Savcı Bey, siz söylemiştiniz; 'Hani Ali İhsan Mengil'i tanımadığınızı söylüyorsunuz,' diye. O galiba bir yanlış anlaşılma oldu, onu düzeltelim; bir anlamı olsun. İkinci tutukluluk ifadesinde zaten biz vardık yanında. Sorulan tek soruya da cevabı şu: 'Bana sormuş olduğunuz Ali İhsan Mengil isimli şahsı daha önce kendisinden daire satın aldığım için tanırım.' Araları geçiyorum; 'Yücel Mengil'i, 'ı tanımam. isimli şahsı tanımam. Hayatımda hiç görmedim.' Hani orada öyle bir karışıklık ve yanlış anlaşılma kalsın istemediğim için düzeltiyorum. Tutuklulukla ilgili aslında burada önemli olan şey şu: Müvekkil, ilk olarak 'ün beyanlarıyla tutuklanıyor; ama sonrasında bu tahliye hususunu biliyorsunuz zaten yani. 1 Aralık'ta ve 1 Haziran'da tutuklanıyor. Sonrasında biz tutukluluğa itirazlar yapıyoruz. 'ün beyanlarıyla tutuklanıyor; tutukluluk itirazımız sonrasında tahliye olup dört gün sonra tekrar tutuklanıyor. Ama burada önemli olan husus şu: İkinci tutuklama gerekçesi yapılan Ali İhsan Mengil, Yücel Mengil ve 'ın beyanları zaten 24 Haziran'da dosyada varken, Eylül ayında biz tekrar tutuklanıyoruz. Bu beyanlar gerekçe gösterilerek tutukluluk itiraz dosyaları bir bütün olarak gidiyor zaten. Yani dolayısıyla bu 59. Asliye Ceza Mahkemesi kararını verirken; 'Beyan ile sadece tutuklanamaz; kişinin ailevi durumu, geçmişte hiçbir dosyasının olmaması, bunların olmama ihtimalinin de şüpheli lehine değişiklik olma ihtimalinin de değerlendirilmesi gerektiği, beyanların doğruluğunun araştırılmakta olduğu,' deyip aslında tahliyeye karar verirken orada dosyada , Yücel, Ali İhsan; bunların beyanı da vardı. Ya sonrasında biz tahliye olduğumuz için bir koz olarak bu beyanlar kullanılmış oldu. Bunu biz tutukluluğumuzun yedinci ayında dosyaya falan baktığımızda öğreniyoruz zaten. Orada o hususu belirtmek istiyorum. Bir de burada yaşadığımız süreç olarak da bu tutukluluk sürecinde tutukluluğa itiraz sonucu bir karar veriliyor: 'Tutukluluğun kaldırılması ve ev hapsi kararı.' Ama bu karar bize gerekçeli karar tebliğ olmadan... Ne gerekçeli karar; biz tahliye olduk, ben dışarı çıktım, tahliye oldum. Arıyor telefonla kızını; inanmıyoruz, dolandırıcı zannediyor. Avukatlara da haber yok zaten. Taksiyle gidiliyor, alınıyor vesaire. Biz daha kararı görmeden savcı kesin karara itiraz ediyor. Neden? İtiraz tabii ki kabul olmuyor; yani teknik olarak mümkün olmadığı için bu sefer dört gün sonra tekrar çağırılıyoruz, tekrar tutuklanıyor. Ben zannettim ki ya bir yanlışlık oldu, gerçekten bizim ifademize başvurulacak. Biz o tutuklama, ikinci tutuklama sürecinde meslektaşımla birlikteydik. Yani akşam ben İzmir'den kalkıp geldim; savunmayı işte savcı tekrar ifadeye çağırdı dediği için uçağa bindim, geldim. Akşama kadar bekledik. Orada gördüğümüz muamele de çok kötü. Yani biz bunları yaşadık. Siz, ben şimdi sizin yerinizde olsam derim ki: 'Ya bunları anlatıyorsunuz, meslektaşlar da anlattı. İşte açıkta bekledik, işte vatandaşlığı yaşadık mı?' Ben olsam derim. Bunları ben yapmadım zaten, bunlarla benim ne ilgim var? Ama buradaki insanlar bunları yaşayarak buraya geliyorlar. O sizin tutukluluğun devamı kararları da aslında toplu olarak verildiğinde biz... Ya, ben her tutukluluk devam kararında ümitleniyordum yani. Diyordum ki: 'Bu sefer incelenir, yani sırayla bakılıyordur, şimdi bakılır.' Hiçbirine bakılmamış oldu. O yüzden bunları söylüyorum ki yaşadıklarımız yani bilinsin istiyorum ve biz ilk defa kendimizi ifade ediyoruz on aydır.
Hüsnü Yüksel Tunar Müdafii Av. Elif Hilal Çopur Savunması
Bu ikinci tutukluluk sürecinde savcılığın kapısında, odada ifade vermek için bekliyoruz. Ayakta bekliyoruz. Kalemden diyorum ki: 'Beş saat oldu, savcıyı bekliyoruz.' 'İçeride başka biri var,' dediler. Beş saat oldu, akşam altıya geliyor; sandalye alamıyoruz. Biz orada hani böyle şey gibi muamele görüyoruz; yani biz vatandaşlıktan falan çıkarıldık herhalde. 'Sandalye alabilir miyiz?' 'Oturmanız yasak.' 'Bir su alabilir miyiz, bir şey yiyip içebilir miyiz?' 'Yasak.' Ben korktum, başka bir şey var herhalde. Sonra biz içeriye giriyoruz. İçeri girdiğimde zaten bizim asıl dosyanın savcısına ifade veremiyoruz; o da aslı bitmemiş, bambaşka bir savcıya ifade veriyoruz. Yani biz daha dosyanın savcısıyla görüşme hakkımız da yok. Yani şöyle bir kağıt vardı elinde, ben orada olduğum için biliyorum; orada da fosforla çizilmiş bir cümle: 'Altı milyon paranın dövize çevrildiğine dair.' Tek soru, tek cevap: 'Çıkabilirsiniz.' E tamam, müvekkilimizin tutuklanmasına dair başka bir şey; işte ev meselesi, çek meselesi keşke sorulmuş olsaydı. Yani biz ilk defa anlatıyoruz. Ben sormanıza mutlu oldum zaten. Geçen, daha dün görüşe gittiğimizde —bir gün önce gittim görüşe— dedim ki: 'İnşallah sorarlar.' Yani hiç kimse sormadı, orada hiçbir şey sorulmuyor. Altı milyon parayla ilgili ifademizi veriyoruz ki; bu kadarsa tamam artık, hani herhalde onların bir olayı var. 'Ali İhsan abi' deniyor, yani sektörde de büyük. Biz şoka girdik. Ofise dönüyorum, diyorum ki: 'Ne oldu, Hüsnü abi nerede falan?' Bana soruyorlar. Diyorum ki: 'E Ali İhsan Mengil, , böyle bir beyan var.' Ben o arabaya nasıl bindiğimi düşünün; kızı arabada bekliyor, eşi —işte eski eşi diyeyim ama biz bir aileyiz yani— ve bütün herkes haber bekliyor. Ben aşağıdan bindiriyorum, tekrar Silivri'ye gidiyor. Zaten Sulh Ceza'da da biz bir ifade veriyoruz ki; yani şöyle yani, siz şimdi bakın... Bakıyorsunuz mesela, kafayı kaldırıp bakmıyor. Ben anlatıyorum; böyle ifadeler... Ve en son 'Söylediğiniz sözlerle çıkabilirsiniz,' deniyor. İki dakika sonra böyle bir gerekçe... Yani o gerekçenin zaten o an yazılmadığını hepimiz biliyoruz. Ama ben de diyorum ki: 'Niye böyle bir muamele görüyoruz?' Siyasi bir dosya olabilir ama —ya siyasi bir dosya olmasını anlamıyorum da bu benim şahsi görüşüm, bunun sizin için hiçbir önemi yok— ama biz bu dosyada neredeyiz? Ben onu anlayamıyorum. Ben şimdi fiziken; yani mantık kuralları, hayatın olağan akışı işte... Gerçekleşemeyeceğini anlatacağım zaten. 'ün beyanıyla başlayacağım ilk olarak. 122 değil, 123 ile başlayacağım bunu da aynı şekilde.
