Savunma

Hüsnü Yüksel Tunar Müdafii Av. Özer Kırca Savunması

Müdafi savunması·Hüsnü Yüksel Tunar·17 Mart 2026 · Kaynak

Sayın Başkan, öncelikle bir salt bizim dosyayla ilgili görüşüyorum. Dosya hâkimiyetiniz için sizi kutlarım. Gerçekten böyle dosyayı bilen hâkimlerin önünde savunma vermek, savunmanlara da keyif veriyor. Ben müsaade ederseniz, 57 yıllık bir meslektaşınız olarak, 70 yıl önceki bir anı-anekdotumu anlatarak bu olayla bağlantı kurmak istiyorum. Orta Anadolu'nun bir kasabasında, kasabayı ikiye bölen ana caddede bir baba evinde yaşıyoruz. Her sabah belli bir müfrezenin ortasında, ikili olarak zincirlere vurulmuş tutuklular —ki o zamanlar tutuklulara mahkûmlar denildi külliyen, mahkûmlar— o günkü adliyedeki duruşmaları için ve işleri için bir anlamda merasim ritmiyle 'rap rap' önümüzden geçer giderlerdi. Ama hepsi birbirine zincirlerle vurulmuş idi. Ben bunları yaşadım. Bu bende ciddi anlamda bir çocukluk travması yarattı. Ve bu travma, ta yetmiş yıl olsa da şimdi huzurunuzda avukat olarak getirdi. Şimdi üç gün önce başlayan bu duruşmalarda zincirlere vurulmuş tutsakları görmesem de öncelikle biz savunmanlara başlayan bir... Savunmalarla başlayan bir baskı uygulamasına bizzat tanık olduk. Şimdi ve sonunda salona girdiğinde salonda da çok farklı bir tabloyla karşılaştım. Meslektaşınız olarak, Yassıada mahkemelerini radyolardan dinledim ama ondan sonra Türkiye'de gelmiş geçmiş tüm ihtilallere ve olağanüstü hâllere bizzat müdafi olarak katılmış bir meslektaşınızım. Yani 12 Mart'ı, 12 Eylül'dü, aradaki sıkıyönetim mahkemeleriydi, önceki sıkıyönetim mahkemeleriydi... Daha sonra devlet güvenlik mahkemelerine evrildi, daha sonra özel yetkili mahkemelere evrildi. Bunları yaşamış bir insan olarak geldiğimde gördüğüm manzara, o olağanüstü hâllerde yaşananların çok ötesinde ve üstünde bir tabloydu. Doğru söylüyor. Bu gerçekten içimi acıttı. Hele ki bu manzaranın daha objektif haberler alabilirim bildiğim yabancı diller dolayısıyla; yabancı ajanslarda bu mahkemelerle ilgili anlatımlarda yürüyüşün, yani duruşmaların ilerleyişinin antidemokratik olduğu, hukuk devleti ilkelerine yanaşmadığı; kocaman kocaman yabancı ve dünyada ismi olan, ağırlığı olan yorumcular tarafından söylendiği zaman içim bir kez daha acıdı ve hemen kapattım ekranı.

