Ben savunmaya başlamadan önce bir hususu soracağım heyetinize. Bunun cevabını cidden merak ediyorum. Nedenini de anlatacağım. 8 Mayıs 2026 tarihinde size bir dilekçe verdim. Dedim ki dilekçede, "Ben" dedim "meslektaşlarımın gördüğü evrakları UYAP'ta göremiyorum." Bunu UYAP Bilgi İşlem Genel Müdürlüğü’yle 8 Mayıs 2026 tarihinde görüştüm. Avukat portaldaki yetkili bana şunu söyledi, "Sadece bir dosyada mı?" dedi. "Evet, bir dosyada." dedim. Ben dedim "Bu konuyla ilgili talep formu doldurmak istiyorum." dedim. "Avukat Bey, sizin talebinizi alamayız." dedi. "Siz" dedi "dosyadan kısıtlanmış olabilirsiniz." dedi. "Biz sizin beyanınızla alamayız. Bunu Yazı İşleri Mahkeme UYAP Yazı İşlerine yazsın, onlar teknik hata varsa onu düzeltsin, çözsünler" dedi. Ben de akabinde sordum, dedim "Kısıtlanma gibi bir imkânım var mı?" "Evet" dedi "olabilir. Bu mahkemenin takdirinde. Sizin" dedi "talebinize, beyanınıza iş yapmayız. Mahkemenizle görüşün." Akabinde görüşmeden çıktım, Yazı İşleri Müdürlüğünüze geldim. Önünüzde oturan Fatih Bey'e de durumu gösterdim. Baktık benzer ekranlarda, evet, birçok evrak görünmüyor. Bende sadece kurum kuruluşlardan gelen yazılar, bol miktarda tebliğ mazbatası, bol miktarda makbuzlar, bol miktarda yetki belgesi görünüyor. Ondan sonra size bir dilekçeyle bildirdim. Yaklaşık 1 ay oldu. Bu dilekçe akabinde bir işlem tesis ettiniz mi? Bir yazı yazdınız mı? Yazdıysanız ben zaten göremiyorum bu arada. Bununla ilgili UYAP'tan size bir cevap verildi mi? Yoksa hakkımda verilmiş bir kısıtlama kararı var mı? Varsa bunu bana hazır huzurdayken tebliğ edebilirsiniz.
Mustafa Nihat Sütlaş Müdafii Av. Cihan Arık Savunması
Hâkim: Avukat Bey öyle bir kısıtlama olamaz da... Sayın Başkanım şimdi ben şöyle size izah edeyim. Ben bakın, ben bu işin teknik uzmanı değilim. Bana UYAP Bilgi İşlem Genel Müdürlüğü’ndeki teknik uzman bu şekilde cevap verdi.
Hâkim: Şöyle söyleyeyim Avukat Bey, ilk etapta o problemi başka avukatlarımız da dile getirdi, birtakım evrakların görünmediği yönünde. Biz de görüştük bu hususu. Sonradan onunla ilgili işlem yaptılar. Hatta benim ekranımdan da bir işlem yaptılar. Ne olduğunu da ben teknik olarak çok anlamıyorum zaten. Yani aynı sorun çözüldü. Sadece bir cezaevinden gönderilen yazıların görünmemesi gibi bir durum oldu. Onu da tekrardan görüştük, bildirdik. Ama öyle şahsa yönelik, herhangi bir avukata yönelik kısıtlama falan olamaz yani. Ama Sayın Başkan, ben bu işin uzmanıyla görüştüğümde benim talebimi almadı. O zaman sizden naçizane istirhamım var. UYAP Bilgi İşlem Genel Müdürlüğü’ne yazın. Bu problemi çözelim, ben de dosyaya vakıf olayım. Yani ben şimdi dosyaya vakıf değilim. Ben müvekkilin eli, ayağı, gözü, kulağıyım. Ben göremediğim bilgiyi, belgeyi nasıl gidip cezaevinde tutuklu müvekkilime anlatayım? Yani bu sefer eksik belgeyle eksik savunma yapmış oluyoruz ve belgeye erişemiyoruz. Bu başlı başına zaten ceza muhakemesi ilkelerinden bir tanesinin ihlalidir. Yani bu buna siz sebebiyet verdiniz demiyorum. Bana söylenen bu. Bu işin uzmanı benim talebimi kabul etmiyor, almadı. Ve ben bunu göremiyorum, gerçekten göremiyorum. Kararlarınızı göremiyorum. Mesela tutukluluk değerlendirme kararları yok, duruşma SEGBİS dökümleri yok, müzekkere, yazdığınız müzekkereler yok. Ben bırakın başkalarının dilekçelerini, kendi yazdığım tahliye talebi dilekçelerimi de göremiyorum. Yok, dilekçe yazıyorum, başkasından çekip alıyorum. Meslektaşım sağ olsun, o da olmasa ben kendi dilekçelerimi de göremeyeceğim. Bu sefer her dilekçe sonrasında arayacağım, soracağım. Diyeceğim ki "Geldi mi, gelmedi mi? Gördük mü, zabıt var mı, yok mu?" Hani bu sizden kaynaklandığını söylemiyorum ama bana verilen cevap bu.
