Mustafa Bey, hakkınızdaki suçlamayı biliyorsunuz.
Mustafa Akın Savunması
15, 17, 18, 30 nolu eylemler kapsamında suç isnatları var.
Bir de "özel vasfı" var. Devam edebilir miyim? Sıkıldınız, farkındayım. Oturuşunuzdan sizleri gözlemledim biraz. Mesleğim gereği gözlem yapmayı severim. Ama bizimki biraz daha farklı konumda. Sayın Başkan ve heyetinden, Sayın İddia Makamı'ndan anlatacağım konuları dikkatle dinlemelerini özellikle sizden istirham ediyorum. Sayın Başkan, savunmamı 3 ana başlık üzerinde yapacağım. Birincisi; beni biraz tanımanız için daha evvel yapmış olduğum görevlerimi anlatacağım. Daha sonra da görevim gereği 'koruma ve kollamanın' ne demek olduğunu 10 ara başlık altında size anlatmaya çalışacağım. Şayet arzu ederseniz, Emniyet Genel Müdürlüğü Koruma Daire Başkanlığı'ndan koruma ve kollamanın görev tanımlarını talep edebilirsiniz; ancak ben size bu konudaki bilgi birikimimi ve tecrübemi aktaracağım. Bu konudaki tecrübemi anlatacağım. Sonrasında ise eylemlere kısa kısa değineceğim; gerisini müdafilerim anlatacak. Arada bir uzman görüşünden de bahsedeceğim, müdafilerim bu görüşü size sunacaklar.
Sayın Başkan, ben, size ve heyetinize nasıl bir devlet adabı ve terbiyesi içerisinde görevlerimi layıkıyla yerine getirdiğimi anlatarak kendimi tanıtmak istiyorum. 16.08.1967 Giresun Eynesil doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi Eynesil'de tamamladım. Daha sonra Turizm ve Otelcilik Yüksekokulu'nu bitirdim. Askerlik hizmetimi Manisa'da tamamladıktan sonra, ideallerim doğrultusunda, çok istediğim Emniyet Teşkilatı'na 1989 yılında katıldım. Hayatım boyunca hep hedefler koyarak ilerleyen bir insan oldum. 1992 yılında ise yine hedeflerim arasında olan, Polis Özel Harekat Şube Müdürlüğü'ne müracaat ettim. Gölbaşı'nda 3 aylık kursumu tamamladıktan sonra Ağrı Özel Harekat Şube Müdürlüğü'nde, polis özel harekatçısı olarak göreve başladım. O dönemde bu salondakilerin yarısı henüz dünyada yoktu; bunu özellikle belirtmek istiyorum.
Nasıl bir görev yaptığımı da kısaca anlatmak istiyorum. Sayın Başkan, Sayın Mahkeme Heyeti; Ben, Ağrı Özel Harekat Şube Müdürlüğü'nde göreve başladığımda, vatanımın ve milletimin birlik beraberliğine kasteden, başta PKK olmak üzere, tüm terör örgütleriyle mücadele etmek için, terörün en yoğun olduğu bir zamanda bu görevi seve seve kabul ettim. Hiçbir karşılık beklemeden. Ağrı Özel Harekat Şube Müdürlüğü'nde… Burayı iyi dinlemenizi isterim. Türkiye'mizin kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına kadar 42 vatansever arkadaşımla beraber görev yaptım. Diyarbakırlısından Vanlısına, Edirnelisinden Artvinlisine… Bu arkadaşlarımla beraber görev yaptım. Ayrıca şu ayrıntıyı da belirtmek isterim ki konu daha iyi anlaşılsın: O dönemde, aynı binayı paylaştığımız Bölge Trafik Şube Müdürlüğü'nde çalışan polis memuru arkadaşlarımız, biz kendisini feda eden özel harekatçılardan çok daha yüksek maaş alıyorlardı. Emniyet teşkilatından olanlar bilir; aramızda çok sevdiğim Engin Müdürüm ve diğer arkadaşlarım da var, onlar da şahittir. Trafik polisi arkadaşlarımız tazminat alırken biz alamıyorduk. Konu daha da iyi anlaşılsın diye bunu da belirtmek isterim.
Sayın Başkan, Sayın Mahkeme Heyeti… Ben ailem ile helalleşerek ve o tarihte henüz 2 aylık olan büyük oğlumu —tekrar ediyorum, henüz 2 aylık olan büyük oğlumun— eşimden ayrı kalmayı göz önüne alarak, bu vatanın ve milletin uğruna 25 yaşında sırtına kefen giymiş birisiyim. Tekrar ediyorum, herkes iyi anlasın burayı: 25 yaşında sırtına kefen giymiş birisiyim. Bunu bütün salonun ve salonun dışındakilerin de duymasını istiyorum. Bizim 2 tane aslan gibi oğlumuz var. Ben yaptığım görev sebebiyle, maalesef onların büyümelerine ve yetişmelerine şahit olamadım. Neden? Kendimi bu vatana feda ettiğim için de görev verdim. Onları bu vatana ve millete hizmet etmek için onurlu ve liyakatli bir şekilde yetiştiren; Atatürk Türkiye'si çizgisinden, Atatürk'ün yolundan giden, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk uzman ve başöğretmenlerinden olan sevgili eşime buradan minnetlerimi sunuyorum. Ona nasıl hakkımı öderim bilmiyorum. Benim eşim de Türkiye'nin öyle tavassutla değil, bileğinin hakkıyla başöğretmen olan, Atatürk'ün çizgisinde bir öğretmendir. Birçok insan yetiştirdi; bu insanlar da şu anda çeşitli görevlerde bulunmaktadır. Onun için eşime minnettarım ve ona nasıl borcumu öderim bilmiyorum. İnşallah kalan hayatımızda öderiz.
Sayın Başkan, sayın mahkeme heyeti; ben vatan için mücadele ederken eşim benim yokluğumda evlatlarımıza asla yokluğumu hissettirmemiş, onları liyakatli 2 birey olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne kazandırmıştır. İkisi de liyakatli, başarılı gençlerdir; tüm evlatlarımız gibi. Cenabı Allah tüm evlatlarımızı korusun. Ben ailemi ve her şeyi ardımda bırakarak; bu topraklar uğrunda Kurtuluş Savaşı başta olmak üzere tüm bağımsızlık mücadelelerinde canlarını feda eden atalarımıza olan borcumu ödemek, görevimi hakkıyla yerine getirebilmek için vazife arkadaşlarımla beraber yeri geldiğinde bu uğurda şehit ve gazi vererek namusumuz ve şerefimizle görevimizi yerine getirdik. Bu vesileyle söylemek isterim, anmadan geçemeyeceğim: Osmangazi'den Fatih Sultan Mehmet Han'a; devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten ve silah arkadaşlarından, tarihimiz boyunca terörle mücadelede şehit olan tüm asker ve polis arkadaşlarımıza Cenabı Allah'tan rahmet diliyorum. Benim kucağımda 2 tane asker şehit oldu, bunu da belirtmek istiyorum. Birçok arkadaşımın da kucağında şehitler oldu. İnşallah bizlere haklarını helal etmişlerdir.
Ayrıca belirtmek isterim; gazilerimize de sağlıklı ömürler diliyorum. Allah onlara şifa versin, sağlıklı yaşamlar versin. Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, çünkü içlerinde benim de çok sevdiğim bir arkadaşım var: Terörle mücadelede gazi olup da gazilik unvanı alamayan arkadaşlarıma da en kısa zamanda sizler, yani mahkemeler buna karar vereceksiniz; onların haklarını da inşallah en kısa zamanda hak ettikleri şekilde verirsiniz. Bunu, birebir yaşamış birisi olarak sizden yürekten temenni ediyorum. Sayın Başkan, sayın mahkeme heyeti; ben 1996 yılına kadar Ağrı Özel Harekat Şube Müdürlüğü'nde görev yaptım. 1996 yılında ise Ağrı'dan Muğla'nın Marmaris ilçesinde bulunan Özel Harekat Grup Amirliği'ne atamam yapıldı. Buradaki görevim ise Sayın 7. Cumhurbaşkanı'nın (Kenan Evren) koruma ve kollama görevini ifa etmekti.
Ben bu görevimi yerine getirirken yine boş durmadım. Sağ olsun eşimin de desteğiyle beraber ders çalıştık. 1998 yılında açılan yurt dışı misyon koruma sınavına katıldım. Tam 16000 kişi katılmıştı; ben ilk 20'de kazandım. Ve 1999 yılında da Türkiye Cumhuriyeti'nin Berlin Başkonsolosluğu'nda güvenlik ateşesi olarak göreve başladım. 3 yıl layıkıyla bu görevimi de yerine getirdim. Almanya'nın başkenti Berlin'de ülkemi namusumla, şerefimle temsil ettim. Bunları anlatıyorum; beni tanımanız, nerelerde çalıştığımı, ne görevler yaptığımı bilmeniz için. Çünkü sonraki konular için bunlar önemli. Üç yıl Berlin'de görev yaptıktan sonra yine 2002 yılında eski görev yerim olan Muğla'nın Marmaris ilçesindeki Özel Harekat Grup Amirliğine atamam yapıldı. Yine eski görevim olan Sayın 7. Cumhurbaşkanımızın koruma ve kollama görevine devam ettim. 2004 yılında ise ailemizle beraber almış olduğumuz karar neticesinde, çocuklarımızın eğitimini düşünerek İstanbul'a tayin dilekçesi verdik. Kendi isteğim ile İstanbul Koruma Şube Müdürlüğünde görevime başladım. Burada da devletimize yıllarca üst düzeyde hizmet vermiş -ismini ve görevini söylemeyeceğim, tahmin edebilirsiniz belki veya kayıtlarınızda da vardır- bir devlet büyüğümüzün koruma ve kollama görevinde görevlendirildim.
2004 yılından 2012 yılına kadar bu devlet büyüğümüzle beraber çalıştım sayın başkanım. Teşkilat içerisindeki bu son görevimi de başarıyla yerine getirdikten sonra -bu kısmını özellikle dinlemenizi istiyorum- teşkilatımın içerisindeki kötü gidişatı gördüğüm için 2012 yılında kendi isteğimle emekli olma kararı aldım. Bu kararımın ne kadar doğru olduğunu, 2016 yılında milletçe yaşamış olduğumuz o elim ve malum olaydan sonra ne kadar yerinde bir karar verdiğimi de görmüş oldum. Ayrıca şunu da belirtmek isterim; bugüne kadar tercih ettiğim görevlerde hiçbir zaman zafiyet yaratmadım, bu konuda eminim. Emekli olunca hiç çalışmaya ara vermedim. Ben hiçbir işi ayırt etmem sayın başkan. Siyasi hiçbir bağım yoktur; şimdi bahsedeceğim kişilerle bunu anlarsınız. Ben herkesle çalışırım. Devletim bana görev verir, ben o görevi yerine getiririm ya da kendim bir görevi tercih ederim ve onu yerine getiririm. Görevimin dışında hiçbir şeyi hiç kimse bana yaptıramaz. Beni tanıyan, burada bulunan liyakatli arkadaşlarımın hepsi bunu bilir. İzleyici kısmındakiler de, benimle görev yapan arkadaşlarım da beni çok iyi tanır sonuçta.
