe bulgu yok. Müvekkilimin şirketinden bir tane çek çıkmamış, bir tane senet çıkmamış, ticari kayıtlarda bir tane olumsuzluk çıkmamış. Bu dosyada hiç şöyle bir iddia yok mesela: " şu şu şu paravan şirketleri kurmuştur" iddiası yok. Bunların üzerinden hareket etmiştir iddiası yok. Bu dosyada 'ing MASAK kayıtlarında, BDDK kayıtlarında böyle bir olumsuzluk vardır, yok.
Savcılık bunu üç defa sordu Murat Bey ile olan ticari ilişkisini. Açık açık anlattı. Mart ayında siyaseti bıraktım dedi, kasım da ticari ilişkiye başladım dedi. Sunacağım bütün faturalar da bunu gösteriyor, bunu doğruluyor. Yaptığı işin ne olduğu belli, yaptığı taşeronluk belli. Çiftalan’da de yapmış, Silivri'de megon yapmış, anlattı kendisi de size hangi işleri yaptığını. Detaylı olarak vereceğim. 'i sordu. 'i sorması bizim için çok aslında olumlu. Çünkü 'in savunmasına baktım; 'in mal varlığı ile ilgili açıklayamadığı hiçbir şey yok. O yüzden müvekkilim aktır, alnı ak buraya gelmiştir, onurunu koruyarak gelmiştir. Bilgiler doğru değerlendirilirse hakkındaki hukuki durumu tespiti yapılacaktır. "Böyle kasa olur mu?" diye kocaman bir soru işareti bırakıyorum. Ben diğer örgütlü suç dosyalarında da böyle bir kasa görmedim. Kişisel, şahsi zenginleşmesi olmayan bir kasa görmedim, paravan şirketi olmayan bir kasa görmedim, şüpheli hesap hareketleri olmayan bir kasa görmedim. Nasıl kasa? Böyle kasa. Tolgahan Erdoğan’ın iddiasıyla kasa. Erkan Çakır'ın iddiasıyla kasa müvekkilim. 1 numaralı eylemle başlayacağım; . Bu eylem bizim için önemli. Bunu sizin evveliyatı bilmeniz için istiyorum, sebebi şundan kaynaklı: Hem soruşturmanın başlangıcı yapılmıştır; meslektaşım Baran Bey, normalde bu soruşturmanın başlangıcını anlatacaktı, bu dosyası ve CHP İl Binası dosyası onu anlatacaktı asıl şüphenin olmayışını. Ancak usul yönünden ben bunu birazcık anlatmak durumundayım, hem hukuk son bulduğu için bir önem atfettiğini düşünüyorum. Müvekkilim hakkındaki vaki diğer iddiaların kaynağının da anlaşılması açısından önemli, beyanların sebebinin anlaşılması açısından önemli. Şimdi buradaki süreç şöyle başlamış: , Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'na gidiyor. Kaç senesinde gidiyor sayın başkanım? 2020 senesinde gidiyor. İlk ifadesi 2020 senesinde. Dosya bir yetkisizlikle Bakırköy'e gidip geliyor arada, kısaltarak anlatıyorum. 2020 senesinde burada bir KYOK kararı veriliyor. Sonrasında da bu KYOK kararına itiraz ediliyor. Aslında burada usulden bir bozma var, esasa ilişkin değil ama dosya bir şekilde geri geliyor. Şimdi bu noktada bir de tarafından ticari ortaklarına karşı Bakırköy'de, Asliye Ticaret Mahkemeleri'nde açılan bir dava var. Bu kendi aralarındaki ticari ilişkinin ortaklıklarıyla da ilgili olan bir problem. Her iki dosyayı da fiziki olarak inceledim. Bu arada sizin dosyanızla çakışmış durumda değil o Bakırköy'deki alacak davası ve Büyükçekmece dosyası. Bu dosyalarla ilgili esas dosyasıyla çakıştığına yönelik iddiayla hareket ediyorum. Burada 'ün sayısız beyanı var. Bu sayısız beyanında da müvekkilim hakkında herhangi bir iddiası yok. 'in hakkında iddiası olmadığı gibi 'ün "senet verdi, çek verdi" şeklinde de bir iddiası yok. Yani "benden bir şey talep ettiler, ben de buna istinaden bir senet verdim, sonra bu senetleri ödeyemediğim için 13 tane daire verdim" diye bir beyanı yok. Ancak sonrasında yaşanan durum şu: , birdenbire para kulelerinin görüntülerinin medyaya, basına servis edilmesinden sonra 'a bir mesaj atıyor. O sırada KYOK kararı alınmış. Sayın Çalık diyor ki: "Görüntüler yayınlandı, benden aldıklarınız var ya demek ki İl binasını bu paralarla almışsınız" diyor. Ve gidiyor müvekkillerin hakkında bir tanık sıfatıyla bu dosyaya beyanda bulunuyor. Yani bakınız, burada CHP İl Binası dosyası soruşturmasına beyanda bulunuyor.
