Ben de normalde bunu anlatmayacaktım. Mustafa da kendi savunmasında bahsederken bunu söylememeyi tercih etmişti. Ama madem konu bayramdan açıldı, Mustafa bana bir hikaye anlattı ilk karşılaştığımızda. Küçük yaşlarda bayram ziyaretleri için Trabzon'a gittiklerinde, "Sen Fatih'in oğlusun, gel bakalım buraya" deyip kucağa alındığını, kendisine şeker, çikolata vesaire verildiğini söyledi. Şimdi ise bana Fatih'in oğluyum diye bir tutuklama celbi veriyorlar” dedi. Yani şunun adını net koyalım, sayın heyet, değerli üyeler, sayın savcı: burada rehindir. Bu Silivri zindanında burada ağlayan insanların huzurunda rehindir. Üstelik bu rehineliği sanki hiç tanınmıyormuş, hiç bilinmiyormuş, hiç kendisinden haberdar değilmişçesine bir başkasıyla karıştırılarak devam ettirilmektedir.
Mustafa Keleş Müdafi Sadık Ömer Cennetoğlu Savunması
Meslektaşım detaylıca anlattı ama ben size şimdi sürecin başından beri olup biten birçok saçmalıktan, birçok usulsüzlükten, yanlışlıktan bahsedeceğim. Ben, Mustafa bu soruşturmaya, adli kovuşturmaya dahil edildiği ilk andan itibaren hep yanındaydım. Aslına bakarsanız 20 Haziran'da ilk o gün başladı zulüm. Çünkü biz beraber gittik İl Emniyet Müdürlüğü'ne. İl Emniyet Müdürlüğü'nün kapısından girdiğimiz an kuzenini gördü, zaten duygusal bir an orada yaşanmaya başlandı. Ardından da nedenini bilmediğimiz bir şekilde bir polis memuru çıktı karşımıza, dedi ki "Hakkınızda gözaltı kararı var." Biz Vatan Emniyet'e giderken kapıdan geçtik, kimliğimizi verdik, telefonlarımızı teslim ettik, kimse bize gözaltından vesaire bahsetmedi. Kim hangi emirle Mali Şube'ye adım attığı zaman 'in tutuklanması için açılan yolun önce gözaltıyla kararını vermiştir? Birinin bunu bize izah etmesi lazım. Bunun herhangi bir usuli, herhangi bir kanuni yanı yok. Ve daha o gün, ilk gün zulmedilerek nezarette geçirilmek zorunda kaldı geceyi. Kendisine bir tek soru dahi sorulmadı. Kendisinin olduğunu bile sormadılar, kimliğinden baktı bu insanlar adına. O kimliğin sonra başka yerlerde nasıl kaybolduğuna da geleceğim.
Ardından ben Mustafa'yı orada bıraktım maalesef, çünkü çıktım, Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'na geldim. Aynı gün tutuklanıyordu meslektaşım. Onun savunmasını dinleyip, orada bulunduktan sonra Mustafa'nın yanına geri döndüm. "İyi misin? Bir şeye ihtiyacın var mı? Ne yapabiliriz?" Suçlamadan haberimiz yok. Nasıl bir hukuki danışmanlık vereceğimden de haberim yok. Ne olup bittiğinden de haberim yok. Bildiğimiz tek bir şey var, şaşırmamamızın sebebi olan; daha önce babası 'in defalarca savcılar tarafından baskı görmesi, götürülüp getirilmesi, belirli ifadeler ve beyanlar vermek üzere zorlanması. Bu konuda defalarca yazdık. Defalarca savcılık makamına yazdık, Sulh Ceza Hakimliğine yazdık, sizlere de yazdık. Belli ki okumamışsınız anladığım kadarıyla. Çünkü tutukluluk incelemesinde uzunca bahsettim ama diye bir başka sanık daha var dosyada. Meslektaşımın bahsettiği bütün evrakları da biz zamanında hem kendisinin de bahsetmiş olduğu pasaportundaki damgalarından yapılan inanç sözleşmesine, bunlardan açılmış olan davalara; hepsini şimdi az sonra teker teker söyleyeceğim zaten ama hepsini sunduk. Fakat sunduğumuz delilleri aradığımız yerde bulamadık. Savcı bey, sağ olsun bugün sorusunda bile hala aynı delilleri soruyor. Yani bizim sunduğumuz dilekçeler belki okunsaydı, belki ekleri yok edilmeseydi, başka yerlere atılmasaydı, belki burada 11 aydır tutuklu olmayacaktı.