22 Mayıs'ta ifade veriyor. Sulh ceza ifadesini de söyleyeceğim, avukatının ifadesinden bir cümle okuyorum. Diyor ki: 'Benim bahsi geçen konu ile herhangi bir bilgim yoktur. Konudan burada haberdar oldum. Benim yardım etmem konusunda baskı ve söylem olmadı. Olanı da duymadım.' Tekrar 22.05'te savcıya gidiyor bu sefer. Savcıda da diyor ki: 'Normal ödeme planı dışında hiçbir şekilde ödeme almadım, şahit olmadım, duymadım.' Bu sefer sulh cezaya çıkıyor. Sulh cezada diyor ki: 'Kimseye rüşvet vermedim, kimseye bir şey vermedim. Beni bugün cezaevine gönderirseniz ben orada ölürüm. Benden kimse zorla para alamaz.' Psikoloji bu yani anlatabiliyor muyum? Cezaevine gidersem ölürüm diyen bir insan bu kadar net reddediyor. Hani 'görmedim duymadım, benim şahit olduğum bir şey yok' demiyor, kesinlikle benden para alınamaz. Bunları söylüyor, bir hafta sonra da diyor ki: 'Evet para vermiştim.' Ne zaman? 2024 yılının bir tarihinde. Savcı demiyor ki: 'Hangi tarihinde?' Ya bu çok şey, az önce de söylediler; hangi tarih? Biz şu hakkımızı kullanamıyoruz mesela: 'Ben o tarihte orada değildim' deme hakkım yok çünkü hangi tarih olduğu belli değil. 'Ben o tarihte işte onunla görüştüm ama şu alışverişi yaptım' yok, çünkü tarih yok. Avukatı da bu arada sulh cezada da avukatı ifade veriyor diyor ki: 'Müvekkilim 15 yıldır patronluk yapıyor, niye birine gitsin para versin? Bu işlerle zaten ilgilenmiyor, bilmesi de mümkün değil' diye avukatı da böyle söylüyor. 'Niye birine rüşvet verelim?' vesaire. Şimdi bu kadar güçlü bir inkardan sonra bir hafta sonra diyor ki; 29 Mayıs... 22 Mayıs'tan 29 Mayıs'a geldik. Diyor ki: 'Ticarette sıkıntı yaşıyordum, alacaklarımı alabilmek için telefonumda Hüsnü Simge Fidancılık kayıtlı şu numarayı arattı.' Ee? '2024 yılı içerisinde tarihleri tam hatırlamamakla beraber...' -hala hatırlamıyor bu arada- savcılık aramaya, bir arayışa girdik ve 'Bu parayı acaba ne zaman çekmiş olabilir?' diye bulduk. Bir tanesini hiç bulamamış savcılık ya da işte bu raporu hazırlayanlar. İkisini bulmuşuz. Hatırlamamakla... 'Biri 10 bin dolar, biri 15 bin dolar para verdim' diyor. Sonra da diyor ki: 'Biri 10 bin dolar, biri 15 bin dolar, biri 12 bin 500 dolar para verdim.' Rakamı iki iken üçe çıkarıyor. Bir de bunları söylerken de yine aralara şunları serpiştiriyor, diyor ki: 'Ben zaten sadece bu paraları verdiğim tarihte görüştüm iki sefer.' E sonra üçe çıkıyor. Sonra diyor ki: '5 yıl içerisinde...' -Hüsnü'yü 15 yıldır tanıyor, siz sordunuz o da güzeldi ve yerindeydi- '15 yıldır tanıyorum ama 5 yıldır hiç' diyor, 'sadece bu paraları verirken görüştüm, o da geldi benim fidanlığımda aldı.'