Emekli olduktan sonra 2012 yılında birçok teklif geldi. Bunların içerisinde kurumsal olan LC Waikiki Yönetim Kurulu Başkanı Vahap Küçük ile beraber çalıştık; tam 2,5 yıl. Sonra kendi isteğimle ayrıldım, halen daha da dostluğumuz devam eder. Kendisi de başka siyasi partili, beni hiç ilgilendirmez. 2014 yılında ise aynı zamanda ikamet yerim olan Beylikdüzü'nde, Sayın 'nun seçilerek Beylikdüzü Belediye Başkanı olmasından sonra, bir dostum tarafından, belediyede çalışan güvenlik personeline ve oradaki yapıya ağabeylik yapacak profesyonel bir çalışma arkadaşına ihtiyaç olduğu yakın bir müfettiş dostum tarafından bana iletildi. "Ne dersin?" dedi; ben de konuyu ailemle görüştükten sonra karar verebileceğimi söyledim. Ailemle görüştükten sonra kararımı verdim. En son sayın başkanımla görüştük ve o görüşmeden sonra da o günden bugüne kadar başarılı bir çalışma dönemi geçirdik. Ben sayın başkanla çalıştığım dönemden ve kendisiyle çalışmaktan dolayı çok mutluyum ve gururluyum. Kendisini tanımaktan dolayı mutluyum.
Neden? Çünkü ben mesleğim gereği birçok bürokrat gördüm, birçok yazarla çalıştım. Boş kaldığınız zaman koruma şubede sizi başkalarıyla görevlendirirler ve ufkunuz açılır, çok daha farklı insanlarla çalışırsınız Sayın Başkan. Hakime, savcıya, yazara ya da bir iş adamına görevlendirilirsiniz; çok değişik insanları tanıma fırsatı bulursunuz. Ben sayın Başkan'ı çok çalışkan ve çok üretken birisi olarak tanıdım. Bunu bir latife olsun diye veya methiye düzmek için de söylemiyorum; çünkü kendisini kanıtlamış bir insan, hakikaten böyle bir şeye ihtiyacı yok. Sayın Başkan'la 2014 yılından itibaren çalıştığımız süre içerisinde beraber çalıştığımız tüm arkadaşlarıma hep ağabeylik yapmaya çalıştım. Kendilerine yurt içi, yurt dışı, özel harekat ve aldığım ekstra VIP kurslarındaki bilgi ve birikimlerimi aktardım. Kendilerini bizden sonraki sürece liyakatli olarak hazırlamaya çalıştık.
Onlara hep ağabeylik yaptım ve onların gelişimlerini görmekten dolayı da çok mutlu olduk. Onların hepsiyle gurur duyuyorum. Cenab-ı Allah hepsinin bundan sonra ayağına taş değdirmesin. Bizler yaşlandık, eninde sonunda bir kenara çekileceğiz. Onlar sizlerle, devlet büyüklerimizle beraber çalışacaklar; yolları açık olsun. Hepsini tanımaktan dolayı çok mutlu olduğumu ve hepsine teşekkürlerimi buradan iletiyorum.
Diğer ikinci başlığımıza geçersek; koruma ve kollama görevi… Sayın Başkan, bizde 'koruma' denince, sizlerin de korumaları var, görüyorum. Burada oturuyorlar bazen, dinlemelerini de çok isterim aslında bu kısmı; arzu ederseniz, takdir buyurursanız... Çünkü bildiğim kadarıyla, meslekten anladığım kadarıyla, hastane ve mahkeme salonlarına silahla girilemiyor. Sizlerin özel iznine tabi. Dinlemelerini isterim, belki faydalanırlar, benim de bir katkım olur. Ama sizin takdirinizdir. Biz hep fiziki koruma düşünülürüz. Hak vereceğinizi düşünüyorum. Çünkü 'koruma' denince, yalnızca fiziki koruma ya da kapıyı açan, kapatan olarak düşünülür. Ama öyle değildir efendim, öyle değildir. Beni lütfen dikkatle dinlerseniz, 10 ana başlık üzerinde aslında tarafıma da isnat edilen suçlamaların da bunların içerisinde çürüyeceğini göreceksiniz.
İddianameye göre suç olarak tarafıma isnat edilen, ancak yalnızca benim mesleki yükümlülüğüm olan "VIP koruma ve kollama görevinin" mahiyetini açıklayacağım. Çok kısa tutacağım; VIP'nin tanımını kısa yapmak istiyorum. Seçilmiş Sayın , diğer Mehmet Murt Çalık başkanım gibi devletimizin üst düzey görevlileri; sizler gibi yöneticilerimizin, devletimiz tarafından koruma ve kollama görevlileri tarafından korunmasıdır. Kısa tarih detaylarına da girmeyeceğim, iş adamıdır vesairedir, böyle sizi boğmak istemiyorum. Ama burada asıl değinmek istediğim nokta, altını çizerek belirtmek istediğim nokta: Bu koruma hizmeti, yalnızca fiziki bir koruma olmayıp; çok önemli kişinin sosyal hayatının, özel hayatının ve itibarının korunması, kollanması, hatta kişisel verilerinin ve haklarının da korunmasını, kollanmasını kapsamaktadır. Tekrar ediyorum; bu koruma hizmeti yalnızca fiziki bir koruma olmayıp, çok önemli kişinin yani VIP'nin sosyal hayatının, özel hayatının ve itibarının korunması ve kollanması, hatta kişisel verilerinin ve haklarının da korunmasını ve kollanmasını kapsamaktadır. Net tarifi budur efendim, dünyada net tarifi budur. Çünkü VIP koruması sadece fiziki değildir. Bizler de bugüne kadar Sayın Başkan'la çalıştığımızda ya da benim diğer yaptığım görevlerin tamamında bu tanıma göre görevimizi yaptık, bu tanıma göre görevi yerine getirdik.
Burada iki örnek vermek istiyorum. Fiziki korumaya bir örnek vermek istiyorum, daha sonra bu konuya değineceğim. Ama Erzurum'daki Sayın Başkan'ın yapmış olduğu mitingde otobüsün üzerinde uğradığı, kınadığım taşlı saldırıya uğraması konusudur. Bu konuya daha sonra geniş olarak değinmek gerekir ama asıl değinmek istediğim özel hayatın ve itibarın korunması... Bu sizler için de çok önemli, eminim korumalarınız buna dikkat ediyorlardır. 'Balıkçı Kahraman'... Hepimiz bu olayı hatırlıyoruz değil mi? Siz de hatırlıyorsunuzdur Sayın Başkan. Balıkçı Kahraman ismi... Balıkçı Kahraman önemli birisi değil, ayrı konu ama ona göre restorandaki kayıtların sosyal medya ya da sözde basın mensuplarına servis edilmesi... Ama burada asıl ilginç olan nedir biliyor musunuz efendim? Gönül yaralayan, yıllarımı verdiği teşkilatımın MOBESE görüntülerini; Rumeli Kavağı dediğimiz o mevkide bulunan MOBESE görüntülerini bir ekranda açılarak, kolluk kuvvetine ait olan bir ekrandan açılarak cep telefonuna kaydedilip, yine sözde kendisini basın mensubu ya da haberci zanneden kişilere servis edilmesidir. Ne kadar üzücü değil mi? Ve biz bununla İBB olarak şikayetçi olduk. "Kovuşturmaya gerek yoktur" dendi. Ben anlamış değilim. Yıllarını Emniyet Teşkilatı'na vermiş birisi olarak anlamış değilim. Bu cevabı anlayamıyorum. Ne kadar üzücü. Benim asıl üzüldüğüm, teşkilatıma üzülüyorum ben. Yıllarımı feda ettiğim teşkilatımın birilerinin elinde oyuncak olmasına üzülüyorum. Bunu net olarak ifade edeyim.
Evet Sayın Başkan. Birinci madde VIP'nin koruma ve kollamasındaki; teker teker kısa kısa anlatacağım. VIP'yi koruma ve kollama için atanan personelin, görevlendirilen ilgili birim tarafından VIP'nin alabileceği tehditler ya da aldığı tehditler var ise ilgili birim tarafından bilgilendirilmesi gerekmektedir. Şayet bilgilendirilmemişse, koruma görevine atanan personelin VIP'si ile ilgili derhal araştırma yapması gerekmektedir. Ve bir ekipseniz bu ekiple beraber toplantı yapıp alınacak tedbirleri gözden geçirip ve aldığınız tedbirleri hayata geçirmelisiniz. Bu VIP'nin koruma ve kollamasında başlangıç noktası olarak mihenk taşıdır. Sayın , resmi rakamlara göre 16 milyon, gayri resmi rakamlara göre 20 milyonun üzerinde bir nüfusa sahip olan İstanbul'un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı'dır. Ve kendisi bu görevinden dolayı, terörle mücadele kanununa göre özel koruma kararıyla koruma altında bulundurulan bir kişiydi, gözaltına alınana kadar. Kendisini koruma ve kollamakta görevlendirilen, devletimiz tarafından ataması yapılan dört tane polis memuru ve Sayın Valimizden alınan özel izinle, VIP koruma kararı izniyle beraber İBB içerisinden seçilen güvenlik görevlisi arkadaşlarımız tarafından oluşturulan bir ekip tarafından koruma ve kollama görevi yerine getirilmektedir. Bunu özellikle bilmenizi istedim ki Sayın Başkanın da nasıl korunduğu hakkında bilginiz olsun diye.
İkinci maddemiz ise VIP'yi koruma ve kollama görevini ifa eden kişiler VIP ile ilgili bilmesi gereken özel durumlar mevcuttur. Buna tek bir örnek vereceğim, ne demek istediğimi herkesin anlayacağını düşünüyorum. VIP'nin kronik bir hastalığı var mıdır? Bu rahatsızlık ya da başka bir sağlık durumu ile ilgili rutin gittiği hastane, klinik, doktor isim ve irtibat bilgileri var ise, kullandığı ilaçlar dahil olmak üzere, tekrar ediyorum kullandığı ilaçlar dahil olmak üzere kan grubu gibi bilgiler kesinlikle koruma personeli tarafından alınıp bu bilgiler saklı tutulmalıdır. Bu hayati bilgilerdir. Çünkü VIP için hayati bilgilerdir. Allah, ne sizlerin ne bir başkasının başına versin; ileride VIP'nin başına gelebilecek olan herhangi bir olayda bu bilgiler çok elzem, çok önem arz eder. Doğru müdahaleyi doğru zamanda yapabilmeniz için çok gerekli bilgilerdir. Çünkü bir olay neticesinde VIP'yi nereye götüreceğinizi ya da kiminle konuşacağınızı ya da kullandığı ilaçları oradaki doktora vesaire sunmanız gerekmektedir. Bu gerçekten hayati bir durum, bilinmesi gereken bir konu.
