Sayın Başkan, savunmam çok kısa, hemen toparlayacağım. Müvekkil oldukça detaylı bir savunma yaptı. Kendisi görev ve sorumluluklarını, ihale ve encümen süreçlerini oldukça da net anlattığını düşünüyorum sizin de sorularınız ve genel tavrınızdan. Gerek 3 müdafi olarak savunmamızı şekillendirmemiz gerek tekrara düşmemek amacıyla kısaca süreçte önemli gördüğüm noktaları ve usulsüz, eksik olduğunu düşündüğüm noktaları aktaracağım. Detaylı bir savunma yapmayacağım. Flash bellekteki sunum sorgu dosyasından çekebilir misiniz? Biraz yaklaştırır mısınız? Sayın Başkan, şimdi müvekkil de bahsetti. Siz de süreci biliyorsunuz. Müvekkil itiraz üzerine tutuklandı. 19 Mart'ta gözaltına alındıktan sonra ilk Sulh Ceza sorgusunda adli kontrolle, üzerine atılı rüşvet almak ve örgüte üye olmak suçlarından adli kontrolle serbest bırakıldı. Bunun üzerine savcılık itirazı gündeme geldi ve müvekkil 2. sorgusunda tekrar tutuklandı. Bu sebeple daha hassas değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum bu sürecin. Zira bir meslektaşınız aslında, bir hakim müvekkil hakkında adli kontrol kararı verdi, yani serbest bıraktı müvekkili. Gelinen aşamada, aşağı inebilir misiniz? Burada müvekkilin itiraz üzerine yapılan sorgusuydu, 38 Asliye Cezada yapılıyor. Burada biraz yaklaştırabilir misiniz? Burada görüyorsunuz Sayın Başkan son noktada. İstanbul 35 Asliye Ceza Mahkemesinin yakalama emri ve ekleri okundu deniyor müvekkilin sorgusu için. Biraz daha aşağı inebilir misiniz? Yine tutanakta bir şerh düşülüyor ve deniyor ki: "Hazırlık ifadesi olmadığından okunamadı." Yani aslında burada şöyle bir süreç işletiliyor: Müvekkilin itiraz üzerine yakalama kararı çıkıyor, yakalama kararına esasta sorgusu yapılıyor fakat sorguyu yapacak hakimin, Asliye Ceza hakiminin önünde herhangi bir evrak yok. Sadece yakalama emri var ve ekleri var. O eklerin içinde ne olduğunu tabii bilmiyoruz ama tahminim tutuklama müzekkeresi, yani tutuklamaya esas yakalama müzekkeresi diye düşünüyorum. Bunun dışında, şimdi buna ilişkin bir şerh düşülüyor. Gördüğümüz şu: Şüphelinin kolluk ifadesi, yani müvekkilin kolluk ifadesi, belki önceki aşamadan sonra, yani 19 Mart'ta gözaltına alındığı süreçten sonra dosyaya sunduğu deliller, beyanlar hiçbirisi yok. Savcılık ifadesi yok. Yani müvekkil hakkında sorgu yapan hakimin önünde müvekkille ilgili sadece 2 parça evrak var. Başkaca hiçbir şey yok ve müvekkile deniyor ki: "Anlat." Yani anlat, ne oldu? Siz daha önce Sulh Ceza hakimliği yaptığınızı söylediniz, hatta "Bazen günde 80 dosyaya bakıyorduk" dediniz. Burada bir problem yok, bazen aşamalar böyle olabilir fakat itiraz üzerine bir değerlendirme yapacaksınız. Yani sizin meslektaşınız, başka bir meslektaşınız bu kişiyi serbest bırakmış. Sizin başkaca sorgulamalarınızın gündeme gelmesi gerekiyor, soru sormanız gerekiyor, beyan almanız gerekiyor başlangıçta fakat sizin soru sorabileceğiniz bir kolluk ifadesi bile yok. Sadece "Anlat" diyebiliyorsunuz, müvekkil anlatıyor. Müvekkilin anlattığı şeyi teyit edebileceğiniz önünüzde bir evrak dahi yok. Allah'tan Sayın Hakim, yani ne niyetle yaptığını da bilmiyorum ama bunu şerh düşmüş dosyaya. Çünkü bu, ilerleyen aşamada belki de bir bozma sebebi yapılacaktır tahminimce.
