Savunma

Necati Özkan Müdafii Av. Erkam Erdem Savunması

Müdafi savunması·Necati Özkan·13 Nisan 2026 · Kaynak

Meslektaşımın beyanlarına iştirak ederek başlıyorum Sayın Başkan, kıymetli Sayın Savcı. Meslektaşımın temas ettiği hususlara mümkün olduğunca temas etmeden hem sizi hem izleyicileri hem sanıkları sıkmadan ve söyleyeceğim her şeyi de dile getirmek kaydıyla, mümkün olduğunca kompakt bir şekilde bir savunma yapma gayretinde olacağım. Usuli birkaç hususa da temas edeceğim. Bundan sonra soruşturma aşamasında yaşadıklarımız; tutuklama süreci, el koyma süreci... Bunlara ilişkin bir bağlam ortaya koymaya çalışacağım Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 18 kapsamında. Daha sonra üç isnat var; bir tanesi Eylem 4, bir tanesi Eylem 13, bir tanesi de örgüt üyeliği. Bunlara ilişkin savunmalarda bulunacağım ve son olarak da tahliye talebinde bulunacağım ama tahliye talebini ayrıca geniş bir şekilde dile getirmeyeceğim. Savunmanın kendisi tahliye talebini mündemiç olduğu için bunu sadece dile getirmekle yetineceğim. İki konu var. Bunlardan bir tanesi şu: Bugüne kadar yapılan savunmaların çok önemli bir kısmında hukuka aykırı delil tartışması yapıldı. CMK 148'e aykırı olarak etkin pişmanlık beyanlarının alındığı söylendi. Ben de Eylem 4'te özellikle bizim aleyhimize verilen beyan ekseninde bir suçlama gündeme geldiği için bu hususu dile getirmek durumundayım. Meslektaşım dile getirdi, ben de talep ediyorum: CMK Madde 206/2-a kapsamında en azından o aşamada biz henüz etkin pişmanların beyanlarını güvenilirlik noktasında —hem hukuki güvenilirlik, yani usule uygun bir beyan alındı mı alınmadı mı bunu bilemiyoruz; yani biz sadece çıkarımda bulunabiliyoruz gördüklerimiz ekseninde ama kendilerine sorduğumuzda belki de sormadan söyleyecekler bunu bilemiyoruz— bu delillerin hukuki sıhhatini değerlendirme imkanı bulamadık. İkincisi de beyanların içeriğinin güvenilirliğini de test etme imkanımız henüz yok. Esasında bu kadar çok tutuklu varken ve bu tutukluların çok önemli bir kısmının tutuklanma gerekçesi etkin pişmanlık beyanlarına dayandığı için başta etkin pişmanların beyanları alınmalıydı, onlara öncelik verilmeliydi ve her seferinde her savunmada belki de patinaj çekmek zorunda kalmayabilirdik bu şekilde.

Necati Özkan Müdafii

Tıpkı soruşturma aşamasında delillerin sıhhatini test etme imkanı bulmadan, tanık beyanlarının güvenilirliğini test etme imkanı bulmadan, yani çelişmeli yargılama zemini oluşmadan nasıl savunma yaptıysak tutuklamaya yönelik, şimdi de benzer bir durumdayız. Çünkü evet, çelişmeli yargılama, delillerin doğrudan doğruyalığı iştiraki içerisinde bir takım biz de burada beyanlarda bulunuyoruz ama bu yargılamanın temelini teşkil eden beyanlar, deliller önemli ölçüde beyan delillerine dayandığı için biz bu beyan delillerinin sıhhatini test etmediğimiz bir ortamda aslında kendi başımıza bir çabaya da girmiş oluyoruz. Bu hususu öncelikle dile getirmek istiyorum. Etkin pişmanlık beyanlarıyla alakalı vurgulanması gereken bir husus da şu: Bir çerçeve soruşturma bakımından çizeceğim ama bu beyanı vermelerinde hukuki menfaatleri var şüphesiz ki bu beyanlar... Bu arada verilen beyanların tamamının etkin pişmanlık beyanı olmadığını anlıyoruz. Bu da kritik bir husus. Çünkü kendileri bakımından suç mahiyetinde beyanda bulunan kişiler var. Bu kişiler acaba bu beyanları vermekle kendilerini suçladıklarının farkındalar mı? Bu husus kendilerine hatırlatıldı mı? Nemo tenetur ilkesi kendilerine hatırlatıldı mı? Kişinin kendisini ve yakınlarını suçlayıcı beyanda bulunmama hakkı hatırlatıldı mı bunu bilmiyoruz. Çünkü bizim olayımızda da Eylem 4'te birazdan temas edeceğim, ile ilgili herhangi bir etkin pişmanlık sevki yapılmadı. Zaten örgüt üyeliği bakımından bir isnat da yok. Rüşvet bakımından da bir etkin pişmanlık sevki görünmüyor. Bu hususu da hatırlatmak isterim. Yine kalabalık bir yargılama yapıyoruz. Örgüt üyeliği kuruyor. Örgütün varlığı ekseninde yapılan bir yargılama olduğu için muhtemelen o bu kadar kalabalık bir yargılama. Ama Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ilçe kararı var. Hem de 16. Cezadayız. 3. Ceza Dairesi'nin verdiği kararlar var. Bir tanesine sadece temas edeceğim. Yargıtay Ceza Genel Kurulu değil, 2 Aralık 2020 tarihinde 2019/516 Esas, 2020/433 Kararında; bağlantı meselesinin, davaların birleştirilmesi meselesinin örgüt yargılamalarında son derece dar yorumlanması gerektiğine işaret ediyor. Çünkü bu husus, bir makul sürede yargılamayı, iki savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılması meselesini ortadan kaldırıyor. Makul sürenin yargılama bertarafı, özgürlük ve güvenlik hakkına ölçüsüz bir şekilde sebebiyet veriyor. Malumunuz siz burada ilk gözden geçirmeden henüz sorguları yapılmamış kişileri dahi tahliye ettiniz ve bu kişiler en az 6 ay tutuklu kaldılar. Dolayısıyla toplu bir şekilde ele alınması, toplu bir şekilde dinlenilmesi; örnek olsun Necati Bey bakımından yaptığımız bu savunmada biz tahliyeyi ne zaman değerlendirilir olacağız meselesine geldiğimizde, önceki haftadaki tecrübeyle herhalde sayın mahkeme ay sonunda yapacağı gözden geçirmede bunu dikkate alacak. Ama biz savunmamızı yaptık. Bu savunmayı yaptıktan sonra neden bu yargılamanın genişliği Necati Bey'in özgürlüğü ve güvenlik hakkını kısıtlasın sorusunun cevabını aslında Ceza Genel Kurulu veriyor.

Necati Özkan Müdafii

CMK 153'e göre kısıtlama kararı verebilirsiniz, savunma hakkını kısıtlamış olursunuz. Hukuki bir gerekçe vardır elbette ama kısmen şu olursunuz; avukatlar, hekim soruşturma aşamasında savunma yapamaz. Son uzun zamandır diyelim yargı paketi, daha doğrusu soruşturma makamlarının takibinin şu olduğunu da görüyoruz: Örgütlü suçluluk bağlamında kısıtlama kararı alınıyor, ikincisi çok kalabalık gözaltılar yapılıyor, çok kabaca tutuklamalar yapılıyor ve buradaki adli hatalar mahkeme aşamasına gelindiğinde ortaya çıkıyor. Ve bu aşamaya kadar bu kişileri tutuklu kalmaların yani kişilerin hukuka aykırı kaldığını biliyoruz. Bu dosya özelinde de tekrarlaşma diyebileceğimiz çok örnek var. Burada pişmanlık beyanları alınmasına gayret ediyor. Yani İBB dosyası eğitim pişmanlık beyanları alınması zemininin oluşturulması bakımından pek örnek değil ama burada hiç delil olmadığı için dosyada, başka da bir sağlam zemin elde edilemediği için bu soruşturma uzun tutuldu ve tutulmasının kişilerin özgürlüğü üzerinde bulunduğu baskı bazı beyanların, onların dediğim gibi güvenilirliğini test edeceğiz kendileri buraya geldiklerinde, ortaya konulmasına sebebiyet verdi. Dolayısıyla bu çerçevede ayrı ayrı görülmesi gerektiğini düşünüyorum, buna işaret ediyorum. Şimdi biz soruşturma aşamasında nasıl bir bu noktaya geldik, bunu özellikle işaret etmek istiyorum. Çünkü bizim ilk tutuklanma gerekçemizle huzurda yaptığımız savunma arasında belirgin bir farklılık var. Meslektaşım buna işaret etti. Malumunuz 19 Mart gözaltısıyla Necati Bey gözaltına alındı ve 23 Mart 2025 tarihinde İstanbul 5. Sulh Ceza Mahkemesi'nin kararıyla da hukuk vardı. Ona geçmeden önce kronolojik olarak baktığımızda, İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliği'nin 6 Mart 2025 tarihinde verdiği bir karar var. Bunu özellikle işaret etmek istiyorum. Bu tarihte bir de el koyma kararı verilir ve biz bu karardan haberdar olup dosyaya vekalet sunup savunma yapma gayretinde olduk. El koymayı da işaret edeceğim ama teknik olarak bir savunma yapmak adına şu hususu dile getirmek istiyorum: İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliği'nin 6 Mart 2025 tarihli 2025/468 Sorgu sayılı kararında, Necati Bey'in haberi olmadan, bizim de haberimiz olmadan Necati Bey'in aleyhine, Necati Bey'le ilgili bir adli kontrol tedbirine başvurduk. Adli kontrol, tutuklamanın şartlarına ait olan bütün şartların var olduğu ama ölçülülük ilkesi bağlamında özgürlüğünü bu şekilde kısıtlamayalım, bunun yerine bazı alternatif tedbirlerle biz tutuklulukla varılacak sonuca ulaşabilir miyiz şeklinde kodifiye edilmiş bir meseledir. Dolayısıyla gıyapta adli kontrol tedbiri uygulanmasının hukuka uygunluğuna ben işaret etmek istiyorum birincisi. Şimdi yurt dışı çıkış yasağı şeklinde uygulandı. Dolayısıyla belki denilebilir ki bu uygulanabilir gibi bir örnek, bir düşünce akla gelebilir ama adli kontrol tedbirlerinin uygulanması bakımından ev hapsi örneği de var. O zaman bu mantıkla biz ev hapsinin de hukuka uygunluğunu konuşuyor olacağız. Dolayısıyla nasıl 2005 tarihindeki ceza hukuku reformuyla gıyapta tutuklama kaldırıldıysa adli kontrolün de zemininin olmadığına işaret etmek isterim.

Necati Özkan Müdafii

Bu karara özellikle işaret ettim, çünkü CMK 112 der ki; adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. Yani bir kişi hakkında adli kontrol tedbirleri uygulanıyorsa, bu tedbirin ihlali durumunda tutuklama tartışılır. Ancak Necati Bey hakkında adli kontrol tedbiri uygulanıyor olmasına rağmen, 19 Mart'ta gözaltına alındı ve hakkında 4 gün sonra tutuklama kararı verildi. Tutuklamadaki isnat neydi? Tabii soruşturma aşamasında çok başka isnatlar... kolluk aşamasında ve savcılık aşamasında başka isnatlar vardı ama tutuklamaya sevkte biz ilk defa 252/1 rüşveti gördük, rüşvet vermeyi gördük. Bunu özellikle işaret ediyorum. Bir de 220/2 örgüt üyeliği. Detaylarına girmeyeceğim ama bizim hakkımızdaki tutuklama kararı 252/1'den verildi. Biz o aşamaya kadar böyle bir suçlamayla muhatap olmadık, buna yönelik bize bir soru da sorulmadı. Sadece soruşturmanın dokusu; Necati Bey reklam sektöründe çalışıyor. Tabii ki buradaki pozisyonu ile ilişkisi, siyasi danışmanlık ve seçim kampanyalarını yönetme şekli... Ama bir taraftan da kendisinin sektörel faaliyetleri var. Tüm medya A.Ş. özelinde başlangıçta başlanmış soruşturma ve orada birçok reklam sektöründe çalışan iş adamının da gözaltına alındığı bir süreç yaşandı. Necati Bey'in de ihalelere girdiğinin düşünüldüğünü düşünüyorum, çünkü bize sorulan sorular o yöndeydi. Ama biz Necati Bey'in o aşamada hiçbir ihaleye girmediğini, parasal hiçbir ilişkiye İBB ile girmediğini ifade ettik. Şimdi ihaleye girmemiş bir kişinin rüşvet verme suçlamasıyla sulh ceza hakiminin önüne geldiği durumda bir adli hata vardır ya da bizim savunma hakkımız kısıtlanıyor; dosyada delil var bize gösterilmiyor. Biz sulh ceza hakimine de bu hususu söyledik. Yani bir delil varsa lütfen buna yönelik sorularınızı sorun, biz en azından hangi isnatla muhatap olduğumuzu bilelim; çünkü birazdan tutuklanması ile ilgili bir karar vereceksiniz. Fakat bu hususta biz hiçbir soruyla muhatap olmadık ve rüşvet vermeden tutuklandık. Bu bir adli hata mı? Evet, adli hata olabilir. Çok kalabalık bir dosya olduğu için; yani meslektaşlar da görüyordur, siz de görüyorsunuzdur, bazen adli hatalar yapılabiliyor. Ama ben dışarı çıktıktan sonra —bir yanlışlık varı düşündük biz— birçok meslektaşın benzer durumda tutuklamalar yapıldığı söylemleriyle muhatap olduk. Dosya gizli olduğu için tabii dosyayı incelemekten haberdar olamadığımızdan dolayı meslektaşlarla bu hususu konuştuğumuzda bunu tespit etmiş olduk. Biz buna ilişkin itirazlarımızı yaptık, Anayasa Mahkemesi'ne başvurusu yaptık ve gözden geçirmelerde bu hususu tekrar ve tekrar dile getirdik. Şimdi bu dile getirmelere, bu ikazlara rağmen bir kimsenin özgürlüğü; hiç işlemediği, hakkında hiçbir suç delilinin, suç şüphesinin olmadığı bir zeminde yapılıyorsa bu açıkça kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının keyfi bir şekilde engellenmesi anlamına gelir. Bu adli hatadan dönülmelidir.