Bu paraların çekim tarihine bakmış, MASAK raporunda var. Birini 14'ünde çekmiş, 12 bin 500'ü 14'ünde çekmiş; 15 bin'i 17'sinde çekmiş. Ama diyor ki: '15 bin'i ilk verdim, 12 bin 500'ü sonra verdim.' Şimdi ben onun yalanlarını çürütmekle, masum olduğumu ispatlamaya çalışıyorum. Yani bu delilleri bulduğumda hep meslektaşlar diyor ki: 'A sevinirsin bak ne güzel bunları söyle anlat.' Hiç sevinmiyorum, ben çok öfkeleniyorum. Çünkü bu deliller zaten ben buluyorum da savcılık makamı bunu görmüyor mu? Yani bunu oraya yazan da bunu görüyor. Ama mesela adamın yalan beyanına ben bir açıklama yapmak zorunda kalıyorum. Onu anlayamıyorum, anlatamıyorum da zaten. Bir de şöyle bir durum var, ben bunu yine hayatta olur mu diye getireceğim. Sözde bütün ticari hayatında bir kere rüşvet verdiğini söylüyor; hani işte bu 'dayıma' verdiğini sözde. Rüşvet müvekkilime verdiğini söylüyor. O rüşvet de ifade tarihinden kaç ay önce? İfadenin alınma tarihi Mayıs 2025. Sözde paraların çekildiği, bir yıl önceki bir tarih. Ya bir kere ömrü hayatında rüşvet veriyorsun; parayı hatırlamıyorsun, rakamı hatırlamıyorsun, tarihi hatırlamıyorsun, kime verdiğini nasıl hatırlıyorsun? Nasıl bir beyan ki bu? Bunun başı yok sonu yok yani. Burada rakamları şeyleri geçiyorum. Bir de 37 bin 500 dolar neyin rüşvet parası onu da anlayamıyorum. Yani 30 bin olur 40 bin olur, 37 bin 500 nasıl bir rüşvet parası? Ama o neden oluyor? 10 bin-15 bin demişti aslında ama 10 bin yok kayıtlarda, MASAK raporunda 10 bin hiç çekilmemiş. 15 bin bulunuyor. 'E iki sefer görüştüm' dedi ya, 12 bin 500'ü ekliyor o da 37 bin 500 falan oluyor. Tamam şüphe olsun ama şüpheyle 4 ay tutuklu kalıyor, o zaman işte açıklanamaz oluyor, o zaman biz bu öfkeyi duyuyor oluyoruz. Şüphede kal, bununla ilgili herhangi bir şey yani savunma yapmaktan da hicap duyuyorum yani bununla muhatap olmak da çok kötü. Bütün ifade bu, Kadir'le ilgili başka söz... Ha bir de, yani işte zaten... Bir de diyor ki: 'Ben bu rüşveti diyor alacaklarımı alabilmek için verdim, işte ödemelerimi alamıyordum.' Bir sayfa Ağaç A.Ş.'nin 'e yaptığı ödemelerin listesi var elimde, bakacağım. Her ay bizden daha düzenli ödeme alıyor. Her ay 1 milyon, 800 bin, 750 bin ödeme alıyor. Rüşvet verdiği Mayıs'ta veriyor ya sözde rüşveti; Haziran'da bir ödeme almış 300 bin lira. Rüşvet verdiğin ay en düşük ödemeyi rüşvet verdiğin ay almış. Allah ayağına dolandıracak ya, onu oradan buluyorum. Yani bütün bir yılın ödemesi koyuluyor, en düşük ödemede spesifik bir düşüş var rüşvet verdiği ayda.
Bir de diyor ki: 'Ben alacağımı alamıyorum, zor durumdayım.' Sektörün en büyük firması zaten herkes söylüyor, adam 6 saat ifade vermiş diyor ki: 'Biz diyor sektörde bir şey danışırdık ederdik.' İlk alışverişini de ondan yapmış. 'Ben' diyor 'zor durumdaydım.' Bunu da taksitle filan veriyor. Alacağı ne kadar, kendi ağzıyla söylüyor ki: '25 milyon alacağım var.' E bizim 2024 yılında 40 milyon alamadığımız alacak var, ben kendime hayrım yokken sana nasıl aracılık edebilirim? Mantıken bir mantığı var mı bunun? Ben örgüt üyesiyim, ben işte yakın oluyorum, rüşvet aracılık ediyorum ama kendi alacağımı alamıyorum. Bir de işte dediği bu; 'Ben paraları, rüşvet paralarını Hüsnü'ye teslim ettim.' Nerede verdin? 'Geldi fidanlığıma orada verdim.' Biliyor ki bizim ticari bir reel alışverişimiz var. 17 Mayıs 2024'te de, 14 Mayıs 2024'te de bu paraların çekildiği... 10 bin yok demiştim zaten. Onlarda da Mayıs ayı içerisinde hiçbir baz kayıtları yok. Biz tam tersi; müvekkil diyor ki ilk ifadesinde bile 'Niye böyle söylediğini anlamıyorum, ben ondan fidan alışverişi yapıyorum, sık sık fidanlığına da uğrarım' diyor. Ben şimdi size verdiğim dosyanın ekine koydum. Biz oradan fidan alışverişi yapıyoruz. Başka tarihlerde de görüşüyoruz ama bu yalan neden önemli biliyor musunuz? Yani bir insan bir şey gizliyorsa ya da bir kurgusal bir şey yaratıyorsa yalan söyler. Basit bir konuda bile yalan söylüyor. 'Yani ben görüş...' Bir de zaten şu da var yani; tanımadığın bir adama sen nasıl güvenip yani görüşmüyorsun, bilmiyorsun, yakınlığın yok, ona bir para veriyorsun... Bu da zaten ne kadar mantığa uygun? Bir de görüşüyorsan neden 'görüşmedim' deme gereği duyuyorsun? Bunu gizleyecek bir şey yok ki. Bizi ilk çağırdıklarında söyledik zaten 'Hayır biz fidan alışverişi yapıyoruz' vesaire diye. Koydum oraya listeler halinde, gerçek bir ticari alışverişimiz var, hepsinin de belgeleri var. Bütün HTS ve baz kayıtları bizi doğruluyor . Şimdi onu kısaca sadece okuyacağım. Çünkü bize isnat edilen şey cümlelerin sonunda şey yazmış savcılık -o zaten bir başka savcı- yazmış: 'HTS ve baz kayıtlarıyla 'la görüşmesi var, işte Ümit'le görüşmesi var, işte Kadir'le görüşmesi var.' Ama şimdi HTS kayıtlarına baktığımızda bütün deliller bizim beyanlarımızı doğruluyor . Mesela 2019-2025 Ağaç A.Ş. Genel Müdürü; 868 kere irtibat kurmuş, Hüsnü Yüksel 318 kere. Yani sen ayda 12 kere görüştüğün birine, ayda 4 kere -hesaba vurursak- görüşen birini aracı kılıyorsun. Bu ne kadar mantığa, mantığa uygun? Biz hizmet işi yapıyoruz; otoyolların kenarlarında çapa tırpan insanlar çalışıyor. Bu kişinin görüşme sıklığı mı daha fazla olur yoksa mal fidan satışı yapan kişinin mi? Ama mesela savcılık bunu sanki bizim aleyhimizeymiş gibi yapıyor. Aleyhimize değil ki bunlar lehe deliller bunlar. Bizim bir yakınlığımızın olmadığını gösteriyor. Bir de burada 407 sanık var bu dosyada, 105'i tutuklu."