Ancak bu gibi bilgiler VIP'nin özel hayatıyla ilgili özel bilgiler olduğu için, asla ve asla kimseyle paylaşılmamalıdır Sayın Başkan. Çünkü bu sizlerin özel bilgileridir. Bu bilgileri kimseyle paylaşamazlar. Sadece yeri geldiğinde, Allah göstermesin, doktoruyla ya da gittiğiniz hastanedeki hekimiyle paylaşırsınız. Bunlar saklanması gereken VIP'nin özel hayatıyla ilgili gizli tutulması gereken bilgilerdir. Ayrıca VIP'yi koruyan kişilerin VIP'nin aile bireylerini de tanıması gerekmektedir. Ama burada önemli bir hususun altını çizerek belirtmek istiyorum; buna da bizim ülkemizde çok dikkat edilmez. VIP'nin davranışları hakkında bilgi sahibi olunması ve koruma ve kollama görevinde kişiye göre hareket tarzının belirlenmesi noktasında çok önem arz eder. Ne demek istediğimi anlamışsınızdır Sayın Başkan. Sizin de farklı bir mizacınız vardır. Farklı bir yapınız vardır, farklı bir hareket tarzınız vardır. Davranış şekilleriniz vardır. Sizin korumanız sizi ne kadar iyi tanırsa, size o kadar faydalı ve o kadar iyi görev alanı sunar. Sizin hareket alanınızı o kadar konforlu hale getirir. Bu önemlidir. Ama bizim ülkemizde maalesef, Sayın Cumhurbaşkanı'nın ekibinin dışında, çok fazla uyulduğunu da düşünmüyorum. Bir koruma ve kollama personeli VIP'sini tanımazsa asla doğru şekilde koruyamaz. Nokta.
3. maddemize geçiyoruz: VIP koruma ve kollama görevini üstlenen kişilerin bu görevleri esnasında beraber çalıştıkları kişilerin; VIP'nin ikametinde görev yapan yardımcı personel dahil olmak üzere sekreterinden, çaycısına, temizlik görevlisine, sürücüsüne ve diğer koruma arkadaşlarına kadar herkesi tanıyıp bilgi verip bilgi toplamak zorundadır. Bu bilgiler daha sonra lazım olabilir. 4. maddemiz ise VIP'nin koruma ve kollama görevini üstlenen kişilerin bir diğer yerine getirmesi gereken husus ise VIP'nin ikameti hakkında bilgi toplamaktır. Bunlar da ikamete yakın olan karakol, hastane ve muhtarlıktır. Bu bilgiler de önemlidir. Buralara olan mesafeler ve buraların irtibat bilgileri, kişi bilgileri alınıp bir dosyanızda tutulmak zorundadır. Çünkü bunlar da size lazım olacak bilgilerdir. Ayrıca yine benim çok önem verdiğim bir husus; VIP'nin evinden işine, işinden evine gidip geldiği güzergah kurulsun. Bu güzergahlar önceden ekip tarafından alternatifleriyle beraber belirlenmek zorundadır. Ve VIP'nizi, koruduğunuz kişiyi evinden işine, işinden evine getirirken onun en temel olan yaşam hakkını koruyabilmeniz için bu güzergahları, belirlediğiniz güzergahları önceden ekibinize kontrol ettirmek zorundasınız. Bu güzergah üzerinde olağandışı bir akış, toplantı, gösteri yürüyüşü vesaire var ise derhal alternatif güzergah belirlenmeli ve o güzergah üzerinden VIP sağlıklı bir şekilde gideceği noktaya götürülmelidir. Çünkü en temel hakkı olan yaşam hakkını korumak demektir.
Sayın Başkan, Sayın Mahkeme Heyeti, bir diğer husus ise araçlı hareket tarzıdır. Yani çoklu koruma dediğimiz hareket tarzı. Biz de bu çoklu korumaya tabi olan bir ekibiz. Çünkü 2 tane; 1 öncü, 1 artçısı olan bir ekipten oluşuyor. Özel güvenlik kararımız olduğu için çoklu koruma kararında araçla hareket tarzı çok önemlidir. Neden? Bu uygulama esnasında özellikle trafikte hareket ederken, trafik kurallarına kesinlikle riayet edilmelidir. Bizim ekibimiz de kesinlikle riayet eder. Sebebi de diğer sürücülerin, yani trafikte olan diğer sürücülerin sizin ne kadar yaşama hakkınız varsa, onların da o kadar yaşam hakkına sizlerin riayet etmesi gerekir. Koruma ve kollama görevini yaparken bizler de buna hep dikkat ederek görevimizi yaptık. Hatta ve hatta geçiş üstünlüğü dahi kullanılırken bunlara dikkat edilmesini sürücü arkadaşlarımıza aldırdığımız eğitimlerde hep anlattırdık ve hep de diri tutmaya çalıştık.
Sayın Başkan, Sayın Mahkeme Heyeti... Şimdi beni çok daha önemli dinlemenizi istediğim bir noktaya geldik. Yani işin aslı, korunma boyutuna geldik. Müdafilerimiz bir görüntü sunmuşlardı; o ekrana bir haberler vardı, onu ekrana verebilir misiniz? Ondan sonra ben konuşmama devam edeyim. Evet, bu olayı da hepiniz yakından hatırlıyorsunuzdur. Devam edebilirsiniz biraz sayfaya. Evet, bu suikast iddiasını... Bu suikast iddiası doğrulanmıştır ve Emniyet kuvvetlerimiz tarafından da bize iletilmiştir. Valilik tarafından da gerekli tedbirler, ek koruma tedbirleri de alınmıştır. Bir alt kısma daha gelin, orada kalırsanız ben şimdi konuşmama buradan devam etmek istiyorum. Teşekkür ederim.
VIP'nin almış olduğu tehditleri az evvel gösterdim. Bu sadece bir tanesi; yüzlerce tehdit var Sayın Başkan, yüzlerce tehdit vardır ve biz bunların hepsini Sayın Başkan'ın avukatları aracılığıyla savcılığımıza suç duyurusunda bulunduk. VIP'nin almış olduğu tehditlerden sonra, durumun ciddiyeti ve gerekliliklerine göre koruma düzeni ve önlemlerine değişiklik yapmak gerekmektedir. İmkan var ise ekranda gördüğünüz zırhlı araç... Bu zırhlı araçlarla ilgili birazdan size detaylı bilgi vereceğim. İmkan var ise, elinizdeki imkanlar var ise bu zırhlı araçları kullanabilirsiniz. İmkanınız yoksa, artık elinizde ne varsa onu kullanacaksınız.
Burada şunu da belirtmek isterim zırhlı araca geçmeden evvel: Ben Sayın ile göreve başladığım 2014 yılından beri, Sayın , kendi aracını kullanmaktadır. Kendi aracını makam aracı olarak kullanmaktadır. Bunu özellikle belirtmek istiyorum, altını çizerek. Ve yakıtını da kendisi karşılamaktadır. Bunu da özellikle belirtmek isterim. Sayın , 2014 yılından -şu anda 2026 yılındayız- 12 senedir ben görevde bulunduğum süre içerisinde kendi aracını kullanmıştır. Biz ekranda gördüğünüz araçları belli süreler içerisinde kullandığımız makam araçları arıza yaptığında ya da belli gördüğümüz zamanlarda çok kısa sürelerde kullandık. Bu araçlar da çok masraflı araçlardır; birazdan bahsedeceğim.
Sayın Başkan, Sayın Mahkeme Heyeti... İstanbul Büyükşehir Belediyesi envanterinde, 2 adet bu gördüğünüz Mercedes S600 marka BR10 zırh seviyesine sahip özel yapım araçlar mevcuttur. BR10'u belki bilmeyen hukukçu arkadaşlarımız da vardır, kısaca açıklayayım: Yani bir aracın balistik dayanma gücü. Sizler bilirsiniz. Bu gördüğünüz araçlar bombaya karşı bile etkilidir. Kamuoyundan belki hatırlarsınız, çok kısa değineceğim... Ekranda kalsın lütfen arkadaşlar; sadece çok kısa değineceğim: Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanken yaşadığı bir olayı hatırlarsınız, aracının içerisinde kaldı ve balyozla bile zorla kırabildiler. Evet, isterseniz arzu ederseniz İBB'ye yazı yazılarak durumu -yani İBB'den envantere kayıtlı mıdır değil midir diye- talepte bulunabilirsiniz efendim, bunu belirteyim. Bu araçlardan birisi 2015 model, KİPTAŞ himayesindedir, yani KİPTAŞ üzerinedir. Diğeri de 2017 model, İGDAŞ himayesindedir. Tarihlerinden de anlayacağınız gibi; rahmetli, nur içinde yatsın, kendisini çok severdim, rahmetli Kadir Topbaş döneminden kalmadır. Onun döneminde özel siparişle Almanya'da yapılmış araçlardır. Ve Sayın Kadir Topbaş'ın —ben o zamanı da çok iyi hatırlıyorum— bu araçları sürekli makam aracı olarak kullanmasında hiçbir beis yoktur, onu da belirteyim. Burada aslında bu araçları alarak o zamanın koruma arkadaşlarımız; korumadan tasarruf edilmeyeceğini ortaya koymuşlardır. Yani VIP'nin en temel hakkı olan yaşam hakkının korunması için, "korumadan tasarruf etmeye gerek yoktur" demişlerdir. Bence de yoktur. Sen bana gel; çünkü burada esas olan sizlerin, Sayın Başkan'ın ve diğer devlet büyüklerinin yaşam hakkıdır. İmkanınız varsa bunu alabilirsiniz.
Ama burada bir şeyi belirtmek isterim, sakın beni yanlış anlamayın: Bu araçların şu anda bir tanesi 100 milyonun üzerindedir. Tam rakamını bilemiyorum, belki de 150 milyondur bir tanesi. Burada "kamu zararı vardır" gibi bir imada bulunmuyorum ama 150 milyona yakındır bir tanesi. Yani iki tanesi 300 milyon TL. Ve durduğu yerden bu arkadaşlar, durduğu yerden masraf olan araçlardır. Çünkü yaz lastikleri de kurşun geçirmez kauçuktur; komple atarsınız dört lastiği. Bilmem değiştiği zaman, durduğu yerde, 20.000 kilometrede değişir yanlış hatırlamıyorsam. Sürücü arkadaşlarımız burada olsaydı beni aydınlatırlardı ama onlar da ne içeri alındı? Halen daha tutuklu olduklarını da anlamış değilim. Birazdan o konuya da değineceğim; arkadaşlarımız tutuklu ve haklarında hâlâ bir iddianame yok. Bunu da üzülerek belirtmek istiyorum.
Sayın Başkan, sayın mahkeme heyeti; bugün günümüzde Sayın Ekrem Başkan'ın bulunduğu konumda, o dönemde Sayın Topbaş bulunmaktadır. Ve ülkemizin en kalabalık, sosyal bakımdan da en büyük şehrinin, aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden sonra Türkiye'de bulunan ikinci büyük meclisin başkanıdır rahmetli Kadir Topbaş da. Ondan sonra da Sayın da Türkiye'nin ikinci büyük meclisini yönetmektedir. Bunun dikkate alınmasını isterim; korunması için büyük bir gerekçedir bu. İBB Başkanı'nın koruma ve kollanmasında tedbir olarak kullanılan bu zırhlı araçların alımı için karar veren arkadaşlar, çok iyi bir karar vermişlerdir, onları tebrik ediyorum. Hatta bu araçları belediyenin envanterine katarak, sonrasında seçilen belediye başkanının koruma ekibine, yani bizlere de büyük kolaylık sağladıkları için tekrar teşekkürlerimi, minnetlerimi sunuyorum. Gerçekten büyük bir iş yapmışlardır, herkes yapamaz. Bir de daha evvel bahsettiğim gibi ihtiyaç duyduğumuz çok kısa aralıklarla bu araçları kullandık.