Kaan Sürmegöz Müdafii Av. Berfin Ağaçdiken Savunması
Şimdi burada, yani bunu söylesem mi söylemesem mi bilmiyorum ama ben bu tutanağı gördükten sonra şöyle bir soru aklıma geldi Sayın Başkan: Talimatla tutuklama nedir? CMK'da yok ama uygulamada var. Bu tutanak, talimatla tutuklamanın ne olduğunu gösteriyor. Çünkü önümde bir evrak yok, sadece itirazı var ve ben diyorum ki: "Seni tutukluyorum." Neye dayandın? Neyi sordun? Neyi sorguladın? Hiçbir şey yok. Demek ki ben her savcılık itirazına, yani bunu şöyle mi anlamalıyız, CMK değişti de bizim mi haberimiz yok? Her savcı, bir Sulh Ceza hakiminin kararına itiraz ettiğinde Asliye Ceza Mahkemesi hakimi tutuklama kararı mı verir? Yani aşama böyle mı ilerliyor, usul böyle mi ilerliyor? Benim bildiğim kadarıyla böyle ilerlemiyor. Şimdi buraya niye bu kadar önem veriyorum? Çünkü Sayın Başkan, müvekkilin tutuklama kararının, yani müvekkilin 1,5 senedir yaşadığı sürecin dayanağı bu. İlerleyen aşamalarda biz tabii ki itirazlar ettik. Siz bunları değerlendirdiniz, Ağır Ceza değerlendirdi. Herhangi bir gerekçe de sunulmadı ama dayanak bu. Yani 2 sayfalık bir evrak, herhangi bir soru sormak yok, herhangi bir dosya incelemek yok. Sadece "Anlat" deniliyor, aradan 5 dakika geçtikten sonra da tutuklama kararı veriliyor. Gelinen aşamada 16 aydır da müvekkil tutuklu. Bunu değerlendirmenize sunuyorum. Yani müvekkilin tutukluluğunun hassas değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Aşağı inebilir miyiz? Biraz daha. Tamam, o da güzel, mantıklı yani. Oraya bakmayın. Şimdi, tutukluluk kararında da şuna değiniliyor Sayın Başkan: Sanığın kaçma şüphesi. Tamam, henüz deliller toplandı, buralarda bir problem yok fakat sanığın kaçma şüphesinin bulunması sebebiyle deniliyor. Şimdi bunu daha önce dosyaya sunduğumuzda belirttik mi belirtmedik mi hatırlamıyorum fakat müvekkil 19 Mart'ta gözaltına alındığında birikimi olan altınlara da el konuluyor. Yani burada sanığın kaçma şüphesi olarak neyin değerlendirildiği, yani bir bankadan para çekimi yok. Müvekkil serbest bırakıldıktan sonraki gün işe gidiyor zaten. Yani herhangi bir unsur yok ve bir anda sadece sanığın kaçma şüphesi bulunması deniyor. Zaten el koyduğunuz bütün mal varlığı var orada, yani bir altın var. Başka bir şey yok. 3 tane çocuk var, eşi var. Yani bütün ailesi burada. Neye dayanarak kaçma şüphesinin değerlendirildiği hiçbir şekilde yine bir gerekçe sunulmuyor. Aşağı inebilir miyiz? Burada yine aslında hakim ilk başta bir açıklama yapmış bu kararı verirken. Ben bu sorguda müvekkilin yanında değildim ama kendisi aktardı. Rüşvet almak suçundan da yine sevk ediliyor fakat hakim şunu söylüyor, yani: "Rüşvete ilişkin hiçbir şekilde karar veremem, tutuklama kararı veremem çünkü hiçbir delil yok." Rüşvetten tutuklama talebinin reddine karar verileceğini de söylüyor ve bu şekilde karar aldığını belirtiyor ama örgütten tutukluluk kararı veriyor. Bu bizim için önemli çünkü müvekkil 2 suçtan sevk ediliyor baştan itibaren. 19 Mart sürecinde de böyleydi, ilk operasyon yani ilk gözaltı sürecinde de böyleydi. Yani 2. kez rüşvet almak suçundan serbest bırakılmış oluyor ya da şöyle söyleyeyim, 2. kez rüşvet almak suçundan tutuklama talebi reddedilmiş oluyor. Bunu önemli buluyorum. Buna değinmek istedim açıkçası. Bilirkişi raporu dosyasına girebilir miyiz? Kısa kısa böyle başlıklara değineceğim Sayın Başkan, kopukluk olmasın. Anlatmaya çalıştığımı anlatacağımı düşünüyorum. Yakınlaştırabilir miyiz?
Şimdi gelinen aşama itibarıyla birçok meslektaşım aslında bu bilirkişi raporuna değindi Sayın Başkan. Siz 4., 5. kez dinliyorsunuz. Ben de kısaca değinmek istiyorum çünkü çok önemli buluyorum aslında bu konuyu. Müvekkile, müvekkile atılı eylemlerin çoğunun dayanağı bu bilirkişi raporu çünkü. Şimdi biz, şöyle anlatayım, yaklaşık 1,5 senedir neredeyse Kağan Bey'in peşindeyim desem, peşindeyiz desem yerinde olacak çünkü birden fazla kez cezaevini değiştiren sanıklardan biri. Şimdi biz her hafta neredeyse diğer meslektaşım Burak Bey ile birlikte Burdur'a gittik. Yani yaklaşık 1 senedir her hafta pazar günü beraber Burdur'a gittik ve elimizde hep evraklarla gittik, yani koca koca 3, 4 klasör evraklarla. Bu bilirkişi raporu, iddianamenin kabulünden sonra tabii ki biz eriştik ve müvekkile bütün evrakları götürdük. Kasımdan sonra iddianame tabii açıldıktan, biz erişebildikten sonra müvekkil neredeyse her hafta gittiğimizde bize şu soruyu sordu: "Bu bilirkişiler kim? Uzmanlık alanları neler? Bana bunu öğrenir misiniz? Bu adamlar nerede, hangi alanda çalışıyorlar?" Şimdi biz o zaman flash bellekle evrakları aldığımızda dosyada isim isim evraklar var fakat bilirkişi raporu olarak ayrı bir klasör var. Biz oradan bütün evraklara baktık, çıktısını aldık, götürdük. Şimdi bütün dosyayı ilerlemek, incelemek gerçekten bir zaman aldı ve bütün evraklar birbirinin içinde karıştı. Yakın zamanda fark ettik aslında bu evrakların da başka bir isimle kaydedildiğini dosyaya. Ben de bunu görünce şunu aslında anlayamadım: Neden bilirkişi yazıyor? Yani raporun üstünde bir sicil yok, uzmanlık alanı yok, ne uzmanı olduğu altında yazmıyor. Kişilerin isimlerini araştırdım, isimleri de çıkmıyor. Hatta bilirkişi sicili var, yaklaşık belki 50.000 tane bilirkişi kayıtlıdır ve böyle levha arama gibi bir şey yok, tek tek bakıyorsunuz. Ben bir gece