Hüsnü Yüksel Tunar Müdafii

Şimdi Başkanım, bu anekdottan sonra sizden istirhamım; hâlâ Türkiye'nin, Avrupa'nın en büyük barosu bizde, mahkemesi bizde. Dünyanın en büyük mahkemesi Kartal'da. Çıktığımız zaman meydanlarda ‘174 tane daha cezaevi inşaatını süratle tamamlıyoruz,' diye nutuklar atılıyor. Ama yani bir cezaevi şartlarında değil de böylesine büyüklerle uğraşan, işi gücü büyük olan bir devletimizin; yani İstanbul gibi bir metropolde, bırakın da cezaevi şartlarında olmayan... Çünkü ne olursa olsun bu şartlar buradaki tutsakların, hatta avukat olarak bizlerin ya da soyutlayıp benim ruh sağlığımı bozuyor. Yani dolayısıyla bu mahkemenin dışarıdan bir daha demokratik bir, bakınız, görüntü vererek dışarıya karşı yapılması çok daha uygun olurdu. Bu görüşümü arz ettikten sonra müvekkil özelinde görüşmelerime başlayacağım müsaadenizle. Şimdi efendim, aramızda üç avukat savunuyoruz. İş bölümü yaptık. Tekrara kaçıp zamanlarınızı da almamak adına ben belli bölümü arz edeceğim, daha sonra Elif Hanım belli bölümü arz edecek, daha sonra üstadımız belli bölüme değinecek. Ama ben belli teknik konulara değinmek istiyorum. Öncelikle şu hususun altını kalın kalın çizmek isterim: Bu algıyı heyetinizde de kısmen gördüm, o nedenle bir bilgi aktarımında bulunmak istiyorum. Olur, insan hâli; bu kadar hacimli, olur olmaz her şeyin dolmuşu doldurulduğu bir iddianame ve soruşturma dosyasında gözden kaçan bazı şeyler olabilir. Müvekkilim sanık, 1 Haziran'da telefon üzerine gidip 'İfadem alındı, tutuklandım,' şeklindeydi." bir medeni araçtır, telefon. Çağrı üzerine arayan da bir devlet yetkilisidir. Gitmek gerek. Kaçmadan göçmeden gidip ifadesini vermiş ama ‘gel sen de bu tarafa’ diyerek cezaevi koşullarına alınmış. İkincisinde ve bu arada 252. maddenin 5. bendi uyarınca tutuklanmış, yani rüşvete aracılık etmek.

Hüsnü Yüksel Tunar Müdafii

Sonra Mengirler… ve damadının gene usulün 148. maddesinin 5. bendine aykırı biçimde verdiği ifade. O da şudur, açalım: Etkin pişmanlıktan yararlanma hakkıymış gibi, tutukluların bazıları soruşturma aşamasında savcılığa sürekli dilekçe veriyorlar ve de dinlenmelerini, yeterli gelmediği zaman bir daha dilekçe veriyorlar, bir daha dinlenmelerini, yeterli gelmediği zaman bir dilekçe daha veriyorlar, bir daha dinlenmelerini... Oysa sözünü ettiğim 148. maddenin 5. bendi 'Yeniden ifade alma' ana başlığını taşır. Yeniden ifade alma ana başlığında, ihtiyaç duyulduğunda bu yetki münhasıran 'na verilmiştir. E tamam etkin pişmanlık da yani, 10 kere bir insanı 3 kere 5 kere çağırdığı zaman ne oluyor kardeşim diye bir hesap sormak, sual sormak gerekir. Arkada bir sanığın avukatı olan meslektaşımız, kadın meslektaşımız -elbette ki savunma özgürdür, her şeyi yapabilir ve de biz de saygıyla karşılarız, aksini de savunacaktır, ilerisini de savunacaktır- ama bizden hiç söz etmemişti ilk ifadesinde ve bu külliyen tüm sanıkları ve hatta tüm sanıkların tamamını suçlayan ifadesinde. Ama 'Bizden hiçbir şekilde ne ismen ne cismen söz etmemişti'. Şimdi sualleriyle 'İki sual alıyor, acaba nedir?' diye kulak kabarttım. Yeri geldiğinde ona da değineceğim. Şimdi yani ondan sonra Mengirlerin ifadesinden sonra tekrar çağrılıyor, tutuklanıyor. Tutuklama nedeni gene 252. maddenin 5. bendine muhalefet, gene rüşvete aracılık. Başka tutuklamamız yok. Başka bizim hakkımızda herhangi bir suçlama da yok. Bir başka suçtan dolayı da bir isnat söz konusu değil. Sürekli olarak meslektaşlarımla birlikte periyodik yani tutukluluğun incelenmesi süreçlerinde dilekçeler veriyoruz. Artık bu dilekçelerde de ne diyeceğimizi şaşırdık, tekrara düştük. Ve inandım ki 'Özer Gürce niye gelmiyorsun evladım?' İşte okunmuyor dilekçeler. Okunsa gerçekten orada hikaye anlatmadık, gerçekten orada hukuktan bahsettik, gerçekten orada yasadan bahsettik, gerçekten orada Yargıtay’ımızın ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin müstakar, yerleşik kararlarından bahsettik. Yani şeytan diyordu ki ya başka bir şey yap, maç anlat bakalım ne gelecek cevap diye de düşünmediğim olmadı...