Necati Özkan Müdafii

Halen bizim tutuklamamız bu bağlamda olduğu anlaşılıyor; çünkü Sayın Mahkeme bizim Eylem 4 yönünden —çünkü çok en esaslı iddia ki onun da temelsizliğine meslektaşım vurgu yaptı, Necati Bey de kapsamlı bir şekilde anlattı— Eylem 4 dediğimiz bizim hakkımızda verilmiş zaten bir tutuklama kararı yok, Sayın Mahkeme de yeni bir tutuklama kararı bu yönden vermedi. Dolayısıyla biz halen hiç işlenmemiş bir fiille bağlantılı olarak, hiçbir delilin, hiçbir şüphe emaresinin olmadığı bir suçlamayla bağlantılı olarak tutukluyuz. Evet, örgüt üyeliği bakımından da bir tutuklama kararı verildi; yani o kararla birlikte sadece 252/1'den bizim hakkımızda tutuklama verilmedi. Örgüt üyeliği bakımından da verildi ama malumunuz örgüt üyeliği dediğiniz şey, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar zemininde üyeliğin tartışıldığı bir zemin olduğu için; 252/1 olmadığına sadece örgüt üyeliği bakımından ortaya koyulabilecek tek bir şey de yoktu. O nedenle ben bu hususu Sayın Mahkemeye aslında tahliye bakımından yaptığım savunmada da işaret etmiştim, tekrardan işaret ediyorum. Örgüt üyeliği bakımından o aşamada yapılan tutuklamada 'a bağlı olarak tarif verilmişti. İddiaya göre söylüyorum; burada herhangi bir ön kabulle savunmalarımı yapmıyorum, peşinen belirteyim. Örgüt üyeliği bakımından değerlendirildi ve burada özellikle birtakım toplantılara katılmaktan bahsedilmişti. Onlara birazdan temas edeceğim. Sonra da yolunda bir değişiklik olduğu – yaklaşık bir ay sonra – bir beyan, bir dosya, 17.04.2025 tarihinde buna ilişkin eylem 4'te sadece kronolojik değil, delil kronolojisini ortaya koymaya çalışıyoruz. Delil kronolojisi, bu iddianın anlaşılması bakımından ve bu iddianın temelsiz noktalarının kavranması bakımından önemli. Bu nedenle delil kronolojisine temas ediyorum. 4. eylemle alakalı 17.04.2025 tarihli ifadesi var. Bu ifade ekseninde biz, yaklaşık bundan 5 ay sonra – 24.09.2025 tarihinde – ilk kez ifade verdik. Bu ifademizle birlikte da yeni bir ifade verdi. Biz bu arada Ağustos ayında bir dilekçe vermiştik. Biz bu dilekçeyi nasıl verdik? Orada belirtmek istiyorum. Biz medyada öğrendik bu isnadı. Bize savcılık sormadı. Tutukluluk devamı aşamasında Sulh Ceza Hâkimliği de – dosyası olduğu halde – "ne diyorsunuz?" şeklinde bir soru da sormadı. Necati Bey'le biz bu hususu konuştuk. Kendinden emin, net bir şekilde – delillerle ortaya koyabileceğimiz – yüzlerce, 200 küsur sayfalık ekleriyle hazırlık yaptık. İyi mi yaptık? O aşamada savcılık, bizim verdiğimiz bu dilekçeyi dikkate alarak "acaba bunu nasıl çürütebilirim?" diye – yani bunu söylemekten ar duyuyorum ama – bu çerçevede hazırlanmış bir isnat var. Çünkü bizim sunduğumuz delili savcılık inkar etti. Yani burada bizim rollerimizin değişmesi gerekirdi. Biz bir iddia varsa belki inkar ederiz, ama savcılık bir delil sunuyorsak bunun maddi gerçeğe ulaşma ilkesi var. Yani kategorik olarak "ben bunun gözlemlediğimde böyle anlaşılıyor" deyip reddedebilir, reddedip onun üzerine dayanabilir. Bir iddianameyle ilgili veya iddia dediğimiz şey böyle bir şey değil.

Necati Özkan Müdafii

İşin gerçeği araştırma ilkesi kamu davasının mecburiliği bunu gerektirmez. O aşamada 'nun beyanlarını düzeltmesine yönelik yeniden çağırıldı ve bizim yaptığımız savunmaya karşılık beyanların nasıl düzeltilebileceğini biz gördük orada. Sonrasında şu hususlara temas edip bırakacağım, sonra Eylem 4 ile ilgili gireceğim. Biz buradan herhangi bir tutuklamaya sevk, adli kontrol kararı almadık; sadece beyanımız alındı ve yeniden cezaevine Necati Bey koğuşuna gönderildi. Dolayısıyla bizim Eylem 4 nedeniyle hakkımızda verilmiş bir tutuklama kararı yok. Bir de iddianamede yer alan Eylem 13 var; biz bu Eylem 13'ü ilk kez iddianamede gördük. Bizim, bize yöneltilmiş bununla ilgili bir suçlama yoktu. Ama iddianameden, yani bugünden yaklaşık 6 ay önce bu hususla alakalı bir operasyon yapıldı, Eylem 13 kapsamında tutuklamalar yapıldı ve Necati Bey ile ilgili, Necati Bey o aşamada herhangi bir soru sorulmadı. Dolayısıyla ne bir tutuklamaya sevk ne bir adli kontrol ne bir koruma tedbiri hakkımızda gündeme gelmedi. Düşünce vermeden söylediğim gibi 252/1 maddesinden dava açılmadı, örgüt üyeliği bakımından da bir değişiklik oldu. Ekim ayında casusluk dosyası bağlamında açılmış bir soruşturmada ifademiz alındı, Necati Bey'in beyanı alındı, burada yargılanan birkaç diğer kişinin de beyanı alındı ve günün sonunda bizim hakkımızda bir tutuklama kararı verildi. Ve buradaki ile ilişki örgüt hiyerarşisinde bir tanımlanmayla iddianamede karşımıza çıktı. Buna da temas etmeye çalışacağım. Tabii tefrik ayrı bir yargılama var, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde yürüyen bir yargılama var. Biz o yargılamayı buraya karıştırmak niyetinde değiliz, orada yapacağımız savunmaları da ben burada tekrar etmeyeceğim. Çünkü örgüt hiyerarşisi bakımından yapılan tanımlama içeriği itibarıyla 25. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki iddianameyle örtüşüyor. Ama suç isnadı yok. Yani casusluk suçlamasıyla alakalı bu iddianame kapsamında Necati Bey'e yöneltilmiş herhangi bir suçlama olmadığı için bu eksende bir savunma yapmayacağım ama hiyerarşik ilişkiler bakımından iddianın temelsizliğini ortaya koyacak birkaç kelam edeceğim sadece. Şimdi biz soruşturma aşamasında birçok şeyden mahrum kaldık. Bir kısıtlama kararı vardı. Biz AYM'ye başvurmak istedik bununla alakalı, daha doğrusu tutuklamayla alakalı. El koyma meselesi var, o el koymaya da temas etmeden bu hususu geçmiş olmayalım; böylece el koymayla ilgili talebimi de dile getirmiş olayım. Esasında biz bu soruşturmadan ilk kez yine 06.03.2025 tarihinde kapıdan gelen bir mesajla haberdar olduk. Necati Bey'in tüm mal varlığına el konulmuş. Bu el koymayla alakalı karar ne ola ki diye baktığımızda, hangi suçlama kapsamında bunun yapıldığını araştırdığımızda, vekalet sunduğumuzda aldığımız tek karar savcılığın 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanması ve Terörizmin Finansmanının Önlenmesi ile alakalı Kanun'daki 17. maddenin 2. fıkrası kapsamında o kararın resen alındığını, gecikmesinde sakınca bulunan hal kapsamında resen alındığını gördük.

Necati Özkan Müdafii

Suçlamalara baktık, çünkü malumunuz 5549 sayılı Kanun iki hususla ilgili el koymayı mümkün kılar: ya aklama olacak suç gelirlerinin aklanması ya da terörizmin finansmanı olacak. Bu suçlamalar var mı diye baktık. Çok fazla sayıda suçlama var, bunlardan hiçbiriyle ilgili dava açılmadı ama bu ikisi hiç yok. Yani ihaleye fesat karıştırma, 3628'e muhalefet, böyle çok çerçeve bir suçlama var orada; Necati Bey özelinde somutlaşmış bir suçlama değil ama birçok kişinin ismi geçiyor. Onlar yönünden de yazılmış suç örgütü kurma, rüşvet alma, suç örgütüne üye olma, edimin ifasına fesat karıştırma suçlamaları ekseninde 5549 sayılı Kanun Madde 17/2 kapsamında bir el koyma kararı verildi. Kategorik olarak yanlış bir karar. Bu suçlamaların ne olduğuyla ilgilenmiyorum ama kanunun açık bir hükmü var: 17/2 sadece aklama ve terörün finansmanı bakımından gündeme gelebilir. Ben bu itirazı yaptım, bu itirazım hemen ertesi gün reddedildi. Red kararını almak istedim, onu almakta da zorlandım. Hiçbir zaman biz başvurduğumuzda istediğimiz kararları alamadık. Hatta bu nedenle biz el koymaya ilişkin AYM başvurusunu bile bekletmek zorunda kaldık. Çünkü AYM belgelerin eksikliği durumunda, siz ona erişememe gerekçesini sunsanız bile bazı durumlarda kabul edilemezlik kararı verebiliyor. Böyle bir şeyle muhatap olmamak adına savcılığın vermediği bu belgelerden dolayı bu başvuruyu yapmayı beklettik. Ona işaret edeyim. Bunlardan hiçbiriyle ilgili, gerçi rüşvet almayı eğer Necati Bey'e izafe edildiyse o dönemdeki tarih itibariyle mümkün değil çünkü ilk isnat Nisan ayında 'nun isnadıyla gündeme geliyor. O kapsamda buradaki suçlamaların hiçbiriyle ilgili dava açılmadığını ve el koymanın da hukuki dayanağı bakımından hatalı olduğunu dile getirmek istiyorum. Necati Bey yönünden suç gelirlerinin aklanmasıyla alakalı işte TCK 282 ile ilgili, terörün finansmanıyla alakalı hiçbir suçlama olmadığı için ve burada yapılan el koyma, aşkın bir el koyma, bütün mal varlığına yönelik yapılan bir el koyma. El koymanın mantığı malumunuz ya suçtan elde edildiğiyle alakalı bir şüphe olacak ya da suçun işlenmesinde kullanılan bir şey olması gerekir. Bu çerçevede el koyma yapılır; yani ya müsadere edilecek eşya müsaderesi olarak veya kazanç müsaderesi olarak ya da suçta kullanıldığı için yine eşya müsaderesi kapsamında değerlendirilebilir belki. Dolayısıyla hem de geniş bir şekilde yapılmış. Yani atalarından kalan %2'lerde, %1'lerde mülkiyet oranına sahip olduğu taşınmazlar bakımından bile yapılmış. Hiç bilgisi olmayan, 2005 yılında alınmış taşınmazla alakalı, halihazırda 2006 yılında alınmış taşınmazla alakalı bir el koyma var. Bunların hiçbirinin suçlamayla ilgisi yok.

Necati Özkan Müdafii

Biz soruşturma aşamasında bunu çok dile getirdik; ilk kez burada biraz daha rahat dile getirebiliyoruz. Bu aşamada el koymayla alakalı da; kaldırma el koymanın hukuki zemininin olmadığı, ikincisi taşkın olarak uygulandığı, suçla ilişkilendirilebilecek bir mal varlığına yönelik uygulanmadığı çerçevesinde el koymalara yönelik kaldırma talebini bu noktada sayın mahkemenize iletmek istiyorum. Soruşturmanın gizliliğiyle alakalı sorunlar yaşadık. Bunları bir çerçeveye oturtmaya çalıştığım için söylüyorum; Necati Bey savunmasında dile getirdi. Çok fazla sayıda, Necati Bey'i de ilgilendirir mahiyette Aralık ayından itibaren sosyal medyada veya birtakım geleneksel medyada haberler çıktı. Biz bunların içeriğiyle alakalı avukat olarak, yani suçlanmış, isnat altında bulunan kişinin temsilcisi olarak hiçbir belgeye erişemedik. Hiçbir belgeyi elde edemedik. Çünkü CMK 153 kısıtlama kararı verildiğinde bile; kişi raporlarının, kişinin hazır bulunmaya yetkili olduğu koruma tedbirlerinin ve usul işlemlerinin belgelerini almaya muktedirdir. Biz bunu işaret ederek dahi bu soruşturma dosyasından hiçbir belge alamadık. Ama bu soruşturmanın gizliliği bu haliyle devam ederken medyaya servis edilen, yani sızdırılan -bunun kim tarafından sızdırıldığı konusunda bir spekülasyonda bulunmayacağım, elbette buna işaret eden bazı hususlar var ama ben şu hususa temas etmekle yetineceğim- genel olarak soruşturmanın gizliliği vardır. CMK 153'teki kısıtlama var; bununla eğer siz savunma makamının dosya gelişimini kısıtlıyorsanız, bu kısıtlamayı yerine getiren makam olarak soruşturmanın gizliliğinin namusu da savcılıktadır. Savcılığın bu namusu hem kendisi açısından soruşturmanın selameti açısından hem de suç isnadı altında bulunanların lekelenmeme hakkı ve savunma hakkı bakımından koruması gerekir. Biz bunun korunmadığına şahit olduk. Ve bu şahit olduğumuz unsurlar çerçevesinde vekili olarak birtakım suç duyurularında bulunduk; bunların hiçbirinin karşılığı ne yazık ki elde edilemedi. Dolayısıyla bizim aleyhimize lekelenmeme hakkımız ihlal edildi. Şöyle enteresan bir durum var: Servis edilen hususlar, örnek olsun Akmerkez ve Necati Bey'in ofisinin girişindeki bazı görüntüler medyaya servis edildi ve bunun üzerinden bazı iddialar ve ithamlarda bulunuldu. Bu bize kollukta sorulmadı, savcılıkta sorulmadı; sadece sevk yazısında gördük bunu. Biz bunun kendisini internette gördük. İnternette gördüğümüz bir olguya ilişkin bizim soruşturma aşamasında savunma yapmamız bekleniyor. Dolayısıyla internete düşen, medyaya sızdırılan bilgiler genel itibariyle sansasyonel algı yönetimine yönelik hususlar oldu. Ona da işaret etmek istiyorum.