Ayrıca o dönemde rahmetli Sayın Kadir Topbaş'ın koruması ve kollanmasında çalışan arkadaşlar bize bir iyilik daha yapmış. Jammer dediğimiz, bize istinat edilen suç var Sayın Başkanım, dediğimiz sinyal kesici cihazlar o dönemde alınmıştır. Bizim de işimizi kolaylaştırmışlardır. Yine teşekkür ediyorum kendilerine öngörülerinden dolayı. Koruma ve kollamayı bilerek hareket ettikleri için yine teşekkür ediyorum. Biz, gerektiği takdirde önleyici ve caydırıcı tedbir olarak bu cihazları yanımızda bulundurduk Sayın Başkan. Neden bulundurduğumuzu ileride arz edeceğim. Sayın Başkan, sayın mahkeme heyeti; bir diğer maddemiz ise VIP'nin programından önce belirli olan toplantı, davet, buluşma, miting ya da katılım gösterilecek etkinlik gibi yerlerin, açık ve kapalı mekan olmaksızın bilgi toplamak, oradaki tedbirleri almak öncü ekibimizin görevleridir. Öncü ekip korumada çok önemli. Çünkü siz onların hazırladığı korunaklı, yani 'steril' olarak tarif ettiğimiz alana gideceksinizdir.
Yakın koruma ekibi, kesinlikle ve kesinlikle iletişim halinde bulunmalı ve gördükleri lüzum üzerine bölgede bulunan kolluk kuvvetlerinden anında destek istemeliler. Çünkü burada VIP'nin yine en temel hakkı olan yaşam hakkının, o bölgeye yani o alana giriş ve çıkışının sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için önem arz etmektedir. Sayın başkan, sayın mahkeme heyeti; şimdi yine benim çok önem verdiğim 7. maddeye geldik. Burayı da lütfen iyi dinleyin. Teşekkür ederim. Çünkü ben sizlere belli tablolar veya dekontlar göstermiyorum, biraz daha bizimki heyecanlı bir alan. Makam ya da çalışılan kurum dışında, VIP şahsa ve makamının kullanımına ait olmayan herhangi bir işletmede -önceden özellikle dinlemenizi istiyorum- önceden kiralanan, rezerve edilen toplantı odası gibi yerlerde en üst seviyede önleyici ve caydırıcı tedbir almak son derece önem arz etmektedir.
Çünkü "dış mekan" diye sınıflandırdığımız bu alanlar, her zaman için bir ihtimal dahi olsa art niyetli kişilerin yapılacak olan programa yönelik provokatif ya da terörsel bir eylem planlaması yapabilme riski kesinlikle ve kesinlikle içermektedir. Bilmiyorum sizler gelmeden evvel jandarma arkadaşlarımız bulunduğunuz koltukları ya da bulunduğumuz yerleri kontrol ediyorlar mı? Etmiyorlarsa da artık ederler diye düşünüyorum. Hiçbir yer güvenli değildir sayın başkan; hiçbir yer güvenli değildir. Korumada bir kural vardır, bu kuralı da söylemeden geçemeyeceğiz: Güven, kontrole mani değildir. Bu sebeple dış etmenler düşünülerek gerekli tedbirlerin titizlikle yerine getirilmesini sağlamak gerekmektedir. Önceden kiralanan, rezerve edilen alanın elinizdeki imkan dahilinde elle ve gözle ulaşılabilecek her noktasının kontrol edilmesi gerekiyor. Hatta ve hatta elinizde imkanınız, cihazlarınız varsa o cihazlarınızla birlikte kontrol etmek zorundasınız. İçeride bulunan kamera, "çağrı butonu" dediğimiz telefonlar kapatılarak o alandan çıkartılıp ilgililerine teslim edilmelidir.
Çağrı butonu deyince, sayın savcım aklıma geldi. İfademi almaya katılan sayın savcımın önünde de bir çağrı butonu vardı. Bana bu soruyu sorduğunda; "Efendim, size kısa bir cevap vereceğim" dedim. Önünüzde bir çağrı butonu var; ben terörist olsam, art niyetli bir kişi olsam o çağrı butonunun içerisine bir tane plastik patlayıcı koyarım, bir tane de ateşleyici koyarım. Düğmesine bastığınız anda -hatta o zamanki tarifimi yapayım- dört kolluyla gideriz. Aynen bu şekilde konuştum; "Dört kollu." Bu kadar önemli. Yani basit bir şey anlattığımı düşünüyor insanlar ama bu kadar önemli. Çünkü sizlerin hayatı önemli; iddia makamının da sayın savcımın da hayatı o kadar önemli. Biz olaya bakınca öyle bakıyoruz, herkesin hayatı önemli. Onun için en ufak bir şeye dahi dikkat etmek gerekiyor. Bu işlerin arkasından başka bir şey aramaya gerek yok.
Ben, Sayın Başkanımın ne demek istediğimi çok iyi anladığını düşünüyorum. Yani bize gizlilik vasfı yüklemenin bir anlamı yok. O konuya geleceğim ama burada da değinmek istiyorum; biz işimizi yapıyoruz Sayın Başkanım ve işimizi de layıkıyla yapıyoruz. Şunu da söyleyeyim, araya giriyorum ama anekdot olsun diye: Bizim ekibimiz, Türkiye'de örnek gösterilen bir ekiptir. Sıfırdan kurulup el üstünde tutulan, örnek alınan bir ekiptir. Hepsine teklifler gelmektedir. Benim şahsıma da bir sürü yerden "Gel bize kurs ver" diye teklifler gelmiştir ama ben asla hiçbirine vermemişimdir; "Dışarıda özel sektörde bu işi profesyonelce yapan bir sürü ekip var, onlardan alınımışımdır.".
Sayın Başkan, sayın mahkeme heyeti; VIP'nin özel hayatını ve mahremiyetini korumak, bunların yanında kamuoyunda yanlış algı yaratılabilme riskine karşı itibarını da korumak için toplantı yapılacak yerin girişindeki görüntü alan kameranın sadece o alan için kapatılması, sıkça alınan koruma ve kollama tedbirlerinden bir tanesidir. Bu tedbiri benim bildiğim bütün korumalar uygulamaktadır. 'Uygulanmıyor' diye kimse bana yutturmaya kalkmasın, sorsanız yalan söylerler. Ama koruma ve kollama yapan herkesin bunda bir beis yoktur; bu arada, çünkü o işletmeyle sizin aranızda olan bir konudur, başka kimseyi ilgilendiren bir konu değildir. En önemlisi de imkan varsa, art niyetli kişilerin koruma görevlisinin elle ve gözle aramasında ulaşamayacağı bir alana uzaktan kumanda ile sinyal göndererek çalışacak olan patlayıcı maddelere karşı sinyal kesici (jammer) olarak tabir ettiğimiz cihazlar ile önleyici tedbir alabilmek gerekliliğidir. Böylece hem VIP'nin hayati tehlikesi bertaraf edilmiş hem de orada bulunan diğer katılımcıların zarar görmesinin önüne geçilmiştir. Ayrıca daha önemlisi de kullandığınız restoran, otel vesaire gibi yerlerde masum vatandaşların da hayati tehlikesinin önlenmesinde büyük görev yapmış olursunuz. Onların da canlarını korumuş olursunuz; olaya sadece VIP açısından bakmamak gerekiyor. O bölgede bulunan masum insanların hayatı da çok önemli, onun için bu tedbirleri almak zorundasınız.
Demin zırhlı aracın önemini vurguladım. Şimdi hepinize, yakın tarihte 12.2025 ayında Rusya'da meydana gelen bir olaydan bahsedeceğim; çok kısa, hepiniz basın yayın organlarından takip etmişsinizdir. Bir Rus generalinin evinin önündeki otoparkta bulunan aracına, önceden yerleştirilen patlayıcı maddenin, Rus generali evinden çıkıp aracına bindikten sonra tam hareket edeceği anda uzaktan kumandayla patlatılması... Zırhlı aracın ne kadar önemli olduğunu ya da başka bir yönden; korumanın VIP'nin aracını güvenli bir noktaya bırakması burada ne kadar önemli, ne kadar hayat kurtarıcı! Ayrıca yine farklı bir örnek daha vermek istiyorum; kapalı mekanlar ya da hepiniz devletimizi temsil ediyorsunuz, Sayın Başkan da devlet temsil ediyor.
Ben görev yaptığım yıllar içerisinde Sayın Başkanıma bir sürü hediye verilmiştir; biz anında elinden alır, o bölgeden uzaklaştırırız. Neden? Şimdi vereceğim örnekte çok iyi anlayacaksınız. Lütfen sizler de dikkat ederseniz bu konuya, çok memnun olurum; herkesin hayatı çok önemli çünkü. Yine Rusya'dan örnek vereceğim, Türkiye'mizde de mevcut bu olaylar ama çok oralara girmek istemiyorum. Rus askeri blog yazarı Tatarski'ye, bir kafede bir kadın tarafından bir küçük biblo hediye edilir. Bir tane küçücük biblo ve hediye eden kadın bibloyu hediye ettikten sonra olay mekanından, yani kafeden uzaklaşır ve uzaktan kumandayla, önceden biblonun içerisine yerleştirilen patlayıcıyı harekete geçirerek patlatır. Tatarski dahi olayda 4 kişi vefat eder. Onun için nerede plaket dahi verilirse verilsin, lütfen ve lütfen anında korumanız sizden alsın, onu ayrı bir noktaya götürsün. Arama imkanı varsa, yani bir X-ray cihazı varsa, gözden geçirebiliyorsa ya da elle arayabiliyorsa tabii ki o görevini yapacaktır. Bunu da belirtmek isterim.
Sayın Başkan, Sayın Mahkeme Heyeti, 8. maddemizi arz edeceğim. Burada koruma görevi yapan personelin, gizlilik ve devlet ciddiyetine uygun hareket etmesi gerekmektedir. Koruma görevlileri, görevlerini yerine getirirken gördükleri tehlike karşısında inisiyatif alabilmeli, tekrar ediyorum, koruma görevlileri görevlerini yerine getirirken tehlike karşısında inisiyatif alabilmeli ve bunu ivedilikle yerine getirme kabiliyeti ve kararlılığına sahip olmalıdır. Yani kimseden talimat almamalıdır. Koruma kimseden talimat almaz. Uygun gördüğü yerde, uygun gördüğü şekilde tehlikeyi gördüyse VIP'sine müdahale eder, hatırlatır ve gereğini yerine getirir.
Şimdi işte Erzurum'u anlatacağım; ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınız. Erzurum'daki mitingde, Sayın Başkan'ın, 'nun… Kınadığım… O günkü kolluk kuvvetlerini de kınıyorum mesleğim adına, ellerinde bulunan kalkanı bile yukarı kaldırmamışlardır. O günkü emir, talimat verenleri de kınıyorum; bir vatandaş olarak, bırakın devlet memuru polisliği. Bir vatandaş olarak kınıyorum. Kusura bakmayın, benim için bunları anlatmak zor biraz. Çünkü içinde yaşadığım şeyler. Ve 25 yaşında sırtınıza kefen giymiş olsanız, beni çok iyi anlarsınız. Hepiniz anlarsınız. Ve burada olmak ne kadar ağırınıza gidiyor ne kadar zorunuza gidiyor; onu da herkes çok daha iyi anlar. Ama benim zoruma gitmiyor, ben hesap vermesini bilirim, hiç sorun değil.
