Sayın Başkan, Sayın Heyet; iddianamede müvekkilim Kağan Sürmegöz'ün suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, ihaleye fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama ve rüşvet alma suçlarından dolayı cezalandırılması talep edilmiştir malumunuz olduğu üzere. Kendisi aynı zamanda suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak suçundan dolayı 28 Mart 2025 tarihinden bu yana tutukludur. İddianamede müvekkilimin adı, az önce de ifade ettiğiniz gibi 61. eylemden itibaren başlamak suretiyle toplam 25 eylemde geçmektedir. Bu 25 eylemin büyük bir kısmı, 21'i ihaleye fesat karıştırma suçuna ilişkin, 11'i nitelikli dolandırıcılık suçlarına ilişkindir ve yine iddianameye göre müvekkilim Kağan Sürmegöz'ün birer kez rüşvet alma ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçundan dolayı cezalandırılması istenmektedir. İddianamede, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yapmış olduğu reklam ihalelerine fesat karıştırıldığı ileri sürülmektedir müvekkilimle ilgili olarak. Emlak Yönetimi Daire Başkanı olan müvekkilimin fesat karıştırıldığı ileri sürülen ihalelerde çeşitli sıfatlarla görev aldığı ve üstlendiği bu görevin gereklerine aykırı davranmak suretiyle ihaleye fesat karıştırdığı iddia edilmiştir. Müvekkilime isnat edilen suçlamalar esasen 3 başlık altında toplanabilir: Birincisi; muhammen bedelin düşük belirlenmesi ve bu suretle Büyükşehir Belediyesi'nin zarara uğratılması. İkincisi; ihale şartnamelerinin, belediye iştiraki olan Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. dışındaki kişi veya kurumların ihaleye katılımını engelleyecek şekilde ağır hükümler konularak belirlenmiş olması. Üçüncüsü; bazı kişi veya kurumlara, şirketlere menfaat sağlamak için kamusal alandaki işgallerine göz yumulması ve ecrimisil uygulamasının da bu duruma bir kılıf olarak uydurulması ve bütün bu işlemler sonucunda bir kamu idaresi olan belediyenin maddi açıdan zarara uğratılmasıdır. Ayrıca bazı ihale şartnamelerinde ihaleye konu işin tam ve doğru olarak belirtilmemiş olması nedeniyle de bu belirsizlikler nedeniyle ihaleye katılımın rekabeti sağlayacak şekilde oluşmadığı da ileri sürülmektedir. Sayın Başkan, Sayın Heyet; müvekkilim az evvel tamamladığı savunmasında bu hususların tamamına ilişkin olarak son derece ayrıntılı, teknik ve samimi birtakım değerlendirmelerde bulunmuştur. Sormuş olduğunuz sorulara yine samimiyetle cevap vermeye çalışmıştır. Bu tespit ve değerlendirmeler ışığında; iddianamede, iddianameye yine müvekkilime yönelik suçlamalarla ilgili olarak iddianameye esas teşkil eden tevdi raporlarında ve bilirkişi raporlarında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen ihaleler nedeniyle belediyenin zarara uğratıldığı iddiasının, yani ortada bir kamu zararının oluştuğu iddiasının son derece temelsiz olduğu ortaya çıkmıştır. Öte yandan aynı konulara ilişkin olarak, yani iddianamede müvekkilimle ilişkilendirilen ve fesat karıştırıldığı ileri sürülen ihalelerin tamamı bakımından emsal niteliğine haiz olan, o meşhur, sıkça üzerinde durulan Danıştay 1. Dairesi tarafından da verilen kararda, iddia edildiği şekilde bir kamu zararının bulunmadığı, bu yöndeki tespitlerin subjektif, afaki birtakım değerlendirmelere dayalı olduğu belirtilmiştir. Bu kararın emsal niteliğine haiz olduğunu bizzat tevdi raporu da belirtmektedir. Yani diğer 61. ve 62. eylemler dışındaki eylemler bakımından da birebir örtüşmektedir. Şimdi buna karşın Sayın Başkan, tevdi raporlarında, yani ortada bir Danıştay'ın ilgili dairesi tarafından bir soruşturma izni verilmesine ilişkin karara yapılan itiraz üzerine verilmiş bir karar var, fakat bu karara rağmen tevdi raporlarında bu yargı kararı mütalaa edilmiş. Sanki idarenin, yargı kararlarının yerindeliğini, doğruluğunu değerlendirme, görüş bildirmek, aksine bir uygulamayı adli makamlardan talep etmek şeklinde bir yetkisi varmışçasına bu tevdi raporlarında baştan sona bu yapılmış ve savcılıktan re'sen soruşturma başlatması ve kamu davası açması istenilmiştir. Aynı şekilde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da Danıştay'ın ilgili dairesinin bu bağlayıcı kararını yok sayarak soruşturma yürütmüş ve iddianame tanzim etmiştir. Bu; kişilere, kamu görevlilerine sağlanan yargı güvencesinin ihlalinden başka bir anlam taşımamaktadır ve hukuka tabii ki aykırıdır.