Necati Özkan Müdafii

Lehe olan deliller toplanmadı soruşturma aşamasında. Malumunuz CMK 160/2; lehe ve aleyhe maddi gerçeği araştırmaktır 'nın amacı. Dolayısıyla sadece aleyhe olanları değil, lehe olanları da toplar. Biz bu lehe olan delilleri sunduk. Lehe olan delilleri sunduğumuzda az önce işaret ettim; bu sunduğumuz delillerin aksi ortaya koyulmaya çalışıldı. Bizim lehimize olan bu hususla ilgili hiçbir değerlendirme yapılmadı. Hatta bizim ilk inancımız şuydu; biz bu dilekçeyi verdiğimizde "gözden geçirmede bu dikkate alınır" dedik. O kadar somut bir şekilde biz bu hususun çürük olduğunu ortaya koyduk ki kendimizden emin bir şekilde "tamam bu gözden geçirmede hallolur" dedik. Hatta ben kapıda hazır bulundum. Necati Bey girmek istemedi; tabii orada yaşadığımız başka meseleler de var. Yani Sulh Ceza gözden geçirmelerde avukat alınmamasına yönelik genel bir tutum vardı. Kapıda bekleseniz bile bir şekilde biz SEGBİS'le bağlandık ve beyanı aldık. "Sizin beyanınızı almayacağız" diye işte kanunda veya ifadesinin olması, şüpheli veya müdafii kavramı bağlamında değerlendirip bizim beyanlarımız alınmadı. Biz bunun aksini gördük. Dolayısıyla lehe olan delillerin toplanması bir yana, lehe olanların aleyhe yorumlanmasıyla muhatap olduk. Dolayısıyla bizim tutukluluk halimiz değerlendirildi mi? Şekli anlamda evet değerlendirildi ama maddi anlamda değerlendirilmedi. Zaten eğer arkanızdaki dosyalar bu yargılamanın dosyasıysa bunları Sulh Ceza Hakiminin değerlendirmesi pek de mümkün değil. Biz de zaten iddianame düzenlendikten sonra iddianamenin eki olan veya iddianamede işaret edilen birçok delile fiziki olarak ulaşamadık, dijital olarak da ulaşamadık. Şimdi ben bunları soruşturma aşamasına bir çerçeve çizmek için anlattım. Sonra da iddianameyle karşı karşıya geldik. Tabii ben bu yargılamanın görünümü, medyayı ilgilendirmesi, kamuoyunu ilgilendirmesi bakımından meselenin siyasi görünümüne ilişkin müdafi olarak, savunman olarak bir spekülasyon yapamam. Fakat en azından rolüm itibariyle böyle bir değerlendirmeyi burada size takdim etmem gerekir: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 18. maddesi amaçta saptırma yasağını düzenler. Ben buradan bir bağlama oturtarak bazı tespitlerde bulunup bu kısmı tamamlamayı düşünüyorum. Amaçta saptırma yasağı Madde 18'de düzenlenen husus nedir? Hak ve özgürlüklere bu sözleşme hükümleriyle izin verilen kısıtlamalar öngörüldükleri amaç dışında uygulanamaz. Yani bir kişinin tutuklanması bakımından görünür olan nedenin dışında başka bir nedenle bu uygulanmıyor olması gerekir. Bu önemli ölçüde kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlaliyle bağlantılı olarak zaten değerlendirilir. Tek başına Madde 18 ihlali değil, kişi özgürlüğü ve güvenliğinin ihlal edildiğinin tespitiyle beraber Madde 18'in de ihlal edildiğine yönelik AİHM'in verdiği kararlar var.

Necati Özkan Müdafii

Bu amacın dışında başka bir amaç varsa ve bu amaç tespit edilebiliyorsa, bazı test mekanizmaları var AİHM'in ortaya koyduğu. O zaman – malumunuz – kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, tutuklama nedeniyle kısıtlanabilir. Bu kısıtlamanın gerekçeleri var, kanunda gösterilen. Bu gerekçelerin dışında bir amaçla kısıtlandığını ortaya koymuş olursanız, bu hakkın kötüye kullanıldığı – soruşturma makamları veya kovuşturma makamları tarafından kötüye kullanıldığı veya sözleşmeye taraf olan devlet bakımından kötüye kullanıldığı ve ihlal edildiği – tespit etmiş oluyor. Burada birçok karar var: Ukrayna lehine verilmiş, Rusya aleyhine verilmiş, Azerbaycan aleyhine verilmiş, Moldova aleyhine verilmişti. Hepsine teker teker temas etmeyeceğim. Bu aşamada Türkiye aleyhine verilmiş kararlar var. Son iki tanesi Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala'yla alakalı. Burada ortaya koyulan bazı kriterler var: gizli amaç, siyasi niyet, yasal faaliyetlerin suçlanması, siyasilerin konuyla alakalı yaptıkları konuşmalar ve bu çerçevede yargının siyasi baskı altında olması ve zamanlaması – bu operasyonların yapılmasının zamanlaması. Biz de bu çerçevede hem soruşturmada karşılaştığımız genel tablo hem de Necati Bey özelinde AYM başvurusu yaptık. Ayrıca AYM'den cevap gelmeyince Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne de bir başvuru yaptık ve Madde18 ihlali bu başvurularda gündeme getirdik. Mesnetsiz suçlamalara ben temas ettim çünkü Necati Bey'in tutuklandığı hususla ilgili hiçbir delil yok. Hiçbir ispat yok. Hiçbir iddianamede de anlatım yok. Dolayısıyla Necati Bey çok uzun süre – bir yıl boyunca – haksız bir şekilde, mesnetsiz bir şekilde tutuklu kaldı. Gizli amaç: Biz ihaleye girmemiş, herhangi bir rüşvet – rüşvet verme iddiasının dahi gündeme gelmeyeceği – tutuklandığı aşamada kendisi aleyhine yegane ortaya koyulan hususun legal olarak ilişkilendiği kişilerle olan HTS trafiği, Baz trafiği ve yaptığı bazı toplantıların içeriğine dair hiçbir tespit olmadığı aşamada dahi – yani iş olarak görüşmelerinde makul gerekçelerin olduğu kişilerin bir araya gelmesinin – tutuklanma nedeni yapıldığını görüyoruz. Dolayısıyla Necati Bey'in tutuklanmasının gerçek bir suçlamaya dayanmadığını, ve onun muhalif seçim kampanyasını engellemeye yönelik, diğer muhalif kesimler üzerinde baskı oluşturmak için, toplumda güvenilirliğini azaltmak için yapıldığını ve Necati Bey'in buradaki katkısının da engellenmeye çalışıldığını söyleyerek bir gerekçe ortaya koyduk. Bunun dışında üst düzey siyasilerin bu soruşturmayla alakalı yaptığı açıklamalar var. Sadece söyleme temas edeceğim: "Asrın yolsuzluğu" denildi. Başka hiçbir şey söylemeyeceğim. Detayları izleyenlerin malumu. Zamanlama konusu var. Zamanlama – malum – bununla alakalı 'nun cumhurbaşkanı adaylığının netleştiği aşamada oldu. Ve diploma iptali söz konusu oldu ve bunlarla eş zamanlı olarak – meslektaşım da dile getirdi – başka hangi argümanlar var? Bizim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında Madde 18'in ihlal edildiğini söyleyebileceğimiz… Birincisi, iddianameye baktığımızda "örgütün amacının CHP'nin ele geçirilmesi olması" gibi bir tespit yapıyor. Yani iddia makamı neden siyasi meselelerle ilgileniyor? Bunu kavrayabilmek çok mümkün değil. Dolayısıyla iddia makamı kendi eliyle – yani bu yapılan soruşturmanın siyasi bir bağlamı olduğunu – iddianameye temel amaç olarak işlemiş. "Cumhurbaşkanı adaylığına fon sağlamak" yine gerekçe olarak gösterilmiş. Yani "maddi çıkar elde etmek için kurulmuş bir teşekkül" de diyebilirlerdi, demediler. Dolayısıyla soruşturmanın siyasi amacı olduğunu açık seçik bir şekilde biz iddianameden okuyabiliyoruz.

Necati Özkan Müdafii

ve kurmayları – yani İBB çalışanları ve İBB'yle hukuki, legal ilişki içerisinde olanların – iletişimi tek başına suç örgütü suçlamasıyla ele alındı. Tutuklamalar toplu olarak yapıldı. Soruşturmanın başlangıcında o ana kadar elde edilen delillerle uyumsuz suçlamalarda bulunuldu. Necati Bey özelinde söyledim. Ve bu uyumsuz suçlamalara dayalı olarak sadece tutuklama yapılmadı, el koymalar da yapıldı. Bu el koymalar üzerinden ve tutuklamalar üzerinden kişilerin hem mülkiyet hakkı ölçüsüz bir şekilde, haksız bir şekilde ihlal edildi, hem de kişi özgürlüğü ve güvenliği hakları ihlal edildi. Ve bunun üzerinden delil elde etme çabasına girildi. Somut iddianın olmadığı bir aşamada Necati Bey yönünden tutuklama yapıldı. Soruşturmanın dokusu da bu yönde. Az evvel temas ettim. Sadece Necati Bey yönünden olsaydı belki bu söylediğim biraz zayıf bir argüman olarak kalabilirdi ama birçok kişi bakımından böyle bir durum var. Şunu da şerh ederek söylüyorum: Adli bir hata olabileceğini en başta kabul ediyorum. Ama bir yıl boyunca bir adli hata devam etmez. Onlarca kez siz dile getiriyorsanız, bunun açıklığı sadece tek bir kişi yönünden değil – onlarca kişi bakımından gündemdeyse – burada adli bir hatanın olmadığını tespit edebiliriz. Tutuklamaya sevk ile ifadede sorulan sorular arasında sorulan sorular arasında uyumsuzluklar vardı. Haksız yapılan tutuklamalar sonrası tahliye için tek yol olarak etkin pişmanlık beyanlarının verilmesi gösterildi. CMK 148'e aykırı olarak beyanlar alındı. Biz bunları – o kişiler, ilgili kişiler geldiğinde – test edeceğiz, bu soruları yönelteceğiz. Elbette o zaman daha sarih bir şekilde bu mesele anlaşılacak ama en azından bu aşamada yapabildiğimiz tetkikler bunlardır. Dosyadan örnek alma taleplerimiz reddedildi. Cevap dahi verilmedi. Ret de bir cevaptır, o da verilmedi. Tutukluluumuz sadece şekli anlamda gözden geçirildi. Sadece etkin pişmanlık bağlamında beyan verenlerin – onların da etkin pişmanlığı tartışmalı – lehe deliller toplanmadı. Bizim sunduklarımız dikkate alınmadı. Ve basına sansasyonel nitelikteki haberler şu ya da bu şekilde sızdırıldı. Bunun kaynağı kim bilmiyorum. Ama bu soruşturmayla ilgili – soruşturmanın tarafları bakımından veya yani burada eylem 13 bakımından yaptığımız tartışmayı düşünün – orada birçok tahliye kararı verdiniz, daha belki de vereceksiniz. İddianın temelsizliğine ilişkin çok iyi savunmalar yapıldı, sizin de bunları not ettiğinizi görüyorum. Ancak bu konuyla alakalı bir operasyon yapıldı, birçok tutuklama gerçekleştirildi ve sansasyonel bir gündem oluşturuldu. "İstanbulluların verilerinin sızdırıldığı" gibi bir çerçeve çizildi. Dolayısıyla bu işin hukuki görünümünden ziyade siyasi görünümü öncelendi, daha çok ilgi gördü ve bunun üzerinden kamuoyu algısı oluşturulmasına bir değer atfedildi. Yani biz bir meseleye ilişkin haber alma hakkı kapsamında gerçeklerden haberdar olmadık. Soruşturmada ciddi ispatların olduğu bir mesele değil; kamuoyunun ilgisini çekebilecek, algıyı tutuklu kişiler aleyhine olumsuz etkileyebilecek ne varsa o servis edildi. Genel soruşturmanın görünümünde ve tutuklamalar bakımından 2 temel mesele görülüyor: Birincisi, Sayın 'nun cumhurbaşkanlığı adaylığı ekseninde ona yönelik gelişen bir takım suçlamalar ve tutuklama durumları söz konusudur. İkincisi ise bu soruşturmalarla birlikte tüm daire başkanları, iştiraklerin başında bulunan kişiler ve yöneticilerin tamamı görevden el çekmek durumunda kalmıştır. Onların yerine gelenler de aynı durumu yaşamış ve belediye işlevsizleşmiştir. Bunlar bir avukat olarak beni ilgilendirmeyebilir ancak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 18. maddesi bağlamında bu hususlara işaret etmekle yetiniyorum. Soruşturmaya ilişkin tespitler yaptık. Sayın mahkemenin bu niyetle hareket ettiğine dair kesinlikle bir vurgum yoktur. Bunları rahatlıkla dile getirmemin nedeni, bu savunmayı burada özgürce yapabiliyor olmamdır. Sayın mahkemenin de savunma hakkımıza riayet eden, sözümüzü kesmeyen bir tutumla yargılamayı yürütmesi büyük önem taşımaktadır. Ben sadece soruşturma aşamasındaki eksiklere, hem özgürlüğümüz hem de ülke hukuku bakımından yapılan ihlallere temas ediyorum ki bundan sonrası için bunlar yaşanmasın.