oturdum çünkü Kağan Bey çok ısrarlıydı yani, "Bu kişilerin bilirkişi olmadığından eminim" diyordu sürekli. Oturdum, baktım ve asla isimleri yok. Dosyayı karıştırırken fark ettim. Aşağı inebilir miyiz? Şimdi sayın savcılık tarafından 10 Nisan 2025 tarihli bir müzekkere yazılmış. Deniyor ki: "Dosya kapsamında kurumlardan temin edilen ihale evrakları üzerinde detaylı araştırmanın yapılması ve ihaleler üzerinde yapılan usulsüzlüklerin tespit edilmesi amacıyla müdürlüğünüzce ihale konularında uzman 20 tane uzman görevlendirir misiniz? Gereği rica olunur." deniyor. Şimdi burada 2 konu var: Uzman değerlendirilmesi için na yazı yazılması 1. konu. 2. konu ise müzekkerenin üslubu diyeyim artık. Şimdi burada birden fazla meslektaşımız var, siz varsınız. Ben ilk defa böyle bir bilirkişi sevk yazısı görüyorum Sayın Başkan çünkü şöyle başlıyor: "İhaleler üzerinde yapılan usulsüzlüklerin tespit edilebilmesi amacıyla..." Şimdi ben bu cümleyi tersten okuduğumda şunu anlıyorum: "Bu ihalelerde kesinlikle bir usulsüzlük var, siz bunu tespit edin, bilirkişi yazsın, altında da bilirkişi imzası olsun." Ama usulsüzlük kesin var, ben bu öngörüyle size bu müzekkereyi yazıyorum. Yani bana biri böyle bir müzekkere gelse ya da böyle bir mesaj gelse ben şunu anlarım: "Tamam, bunda usulsüzlük olduğunu benim yazmam gerekiyor" gibi bir ön kabulle hareket ederim. Burada bir kere üslup konusunda bir problem var. Onun dışında da na yazılmış. Aşağı inebilir miyiz? 5 gün sonra yanıt veriyor ve diyor ki: "Muhasebat başkontrolörleri, kontrolörleri tarafından inceleme yapılabilir. 10 kişiyi seçtim, görevlendirdim. Uygun görüşle de gönderiyorum" diyor. Aşağı inelim. Yani bu insanlar hesap uzmanı yalnızca, ihale uzmanı değil.
Şimdi, yaklaştırabilir miyiz? Şimdi Sayın Başkan, CMK madde 64/2 diyor ki, "Denetiminin dışından bilirkişi seçebilirsin." Hangi durumlarda? Özel uzmanlık gerektirir, özel nitelik gerektirir, o bölgedeki bilirkişilerde böyle bir nitelik yoktur, özel bir alandan seçebilirsin. Buraya kadar hiçbir problem yok. "Bu kişileri bölge kuruluna bildirirsin" der. Bunun bildirilmemesi çok elzem bir sorun yaratır mı? Yaratacağını tahmin etmiyorum, tamamlanabilir bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Yine burada da problem yok. Sonra 3. fıkraya geçiyoruz. Deniyor ki, "Kamu görevlileri, bağlı bulundukları kurumlar ile ilgili davalarda bilirkişi olarak atanamazlar." Şimdi bu hüküm çok açık, yoruma dayalı değil ve emredici bir hüküm. Bunu tartışmamız gerekiyor. Aşağıya inebilir miyiz? Şimdi ben bu evrakları gördükten sonra, bilmeme rağmen tekrar iddianameyi ve UYAP'ı kontrol ettim. Dedim ki, " nasıl bu dosyada taraf olmayabilir?" dedim, kontrol ettim. Sonra ve yani, "Bu hata nasıl yapılabilir?" diye tekrar düşündüm. Şimdi şu an dosyada, iddianamede de böyle, sistemde "zarar gören" sıfatıyla taraf aslında. Katılma talepleri sunuldu mu bilmiyorum, dosyada çok evrak var, görmedim. Sizin de bir kabulünüz olduğunu bilmiyorum, değerlendirme yaptınız mı? Fakat eninde sonunda bir katılma talebi sunacaklardır diye düşünüyorum ve dosyaya katılan olarak eklenecekler. Şimdi bu aşamada savcılık bu hatayı, demek istemiyorum ama bu eksikliği nasıl gördü ya da bu usulsüzlüğü nasıl yaptı bilmiyorum. Şimdi tüm dosyayı bir bilirkişiye veriyorsunuz, bilirkişi dosyada taraf olan bir kurumda çalışıyor; kamu görevlisi. Yani bu bilirkişiye bu dosyalar teslim edilirken, bu bilirkişilerin objektif olacağına nasıl bir kanaat getirildi, bilmiyorum. Objektif olmadıkları da açık. Yani dosyada herhangi bir problem olmasaydı da objektif olmazlardı. Yani bizim bunu tartışmamıza gerek yoktu açıkçası, ihtimalleri yok çünkü. Şimdi bununla alakalı bir Danıştay kararı var, onu da gösterebilir miyiz? Çok böyle karar göstermek istemiyorum ama yine de bir örnek vermek istiyorum. En azından bu konu değerlendirilmiş ve bu kesinlikle bozma konusu yapılacak. Yani sizin her koşul ve şartta, bu mahkemeyi tamamlamadan, yeni bir bilirkişi raporu almanız gerekecek. Danıştay kararını açabilir miyiz? Bu değil, Danıştay kararı. Başka bir evrak. Yok, tamam, tekrar ben belirtmiş olayım, problem yok. Ayrıca size sunmuş oluruz. Ha, bir de bu konuda, bilirkişi konusuyla alakalı şöyle bir konu var Sayın Başkanım. Şimdi 21 Nisan'da bilirkişilerle ilgili bir teslim son günü düzenleniyor ve 21 Haziran'a kadar da süre veriliyor. Yani bütün bu ihaleler için 2 aylık bir süre veriliyor. Şimdi müvekkil de anlattı; "Her sene bir Sayıştay denetiminden geçiyoruz" diyorlar ve aylar sürüyor. Yani müfettiş geliyor ve aylarca ihaleleri inceliyor. Kaldı ki müfettiş her sene bu işi yapıyor. Yani bunu yapan kişi, uzman olan mülkiye müfettişi her sene aynı ihaleleri, benzer ihaleleri inceleyen kişi. Ama burada, bu kişiler aslında özel olarak belki bir reklam ihalesinde uzman değiller ya da bir kiralama ihalesinde uzman olmayabilirler ve bunların hepsini ilk defa görüyor da olabilirler yani bilmiyoruz, niteliklerini bilmiyoruz. Ve 2 aylık bir süre veriliyor ve o 2 ayda dosyayı yetiştiriyorlar. Yani bu kadar evrakı mülkiye müfettişi yaklaşık 6 ila 8 ayda incelerken, bilirkişiler 2 ayda inceleyip bir rapor sunuyorlar. Bu rapor müvekkillerin, gelinen aşamada tabii ki, eylemlerine dayanak oluyor iddianamede de. Yani bunun kabul edilebilir bir süreç olduğunu açıkçası düşünmüyorum.