Kaan Sürmegöz Müdafii Av. Devrim Güngör Savunması
Şimdi efendim, soruşturma konusu suçların ve iddia konusu suçların hemen hepsi bakımından kamu zararının bulunması, suçun asli bir unsuru olarak kanunda düzenlenmiştir. Ve Danıştay'ın emsal kararında da bu duruma işaret edilmekte, dolayısıyla hiçbir suçtan dolayı, yani vücut bulabileceği suçlardan dolayı soruşturma izni verilmesi iptal edilmektedir. Dolayısıyla bir kamu zararı unsuru, kamu zararı koşulu gerçekleşmeden sadece görevi kötüye kullanma gibi izin alınmasını gerekli, görevi kötüye kullanma ve nitelikli dolandırıcılık gibi izin alınmasını gerektiren suçlardan dolayı değil; ihaleye fesat karıştırma gibi re'sen takip edilmesi mümkün olan suçlardan dolayı da soruşturma yürütülmesi ve kamu davası açılması hukuka aykırıdır. Sayın Başkan, Sayın Heyet; günümüzde hukuk güvenliğinin en önemli teminatının suçta ve cezada kanunilik ilkesi olduğu kabul edilmektedir. Aslında suçta ve cezada kanunilik ilkesi aydınlanmanın bir hediyesi, insanların bir hediyesi olarak görülmesine rağmen geçmişi Aristoteles'e kadar uzanmaktadır. Yani bu topraklar bu ilkenin ana vatanıdır. Bu ilkeye kadar, bu ilke ceza hukuku, bu ilkenin en katı uygulandığı bir alandır ve işlendiği zaman yürürlükte olan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı bir kimsenin cezalandırılmasına engel olur. Şimdi efendim, iddianamede ihaleye fesat karıştırma suçunun esasen 2 şekilde işlendiği ileri sürülmüştür. Birincisi; hileli davranışlarla ihaleye katılma yeterliliğine veya koşullarına sahip olan kişilerin ihaleye veya ihale sürecindeki işlemlere katılımına engel olmak. Diğeri ise tekliflerle ilgili olup da yine ihale mevzuatına veya şartnamelerine göre gizli tutulması gereken bilgilerin başkalarının ulaşmasını sağlamak. Şimdi bunlar yine malumunuz olduğu üzere ihaleye fesat karıştırma suçunun seçimlik hareketleridir. Bunlardan birinin gerçekleşmesi suçun oluşması için yeterlidir. Somut olayda birden fazla seçimlik hareketin gerçekleşmesi halinde de yine bir suçtan söz edilecektir. Bütün ihaleye fesat karıştırma suçlamalarıyla ilgili olarak bunlar tekrar edilmektedir. Şimdi ihaleye katılımın engellenmesi ancak mevcut şartnameye göre gerekli koşulları taşıyan belirli bir kişinin ihaleye katılmasına engel olmak suretiyle işlenebilir kanundaki düzenlemeye göre. İddianın kendisi bu isnadı aslında çürütmektedir. Zira iddianameye göre Kültür ve Medya A.Ş. dışındaki hiçbir firma gerekli koşulları taşıyamasın diye şartnamenin ağır hükümler içerdiği ileri sürülmüştür. Şimdi eğer öyleyse, yani mevcut şartnameye göre gerekli koşulları taşıyan Kültür ve Medya A.Ş. dışında herhangi bir kişi veya kurum yoksa zaten bir katılımına engel olmak söz konusu olamaz. Çünkü katılımına engel olabilmek için halihazırda böyle bir kişinin mevcut şartnamenin koşullarını taşıması gerekir. Şimdi koşulları taşıdığı halde mevcut şartnameye göre ihaleye katılımına engel olunduğu ileri sürülen bir kişi varsa olabilir. Bunun iddianamede açıkça belirtilmiş olması gerekir. Yani bu hükmün ihlal edildiğinden söz edilebilmesi için en başta ferden belirlenebilir, ayırt edilebilir bir kişinin olması, bu kişinin mevcut şartnameye göre gerekli koşulları sağlaması ve aynı zamanda da ihaleye katılma iradesinin olması ve bu iradeyi açığa vurmuş olması gerekir. Ancak böyle bir durumda bu kişinin veya kişilerin ihaleye katılımına hileli birtakım davranışlarla engel olunması halinde söz konusu hükümdeki hipotezin gerçekleştiğinden söz edilebilir. Halbuki gerçekte böyle bir kişinin bulunup bulunmadığından bağımsız olarak iddianamede bu yönde bir bilgi, bu yönde bir iddia yer almamaktadır. Şimdi burada tabii şunu da belirtmek gerekir; bu suçun, yani ihaleye fesat karıştırma suçunun Türk Ceza Kanunu'na göre toplumsal bir menfaati, yani toplumun ekonomik menfaatini koruyor olmasının da bir önemi yoktur. Çünkü örneğin belgede sahtecilik suçu da kamusal bir menfaati, kamu güvenini korumakta, bu güveni ihlal eden fiilleri cezalandırmakta; ama bir maddi sahtecilik fiilinden söz edebilmek için ortada başka bir kişiye, belli bir kişiye ait bir imzanın taklit edilmesi aranmaktadır. Dolayısıyla suçun topluma karşı işleniyor olması, kanun koyucunun tercihiyle hukuki konusunun toplumsal menfaati, toplumun ekonomik menfaatini korumak olması, bu somut düzenleme karşısında belli bir kişinin varlığının aranması koşulunu ortadan kaldırmamaktadır. Bu kanun koyucunun bir tercihidir, bunun aksini ileri sürmek kanunu yorumlamak değil, düpedüz aslında kanun yapmaktır, olsa olsa bir temenniyi ifade etmektedir.