Ya bu kadar kısa bir anda bu kadar savunma yapmak da zor. Burada meslektaşlarımız bize, hakkında suçlama olmamasının savunmasının daha zor olduğundan bahsettiler, şu an bunu yaşıyoruz ve oldukça zorlanıyoruz. Bunun altını çizmek isterim. Ardından biz savcılığa gittik. O meşhur savcımız bizi karşıladı; önce bekleterek tabii ki. Ardından savcılık odasına girdiğimiz zaman Mustafa'ya çeşitli sorular sorulmaya başlandı. Öncelikli olarak kendisinin de bahsettiği gibi babasına ilişkin sorular soruldu. Sonrasında bir anda usulü hatırlatmış olacak Sayın Savcının; "Ya baban olduğu için aslında cevap vermek zorunda değildin bu sorulara." dedi. Yani ifade alma konusunda bile bir yanlışlık var. Ardından Mustafa tabii ki en başından beri kendi içinden geldiği şekilde bildiği kadarıyla hepsini anlattı bir bir. Ardından rüşvet almışsın iddiası ortaya çıktı bir anda. Mustafa'yla şaşırdık, birbirimize de baktık. Ben anlamadım Mustafa'nın kamu görevlisi olmamasından, ailesinde bir kamu görevlisi olmamasından, kendisinin belediyede çalışmamasından nasıl rüşvet alacağını, ne için rüşvet alması gerektiğini, hangi iş ve işlemlerde kullanılacağını bilmediğimize şaşırdım; Mustafa da şaşırdı.
Savcı bey çeşitli iddialarda bulundu. Belli oluyor ki bugün itibarıyla savcı bey, aynı iddialarını iddianameyi yazarken de başlangıcında aynı şeye devam ettirmiş. Çünkü burada okumak istiyorum tekrardan, iddianamenin 54. sayfasında: "Şüpheli 'in örgüt lideri şüpheli İmamoğlu, adına 'nun sahibi olarak gözüktüğü şirketlerin mali işlerini denetimini sağlamak ve kurumlara ilişkin ilişkileri yürütmek maksadıyla şirketlere yerleştirildiği, şirketlerin satın alma işlerini örgüt yöneticisi 'in oğlu 'in yürüttüğü, bu işlere karşılık da 'in tarafından rüşvet amaçlı Beşiktaş ilçesindeki daire aldığı." Yani hala iddianamede rüşvet var. Fakat bizim sevk maddelerimize bakıyorum 699. sayfadaki; tıpkı Cebeci eyleminde olduğu gibi, yani eylem 59'da olduğu gibi hiçbirinde rüşvet iddiası yok. Ama iddianamede açık açık rüşvet amaçlı diyor.
Burada bir ayrıca mantık hatası daha var, ondan da bahsetmek isterim. bir kamu görevlisi değil, müvekkilim de bir kamu görevlisi değil; kendi de bahsetti çekirdek ailesinden kimsede kamu görevlisi değil. Bir kişi diğer kişi, bunlardan bir tanesi üstüne üstlük diğer kişinin şirketinde çalışıyor satın alma görevlisi olarak; bunlar birbirlerine rüşvet vermişler. Burada bir yani savcılığın rüşvet tanısını bilmediği ve buna ilişkin olarak bunu hala iddianameye geçirdiği ve müvekkilimin tam 11 aydır bu rüşvet sebebiyle, bu rüşvet iddiası sebebiyle tutuklu olduğunu nasıl kabul edebiliriz, ben anlamış değilim. Yani bunlar birbirlerine rüşvet verebilecek insanlar değil. Rüşvetin ne için verildiğini vesaire hangi amaçlarla kim neyi nasıl kurtarmaya çalışıyor, hangi usulsüz işlem için bu veriliyor vesaire onlara girmiyorum bile. Bunlar zaten savcılığın iddianamesinde, fezlekesinde vesaire hiçbir şey de yok. Neden olduğu, nasıl olduğu ortaya konmamış çünkü rüşvet suçu yok, rüşvet atfı yok.