Hüsnü Yüksel Tunar Müdafii

Efendim sonrasında bir telefon değil bu kez sabahın köründe, klasik alışageldiğimiz biçimde eve gelmeler, 'Hadi kalk gidelim arkadaş' demeler ve savcının karşısına geçip 'Yahu örgütlü mörgütlü' derken hadi git tekrar geldiğin yere. Evde oturuyoruz ne güzel, hem de dışarı adım atsam nefesimi duyacaklar gene ihlal ettin diyecekler içeri alacaklar, öyle sembolik bir kompozisyon var. Yok, örgüt üyeliğinden bu sefer. Beni örgüt üyeliğinden apar topar tutukladılar gene buraya. Ben buraya geldim ama daha sonra benim sık sık üzerinde durduğumuz duruşmalar boyunca ve genel savunmamızda duracağımız biçimde 252'ye 5 yani rüşvete aracılık etmek suçuyla ilgili tahliye kararım ortada duruyor, meşruiyetini hukukiliğini devam ettiriyor. Hatta bir süre sonra dosyada görürsünüz artık kovuşturma aşamasına geçildikten sonra akıllarına geliyor; Özür dilerim, siz kaldırdınız. Siz kaldırdınız, adli kontrol hakkımızdaki adli kontrol kararları kaldırılıyor. O halde ben şimdi tek bir suçtan tutukluyum. Nedir o? 220. maddenin 2. bendindeki örgüte üye olmak. Şimdi örgüt nedir, kimdir, kimler üyedir, kimler değildir, orada kısaca değineceğim ama neticede şimdi bir yanlış anlaşılma olmasın, biz rüşvete aracılık etmek suçlarından yani ve Bengirlerle ilgili 122 ve 122 numaralı iddianamedeki eylemlerle ilgili bir anlatımlarda bir tutukluğumuz yok. Hiçbir gerekçe gösterilmeden, hiçbir somut veriye tutuklarlar, sokaktan geçen ilgisiz bir adamı da getirip tutuklayabilirler o nedenle.

Hüsnü Yüksel Tunar Müdafii

Şimdi müvekkilim son derece aydın, uygar bir insan. İyi bir aile babası ve başarılı da bir iş insanı. Sorularınıza cevap verdi kendisi de arı duru, son derece anlaşılır biçimde isnada ilişkin cevaplarını sundu. Şimdi Bengirlerle ilgili evet bir anlatım var. Anlatım bahsettiğim gibi iki kere önce savcının karşısına çıkıyorlar, bizim ismimizin 'İ'si geçmiyor. Hiçbir şekilde. Daha sonra başlıyor 'Kim dedi? Kimle kendisine vaatlerde bulundu?' da birdenbire biz çıktık ortaya, onu da anlamak mümkün değil ama beyanlarının bir hayatın olağan akışına uygun olmadığı gibi maddi delillerle örtüşmesi mümkün değil, somut ve olgusal gerçeklerle de desteklenmesi mümkün değil. Bu itibarla yani soyut planda eskilerin 'atfı cürüm' olarak nitelediği, yenilerin 'suç atımı' denildiği bir beyanla biz tutukluyuz. Beyan delili, delillerin kategorisinde en alt düzeyde yer alan ve en son itibar ve istişhat edilmesi gereken bir delil nevi. Başka bir delille Savcı Bey ya 'Bu adam böyle demiş' tamam diyebilir, biraz önce sözünü ettiğim değerli meslektaşımın beyanlarında olduğu gibi, istediğini diyebilir yeter ki kişilik haklarına herhangi bir şekilde saldırı olmasın. Onu saygıyla karşılarım ama ben savcıysam böyle bir beyan geldiği zaman bu beyanın doğruluğunu araştırmakla yükümlüyüm. Şimdi bu davada yaparlar mı yapmazlar mı bilmem ama Yargıtay bir uygulamaya geçti Sayın Başkan. Nedir o uygulama? Artık savcılar da iddialarını somut gerekçelerle beslemek mecburiyetindedirler. Bunu yapmayan görev suçu işlemiştir diyor Yargıtay bir kararında. 'Ben yaptım oldu' devri artık kapandı. Hele hele artık kapanması da lazım, madem hukuk devleti diyeceğiz, kapanması lazım.   Öbürü; . Diyor ki 'Ben 'a verilmesi için', evet müvekkilim hiçbir şekilde hayatında herhangi bir tanışıklığı olmamış, neticeden 'bir zarf verdim' diyor. Ee bu zarfın içerisinde ne olduğunu Hüsnü bilmiyordu. E böyle rüşvet mi olur?