Sayın Başkan, otobüsün üzerinde taşlı saldırıya uğraması olayında koruma ekibi, Başkanın yoğun olarak atılan taşlardan zarar görmemesi için, ivedilikle beraberce hareket ederek, kendisini otobüsün üzerinden -hepiniz olayı hatırlıyorsunuzdur- otobüsün üzerinden, otobüsün içerisindeki güvenli alana alınmıştır ve otobüsü hareket ettirerek olay mahallinden uzaklaştırılmıştır. Neden? Çünkü orada Erzurumlu masum vatandaşlarımız tek tek yaralanmaya başlanmıştı; bu gözlerimle gördüm ben. O atılan taşlardan düşen gençleri ben bu gözlerimle gördüm Sayın Başkan. Ne kadar üzücü; aynı devlette yaşıyoruz, aynı millette yaşıyoruz, neyi paylaşamıyoruz? Ben herkesle her şeyi paylaşırım. Ama biz neyi paylaşamıyoruz? O atılan taşların bir tanesi benim ayağıma değdiği için biraz da öfkeliyim, hem de sağlam bir taş, taş da değil granitti Sayın Başkan. Doktor raporum var ve şikayetçi olduk, Sayın Mahkeme beni mahkemeye davet etmedi. Suçtan, olaydan zarar gören bir kişi olarak beni davet etmedi. Ne kadar acı. Ve bize bir tek gül atmamışlar orada; erik atmışlar, şeftali atmışlar, pazardan artık topladıkları domates atmışlar. Ben öyle okudum gazetede, bilmiyorum şeyi de görmedim yani, bunları biraz varsayım olarak söylüyorum, gazetede okuduğumu söylüyorum. Ne kadar acı.
Ama ben burada bir noktaya değinmek istiyorum. Ben bu olayı Erzurumlu vatansever vatandaşlarımıza asla mal etmiyorum. Ben çünkü o bölgede görev yaptım, onların ne kadar vatansever, ne kadar ev sahibi, iyi insanlar olduğunu çok iyi bilen birisiyim. Çünkü hem o bölgede görev yaptım hem de Ağrı'da görev yaparken en yakın arkadaşlarımdan bir tanesi Erzurumluydu. Onların nasıl iyi bir insan olduğunu çok iyi biliyorum; kesinlikle Erzurumlulara da mal etmiyorum. Oradakilerin kim olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz, hepimiz gayet iyi biliyoruz.
Bu örneği verdikten sonra 9. maddeye geçmek istiyorum. VIP koruma ve kollama görevlilerinin imkan var ise yıllık eğitim planlarının yapılarak, fiziksel ve zihinsel olarak daima hazır olmalarını sağlamak gerekmektedir. Dünya şartlarında değişen saldırı ve kurtarma şartlarına her an hazır olmalarının sağlanması VIP'nin en iyi şekilde korunması için önem teşkil etmektedir. Yani bir reklam vardı ya; eğitim şart başkanım, eğitim şart. Sayın Başkanım, çok özel bir şey söylemek istiyorum. Koruma sadece hayatınızda size 1 kere lazım. Ben ve arkadaşlarım Sayın Başkan'a görev yaptığımız yıllar içerisinde, sizlerin koruma size 1 kere lazım. 2. şansı yok. Onun için anlattığım olaylar, anlattığım konular lütfen geçiştirilmesin, dikkat edilerek dinlenilsin. Ve bizi dinleyen koruma arkadaşlarımız da umarım bunlardan ders çıkartırlar.
Son maddem ise koruma personellerinin sadece kendi sorumluluklarına ve görevlerine odaklı olarak çalışmaları ve görevlerinin dışındaki konularla asla ilgilenmemeleri gerekiyor. Koruma kendi işini yapar. Hani bizde tabir vardır; koruma korumalığını bilecek. Koruma koruma görevliliğini yapar. Koruma VIP çantasını taşımaz. Koruma VIP'sinin rüzgar ya da hava şartlarının elvermediği koşullar dışında paltosunu ve şemsiyesini de tutamaz. Kimse görmemiştir beni Sayın Başkan, şemsiyesini tuttuğumu ya da diğer arkadaşlarımın şemsiyesini taşıdığını. Paltosunu kendi giyer. Ama bir rüzgar varsa, hava şartları müsait değilse orada itibarını korumak için paltosuna yardımcı olmak zorundasınız. O da görevlerinizin arasındadır. İtibarını korumak lazım. Onun paltosunu giyemeyeceği de toplum karşısında onu gülünç duruma düşürmesi demektir.
Toplantıya gelecek olan kişilerin karşılanması ve davet edilmesi konuları özel kalem ve protokol memurlarının görevleridir. Asla korumanın görevi değildir. Herkes kendi sorumluluk alanı içerisinde ilgilendiği takdirde sorunsuz ve eksiksiz bir görev yerine getirilmiş olur. Tabii ki anlık gelişen durumlarda birbirlerine destek olmaları da hayatın olağan akışında gayet normaldir. Benim koruma ve kollama ile ilgili anlatacağım hususlar bunlardan ibarettir. Ama bundan sonrası tarafıma istinat edilen suçlamalarla ilgili düşüncelerim Sayın Başkanım. Beni dikkatle dinlediğiniz için teşekkür ederim. Biraz yoruldunuz.
Bir ara verelim. Zaten devam edeceğiz.
Öyle mi?
Çünkü bundan sonraki söyleyeceğim kısımlar, en azından şöyle şu ana kadarki kısımları, bizim korumalarla alakalıydı. Şimdi bizim kısım başlayacak. Sizin korumalarınıza ders vermiyoruz. Ders de verebilirim, sıkıntı yok yani. Sadece şu son kısmı anlatayım, eylemlere gelince ara verebiliriz. Eylemlere çünkü çok kısa değineceğim. Koruma deyip geçmeyin Başkanım, hayat kurtarıyor. Biraz manalı buldum söyleyişinizi de, onun için ben de bir ufak böyle neşe olsun diye katkıda bulunayım istedim.
Sayın Başkan, Sayın Mahkeme Heyeti... Ben ve arkadaşlarım, Sayın Başkanı koruma ve kollama görevimizi yerine getirirken, asla siyasetin içerisinde yer almadık. Bunu yaptığım görevlerimden de anladığınızı tahmin ediyorum. Asla ve kata siyasi birisini de koruma görevi içerisine de almadık. Bunu bizimle çalışan herkes bilir. Bizim siyasetle işimiz olmaz. Biz görevimizi yerine getiririz. Kimseden ne talimat alan olduk, ne de talimat veren olduk. Her birimizin belediye içerisinde farklı görevleri olduğu için iddia edildiği gibi birinin emir ve talimatı altında koruma ve kollama görevlerimizi birilerine bağlı hareket ederek yapmış olsaydık, görevimizi bağımsız olarak asla ve kata yerine getiremezdik.
Sayın Başkan'a gelen tehditlere karşı önlemlerimizi, bağımsız olarak, asla alamazdık. Bunun Sayın Mahkeme Heyetiniz tarafından özellikle bilinmesini istedim. Ama şimdi değineceğim konu benim yüreğimi yakan, şu anda bulunmama, onuruma, haysiyetime dokunacak kısım; onun için size burayı anlatayım istedim bölmek istemedim. Nezaketiniz için teşekkür ederim. Sayın Başkan, yıllarını devletine ve milletine hizmet ile geçirmiş birisi olarak devletin bölünmez bütünlüğünü korumak için hayatını 25 yaşında feda etmiş bir vatansever olarak bana istinat edilen özel vasıflı örgüt üyesi suçlamasını kesinlikle kabul etmiyorum. Tekrar ediyorum; 25 yaşında bu vatan için hayatını feda etmiş birisi olarak konuşuyorum. Tarafıma istinat edilen bir dosyaya gizlilik verilmek için 11 ayımı burada geçirten yapıyı da kınıyorum. Ve tarafıma istinat edilen bu suçlamayı kabul etmiyorum. Ben, olmayan bir örgütün ne üyesi oldum ne de öyle bir faaliyetin içinde bulundum. İddia edildiği gibi bir oluşumun içinde bulunmam da mümkün değildir.
Yaptığım görevleri gördünüz; çalışma şeklimi, çalışma prensibimizi size anlattım. Koruma ve kollamanın görevini bundan dolayı anlattım Sayın Başkan. Ben zaten bir örgüte üye olsam hayatını devletine ve milletine feda etmiş, 25 yaşında sırtına kefen giymiş bir Emniyet Teşkilatı mensubu olarak 2012 yılında örgütlerin devlet içerisinde cirit attığı bir dönemde emekli olur muydum Sayın Başkan? Soruyorum size. Herkese soruyorum; hukukçulara da soruyorum, burada bulunan herkese soruyorum, dinleyicilere, bütün herkese soruyorum. Ben niye 2012'de emekli oldum Sayın Başkan? Örgütler cirit atıyordu. Bir örgüte üye olurdum o zaman, rahat rahat da hayatımı yaşardım ve bugün de terfi alıp bilmem nerede olurdum yani. Bu bana, benim onuruma haysiyetime zarar veriyor. Benim rahmetli babam balıkçıydı. Okuma yazması yoktu. Ve bana bir gün çaylık bahçesinde yürürken şunu söylemişti: 'Asla doğru bildiğin yoldan ayrılma ve başını da kimsenin karşısında eğme' diye. Ben meslek onurumu başımı eğmeden yaptım. Bakın sizin karşınızda bile dimdik duruyorum; asla eğmem. Sadece Yaradan'ın karşısında kafamı eğerim. Bakın bunu net olarak söylüyorum: Ben sadece Yaradan'ın karşısında kafamı eğerim, başka kimse bana kafamı eğdirtemez.
Ben niye buradayım ya? Niye 11 aydır ben buradayım? Ya da arkadaşlarımız, liyakatli arkadaşlarımız niye burada? Ben çoğunu Beylikdüzü'nden beri tanıyorum. İşlerini yapmaktan dolayı mı buradalar? Bizi bir şeylere lütfen alet etmeyin. Lütfen Sayın Mahkeme Başkanı, size söylüyorum; sizin vicdanınıza güveniyorum, lütfen buna müsaade etmeyin. Bir örgütün içerisinde bulunmak gibi bir gayem olsa, görevime devam eder ve orada rahat rahat çalışırım. Ama ben oradaki yanlışları sezdiğim için kendi isteğimle emekli oldum; sene 2012. Mesleğimin zirvesindeyim. Bu suçlamanın; bu vatan, millet ve sizler için, bu salonda bulunan veya bulunmayan bu vatanın tüm fertleri için 42 arkadaş... Bakın o dönemde biz 42 arkadaş görev yapıyorduk. Şimdi aynı şubede 1.500 kişi var; Ağrı Özel Harekat'ta 1.500'e yakın personel var. Yanılıyorsam beni düzeltirler, yanılıyor da olabilirim ama bildiğim kadarıyla o kadar. 42 arkadaş olarak dağlarda görev yapmış biri olan bana bu suçlamanın yöneltilmesinin ne kadar onur kırıcı olduğunu hem heyetimizin hem de salonda bulunan herkesin düşünmesini istiyorum.