Sonrasındaki yani tahminimiz açıkça söylemek gerekirse; savcılık bir noktada “ya biz saçma bir şey yapıyoruz, hala rüşvetten bahsediyoruz da burada bir rüşvet yok galiba, biz bunu suç gelirlerinin aklanması suçuna çevirelim” dedi. Çünkü az önce meslektaşım da anlattı zaten, ben de not aldım. İddianamenin atfında ile ilgili 'nun bu suç gelirlerini aklamak adına bu evin verildiği sonrasında 600 sayfa kadar sonra başka bir şekilde bitiriliyor. Ama 54. sayfada böyle anlatılıyor. Bu çelişkinin de bence savcılık tarafından giderilmesi gerekiyor öncelikli olarak. Rüşvet iddiasıyla Sulh Ceza'ya gittik. Sağ olsun hakime hanım, kendisi kafasını kaldırmadı. Mustafa'nın suratına bile bakmadı. Mustafa da bir şeyler anlatmaya çalışıyordu… Ve kararı bekliyoruz. Öncesinde de bahsettiğim gibi kuzeniyle beraberdik 'le. Her ikisinin de rüşvetten ve örgüt üyeliğinden tutuklama kararı geldi. Yani Sulh Ceza... Bakın şunu söylemeye çalışıyorum Sayın Başkan: Savcılığın, Sayın Savcı'nın tutuklamaya sevk yazısında rüşvet alma suçuna aracılık ettiği iddiasıyla tutuklama talebi varken Sulh Ceza, Mustafa'yı aynı zamanda örgüt üyeliğinden de tutukladı kendi kendine. Benim bildiğim böyle bir usul yok. Sizlerin varsa beni aydınlatmanızı talep ediyorum. Sulh Ceza kendi kendine bir suç üretip 'Hadi arkasına bir de hakaret yazayım, oraya bir de tehdit yazayım' deyip ayrıca tutuklama kararı verebilir mi?
Bir meslektaşımız duruşmalar ilk başladığı zaman, 'Buradaki CMK ilga edilmiş, artık yok hükmünde'. Herhalde ondan kaynaklanıyor, yani bu meslektaşımızın dediğinin doğru olmasından kaynaklanıyor diye tahmin ediyorum. Ne tür çok bariz hata demekten imtina ettiğim meslektaşımın az önce savunma yapan meslektaşımın söylediği 'kötülük' kavramı içine girebilecek hususların artık ben bir hata olduğunu düşünmek istemiyorum. Örgüt üyeliğinden tutuklanmış, karar böyle. Allah'tan diyemeyeceğim ama başka bir şey yazmamışlar yani. Herhangi başka bir sebep üretilebilirmiş, yazılabilirmiş demek ki; ben buradan bunu anlıyorum. İddianamede örgüt üyeliğinden sevk var, anlatmışlar. Anlatmışlar anlatmasına da altını doldurmamışlar ki. Müvekkil kendisi de söyledi. Bir kişi yok, bu kadar kişi etkin pişmanlıktan faydalanmış. Kimisi iftiracı olmuş, kimisi itirafçı olmuş, kimisi... Bir sürü sıfat sayılıyor burada. Bir örgütün varlığından iddia ediliyor. Ama bir tanesi de dememiş ki 'Ben ile şu işi yaptım. Ben 'e şunu söyledim, benden bunu talep etti. ile şuraya gittik, bana bunu yapmamı söyledi'. Bunların hiçbiri yok.
Az önce yine bahsedildi ama tekrar etmekte fayda görüyorum çünkü o kadar bariz bir yanlış ki. İddianamenin iki tarafında; bir başlangıcında özellikle bir şema çizilmiş. Bu şemanın altında 'in, 'in himayesi altında olduğu gösterilmiş iddia edilen örgütte. Ancak iddianamenin bazı kesimlerinde, özellikle sevk kısmında 'in Murat Güllibrahimoğlu ile beraber hareket ettiği, onun yönetiminde olduğu, örgüt yöneticisi o olduğu söyleniyor. Burada da açık bir çelişki var. Öncelikle bu savcılığın bir karar verip hangisinin altında bu örgüt iddiasını söyleyeceğini anlamamız gerekiyor. Keza iddia edilen örgütte üye de yöneticiyi denetliyor, böyle bir durum da mevcut. İddialar içerisinde 'in banka hesaplarını kontrol ettiği, şirketin mali durumunu kontrol ettiği, bütün bunları babasına bildirdiği vesaire gibi iddialar olsa da malum olduğu üzere müvekkilin babası zaten bu şirketlerde yönetim kurulu üyesi. Yönetim kurulu üyelerinin Türk Ticaret Kanunu'na göre belirli yetki ve görevleri vardır. Bu yetkilerin içerisinde şirket içerisindeki bütün hesap dökümleri, para transferleri, kesilen faturalar vesaire her şeyi elde etme hakkı varken bunun için neden oğluna böyle bir emir vermesi gerektiğini biz anlayabilmiş değiliz. Hani başka bir bilinmeyen saklanan durum olsa, ilk olarak Mustafa'dan önce babası görebilecek. Ki zaten böyle bir şey iddiası da yok gene aynı zamanda.