Sayın Başkan, çok üzerinde duruldu, anlaşıldığını da ben aslında sanıyorum. Çok kısaca ifade edeceğim. Şimdi ağır ve anlaşılmaz hükümler içerdiği ileri sürülen bu şartnameler, ihale şartnameleri birer idari işlemdir tereddütsüz olarak ve her işlem gibi idari ve yargısal denetime tabidir. Böyle bir başvuru olduğunda iptal edilirler ve iptal edilmedikleri sürece ya da böyle bir başvuruda kimse bulunmadığı sürece de hukuka uygunluk karinesinden yararlanırlar. Şimdi gerek idari gerekse yargısal denetime başvurulması nedeniyle şartnamenin veya ihale sürecindeki herhangi bir idari işlemin iptal edilmesi, hukuka aykırı bulunması, bu işlemin faillerini otomatik olarak hukuki ve cezai sorumluluğunu tabii ki gerektirmez. Şimdi dolayısıyla şartnamedeki birtakım düzenlemelerin, kuralların bir an için aslında yargı yoluna başvurulmuş olsaydı iptal edilecek olması, bu yönde bir akıl yürütülmesi de bir cezai sorumluluk tehdidiyle kimseyi karşı karşıya bırakmaz. Sayın Başkan, Sayın Heyet; fesat karıştırma suçunun iddianamede tekliflerle ilgili olup da ihale mevzuatına veya şartnamelerine göre gizli tutulması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını sağlamak suretiyle de işlendiği ileri sürülmüştür. Şimdi bu hükmün ihlal edilmiş sayılabilmesi için en başta mevzuata veya şartnameye göre gizli tutulması gereken bir bilgilerin varlığı gerekmektedir. Böyle bir bilginin var olup olmadığı, eğer varsa kim tarafından kime bu gizli bilginin aktarıldığı konusunda iddianamede hiçbir isnada, hiçbir açıklamaya, hiçbir ifadeye yer verilmemiştir. Şimdi efendim, bir sanığın veya avukatının, kendisinin veya müvekkilinin neyle suçlanmış olabileceği konusunda akıl yürütmesi, tahminde bulunması, birtakım varsayımlara dayanarak zihninde hayali bir iddianame yazması ve buna göre kendini savunmak durumunda bırakılması kabul edilemez. Her eylem bakımından tekrar edilen bu iddianın hangi isnada dayandığı, hangi gizli bilgiye dayandığı, bu bilginin kimden alınıp kime verildiği konusunda hiçbir açıklık yer almamaktadır. İhale şartnamesinin sadece Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.'nin katılabileceği şekilde düzenlenmiş olduğu, bir başka deyişle iddia edildiği gibi adrese teslim bir ihale sürecinde zaten herhangi bir gizli bilginin paylaşılmasına da gerek yoktur. Çünkü gizli bilginin paylaşılması için görünüşte de olsa rekabete açık bir ihalenin öncelikle bulunması, bu rekabeti ortadan kaldırmak için birtakım bilgilerin 3. kişilerle paylaşılmış olması gerekir. Yani rekabete tamamen kapalı olduğu iddia edilen bir ihale bakımından zaten bu hipotezin gerçekleşmesi mümkün değildir. Yine iddianamede ileri sürüldüğü gibi hangi firmanın önceden ihaleyi kazanacağının belirlenmesi bir bilgi paylaşımı ya da bir bilgi ifşası değil, bir karar alma sürecini ifade etmektedir. Yine bu hükümde öngörülen hipotezin bu şekilde gerçekleşmesi mümkün değildir. Şimdi efendim, dikkatinizi çektiğini biliyorum; yani iddianameyi tabii ki okuyup anlamlandırmak aslında en zor kısmıydı bizler için. Yani şartnamelere yönelik yapılan değerlendirme aslında bu iddianame bakımından en başta geçerlidir. Sonuçta bu kadar ağır suçlarla yargılanan kişilerin neyle suçlandığına açıklık getirmeyen bir iddianamenin bulunması, herkesin adil yargılanma hakkını ihlal etmektedir. Şimdi efendim, dikkatinizi çektiği üzere bu gizli bilginin paylaşılmasından dolayı Büyükşehir Belediyesi yöneticileri ile alt yüklenici firma yöneticileri sorumlu tutulmuştur. Yani ihaleye katılan, iştirak firmalarının, yani Kültür ve Medya A.Ş. yetkililerine bu yönde bir suçlama yöneltilmemiştir. Halbuki bunlar ihalenin alıcısıdır, ihaleye katılan firmalardır. Şimdi alt yüklenici firmanın katılmadığı, katılmayı düşünmediği bir ihaleyle ilgili hangi gizli bilgiyi alıp ne yaptığı sorusu bir kere cevapsız kalmaktadır. Şimdi tabii bazı sanıklarla ilgili olarak; yani Serdar Taşkın'la ilgili duyduğum, 'la ilgili, 'le ilgili... Şimdi iştirak şirketi yöneticisi ve çalışanları olan kişilerle ilgili olarak bir ek savunma hakkı verdiniz. Şimdi tabii duruşma tutanağı önümüzde olmadığı için mevcut suçlamalardan, kendilerine yöneltilen mevcut suçlamalardan hangisinin yerine 235'ten dolayı sorumlu tutulabileceklerine ilişkin, böyle bir ihtimalin varlığına ilişkin bu ek savunmayı verdiğinizi öğrenme imkanımız olmadı.