Mengil ailesi ve dışında, müvekkilin adını geçiren hiç kimse yok. Şimdi mesela , Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü; ile 676 kere irtibat kaydı var, Hüsnü Yüksel ile 129 kere. Murat —gene özel kalem müdürü— ile 344 irtibat kaydı var, Hüsnü Yüksel ile 263 kere. Kerem Celil Uzunlar, Ağaç A.Ş. Fidanlık Müdürü; 'ün 127 irtibat kaydı var, Hüsnü Yüksel ile 4 kere. Yani , 'ün 66 irtibat kaydı var; Hüsnü Yüksel sıfır. Sabit Tuncel, Ağaç A.Ş. Satın Alma Müdürü... Yanlış anlama; sen Hüsnü Yüksel irtibat kaydı... E peki Kadir diyordu ya; 'Beş yılda ben hiç, telefonda da sadece bu iki kez için görüştüm,' diyordu. Hüsnü Yüksel ile ; 2020-2025 arası 17 irtibat kaydı var. Biz zaten onu söyledik; bu beyanlar bizim söylediklerimizi doğruluyor zaten. Adam telefonla görüştüğünde 'Görüşmedim,' diyor; 'Fidan alışverişinde parayı orada da vermedim,' diyor ama 'Rüşvet parasını ona teslim ediyorum,' diyor. Ama o tarihlerde tam tersi, görüşmesi yok. Yani başka Kadir'le ilgili söyleyebileceğim... Yani bir de şu var mesela; ile yakınlığa dair de soru sordunuz. O da yine bu iddianameyi okuyunca bu soru gelir zaten, o yüzden okunduğuna teşekkür etmiştim. diyor ki —altı saat belki ifade vermiş, okuyoruz tabii ki dosyadan bize de bağladıkları için— diyor ki: ' benim komşum zaten, ben haftanın iki üç günü akşamları uğrarım. Niye böyle bir şey söyledi anlamadım,' diyor. 'Kadir ne kadar yakınsa Hüsnü ile de o kadar yakınım,' diyor. Hatta 'O kadar bile değil yani, Kadir sektörün en büyüğü,' bunu söylüyor. İşte çekincesi olmayan insan böyle ifade veriyor; ama çekincesi olan 'Hiç telefonla görüşmedim,' diyor ama görüşme kaydı çıkıyor. Yani bu böyle; oda üyelikleri var, bir de hemşehrilik meselesi var ya... İşte dosyada bir kişi var, şimdi burada hep 'kavgacı mavgacı' adı geçti, onu da söyleyeceğim. Ha evet, o hemşehrilik yakınlıkları var, oda üyeliğinde ortak iş... Bunu bir suç isnadı için söylemiyorum, bağlayacağım. Komşuluk yakınlıkları var, sektörün en büyük firması ama aracılık edeceği zaman dönüp Hüsnü'ye mi veriyor gerçekten? Niye şahit kılsın ki? Akşamları görüştüğü birine zaten... Adamın görüşmekten hiçbir beisi olmadığını kendi söylüyor.
Yani böyle bir iddia var ama bir de sektöre sanki işte Hüsnü Yüksel, Ali Bey'le yakındı ve işte o yüzden de bu sektöre öyle girdi gibi bir iddia var. Bu göreve 2019'da geldi, daha öncesinde de belediye işi yapıyor. Daha öncesinde kendisinin hiçbir alacak verecek dosyası yok, hayatında mahkemeye çıkmamış. Burada dönen hesaplar var kendi aralarında. 'ün husumeti soruluyor ama bu çok özel bir soru ya; bu bir de faili aklayan bir soru. Öyle bir şey ki bu yani ilk iftirayı atan kazanıyor. Öyle bir soruşturma... Sizin için söylemiyorum, soruşturma süreci için. 'İlk iftirayı atarsan niye resim durduk yere oluyor?' Ama adam düşünüyor; 2024 yılında olaylar var, reel bir ticaret var, yakınlığı var ve birini söylüyor. Sonrasında gelenler için farklı birini söylemek mi daha kolay, yoksa aynı söylenen şeyi söylemek mi? Ki burada da iki kişiden bahsediyoruz ama iddianameyi okuduğunuzda farklı bir algı yapılıyor. 'le ilgili bir de işte bu bütün iddianame 'a götürüldüğüyle ilgili ama 'ın beyanında da dayım yok zaten. Hüsnü Yüksel'in, müvekkilin rüşvet parası aldığını söyleyen bir Allah'ın kulu da yok. Yani paraya bakıyorsak para da yok. Diyor ki; 'Hiç böyle bir para girişi de yok.' Yani bunu nasıl şey yapacağız? 'la sıfır irtibat, sıfır baz; şoför Ahmet sıfır irtibat, sıfır baz; sıfır irtibat, sıfır baz... Kapasite AVM'de döndü deniyor, hadi onu şoförlerle döndü deniyor; ömründe gitmemiş. Yani bilmiyorum nereye bağlanıyor bu konu? Şimdi mesela , Ağaç A.Ş. satın alma müdürü. ile altı yüz yetmiş altı kere irtibat kaydı var. Hüsnü Yüksel’in yüz yirmi; dokuz kere Murat... Yine Özel Kalem Müdürü ile üç yüz kırk dört irtibat kaydı var. Hüsnü Yüksel ile iki yüz altmış üç kere. Kerem Ceylan Uzunlar, Ağaç A.Ş. fidanlık müdürü; ile yüz yirmi yedi irtibat kaydı var. Hüsnü Yüksel ile dört kere. Yani ’nın ile altmış altı irtibat kaydı var; Hüsnü Yüksel ile ise sıfır. Sabit Tuncel, ağaç-arsa satın alma müdürü. Yanlış anlama olmasın, Hüsnü Yüksel ile irtibat kaydı...