Mustafa'nın ulaşabileceği tek şey açık kaynaklar. Bunlar Türk Ticaret Sicil Gazetesi olabilir. İşte, başka bir şey şu an aklıma gelmiyor ama açık kaynaklar haricinde Mustafa'nın ulaşabileceği bir şey yok. Zaten bunların adı üzerinde açık kaynak. Yani açık olduğu için zaten sizler de bizler de herkes tarafından bakılabilir. Aynı zamanda savcılık şunu söylemiş; akrabalık bağının ötesine geçen bir ilişkiyle örgüte, iddia edilen örgüte bağlı olduğu. Yani 'in burada tanıdığı insanların hepsi ya iş arkadaşı ya ailesi. Geri kalanını tanımıyor. Herhangi biriyle bir bağı yok. Yargıtay'ın açık kararlarında belirttiği üzere örgüt hiyerarşisinden, örgütün amacından, örgütün işleyişinden, kimlerin hangi amaçla bu örgütte yer aldığından haberdar olması gerekiyor. Fakat Mustafa'nın hiç böyle bir bilgisi yok. Kimseyle bir irtibatı yok. Kimseye bir şey söylemişliği yok. İş arkadaşları bile kendi çalıştığı şirket içerisinde bile 'Bizim onunla çok bir işimiz olmazdı ki zaten' diyor. Mustafa'yı görmemişler, duymamışlar, tanımamışlar. Fakat burada iddia edilen örgüt içerisinde herkesin birbirine bir şekilde ilişiği olduğu iddia ediliyor. Bunu anlamak çok mümkün değil maalesef.
Mustafa, çalıştığı şirkette bir satın alma görevlisi. Bilmiyorum savcılık satın almayı nasıl algılıyor ve değerlendiriyor ama adı üstünde satın alma. Yani şirkete bir şeyler satın alan kişi Mustafa. Ha aldığı şeyler çok büyük şeyler değil; hırdavat malzemesi, ofis malzemesi, klima, beyaz eşya, kendisi zaten bahsetti. Ama bunları alırken fatura düzenlemek diye bir şey de yok. Fatura düzenlendiği ve bu naylon fatura işlemlerinde bulunduğu tespit edildiği diyor iddianamede. Mustafa'nın fatura kesmekle ilgili fikri yok. Faturaları görmüşlüğü de yok. Aldığı malzemeleri mail olarak geçiyor, gelen mailler sonucunda teslim edildiğini öğreniyor. Bu tüm bu faturalama işlemlerinin hepsini finansın kendisi yapıyor. Faturaların işlenmesi ve ödenmesi veyahut şirkette bir fatura kesilecekse zaten bu Mustafa'nın konusu da değil. Şirket içerisinde Mustafa'nın genel olarak var olmadığı zaten kendi ifadesinden de diğer çalışanlardan da anlaşılabiliyor. Kendisi şirkete bile haftada iki üç gün gittiğini son dönemde özellikle, ilk altı ay hariç olmak üzere... Bu dönemde de evden çalıştığını, evinin uzak olduğunu anlattı. Yani bu sebeple nasıl bir denetim ve kontrol hatta organizasyon, ilerleyen aşamalarda organizasyon da deniyor, bunları nasıl organize ettiğini bizzat şahsen anlayabilmiş değilim.
Şimdi şuna dönmek gerekiyor; müvekkilim 'in en başından beri suçun vasfının sürekli değiştirildiği, bir şekilde savcılığın bu dosyaya dahil etmek adına türlü isimler taktığı ortada tek bir konu var. İstanbul ili Beşiktaş ilçesi Rumeli Hisarı Mahallesi 16 taksim 61 Ada 87 nolu parseldeki bağımsız bölüme ilişkin taşınmaz. Şimdi bu taşınmazın serüvenini anlattık. Önce rüşvet diye başladı. Sonra rüşveti suç gelirlerinin aklanmasına çevirdi ama iddianamenin başına tekrar rüşvet diye yazıldı. Sonra tekrar ilerleyen altı yüz sayfa sonra tekrar suç gelirlerinin aklanması dendi. Ama ev olduğu yerde duruyor. Üstelik o ev alındıktan sonra müvekkilimin beyanlarıyla uyuşacak şekilde İstanbul 17. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2023 taksim 61 Esas sayılı dosyasıyla ihtiyaç sebebiyle tahliye davası açılıyor. Hani bunları belirtiyorum zaten daha önceki itirazlarımızda yazdık ama malum okunmadığını düşündüğümüz için tekrar tekrar burada sözlü olarak da ifade etmek zorunda hissediyoruz kendimizi.