Necati Özkan Müdafii

Bu açıklamaları tamamladıktan sonra suç isnatlarına geçiyorum. Esasen eylem 4 ve eylem 13'ten başlayacaktım, sonra suç örgütü üyeliğine temas edecektim; ancak suç örgütü üyeliği bakımından bir çerçeve ortaya koymaya çalıştığım için önce bu konudaki beyanlarımı sunacağım. Burada nasıl bir örgüt iddiasını tartıştığımızı ortaya koymamız gerekiyor. Yargılanan sanıkların önemli bir kısmı İBB'de görev alan, bir kısmı da İBB ile ticari veya benzer düzeylerde ilişkisi olan kişilerdir. Dolayısıyla, tutuklu veya tutuksuz tüm sanıkların yatay, dikey, hiyerarşik ilişkileri veya legal bağlantıları vardır. Bu tespiti yaptıktan sonra, bu durumun aleyhimize bir belirsizliğe sebebiyet vermemesi gerekir. Yani yargılanan kişilerin kendi aralarında makul gerekçelerle veya hiyerarşik bir düzende ilişkileri varsa, biz bunu "örgüt hiyerarşisi" olarak referans alamayız; bu görüşmeleri "örgüt üyelerinin yoğun irtibatı" olarak dikkate alamayız. Eğer burada bulunanlar kendi aralarında toplantılar yaptıysa, ortak baz verdilerse ve HTS kayıtları yoğunsa; bu aslında yaptıkları işi ne kadar iyi ve özenli yaptıklarını, hukuka uygun şekilde İBB faaliyeti kapsamında vatandaşa hizmet etmek için nitelikli bir çalışma yürüttüklerini ortaya koyar. Ancak bu durum, soruşturma aşamasından itibaren aleyhe değerlendirildi. HTS kayıtları ve baz bilgileri, özel bir içerik veya tespit içermediği sürece hiçbir hukuki değere sahip değildir; çünkü bu kişilerin kendi aralarında makul ve hukuki görüşme nedenleri vardır. Bunlar suçun delili olarak gösterilemez. Örneğin; gece saat 3'te bir cinayet işlenmişse, X kişisinin, yani şüphelinin cinayet mahallinde verdiği baz bilgisinin hukuki değerini veya ispat standardına katkısını tartışmıyoruz. Bunun tam tersine; kendi aralarında zaten makul görüşme nedeni olan insanlarla ilgili bir durumu konuşuyoruz. Buna neden işaret ediyorum? Çünkü bu soruşturmada ve iddianamede ortaya konulan deliller; sadece "toplantı yaptı", "HTS kaydı var" beyanlarından ibarettir, başka bir şey yoktur. MASAK raporlarından bahsedildi; hatta bu raporlar Necati Bey yönünden tutuklama gerekçesi olarak da dile getirilmişti. Ancak Necati Bey'in aleyhinde hiçbir bulgu yok, zaten raporların içeriğine de temas edilmemiş ve bunlar dikkate alınmamıştır. Eğer bu kadar yoğun bir ekonomik ilişkilenme olduğu ve hukuka aykırı faaliyet yürütüldüğü iddia ediliyorsa, bu MASAK raporları ekseninde kara para aklama yönünden de nitelikli bir iddianın bulunması gerekirdi. Bunların olması beklenirdi; ancak demek ki ortada böyle bir durum yok. Dolayısıyla, bu iddianamede ve soruşturmada yer alan delilleri sistematik olarak dikkate alırsak; ortada hukuki güvenilirliği tartışmalı beyanlar vardır. Bir de malumunuz, teorik olarak doğrudan ve dolaylı deliller şeklinde ayırdığımız delil türlerinden "dolaylı deliller" mevcuttur. Doğrudan delil olayı temsil etme yeteneğine sahipken; dolaylı deliller olayı doğrudan temsil etme yeteneğine sahip olmamakla birlikte, olayın gerçekleşme ihtimalini rasyonel olarak destekleyebilecek niteliktedir. Şu an önümüzdeki HTS, baz bilgisi ve toplantı yapıldığı iddiası gibi unsurların tamamı dolaylı delil mahiyetindedir.

Necati Özkan Müdafii

Sadece bu açıdan baktığımızda bile, bu isnatların yeterli suç şüphesini dahi oluşturmadığını tespit ediyoruz. Bunların, tutuklamanın zemini olan "kuvvetli suç şüphesini" oluşturamayacağını söylemek isterim. Aslında burada legal bir yapılanma söz konusudur; eğer gerçekten bir suç isnadı varsa, bu ancak şu şekilde temellendirilebilir: Legal yapılanma içerisindeki bazı kişilerin, dışarıdan kişilerle bir araya gelerek hukuka aykırı bir amaç için teşekkül oluşturduğu iddia edilebilir. Bu iddianın bu yargılama bakımından temelsiz olduğunu düşünüyorum; ancak İBB'nin sistematik yapısını dikkate alarak buradaki tutukluların tamamı için örgüt üyeliği iddia etmek, akıl ve mantık kurallarına aykırıdır. Ayrıca ceza muhakemesinin ispat standartlarını yerle bir eden bir tutumdur. Nitekim iddianamede bu hususa yer verilmiş ve şöyle bir tespitte bulunulmuştur: "Son olarak örgütün hiyerarşik ilişki unsuru açısından değinilmesi gereken önemli bir husus ise; çıkar amaçlı kurulan bu suç örgütünün liderlerinin ya da üyelerinin her ne kadar bir kısmının burada görevli olduğu görülmüşse de, örgütteki hiyerarşide şüphelilerin kabul ettiği görev ve sorumluluklar arasında doğrudan bir bağ bulunmadığı anlaşılmaktadır. Şöyle ki; şüphelilerin görev yaptıkları kamu kurumunun içerisinde kendi öz yapılanmalarını oluşturarak iç örgütlenmelerini sağlamayı amaçladıkları, bu nedenle örgüt lideri dahil olmak üzere hiyerarşik silsilede yer alan şüphelilerin kamudaki görevleriyle kurmuş oldukları sistemin birbirine karıştırılmaması gerekmektedir." İddianame bunu söylüyor ama devamında hiçbir açıklama getirmiyor. Eğer gerçekten bir örgüt iddiası varsa, 4000 sayfalık bir iddianamede bu iddia sadece bir paragraftan ibaret olmamalıdır. Legal bir yapılanmanın içerisinde illegal bir yapılanma olduğu iddiası varsa, savcılığın bu tespitin izinden gitmesi gerekirdi. Ancak iddianame bu yolu izlememiş; adli suçlar mahiyetinde bireysel olarak yargılanabilecek her şeyi bir araya getirip, yukarı doğru dikey bağlantılar kurmaya çalışarak ve bunları etkin pişmanlık beyanlarıyla desteklemeye uğraşarak bir örgüt yapısı kurmaya çalışmıştır. Makul olan, bu harika tespitin arkasından gidilmesiydi ama ne yazık ki bu yapılmamıştır. Son olarak bu tespitlerimle bağlantılı şunu söyleyebilirim: Burada konvansiyonel bir suç örgütü iddiasıyla yargılama yapılmıyor. Yani halihazırda var olan bir yapıya veya bir terör örgütüne üyelik bağlamında bir suç isnadı bulunmuyor. Tek başına örgüt üyeliği, diğer suçlamalardan bağımsız olarak iddia edilebilir mi? Evet, Yargıtay kararları teorik olarak tartışmalı olsa da tek başına örgüt üyeliğinden mahkumiyetin mümkün olduğunu söyler. Ancak burada durum farklıdır: Bu iddia ilk kez gündeme geliyor ve mevcut hiyerarşi içerisinde ayrı bir illegal yapılanmanın var olduğu iddiasına dayanıyor. Dolayısıyla bu örgüt iddiası, belirli suçların işlendiği iddiası üzerine kurgulanmıştır. Eğer suç işlendiği iddiası temelsiz kalırsa, örgüt üyeliği iddiası da kendiliğinden temelsiz kalacaktır. Bu nedenle, bu yargılamadaki tek başına örgüt üyeliği isnadının hukuken yersiz olduğuna işaret etmek istiyorum. Suç isnatlarının ortadan kalktığı bir durumda, örgüt üyeliği bakımından yapılacak herhangi bir hukuki tartışma olmadığını söyleyebilirim.

Necati Özkan Müdafii

Benzer mahiyetteki Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2016/7017 Esas, 2017/3884 Karar ve 15.02.2017 tarihli içtihadını hatırlatmak istiyorum. Burada temelde, bir dernek ve bu derneğin faaliyetleri kapsamında birtakım terör faaliyetlerinin gerçekleştirildiği iddiasıyla yapılan bir yargılama söz konusudur. Yargıtay bu kararında, her bir dernek üyesi bakımından bu amacın ayrıca tartışılması ve suça iştirak edip etmedikleri bağlamında ayrı bir değerlendirme yapılması gerektiğini belirtmektedir. Bunu neden söyledim? Necati Bey bakımından örgüt üyeliği iddiasını bir kenara bıraktığımızda; eylem 4 ile ilgili yapacağımız savunmada, isnat edilen suçun iftira olduğunu veya gerçeğe aykırı olduğunu ortaya koyarsak, örgüt üyeliği bakımından ayrı bir tartışma yapmamıza gerek kalmayacaktır. Eylem 13 bakımından ise birazdan temas edeceğim üzere, açılmış bir dava zemini olmadığı için orayla alakalı esaslı bir savunma yapmayacağım. Örgüt iddiası bakımından hiyerarşik konumlandırmaya ve faaliyetlere dair bazı anlatımlar ortaya konulmuştur. "Özel vasıflı" kavramı ve ardından başka bir avukatla ilgili iddialar gündeme gelmiştir. Birçok meslektaşım buna temas etti ancak ben kanunilik bağlamında bunun hiçbir zemini olmadığını, hukuken tartışılmasının dahi gerekli olmadığını dile getirmek istiyorum. Savunmanın devamında deniliyor ki; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) kapsamında yer verilmeyen —verilmiyorsa tartışmamıza gerek yok— 765 sayılı kanun düzenlemesiyle yöneticilik kavramı içerisinde mütalaa edilen bir bilgilendirme; 765 mülga. Bu anlamda yaptırıma bağlanan hususi bir vazifeye haiz olmak. Dolayısıyla bu çizilen çerçevenin hiçbir hukuki karşılığı yok. Suçta ve cezada kanunilik. Suçta ve cezada kanuniliğe aykırı olan hiçbir isnadın da hukuki değeri olmadığı için tartışmaya gerek yok. Bunun bir artırım nedeni olarak ileri sürülmesi de absürt. Çünkü şöyle; 'özel vasfa haiz üye' dediği kişilerin suç örgütü faaliyeti kapsamında isnat edildiği fiillere bakıyorsunuz, bir dengesizlik var. Şimdi Necati Bey bakımından 'özel vasfa haiz üye' nitelemesi yapılmış ama Necati Bey'i ilgilendiren iki fiil var, isnat edilen iki fiil var. Başka özel vasfa haiz üyeler bakımından çok daha fazla sayılı olanları da görebiliyoruz. Dolayısıyla cezanın artırım nedeni olarak bu 'özel vasfa haiz üye' nitelemesinin de yapılmadığını anlıyoruz. Yani; 'Ona benim iddia ettiğim etkin suçlama az olsa bile, o fazlaca cezalandırılmalı' gibi kendinden menkul, kanunda karşılığı olmayan bir niteleme. Kesinlikle kabulü ve buna karşı savunma yapılmasının gerekli olmadığı bir vasıflandırma söz konusu. Biz bu vasıflandırmayı kabul etmiyoruz. Suçta ve cezada kanunilik ilkesine bütünüyle aykırı. Temel cezanın belirlenmesi bakımından, TCK 61 bakımından cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi bakımından bir referans olduğu da düşünülemez; çünkü özel vasfa haiz üyeler bakımından fiilin yoğunluğuyla ilişkilendirilmiş hiçbir iddia söz konusu değil. Bu temelsizlik zemininde ben bu iddiayı reddederek bu kısmı geçiyorum.