Hüsnü Yüksel Tunar Müdafii

Bir, iki buçuk milyonluk gayrimenkul alım satımı, avansı mahiyetinde sonradan vazgeçilen bir çek var. Bu çeki daha sonra vazgeçtim demiş almış ve bu çeki kendi hesabına koymuş. Gidip de Ertan Bey'e ya da Ahmet'e Mehmet'e ya da belediyenin şu yetkilisine vermemiş. Ve bu çekin karşılığı bu tanığın hesabında kalmış. E Savcı. Ya bir araştır! Şimdi o nedenle Sayın duruşma savcısı da çekip fotokopisini almış gösteriyor. Göstermeden önce Sayın Savcım siz de araştırsanız bu çekin nerede olduğunu kimin tarafından kullanıldığını, hiçbir şekilde aylarca gitmemiş, rüşvet gitmez mi ya? Yol alır gider. İkinci bir husus var. Siz hüküm verirken, iddianamenin mevzu neyse ona bağlı kalacaksınız. Daha sonra birtakım olaylar eklemlenmiş, şu olmuş, bu olmuş falan filan. Bunları artık göz önüne almak durumunda değilsiniz, alamazsınız. Yasak var. Türkiye iki yüz yirmi beşinci maddenin usulünün birinci bendi emredici mahiyette bir hüküm ifade ediyor. Ona baktığınız zaman. Finansal zorluklar nedeniyle kimi zaman belediyenin yüklenicilerine karşı taahhütte bulunup ödemesi gereken ihale bedellerini ödemekte gecikmesi. Şey bu. Ha bu rüşvete aracılık olur mu? Verilen para rüşvet olur mu? Olmaz mı? Onu ayrıca değerlendireceğiz, esasla beraber. O ayrı. Bize göre rüşvet bunun neresinde? Şeytan bunun neresinde? Şimdi kabul, iyi de o dönemde müvekkilin istihkak yapıp, tahakkuku yapılan ve alamadığı paralar var. Şimdi halk dilinde bir söyleyiş var. Diyor ki müsaade ederseniz kendisi muhtaç bir dede nerede kaldı gayriye himmet ede . Yani kendisi yardım bekler bir haldedir, bir başka kişiye yardımda bulunması bu nedenle mümkün değildir. Ben de ilave edeyim. Kelin ilacı olsa kendi başına sürer. Önce kendi parasını alırdı başkasının parasını aracılık yapacağına. Bu adam daha kendi parasını alamamış. İçeride duruyor. Bunlar soyut beyanlar değil bu Sayın Başkanım. O hani başlangıçta sözünü ettiğim ara dilekçelerimiz var ya hepsi belgeli olarak dilekçemiz ekinde yer aldı, somut. Işte o nedenle ben okunmadan, klasik suçun mahiyeti, delil durumu falan filan diyerek alışık olduğumuz, bildik cümleleri peş peşe sıralayıp ardına sıralayıp ret kararlarıyla karşılaştık. Dolayısıyla bu yönüyle de yani rüşvete aracılık etmemiz falan söz konusu değil.