Bu suçlamanın bana zul verdiğinin de özellikle bilinmesini isterim. Sayın Başkanım, 12 metrekare beni hiç öldurmez. Ben yalnızlığı seven, dağları seven, doğayı seven bir insanım. Ben dağda yaşamış bir insanım. Ağrı Dağı'nı herkes bilir, 3.200 metresine kadar çıkmış bir insanım. Bu tutsaklık beni fikirlerimden ve düşüncelerimden asla ve kata vazgeçiremez. Ben Ağrı Dağı'nda... Bunu lütfen iyi dinleyin, demagoji yapmıyorum, yaşadığımı anlatıyorum Sayın Başkanım. Ben Ağrı Dağı'nda, koyun sürüsüyle buz üstünde yatmış bir adamım; benimle görev yapan arkadaşlarla beraber yaptık. Burası ne ki? Nedir burası? Hiçbir şey değil. 12 metrekare benim için lüks. Onu da alabilirler, uğraşıyorlar zaten de alabilirler; sorun değil, hiç de dert etmem.
Sayın Başkan, şu anlatacağım yeri çok iyi dinleyin: Ben görevden bitlenmiş gelerek, evinin kapısında —iyi dinleyin lütfen— üniformalarını soyunup evine öyle giren birisiyim Başkanım. Eşim burada, çağırıp sorabilirsiniz; başöğretmen eşim burada, çağırıp sorabilirsiniz. Hiçbir kelimeyi eksik etmez, o da benim gibi doğru bildiğini söyler, bir kelime de yalan söylemez, öyle de bir insandır. Çocuklarımdan bir tanesi burada, bir diğeri de yurt dışında; ben onlara dair terbiyeyi veriyorum, çağırıp sorabilirsiniz, buyurun davet edin sorun. Ben kapının önünde, lojmanda nasıl bitli halde eve girdiğimi anlatsın size. Ben bunları ne için yaşadım? Kimin için yaptım efendim? Burada olmak için mi yaptım? Görevimi layıkıyla yaptığım için, burada olmak için mi yaptım? Biz bunları hak etmiyoruz Sayın Başkanım, inanın hak etmiyoruz. Böyle giderse yarın sizler için devletimizin kendini feda edecek koruma bulunamaz; bahanecilik başlar. Bunu ne için söylüyorum? Bunu gören bir insan olarak söylüyorum; bakın bulamazsınız, liyakatli koruma bulamazsınız, liyakatli sürücü bulamazsınız. Bakın ben şoför demiyorum, sürücü diyorum çünkü Türkçemizde karşılığı sürücüdür; bulamazsınız efendim. Onun için bu kıymetleri kolay kolay kaybetmeyin, küstürmeyin. Lütfen.
Bitiriyorum efendim, az kaldı. Ben bunları niçin yaşadım? Ben bunları hiçbir zaman bir kişi için ya da kişiler için yaşamadım. Bu vatan için yaşadım. Türkiye Cumhuriyeti Devleti için yaşadım. Devletimin bölünmez bütünlüğünü korumak ve kollamak için yaşadım. Buna inanarak yaşadım. Bugün olsa yine yaşarım ama kimse için yaşamam; kendim için, kendi inandığım değerler için yaşarım. Bunları yaşamış biri olarak karşınızda böyle bir suçlamaya karşı kendimi savunuyor olmak, inanın şu anda gururumu o kadar kırıyor ki bunu size anlatamam. Demin de söylediğim gibi, ancak benim yerime burada olan birisi beni anlayabilir ve benim yaptığım görevleri yapan birisi anlayabilir. Sayın başkan, sayın mahkeme heyeti; sayın başkan ile görev yaptığım yıllar içerisinde ne iddia edildiği gibi böyle bir örgüte, ne de böyle bir örgütün oluşumuna şahit olmadım. Tekrar ediyorum; sayın başkan ile çalıştığım yıllar içerisinde ne böyle bir örgüte, ne de böyle bir örgütün oluşumuna şahit olmadım. Ben örgütlerle mücadele etmiş adamım. Yurt dışı görevinde de örgütlerle mücadele ettim.
Ne örgütünden bahsediyoruz? Olmayan bir örgütten yaratıyoruz ya. Ben buna 12 senede şahit olmaz mıyım yaptığım görevden dolayı? O kadar da dürüst konuşuyoruz size sayın başkanım. Söylediklerimde bir tane yalan bulamazsınız, bir tane. Bu vesileyle tekrar hatırlatmak istiyorum: Koruma ve kollamada görevlendirilen personelin görev tanımını ele aldığınızda; bana ve koruma ekibinde yer alan diğer çalışma arkadaşlarıma yönelteceğiniz soruların tamamının koruma ve kollama görevi içerisinde olduğunu göreceksiniz. Ben korumanın tarifini bugün burada yaptım sayın başkanım ama dediğim gibi takdir mahkemenizindir. Emniyet Genel Müdürlüğü Koruma Daire Başkanlığından koruma ve kollamanın görev ve sorumluluğunu isteyebilirsiniz. Size iki tane kocaman klasör göndereceklerdir resimleriyle beraber. Bir tane yanlışım varsa onu da benim yüzüme vurabilirsiniz. Buyurun efendim. Eylemlere, isnatlara geçeceğim ama ara verelim dediniz. Aradan sonra görüşelim. Tamam.
Sayın Başkan, önce özür dileyerek başlıyorum. Savcı Bey'in ismini, ifademi verdiğimde savcılıkta yanlış vermişim. Cahit Bey savcım değil, Aykut Bey savcım olacaktı. Onun için kusura bakmayın. Sayın Başkanım, Sayın Mahkeme Heyeti; tarafıma isnat edilen suçlamalarla ilgili hızlı hızlı konulara değinmek istiyorum. Aslında demin anlattığım koruma ve kollamanın görevleri arasında hepsine değindiğimi düşünüyorum.
Eylem 15. Jammer cihazları. Sinyal kesici konusudur. Hazırlık safhasındaki ifadelerimde de belirttiğim üzere, eyleme konu olan jammer cihazların mevcudiyeti, Sayın Başkan'a yönelik kamuoyunda yer almış olan olası saldırıları engellemek için, önleyici ve caydırıcı olması açısından koruma ekibi tarafından, ortak bir kararla alınan koruma tedbirlerinden bir tanesidir. Zaten buna, koruma ve kollamanın görevinde de değindim. Tekrar üzerinde durmak istemiyorum. Ayrıca arkadaşımızın ifadesinde de jammer cihazların, bahsi geçen otele, bavul içerisinde götürülüp açılmadan bırakıldığı açık olarak beyan etmiştir. Ayrıca şunu belirtmek isterim: Biz hiçbir yerde gizli bir toplantıya şahit olmadım. Yanımızda her zaman devletimizin görevlendirdiği iki tane resmi polis memuru arkadaşımız mevcuttu. Sürekli bizimle beraber görev yapan. Onun için böyle bir şeyin olması mümkün değildir. Bunu da net olarak ifade etmek istiyorum.
Sadece bu otelde değil, Sayın Başkan'ın yapmış olduğu diğer görüşmelerde de toplantılarda da bulunduğu alanlarda da bu tedbirleri alıyoruz. Çünkü amacımız, daha evvel de belirttiğim gibi, meydana gelebilecek olası bir saldırıya karşı, önleyici ve caydırıcı tedbirleri alabilmekti. Ayrıca Sayın Başkan'ın yapmış olduğu toplantıların içeriklerini bilmemiz; neler konuşuldu, bu toplantının amacının ne olduğu gibi hususları bizlerin asla bilemeyeceğini takdir edersiniz. Bu bir korumanın görevi değildir, sormak da bizim görevimiz değildir, asla da sormayız. Bu dosya kapsamında, Le Meridien Otel müdürü Sinan Budil'in ifadesini okuduğunuzu tahmin ediyorum. Orada da Sinan Budil, kesinlikle ve kesinlikle otelde herhangi bir iletişimin, haberleşmenin engellenmediğine dair net olarak ifadesini kullanmıştır. Yani burada haberleşmenin engellenmesi gibi bir durum asla söz konusu olmamıştır.
Ayrıca bununla ilgili müdafilerim size bir belge sundular. Onu da birazdan…. (Avukatlarıyla konuşuyur: Uzman görüşünden önce şeyden bahsedeceğim. Otelin tepesinde bulunan hususu sundunuz değil mi? Ben kısaca değineyim sonra siz devam edersiniz.) Sayın Başkanım; elimizde bulunan jammer cihazları, bahsettiğim üzere rahmetli Kadir Topbaş döneminde alınan jammer cihazlarıdır. Bunların çalışma şekilleri uzman görüşünde ve ekte sunuldu; birazdan ben de uzmanla ilgili size bir bilgi aktaracağım. Bu otelin tepesinde ve etrafında dört tane baz istasyonu var. Otelin tepesindeki baz istasyonu da İstanbul'un en büyük baz istasyonlarından bir tanesi. Burada, bu cihazları kullanmanız mümkün değil. Bakın net olarak söylüyorum, mümkün değil. Çünkü baz istasyonlarının özellikleri, bu tür cihazların çalışmasını engeller. Net. Bu konuyu bir şekilde sizi bilgilendirerek geçmek istiyorum.
Kamera bantlama konusuna kısaca değinmek istiyorum. Kameraların bantlanma olayına gelecek olursak; bu durum, sadece Sayın Başkan'ın toplantı öncesi ya da sonrası üzerinde kıyafet değiştirdiği alana bakan kameranın kapatılması olayıdır. Bunu da korumanın görevlerini anlatırken, özellikle birçok kez fazladan kullandım, buraya dikkat edelim diye. Değinmek istediğim noktalar bunlar olduğu için özellikle bunu hatırlatma gereği duydum. Yani Sayın Başkan'ın özel hayatının gizliliğini ve itibarını korumak için, yaşadığımız daha evvelki olaylardan dolayı bu kararı aldık. Bunlara da kısaca bir örnek vereyim size; Balıkçı Kahraman demiştim zaten. The Marmara Oteli… Ayrıca İsmail Küçükkaya olayı, hepiniz basından biliyorsunuzdur. Oradaki görüntülerin de nasıl alındığı da ayrıca vahim bir olaydır. Ben bir polis olarak biliyorum ama burada detayına girmek istemiyorum. Bunlar, kamuoyunda Sayın Başkan'ın itibarını sarsacak yanlış algılamalara yöneltecek, maksatlı belli medya mensupları tarafından kullanıldığı için, biz bu tedbirleri, koruma ekibi olarak, özellikle ve özellikle toplantı yaparak, bundan sonra uygulamalarımızı ona göre gerçekleştirdik. Tüm koruma arkadaşlarımız, polis arkadaşlarımız bu konuları bilirler; isterseniz herhangi birisini davet edip sorabilirsiniz.
Ayrıca iddia edildiği üzere, toplantı ve toplantıya katılanların gizlenmesi gibi bir amaç ile hareket edilmiş olsa, otelin giriş-çıkış kısmına bakan kameralar da kapatılmaz mıydı Sayın Başkanım? Biz otele çakarlı arabalarla geliyoruz. Yanımızda iki tane resmi polis ve Valilik onayıyla bizimle beraber çalışan güvenlik görevlisi koruma arkadaşlarımız, özel kalemimiz, saha koordinatörü arkadaşımız var. Otele girerken —lütfen affedin— bir tek davul zurna eksik, öyle anlayın. Otelin müdürü bizi karşılıyor, otelin genel müdür yardımcısı Sayın Başkan'ı karşılıyor. Öyle gizli bir toplantı olur mu Allah aşkına? Soruyorum lütfen, böyle toplantı olur mu? Mümkün değil, hayatın olağan akışına aykırı. Ayrıca keza gizli bir durum mevcut olsa, devlet erkanının toplantı için sık sık kullandığı bu otel mi tercih edilirdi? Gizli bir durum olsa, bahsi geçen otelin dördüncü katında bulunan VIP girişinden girilmez miydi? Gizli bir toplantı yapacak olan VIP girişinden girer; kimse sizi görmez, özel karşılanırsınız, asansöre binersiniz ve ineceğiniz yere gidersiniz.