Yine ihalelere ilişkin, yani müvekkil çok detaylı açıklama yaptı, o yüzden kafanızda bir soru işareti kaldığını da düşünmüyorum, tekrara da düşmek istemiyorum. Size birden fazla sunum ve delil sunduk. Yine bu konulara ilişkin, yani ihaleler yönünden önemli noktalara değineceğim. Müvekkille ilgili eylemlerde en çok karşımıza çıkan konu yeterlilik konusu. Kendisi de anlattı, o tabloları beraber yaptık, üstüne de çok konuştuk. Şimdi neredeyse tüm eylemlerde yeterlilik şartları bizim için bir problem. 2886 sayılı Kanun'un 16. maddesini inceledik. İhalelerin en elverişli koşullarda sonuçlanmasını sağlamak amacıyla isteklilerden belli mali ve teknik yeterlilikler, nitelikler aranabilir. Şimdi temel dayanağımız buyken size bir tablo sunduk zaten "Ek 2" başlığında, müvekkil de detaylı anlattı. Burada tekrar neden değiniyorum? "Avukat Hanım, müvekkiliniz anlattı" diyeceksiniz. Şu belki netleşmemiş olabilir: Şimdi burada bilirkişilerin yaptığı en açık hata, geçmişteki bir ihaleleri incelemiyorlar. Yani geçmiş ihalelerde nasıldı, teamül nasıldı, orada nasıl ilerleniyordu; herhangi bir kıyas yapmıyorlar. Size Ek 2 olarak müvekkil sunmuştu, emsal 7 tane ihale ilan metnini de ben ayrı dosya olarak size sundum, tablolarla da karşılaştırdık. Tabii üzerinden 5-10 sene geçtiği için ilk bakışta, örneğin 2015'te 1 milyon istenmiş, şu an 5 milyon istenmiş ve bir anda bilirkişiler şöyle bir paniğe kapılmışlar: "Nasıl 5 katı para istenir, sermaye şartı istenir, ciro şartı istenir?" 5 katı istenmiyor aslında. Yani baktığınız zaman dolar bazlı, döviz bazlı, enflasyon bazlı değerlendirdiğinizde tüm ihalelerde aslında yeterlilikler 2019 sonrasında çok çok daha düşük tutulmuş. Yani 2011 yılında sizin istediğiniz 1 milyon lira, şu anda 14-15 milyon liraya tekabül ediyor. Bunu bilirkişiler hiçbir koşul ve şartta bilirkişi raporunda değinmemişler. Yani zaten değinemezler, çünkü bu insanlar ihale uzmanları. Mali değerlendirme belki vardır ama yetenekleri yok yani bu konuda ehil insanlar değiller. Bir muhasebe yönünden, mali değerlendirme yapmak konusunda uzman değiller; sadece ihale konusunda uzmanlar ve buna göre değerlendirme yapıyorlar. Ya da velev ki biz bilmiyor olalım, bu kişiler mali konularda uzman kişiler olsun ama bu yönde değerlendirmemişler. Orada bir de "Şimdi 5"; tamam da oradaki 1'in şimdinin 5'i olduğunda ne kadar ediyor, bunu kimse tartışmamış. Şimdi bizim, yani "Bunları niye anlatıyorsunuz?", biz zaten yeterlilikler konusunda müvekkil işin uzmanı zaten, yani bunu anlattı ama bizim sizden talebimiz, soruşturma aşamasındaki bilirkişilerin mali değerlendirme yapmaması büyük bir eksiklikti ve bu dosya tekrar bilirkişiye gittiğinde —mutlaka gideceğini düşünüyoruz— karşılaştırmanın birden fazla mali yöntem kullanılarak gerçekleştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Yani basit bir kira tespit davasında dahi en az 3 tane yöntemle kira bedeli belirleniyor. Buradaki esasta da yani buradaki hesaplamada sadece eskisi ve yenisi karşılıklı yan yana konulmuş, "Bu daha fazla" denmiş. Neye göre daha fazla, hangi verileri kullandı? Hiçbir açıklama yapılmamış. Müvekkil de anlattı Sayın Başkan. İhalelerde en çok karşımıza çıkan konu, neredeyse tüm eylemlerde yine var; NACE kodları konusu. Buna yine başka meslektaşlarım da değindi. Bilirkişiler ihaleye girebilecek firmaların tespitini Ticaret Odasından aldıkları verilerle yapıyorlar. Yani böyle yaptıklarını belirtiyorlar. Biz Ticaret Odasına yazdık, 112 tane şirket katılabiliyormuş gibi bir verileri var ve bu Ticaret Odası yazışmalarını da dosyaya eklemişler. Şimdi şirketlerin reklam işi, genelde reklam işi konularında gündeme geliyor, reklam ihalelerinde. Şirketlerin reklam işi yapabilecek koda sahip olup olmamaları üzerinden aslında bu iddialarını ortaya koyuyorlar. Şimdi tekrara düşmek istemiyorum ama somutlaştırmak amacıyla, yani bu konuyu anlamlandıramıyorum çünkü müvekkil de anlayamadı. "Biz kimiz, hangi güruhu etkiliyoruz, bunu ben anlayamadım" dedi ve her seferinde de sordu. Şimdi ben şunu sormak istiyorum Sayın Başkan:
Bugün itibarıyla İstanbul Barosuna kayıtlı, halihazırda yaklaşık 100.000 tane avukat vardır tahminim. Ne kadarının faal olduğunu bilmiyoruz, kaç tane avukat faal olarak çalışıyor bilmiyoruz. Şimdi gündem de bir borsa manipülasyonu dosyası olsun. Şunu diyebilir miyiz biz: "Bu dosyaya 100 tane avukat bakabilir." Diyemeyiz. Ya da şunu söyleyebilir miyiz: "Sanığın 100.000 tane avukat seçeneği var. Sonuçta İstanbul Barosuna bağlı 100.000 tane avukat var." Detaylarını bilmek zorunda değiliz, önünde avukat unvanı var sonuç olarak. Şimdi bunu diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Basit bir eleme yapmamız gerekir. Yapalım, şu an hep birlikte yapalım. Öncelikle avukat serbest çalışacak bu borsa manipülasyonu dosyasına bakmak için, ceza hukuku çalışacak, borsa mevzuatına hakim olacak. Çok basit. Yani bu 3'ü oldu, "Bu adam bu dosyayı alır" da demiyorum ama en basit eleme yöntemiyle bile, "Bu 100.000 avukat buna bakar" diyemiyoruz. Çünkü bu alanla ilgilenmesi gerekir. Bunu hukuken söyleyebiliriz ama hayatın olağan akışında söyleyemeyiz. Aslında çok çok basit bir mantık fakat bilirkişiler sadece kod bilgisi alarak bu şirketlerin bu ihalelere katılabileceğini fakat bunun belediye tarafından engellendiğini söylüyorlar. Tamam, bu şirket buna katılabilir; katılır mıydı peki, alır mıydı, gelir miydi? Gelmez yani. Müvekkil defalarca kez anlattı, şu an bu salonda en ehil kişi. 20 senedir bu işi yapıyor. "25-30 şirketten fazla Türkiye'de bu işi yapan, bu işlerle ilgilenen kimse yoktur" diyor. Şimdi burası bir mahkeme salonu olmasın, bir dost meclisi olsun Sayın Başkan. Biz sizinle oturup konuşalım ve diyelim ki: "Türkiye'de 10 tane ceza avukatı sayalım baştan." Buradaki %90 avukat aynı 10 kişiyi sayar. Çünkü bu insanlar sektörde ceza avukatı olarak bilinir ve aynı sıralamayla sayarlar yani, farklılık bile olmaz. Aynısı reklam sektöründe de geçerli çünkü müvekkil de anlattı Başkanım, şirketler de anlattı. Belli başlı kişiler vardır, piyasada açık hava reklamcılığı zaten niş bir alandır ve bu işi yapan kişiler bellidir. Piyasada da birbirlerini tanırlar, hatta yanlış hatırlamıyorsam söyledi; "Başka birinin ne iş yaptığı bile biz ezbere biliriz" dedi. "Bu öyle bir sektördür, hatta öyle kötü bir sektördür" diye de anlattı yanlış hatırlamıyorsam. Şimdi tekrar dün akşam savunmaya bakarken şöyle bir şey dikkatimi çekti: Şimdi bu NACE kodları alınıyor, tamam, her şirket bunu alabiliyor, ekleyebiliyor. Fakat bunu almak, değiştirmek, eklemek, çıkartmak gerçekten de bir ücrete tabi olabilir mi diye düşündüm, olmayacağını düşünerek. Ve ücretsiz olan bir şey Sayın Başkan, yani hani ben istesem 12 tane NACE kodu ekleyebilirim kendi şirketime ve kimse de bana "Sen niye 12 tane eklemişsin?" demez. Şimdi yine aynı örnek üzerinden gideceğim; İstanbul Barosu telefonlarımıza bir mesaj atsa ve dese ki: "Yarından itibaren avukat unvanınızın önüne arabulucu, uzlaştırmacı, doktor, bütün unvanları ekleyebilirsiniz, herhangi bir ücret yok." Herkes kabul eder, ben de giderim, kabul ederim. Neden kabul edeceğim? Birincisi ücretsiz, ikincisi yarın öbür gün bu işi yapabiliryim, yani bir gün bana biri şunu sorarsa, işte "Uzlaştırmacı mısın?", "Uzlaştırmacıyım" diyebilmek için bile bunu yapabilirim. Yani birden fazla kez siz de avukatlık yaptığınız dönemde denk gelmişsinizdir diye düşünüyorum; şirket kurarken inşaat şirketi kuruyorsunuz, adam yanına otomotiv yazıyor. Yani bu çok basit bir olaydır ve birden fazla şirkette mutlaka denk gelmişsinizdir. Bunun esas alınabileceğini düşünmüyorum açıkçası ve bu konuda da değerlendirme yapılmasını hatalı buluyorum. İtirazın tutuklanmaya ilişkin olması, durumu bence daha da vahim kılıyor açıkçası. Bu konuyu duruşma sonunda değerlendireceğinizi düşünüyorum. Bir bilirkişi raporu almamız kesinlikle gerekecek diye düşünmekteyim.