Yalnız şunu ifade etmek istiyorum Sayın Başkan; iddianameyle kendilerine yöneltilmemiş, isnat edilmemiş bir fiil hakkında zaten ek savunma alınarak bir karar verilemez. Ayrıca, ayrıca iddianamede ihaleye fesat karıştırma suçuna vücut verdiği iddia edilen fiille dolandırıcılık suçuna vücut verdiği iddia edilen fiiller de ayrı ayrı tanımlanmaya çalışılmıştır. Dolayısıyla dolandırıcılık olarak nitelendirilen bir fiil yerine de ek savunma alınarak ihaleye fesattan bir hüküm kurulması mümkün olmayacaktır. Yani bu durumda bir yeni iddianamenin aslında düzenlenmesi gerekirdi ama mevcut haliyle bu iddianamenin, yani gizli bilginin paylaşılması iddiasıyla ilgili olarak ciddi bir tutarsızlığa sahip olduğunu ifade etmek gerekir. Yani ihaleye katılacağı önceden belli olan firmayla ilgili bu yönde bir iddianın bulunmaması, böyle bir iddianın biraz gelişigüzel, rastgele yapıldığı izlenimine yol açmaktadır. Şimdi bu konuda, bu ihaleye fesatla ilgili olarak Sayın Başkan, Sayın Heyet; 62 nolu eylemden sadece söz etmek istiyorum. Çünkü ihaleye fesat karıştırma suçuna ilişkin olarak tek somut iddia 62. eylem bakımından yöneltiliyor müvekkilime ve müvekkilimle birlikte diğer sanıklara. Burada , sayın Kültür A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve aynı zamanda da Belediye Encümeni üyesi. Devlet İhale Kanunu 6. maddesine göre ihaleyi yapan idarenin ihale işlemlerini hazırlamak, yürütmek, sonuçlandırmak ve denetlemekle görevli olanların doğrudan veya dolaylı olarak ihalelere katılamayacağı hüküm altına alınmış. Her iki sıfatı nedeniyle sayın Akgün'ün bu hükmün ihlal edildiği ileri sürülüyor. Şimdi ilk bakışta haklı gibi görünse de bu iddia Türk Ceza Kanunu'nun bu 235. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan seçimlik hareketlerin tamamı bakımından, bunların işlenebilmesi için öncelikle hileli bir davranışın varlığına ihtiyaç var. Yani ortada şeklen o bentte giren bir durumun olması yetmiyor, hileli davranışlarla bu suçun işlenmiş olması gerekiyor. Halbuki sayın Akgün'ün her iki kurumda da yani Kültür A.Ş.'de de Belediye Encümeni'nde de görev yaptığı konusu aşikar. Bunu gizlemeye, ortadan kaldırmaya yönelik bir hileli davranış da yok. Dolayısıyla bu belki başka türlü bir hukuka aykırılık iddiasının konusu olabilirdi ama herhangi bir kimsenin ceza sorumluluğuna yol açacak şekilde bir sonuç doğurması mümkün değildir. Sayın Başkan, Sayın Heyet, müvekkilime yöneltilen bir diğer önemli suçlamada nitelikli dolandırıcılığa ilişkin. Bu konuda daha önce yapmış olduğumuz talebin reddedildiğini dün akşam tebellüğ ettim. Şimdi malumunuz kamu görevlilerinin görevi sebebiyle işledikleri iddia edilen suçlarla ilgili soruşturulabilmesi, yargılanabilmesi için izin alınması gerekiyor. İzin alınmasını gerektirmeyen haller, yani izin alınması kural olduğu için izin alınmasını gerektirmeyen haller de 3628 sayılı kanunun 17. maddesinde tek tek ve açıkça düzenlenmiştir. Dolayısıyla bunun dışındaki kalan hallerde izin alınması gerektiği bize göre tereddütsüzdür. Burada tabii suçun niteliğine bakılarak kategorik olarak reddetmek, yani neyin görevi sebebiyle işlendiği konusunda bir kategorik olarak değerlendirme yapmak mümkün değil. Dolandırıcılık suçu pek çok başka suç gibi görevi sebebiyle de işlendiği iddia edilebilir, görevi sebebi görevin tamamen dışında da olabilir. Şimdi dava konusu olaylar bakımından belediyenin Emlak Yönetimi Daire Başkanı olan müvekkilimin görev ve yetkisinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle ihaleye fesat karıştırdığı ve fesat karıştırılan bu ihaleler nedeniyle de belediyeyi zarara uğratmak suretiyle dolandırıldığı iddia edilmektedir. Dolayısıyla bunun görevi sebebiyle kendisine yöneltilmiş bir isnat olduğu konusunda ki düşüncemi ve durma kararı verilmesi gerektiği konusundaki talebimi de yinelemek istiyorum. Yani bir gerekçe belirtilmediği için ret kararında gerekçeye yönelik bir değerlendirme yapma imkanımız yok. O yani bir muhakeme şartı olduğu için bu şart gerçekleşmeden muhakemeye devam edilmesi bir bozma sebebi olacaktır, ikbal edilebilir eğer koşulları varsa diye düşünerek bunu yargılamanın mümkün olduğunca başında talep etmeye çalışmıştım.