Necati Özkan Müdafii

'Örgüt lideri ile ilişki' denilmiş. 'Sözde örgüt lideri ile ilişki' olarak ben bunu düzelteyim. Çünkü ben bir örgüt iddiasını ve örgüte üyelik iddiasını da kabul etmiyorum, etmeyerek bu savunmamı yapıyorum. Özel vasfa haiz üyeliğin zaten hiçbir hukuki zemini yok. Şimdi bir fotoğraf var; 'ın yuvarlak kırmızı içerisine alındığı iddianamede bir kısım var. 'Videonun 1.43 saniye sıralarında görülen ve kırmızı daire içine alınan şahsın, isimli şahsın danışmanı isimli şahıs olduğu...' Kurultaya gidilmiş. Şimdi örgütün suç işlemek amacıyla kurulduğu söyleniyor. Örgütün hiyerarşik ilişkilenmesinin normal bir hiyerarşi, normal bir hukuki zeminde, doğal bir zeminde, hayatın olağan akışı çerçevesinde olmadığını tespit ediyor iddianame. Ama kurultaya katılmış ki; seçim kampanyalarını yöneten, siyasi danışmanlık yapan ve tam da bu nedenle orada olması gereken bir kişinin fotoğrafına kıymet verip bunu iddianameye yerleştiriyor. Bunun hiçbir ceza hukukunu ilgilendiren tarafı yok. Bir kurultaya katılmak, orada bulunmak, siyasi danışmanlık yapmak; örgüt lideriyle ilişki bağlamında hiçbir hukuki değere sahip değildir. İddianamenin büyük bir yanılsama içerisinde olduğunu ifade etmek isterim. Şimdi diğer bir konu, onu diğer kısımda temas edeceğim. Örgüt lideriyle ilişkisinin -sözde örgüt lideriyle ilişki-, yakın ekibinde bulunması ve ona siyasi danışmanlık yapması dolayısıyla aralarında yakın bir ilişki bulunması deniliyor. Tam olarak legal ilişki anlatılıyor. Biz burada legal ilişkiyi tartışmıyoruz. Biz burada bu legal ilişkinin görünümünün arkasında illegal bir ilişkilenme var mı, suç işlenmiş mi, bu suç işleme örgüt zemininde mi yapılmış; bunları tartışıyoruz. Yüzlerce insan buraya toplandı, yüzlerce kişi tutuklu kaldı. Şunları tartışmayalım; tartışmamızın hiçbir hukuki zemininin olmadığı yerde sayfalarca bunların anlatılması ne yazık ki bizim de bunlara referans vermemizi ve beyhude bir şekilde bunların ceza hukukuyla ilgisi olmadığına işaret etmekle geçiyor. Dolayısıyla bu hususun ceza hukukunu ilgilendiren bir tarafı yok ve konuşulacak bir tarafı yok. Şimdi isnatlarla alakalı; örgüt üyeliği ve örgüt faaliyeti kapsamında yapılan isnatlarla ilgili iki tür isnat var. Bir yeni isnat var, bir de eski isnat var. Bunu neden söylüyorum? Çünkü biz ilk tutuklandığımızda, Necati Bey ilk tutuklandığında Kültür Medya A.Ş. ile bağlantılı olarak bir operasyon yürütülmüştü ve oradan bir bağlantı bulunmaya çalışıldı. Oradaki bazı HTS baz bilgilerinin örgütsel faaliyet olduğu ve bu toplantılarda birtakım hukuka aykırı iş ve işlemlerin konuşulduğu ve bu çerçevede Necati Bey'in örgüt üyeliğinin bulunduğuna yönelik kuvvetli suç şüphesinin olduğu belirtilmişti. Şimdi bunu burada bırakıyorum, bir de iddianameye bakıyoruz. İddianamede birincisi; hiyerarşik olarak sözde örgüt bakımından yönetici pozisyonunda olan yeni bir kişiyi görüyoruz: . 'den önce vardı ama şimdi 'le bağlantılı olarak bir suç isnadında ve hiyerarşik konumlamada bulunulmuş.

Necati Özkan Müdafii

Buna dair kısımlara geçeceğim ama iddianamenin yaptığı şey şu: Tabloda 'la bağlantılı olarak göstermemiş, 'le bağlantılı olarak göstermiş ve oraya bir çerçeve çizmiş ama alt tarafta 'la bağlantılı olarak yapılan —yani o sözde iddia çerçevesinde bunları dile getiriyorum. Konu nazik bir husus olduğu için bu kısma dair anlatımların hiçbiri iddianameden çıkarılmamış. Kronolojik olarak baktığımızda; soruşturmanın başlangıcında Necati Bey bakımından yapılan anlatımların sonuçta davaya dönüşmediğini görüyoruz. Ancak bu anlatımlar iddianamede hâlâ yer buluyor. Ortada açıkça bir suç isnadı yok ama bunlar iddianameye dahil edilerek "örgütsel faaliyet" kapsamında değerlendiriliyor. Yani bu anlatımları, örgüt faaliyeti iddiasını desteklemek için kullanılan birer "dolgu malzemesi" olarak düşünebilirsiniz. Diğer taraftan, ile bağlantılı olarak "Eylem 13" bağlamında, casusluk gibi oldukça "havalı" ve algı itibarıyla ağır görünen bir isnadın zemininde de bu konuyu tartışabilirsiniz. Yani karşımızda adeta "yerseniz yoğurt, içerseniz ayran" denilebilecek türden bir iddia söz konusu. Bu iki durum arasında makul bir korelasyon bulunmuyor. Eğer bir örgütün faaliyeti kapsamında bir şeyler yapıldığını söylüyorsanız, bunlarla bağlantılı somut deliller ortaya koymanız gerekir; eğer bu delilleri ortaya koyuyorsanız, diğer iddiayı ihmal etmemeniz gerekir. Öyleyse neden bu dosyada var? Dolayısıyla burada hem kendi içinde bir anakronizm hem de ciddi bir tutarsızlık olduğunu dile getiriyorum. Eski isnat ekseninde devam edersek; örgütsel toplantılara katılmak ve bu toplantılarda yasadışı işleri organize etmek gibi genel bir çerçeve çizilmiş. Dikkat çekilen 2 tür toplantı var: Birincisi, Necati Bey'in kendi ofisinde yapılan toplantılar. Bu toplantılarla ilgili iddianamede şu ifadeler yer alıyor: ", 'nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminden beri irtibatlı olduğu, çok güvendiği ve aynı zamanda siyasi danışmanlığını da yapan bir örgüt üyesi olarak örgütün 'akıl hocası' konumundadır. Suç örgütünün illegal faaliyetlerinde çıkan aksaklıklar için çözüm yolu bulmuş; örgüt yöneticileriyle Akmerkez'de bulunan ofisinde gizli toplantılar yapmış ve yasadışı işlerin kimlere verileceğini organize etmiştir." Şimdi biz iddianamede böyle bir anlatım görüyoruz. Peki teorik olarak bir şeyin iddia olması için ne gerekir? Teorik olarak bir şeyin iddia olması için CMK 170'e uygun olarak, yani iddianamede yer alan anlatımın şu ya da bu şekilde bir delille ilişkilenmesi gerekir. Şimdi "akıl hocalığı" dediğimiz şey nedir? Zaten danışman olarak bulunan kişi kendi alanında akıl hocalığı yapmaktadır. Ben de Necati Bey'den birçok konuda akıl hocalığı bağlamında öğrendiğim şeyler var; bunun ceza hukukunu ilgilendiren bir tarafı var mı? Yok. Biz iddianameye alınan bir şey varsa bunu ceza hukuku bağlamında bir zemine oturtmadan buna bir iddia da diyemeyiz. Dolayısıyla ortada teknik anlamda, ceza hukuku ispat standartları anlamında, ceza muhakemesi anlamında bir iddianın dahi var olmadığını; sadece savcılığın -yani böyle bir şey görmediğim için kategorize etmeye çalışıyorum- beyanından ibaret olduğunu görüyoruz. Olay anlatımından ibaret ama teknik olarak iddia olarak nitelendirilmeyecek ve ceza hukukuyla hiçbir şekilde ilişkilendirilmeyecek bir örgüt konumlaması olduğunu görüyoruz.

Necati Özkan Müdafii

"Suç örgütünün illegal faaliyetlerinde çıkan aksaklıklar için çözüm yolu bulunur." Aksaklık dese tek bir olay belki örnek verir diyebiliriz; aksaklıklar deniliyor ama hiçbir bu yönde tespit yok. Hiçbir iddia yok, etkin pişmanlık beyanı yok. Bunun zeminini oluşturabilecek herhangi bir iddianameye -beyan düzeyinde dahi geçmiş bir şeyi geçtim- delille desteklenmesini bırakıyorum, beyan düzeyinde dahi geçmiş bir şey yok. Bunun olma nedenini de söylüyorum; yani az evvel size tarif ettiğim gibi baştaki yapılan konumlamada, tutuklama aşamasında böyle düşünülüyordu. Bu nedenle tutuklandı Necati Bey. Onun için biz tutuklanmanın siyasi olduğunu söylüyoruz Necati Bey bakımından. Özgürlük ve güvenlik hakkını doğrudan ihlal ettiğini ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 18. maddesini ihlal ettiğini söylüyoruz. Bu kendinden menkul iddiaların hiçbir karşılığı yok. Örgüt yöneticiliği ve üyeleriyle Akmerkez'de bulunan ofisinde gizli toplantılar yapmış. Necati Bey ofisin içini gösterdi; bir cam ofisinde gizli toplantılar yapamaz. Toplantı yapar, toplantı yapmak için işleri vardır. Ve bu yapılan toplantılarla ilgili Necati Bey dile getirdi; eğer talep edilseydi ona ilişkin görüntüleri de verebilirdi Necati Bey. Bizden istenseydi biz sunabilirdik; sesli, görüntülü sunabilirdik. Burayla ilgili bu soyutlama düzeyinde bu kadar büyük laflar edilebiliyorsa, bu kadar büyük kabullerde bulunabiliyorsa biz de birçok şeyi söyleyebiliriz. Yani bu soyutlama düzeyinde her şeyi söyleyebilirsiniz. Toplantılarda söyleyebileceğiniz her şey iddianameye yazılabilir hale gelir. İşte "yemek tarifi verdik" desek, o günde bir yemek için malzeme aldıysa, bu iddianame bu iddiadan daha güçlü hale gelir. Veya işte bir operasyon için görüşmeler yapıldı, birine yönelik azmettirmede bulunuldu deseniz, yine aynı soyutlama düzeyinde yapmış oluyorsunuz. Dolayısıyla bu soyutlama düzeyinin ceza hukuku bakımından hiçbir kabul edilebilir ispat standardına tekabül eden zemini bulunmuyor. Dolayısıyla Necati Bey'in kendi ofisinde toplantılar yapması gizli mahiyetli değildir. İçeriği de gizli değildir. Bu aksini ortaya koyabilecek hiçbir delil ve iddia da bulunmamaktadır. Bu kişilerle görüşmesi, ofisine gelen kişilerle görüşmesi kendi pozisyonunun gereğidir, yaptığı faaliyetin – legal faaliyetin – sonucudur. Bunların hiçbiri yargılamaya müstehak değildir, ceza hukukunu ilgilendiren bir tarafı yoktur. Bunlar örgüt faaliyeti kapsamında da toplantılar değildir. Yine "örgütü finanse etmeyle bağlantılı toplantılara katıldı" – yine bu Kültür ve Medya A.Ş.'yle ilgili. O dönem koyulmuş, sonradan çıkarılmamış muhtemelen. tarafından planlanan deniyor – bu amaç, sayfa 88'de. "Bu amaç doğrultusunda şüpheli liderliğinde talimatıyla Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. yapılanması içerisinde tarafından organize edilen, tarafından planlanan" – nasıl plandığını, ne şekilde olduğunu hiç bilmiyoruz. Burada bazı isimler var, geçiyorum. "Suç örgütüne ve adı geçen diğer örgüt üyeleri tarafından suç örgütüne fon sağlamak amacıyla Kültür ve Medya AŞ tarafından gerçekleştirilen usulsüz ihaleler – doğrudan muvazalı sözleşmelerle para tahsilatı eylemlerinin organize edilerek İmamoğlu'na çıkar amaçlı suç örgütü sistem isimli yapısının finanse edilmesi sağlanmıştır." Hiçbir teyit yok, sadece spekülasyon.

Necati Özkan Müdafii

Ceza hukukunda spekülasyona yer yok. Bu spekülasyon meselesi postmodernist bir tavır. Ama ceza hukuku – hukuk düzeni – pozitifisttir. Maddi olgularla ilgilenir. Maddi gerçeği araştıran ve buna yönelik deliller elde eden, ortaya koyan bir iddiayı tartışıyorsak, hukuki bir iddiayı tartışıyoruzdur. Dolayısıyla kendinden menkul bir iddia gündeme geliyor. Yani – şöyle bir not almışım – popüler bir kara mizah ifadesi: Kimsenin hiçbir şey bilmediği yerde bir insan her şeyi bilebilir. O toplantıyla bağlantılı olarak ortaya koyulacak hiçbir somut şeyin olmadığı yerde, sadece o toplantının kendisini refere ederek buradan bambaşka hikayeler çıkarılabiliyor. Binlerce farklı varyasyondan bahsedebiliriz bu soyutlama düzeyinde. Dolayısıyla bu, ceza muhakemesinin ispat standartlarıyla hiç ilişkisi olmayan, hiçbir şekilde iddianamede yer almaması gereken ve iddianamenin kalitesini düşüren, iddianamenin iddia ettiği şeyin değerini düşüren, suçlamaları daha değersiz hale getiren – suçlamalar değerlidir demiyorum ama – onlara ilişkin herkes savunmalarını yapıyor, ama ciddiyetsiz hale getiriyor. Yani buna dair hiçbir şey söylemiyorsanız bunları da yazmamalısınız. Bu ciddiyetsizlikle muhatap olmak ve burada sizin de yorulmanıza, benim de uzatmama sebebiyet veren bu hususları dile getirmek zorundayım. O nedenle bu hususları dile getiriyorum. İddianamenin 717. sayfasında da başka – ve aynı içerikte – kısımlar var. Kendini tekrar ettiği için girmiyorum. Dolayısıyla kendi ofisinde yapılan toplantılarla ilgili ortaya koyulan bu hususların hiçbir hukuk temeli yok, örgüt faaliyeti kapsamında nitelendirilemez. Legal faaliyetlerdir, legal zemini vardır. Buna ilişkin HTS-BAZ bilgilerinin hiçbir ceza hukuku anlamında ispat değeri yoktur. Bunlara dair ortaya koyulan delillerin ispat düzeyi bakımından karşılığını ifade etmiş olalım. Bir de Beylikdüzü'nde yapılan toplantılarla ilgili bir tanık beyanı var, soruşturma aşamasında. Bize de kolluktan itibaren soruldu. Birçok kişinin ismi geçiyor. Ve buna dayanak HTS-BAZ bilgileri de bize gösteriyor. Biz de dedik ki: "Şöyle bir inceleyelim" dedik. Emniyette çok hızlı – en kısa sürede Necati Bey'le baş başa verdik, bütün avukatlar. Baktık ve şunu gördük. Tanık diyor ki: "2 yer var – orada Beylikdüzü'nde bir kafe var, bir de tekstil firması var. Haftada en az 2 gün bu kişiler bir araya gelirse – biz içeri girmezdik ama anladığım kadarıyla bir tahmini var." Yani dışarıdan – ben, bu içeride ne konuşulduğuyla ilgili dolaylı olarak parçaları birleştirdiğimde – diye çok büyük önermelerde, çok büyük iddialarda bulunuyor. Bu iddiaların temelsizliği ve bu delilin güvenilirliği ayrıca tartışılacak bir konu. Buralara girmeyeceğim. Çünkü bu tanığın dinleme sırasında biz bunları da soracağız. Burada da üsttekine benzer mahiyette – zaten usulsüz ihalelerin organizasyonu, suç örgütü aksaklıklarında çözüm yolunun bulunması, akıl hocalığı gibi şeylerin yakıştırılmasının temel nedeninin de bu iddia olduğunu anlıyoruz.