Hâkim: Teknik bölümle görüşürler arkadaşlar. Yani savunmanızı bu anlamda etkileyen bir husus varsa isterseniz savunmanız için ayrı bir tarih bırakabilirim. Öyle bir talebim yok. Şu ana kadar mevcut gelen belgeleri meslektaşımla takip ediyorum.
Hâkim: Tekrardan bir görüşelim teknikle. Yani bizim mahkemelik bir durum yok ama çözmeye çalışalım biz de. Bir dilekçe yazalım, gerekirse Bakanlıkla görüşürüz. Yani bana yönelik, size yönelik, şahsınıza yönelik bir şey olamaz. Bizim de işte talebimiz işlem yapılması.
Hâkim: Evet. Başlamadan ek savunmamızı verelim. Sayın Başkan, kıymetli hazirun... Öncelikle buradaki bulunan tutuklu tüm sanıklara geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Benzer döngülerden 2008-2013 yılları arasında ben de geçtim. Sizleri burada gayet iyi anlayabiliyorum. O dönem Ergenekon davasından yargılanmıştım. 16 ay tutuklu kaldım. Neticede dönemin muktedir hakim ve savcıları hakkımda silahlı terör örgütüne üye olmaktan 7,5 yıl hapis cezası verdi ve bu ceza, delil olmadan hüküm tesis edilmiştir diye Yargıtay tarafından bozuldu. Yani delil yokken de ceza verilebiliyormuş. Daha sonra bu sistemin adı Türkiye'de Silivri hukuku oldu. Silivri hukuku dediğimiz nedir? Ceza muhakemesi maddelerinin bu muhitte, bu yerleşkede geçerliliğinin olmadığı ve gizli bir ceza muhakemesi maddelerinin olduğunu sevk eden bir hukuk sistemidir. Hani tabirle "Lozan'ın gizli maddeleri vardı biz mi bilmiyoruz?" diye soruyorlar ya toplumda... Ceza muhakemesinin de gizli maddeleri var biz mi bilmiyoruz? Cezaevi yanına kurulan duruşma salonları ve bu duruşma salonlarında müdafilerle tutukluların temasının kesilmesi... Bunların mimarı tamamen 2008'de atılan adımlardır. İlk bizim davayla başladı. Şu an kapatıldı, müze mi olacak? Eskiden kreşti sonradan cezaevi yaptılar.
Bunu neden anlattım? Bunu şundan dolayı anlattım; benzer bir süreç var, devam ediyor. Gizli tanıklar... Gizli tanıkların ifadeleri sonrasında alınan diğer işte etkin mi, yarı etkin mi, tam etkin mi, nasıl bir konumda olduğu belli olmayan kişiler... Ondan sonra gizli tanık mı, sanık mı o da belli değil, böyle bir varlıklar... Varlığı gerçek olduğu ispat olunamayan, okuduğum evraklar kadarıyla, gizli tanıklar... Neden varlığının gerçeklikle ispat olunmadığını anlatacağım. Buna bir örnek vereyim. Yani Ergenekon davasında da bir gizli tanık vardı, sanık çıktı ya! Yani sanık çıktı. Hatta bir tanesi vardı, dönemin görevli savcısı çıktı! Sonra yıllar sonra itiraf etti. "Bana" dedi, "böyle zorla talimat verdiler, emirler verdiler." dedi. Hakkında kesinleşmiş cezası var. Burada isimleri deklare etmeyeyim. Bunlar gerçekleşmiş, yaşanmış olaylar. Yani aynı metotları izleyerek farklı sonuçlara varacağınızı düşünmeyin. İddia makamına sesleniyorum. Çünkü bu metotlar hatalı metotlardır. Hukuken de yanlış ve aykırı metotlardır. Aykırı olmasının sebeplerini şimdi burada bazılarından anlatayım teferruatına girmeden.