Biz otelin ana giriş kapısından giriş yapıyoruz Sayın Başkan'la ve herkes bizi görüyor. Lobi kamerası açık, fuaye alanında kamera açık, otelin yürüyüş alanında ve gezinti alanında kameralar açık. Sadece ve sadece Sayın Başkan'ın toplantı yapacağı ya da üzerini değiştireceği alanın girişindeki kamera kapalı. Bunu da neden karar aldığımızı açıkça ve net olarak ifade ettiğimi düşünüyorum. Ve bu da ayrıca bütün korumalar tarafından uygulanan bir yöntemdir, bunu da net olarak ifade edeyim. Daha evvel de değindiğim gibi; sorsanız şimdi herkes 'Biz kullanmıyoruz' falan diyebilirler ama ben şahit olduğum çok şey anlatabilirim yakın tarihte. Bir restoranda, gözaltına alınmadan evvel Tarabya'da bizzat eski bir devlet bakanının bir katı nasıl kapattığına gözlerimle şahit oldum. Korumalarım da tanıktır, beni eski korumaların hepsi tanıktır. Ayrıca bu otelin 7 gün 24 saat kamera kayıtlarını alan salonun girişi kapalıyken, görüntülerin Sayın İddia Makamı'na gelmeden evvel medyaya sızdırılması olayını da sizlerin takdirine bırakıyorum. Ayrıca dördüncü kattan kimlerin girip çıktığının da Sayın İddia Makamı'nın kolluk kuvvetlerince araştırılmasını rica ederim; belki bir bilgi yakalarsınız, kimlerin girip çıktığını görürsünüz. Dolayısıyla hakkımdaki bu suçlamalar somut dayanaktan yoksun, yalnızca soyut verilere dayanan suçlamalardır. Suçlamaları asla kabul etmiyorum.
Eylem 17: Başkanlık konutundaki kamera kayıt cihazı konusudur. Sayın Başkan, Sayın Mahkeme Heyeti; başkanlık konutu 19 Mart'tan önce, yani 15 Mart'ta taşınmış olacaktı. Sayın Başkan kendi ikametine geçiş yapacaktı ama o esnada yeni konutta meydana gelen bir su kaçağından dolayı parkelerin şiştiği ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı oranın tadilatı geciktiği için, sonrasında da 19 Mart sabahı Sayın Başkan'ın gözaltına alınması süreci yaşanmıştır. Sayın Başkan gözaltına alınıp Vatan Emniyet'e götürüldükten sonra —yanlış hatırlamıyorsam 21'i akşamıydı— konutta bulunan arkadaşlar; ikamette görevli olan koruma ve sürücü arkadaşlarımız ve kameraların kontrollerinden, arıza ve yapım onarımından sorumlu olan Davut Bilgin arkadaşımızla beraber bir toplantı yaptık. Artık konutun öbür tarafı tamir edildi, konut tamamen taşınacak. Konutta envantere, yani İBB'ye ait olan bütün eşyaların ilgili birimlerine teslim edilmesi kararını aldık. Bunu hep beraber aldık. Bu vesileyle Sayın Başkan'ın tutuklaması 23 Mart'ta olunca, koruma kararı da doğal olarak kalktı. Bundan sonra biz araçlarımızda bulundurduğumuz, MP5 tabir ettiğimiz silahları da Güvenlik Müdürlüğümüze teslim ettik. Burada tutuklu bulunan arkadaşım da Valilik oluruyla Başkan'ın korumasında görevli olduğu için, onun gibi diğerlerinin de silahlarını Güvenlik Müdürlüğümüze verdik. Konutta bulunan diğer resmi eşyaların da hepsinin —konutun içerisinde kalması gerekenlerin haricinde— ilgili birimlere teslimini yaptık; çünkü konutu biz kullanmayacağız lojmanda. Onun için üzerimizde zimmetli bir şey kalmasını istemedik, bu gayet doğaldır. Ha bu arada şunu da belirteyim; yanlışlıkla Sayın Başkan'ın yeni evine iki tane kettle gidiyor. Bana bunu arkadaşlarım söylediğinde hemen dedim ki bir arkadaşıma: 'Derhal onu Başkan'ın evinden alın, lojmanına geri teslim edin.' Çünkü o devletin malıdır.
Kimseye hesabını bile sormadı. Ama biz bu kadar hassas düşünüyoruz. Konuttaki kamera kayıt cihazı da kolluk kuvvetinin 19 Mart'ta, bununla ilgili biraz daha size uzman görüşü sunacağım, 19 Mart sabahı yapması gereken görevi daha sonra, 36 gün sonra gerçekleştirmeye çalışmasından kaynaklıdır. Burada bizim hiçbir dahilimiz yoktu. Biz aldığımız konutu boşaltma tedbirinden sonra, arkadaşımızla üzerine düşen görevi yerine getirip, konutta bulunan kayıt cihazlarını eksiksiz ve tam olarak -ifadesinde de yer alıyor- eksiksiz ve tam olarak ilgili birime teslim etmiştir. Ve ayrıca cihazların bulunması konusunda da polis arkadaşlarımızın o gün orada arama emirleri olmamasına rağmen, bizim arkadaşlarımız bizzat yardımcı olmuşlardır. Cihazlar bulunduktan sonra kendilerine orada, yani bizim İSBAK biriminde nasıl çalışıldığına dair kısa bir bilgilendirme bile verilmiştir. O gün giden kolluk kuvveti arkadaşlarımıza da sorabilirsiniz. Bizim arkadaşlarımıza sorduk, yani kolluk kuvvetine sorun; doğru olduğunu daha iyi anlayacaksınız.
Yani burada da bizim hiçbir kastımız ya da bir bilgi, belge saklama gibi bir şeyimiz söz konusu değildir. Zaten üzerinden 36 gün geçmiştir; üzerinde zaten kayıt yapan cihazlar var. Bu cihazların çalışma sistemi budur yani; 25-27 gün kayıt yapar, sonra da üzerinden tekrar kayıt yapmaya başlar. Dolayısıyla hakkımdaki bu suçlamaları da somut dayanaktan yoksun, yalnızca soyut verilere dayanan suçlamalardır. Bu suçlamaları kabul etmiyorum. Kimseye hayatım boyunca emir ve talimat vermedim. Ben öyle emir talimat veren meraklısı bir insan değilim. Daha evvel size nasıl bir devlet terbiyesi içerisinde görev yaptığımı, nasıl devletimi, milletimi temsil ettiğimi anlattım. Karşınızda da öyle duruyorum dikkat ederseniz. Ben asla kimseye bir talimat vermedim. Bütün arkadaşlarına da "lütfen" diye hitap eden birisiyim. Bunun da altını çizerek belirtmek isterim. Dolayısıyla bu suçlamayı da kesinlikle kabul etmiyorum.
Sayın Başkan, müdafiilerin sunduğu 2 numaralı alanda bulunan uzman görüşüne bakmanızı isterim. Ben size şimdi bu uzmanımızın tecrübelerinden bahsedeceğim. Uzmanımız benim devlet büyüğüm, duayenimiz, herkes tarafından tanınan, herkes tarafından bilinen ve benim olduğum yerde de olmuş birisidir. Bu uzman duayenimiz Ankara Hukuk Fakültesi 1981 mezunudur. 1984-1992 yılları arasında Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü yapmıştır. 1992-1995 yılları içerisinde İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü yapmıştır. 1995-1996 yılları içerisinde ise İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü istihbarattan sorumlu İl Emniyet Müdür Yardımcılığı yapmıştır. Ayrıca 1996-1997 yılları içerisinde de Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı Yardımcılığı yapmıştır. Ayrıca 2003-2005 yılları arasında ise Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele, yani kısaca KOM tabir ettiğimiz dairenin başkanlığını yapmıştır. Ayrıca 2006-2009 yılları arasında Edirne Emniyet Müdürlüğü, 2009-2010 yılları arasında Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü yapmıştır.
Ve diğer yaptığı görevlerden kısa kısa üç tane başlık sunmak istiyorum. Birincisi; kişilerin, tesislerin ve kurumların her türlü tehdit ve saldırılarına karşı korunması konusunda önleyici istihbarat toplanması görevlerini 1984-1997 yılları arasında Diyarbakır, İstanbul, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkan Yardımcılığı görevleri arasında yapmıştır.
İkincisi ise; kişilerin, yani bizi de ilgilendiren kısmı, kişilerin, kurumların her türlü tehdit ve fiili tehlikelere karşı korunması için önleyici, benim de üzerimde sık sık durduğum önleyici, koruyucu güvenlik tedbirlerinin alınması işlerinin il bazında planlanması ve bu hizmetlerin yürütülmesi görevini 2005-2010 yıllarında Edirne ve Eskişehir illerinde İl Emniyet Müdürü olarak yapmıştır. Asıl önemli olan, burayı ilgilendiren bir kısmından bahsetmek istiyorum. Üçüncü başlık. Cezaevlerinde bulunan örgüt mensuplarının gizlice içeri sokup, farklı frekanslarla çalışan telefonlar ile dışarıyla haberleşmelerini engellemek için jammer, yani sinyal kesiciler ile kurulan teknik sistemin projelendirilip uygulamaya konması, uygulanmaya konması olayında 95-96 tarihleri döneminde yöneticilik yapmıştır. Kısaca tarif ettiğim kişi, Sayın Hanefi Avcı'dır. Sayın Hanefi Avcı'nın uzmanlığına, bilirkişiliğine eminim siz sayın mahkeme heyetinizin ve diğer bizi dinleyen herkesin itibar edeceğine yürekten inanıyorum. Dosya önünüzde mevcuttur efendim. Hanefi Avcı'nın ayrıca yazmış olduğu birçok kitap vardır. Belki de okumuşsunuzdur.
Evet efendim. Eylem 18. Bu eylem çok komik bulduğum ama devlet ciddiyetini, devlet terbiyemi hiçbir zaman bozmadan yine anlatmak istediğim bir eylem. Ama benim yerimde başkası olsa bu kağıtları fırlatır atardı inanın. Örgütün temin ettiği suç geliri nakit paraların, burada şoförlerce yazılmış ama sürücülerce transfer edilmesi. Benim gibi bir insana böyle bir suçlama nasıl yazdırılabilir merak ediyorum. Hangi el yazdırdı onu da merak ediyorum. Bu isimli şahsın yazdığı bir ifade değil. Ben polisim. Çok ifadede bulundum. Terörle mücadelede bulundum. Teröristlerle karşı karşıya geldim. Nasıl ifade alınır ve nasıl yazılır bilirim. Ben bunu kolluk ifademde de belirttim. Ara verip soru gelince belirttim. Biz o taktikleri çoktan unuttuk diye. Sayın Başkan, sayın mahkeme heyeti, söyledim ya ciddiyetimi hiçbir zaman bozmayacağım. 'ın soyut ve gerçek dışı iddialarından ibaret olan bu eylem kapsamında dışındaki kişilerden alınan ifadeler bütün olarak değerlendirildiğinde böyle bir eylemin gerçeklikten uzak, yalan beyanlar olduğu apaçık ortadadır. Ben 'ı tanımam bile. Görsem ancak belki tanırım. Hiçbir ilişkim de olmamıştır. Bu nasıl bir suçlama?