Hüsnü Yüksel Tunar Müdafii

Şimdi deliller olarak da iddianamede hakkımızda deliller olarak sıralanıyor. Gizli tanık. Kümülatif olarak bütün tanıklar için geçmiş ama gizli tanık ve hiçbir o gürgen gibi bir ağaç ismi var. Gürgen'in Mürgen’in neyse işte ifadelerinde bir tek şekilde hiçbir yerde Hüsnü'nün H’si yer almıyor. Bu bir. İkincisi; bir rüşvet olayı nasıl anlaşılır? Yani bir iletişim kaydı yok. Fiziki takip yok. Başka bir şey daha var. Siz avukatlıktan geldiniz. O da bizi mutlu etti açıkçası. Daha anlarsınız. Bu tür davalar sonuçta bilirkişiye havale edilirken MASAK raporunda da bizden bahsetmiyor. Gariptir. Yani zaten MASAK'ın bu dosyada delil olarak değerlendirilmesi raporu mümkün değil. MASAK'ın kuruluş kanunu açın bakın. Kara parayla ilgili finansal hareketliliği denetleyen kurum olarak görev yetkisi belirlenir. Şimdi affedersiniz ortadan hangi para kara para? Neticede legal gerçek bir iş ve hizmet verilmiş ve neticesinde bir tahakkuk eden ücret var. Hangi para kara ve bu paranın transferinden bir kısmının transferinden kamusal hangi zarar doğmuş? Bir iki, üç, dört… Kendisi de sözlü ifade etti. Ya beş kuruş almamış bir aracı adam. Böyledir yani bir şeye aracılık edersen hilali amere çalışmam. Bir menfaatler olmam lazım. Yani bana para mı verilmiş. Apartman mı alınmış? Araba mı alınmış? Bu da yok. Dolayısıyla tamamen soyut planda kalmış somut delillerle ve olgusal gerçekliklerle altını çiziyorum, beslenmemiş, havada bir iddianame ama işte ne kadar uzun sayfalar yaparsam, kalabalık sayfa yazarsam o kadar ciddiye alınır düşüncesi mi hakim olmuştur nedir?

Hüsnü Yüksel Tunar Müdafii

Türkiye Cumhuriyeti adalet tarihinin en büyük bugün Yassıada mahkemelerinin iddianamesi bu değil ya . Bir devri kapattı bir devre açtı. Davayı küçümsediğinden değil. Ama bakın şunu ifade etmek istiyorum: Bu davada Cumhuriyet Halk Partisi ve 16 milyon insanımızın teveccühünü alan Sayın İmamoğlu’nu çekin alın, Anadolu'nun kasabalarında görülen, adliyelerinde görülen bir alelade rüşvet davasıyla karşı karşıya kalırsınız. Ama mahkemenizin bu ayrımı bu nedenle çok iyi yapması lazım. Bu davanın özünde yatan nedenler çok açık seçik ortada. Işte bugün. Yok kimse. Hani bana göre ne oldu ne gitti ben yetişemedim ayrı düğün. Ama ne olursa olsun mahkemenizde münhasıran başkanın yanizatalinizin, sayın üye yargıçların değil, mahkemenin inzibatını tayin ve tanzim görevi var. Yani burada da çıkın dışarı deyip külliyen herkesi çıkarmak değil. Kim mehabetini eski dilde mahkemenin vahametini bozmuş ise ben bozduysam kardeşim çık dışarı git. Eyvallah derdim. Kabul ederim ama öyle olmayınca aleniyet ilkesi bu aleniyet ilkesi dedim ya. Çok samimi söylüyorum. Bu dava kimin söylediği o iki olay yani partim ve kişi temelinde, samimiyetle söyleyeyim. Artık neredeyse şimdi biraz alevi düştü dün akşam itibariyle. Çünkü hemen İran savaşı giriyor, bilmem ne giriyor. Yani gündem her gün her saat değişiyor. Ama yine de alt sıralara geldi. Oralarda gene bu dava sayın Başkan ve birinde de zatıalinizin ismi de var. Yani uluslararası yayın yapan kuruluşlar bunlar. Sıradan kuruluş değil.