Peki, Kadir diyordu ya; "Beş yılda telefonla sadece iki kez görüştüm." Hüsnü Yüksel, Kadir için "2020-2025 yılları arasında on yedi irtibat kaydı var" demiş. Biz zaten bunu söyledik. Bu beyanlar bizim söylediklerimizi doğruluyor. Adam, telefonla görüştüğü halde "görüşmedim" diyor. "Fidan alışverişini orada yapmadım" diyor ama "rüşvet parasını ona teslim ediyorum" diyor. Fakat o tarihlerde tam tersine bir görüşme kaydı yok. Başka Kadir ile ilgili söyleyebileceğim; ile olan yakınlığına dair bir soru sordunuz. İddianameyi okuyunca bu soru zaten akla geliyor, o yüzden okunduğuna teşekkür etmiştim. , belki altı saat ifade vermiş; dosyadan okuyoruz. Bizi de bağladıkları için... Diyor ki: " benim komşum zaten, haftanın iki üç günü akşamları uğrarım. Niye böyle bir şey söyledi anlamadım. Kadir ile ne kadar yakınsam Hüsnü ile de o kadar yakınım." Hatta "O kadar bile değil" diyor. Kadir, sektörün en büyüğü; bunu söylüyor. İşte çekincesi olmayan insan böyle ifade veriyor. Ama çekincesi olan, görüşme kaydı çıktığı halde "hiç telefonla görüşmedim" diyor. Ayrıca oda üyelikleri ve dosyada adı geçen bir hemşirelik meselesi var. Burada hep "kavgacı" diye adı geçti, onu da söyleyeceğim. Evet, o hemşirelik yakınlıkları ve oda üyeliğinde ortak iş var. Bunu bir suç isnadı için söylemiyorum, konuyu bağlayacağım: Komşuluk yakınlıkları var. Sektörün en büyük firması, aracı kılacağı zaman dönüp gerçekten Hüsniye mi veriyor? Niye onu şahit kılsın ki? Akşamları görüştüğü birine zaten... Hem de besi (hayvancılık) olmadığını kendisi söylüyor. Yani böyle bir iddia var ama bir de sektöre sanki Hüsnü Tuna ve Ali Bey ile yakınlığı sayesinde girmiş gibi bir iddia var. Bu göreve 2019’da geldi. Daha öncesinde belediye işi yapıyordu. Daha önce kendisinin hiçbir alacak-verecek dosyası yok, hayatında mahkemeye çıkmamış. Burada kendi aralarında dönen bazı hesaplar var. ’ün husumeti soruluyor ama bu çok özel bir soru; adeta faili aklayan bir soru. Öyle bir şey ki bu, ilk iftirayı atan kazanıyor. Soruşturma süreci için söylüyorum; ilk iftirayı atarsan neden durduk yere resim olsun? 2024 yılında yaşanan olaylar ve reel bir ticaret var. Bir yakınlığı var ve bir isim zikrediyor. Sonrasında gelenler için farklı birini söylemek mi daha kolay, yoksa zikredilen ismi tekrar etmek mi? Burada iki kişiden bahsediyoruz ancak iddianame okunduğunda farklı bir algı yaratılıyor. Son olarak; ile ilgili bu iddianamenin ’a götürüldüğü söyleniyor ama ’ın beyanında böyle bir durum yok. Zaten Hüsnü Tınar’ın müvekkili. Rüşvet parası aldığını söyleyen bir Allah’ın kulu da yok. Paraya bakıyorsak, para da yok; "Böyle bir para girişi yok" deniliyor. Bunu nasıl izah edeceğiz? ile sıfır irtibat, sıfır baskı. Şoför Ahmet; sıfır irtibat. ; sıfır irtibat. "Capacity AVM’de döndü, şoförlerle döndü" deniyor ama adam ömründe oraya gitmemiş. Bu konunun nereye bağlandığını bilmiyorum, bence hiçbir yere bağlanmıyor; burada sadece dedikodu konuşuyoruz. Çünkü biz tutukluluğun yedinci ayında bu bilgileri öğreniyoruz. Evraklara erişemediğimiz için sorguya giderken yanımda Yeni Şafak gazetesinin kupürünü götürüyorum. Oradan okuyorum; "Kadir böyle ifade vermiş, böyle bir şey mi var?" diye ama öğrenemiyorum. ile ilgili söyleyebileceklerim bu kadar.
Her şeyin çok açık ve anlaşılır olduğunu düşünüyorum. Hızlı anlattığımda da anlaşıldığını düşünüyorum. Meslektaşlarım da tabii ki anlaşılır olmak için yavaş konuşuyor ama anlaşıldığımı düşünüyorum ve şeye devam ediyorum. Ali İhsan'larla ilgili. ve bu dosyada dediler "150 tane işte bizim tedarikçimiz var." Hatta azaldı işte "200 küsür" dediler, azaldı 80'e 90'a düştü. Bu kadar kişi var. Ağaç AŞ kurumunun içinde yüzlerce çalışan var. Belediye, örgüt mörgüt kimsenin isminin "H"si geçmiyor ama bu iki kişide geçiyor ve bu iki kişinin de ortak bir yanı daha var. Bu kişiler birlikte tutuklanıyorlar. 22.05'te Sulh Ceza'ya da birlikte gidiyorlar. Bu işte "Ölürüm de ben hapse girmem" falan... Bunların hepsi bir grup yani. Biri başka bir yerde alındı, biri başka bir yerde alındı da öyle de değil. Bir tek bu iki kişi ya bunların da lafından dolayı biz 10 aydır kapalı cezaevinde yatıyoruz. Bu Ali İhsan Mengirlerin de ilk ifadesini kısaca söyleyeceğim. Diyor ki: " isimli şahsı hemşehrim olması sebebiyle 94'ten beri tanırım. Kendisiyle bir dönem siyaset yaptık. O dönemden bu yana muhabbetimiz devam etmektedir." diyor ki: "'ı babamın 35 yıllık arkadaşı olduğu için tanıyorum. Şirkete danıştığım, başka çalışan yok." diyor ki: " ve Ağaç A.Ş. Genel Müdürümüz 'la uzun yıllara dayanan bir dostluğu bulunmaktaydı." Hatta iddianamenin 3 bin 058. sayfasında diyor ki: ", 'la samimiyetine binaen görüşmeleri babam yapardı." Şimdi buna da biz aracı oluyoruz. Bu kişilerin de bütün söyledikleri beyanlar kendi içinde de çok çelişkili ve fiziken mümkün olamayacak. Anlatıyorum. İrtibat kayıtlarını burada önce söyleyeyim yakınlık derecesini anlamanız için. 2019-2025: Ağaç AŞ Genel Müdürü ve 'in 1.084 irtibat kaydı var. 'ın 25 irtibat kaydı var. 'in 7, 'nın 318 irtibat kaydı var. Bu da yine ayda 16 kez telefonla görüşmeye vuruyor. HTS kayıtlarını doğru kabul ediliyorsak ve bir anlam ifade ediyorsa yine bizi doğruluyor yakınlık derecesi olarak. , Ağaç AŞ Genel Müdürü; 79 kere daha 2024-2025'te görüşmüş. Fatih Temur mesela, ihale şefi; 18 kere görüşmüş. 132 irtibat kaydı var, Hüsnü Yüksel'in 30 irtibat kaydı var, Dinçer'in 124. Yakınlık derecesiyse bu kayıtlar bunu gösteriyor. , satın alma şefi; 0 irtibat kaydı var. Bunlara 8-10 tane irtibat kaydı var. Bunları rapor olarak koydum oraya. Kerem Celil Uzunlar, Ağaç AŞ Fidanlık Müdürü; 124 irtibat kaydı. Hani bunları da ben "Başka kimseyi de tanımıyoruz" dedikleri kişiler. 3, Hüsnü Yüksel 4. Sabit Tuncel; 'ın 116 irtibat kaydı var, 'in 35, Hüsnü Yüksel 0.