Burada bir beyanında, yani ilk beyanında şunu söylemiş. Bu 2024/64419 zaten soruşturma numarası da malum. Burada şunu söylüyor, diyor ki ifadesinde: CHP İl Binası'ndan bahsediyor. İl Başkanlığı binasını partiye satan Ali Rıza Braka'dan bir inşaat diyor, emlak konut diyor, bir proje diyor, "bunlar nasıl yaptı" diyor. Zaten Güller'le olan ilişkisi problemli, aralarında ticari uyuşmazlıklar da var. Sonrasında da şunu söylüyor, diyor ki: "Esasında görüntülere yansıyan paralar, 'in çantalar içerisinde paraları avukatın ofisine götürmesi de söylediğim hususları doğrulamaktadır" diyor. hakkındaki beyanı bu, bu ifadesinde. Bunun dışında da bir beyanı bulunmamakta. Ve şunu ekliyor, diyor ki: ", , , gibi isimler, haksız kazanç elde etmek için ortak çalışıyorlar" diyor. Şimdi gördüğünüz gibi burada da bir senet iddiası yok, herhangi bir beyan yok tarafından. Ancak sonrasında şu durum yaşanıyor. Bunu bir uzatabilir misiniz acaba bunu? Bunu Sayın Başkanım. Dün sorduğunuz için öncelikle anlatıyorum size. Müvekkilin beyanı aslında bu ifadeden de kaynaklanıyor. Sonrasında işin rengi değişiyor. 21 Ekim 2024 oluyor. Bu sefer o soruşturma numarası farklı. Yani bu görüntüler üzerine açılan CHP İl Binası'nın satın alınması soruşturma dosyası değil o. , 21 Ekim 2024 tarihinde bizim soruşturmamızda, yani İBB soruşturmasında tanık sıfatıyla ifade veriyor. Ben dosyada bunu çok aradı m, niçin çağrılmış burada tanık sıfatıyla diye. Bunun cevabını bulamadım. Haydi diğer tanıklar ve diğer tanık beyanlarına geçelim, o önemli. 21 Ekim 2024 tarihinde ise bambaşka bir anlatım yapıyor. Bu sefer daha önce vermiş olduğu ve tekrar diyeyim 23 beyanından farklı olan, 23 beyanı var evvelinde, bu sefer diyor ki: "Benden senet talep edildi, ben senet verdim, işte bu senetlerin bedeli bu kadardı, bunların iki taksitini ödedik, şöyle düzenlendi, sonrasında ödeyemediğimiz için bu senetleri geri aldık" diyor. Ve "ben" diyor "bunu, senetleri ödeyemediğim için daireleri vermek durumunda kaldım" diye çeşitli beyanlarda bulunuyor. Yani hikayenin baştan başa o güne göre verilen ifadelerden farklı bir zemine doğru gidiyor. Yeni bir senet hikayesi inşa ediliyor. Şimdi doğal olarak insan soruyor yani siz hangi tarihte gittiniz, hangi tarihte bu senedi verdiniz, şimdi "iki defa ödeme yaptım" diyorsunuz, bir senedi vermek için gitmiş olmanız lazım, bir ödeme yapmak için gitmeniz lazım, ikinci ödeme için gitmeniz lazım, sonra bir de senetleri teslim almak için gitmeniz lazım. Dolayısıyla birden fazla görüşme, irtibat, HTS baz verisi gibi yan verilerle destekleyici verilerin olması gerekiyor. Burada , senetlerin miktarı konusunda bambaşka bir şey söylüyor. senetlerin miktarı konusunda bambaşka bir şey söylüyor. Tarihler hususunda ikisinin de beyanları birbirinden farklı. Müvekkilim kendi ifadesinde izah etti. Burada 'ün sonra 10 Mart tarihinde bir beyanı var. Diyor ki: "22 Ağustos 2016 tarihinde parayı çektim ve vefat eden avukatın Oğuzhan'a verdim, o da ile birlikte bu parayı 'e teslim etti" diyor. Ancak bazı verilere yine bunu doğrulamıyor. Burada iddianamede ne yazık ki bir kurnazlık yapılmış, bunu da söyleyeyim. İki paragrafa yakın beyan olduğu için üzerinde duruyorum. Denilmiş: " ile 'in HTS baz verileri vardır" deniyor iddianamenin bu bölümünde. Ve bu baz verilerini de sanki müvekkilimin yanına gelindiği, senetlerin teslim edildiği ve ödemelerin yapıldığı bir tarihmiş gibi değerlendiriliyor. Buradan da bir illiyet kurup asli fail olarak cezalandırılması talep ediliyor.