Şöyle bir şeye daha değinmek istiyorum, arada atladığım için tekrar geri dönmek isterim. 'in iddia edilen örgütte yaptığı işlemlerden bahsediliyor iddianamenin bir kısmında ve şu söyleniyor; iddia edilen örgüt yöneticisi 'in oğlu olarak ile ilişkili şirketleri denetlediği, bu şirketlerde alım satım yaptığı, bu sebeple de 'nun kendisine Beşiktaş'taki evi verdiği... Hani o zaman şöyle bir anlam çıkıyor Türkçemiz yanlış değilse; kendi denetlendiğinin farkında, Mustafa'ya da bu emeklerinden dolayı iyi ki beni denetledin diye Beşiktaş'ta daire veriyor. Bu akla mantığa sığacak bir şey değil yani. Örgüt yöneticisinin denetlenmesi, zaten örgüt üyesi tarafından yapılabilecek bir şey değil. Üstüne üstlük örgüt yöneticisi de bunun farkında, iyi ki denetledin beni diye kendisine ev veriyormuş Mustafa'ya. Yaptığı işlemler bunlar olduğu söylendiğine göre iddianamede, bunu da çözebilmiş değiliz. Yani kısaca özetlemek gerekirse; müvekkil hakkında hiçbir şey yok. O yüzden savunma yapmak da çok zor. Müvekkilim ne bir yerde biriyle buluşmuş, ne birine bir şey götürmüş, ne kimseden bir şey almış, ne emir vermiş, ne talimat vermiş. Sadece bir baba-oğul ilişkisi var. Babasının oğlu olduğu için de bugün burada tutuklu olarak karşınızda. Bir cinayet koğuşunda yatırılıyor. Kendisinin korkularını bana anlattığını biliyorum defalarca. İki defa karantinada kaldığını biliyorum, verem şüphesi olduğu için koğuşunda. Yani yaşadığı mağduriyeti artık dile dökmekte zorlanıyoruz biz avukatları olarak. Bunu anlamanızı umut ediyorum ben.
Son olarak da şu inanç sözleşmesinden bahsedeceğim. İnanç sözleşmesinin başka yerlerde olmasını bir kenara koyarsak, inanç sözleşmesi vasfı gereği belirli bir işlem yapılmadan önce bu işlemin neden yapıldığını ortaya koyan, tarafların birbirine karşı olarak inançlarını açıklayan bir metin olup bu sözleşme 21.11.2022 tarihinde, yanlış olmasın evet 2022 tarihinde imzalanıyor. Ardından bu bahsi geçen tapu işlemi 29.11.2022'de yapılıyor. Yani bu işlemler yapılmadan önce sözleşme zaten imzalanmış. O sözleşmeye bakıldığında açık açık nasıl alınacağı, ne zaman kime nasıl teslim edileceği, hangi amaçla bunun yapıldığı tek tek izah edilmiş. Amaç çok basit: Kiracının evin içinden bulunmasına dair çıkartılması gerekiyor ve üzerine herhangi bir gayrimenkul olmayan kişi tahliye davalarında, kira tahliye davalarında karine olarak bu eve ihtiyacı olduğu kabul edilen kişilerdir. Bu nedenle bu ev Mustafa'nın üzerine alınmak isteniyor tarafından. Bunu destekleyecek şekilde ardından bahsettiğim üzere İstanbul 7. Sulh Hukuk Mahkemesi'nde davası da açılıyor. Eğer ki müvekkil burada bir suç işleme kastı, bir kara para aklama kastı olsaydı; kendi üzerine aldığı andan itibaren bir başka kişiye, oradan da bir başka kişiye bu tapuyu devrederek izini kaybettirebilirdi. Bu oldukça yapılan ve bilinen bir durum yani ülkemizde zaten olan bir şey. Ancak amacın bu olmadığı ve vasıtasız, henüz sonuçlanmamış bir tahliye davası olmasına ötürü de halihazırda hala tapu kendi üzerinde kayıtlı kalmış. Bunu bu şekilde anlamak dışında savcılığın zorlama yorumuna maalesef katılamayacağız.