Yani burada 'ın 35 yıllık arkadaşı olan kişi dururken, tanımadıkları üçüncü bir kişiyi rüşvete ve aracı şahit kılamayacaklarını anlatmak için söylüyorum bunu. Olayın da olup olmadığıyla ilgili bilgimiz de olamaz zaten ama yakınlık derecesi bunu gösteriyor. Yani bizim aracı kılınamayacağımızı. Bu 6 milyonluk para konusuna gireceğim önce. Orada müvekkilim de söylemişti. İhalenin tarihi 25 Haziran 2024. Ama bunlar diyor ki: "Biz ihaleyi kazandık. Sonra içinden bize bir para ödememiz gerektiğini söylediler. O para için de biz 'Adamın ödemelerimizin bir kısmını yapın, içinden verelim' dediler. Ödendi. Ben de on milyon paranın içinden 6 milyon çekip Hüsnü'ye verdim. Oradan da işte 'a götürüldü." diyor. 25 Haziran 2024'te yapılan ihalenin nasıl parasını 14 Haziran'da siz "Bunu rüşvet pazarlığı yaptık, kazandık, aldık da içinden parasını verdik" diyorsunuz? Zaten bu kökten kurgusal bir ifade. Ama bu üçü de tekrar ediyor bunu. Çünkü üçü de üzerine çalıştığı için burada bir mantık hatası var ama bunu anlattığı için tekrar detaylarına girmiyorum. Bir de bu altı milyonluk para için; müvekkilin de söylediği gibi Ali İhsan diyor ki: 'Ben ihaleyi kazandıktan sonra 'ı aradım. İşte bu para nereye gidecek söyledim, Ertan'a kadar...' Söyledi telefonda. Ondan sonra, 'Ben de çocuklarıma söyledim; dedim ki dövize çevirip Hüsnü'ye teslim edeceksin,' dedim. Bunu anlattım diyor. Çocuklar nasıl anlatıyor? 'Biz bu parayı çektik,' diyor; ' Kurnaköy'e gittik,' diyor. ''la görüştük o gün. Üç dakika görüştük. Oradan Ali Bey dedi ki: "Hüsnü'ye verin, dövize çevirin, Hüsnü'ye teslim edin,"' diyor. Mesela bu ikisi bambaşka bir şey. Biri kurgusal bir şey anlatıyor ki; başta eğer Ali İhsan Mengil size anlattıysa 'Bu parayı verin,' diye, siz niye binip de Kurnaköy'e gidiyorsunuz? Eğer öyleyse niye Ali İhsan başka kurgusal bir şey anlatıyor? Yani araya hep bir aracı kılma motivasyonuyla yapıyor bunu aslında. Bu altı milyon paraya dair daha da önemli bir şey var; orayı karıştırmamak için buradan okuyacağım.
Şimdi 62 sayfalık bir rapor var. Orada da dakika ve saat saat kimin nerede olduğu yazıyor. Diyor ki; 12.23'te Ziraat Bankası Ümraniye Çarşı şubesinden parayı çekiyorlar. 13.10'da Kurnaköy'de oluyorlar. 13.53-13.54'te ile görüşme yapıyorlar. 14.22'ye kadar Kurnaköy'de kalıyorlar. 'Sonra Ümraniye'ye gittik,' diyorlar. Sonrasında 14.22'den sonra —bunu anlatacağım— 'Altı milyon parayı saydırıp dövize çevirip teslim aldık; ardından 15.05'te Bulgurlu'da Hüsnü'ye teslim ettik,' diyorlar. Bu Kurnaköy'e gitme meselesine kadar kilometre ve dakika olarak geçiyorum; ama sonrasında film kopuyor. Kurnaköy'den Ümraniye Mega Döviz arası 30 kilometre civarı. Trafik yoğunluğuyla 45 dakika yapıyor, 45-50 dakika. Altı milyon TL paradan bahsediyoruz, küsuratı da var; 6.650.000 liraydı. Tamamı 200 liralık banknot olsa 33.250 banknot yapıyor. Hiçbir kişi bile sıra beklememeli yani kapıdan girip bunu dövize çevirip, parayı alıp, bir çanta parayı alıp çıkmaları desek; sayma, kur hesabı, dövize çevirmek 20-25 dakika sürsün. Oradan da Mega Döviz'den —Ümraniye Mega Döviz'den— Bulgurlu arası 10 kilometre. O da 10 dakika diyelim, trafikle 30 dakika olsun. Bütün bu trafiği, bu Kurnaköy'den dönüp parayı saydırıp Bulgurlu'ya teslim etmeyi '43 dakikada oldu,' diyorlar. Paralar da sayılıyor, ediliyor, veriliyor... Bütün bu trafik bir buçuk saat yapıyor öğlen saatlerinde; 43 dakikada bu zaten gerçekleşemez bir şey. Ayrıca daha da önemli: Dinçer diyor ki: 'Biz önce Kurnaköy'e gittik, sonra dövize çevirdik, ondan sonra teslim ettik.' Dövize çevirdiklerine dair de bir evrak sunuyor. O evrak klasörde var, ekte. O da şöyle bir evrak; şu an hepimizin düzenleyebileceği, böyle bir A4 kağıdına yazmışlar: 'Satım Teklifi. Altı milyon lira şu kadar yapar.' Altına yine... Allah büyük; altına yazmış: '14.06.2024, saat 14.20.' Sen 14.22'ye kadar Kurnaköy'desin; nasıl 14.20'de Ümraniye Mega Döviz'de para alışverişi yapıyorsun? Bir de zaten bu para alışverişinin kanıtı da değil ki. Bu fiş değil, dekont değil; imza yok, kaşe yok. Bundan ben yirmi tane yapayım şimdi mesela size. Ama ben bir tane evrak buldum geçen, kendim çevirmişim; bu sorunun cevabını arıyordum. 'Ya böyle mi olur döviz? Nasıl çevrilir? Ne verilir ki karşılığında?' Geçen çevirmişim vergi dairesi için; yukarıda faturası fişi var, onu da koydum örnek olarak. Belge var işte bu faturalarda olduğu gibi; dakika, saat, işlem numarası... Bu dekont mesela. Bu çevrildiğine dair sunulan şey hiçbir şey ifade etmiyor. Bir de bunu sunmaları yine çok güzel; dakika olarak sen 14.22'de Kurnaköy'deysen, 14.20 geçe Ümraniye Mega Döviz'de olamazsın. Bu da yani hikaye. Bir noktada ayaklarına dolanıyor zaten. Onu da geçiyorum...