Birincisi bu baz verilerinin tarih olarak farklı, tarih olarak uymadı, farklı bir tarihi buraya konulmuş. İkinci olarak da konum olarak farklı. Kişiler burada Beylikdüzü Mermerciler Sitesi'nde ödeme yaptıklarını söylerken Ataşehir baz verileri konumlanmış. Baz ve 30 tane baz verisi konulmuş. Ben müvekkilime gittim dedim ki, yani iddianamede 30 tane baz verisi var ile ilgili, bunlar da Ataşehir'de gösterilmiş dedim. Çok net bir şekilde şunu ifade etti: "Ben Ataşehir'e gittim ama Ataşehir'de işim olmaz" dedi. Bunun üzerine dedim ki ya bu Ataşehir'deki baz verileri nasıl inşa edilmiş? Baz verilerine baktım teker teker şeyin içerisinden, ham verilerin içerisinden. Bu ham verilerin tamamında bakın, her iki taraf sabit bir yerde değil. Her iki tarafın da seyir halinde olduğu, güzergahtan gitmekte olduğu, aynı yol üzerinde değil, farklı güzergahlar ama ortak baz verisinden veri çektiği için sanki çakışıyormuş baz gibi yansıtılmış. Dolayısıyla eylem yönünden HTS baz verileri de doğru değildir. İddianamedeki bu HTS baz açıklaması doğru olmamıştır. Nitekim çelişkili beyanların şunu da söylemek gerekir, miktar ve süreç yönünden de çelişkili tarafların beyanları. 'ün iki farklı ifadesi var, birinde 6 milyon, ötekinde 21 milyon demiş. İki farklı zamanda 1 milyon TL elden teslim edildi demiş, bunu doğrulayan başka bir yan delil veya baz verisi yok. bambaşka bir şey anlatmış, 15 milyon TL'lik demiş. Ondan sonra, veriler birbirleriyle de uyuşmuyor, senetteki bedel verileri. Bunun dışında daire başına 8-9 milyon TL değer biçiyor, öteki taraf 6-7 milyon TL değer biçiyor. Bu değer biçtikleri miktar ile senetlerdeki miktar da birbiriyle uyumlu değil. Dolayısıyla burada dikkat edilsin ki, açıklamaya çalışıyorum şu an aslında eylemleri de bir yandan... Davut Akay'ın iki tane beyanı var. Davut Akay, bu dosyanın tanığı. Anlatırız birazdan ama bu önemli. Şimdi ben bir grafik göstermiştim, etkin pişmanlık ifadelerinin sayısı ile ilgili ve çelişkileriyle ilgili. Yani bu durum tanıkta nasıl yaşanıyor, bunu anlayamıyorum. Davut Akay, Mart ayında ifadesi alınmış. Davut Akay tanık beyanında demiş ki: "Ben 'i tanımıyorum, 'in iş yerine de gitmedim, ne herhangi bir senet götürdüm ne de herhangi bir senet ödemesi yaptım" demiş. Emlakçılık yapıyorum şimdi bir yerde yaptığı işi anlatmış. İlk tanık beyanı bu Davut Akay'ın. Davut Akay'ın iddianamenin yazılmasına çok az bir süre kala, ikinci bir tanık beyanı da var. Ancak Davut Akay'ın tanık beyanları bu sefer ilk tanıklığının çok aksine. Diyor ki "Ben ile birlikte oraya gittim" diyor. ile gittiğini ve 'ün beyanını destekliyor oradaki ifadesinde. Şimdi etkin pişmanlık ifadelerinin çelişkisini dosyada alışıktınız da tanık beyanı nasıl bu kadar çelişkili olabiliyor? Yani 6 ay önce tanımıyorum ve gitmiyorum diyen tanık, 6 ay sonra gittim ve senet verdim diyebilecek hale nasıl geliyor? Davut Akay ile müvekkilimin arasında bir HTS baz verisi olmadığını, bunu destekleyen bir yan delil olmadığını tekrar