Necati Özkan Müdafii

Bize gösterilen HTS baz bilgilerinde şunu gördük: Necati Bey hayatında bir defa Beylikdüzü'ne gitmiş, bir defa baz vermiş. O da seçim kampanyasını yürüttüğü aşamada, 23 Haziran 2019'da –seçimin kazanıldığı gün, ikinci kez kazanıldığı gün– orada bulunmuş. Dolayısıyla bunun bir HTS baz bilgisi olarak gösterilen ve destekleyici delil olarak gösterilen şeyin tam tersini ortaya koyduğunu gördük. Ama yine de biz bu nedenlerle kutladık, ona da işaret edelim. Şöyle bir istatistiksel bilgi not almışım; AİHM'in son 5 yılda –geçen sene almıştım bunu– benzer gerekçelerle, HTS bazlarıyla ilgili kanıtlamalarla verilen tutuklama kararlarıyla ilgili Türkiye aleyhine 2353 ihlal kararı vermiş. Bu insanlara yönelik 10 milyon 763 bin 538 Euro tazminat ödenmesine hükmetmiş. Bu, soruşturma aşamasında da dile getirildi ama dile getirmekle kaldık. Umarız bu adli hatanın kıyısından artık dönülür. Bu noktadan sonra bu yaptığımız savunmaların örgüt üyeliği bakımından ve diğer fiiller bakımından bir karşılığı olmuş olur. Dolayısıyla bu toplantı bakımından da sadece HTS verileri... HTS bu zaman, işte bu noktada anlamlı: Necati Bey'in orada olmadığını, bu iddia edilen içerik itibarıyla sorumlu olduğu tarif edilen şeye hiçbir şekilde dahil olmadığını ortaya koymak bakımından kendi lehine bir delil olarak kullanılabilir. Ama tam tersi, Necati Bey'in ofisine gelenlerle birlikte verdiği HTS baz bilgileri, özel bir iddia yoksa hiçbir anlamı yok. Şöyle bir örnek almıştım, şimdi böyle bir toplantı bakımından... Bulmaya çalışıyorum... Hatırladığım kadarıyla ifade edeyim: Bir araya gelmesi için hukuki nedenleri olan, bir araya gelmesi için gündelik hayatın gereklilikleri, işinin gereklilikleri bağlamında nedenleri olan kişilerin dolaylı deliller bağlamında burada illegal bir faaliyet yürüttüğüne dair nasıl bir çıkarımda bulunulabilir? Yani HTS baz bilgileri "işte bu toplantıya geldiğinle örtüşüyor" veya "siz bir araya gelmişsiniz, örgütsel faaliyette bulunmuşsunuz" iddiası ne zaman makul hale gelebilir? Aklıma burada bulunma nedenimiz gelmişti. Burada hiç bulunmayan bir kişi, dışarıda bulunan bir kişi; bizim burada bulunma nedenimiz bir yargılamaya iştirak etmek, savunmanlık yapmak bizim açımızdan herkesin rolü başka. Burada başka bir şeyin yapıldığı iddiası varsa, dışarıdan bir kişi bunu iddia ediyorsa, o zaman şunu ortaya koyması gerekir: Yani bizim ortak baz vermemizin hiçbir anlamı yok burada, çünkü biz makul bir nedenle buradayız. Bu toplantıda illegal bir faaliyetin, görünen amacının dışında bir faaliyetin yürütüldüğüne dair –örneğin bir ses kaydı elinde olması gerekir, örneğin içeride bulunanlardan birinin çok detaylı anlatımı olması gerekir, örneğin bir talimat belgesinin olması gerekir. Bu tarz şeylerin olmadığı durumda, sadece bir araya gelmenin –görünen amacının da olduğu bir senaryoda– hiçbir şekilde bu delillerin hukuki değerinin, ispat değerinin olmadığını ifade etmiş olalım. Tüm bu anlattıklarım çerçevesinde; örgüt üyeliği bakımından Necati Bey'e isnat edilen illegal toplantılar yürütmenin hiçbir hukuki zemininin olmadığını, iddianamede gösterilen zaten bunlara dayanarak iddianın da olmadığını işaret etmiş olalım. Akıl hocalığı dediğimiz şeyin zaten mesleki faaliyeti olduğunu ifade edelim, ceza hukukuna münhasır bir sonucunun olmadığını ifade edelim. Ve bu çerçevede örgüt üyeliğinin temelsiz olduğunu zaten eylemler bağlamında biz ortaya koyacağız ama örgüt üyeliğinin kendisi bakımından yapılan anlatımları da derlemiş olduk, onları da bu çerçevede temizlemiş olduk.

Necati Özkan Müdafii

Şimdi eylem 4'le ilgili... Ya da eylem 4'ü en son söylemiş olalım, eylem 13'e geçelim. Çünkü eylem 13'le ilgili uzun bir anlatım yapmayacağım, meslektaşım zaten söyledi. Şimdi eylem 13 bakımından 27 şüpheli gösterilmiş, bunlardan üçüncüsü . Ve sonuç kısmında 'ı şeyle beraber; , , , ve 'ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 220/5 delaletiyle 135/1, 136/1, 53, 63 diyor. Dolayısıyla bize doğrudan faillik ve şeriklik isnat edilmemiş. Bunun detayına girmeyeceğim, aslında ben bunu tutuklamaya yönelik yaptığım savunmada da dile getirmiştim. Meslektaşım da dile getirdiği için söylemeyeceğim. 220/5 atfı sadece yöneticiler bakımından iddia edilebilir. İçeriğiyle alakalı söylenecek şeyler var ama sadece bu nedenle "davasız yargılama olmaz" ilkesi ve CMK 225/1 bağlamında açılmış bir dava yok. Bizim hakkımızda faillik sıfatıyla, şeriklik sıfatıyla açılmış bir dava yok. Bu nedenle eylem 13 bakımından zaten bize yönelik herhangi bir tutuklama da yapılmadı, herhangi bir koruma tedbirine de başvurulmadı. Burada içerik itibarıyla yapılan anlatımların da zaten faillik -işte müşterek faillik, dolaylı faillik vb. faillik vasıfları bakımından, doğrudan faillik gibi faillik vasıfları bakımından- veya şeriklik -yardım etme, azmettirme bakımından- gündeme getirdiği bir anlatım da yok. O nedenle açılmış bir davalın eylem 13 yönünden olmadığını düşünüyoruz. "İstanbul Senin" uygulamasının kendisiyle nasıl bir ilişkisi olduğu ortaya konuldu. Henüz bu uygulama hayata geçmeden önce, seçim kampanyası döneminde "İstanbul Senin" sloganı üzerinde duruluyor ve bununla ilgili bir reklam videosu bulunuyor. Bunu göstermek istedim ancak siz gerek duymadınız; yine de ilgili görsellere temas edildi. Necati Bey beyanında reklam sürecine dair detayları paylaştı. Buradaki temel isnat olan reklam işini zaten Necati Bey yürütmemiş; sadece başlangıçta böyle bir konuşma geçmiştir. Necati Bey, bu işi aldıktan sonra kendileriyle herhangi bir anlaşma veya faaliyet yürütme durumunun söz konusu olmadığını belirtmiştir. Yegane ilişkisi budur. Peki, buradaki ispat nedir? 135-136. maddeler bağlamında, daha evvel verdiğim absürt örneği yeniden dile getireyim: Bir deterjan reklamını yapan reklamcının, deterjanın içeriğiyle ilgili hukuki tartışmalara muhatap olması ne kadar absürtse, Necati Bey hakkındaki iddialar da o kadar absürttür. Birincisi, açılmış bir dava yoktur; ikincisi, isnat temelsizdir. Diğer meslektaşlarım bunu uzunca anlattığı için aynı savunmaları tekrar ederek vaktinizi almak istemiyorum. Kişisel verilerin hukuka aykırı elde edilip edilmediği, verilip verilmediği veya yayılıp yayılmadığı hususlarında hiçbir savunma yapmayacağım; çünkü bunların gerçekleşmediği zaten ortaya konuldu. Necati Bey burada reklamcı olarak dahi yer almamış, sadece sürecin başında bir görüşme yapılmıştır. Çok önceki bir aşamada "İstanbul Senin" adlı seçim kampanyasını yürüttüğü için isminin burada geçtiği anlaşılmaktadır. Eylem 13 bakımından yapacağım savunma bundan ibarettir. Buradan hareketle kendisinin fail veya şerik sıfatıyla bir sorumluluğu yoktur. İsnat edilen hususlar, bir yönetici vasfı izafe edilmediği için açılmış bir davayı da gündeme getirmemektedir. Bu konuya bu şekilde temas etmekle yetinelim.

Necati Özkan Müdafii

Geriye Eylem 4 kalıyor. bakımından örgüt hiyerarşisine temas edilmediğini fark ettim, buna dair 2 cümle söyleyeceğim. Casusluk dosyasına ilişkin yargılama, bildiğim kadarıyla Mayıs ayının ilk 10 günü içerisinde başlayacak. Oradaki savunmalarla burayı boğmak istemiyorum; çünkü Necati Bey'in İBB yönetim kadrosuna ulaşmak için bir bağlantı olarak görülmesi ve çeşitli tanıdıkları vasıtasıyla görüşmeler yapması, kendisine ait bir programı tanıtma amacına dayanmaktadır. İlk görüşme 10.06.2019 tarihinde Necati Bey'in evinde gerçekleşmiştir. O dosyada bir gelişme olduğunda, dosyaların birleştirilmesini ileride talep edebiliriz; ancak bu aşamada sadece örgüt üyeliği boyutuyla değiniyorum. Haziran'da başlayıp Eylül'de biten, yani sadece 3 ay süren bir ilişkilenme söz konusudur. Bu süreçte sadece "denilen hap" ile ilgili bir uygulama pazarlaması çerçevesinde; bazıları yüz yüze, bazıları ise Zoom üzerinden yapılan toplantılar ve organizasyon görüşmeleri vardır. Bazı raporların aktarıldığı yönünde iddialar olsa da casusluk davası bakımından bunlar suç konusu olarak gösterilmemiştir. Sayın mahkemenizi ilgilendirmeyen bir konuda kapsamlı bir savunma yapmak istemiyorum. Ancak sormak gerekir: 3 aylık bir ilişkilenme, nasıl bir "örgüt yöneticiliği" konumlandırmasını gündeme getirebilir? İBB dosyasında nasıl yönetici olarak tanımlandı? Aklıma gelen tek neden; casusluk iddiası altında olan bir kişinin, 'nun kurucusu olduğu iddia edilen sözde örgütün yöneticisi olarak gösterilmesinin çok "havalı" ve sansasyonel bulunmasıdır. Tek neden bu olabilir; zira ile ilgili herkes bu duruma makul bir neden bulmaya çalışıyor ama bulamıyoruz. Casusluk dosyasındaki iddialar da sadece o 3 aylık döneme ilişkindir. Yani biz burada, 2019 yılının 3 ayı içerisinde toplam 4 veya 5 kez görüşme yapmış bir kişiyi nasıl "yönetici" olarak konumlandırabiliyoruz? Bunun hiçbir hukuki ve makul zemini yoktur. Casusluk dosyası kapsamında yönünden; yöneticilik veya üyelik ilişkisi bakımından, oradaki detaylara girmeden şunu söyleyebilirim: Tek bir yazılımın pazarlanması amacıyla bir araya gelinmiştir. İçeriği itibarıyla herhangi bir suç unsuru bulunmayan bazı sosyal medya analizlerini ve görüşlerini içeren —yani o delillerin tamamını kabul etsek bile— birtakım ilişkilenmeler söz konusudur. Bunların ceza hukuku açısından hiçbir sonucu yoktur; bu durum örgütsel bir bağlantıyı da gündeme getirmez. Buna işaret etmekle yetiniyorum. Bu aşamaya kadar birincisi genel bazı taleplerimi iletmiştim. Soruşturma aşamasından bahsettik. Soruşturma aşamasından bahsederken Korona tedbirleriyle alakalı gelişmeleri, tutuklamaları, el koymalarla alakalı gelişmeleri ve taleplerimi dile getirmiştim. Oradan yaşadığımız ve soruşturmanın ilerleyişi bakımından bazı tespitler yaparak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin madde 18 ihlali çerçevesinde soruşturma faaliyetlerine ilişkin bir takvimde bulunmuştum. Örgüt üyeliğini anlattım. Eylem 13'le alakalı çok genel bir çerçeve çizip, açılmış bir dava olmadığını, "davasız yargılama olmaz" ilkesi çerçevesinde – esasına girmeden – açılmış bir dava olmadığından bir sorumluluğumuz olmadığını ifade ettim. Ama yine de Necati Bey'in "İstanbul Senin" başlığıyla nasıl bir ilişkisi olduğunu tespit ettik. Orada da suçlamanın – kişisel verilere ilişkin suçlamanın – hiçbir tarafından bize bu şekilde temasının olmadığını ifade ettik.