Örnek veriyorum, bir tane İlke... Şimdi İlke ifade vermiş, müvekkile emniyette "Meşe" diye sorulmuş. Meşe'nin gerçekte öyle ifadeleri yok, bakıyoruz. İlke ifadesini geri çekiyor sonra hop aynı ifadelerle başka biri doğuyor. Yani botanik bahçesine meraklı kişilerin isimlendirerek kullandıkları, birbirini ardı tekerrür eden ifadelere insanlara suç isnat edilmeye çalışılıyor. Bir başka konu ise bu evrakların tanzimi hususunda ciddi bir hata var. Şimdi Tanık Koruma Yönetmeliği, Tanık Koruma Kanunu bu evrakların nasıl tanzim edilip yapılacağını açıklamış. Bunların kütük belgeleri var savcılıkta veya getirildiyse sizde vardır. Fakat mahkemeye verirken savcı, zabıt katibi evrakları imzalamamış. Dersiniz ki sehven olur. Bir de gizli tanık kendini belli etmeyecek şekilde imza veyahut da parmak iziyle yani varlığını ispat eder. Şimdi bu ifadelerin hiçbirinde, biri ya da ikisi hariç, parmak izi yok. Ya şimdi bu gerçekte var mı, yok mu? Bu benim mahkemeden aldığım dosyanın içinde yer alan evraklarda var. İki tanesinde, Çınar'ın Mart 2025'te verdiği ifadede ile zabıt katibinin imzası yok. Mahkemenize ibraz etmişler bu belgeyi. Yani kanun açık söylüyor; zabıt katibinin de 'nın da imzalayacağını söylüyor. Baktım elektronik imza var mı, yok mu diye kontrol ettim, o da yok. Dolayısıyla çalakalem yapılmış, gelişigüzel yapılmış işlemlerle insanlara suç isnat etmeye çalışıyorlar.
Bir başka çelişki de şu var: ... Yani bu 'ı ben okudum. Bu vatandaş tanık mı, sanık mı, şüpheli mi anlayamadım. Neden anlayamadığımı anlatayım. 6 Mart ifadesinde ve 21 Mart ifadelerinde "Tanık " diye yazıyor. Bir de 15 Nisan 2025 tarihli bir ifadesi var, "Şüpheli " diye yazıyor. Şimdi 15 Nisan 2025 tarihli ifadenin imzalı hali nerededir? Ben dosyada bulamadım. Açık söylüyor, o kadar evrakı taradım, meslektaşlarımla da konuştum. Baktık, ettik; dosyada 15 Nisan 2025 tarihli ifade yok. Yani varsa ayrı bir problem. Niye? Şüpheli olarak mı alınmış? Çünkü iddianamede "Şüpheli " ifadesi 42 defa geçiyor Sayın Savcım. 42 defa sehven yazılmaz. Biz boş yere "kopyala yapıştır" demiyoruz. Yani bu iddianame yazılmış olsa orada Cumhuriyet Savcıları buna dikkat eder; bu tanıksa tanık olarak yazar, şüpheliyse şüpheli olarak yazar. Ama 42 defa iddianamede şu ibare geçiyor: "Şüpheli 15 Nisan 2025 tarihli ifadesi." Şimdi buradan demek istediğim şu; bu çelişkilerle zaten tanzim edilmiş bir iddianamenin CMK'ya göre iadesi gerekir, elzemdir. Ha diyeceksiniz ki "Atı alan Üsküdar'ı geçti." Üsküdar'ı geçtik de Ankara'ya varamadık, dosyada henüz Ankara'ya gitmedi. Dolayısıyla bunları sizin huzur-u takdirinize sunuyorum.