Hüsnü Yüksel Tunar Müdafii

Bu davada ben inanıyorum ki rüşvet olmaz. Rüşvet suçu oluşmaz. Bir şey ifade edeyim. Yakın geçmişte, Antalya ilimizin ilçelerinde benzer mahiyette davalar görüldü. Bendeniz orada da gene her zaman olduğu gibi hazırdım. O davalarda da aynen örgüt suçlaması vardı. O davalarda da rüşvet suçlaması vardı. O davalarda da ihaleye fesat karıştırmak ve edimin ifasına fesat karıştırmak suçlamaları var. Yani birebir örtüşen suçlamalar; ha, Türkiye Cumhuriyeti'nin yargıçları vardı sizler gibi, o da örtüşüyor. Ve sanıklar da aynı Cumhuriyet Halk Partisi'nin ilçe belediye başkanları ve belediye bürokratları, görevlileri, bir de tabii ki işin sosu olacak müteahhitler. Ne oldu biliyor musunuz? O dava sonuçta beraatle sonuçlandı. Ben tazminat davası açtım. Tutuklu kaldılar çünkü onlar da bayağı bir. Henüz daha bir karar verilmedi ama hüküm verilecek. Verilecek kararı bir hayır kurumuna bağışlayacağız. Çünkü günlüğü 20 lira diyor, geçti yani o şey. Bitirdim Sayın Başkanım. Bitiriyorum değerli Başkanım. Sonra İzmir'de oldu aynı olay. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı'nın başına geldi. Aynı suçlama, benzer suçlamalar. Ne oldu o? Gene yargılandık. Dikkatinizi çekelim; bu iki örnek de Cumhuriyet Halk Partisi, yani Türkiye'nin kurucu partisinin, Cumhuriyetin kurucu partisinin temel alan davalardı. O da beraat etti. Herkes güle oynaya hayatını yaşamaya başladı. Kimi birtakım rahatsızlıklar içeride kalmaktan edindi, kimi yaşamını bir başka platforma çevirdi. Oralarda çiftle çubukla uğraşmaya başladı, dolaşıyor. Özetle yöneltilen isnadın somut, kesin ve bağımsız maddi delillerle desteklenmediği; suçlamaların etkin pişmanlıktan yararlanma amacı taşıyan ve kendi içinde çelişkiler barındıran beyanlara dayandığı; HTS, baz ve irtibat kayıtlarının iddia edilen aracılık ve örgütsel bağ kurgusunu doğrulamadığı, aksine teknik verilerin müvekkilin isnat edilen yapı içerisinde konumlandırılmasını çürüttüğü; gizli tanık beyanlarında müvekkilin adının dahi geçmediği; banka, MASAK ve fiziki takip kayıtlarında müvekkile isnat edilen fiilleri doğrulayan tek bir maddi olgunun bulunmadığı; manevi unsur yönünden kastın bulunmadığı; isnadın tarih, yer, miktar ve fiil unsurları bakımından belirli bir şekilde ortaya konulamadığı açıkça anlaşılmaktadır.

Hüsnü Yüksel Tunar Müdafii

Bu nedenle örgüt üyeliği suçundan, altını çiziyorum, diğer şeyde suçsuz, tutuklu değiliz; tetkik ediniz dosyayı. Eğer tutuklu derseniz, yani bunu akademik anlamda tartışmaya açarım. Çünkü tutuklu diyebilmeniz için o ilk tutuklama kararını kaldıran yeni bir kararın o dosyanın içerisinde olması lazım. Yok. O olmadığı gibi, siz, mahkemeniz sanık hakkındaki adli kontrol hükümlerini de artık "nasıl olsa tutukladık" diyerek kaldırmışsınız. "Tutuklandı" diyerek kaldırmışsınız. Dolayısıyla örgüt üyeliği suçundan da sürekli, çeşitli yoğunluk ve hiyerarşik bağ unsurlarının oluştuğunu gösteren hiçbir somut delil o dosyada yok. Bu suçtan tahliyesine öncelikle karar verilmesini istiyorum. Nihai çözümlemede de elbette ki savunmamızı yapacağız. İnanıyoruz ki hiçbir şekilde ayağa takılmadan müvekkilim sanık hakkında beraat kararı verilecektir. Örgüt üyeliğinde unsur da bir öge de hiyerarşik bağ diye getirilip bu şey yapılmasın. Evet, ortada bir örgüt var. Ama bu örgüt Cumhuriyet Halk Partisi örgütü; bu örgüt İstanbul Büyükşehir Belediyesi örgütü. Dolayısıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Sayın Başkanı ve sayın çalışan bürokratları kendi içerisinde hiyerarşik bir yapılanmaya sahipler. Yani kapıcısından, odacısından başlayıp ta başkana kadar giden kademeli yapılanma var. Şimdi buradan kalkıp da 220'deki suç örgütü çıkar mı? Çıkarana aşk olsun. Teşekkür ederim efendim.

Hüsnü Yüksel Tunar Müdafii

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.