Necati Özkan Müdafii

Ve nihai olarak eylem 4'ü ifade edeceğim. "Eylemin yokluğu, örgüt üyeliğinin de yokluğuna işaret eder" demiştim. Eylem 4'e ilişkin rüşvete aracılık başlığıyla TCK 252/2 ve 252/5 atfıyla açılmış bir dava var. Elbette sayın mahkeme, CMK 225 çerçevesinde ama burada kamu görevlisi olmadığı için Necati Bey aracılık kapsamında bir isnadın olduğunu görüyoruz. Bizim temel argümanımız – hukuki sorun olarak tespit ettiğimiz şey – bu beyanların gerçeğe aykırı olduğu. Gerçeğe aykırılığın hangi gerekçeye dayandığını 'na sorduğumuzda anlayacağız. Ama biz soruşturma aşamasında dosyaya giren belge ve deliller – yani beyan delillerin belgeleştirilmiş hallerine – baktığımızda ve kendi savunmalarımıza ilişkin bir tablo ortaya koyduğumuzda, bizim savunma hattı olarak bulunduğumuz yer bu iddianın gerçek dışı olduğu. Dolayısıyla ben rüşvet suçunun unsurları bağlamında ele alarak, işte söz konusu fail, fiil bakımından herhangi bir fail olmadığımıza dair. Şimdi birincisi şöyle bir sorun var burada: Fiilin ne olduğuyla alakalı kesin bir belirleme iddianamede yapılmıyor. Burada rüşvet konusunu teşkil eden hususun kim tarafından gerçekleştirildiğiyle ilgili de net bir tespit yok. Yani failin kim olduğu noktasında bir belirlemeye gidilmemiş. Burada şüpheli olarak gösterilen 5 kişi var: , , , ve . Ama eğer bu bir rüşvet fiiliyse, isnat buysa, bu fiil kimin görevi kapsamında yer alıyor? Buna ilişkin hiçbir araştırma yapılmamış. Sadece kategorik bir değerlendirme yapıyorum yani isnadın kendisine ilişkin de söyleyeceklerim var ama burada buna yönelik bir araştırma yok. Hangi hukuka aykırı fiil rüşvet zemininde isnat ediliyor, bunu anlayamıyoruz. Ona ilişkin failin kim olduğunu da bilemiyoruz. Yani bir rüşvet ilişkisi, rüşvete aracılık varsa, bunu gerçekleştiren görev kapsamında olan bir kişi olması gerekir, onun görevinin gereklerine aykırı olarak davranması gerekir. Buna ilişkin bir belirleme yok. Bu nedenle isnadın maddi gerçeği ortaya koymak çerçevesinde ele alınmadığını, sadece buradaki isimler üzerine odaklandığını ve bunun da yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 18 kapsamında görünür amacının dışında bir niyeti de gündeme getirdiğini ifade etmek istiyorum. Yani klasik bir rüşvet, rüşvete aracılık isnadı kapsamında şekillendirilmemiş eylem 4. 4 taşınmaz var. İddiaya konu taşınmazlar – bunların tamamı Metro Home projesinde olan yerler. Bunların detaylarına girmeyeceğim. İşte 1+1'ler var, 3+1 var, bir de galiba 4+1 var veya 2+1, 3+1 – çok önemli değil. Şimdi bu iddia ne zaman gündeme geldi gibi konuşmak lazım. İlk kez 'nun 17.04.2025 tarihinde verdiği beyanla biz bu isnadı görüyoruz. Tabii biz bu isnattan çok sonraları haberdar olduk, basına sızdıktan sonra haberdar olduk ve biz bir hazırlık yaparak Ağustos ayında buna ilişkin çok kapsamlı bir beyan dilekçesi sunduk. Bu beyan dilekçesinden yaklaşık bir ay sonra ilgili davet edildik. Bizle birlikte davet edildi, bizle birlikte da davet edildi. Şu hususu not edelim: 15.04.2025 tarihinde bir beyan vermiş. Bu beyanını avukatı olmadan vermiş, savcılığa vermiş. Ve bu beyanından sonra adli kontrol altına – ev hapsiyle – adliyeden ayrılmış. Ev hapsiyle ayrıldıktan 2 gün sonra yeniden geliyor ve yeni bir beyan veriyor. Ve bu beyanıyla özgürlüğünü kazanıyor. 17.04.2025 tarihinde. Aslında 15.04.2025 tarihinde verdiği beyanda da başkalarını suçlayıcı – soruşturmada şüpheli sıfatını haiz kişilerle alakalı – suçlayıcı beyanlarda bulunmuş. Ama savcılık bunu – anladığım kadarıyla – yeterli görmemiş ve 'ndan yeni bir beyan almış ve bu beyanda kendisiyle alakalı verilen adli kontrol tedbiri ortadan kaldırılıyor.

Necati Özkan Müdafii

Bunu özellikle not ediyorum çünkü özgürlüğünü kazanma biçimi olarak bu beyan – ve yani kendisinin hukuki menfaati olduğunu – özellikle CMK 148 bakımından da değerlendirilebilecek hususlar var. Bunu ortaya koymak açısından hem 17.04.2025 tarihinde verdiği beyanda hem de 15.04.2025 tarihinde verdiği beyanda kendisini suçlayıcı anlatımları da var. Bunlarla alakalı kendisi bilgilendirildi mi acaba? Bunu bilmiyoruz. Örgüt suçlaması yok her iki beyanda da. Dolayısıyla örgüt suçlaması bağlamında yapılmış bir etkin pişmanlıktan bahsetmiyoruz. İddianameye baktığımızda TCK 254/2 – yani rüşvet suçu bakımından düzenlenmiş etkin pişmanlık – sevk maddesi olarak gösterilmemiş. Dolayısıyla şöyle bir tespit yapabiliriz – dediğim gibi kendisine soramadığımız için biz belgelerden bir çıkarım yapmaya çalışıyoruz. TCK 254/2 – malum – rüşvet anlaşmasının soruşturma makamlarının hiç haberi yokken bildirilmesi durumunda şahsi cezasızlık nedeni gündeme getiren bir etkin pişmanlık düzenlemesi. Belli ki savcılık bu hususla alakalı bir kanaate sahip – yani böyle bir şüphe nedeni var. Ve kendisinin beyanına baktığımızda der ki: "Ben 15.04.2025 günü ifademi vermiştim ancak ifademde gerçekleri söylemedim. İş insanı olduğum için belediyenin elindeki yetkileri şahsıma yönelik kötüye kullanabileceğini düşündüm. Ve yine avukatım da yanımda değildi. İşin ciddiyetini de bilmiyordum. İlk defa böyle bir olayla karşılaştığım için ne diyeceğimi de olayın etkisiyle bilemedim. Ancak bugün önceki ifademde ifade sırasında tarafıma sorulan konulara tüm samimiyetimle cevap vereceğim." Dolayısıyla aslında hakkında etkin pişmanlık sevkinde bulunulmayan 'na bazı sorular sorulmuş. Bu sorulara – çünkü ilk ifadesinde Metrohome projesinden bahsediyor – ama burada ne yapı ruhsatının alınması aşamasıyla ilgili – yani şu an iddianamenin 53 olarak gösterilen fiili bakımından – ne de eylem 4 olarak gösterilen fiili bakımından herhangi bir iddiası yok. Bir rüşvet ilişkisi veya irtikap gündeme getirecek bir anlatımı yok. Şahız beyanıyla ne zaman adli kontrol veya ev hapsine alınıyor? Sonrasında avukatıyla birlikte yeniden geliyor. Avukatıyla geldiğinde anlattıkları ve Eylem 4 hakkındaki tespitleri, bir hukuka aykırılık zemini üzerine inşa edilmiştir. Kendisi hakkında hem etkin pişmanlık uygulanmıyor hem de ceza sorumluluğunu gündeme getirecek bir beyanda bulunuyor. Yani hakkındaki iddiayı dava açılacak hale getiriyor; ancak karşılığında özgürlüğünü satın alıyor. Belki mal varlığına el konulmasından kurtuluyor; bunu kendisine soracağız. Peki, 17.04.2025 tarihindeki iddiası nedir? Benzer bir durumu Metrohome projesindeki ticari dairelerde de yaşadığını; iskan alabilmek için 'ın kendisine 4 daire karşılığında bu işin çözüleceğini söylediğini ve 'a yönlendirdiğini iddia ediyor. ile protokol yaptıklarını ve o sırada inşaatın bitmek üzere olduğunu özellikle not ediyor. Burada kronolojik bir hata (anakronizm) var. Birincisi, bu kişi basiretli bir tacirdir. İkincisi, yapı ruhsatı almak için zaten ayrı bir isnatta bulunulmuştur (Eylem 3'ün konusu). Eylem 4'ün konusu ise iskan almaktır. Dolayısıyla kastettiği şey net bir şekilde iskandır. Şahıs, yapıyı tamamladığını ve belediyenin tespit yaparak iskan vermesi için başvuru yaptığını söylüyor. 2023 yılının Ağustos ayından, muhtemelen 6-8 Ağustos 2023 tarihlerini kapsayan birkaç aylık bir süreçten bahsediyor. "Talepleri karşılamazsam iskan vermeyeceklerini bildiğim için 'a 4 daire vermek zorunda kaldım ve protokolü imzaladım" diyor. Bu beyanın gerçeğe aykırılığını özellikle vurguluyorum. "Yalan" demiyorum çünkü bu, kasten söylediğini peşinen kabul etmek olur; belki zorlanmış veya baskı altında kalmış olabilir. Kendisine soru sorduğumuzda, bu gerçeğe aykırılığın kasten mi yoksa iradesi dışında mı yapıldığını anlayacağız. Eğer zorlandıysa, CMK Madde 148 kapsamında hukuka aykırı alınmış bir beyan olduğu tespit edilecek ve biz CMK Madde 206/2-a uyarınca bu delilin reddini veya Madde 217 çerçevesinde hükme esas alınmamasını talep edeceğiz.

Necati Özkan Müdafii

"'ı o döneme kadar tanımıyordum" beyanı da gerçeğe aykırıdır; buna birazdan temas edeceğim. "Daireleri kendi üzerine almadı" diyor, bu da gerçeğe aykırıdır. Protokolü reddetmiyor ancak neden böyle söylediğine baktığımızda, muhtemelen tapu kayıtları üzerinden kendisine bazı sorular soruldu. Tapu kayıtları 2021 yılına aittir; Öykü Reklam Hizmetleri Limited Şirketi, Kapital Medya ve Ayşe Hiç'e devirler yapılmıştır. Yani işlemler tapu çıktıktan sonra gerçekleşmiştir. Sayın Başkan, bu noktada bir talebim var: 17.04.2025 tarihli bu beyanda şahsa hangi soruların yöneltildiğini belgelerden göremiyoruz. Savcılıktan, ifade alma sırasında hangi soruların sorulduğunun bildirilmesini talep ediyorum. Bu, beyanın hukuka aykırı yöntemlerle alınıp alınmadığını anlamamızı sağlayacak ve yargılamaya katkı sunacaktır. Son olarak; "inşaatım bitmek üzereydi, iskan başvuru aşamasındaydı" beyanı gerçeğe aykırıdır. Ayrıca, "dairelerin devri için şirket hesabımıza 2.000.000 TL para göstermelik olarak yatırıldı, bu para daha sonra tarafımızca 'a iade edilmiştir" diyor. Şu husus gerçeğe aykırıdır: Necati Bey de belirttiği üzere, o tarihte ile tanışmıyorlar. İlk irtibatları daha sonraki bir dönemde, 2019 yılındadır. Veysel Erçelik'in beyanı mevcuttur; Sayın Savcı da 28.02.2025 tarihli bu beyana gönderme yapmıştır. Bu tarihten bir süre sonra Veysel Erçelik tahliye edilmiştir; dolayısıyla kendisi bu beyanı doğrultusunda özgürlüğünü kazanmıştır. Bu bağlamda taraflar arasında bir husumet aranmasına gerek yoktur; kişinin kendi hukuki menfaati söz konusudur. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, bu tür beyanlar tek başına suçun ispatı için yeterli değildir. Biz bu iddialardan medya vasıtasıyla haberdar olduk ve 63 adet eki bulunan, 200 küsur sayfalık kapsamlı bir dilekçe sunduk. Bu dilekçede delil olarak sunduğumuz en önemli belgelere işaret etmek istiyorum: 24.10.2017 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi. Bu sözleşmedeki "ön ödemeli" ibaresine özellikle dikkati çekmek isterim; Necati Bey de bunu sundu, dosyada mevcuttur. Ayrıca gayrimenkul satış vaadi inceleme tutanağını, teknik şartnameyi, mahal listesini ve ön ödemeye dair belgeleri sunduk. Bunun dışında, 2018 yılında ödemelerin yapıldığını gösteren dekontların her birini ayrı ayrı dosyaya ekledik. Necati Bey'in titiz çalışma disiplini sayesinde tüm bu belgeler dijitalleştirilip arşivlenmiştir. Bu arşivleme sayesinde, 1 yıllık tutukluluğa rağmen bugün tüm belgeleri tereddutsuz bir şekilde sunabiliyoruz.

Necati Özkan Müdafii

Şu gerçekleri dile getirdik: 2017 yılında bir yönlendirme yapılması mümkün değildir. ile Kameroğlu arasındaki ilişki 2000 yılından beri sürmektedir; kendi aralarında reklam işleri ve inşaat faaliyetleri üzerine görüşmeleri mevcuttur. , birçok inşaat firmasının reklam kampanyasını yönetmiş ve yatırımlarını genellikle proje aşamasında alım yaparak gerçekleştirmiştir; kendisi de buna dair örnekleri zikretmiştir. En kritik nokta şudur: Bu daireler iskan alma aşamasında değil, iskandan 6 yıl önce alınmıştır. USB ile sunduğumuz görsellerde imzalar tartışıldı; yapı ruhsatında, ödeme taahhüdünde ve gayrimenkul satış vaadinde Veysel Erçelik'in imzası mevcuttur. O dönem genel müdür olan Erçelik, pandemi döneminde (2021 yılında) Necati Bey'in bu daireleri şirketlerine ve Ayşe Hanım'a devrederken yapılan ek protokolde yer almamıştır; çünkü o tarihte yönetici pozisyonunda değildir. O belgede 'nun imzası vardır. Görsellere bakıldığında; 2021 tarihli görselde inşaatın epey tamamlandığı, iskanın ise 2023'te alındığı görülmektedir. 2017 yılında, yani protokolün yapıldığı aşamada inşaat henüz "topraktan girme" seviyesindedir. Eğer bu protokol ile arasında 24.10.2017 tarihinde yapıldıysa —ki kendi sundukları belgeler de bu tarihi doğrulamaktadır— şahsın "iskan için 'a başvurdum, o da beni 'a yönlendirdi" iddiası zamansal olarak imkansızdır. Bu durum, iddianın temelsizliğini tek başına ortaya koymaktadır. Şunu da not edelim: Beyan sahibinin bu ifadeyi vermekte menfaati olduğu gibi, Necati Bey ile aralarında bir husumet de oluşmuştur. Sözleşmeye göre teslimatın 2019'da yapılması gerekirken, inşaat ancak 2021'de tamamlanabilmiş ve iskan 2023'te alınabilmiştir. Ayrıca projede gösterilen lüks detayların yerine daha düşük kaliteli malzemeler kullanılması nedeniyle bir husumet yaşanmıştır. Son olarak; dairelerin alındığı tarihte Sayın İBB Başkanı. Beylikdüzü Belediyesi ile de bir alakası yok. Şu husus da var: Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine baktığımızda %22,5 oranında bir indirim görmekteyiz. Şöyle bir senaryo düşünün; bir kişi o kadar öngörülü ki, iskan alınmasından 6 yıl önce iskan almak için başvuruyor. "Ben yapımı tamamladım, lütfen inceleyin ve yapı ruhsatına uygun olup olmadığını tespit edin" diyerek süreci başlatıyor ancak belediye dosyayı bekletiyor. Şahıs, bu bekletmenin nedeninin kendisinden menfaat temin etmek olduğunu anlayınca 'a yönlendiriliyor. Bu çerçevede Necati Bey'e %22,5 indirimle bir satış yapılıyor. Aslında bu, gayrimenkul sektöründe çok spesifik bir oran olan "peşin ödeme indirimidir." Topraktan girilen projelerde, müteahhitler daha önceki projelerinden gelen itibarlarıyla proje finansmanı sağlamak için peşin para toplarlar. Burada da peşin para verilmiş ve bunun karşılığında %22,5 indirim uygulanmıştır.