Şimdi iddianamede 1310 olması lazım, sayfasını tam hatırlamıyorum. 'nın ifadesi bölümünde 'ın ifadesini kopyalayıp yapıştırmışlar. İfade şöyle başlıyor: "6 Mart 2025 tarihinde verdiğim beyana ilave olarak ek bilgiler veriyorum." Bakıyorum 6 Mart 2025 tarihinde ifade vermemiş. Peki bu beyanlar kimin? Araştırdığımda 'ın çıkıyor. Şimdi ifadeleri birbirlerinin içine sokmuşlar, anlaşılması mümkün değil. Ben bu 15 Nisan 2025 tarihli ifadenin acaba başka bir kişinin mi verdiği yani dosyada olmayan bir kişinin mi verdiğini anlamaya çalışıyorum. Bir de bu şüpheli mi, tanık mı, sanık mı? Siz tensip zaptında 'ı tanık olarak davet etmişsiniz. Ama 42 defa burada şüpheli olarak geçiyor. Yani bu sehven olarak kabul edilebilecek bir hadise değildir. Bir kere yazılırsa sehven olabilir ama 42 defa yazılırsa sehven olmaz. Yani beyanları ayırıp ayırıp içlerinden seçerek iddianameye koymuşlar.
Bir diğer konu, yine iddianamedeki çelişkilerle ilgili. Eylem 69-65, her iki eylem açısından söylüyorum. Eylem 69 yönünden müvekkilin ortağı olan 'ya herhangi bir suç isnat edilmemiş. Fakat iddianamedeki eylem başındaki şüpheliler listesinde var. Ve şüpheli olarak yazmışsınız, suç isnat etmemişsiniz. Eylem 65 yine aynı kişi yönünden şüpheliler listesinde var. İhaleye fesattan suç isnat edilmiş, kamu kurumlarını dolandırıcılıktan isnat edilmemiş. Bu ne kadar çalakalem yapıldığını, ne kadar alelade yazıldığını gösteriyor. Şimdi burada müvekkilin şirketinin ortağı yani şirketten dolayı yargılanan, ifadesi başvurulan kişiye ihaleye fesattan suç isnat ediyorsun ama dolandırıcılıktan isnat etmiyorsun. Diğer taraftan adını yazıyorsun, "Bu adam bu eylemde şüphelidir" diyorsun eylem 69'da ama suç isnat etmiyorsun.
Başka bir konu, dün de bahsettiler. Dosyayla hiç alakası olmayan büyük medya grubunun HTS kayıtları, yazışmaları falan dosyanızın içinde mevcut. Yani Allah ne verdiyse doldurmaya çalışmışlar dosyanın altını ki yukarı doğru daha fazla kat çıkalım diye. Bunların haricinde de bir de İlbaklar mevzusu var. Gerçekten anlamadım. Yani bunu hakikaten anlamıyorum, niye anlamıyorum, şöyle anlatayım. Bu İlbaklar'a ait her şey var yani her şey, bütün MASAK raporları, örnek veriyorum BDDK raporları, HTS kayıtları vesaire dosyada hala mevcut ama kendileri yok. Yoksa neden yok, neden ayrılmışlar? Anladığım kadarıyla soruşturma safhasında bir tutuklulukları var. Hani bunlar bile yapılan işlemlerin gayrihukuki olduğunu açık açık gösteriyor ve bunu dikkatinize sunuyorum.
Zaten diğer eylemler konusunda meslektaşım detaylı verecek. Oradaki kişilerin, şirketlerin yer alıp yer almaması burada takdirlerinize sunarız. Fakat suçta bir ilke var, yani bir kere kanun eşit ilkesi var, kanuni eşitlik ilkesi. Eğer bir suç varsa en azından ifadesi alınır, sorulur, "Ya arkadaş sen bu ifadeye girmişsin, ee?" yani siz firma olarak alamamışsınız. Bizim alamadığımız ihalelerde bile kamu kurum ve kuruluşlarını dolandırıcılık suretiyle atılı bir suçlama var. Yani bunu kabul etmek mümkün değil. Ben niye bunları anlatıyorum? Çünkü mantık olarak anlatamadığınız bir şeyi hukuken anlatamazsınız ve bu bütün hadiselerin hepsi şüyuu vukuundan beter hadisedir. Söylenmesi dahi burada gerçekleşmesinden kötüdür. Böyle çalakalem yazılmış, gelişigüzel bir iddianame.