Şimdi efendim, bu izin konusunu bir kenara bırakırsak bu suçlamaya karşı da bir savunma yapmak durumundayız. Şimdi bu İBB tarafından yapılan ihalelerde bir kamu zararının oluştuğu ileri sürülmekte ve müvekkilimin de aralarında bulunduğu bazı sanıkların bir kamu kurumu olan İBB'yi dolandırdığı iddia edilmiştir. Şimdi iddianameye baktığımızda Sayın Başkan, Sayın Heyet, oluştuğu ileri sürülen kamu zararının kimi yerde ana ihaleyle alt ihale bedeli arasındaki fark olarak hesaplandığı, yani bir anlamda belediye iştiraki olan şirketlerin elde ettiği kâr bir kamu zararı ve belediye aleyhine bir dolandırıcılık suçuna vücut veren bir kamu zararı olarak nitelendirilmiştir. İkincisi, aynı nitelikte kimi eylemler bakımından ise tespit edilen muhammen bedelle olması gereken muhammen bedel arasındaki fark kamu zararı olarak hesaplanmıştır. Kimi eylemler bakımından alt yüklenici şirketlerin elde ettiği ciro bütünüyle kamu zararı olarak nitelendirilmiştir. Ecrimisillerle ilgili olarak ise ödenen, belediyeye ödenen ecrimisil bedeli düştükten sonra kalan, elde edilen cironun tamamı bir kamu zararı olarak hesaplanmıştır. Şimdi bu durum bile, yani aynı fiillerden benzer fiillerden kaynaklandığı iddia edilen kamu zararının farklı yöntemlerle hesaplanması bile bu yöndeki iddianın aslında ne kadar sübjektif, keyfi ve afaki olduğunu ve objektif bir ölçüte dayandırılamadığını ortaya koymaktadır. Şimdi efendim, iddianameye konu edilen ihaleye fesat karıştırma suçuna vücut verdiği ileri sürülen fiillerle ilgili olarak ayrıca bir dolandırıcılık suçundan söz edilemeyeceği çok sayıda meslektaşım tarafından ifade edildi. Çünkü her iki suç bakımından da hileli bir davranışın varlığı aranıyor, bir zararın meydana gelmesi aranıyor. Dolayısıyla dolandırıcılık ve fesat karıştırma suçları arasında böyle bir ilişki var. Dolayısıyla tek bir fiilden ancak cezalandırılabilecek şeklinde bir görüş ileri sürüldü. Bu teorik olarak, somut olay açısından pekala ileri sürülebilir. Yani her zaman bunların aynı fiil olduğu söylenemese de, fakat az evvel ifade etmeye çalıştığım gibi ortada ihaleye fesat karıştırma suçuna vücut verebilecek bir fiil olmadığından, niye dolandırıcılık suçunun oluşmayacağını da kısaca belirtmek gerekir. Şimdi efendim, bunun en aslında temel sebebi, tüzel kişinin organının iradesinin, tüzel kişinin iradesi olmasıdır. Bu suçtan sorumlu tutulanlara kişilere baktığımızda, başta müvekkilim olmak üzere, bu kişilerin İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde çeşitli pozisyonlarda görev yapan yöneticiler olduğu anlaşılmakta. Dolayısıyla bunların iradesi, bunların iradesi, tüzel kişinin iradesi yerine geçmektedir. Şimdi bir kimsenin kendi kendini aldatması, kendi kendini kandırması mümkün olmadığından, bir tüzel kişinin de ister bu bir banka olsun, ister bir şirket olsun, ister bir kamu idaresi olsun, onun adına hareket eden kişiler tarafından dolandırılması da mümkün değildir. Çünkü bir tüzel kişi adına yürütülen faaliyet açısından hileli bir davranışla aldatan da aldanan da aynı kaçınılmaz olarak aynı kişi olmak zorundadır. Dolayısıyla izin alınmış olsaydı bile müvekkilim hakkında ve müvekkilimle aynı durumda olan diğer sanıklar hakkında dolandırıcılık suçundan dolayı bir mahkumiyet kararı verilmesi mümkün olmazdı. Şimdi efendim, daha az önemi olmamakla birlikte üzerinde söylenecek çok fazla söz olmayan bir suçlamadan da bahsetmek istiyorum. Müvekkilim ve yöneltilen çeşitli suçlamalar arasında bugün tutuklu olmasına sebep olan tek suç örgüt üyeliği suçudur. Soruşturma aşamasında bu suçtan dolayı önce serbest bırakılmış, itiraz üzerine tutuklanmıştır. Şimdi fakat iddianameye baktığımızda müvekkilime yöneltilen müvekkilim hakkında örgüt üyeliği suçundan dolayı usulüne uygun şekilde açılmış bir kamu davasının olmadığını görüyoruz. Yani iddianamenin hiçbir yerinde müvekkilimin adı ile suç örgütü üyeliğinden cezalandırılması talebi aynı satırda, aynı paragrafta, aynı cümlenin içinde yan yana geçmemiştir, geçmemektedir. Şimdi bir iddianamenin, bir iddianameye bakıldığında kimin hangi suçtan dolayı cezalandırılmasının en azından şeklen dahi bilinememesi çok büyük bir sorunu ifade etmektedir. Ama iddianamenin çeşitli kısımlarında örgüt üyesi olarak nitelendirilmesine bakarak zımni bir isnattan belki söz etmek mümkündür.