Diğer bir konu, fiyat araştırması yapılmaması ve muhammen bedeldir. Müvekkil birden fazla kez aslında değindi buna: 2886 sayılı Kanun'un "Tahmin edilen bedelin tespiti" başlıklı 9. maddesi. Burada şunu söyler: "Tahmin edilen bedel, dairelerce tespit edilir veya ettirilir. İşin özelliğine göre gerektiğinde bu bedel belediye, ticaret odası, sanayi odası, borsa gibi kuruluşlardan soruşturulur." Şimdi burada 2 husus var. Bilirkişiler asla buna değinmiyor, yani kanunu yanlış yorumluyorlar diye düşünüyorum. Ben her koşul ve şartta ticaret odasına, sanayi odasına, borsaya gidip soruşturma yapmak zorunda değilim. Öncelikle bir şartım var: "İşin özelliğine göre", yani gereklilik durumunun oluşması gerekiyor benim bunu yapabilmem için. Fakat bilirkişiler en basit ihalede, yani belediye nezdinde 15 tane emsal ihale varken bile, "Neden burada gidip ticaret odasına sormadın?" diyor. Sormadım çünkü bende emsal 15 tane ihale var. Neden sorayım ki? Çok basit bir ihale, her sene yaptığım bir ihale. Yani buradaki kanunu okumakta bir problem olduğunu düşünüyorum. "İşin özelliğine göre gerektiğinde" ifadesi, kanun koyucunun bilerek yaptığı bir düzenlemedir. Yani burada belediyeye, kuruluşlara, 2886 sayılı Kanun'u tabi olan tüm kuruluşlara böyle bir inisiyatif, bir alan açmış; yoksa emredici bir hüküm olurdu ve denirdi ki: "Muhammen bedeller bu bu kuruluşlara sorularak yapılır, başka da kimse bir Allah'ın kulu bir şey söyleyemez." Bunu söylemiyor kanun. "İşin özelliğine, gerekli görürsen, niteliğin yetmezse, senin bu hesaplamayı yapacak uzman bir çalışanın olmazsa bunlara soruştur ve doğru bir veriye ulaş." diyor. Fakat bilirkişiler bunu kaçırıyorlar bence Sayın Başkan. Bunun da değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Müvekkille geçen görüşme yaptığımızda konuştuk. Hatta ben de biraz Z kuşağı bir avukat olarak şunu söyledim: Yani bu işin makamı zaten belediye. Ben niye gidip ticaret odasından sorayım ki? Bu işi zaten belediye yapıyor. Herkes gelip belediyeye soruyor. Ben neden gidip başka bir yerden veri alayım? Eğer buna ilişkin bir veri yoksa elimde, tamam gidip alayım. Fakat benim elimde birden fazla veri varken, ki müvekkil açıkladı, size 3 klasör, yani 3 tane ciltli dosya sunduk. Buna ilişkin bir ihale yapılmış, hizmet alınmış ve değerler belirlenmiş. Muhammen bedeller buna göre belirleniyor. Yani belediyeden daha iyi bu bedeli belirleyebilecek biri yok İstanbul'da. Zaten o yüzden mahkemeler, şirketler, diğer kamu kurumları da herhangi bir emsale ihtiyaç duyduklarında belediyeye soruyorlar. Yani zaten yetkin, ehil bir kurum. Bu sebeple gidip başka bir verisi olmayan bir kuruma herhangi bir şey sormaya da ihtiyaç duymuyorum, burada haklıyım diye düşünüyorum. Şimdi bu sunum dosyasında var mı bilmiyorum ama örnek mahkeme kararı var mı orada? Evet, onlar. Bunu size fiziken de sunabilirim Sayın Başkan. Şimdi bunu biz edinmiş bulunduk. Her sene belediyeye gelen, aşağıya inebiliriz hızlı hızlı, birden fazla mahkemeden emsal kira sözleşmesi, ecrimisil ihbarnamesi talepleri bunlar. Yani neredeyse her ay, aşağıya inebiliriz hızlı hızlı, belediyeden emsal veriler isteniyor. Yani ben zaten benden veri istenen bir kurumken, başka bir kuruma, gerekmediği sürece gidip veri talebinde bulunmam. Burada da haklı olduğumu düşünürüm. Bu kadar yeter, teşekkür ederim.