Meslektaşımın bahsettiği yandaki parseldeki diğer apartmanlardan, o apartmanlarda başka dairelerin toplandığı da tarafımızca biliniyor. Ayrıca bunun için tapuya yazı yazılmasına da gerek yok. Ben sizden rica ediyorum Sayın Başkan, önünüzdeki bilgisayardan TAKBİS kayıtlarına girdiğiniz zaman doğrudan karşınıza çıkabilir. Ben bunu ta savcı beye verdiğimiz ifadeden sonrasında Sulh Hukuk Mahkemesi'nde verdiğimiz ifadeye kadar her seferinde tekrar ettim. Bilgisayarınıza girip bu yapı üzerinden TAKBİS kontrolü yaptığınız zaman kimin hangi tapuya sahip olduğunu çok rahatlıkla görebilirsiniz. Hani bugün duruşma ortamı vesaire sizin için zor olabilir fakat umarım bugün içerisinde bir fırsat bulduğunuzda bilgisayarınızdan baktığınızda bütün bu tapu kayıtlarının hepsinin gözünüzün önüne çıkacak. Böylece müzekkere yazmanıza, uzun süre beklemenize gerek kalmayacaktır. Bu tapular belirli bir parseli birleştirmek için yandaki diğer üç apartmanla beraber alınmış, parselizasyonu birleştirilip yeniden kentsel dönüşüme sokulmak üzere alındığını düşündüğümüz apartmanlar. Bu zaten inşaat sektörünün içinden gelen herkes tarafından gayet rahatlıkla bilinebilecek şeyler. Bu nedenle de Mustafa'nın burada herhangi bir suç gelirini aklamaya çalışma kastı zaten bulunmadığı için suçun unsurları da oluşmamıştır. Zaten kendisi normal çalışan, işsiz kaldığı için, iş bulmakta zorlandığı için babasının arkadaşının yanında şirkete girmiş biri. İşleyişten haberdar değil, herhangi bir imza yetkisi yok, vekaletname yok üzerine, hiçbir şey yok. Ve müvekkilim başından beri bu Beşiktaş'taki ev hususunda savcılık odasında ne söylediyse bugün de hala aynı şeyi söylemekte. Herhangi bir değişiklik yok.
Müvekkil sanık hakkındaki iddialara dayanak olarak gösterilen deliller, ki zaten bence yok, ama olsa olsa şunlar olabilir diye tahmin ettiğimiz deliller: SGK kayıtları ve tapu kayıtları. Bunların haricinde önceden bahsettiğim üzere başkaca hiçbir beyan, ifade ve delil bulunmamaktadır. Müvekkil sanık 'in bunları tahrif etmesi veya değiştirmesi zaten düşünülemez. Ardından kendisinin de bahsettiği üzere 2 Haziran, yani tutuklanmasından yaklaşık iki buçuk-üç hafta öncesinde bir yurt dışı ziyareti olmuş, kendisi de yurt dışı ziyaretinden gayet doğal bir şekilde vatanına, ülkesine geri dönmüştür. Üstelik bunu kendisinin babası ve amcası tutukluyken, babasının baskı gördüğü düşünülürken, bilinirken gayet rahat bir şekilde doğal yollarla ülkeye giriş yapmış ve adalete inancını korumuştur. O yüzden bu genç Mustafa'nın adalete inancını on bir ay sonra en azından tekrar tesis etmek sayın heyetinizin de bir yerde görevidir diye düşünüyorum.
Aynı zamanda Mustafa, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne çağrı usulüyle davet edilmiş ve kendisi de çağrıya icabet ederek derhal İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne gitmiştir, yanında ben vardım bahsettiğim üzere. Yani annesinin yaşadığı mağduriyeti, kız kardeşinin yaşadığı mağduriyeti her gün burada olup gözlerinizin içine baka baka sizden bir şey umut etmelerini sırtlamak çok zor ama kendilerini çok iyi anlıyorum. O yüzden de meslektaşıma katılıyorum. Ben yine de talep edeceğim müvekkilimin derhal serbest bırakılması, hatta bugün bir perşembe olduğu için bir tutukluluk incelemesi yapılabileceğini umarak ve düşünerek derhal serbest bırakılmasını ve bu mağduriyetinin sonlandırılmasını, kendisinin ve ailesinin mağduriyetinin sonlandırılmasını talep ediyorum. Beraat edeceğine inancımız olduğundan da yargılamanın sonunda beraat etmesini talep ediyorum.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.