Ben size yaptığım görevleri anlattım. Didinmiş halde geldiğim günleri anlattım. Bu bana yakıştırılacak bir olay değil. Beni kimse parayla yan yana koyamaz efendim. Kimse koyamaz. Ben çok para kazanmak isteseydim dışarıda talibim çok. İnanın şu kapıdan çıkayım, devletten aldığım maaşın üç katına imza atarım veya dört katı. Bu kadar da net söylüyorum size. Çok netim. Ben, Sayın Başkan'ın yakın koruma görevini ifa etmem sebebiyle başkanın bulunmadığı hiçbir ortamda bulunmam ve ondan bağımsız hareket etmem mümkün değildir. Sayın Başkan'ın bulunduğu bütün görüntülere bakabilirsiniz. Bir ekip kurulsun, var ya teknolojik aletler sağda solda, kurulsun. Baksınlar efendim. Ben ayrı bir yerde miyim, baksınlar. Bir belge getirsinler, bir bulgu getirsinler beni bu konuda suçlasınlar. Şuradan da çıkmam nasip olmasın. Bunu yazanları kınıyorum efendim. Devlet terbiyesiyle söylüyorum sadece. Ayrıca benim bir sürücüm de yok. O kadar komik ki. Ben işinden evine, evinden işine aynı lojmanda ikamet ettiğim koruma arabasını kullanan sürücü arkadaşlarımla gidip geliyorum. Bu kadar da kamunun zarar etmesini önüne geçiyorum. Bir araç daha kullanmayarak kamuya zarar vermiyorum.
Devlet ciddiyetimin, devlet terbiyemin yeterince anlaşıldığını düşünüyorum. Bu nedenle burada hakkımdaki suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum. Zaten somut delillerden yoksundu. Ama burada, bu isimli şahıstan şikayetçi olduğumu açıkça beyan ederim. Lütfen kayıtlara geçsin. Mahkemeniz huzurunda belirtmek istiyor ve gerekli hukuki başvuruları da yapacağımı belirtmek istiyorum. Kendisine de şöyle bir tavsiyem var: Eğer insansa, vicdanı varsa evine gittiğinde ailesinin gözlerine baksın, çocuklarının gözlerine baksın, böyle bir iftirayı nasıl attığını kendine sorsun. Bu da bir abi nasihati benden.
Eylem 30, KİPTAŞ konusu... Bu konuya da çok değinmeyeceğim, zaten Bey gerekli açıklamaları yaptı. Ama ben burada komik bulduğum ama yine devlet ciddiyetimi bozmadan anlatacağım başka bir hususu size arz etmek istiyorum. Benim gibi sözde 'özel vasıflı örgüt üyesi' olarak nitelendirilen; aşırı önemli, bakın aşırı önemli... Evet, ben önemli biriyim, kendimi seviyorum, herkes gibi… Birbirine riayet eden olarak konumlandırılan birinin akrabası üzerinden kendine ev alması gibi bir aptallığı yapacağını düşünmek bile iddianamenin içerisindeki çelişkileri bir kez daha ortaya koydu. Ben ne söyleyeyim? Ben aptal mıyım? Efendim gözlüğümü çıkarayım, isterseniz söyle bakayım... 40 yılını devletine vermiş birisi olarak konuşuyorum. Ben aptal birisine mi benziyorum? Ben kendime menfaat etmeyecek olsam; dışarıda onlarca tanıdığım var, onların birinin üzerine alırım, kimsenin de ruhu duymaz. Yanlış mıyım efendim? Bunu yapanların eski dönemde çok olduğunu da iyi biliyorum.
Ayrıca KİPTAŞ'tan ev almanın suç olmadığını da biliyorum. Bizim eski dönemden kalan sürücü arkadaşlarımızın da evleri var; rahmetli Kadir Topbaş döneminden kalan. Rahmetli Kadir Topbaş döneminde Ali Bey bahsetmedi; özel kaleminde çalışan hepsinin evi var orada. Bizde kimin evi var? Kimsenin değil. Çok yanlış, bize yakışmaz. Ayrıca benim kayınbiraderim yurt dışında yaşıyor, evlatlarıyla beraber. Bizim, benim gibi burada bulunan herkes gibi sizlerin de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı; Emlak Konut'tan da TOKİ'den, KİPTAŞ'tan, X firmalardan, yerel firmalardan parasını verir, istediği evini satın alır, satabilir. Bu ne beni ilgilendirir? Parasını vermiş mi? Vermiş. Nokta. Başka söyleyeceğim hiçbir şey yok. Bu eylemi de kesinlikle kabul etmediğimi beyan ediyorum.
Efendim uzatmayacağım, bitiriyorum. Müdafilerimin de dinlenmesini arzu ediyorum, sizleri de sıkmak istemiyorum. Ama burada bir anekdottan bahsetmek istiyorum; Sokrates'in savunmasını eminim içinizde okumayan yoktur. Salonda bulunan herkes bir defa Sokrat okumuştur, ben üç defa okudum. Ama buraya, bize anlatan bir şey yapalım... Hepiniz biliyor musunuz? Evet ama söylemek istiyorum. Eşi hanımefendi 'Seni haksız yere mahkum ettiler' diye seslenince Sokrat, o bilge tavrıyla döner ve eşi hanımefendiye 'Daha iyi ya, haklı olarak mahkum etselerdi?' der. Biz aynen şu anda bu durumdayız. Ben kendimi bu durumda hissediyorum; yıllarını devletine vermiş, kendini adamış biri olarak ben kendimi burada görüyorum. Eminim birçok bürokrat arkadaşım da, burada bulunan arkadaşlarımız da öyle hissediyor. Haksız hukuksuz yere 11 aydır burada tutuluyoruz. Benim için sorun yok, dinlendim ben burada. Sayın Başkan bizi çok çalıştırıyordu, gayet iyi dinlendim yani; bu kadar ömrüm hayatımda da dinlenmemiştim. 59 yaşındayım, gerçekten çok dinlendim, kafamı toparladım, okuyamadığım kitapları okudum. Bana devam edebilirim artık ben, sorun yok. Yeter ki diğer arkadaşlarım çıksın, ben kalabilirim Sayın Başkanım, Sayın Mahkeme Heyeti; onu da ciddiyetle söyledim. Terbiyemi asla unutmam.
Az önce sözlü olarak anlattığım tüm konular hakkında gereken bilgi ve belgeleri müdafilerim sayın mahkemenize ve dosyaya ibraz ettiler. Ben adaletin ve hukukun üstünlüğünün adil olarak uygulanacağına inanan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve bir vatansever olarak; adalet ve hukuk terazisinin diğer kefesine de sizlerin vicdani kanaatinizi koyacağınıza yürekten inanıyorum ve yürekten de inanmak istiyorum. Ben üzerime atılı hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın kanunlarına karşı gelecek hiçbir eylemin içerisinde bulunmam, bulunmadım da. Ben kaçacak bir insan değilim. Ali Bey bahsetti, Ali Bey konusunda bir konuyu atladım, onu da hemen belirteyim; Ali Bey tavassut da istenmeyecek bir adamdır, bunu da belirteyim. Başka birkaç şey daha söyleyecektim ama alınır diye söylemeyeceğim. Sayın Başkan ben, bana göre ülkesini en son terk edecek insanım. Yeşil pasaportum var ama ben ülkemi asla terk etmem. Ülkemi o kadar çok seviyorum ki... Sizler daha çok sevebilirsiniz. Kendimi size anlattım. Beni telefonla bile çağırsalardı, deselerdi ki bana 'Gel , seni tutuklayacağız', ben yine atlar koşarak gider, tutuklanırım. Kaçmam çünkü bizi, bizleri birileriyle karıştırmayın. Ben fare gibi kaçanları çok gördüm ve söylüyorum; bu ülkeden fare gibi kaçanları ben gördüm, gördüm efendim. Sizler de gördünüz, biz onlardan değiliz.
Sabahın 6'sında kapı çalınıp ifadelerimin alınması için beni davet etmeleri yerine; bir polis olarak, yıllarını teşkilatına vermiş birisi olarak davet etmeleri yerine evimden, ailemin yanından alıp götürmeyi tercih ettiler. Ne kadar acı değil mi? Ben utanıyorum şu an. Ben adam mı vurdum? Terörist miyim ben? Teröristlere aynı muamele yapılmıyor. Kimi vurdum da silahlarımı aldılar? Niye? Balistik yapacaklar. Ben adam mı vurdum? Ben bilmiyor muyum o hikâyeyi? O kitapları ben çoktan yazdım, kapattım efendim. Neyse, ben bu süreci kısa geçeceğim. Burada çok konu vardı ama avukatların ısrar ettiği "biz konuşalım" diye... Ben burayı kısa geçiyorum, nedenini de anlarsınız. Beni götürürken çevirdikleri filmi avukatlarım anlatacak size; ne acı olduğunu. Ülkenin polisine ama ben bu süreçte bir kişiyi ayırıyorum. İnşallah bu konuşmamdan sonra da onun başına bir hal gelmez. Sizlerin korumasına bırakıyorum. O süreçte insan olan, beni götüren kadın polise yürekten teşekkür ediyorum. Devletimin polisi olduğu için yürekten teşekkür ediyorum. Bu vesileyle de devlet polisi olanların Polis Haftası'nı, Polis Günü'nü de kutluyorum. Ama devletimin polisi olanların altını çiziyorum. Ben devlet terbiyesiyle büyüdüğüm için bunu söylüyorum, sakın yanlış anlamayın. Çünkü resmi üniforma, askerimin üzerindeki üniforma, devletimin üniforması; ben ona saygı duyarım. Polisin üzerindeki üniformayı ben de şerefle taşıdım. Devletin olması, onun da ay yıldızı var... Bu vesileyle hiç kaçmadan maçmadan bahsetmeyeceğim.
Bu vesileyle başta koruma ekibinden omuz omuza çalıştığım ve benim gibi tutuklu olan arkadaşım olmak üzere; iddianameleri bile henüz çıkmayan sürücü arkadaşlarım Zekai Kırat ve Recep Cebeci'nin de benimle beraber tahliyesini ve beraatimi talep ediyorum. Ayrıca Sayın Başkan, işinizin çok zor olduğunu yemin ederim... 40 yıla yakın askerliğiyle beraber 40 yıla yakın devletine hizmet eden bir devlet tecrübesiyle, ne kadar zor bir görevin altında olduğunuzu samimiyetimle, bütün kalbimle söylüyorum. Yürekten işinizin çok zor olduğuna inanıyorum. Ama beni anlayabilmeniz için; sizlerin de her sabah benim gibi bir aileniz var. Ana babam rahmetli olsa da nur içinde yatsınlar; benim de 2 tane evladım var, liyakatli evlatlarımız. Benim de bir eşim var. Buradaki arkadaşlarımın da var. Evlerimizden çıkarken lütfen ailelerinizin, eşlerinizin gözüne bakarak çıkarsanız benim ne demek istediğimi çok iyi anlarsınız.
İlgili Eylemler
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.