edeyim. Aslında bütün bunları anlatmama gerek yok ama sebebi şundan kaynaklı. Beylikdüzü eylemlerinin tamamında şöyle bir hata olduğunu söylemiştim. Soruşturma makamı Beylikdüzü Belediyesi'nden imar işlem dosyalarını istemeden bu eylemleri inşa etmişti. Eylemin teknik yönü ve esası bakımından detaylı bir savunma yaptı. Burada zaten iddia edilen tadilat ruhsatıyla menfaatin verildiği söylenen tarih birbiriyle örtüşmüyor. Tam anlamıyla 252'nin maddi unsurunun oluşmadığı açık. Onun yapmış olduğu genel savunmaları ve teknik yönü bizler bakımından da değerlendirilmesini talep ederiz demekle yetineyim. Şunu söyleyeyim burada sadece, beyanında 22 Ağustos 2016 tarihinde ödeme yapıldığı iddiası vardı. Buradaki tadilat ruhsatının tarihi ise 22 Temmuz 2015 tarihi. Yani menfaatin elde edildiği ileri sürülen tarihten önce. Bu yönüyle zaten eylem tümden çöp.
İkinci eylem Kubist. 5 ve 8 bakımından ortak bir açıklama yapayım her birine. Şunu söyleyeyim, TCK 252'nci maddesi aracılıktan bir ceza sorumluluğu kurulabilmesi için şunların oluşması gerekiyor. Bir rüşvet ilişkisinin taraflarının belli olması gerekiyor. Menfaat türü ve miktarının bağlı olması belli olması gerekiyor. Menfaatin hangi kamu görevlisinin hangi faaliyeti kapsamında hangi işin yapılması veya yapılmaması için verildiğinin tespit edilmesi gerekiyor. Müvekkilim 'in bu süreçte teklifin talebin iletilmesi, anlaşmanın sağlanması veya menfaatin temini yönlerinden hangisini ne şekilde gerçekleştirdiğini somut, denetlenebilir ve çelişkisiz delillerle ortaya konulması gerekiyor. Bunun da dosyadaki mevcut delillerle ilişkilendirilerek yapılması gerekiyor. Şimdi gerek eylem 1 gerek gerek eylem 2 Kubist gerekse eylem 5 gerekse eylem 8 gerekse eylem 23 bakımından bunların, ben anlatacağım. Geri kalan eylemleri meslektaşım anlatacak ama bunların tamamı bakımından bu teklifin nasıl iletildiği, anlaşmanın nasıl sağlandığı, menfaatin temini, teklifin nasıl aktarıldığı, bunların hiçbirine dair somut delil yok, yok. Eylemlerin ortak özelliği bu. Yalnızca beyan var. Müvekkilime gidildiği iddia edilen, görüşme yapıldığı iddia edilen tarihlerin tamamı HTS baz verileriyle uyumsuz. Yazılı olarak vereceğim bunu. Bunun dışında Beylikdüzü Belediyesi'nin imar işlem dosyasındaki kayıtları ile menfaatin verildiği ileri sürülen tarihler de birbiriyle uyumsuz. Dolayısıyla bu eylemlerin tamamı bakımından 252'deki maddi unsurun oluşmadığı açık. Biz iddianamenin geneline dair bir kamu görevlisi değerlendirmesi yaptık. Müvekkilim kamu görevlisi değil, yalnızca kamu görevi icra ediyor, belediye meclis üyesi olduğu için. Ancak göreviyle ilişkili değil bu eylemlerin hiçbirisi. Bu iddianamemizde failsiz eylemler var. Yani rüşvet suçundan bahsedebilmemiz için bir kamu görevlisinin mevcut olması gerekiyor. Failsiz eylemler var. Bunu meslektaşım Baran Bey anlatacak, eylemlerin esasına ilişkin bu probleme, failsiz eylem sorununa. İddia şuydu, iskan alamadım diyordu. Bu yüzden 2014 yıllarında 15 milyon TL talep etti. İki gün sonra bir görüşme yaptık, de bu görüşmede vardı, 3 milyon TL'ye indiler. Sonrasında ben bu parayı ödemek için 'e bir daire ve 2,5 milyon TL nakit verdim diyordu. 