Necati Özkan Müdafii

Biz bu gerçekleri dile getirdikten sonra, 23.09.2025 tarihinde yeniden beyan verdi. Daha önce belirttiğim gibi, kendisi hakkında herhangi bir tutuklama veya adli kontrol kararı verilmedi; ancak bizim sunduğumuz savunmayı inceleyip "buna karşı ne söyleyebilirim" diye düşünerek yeni bir beyan verme fırsatı buldu. Bu kez "imzalar bana ait değil, belge sahte" dedi; fakat bu iddiasını sadece ödeme taahhüdü ve ödeme belgesiyle sınırlı tuttu, diğer belgeleri yalanlamadı. Oysa diğer belgelerde de birebir Veysel Erçelik'in imzası bulunmaktadır. Kendi avukatlarının sunduğu belgelerde ve referans verilen ek protokollerde Veysel Erçelik'in imzası açıkça görülmektedir. Şahıs, toparlamak adına verdiği beyanda; aslında kuyumculuk sektöründe faaliyet gösterdiğini, Kameroğlu İnşaat'ı 2000'li yılların başından itibaren ağabeyi Hüsamettin Kameroğlu'nun yürüttüğünü ve ile bir ilişki kurulduysa, bunun ağabeyi üzerinden olduğunu iddia etmiştir. Durum böyle değildir; Necati Bey de bu konuda beyanda bulunmuştur. Ticaret Sicil Gazetesi kayıtlarına baktığımda; 2.09.2005 ve 28.05.1996 tarihlerinde Alaaddin Kameroğlu, Hüsamettin Kameroğlu ve 'nun şirket müdürü olarak atandıklarını görüyoruz. Yani 3 kardeş beraberdir. İşlemler de bu kardeşlerden 2'sinin imzasıyla yürütülmektedir. Dolayısıyla 'nun "aktif görevde değildim" beyanı gerçek dışıdır. İmzalara ilişkin gerekli açıklamalar yapıldığı için bu kısımdaki notlarımı geçiyorum. Ancak paranın 2018 yılında neden yatırıldığı meselesine değinmek gerekir; zira Sayın Savcı da bu konuya temas etmiştir. Sadece gösterdiğim Google Earth görüntüsü bile bu beyanın gerçeği yansıtmadığını kanıtlamaya yeterlidir; bu iddianın gerçekleşmesi imkansızdır. Yine de biz her yönden bu iddianın temelsizliğini ortaya koyuyoruz. İddianamede bizim ödeme taahhüdümüz; gerçeğe aykırı, sahte ve üretilmiş belge olarak tasnif edilerek iddia bu temel üzerine kurulmuştur. Eğer bu belgenin doğruluğu kabul edilseydi, Eylem 4 hiç oluşmayacak ve dava açılamayacaktı. İddia makamının görevi bu değildir; eğer bir belgenin sahte olduğunu iddia ediyorsa, buna ilişkin gerekli araştırmayı yapmalıdır. Maddi gerçeği araştırma yükümlülüğü iddia makamına aittir. Redde dayalı savunma yapma hakkı ise anayasal düzende ve İnsan Hakları Sözleşmesi bağlamında bize verilmiştir; biz burada rolleri değişmeyeceğiz. Bu iddia en başta hatalı temellendirildiği için huzurunuzda bunları tartışmak zorunda kalıyoruz.

Necati Özkan Müdafii

Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin 4. maddesinde "Ödeme Şekli ve Şartları" hükmü şu şekildedir: "İşbu sözleşme gereğince alıcı, bağımsız bölüm satış bedelini Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. Nuruosmaniye Şubesi IBAN numaralı hesabına veya satıcı tarafından bildirilecek başka bir hesaba yatıracaktır." Dolayısıyla Necati Bey neyi yapamamış oldu? Ödemenin tamamını yaptığına dair belge almasına rağmen, sözleşme hükmünü tam olarak yerine getirememiş oldu. Necati Bey'in çevresinde, uzun süredir şirket avukatlığını da yapan birçok avukat bulunmaktadır; kendisi son derece profesyonel hareket eder ve sektöründe saygın bir pozisyona sahiptir. Bu belgeleri titizlikle muhafaza etmesinin nedeni de budur; avukatlarına danışmadan hareket etmez. Arada bu sorumluluk bulunduğu için paranın bankaya yatırılmaması durumu, "Alıcı olarak gayrimenkul satış vaadinin gereğini yerine getirmedin" şeklinde bir iddiayı gündeme getirebilirdi. Ödemeye ilişkin belgeleri savcılığa sunduk ancak kabul edilmedi. Eğer bu bir hukuk davasının konusu olsaydı, ödeme bankaya yapılmadığı takdirde sözleşmesel yükümlülüğün yerine getirilmediği iddia edilebilirdi. Yani Kameroğlu ile Necati Bey arasında bir hukuk davası yaşansaydı bu bir risk teşkil edecekti. Bu nedenle, sözleşmenin 3. sayfasında yer alan 4. maddesinin 1. bendi gereğince, bu paranın yatırılması hukuken zorunluydu hesaba. Necati Bey, bu yükümlülüğü yerine getirmek için ciddi bir çaba sarf ediyor. Normalde elden verdiği paranın hesaba yatırılması gerekiyordu; ancak bu kişiler, belirttiğim gibi parayı uygulamada finansman için kullandıklarından belli ki harcamışlar. Sonrasında kendi hesaplarından bu parayı çekip Necati Bey adına hesaba yatırıyorlar. Biz bunu en baştıtan itibaren bu şekilde anlattık. 2018 yılıyla alakalı kısımda ilgili şirket çalışanının ifadesi alındı ve bunu inkar edemedi. Az evvel Google Earth görüntülerini gösterirken 2018 yılına ilişkin kayıtları da aldım. Diyelim ki bizim 2017 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmemiz kabul edilmedi; ancak paranın 2018 yılında bankaya yattığı sabittir. Dolayısıyla bu ilişki, 2017 yılına itibar edilmese bile en geç 2018 yılında kurulmuştur. da belgeleri kabul ediyor, sadece ödemeye ilişkin belgeyi reddediyor; savcılık da meseleyi bu reddediş üzerinden temellendiriyor. Savcılığın odaklandığı noktada ise yine bir anakronizm mevcuttur. Sayın Savcı, paranın önce yatırılıp sonra çekilmesi konusuna odaklandı. Biz beyan verirken de "Çelişkili beyan veriyorsunuz; parayı önce siz mi yatırdınız yoksa onlar mı verdi?" şeklinde bir yaklaşım sergilendi. Necati Bey en baştıtan itibaren tutarlı bir şekilde, parayı kesinlikle elden ödediğini, paranın banka hesabına yatırılması için de ilgili kişilerin parayı çekip kendisine verdiğini söyledi. En başından beri bu tutarlı anlatımda bulunmamıza rağmen, halen bu gerçek ticari ilişkinin bir rüşvet ilişkisi olup olmadığını tartışır noktadayız. Bu çerçevede şunları tespit etmiş olduk: Aleyhte tek bir iddia vardır. Bu iddiayı ortaya koyan kişi, hukuki menfaati olan ve Necati Bey ile husumeti bulunan biridir. Bu iddia; dekontlar ve sözleşmeler gibi somut belge ve delillerle çelişmektedir. İddia, maddi olgularla çelişmektedir. Getirilebilen tek argüman, ödeme taahhütnamesinin gerçek olmadığı iddiasıdır. Belgelerin kabul edildiği bir ortamda iddianın hiçbir temelinin kalmadığını söyleyebiliriz. "Rüşvet teminine aracılık" iddiasının Eylem 4 bağlamında hiçbir karşılığı olmadığı için unsurlar bazında bir savunma yapmayacağım.

Necati Özkan Müdafii

Peki, bu gerçeğe aykırı hikaye neden anlatıldı? Ben burada savcılığın bir yönlendirmesi olduğunu düşünüyorum. Şahıs, beyanında "Size sorduğunuz sorulara samimiyetle cevap vereceğim" diyor ancak etkin pişmanlıktan sevk yapılmamış. Yani savcılık bunu ilk kez duymuyor, bir öngörüsü var ve bu öngörü tapu kayıtlarına dayanıyor. Ben, bu anlatımın tutarlılığını sorgulamak ve hukuka aykırılık tartışması yapabilmek adına o soruların dosyaya getirilmesini talep ettim. Şahsın aleyhte beyan verme nedenleri ise gayet açıktır: Özgürlüğüne kavuştu ve şöyle bir konforu vardı; o dönemde , ve zaten tutukluydu. Dolayısıyla "kimseyi tutuklatmamış olma" rahatlığıyla bu beyanı verdi. Biz bugün burada bu savunmayı yapıyoruz ve şahsın kendi mal varlığına el konulma ihtimalini bertaraf ettik. Aradaki husumete de işaret ettim. Sonuç olarak, bu aleyhte beyanın neden verildiğine dair gayet tutarlı savunmalarda bulunabiliyoruz. Yönlendirmeye dair de şunu not edeyim: Öyle bir iş adamı düşünün ki çok ciddi işler yapıyor ve büyük bir mal varlığına sahip Kameroğlu. Ancak savcılığa avukatsız gidiyor. Hangi iş adamı avukatsız bir biçimde gidip savcıya verebilir. 'na soracağız; bu beyanı vermeden önce kendisiyle sözlü bir mülakat yapıldı mı? Söyler mi bilmem ama burada enteresan bir durum var. Adli kontrolü aldıktan sonra, muhtemelen önceden de var olan avukatları vasıtasıyla yedinci kata gidildi, görüşüldü ve bir pazarlık yapıldı. Bunun neticesinde de yeni bir beyan verildi. Bunları şu an bir çıkarım olarak söylüyorum; gerçekliğini ilerleyen aşamalarda tespit edeceğiz. Dolayısıyla iddia gerçeğe aykırıdır; Eylem 4 nedeniyle herhangi bir sorumluluk tartışılamaz. Sayın , Sayın , Sayın ve Sayın Ayşe Hiç bakımından sorumluluk doğuracak bir eylem söz konusu değildir. Aynı durum Eylem 3 bakımından da geçerlidir. yönünden Eylem 4'te müşterek oldukları iddia edildiği için bu açıklamaları yaptım, bu nedenle Eylem 3 hakkında ayrıca anlatımda bulunmayacağım; zira doku birebir aynıdır. Eylem 4'te ceza sorumluluğunu gerektiren bir fiil bulunmadığı, Eylem 13'te ise açılmış bir dava olmadığı için örgüt üyeliğinin kategorik olarak iddia edilemeyeceğini dile getirmiştim. Fiili bakımdan yapılan anlatımların hiçbir tutarlılığı ve delile dayanan yönü olmadığı için, bunlar ceza hukuku anlamında "iddia" niteliğinde dahi değildir. Geriye de başka bir şey kalmıyor. Şu an yargılamaya tutuklu bir ile devam ediyoruz. Umuyoruz ki bu kadar net bir tablo varken, ay sonu beklenmeden bir ara değerlendirmeyle özgürlüğüne kavuşur. Tahliye talebimi tüm bu savunmalar çerçevesinde değerlendirmenizi rica ederim. Bihakkın tahliye talep ediyorum; çünkü Eylem 4 bakımından talebimiz delil yetersizliği nedeniyle CMK Madde 223/2-e kapsamında bir beraat değildir. Biz, fiilin sanık tarafından gerçekleştirilmediğinin sabit olması nedeniyle beraat talep ediyoruz. Adet yerini bulsun diye ekliyorum; eğer adli kontrol tedbiri uygulama düşünceniz varsa, uygun görülecek tedbirler çerçevesinde tahliyesini talep ediyorum. El koymalarla alakalı olarak; en baştıtan itibaren yanlış kanun maddesine dayanılarak haksız, hukuksuz ve taşkın el koymalar yapılmıştır. Suçla ilişkilendirilebilecek hiçbir unsur yoktur. Burada ekonomik sonucu olan tek konu Eylem 4 idi; o da mal varlığını ilgilendiren bir menfaat temini iddiasıydı. Bunun da açıkça gerçeğe aykırı olduğunu ortaya koyduk. Mal varlığına el konulmasını gerekli kılan hiçbir hukuki neden kalmadığı için, tüm mal varlığı üzerindeki tedbirlerin kaldırılmasını talep ediyorum efendim. Saygılar sunuyorum.

Necati Özkan Müdafii

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.