Şimdi yine bir karar var Sayın Başkan, ona da değinmek isterim. Müvekkil de anlattı. Bize aslında atfedilen suçlamaların bir kısmı da şu genel anlamda: "Neden yenileri araştırmıyorsun, eski ihaleleri emsal alıyorsun?" Burada da bir problem var. Yine bir Danıştay kararı, sunuma eklenmemiş olabilirim, künyesini okuyacağım. Danıştay 13. Dairesinin 2024/1979 Esas, 2024/3284 Karar sayılı kararı. Kısaca şunu söylüyor, 2886 sayılı Kanun madde 9'a değiniyor ve diyor ki: "Bu kapsamda dava konusu ihalede tahmin edilen bedelin, işbu ihale öncesinde aynı idarece yapılan ve işbu ihale konusu işin temelini oluşturan başkaca bir ihaleden bahisle gelir-kâr paylaşımı esas alınarak TÜFE oranına göre güncellenerek belirlenmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır." Özetle şunu söylüyor: Aynı işe ilişkin, aynı idarece yapılmış eski bir ihaleyi esas alıp TÜFE, ÜFE işleterek yeni bir bedel belirleyebilirsin, burada herhangi bir hukuka aykırılık yoktur diyor. Müvekkile atılı eylemlerin çoğunda neden eski ihalelerin esas alındığı, neden yeni bir araştırma yapılmadığı gündeme geliyor. Aslında Danıştay bu konuda net bir tutum belirlemiş. Zaten müvekkilin yine 61., 62. eyleme dayanak olan Danıştay 1. Dairesinin kararında da benzer bir yorum vardı. Bunlar subjektiftir, uygulamada kullanılabilir; herhangi bir şekilde muhammen bedel belirlenmesinde bir problem yoktur şeklinde belirtiliyor. Ek-6'yı açabilir misiniz? Yaklaştırabilir misiniz? Tabii. Şimdi Sayın Başkan, müvekkil burayı anlattı; ufak bir kısmının eksik kaldığını düşünüyorum. Yine bahsettiği gibi bu, 2011 yılına ait bir muhammen bedel raporu. Matbu bir sayfa, tek sayfa. Hatta ben bunu ilk gördüğümde çok şaşırdım "Nasıl tek sayfa?" diye. Şey gibi yani, üst yazı gibi parçalara bölmüşler. Birden fazla imza var sayfanın üstünde. Aşağı inebilir miyiz? O 2011 yılına aitti, bu da 2012 yılına ait Sayın Başkan, yine aynı şekilde. Raportör, aşağı inelim, LED ekranlarına ilişkin bir muhammen bedel belirlemiş. Ve burada demiş ki, işletme bedelini hesaplamış, nasıl hesapladığını belirtmemiş, neden böyle bir uygunlukta olduğunu belirtmemiş ve demiş ki: "Ben böyle uygun gördüm." Altına üyeler imza atmışlar ve bu işleme konulmuş. Şimdi bunlarda bir problem yok, üsttekinde de hadi bir problem yok. Bu muhammen bedeller çok uygun, çok iyi. Aşağı inelim. Bu basit bir muhammen bedel raporu 2019 sonrası. Aşağı inelim. Yani detaylıca 2021 yılı, 2022 yılı, 2023 yılı bedelleri hesaplanmış, zam oranları hesaplanmış. Aşağı inelim. TÜİK verileri esas alınmış. Yani yaklaşık 4 sayfalık bir muhammen bedel raporu düzenlenmiş ve müvekkiller bu raporlardan yargılanıyor Sayın Başkan. Yani yukarıdakilerde hiçbir problem yok. 2011, 2012'de tek sayfa, gerekçe yok, "Ben böyle uygun gördüm." yazmış adam, altına imza atmış. "Ben 500000'i uygun gördüm." demiş. "Neden 499 demedik?" diye sorgulamıyoruz. 4 sayfa, en az olan muhammen bedel raporlarından biri. Size ayrıca bütün ihalelerin muhammen bedel raporlarını sunsam, 39 sayfalık bir rapor var dosyada. 9 sayfalık raporlar var. Yani bu en az olan raporlardan biri. Burada da değerlendirmenizi gerçekten merak ediyorum açıkçası. Çünkü müvekkilin de anlattığı gibi, eski dönemde yapıyorduk ve bazı konularda da yetersiz yapıyorduk, problem yokti; yeni dönemde ama bir şey olmasın diye dikkat ediyoruz, buradan yargılanıyoruz yani tam olarak. Söylemeye çalıştığım müvekkilin buydu ve haklı olduğunu düşünüyorum açıkçası. Şimdi bir diğer konu, buna değinmek istiyorum Sayın Başkan. Müvekkil anlattı ama ben üstünde durmak istiyorum. Yine aynı noktaya geleceğiz çünkü. Oy birliğiyle alınan encümen kararları. Öncesinde diğer meslektaşların da yer verdiği, müvekkilin de anlattığı... Umarız sözlerim yanlış anlaşılmaz açıkçası burada. Yani kimseyi hedef göstermek niyetinde asla değilim, müvekkil de değildir. Fakat ikircikli bir tutum var burada. Yani gerek soruşturma aşamasında, mahkeme aşamasındaki tutumu aslında celse sonunda göreceğiz diye düşünüyorum.