'i huzurunuzda dinlediniz, bu beyanları kabul etmedi. 'ün beyanlarının bu özette doğru olmadığını söyledi. Detaylarını anlatacaktım ama vaktim yetmeyecek. ifadesinde söylediği bu 2014 yılının sonlarına doğru yapıldığını iddia edilen görüşme HTS baz verileriyle doğrulanmıyor. de buna ilişkin bir görgüsü olmadığını, sadece kendisinin sizin sorunuz üzerine 'e duyduğunu, duyuma dayalı olduğunu söylemişti. Eylemin teknik yönlerini Mehmet Murat Bey, anlattı. Konuşamayacak hale geldim bu arada. Burada iddia edilen iskan tarihiyle yani menfaatin verildiğini söylediği tarihle iskan tarihi de birbiriyle uyumsuz. Bu ikisi de birbiriyle uyumlu değil. Dolayısıyla bu noktada gerek esas anlamında menfaatin iddia edilen tarih, elde edilen, ileri sürülen menfaatin tarihi, bu ikisi de uyumsuz. Somut delilden yoksun, yalnızca 'ün beyanına dayalı olarak müvekkilim yargılanıyor. Bunun dışında paranın nasıl verildiği, nerede verildiği, ne zaman verildiği, kim vasıtasıyla verildiği, buna ilişkin yargılama yerinde somut bulgular da bulunmamakta.
Saat 12.50 oldu. Eylemleri anlatabilme imkanım yok sonrasında. Ek savunma talebimiz vardı sizden zaten geriye kalan kısım için. Başka bir eşitsiz uygulamayla karşılaşmazsam eğer ek savunmada bu eylemleri anlatmak isteriz esaslarını. Çünkü sanık beyanlarının müdafi savunması birbirinden farklı, benim müvekkilim bu eylemlerin teknik imkanlarını anlatamaz. Tahliye talebinde bulunacağım, 10 dakika gösteriyor saat şu an. Tahliye taleplerine dair söyleyeceğim şey şu Sayın Başkan, tahliye talebini nasıl yapacağım konusunda yani hem örgüt üyeliği iddiasına istinaden rüşvet eylemlerinde yer alan bir müvekkilim var hem de bu kadar haksız bir yakıştırmasıyla karşı karşıya kalan bir müvekkilim var. CMK'yı ben anlatmayacağım size bu aşamada. Tahliyeler konusunda çok cömert değilsiniz, ara celselerinde bunu gördük. Tahliye, çok yaşamsal bir şey. İnsanların hayatlarının devamı bakımından, aileleri bakımından, çocukları bakımından yaşam çok kıymetli bir şey. Kısa bir şey, sonu olan bir şey. Faili müdürler açısından aslında durum böyle. İçerideki bu zaman dilimi buradaki herkesin kendi hayatından, ailesinin hayatından da kaçırılan bir zaman. Ben Ataköy'de yaşıyorum. Evimin çok yakınında bir yaşam parkı var. Orada yürüyüşe gidiyorum. Ayamama Parkı. Ellerine sağlık yapanların. Hafta sonları gidiyorum orada. Hafta sonu vaktim varsa Gazhane'ye gidiyorum, bir konser etkinliğine gidiyorum. Gazhane çok güzel oldu Kadıköy'de, o eski Acıbadem'de. Ataköy Şirinevler'e çok yakın, metrobüsün olduğu kısım. KİPTAŞ'ın binası var, kentsel dönüşüm binası. Ben böyle metrobüs durağından onu görüyorsunuz beraberinde. Bunu söyleme sebebim şu; burada yargıladığımız insanların orada yapılan bu yerlerde bir evi olduğunu unutmamak gerekiyor. Biz orada bir 