Diğer bir konu, eylemlerle ilgili zaten savcılığın değerlendirme sonuç kısmında yazıyor; eylemlerin 3G maddesinde yer alan istisnai usule göre yapıldığı diye. Bu hususta savcılığın kabulünde eylem 64, 65, 66, 67, 69... Niye 3G'yi söylüyorum? Yargıtay'ın yerleşik kararlarına göre istisnai usullerle yapılan 3G doğrudan temin ihale değildir, ihale olmadığı için de suç oluşmamıştır. Bunu özellikle belirtmek istedim. Sevk maddesi olarak 235/2A ve B yazılmış müvekkile. Yanına da TCK 37 delaletiyle demiş iştiraki suretiyle. Siz tabii bunları ek savunmada ayırdınız anladığım kadarıyla. Bize ek savunma vermeniz 43'le 39'dan dolayı. Şimdi, 223/2A ve 2B zaten özgün bir suçlamadır. Yani tahdidi bir suçlamadır ve bu suçun failleri ancak kamu görevlileri olur. İştirak dahi olamaz. Yani iştirak burada oturup saatlerce anlatmak istemiyorum. Siz de bu durumun farkına varmışsınız ki durumu çevir bize ek savunma hakkı vermişsiniz. Diğer bir yandan da ihale sürecinde görevli olmayan, ihaleye teklif veren kişilerin birlikte hareket ettiğine dair dava tespit bulunmadığı sürece bu suçun faili olması mümkün değildir. Yani faili bulunmayan bir suça da şeriklik söz konusu olamayacaktır.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatlı kararları, sürekli kararlarında bunlara değinmiş. İddianamenin bir çarpık boyutu da eylem 65. Yani eylem 65'te bu muhammen bedel için biz firma olarak teklif vermişiz. Ne raporda ne iddianamede ne bir şeyde teklif vermemiş gibi yansıtılmış. Oysa ki bu dosyada var, yazılmamış. Yani burada şunu getirmeye çalışıyor. Sen diyor muhammen bedel için teklif vermedin ama diyor ihaleye davet edilip aldın, en yüksek teklifi sen verdin, bu nasıl olur? Bunun belgesi var mahkeme dosyanızda, ayrıyeten de ben size ibraz ederim o teklif mektubunu. Buna göre de rapor tanzim edilmiş de bu raporun da ne kadar sağlıklı olduğunu gerisini siz hesap edin düşünün.
Son olarak bu el koyma kararıyla ilgili ona da değineyim. 2 Nisan 2026 tarihinde iki tane dilekçe verdim bu konuyla ilgili. Bir cevap verdiniz mi bilmiyorum, bana ulaşan bir cevap yok. El koyma kararlarına ilişkin yazdığım 2 Nisan tarihli dilekçelerde. Bu dilekçede de anlattım, burada da kısaca anlatayım. Meslektaşlarım da bahsetti. 5549 sayılı kanuna göre yani kara para aklama ve terörizmin finansmanı uzatmayacağım. 17. maddesine göre re'sen el koyma kararı veriyor saat 15:30'da 6 Mart'ta. Savcılık bunu aynı gün sulh ceza hakimliğine onaylatıyor. Akabinde devam eden kanunun maddesi ne diyor? 3 ay içerisinde diyor bu onama kararını, sulh ceza kararını onatır diyor bir sulh ceza hakimliğinde. Kanun bunu söylüyor, ben söylemiyorum. Şimdi kanunun çarpıklığını tartışacak halim yok. 6 Mart'ta alınan bu karar 3 ay + 1 gün sonra 7 Haziran'da onaması yapılıyor. Yani 6 Haziran'da Sayın Başkan zaten karar kendiliğinden ortadan kalkıyor. Ama mesaiden sonra cumartesi günü baktığın takvimde 7 Haziran cumartesi günü kararın onaması yapılıyor. Yani ben 6 Haziran günü kendiliğinden ortadan kalkacak karar için burada çırpınıyorum. Yani bu bile hukuka aykırı. Yani bunu kanunda neden cevaz vermiş?