Şimdi müvekkilimiz bu alanlardan tutuklu olduğundan bu konunun üzerinde durmak zorundayız maalesef. Oy birliğiyle alınan encümen kararları, eylem 64, ATM kabinleri ihalesi. Ek-10 dosyasını açabilir misiniz? Aşağı inelim. Şimdi Sayın Başkan, ATM ihalesi, eylem 64, oy birliğiyle alınıyor. Üstte 4 tane AK Partili üyelerin imzası var. Güvenliği de AK Partili ama bulunmamış toplantıda, o yüzden onu çizmedim. Şimdi müvekkil bu eylemde ihaleye fesat karıştırma suçundan yargılanıyor Sayın Başkan, encümen kararında imzası olduğu için. İddianame yeterlilikler ve rekabetin engellenmesi vesaire şekilde. Şimdi Sayın Başkan, müvekkilin kararda imzası bulunan en baştaki Hayriye Çiçek, Ömer Gür, Ömer Çetinkara, Muhammed İbrahim İnan diye okuyorum; bu kişilerden ne farkı var? İmza atmaktan yargılanıyorsa müvekkil, bu kişilerden ne farkı var? Yani buradaki tek görevi encümende olması, bu ihaleye imza atması. Hayriye Çiçek de imza atmış, Ömer Gür de imza atmış, müvekkil de imza atmış. Kaldı ki, yani müvekkil orada bulunmak zorunda zaten encümen... Encümende bulunmak zorunda, yani isteğiyle de yaptığı bir konu değil yani. Bulunmuş, imza atmış, uygun görmüş. Kendi de söyledi: "Arkasındayım bütün imzalarımın." dedi. "Herhangi bir usulsüzlük olduğunu düşünmüyorum." Şimdi müvekkil burada TCK 235'ten yargılanıyor, 3 yıldan 7 yıla hapis cezası öngörülüyor. Fakat müvekkil örgüte üye olmamakla birlikte tutuklu, bahsetmiştim, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngörülmüş. Şimdi daha fazla ceza öngörülen bir suç var, imza var; müvekkil daha az cezayı gerektiren suçtan 1.5 senedir tutuklu. Bu kişiler hakkında, yine tekrar söylüyorum hedef göstermek istemem ama imzaları var sonuç anlamında, bir soruşturma var mı? Benim bildiğim kadarıyla yok, siz de bu konuda bir bilgilendirme yapmadınız. Yine eylem 110, 112, 115 de aynı şekilde oy birliğiyle imzalanmış. Burada eyleme bakılıyorsa yani eylem soruşturuluyorsa Sayın Başkan, bu kişilerle ilgili bir soruşturma olup olmadığının konusunda bizi aydınlatmanızı rica edeceğim ben sizden. Çünkü öteki aşamada, "Bu kimlerden?" diye bir ayrım yapılmış oluyor. Yani aynı nüshaya imza atıyorsunuz; ben A kişisiyimdir yargılanmıyorum, hiç kapım bile çalınmıyor, öteki kişi B kişisidir 1.5 senedir tutuklu. Yani bunu hakkaniyetli bulmadığımı belirtmek isterim ve gerçekten bu konuda da bu kişiler hakkında herhangi bir soruşturma izni alındı mı, soruşturma başlandı mı, yazı yazıldı mı, bir araştırma yapılıyor mu; bu konuda da bizi bilgilendirmenizi talep ediyorum. Çünkü iddianamede, yanlış hatırlamıyorsam, Hayriye Çiçek'in ismi 19 yerde geçiyor Sayın Başkan. "Suç atfı da değildir" demiyorum, bir şey söylemiyorum, suçlamak niyetinde de değilim ama bu kişinin bu kadar ismi geçiyor, bu kişi hakkında bir soruşturma var mı? Ben merak ediyorum ve sizin de bizi, bu kadar insanı aydınlatmanız gerektiğini düşünüyorum. Ecrimisil ve diğer ihaleler konusunda müvekkil detaylıca açıklama yaptı, tekrar etmeyeceğim. Son bir konu var Sayın Başkan, eylem 118, rüşvet. Şimdi savunmamızın başlangıcında aktarmıştık; müvekkil rüşvet suçundan tutuklu değil. Zira atılı eylemlerde rüşvet sözleşmesi, tarafları, rüşvet miktarı, mevzii, tarihi... Hiçbiri de belli değil. Reklam izni alınması amacıyla rüşvet iddiası söz konusu fakat somut hiçbir husus eylem 118'de bulunmuyor. Yani rüşvetin miktarını bilmiyoruz, "Bir rüşvet var." deniyor fakat unsurları bence ne iddia makamı tarafından ne sizin tarafınızdan biliniyor; biz de bilmiyoruz çünkü bu açıklanmamış zaten eylemde. İddianamede yok yani. Müvekkil de anlattı. Ben de tekrar üstünden geçmek istiyorum. Şimdi bu eylemler rüşvet anlaşmasının dayanağı, reklam izinlerinin alınması fakat müvekkil açıkladı, reklam izinleri yönünden yetkili birim Kentsel Tasarım Müdürlüğü ve müvekkil atılı dönemlere ilişkin bu birimde herhangi bir görevi yok yıllardır. Yani reklam izni vermeye ehil kişi değil. Herhangi bir görev kapsamında da değil bu konu.
Haliyle kişinin görev kapsamına giren bir iş yönünden rüşvet anlaşması yapılabileceğinden müvekkilin ismi bu eylemde sadece zikredilmiş. Ne oldu, neresine, yani bu eylemin hangi tarafında müvekkil var, neden var bilmiyoruz. Hatta geçen haftalarda da dediğim gibi meslektaşım anlattı. Bu eylemdeki muhatap herkes Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. çalışanı. Bunlar zaten reklam izinlerini vermeye ehil insanlar değil. Belediyelerde sadece kanun, sunum ve göz var. O da yetkili ve görevli kişi değil bu konuda. Yani bu eylemin neresinden tutarsanız elinizde kalıyor. Yani bu kapsamda ben bu eylemde neden müvekkilin olduğunu anlayamadım. Herhangi bir faaliyetini de göremedim. Açıkçası yine Devrim hocam da bahsetti, Kağan Bey istemediği için genel anlamda bu bir buçuk senedir yaşanan olumsuz hiçbir süreci burada anlatmayacağız ama şöyle söyleyebiliriz, yani bir buçuk senedir gerek ailesi gerek kendi... Ailesi de tutuklu aslında Sayın Başkan, yani burada belki doğru bir tabir olmayacak ama gerçekten müvekkil yaklaşık on aydan fazla Bolu'da kaldı. Gerçekten 15-20 dakikalık görüş için sabah 5'te yola çıkıyorlar. Biz de aynı şekilde yani müvekkili görmek için bir tam gün sabahtan akşama kadar vaktimizi ayırıyorduk. Biz yine ayırırız ama üç çocukla birlikte sabah 5'te yola çıkıp yarım saat eşini görmek için giden müvekkilin eşi yönünden de gerçekten bir tutukluluk süreci söz konusu oldu ve bütün süreçlerine şahit olduk. Gelen aşama itibarıyla tutukluluğun devamının hiçbir faydası olduğunu düşünmüyorum. Müvekkilin tahliyesini talep ediyorum.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.