188 yargılaması yapmıyoruz. Burada bir Barış Boyun yargılaması yok, burada bir Daltonlar yargılaması yok, burada bir Redkitler yargılaması yok. Burada kişilerin can güvenliğine yönelik zarar verebilecek, hayati bir risk yaratabilecek bir yargılama yok. Burada bunu yapan insanlar yargılanmıyor. Bu bir mali suç dosyası. Tutuklu yargılamayı gerektiren bir durum yok burada. Bu insanlar burada kalır, size gelir yine ihale anlatırlar, yine irtikap var mı yok mu anlatırlar, nerede hangi işi niye yaptıklarını izah ederler. Bu dosyada tutukluluk gerçekten cezalandırma, koşulları anlamında bakarsak. Ben bu yüzden genel bir tahliye değerlendirmesi, tahliye talebinde bulunacağım. Bunu göz önünde bulundurmanızı sizden talep ediyorum. Savunmamın başlangıcında bir yasa tasarısını örnek vererek iddianamenin bütünündeki bir eşitlik tartışmasını dile getirmiştim ve şunu söylemiştim; Meclis'ten çıkmış olduğu bir yasanın, eşitlik uygulamasında ne kadar aykırı olduğunu, idam cezasına yalnızca bir kısım için getirdiğini söylemiştim. Bu eşitsizliği bazen bu kadar çıplak olabileceği gibi, şeklen düzenlenmiş olabileceği gibi-, bazen de böyle dosyalarda karşımıza gelebileceğini ifade etmiştim. Ve zulmün, siyasi görüş farklılıklarımıza rağmen, inançlarımıza ve milletlerimize farklılığımıza rağmen, etnik kökenlerimize rağmen ortak duygumuz olduğunu söylemiştim. Burada bu kadar uzun süre yaşanan şeyin kendisi zulümdür. Hukuki değerlendirmelerimiz farklı olabilir, esas hakkındaki düşüncelerimiz farklı olabilir, algılarımız farklı olabilir ama zulüm, tespitlerinde mutabık olmak zorunda olduğumuz bir konu, bizi biz yapan şey. Biz sizlerle aynı şeyleri büyüyoruz. Aynı çizgi filmleri izledik, aynı hikayeler bizi mutlu ediyor, aynı fıkralar bizi mutlu ediyor. İhtiyaç duyduğumuz şey de bu duygunun kendisi.
Son olarak da şöyle tamamlayayım. Bugün kaygılarımız var bulunduğumuz yerlerde, bulunduğumuz konumlarda. Neden hukukçu olmaya karar verdiğiniz ilk güne ihtiyaç var. Avukat olmayı biz niye seçtik, siz niye hakim olmayı tercih ettiniz, sayın savcım niye savcı olmak istedi... O ilk günün önemli bu kararları verirken. Böyle ilk günlerde kendimizi daha bağımsız hissederiz, daha tarafsız hissederiz, belki daha cesaretli olabiliriz. Çünkü yaş ilerledikçe ve kıdem arttıkça kaybedilecek şeylerin sayısı da artıyor hayatta ama o ilk günler daha cesuruz. Hakikaten hepimiz açısından geçerli. Ben o ilk günün tahliye değerlendirmesini yapmanızı talep ederim. Burada büyük bir mağduriyet var. Bu sebeple, bu dosyada tutukluluğun ağır olduğunu gözeterek en başta da kendi müvekkilimin tahliyesini ve beraatini talep ederim. Bir dakikamı alayım, meslektaşıma bırakayım kayda geçsin diye. Savunmasını yapamadı çünkü. Fatih Bey çok onurlu bir insan. Müvekkilimle de bir bağ var aramızda. Biz avukatlar olarak kendisinden razıyız. Bugün savunmamızı yapamadık, inşallah siz de bizden razısınızdır. Yürüyecek yolumuz var….
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.