Şimdi efendim, bir kimsenin cezalandırılmasını istemek ona bir isnatta bulunmak anlamına gelmez. O suça vücut verdiği ileri sürülen fiilin ne olduğu ve o fiili ortaya koyan delillere iddianamede açıkça yer verilmiş olması gerekir. Şimdi örgüt üyeliği suçlaması ile ilgili olarak iddianamenin 3337. sayfasında, bendeki iddianamenin, bir başlık açılmıştır. "Kağan Sürmegöz" başlığı. Burada, bu başlık altında kolluk tarafından İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nce hazırlanan örgütsel konumla ilişkin kişi kartı rapor özetine yer verildiği ileri sürülmektedir, Sayın Başkanım. Şimdi yani kolluğun düzenlediği bir fiş, bu fişte yer alan bilgilerin özetinde "Müvekkilim örgüt üyesidir." diye sanki yani bir fiziki özelliği tanımlanır gibi "Bu örgüt üyesidir." "Niye örgüt üyesidir?" sorusunun cevabı yok. Sadece ne var? mülfettiş raporunda yer alan maddi suçlamalar yer alıyor. "Bu, bu, bu suçları işlediği anlaşılmaktadır" deniliyor. Niye örgüt üyesi sayıldığı, örgütsel konumu, örgüt içindeki varlığı, örgüt içindeki eylemlerinden bir satır dahi olsa söz edilmiyor. Şimdi efendim, bu soruşturma aylarca devam etti. En ağır koruma tedbirleri uygulanarak da devam etti ve adliye, Cumhuriyet savcılığı bir soruşturma yaptı. Ve bu iddianamenin en büyük iddiası, ortada bir suç örgütünün bulunduğu ve çeşitli kişilerin de bunun üyesi, yöneticisi, kurucusu olduğu şeklindeydi. Şimdi iddianameye göre bu yöndeki suçlamanın dayanağı hiçbir şekilde adli soruşturmaya dayanmamaktadır. Yani adli soruşturma sonunda elde edilen örgütün varlığına ve örgüt üyesi olduğuna ilişkin hiçbir bulguya, hiçbir veriye dayanılmadan bu yönde bir suçlamanın yöneltilmiş olması yani ülkemiz adaleti adına son derece üzücüdür. Şimdi tabii kendisi de belirtti, yani bir kamu görevi, görevlisi olan bir kimsenin sahip olduğu sıfatın gerekli kıldığı birtakım yetkileri kullanmış olmasından yola çıkarak bunların bir örgüt faaliyeti, bir örgütsel faaliyet olarak nitelendirilmiş olması da tabii ki kabul edilemez. Şimdi efendim, kendisi de savunmasında açıkça belirttiği için çok kısa geçeceğim. Aslında yani bu da beni de olsun, beyni de olsun iddianamede eylem 138 kapsamında rüşvet ve suç gelirlerini aklama suçu da yöneltilmiştir. Birtakım tanıkların, birtakım şüphelilerin ifadeleri burada özetlenmiş. Üçüncü kişilere ait yerlerin kiralanması için Tasarım Müdürlüğü'ne, Kentsel Tasarım Müdürlüğü'ne başvuran kişilerin Kültür ve Medya A.Ş.'ye yönlendirildiği, bu şirketlerle muvazaalı sözleşmeler yaptıkları, bu muvazaalı sözleşme bedellerini bu iki şirketin kasasına aktarıldığı ve bu kasaya giren bu paranın da bir rüşvet parası olduğu bu eylem kapsamında ileri sürülmektedir. Fakat bu sürecin, müvekkilimin bu sürecin neresinde olduğu konusunda hiçbir açıklamaya, hiçbir değerlendirmeye, hiçbir tespite yer verilmediği halde en son taleplerin yer aldığı satırda, Sayın Başkan, "Sürecin suç örgütü üyesi Kaan Sürgöveç tarafından organize edilerek rüşvet eylemi muvazaalı sözleşmeler yoluyla gizlenmeye çalışılmıştır." denmektedir. Şimdi haklı olarak tabii ki kendisi de kürsüdeki savunmasında söyledi. Yani, inkar edilemez bir iddia; çünkü bir suçlama aslında yok. Kimin yönlendirdiği, ne şekilde yönlendirdiği, nasıl yönlendirildiği konusunda hiçbir isnada yer vermeksizin bir kimsenin rüşvet gibi, rüşvet almak gibi ağır bir suçtan suçlanması, cezalandırılmaya çalışılması son derece kaygı vericidir. Sayın Başkan, Sayın Heyet; soruşturma kapsamında elde edildiği ileri sürülen bazı şüpheli ve tanık beyanlarından da kısaca söz etmek istiyorum. Şimdi efendim, bir kimsenin etkin pişmanlıktan yararlanabilmesi için öncelikle atılı suç bakımından, kendisine isnat edilen suç bakımından buna imkan tanıyan bir kanuni düzenlemenin olması gerekir ve bu düzenleme uyarınca aranan koşulların da şüpheli veya sanık tarafından yerine getirilmesi icap eder. Örneğin; rüşvet almak suçu bakımından, henüz adli ve idari makamların haberi dahi olmadan rüşvet aldığını olayı anlatarak ihbar ederse ve elde ettiği menfaati iade ederse bir cezasızlık sebebi olarak düşünülmektedir. Dolandırıcılıkta yine dolandırılan tutarın gerek soruşturmada gerek kovuşturmada mağdura iade edilmesi, mağdurun zararının karşılanması bir ceza indirimine konu olmaktadır. Yine kanunun 221. maddesinde düzenlenen örgüt üyeliği suçu bakımından ise örgüt üyesinin yakalandıktan sonra örgütün yapısı, işleyişi ve işlediği suçlar hakkında samimi birtakım beyanlarda bulunması gerekir.