15:05’te Bulgurlu'da baz kayıtları var Dinçer ve Yücel'in gerçekten. Ama kaç dakika? Bir dakika. Yani 15:05’te Hüsnü, Dinçer ve Yücel bir dakika yan yana geldiğinde, 186 bin dolar parayı müvekkile nasıl teslim edecek? Yani arabanın camından falan atmış olması lazım. Öyle bir para bu. Ve bir dakika içinde olduğunu söylüyorlar. Ayrıca 2019-2025 yılları arasında Dinçer ve Yücel'le Hüsnü Yüksel'in hiçbir telefon kaydı yok. Yani geliyorum, geldim, aşağıya indim, işte abi geldik parayı getirdik hiç mi yok yani. Ali İhsan da böyle anlatıyor. Dinçer de böyle anlatıyor. Yücel de böyle anlatıyor. O da gerçek olamaz. O beyanı müvvekil de söylemişti. Bu görüşmeyi Dinçer geçekleştirdi, işte ben görüşmedim vesaire. Ama müvvekil ne diyor? Müvekkil diyor ki, ‘Ben Yücel'i tanımam, Dinçer'i tanımam.’ Bunu bütün beyanların doğruluğunu HTS kayıtları ortaya koyuyor zaten. İkinci söyledikleri şey de ‘5 milyon lira para istediler bizden.’ İşte ‘ istedi’ diyor. Biz şu anda Ali İhsan Mengil'in beyanlarını konuşuyoruz. Dinçer ya da Yücel, babalarından duyduğu şeyleri söylüyorlar . Yani biz şu an aslında ya İhsan Mengil'in anlattıkları bir şeyler var. Mesela paraların tesliminde de şimdi beş milyon TL'den bahsediyor. Bağış istediler beş milyon diyor. Onu da diyor biz bir tanesini çek verdik 2 milyon 500’ü de nakit verdik diyor. Çeki zaten açıklamıştım. Çek'le ilgili müvekkil de bahsetti. Geçmişte Ali İhsan Mengil’in 2023 yılında Beykoz'da bir ofis alışverişleri olmuştu. 2024 yılı içerisinde de tekrar paranın verilmesi müvekkil tekrar bir daire satın almak alınması için görüşüyor. Verdiği parayı çek de geri ödüyor ve biz nakit olarak veriyoruz. Orada da sordunuz. O da güzel soru. Diyor ki nasıl verdiniz? Nakit mi verdiniz? Var ya iddialarında benden daire satın almıştı. Sekiz milyon elden vermişti. Onu nasıl verdiyse bunu da öyle verdi işte ve orada da bir de yine aynı şekilde. Ben bunu söylemek istiyorum. Diyor ki o daireyi de ben verecektim Hüsnü’ye. beni aradı indirim yaptım da bir milyon da düştüm. Bak bunlar inandırıcılık katmak için söylüyor. Ama ya Ali İhsan. Zaten yakınlık nasıl olur? Ben sizden bir şey rica edip, ‘şunu yapar mısınız’ dersem, siz benim hatırıma mı yaparsınız, yoksa onun hatırına mı? Bu tam tersi senin ’la yakınlığını gösteriyor. Bir lafıyla bir milyon sildiğini gösteriyor zaten. Ama bunu da hani inandırıcılık falan anlatıyor. Böyle bir olay da olup olmadığını biz yine bilmiyoruz. Bizim gıyabımızı anlatıyorlar da çekin meselesini öyle anlatıyorum.
Çek de 24 Aralık 2024’te. Sonrasında 20 Şubat vade tarihi, Aralık'ta bankaya koyuluyor. 21 Şubat'a kadar bankada kalıyor. Sonra bir 15 gün açık hesapta kalıyor zaten. Sonra yatırım hesabına aktarılıyor. Oradan da kendi yatırımlarına karışıyor ve gidiyor. Ama iddianamede bu nasıl yazılıyor biliyor musunuz? İddianamede diyor ki ‘Aynı gün çekip teslim edildi.’ Bu çek bedeli aynı gün çekildi ve sisteme aktarıldı. İşte Ertan'a teslim edildi. Öyle bir şey yok ki. Biz şimdi burada somut veriler, somut deliller diyorsak, somut delillerin hepsi iddianameyi çürütüyor. Ayrıca meslektaşlara da bir cümle söylemek zorundayım. Yani hepimiz avukatız. Burada tek bir ödeme aracı çekin neresinde? Çekin herhangi bir yerinde rüşvet için verildiğine dair bir beyan var mı ki ben onu rüşvet için olmadığını ispat edeceğim. Rüşvet için olduğuna dair ne var? Ali İhsan'ın lafının dışında, Hüsnü'nün lafının dışında. Ortada bir çek var ve ticari ve reel bir çek. O diyor ki, rüşvet için; ben diyorum ki değil bunun için. Ama biz onun aksini ispat etmek zorunda kalıyoruz. O zaman nasıl burada masumiyet karnesi oluyor? Nasıl benim ve onun beyanlarımız niye eşit olmuyor? Bu 2 milyon 500 bin TL'lik para da yine aynı şekilde. Ona az önce değindiğim için kısa geçeceğim. Aynı şekilde çeken de hatırlamıyor 2 milyon 500 bin dedikleri parayı. DY gruptan çekmişler. 2 milyon 250 bin lira. Onu da çektim diyen Yücel hatırlamıyor, verdim diyen Ali İhsan da hatırlamıyor. Ve bir de bunu Yücel şöyle anlatıyor. Diyor ki ben Ümraniye Çarşı Ziraat Bankası'ndan çektim 15 Eylül’de. Babamı aradım. Ali İhsan geldi. Parayı aldı gitti Hüsnü'ye teslim etti. Arada geçen süre, 4 dakika. 15.13’te Ali İhsan, Hüsnü'yle baz veriyor. Dört dakika içinde siz nasıl on yedi dakikalık yolu kat edip de 10 kilometrelik yolu nasıl kat ediyorsun da veriyorsun? Zaten savcılık parayı takip ediyorsa, Yücel'i takip eder. Diğer insanın beyanlarını takip ediyoruz? Yine burada bence herkes çok şanslı. Sizin yanınıza gelen insanların çektiği paranın hesabını soruyor. Bize, bizim yanımıza gelen insanın oğlunun çektiği paranın hesabı soruluyor. Ya onunla onun arasında illiyet bandı zaten yok. Olanın olmadığını zaten anlatıyorum. Bu , sadece peki bu parayı 2 milyon 500 yüzü teslim ettik dedikleri tarihte mi baz veriyor Bulgurlu'da? Hayır. Orada bir rapor koyulmuş. Onun da ne kadarlık bir tarih aralığı alındı onu da bilmiyorum ama o kadarı bile yetmiş. zaten 10'unda da orada, 11'nde de orada, on 12 Şubat'ta da orada. Ve tam 14 - 15 arası. Ama demiyor ki ben 3 gün Hüsnü ile görüştüm. O zaman baz kayıtları neyi doğruluyor ki? Adam o zaman üç gün görüştüm demiyorsa baz kaydı bir şey ifade etmiyor tek başına. Neden? Bunu da geçiyorum. Ya ortak baz kayıtları da işte kimin ne kadar farklı tarihte baz verdiği de yine orada rapor olarak var. Tek tek geçmeyeyim ama ile Dinçer'in 427 farklı baz kaydı var. Sabit Tuncel'le 439 var. Hüsnü'yle 209 var. Kim kime yakın? Yani bu Ali İhsan'a falan girmiyorum da zaten. Bir de burada kim ki mesela? ... Ya bu bütün bunları doğru kabul etsek mesela hepsini doğru kabul edelim. kim ki telefonda Ali Suikas böyle bir şey yapıyor da Ertan'a kadar söylüyor da bunun ismini telefonda niye zikretsin yani? Öyle bir örgüt sahibi faaliyet mi? Yani her şeyi açık açık konuşuluyor. Eğer konuşuluyorsa ve doğruysa sen bunun neresinde oluyorsun? Konuşulması bence mümkün değil. Olsa bile yani.