Rapor alınmadığı durumlarda vesaire diye cevaz vermiş. Bizim rapor zaten müvekkil gözaltına alınmadan önce vardı. Rapor tarihine baktık 25 Şubat 2025. Rapor varken sen nasıl bu kanuna dayanarak da re'sen el koyma kararı alıyorsun? Bunun yöntemi farklı. Hani hadi aldın diyelim, hadi 3 ay içerisinde onaylattın. 3 ay 1 gün sonra da bu kararın devamlılığını sağlayamazsan 6 Haziran'da kendiliğinden düşüyor zaten bu karar. Biz bununla ilgili iki tane dilekçe verdik, cevabını bekliyorum. Vaki dilekçeleri yine veririm fakat cevabı gelmedi için size burada oturup tekrar izah etmek durumundayım. Yani özellikle şahsi mal varlıklarına konulan belgeleriyle ispatladık. Hepsi 2016 yılında intikal etmiş, 2019 yılında bir ifraz işlemi geçirmiş. Tapu kaydında yazıyor kocaman. Yani bu suç tarihinden de önce, kaldı ki miras yoluyla gelen mal varlıkları. Bunda dahi tedbir duruyor. Yani buradaki güdülen amaç ne, istenilen amaç ne? Bunları anlamaya çalışıyorum.
Diğer bir taraftan da zaten bu kanunun hangi suçlardan dolayı atılabileceği yani kayyum kararı alınabileceğini kanun açıkça yazmış. Aklama suçu, silahlı örgüt suçu, suçtan kaynaklı mal varlığını aklama, silahlı örgüte silah sağlama. Bunların hiçbirisi iddianamede yok. Yani burada iddianamede atılı suçlama yok. İddianame ceza muhakemesinin çerçevesini çizer. Bu çerçevenin içerisinde bunlar yokken hala bu kararların devamlılığı hukuk aleminde bir garabettir ve hukuka aykırıdır. Diğer bir konu, müvekkilin bahsetti, ben de onu bir detaylı söyleyeyim size açık açık. Dosyanın savcısı, ifade alan savcıya belgelerin arasından not gönderiyor. Bu notta şu yazıyor; "aşırı zenginleşme var" diye. Savcı da ya diyor bu not, not gelmiş diyor, bunu sormam lazım diyor, soruyor. Akabinde bu aşırı zenginleşme notuyla devam eden sulh ceza hakimliğine gidiyor ve tutuklanıyor. Aslında bu aşırı zenginleşme kavramı bir Türk Ceza Kanunu'nda suç değil, sadece bu bir mesaj. Hani burada aşırı zenginleşme var, dikkat et tutukla. Niye? Ben kendi yaşadığımdan dolayı biliyorum.
Yani bu notlar, bu üstü kapalı mesajlar, özel vasıflar, haz vasıflar yani Türk Ceza Kanunu'nda özel vasıf diye bir kavram, yer yok, suç yok ama nitekim olayları anlatırken tabirlerini arttırıp biraz daha özel nitelikte koyun. Buradaki güdülen amaç ne? Mahkemenin alt sınırdan mı uzaklaşması ya da mahkemeye doğrudan işte bu çok özel biri alt sınırdan uzaklaş o şekilde cezalandırmak. Bunu tabii zamanla siz bize göstereceksiniz. Müvekkilim 15 aydır tutuklu. 12 Mart 2025'te daha gözaltı kararı olmadan önce kendi isteğiyle dilekçe vermiş Cumhuriyet Savcılığına. Tabii oradan bir cevap gelmemiş. Yani ifade vermeye hazır olan bir kişiye gözaltı, tutuklama, kaçma şüphesi vesaire şüphelerle tutukluluğunun devam ettirilmesi hukuka uygun değildir. Suç vasıf ve mahiyetinin de değişme ihtimali var. Burada zaten o konularla ilgili ek savunma verdiniz. Bu nedenlerden ötürüdür ki müvekkilin bir hakkın tahliyesine ve akabinde beraatine talep ediyorum. Teşekkür ederim.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.