Şimdi sizin de sorularınıza konu olan iki sanık var soruşturma evresinde şüpheli sıfatına sahip olan: ve . Şimdi bunlar efendim, soruşturma evresinde önce gözaltına alınıyorlar ve ardından tutuklanıyorlar. Daha sonra çeşitli tarihlerde çeşitli beyanlarda bulunduktan sonra salıveriliyorlar. Şimdi bu beyanlara baktığımızda, bu her iki kişinin de beyanına baktığımızda örgüte ilişkin, örgütün varlığına, işleyişine, organizasyonuna ilişkin hiçbir açıklamaları yok. Kendilerinin örgüt üyesi olduğuna ilişkin de bir kabulü yok. Sadece müvekkilim ve müvekkilim dışında bazı kişilere yönelik birtakım atfı cürümlerde bulunuyorlar ve ardından da serbest bırakılıyorlar. Şimdi, 'ın avukatları 23 Mart 2025 tarihli İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği'ndeki sorgusunda, müvekkillerinin sorgusunda, yani tarafından ifadeleri alınmış, daha sonra tutuklama talebiyle İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği'ne sevk edilmişler. 'ın avukatları zapta geçen beyanlarında, Sayın Başkan, müvekkillerinin yasak sorgu yöntemlerine dayalı olarak ifadesinin alındığını, o ana kadar sadece ihaleye fesat karıştırma suçundan dolayı gözaltına alındığını sandıkları veya bildikleri müvekkillerinin 5 dakika önce örgüt üyeliğinden tutuklamaya sevk edildiğini öğrendiklerini, bu durumun savunma hakkını ihlal ettiğini ifade etmişlerdir. Şimdi 'ın örgüt üyeliğinden tutuklanmasına ilişkin karara bakıyoruz (toplu bir karar o, birden çok şüpheli var); bir gerekçe yok. 'ın salıverme kararında bir gerekçe yok. Ve ve hakkında örgüt üyeliğinden bir dava açılmadı. Şimdi Sayın Başkan, bir kimse hakkında dava açılmadan soruşturma evresinde bile olsa tutuklanması, ona bir suç isnat edilmesi anlamına gelir. Tabii ki tutuklanmasına neden olacak şekilde bir isnatta bulunulmuş olsa bile soruşturmanın devamında elde edilen bilgiler ışığında yeterli suç şüphesine ulaşılamadığı gerekçesiyle dava açılmayabilir. Fakat iddianamede ne 'ın ne 'nin ne de başka kişilerin hakkında tutuklanmalarına sebep olan suçlardan dolayı niye dava açılmadığına, yani kovuşturmaya yer olmadığına dair kararları göremiyoruz. Şimdi bu neyi gösteriyor aslında? Örgüt üyeliğinden tutuklarken hiçbir gerekçesi yok, salıverirken bir gerekçesi yok, dolayısıyla dava açmazken de bir gerekçesi yok. O zaman bu tutuklama tedbirinin, yani kişinin hürriyetini tahdit eden, ortadan kaldıran bu tedbirin sadece ve sadece konuşturmak için uygulandığını ispatlıyor. İfade alma ve sorgu yöntemine dayanmadığını herhalde vicdan sahibi hiçbir hukukçu ileri süremez. Dolayısıyla, bu ve benzeri beyanların hiçbirine dayanılamaz. Şimdi Sayın Başkan, benzer bir sorun bu 'la ilgili de söz konusu. Siz de ifadeleriyle ilgili sordunuz. Ben tabii "Hangi ifadesi?" diye sormak istedim. Ama aslında hangi ifadesinden önce, "Hangi ?" diye sormak lazım. Çünkü bu kişinin bir, sadece birden çok ifadesi yok. Birden çok sıfatı var bu soruşturmada. Daha önce de işaret edildi sanıyorum; bazı yerlerde "" deniyor, sıfatsız. Kim olduğu belli değil, şu tarihteki ifadesinde. Bazı yerlerde, pek çok yerde "şüpheli " diyor. Bazı yerlerde "müşteki şüpheli " diyor. Bazı yerlerde de "tanık " diyor. Şimdi bu kişinin şüpheli olduğu, şüpheli olmasına sebebiyet veren suçlarla ilgili olarak bunların akıbetinin ne olduğu bu iddianameden veya iddianameyle birlikte düzenlenen diğer belgelerden anlaşılamamaktadır. Şimdi tefrikle birlikte bunun tanık olarak çağrılmasına karar verildiğine göre, bu huzura geldiğinde bu kişiye örneğin yemin teklif edilecek midir? Yani aynı suça iştirakten şüpheli, potansiyel sanık olduğu mu kabul edilecektir? Ya da bu sıfatlarının bir şekilde buharlaştığı sonucuna mı varılacaktır? Bu, sanıyorum hepimizin merak ettiği bir husus.