Zaten buralarda bizlik de bir konu yok da bize isnat eden kişilerin her lafı yalan. Ben bunu o yüzden anlatıyorum. Ya bir insan beş cümle kuruyorsa, dördü yalansa, beşincisi niye doğru oluyor? Ben hepsinin yalan olduğunu ortaya koyuyorum. Sonra bu insanların profillerine bakılsın. Gizli tanıklarda adları geçen bunlar. İhalelerle ilgili sözde itiraf yapan bunlar. O itiraflar da hep ikinci üçüncü beyanlarda geliyor. Yakınlık derecelerinde yakınlık var. Bunu değiştiremezsin işte. Bu somut delil mesela. Bunlar. Ama mesela kendileriyle ilgili beyanlardan bahsediyorlar. Diyorlar ki somut delil yoktur. E senin iddia ettiğinde de somut delil yok. Senin söylediğinde de aynı şey var. Kendilerine bunu bekle. Bütün itirafçıların beyanları böyle. Kendilerine bekledikleri hakkı, reva gördüğünü karşı tarafa görmüyor. 'la görüşmesi, tanışıklığı olmadığını söylemiştim. Örgütsel faaliyette olması için yoğunluk, süreklilik, çeşitlilik gerektirir. Bunu zaten hukuken bildiğimiz için geçiyorum. 'la ilgili yani aslında değinip değinmemeye de bir şey görmüyorum. Siz de onu hukuken bir öneme atfetseydiniz zaten bu lafları buna sorardınız diye düşünüyorum ama 'un işte Hüsnü hemşehrisidir, kasasıdır lafı... Bu adam zaten herkes söylüyor ki burada ters bir adamdı. 'un ifadesinde geçiyor. Diyor ki o geldiğinde biz ona randevu bile vermek istemezdik. Görüşmek istemezdik. Herkes, itirafçı beyanları bile diyor ki ters bir adam; bununla hiç kimse anlaşamıyor. Herkese bir şey atıyor. Bize de bir beyanı var. Onu ona değinmiyorum. Biz hemşehrisi; burada bize suç isnat eden Rize Çayelili, Rizeli, Rizeli, hemşehrisi diye duydum. Savcı da ona nereden duydun demiyor. Belki de önem vermediği için demedi. Siz de sormadınız. O yüzden kısa geçiyorum ama hemşehrisi de değil ve kasası da değil. Bir de siz ikinci gün bir soru sormuştunuz. Taner Gümüş'ün beyanlarıyla ilgili. Kim olduğunu hatırlayamadım ama galiba şey miydi? Dediniz ki bir cümlenin yarısı doğru, yarısı yanlış. Nasıl oluyor dediniz? Ümit'e sordunuz galiba. Ben de aynısını söylerim. Hemşehrisi ve kasası olduğu konuşulmaktadır. Hemşehrisi zaten değiliz. Kasası da değiliz. Eğer hemşehrisi onun zaten bir şeyi var, husumeti var. Hani savcı bizim gelene geçene sormuş. Biz bambaşka kişilerin ifadesini okuyoruz. Hüsnü'yü tanımam. Hüsnü iş yapan bir adamdır. Her yerde geçmiş bunların bu lafları yüzünden. Ama somut ne var ki? Somut hiçbir şey yok. Onun beyanını da o yüzden geçmek istedim. Böyle bir şey duyduysa da Hüsnü olamaz yani. 'un önceliklendirildiğini düşünüyorum. Yani düşüncelerine karşı bir cevap, sonuç bir şey olmadığı için aynı yere bağlayacağım. 20-25 milyon alacakları için ben 40 milyon alacağıma nasıl onlara aracılık edeyim? Kendi alacağımı alamıyorken. Onu da geçiyorum. Hiçbir tanıklarda, gizli tanık beyanlarında olmadığınız da geçiyorum. Nihayetinde bence ben son cümle şunu söyleyeceğim. Yine çok hukuki bitirmeyeceğim ama çok insani bir yerden: Ya bu aynı suçlama size ve sizin bir yakınınıza yapılıyor olsaydı ya da tanıdığınız birine yapılıyor olsaydı yine aynı şekilde tutukluluk ya delil, bu laf ve bu kadar da tutukluluk doğrudur, 10 aydır da kapalı cezaevinde kalmalıdır diyorsak yani bunu sormamız lazım adaletin ölçüsünü belirleyebilmek için. Bir de orada ufak bu usulle ilgili söylemiştik ya, şu anki tutukluluk örgüt üyeliğinden. Rüşvete aracılıktan tahliye olmuştuk kesin kararına. İkincisi örgüt üyeliğinden. Onun zaten bize özel vasıflı üye de demiyor. Hadi iddianameyi geçtim de özel vasıflı da denmiyor. 4 yıl verse yatarının bitmesine 2 ay kaldı. O zaman ben taş çatlasa 2 ay sonra çıkıyor muyum? Ama o zaman da beraat edeceksem o zaman yatarım nereye gidiyor yani? Onun da bir cevabı yok. O yüzden ben çok uzattığımın farkındayım ama bugün çok beklediğim için de biz hiç bize anlatamadık. Yani soru bile sorulmamıştı bize. O yüzden bahsediyorum. Müvekkilimin tahliyesini ve beraatini talep ediyorum diyeceğim. Teşekkür ederim.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.