Şimdi Sayın Başkan, aslında en zor olanı, en zor olanı tutuklu olan müvekkilimizin tahliyesini talep etmektir. Son derece insani birtakım değerlendirmeler yapılabilir. Yani tutuklama çünkü sadece bu tedbirin üzerinde uygulandığı kişi bakımından değil, ailesi, yakınları ve bütün toplum bakımından sonuç doğuruyor; toplumsal maliyeti var. Fakat gerekli olduğu takdirde de başvurulabilecek bir tedbir. Şimdi birden çok suçlamayla karşı karşıya olan müvekkilimin sadece örgüt üyeliğinden tutuklandığını ve diğer suçlardan dolayı da bugüne kadar bir tutuklama kararı verilmediğini, çünkü buna ihtiyaç duyulmadığını düşündüğümüzde; halen tutuklu kalmasının bu yargılamaya, bu muhakemeye ne gibi bir katkı sağlayacağı sorusunun cevabını ben veremiyorum. Çünkü bu, tutuklama koşullarının karineten varsayılabileceği suçlardan biri değil Sayın Başkan, malumunuz örgüt üyeliği suçu. Bir asliye cezalık da bir suç. Yani bağlantılı diğer suçlar olmasaydı, bu dava ağır ceza mahkemesinde görülüyor olmasaydı örgüt üyeliği suçundan dolayı azami tutuklu kalabileceği süreyi de doldurmuş durumda. Ama azami süre nedeniyle bir kimsenin salıverilmesi artık en son çaredir. Ondan önce tutuklamayı haklı kılan yasal koşulların da bulunması gerekir. Bu koşulların bulunduğunu gösteren bir yargı kararını bu dosyada göremedim. Kendisi yaşadığı sıkıntıların değinilmesini özellikle istemedi. Ailesinin de yani huzurda bulunan muhterem ailesinin, sevgili eşinin, küçük yavrusunun bu başına geçen, başından geçen olayları duyup öğrenip etkilenmesini çünkü istemedi. Çok kısaca değineceğim; çünkü o hadise hakikaten, yani ailesi bayram ziyaretine giderken bir başka cezaevine nakledildiğini görüyorlar ve bayramlaşma o şekilde oluyor. Bunun tabii ki çok rahatsız edici, travmatik bir yönü olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla yani tutuklamayı gerekli kılan koşullar, sebepler Sayın Mahkeme açısından söz konusu ise bunların neler olduğuna açıklık getirmek suretiyle ortaya konması durumunda elbette hukuki bir değerlendirme yapılabilir ama bu aşamada bu konuda hem hukuki hem de bir insani değerlendirme yapmakla yetiniyorum. Şimdi Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın hatta iddia makamı; bakın bu yargılama sonunda verilecek hükümler savunma hakkı, savunma hakları esaslı şekilde kısıtlandığı için değil; yasak delillere dayanıldığı için değil; atılı suçların yasal unsurları oluşmadığı için değil; muhakeme şartı gerçekleşmeden yargılama yapıldığı için değil ama sanıklar hakkında, sanıkların tümü hakkında usule uygun şekilde açılmış bir kamu davasının bulunmadığı gerekçesiyle bozulacaktır Sayın Başkan. Yani Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, bu suçlamanın neyle suçlandıklarını bu iddianameye bakarak değerlendirmek maalesef mümkün değildir. Bu konuda tabii aklıma şu örnek geliyor: Hayatını geniş bilimsel düşüncenin geniş halk kitleleri tarafından benimsenmesine adamış 20. yüzyılın çok ünlü, popüler bilim insanlarından Carl Sagan'ın "Garajımdaki Ejderha" hikayesini, metaforunu belki duymuşsunuzdur. Bu bilim insanı Sagan, bir gün komşusuna evindeki garajda ağzından ateş püskürten bir ejderha yaşadığını söylüyor. Komşusu tabii hemen heyecanlanıyor, meraklanıyor; "Bana göstersene." diyor. Sagan "Tabii" diyor. Garaja gidip baktıklarında içeride bir şey yok. Sagan o sırada diyor ki: "Aha, söylemeyi unuttum; bu görünmez bir ejderha." Onun üzerine diyor ki: "O zaman yere un serpelim, en azından ayak izlerini görelim." Onun üzerine Sagan diyor ki: "Unuttum söylemeyi, bu ejderha uçuyor; dolayısıyla ayak izleri olamaz." "Peki" diyor, "kızılötesi sensörle ağzından çıkan alevin ısısını saptayalım?" "Ateşinin bir sıcaklığı yok." diyor. En sonunda komşusu dayanamayıp diyor ki: "Bari boyayalım odayı, onu görünür kılalım?" Sagan'ın son cevabı, o ejderhanın cisimsiz olduğunu söylemek oluyor. Şimdi Carl Sagan can alıcı soruyu soruyor. Görünmez, cisimsiz, hiçbir şekilde tespit edilemeyen bir ejderha ile hiç ejderha olmaması arasında ne fark vardır? Çürütülemez bir iddia, kanıtlanmış bir iddia demek değildir. Tam tersine, üzerine hiçbir şey inşa edilemeyecek kadar aslında içi boş bir iddiadır. Bu kadar sanığın, avukatın, kamuoyunun aylardır üzerine kafa yorduğu, konuştuğu, anlamaya çalıştığı bu iddianame savcılığın garajındaki bir ejderhadır ve Sagan'ın ejderhası gibi aslında yoktur Sayın Başkan, Sayın Heyet. Teşekkür ediyorum.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.