Savunma

Necati Özkan Müdafii Av. Kazım Yiğit Akalın Savunması

Müdafi savunması·Necati Özkan·13 Nisan 2026 · Kaynak

Sayın Başkan, ilk önce şöyle başlamamız lazım: Ben o gün salonda değildim. Bir meslektaşımıza dakika ile ilgili bunu soruyorum. Samimi olarak da soruyorum: Dakika ile ilgili bir uyarı olmuş. Yani işte "daha 32 dakika dediniz sonra 74 dakika" denmiş. "Ben meraktan tutuyorum" gibi bir şey mi söylediniz? Emin değilim… Biz bunu yaşadık, o yüzden söylemek zorundayım. İnanın ben samimiyetinize ve buradaki duruşunuza inanıyorum ama yine de söylemek zorundayım. Böyle devamlı tarihte anlatmak da istemiyorum ama Ergenekon'da şunu yaşadık: Bir gün geldik, mütalaadan sonra bir müzekkere oluşturulmuş. Bütün avukatların üç yıl boyunca toplamda kaç dakika konuştuğunu toplamışlar. İnanılmaz, ben şaşırdım. Kendime de baktım: 36 saat 15 dakika. Diğeri böyle böyle... Ali Rıza Dizdar 45 saat 14 dakika. Bunu niye toplamışlar falan? Öyle kaldık, samimi söylüyorum. Neden acaba diye? Dediler ki: "Heyet, biz sizin savunma hakkınızı kısıtlamadık, bu kadar konuşmuşsunuz. Savunmada şöyle bir şey yapacağız: Örgüt üyeleri için 1 saat, örgüt yanlısı için 2 saat." İnşallah böyle bir şey değildir.

Necati Özkan Müdafii

Sayın Başkan, madem buradayız, madem Silivri'yiz, her bu tür duruşmanın adabıdır, Mithat Paşa ile başlamak lazım. Mithat Paşa kimdir? Mithat Paşa bir reformcumuzdur. Ziraat Bankası'nın temelleri onun sayesinde atılmıştır, meslek liselerinin temelleri onun sayesinde atılmıştır. Neden hep Mithat Paşa denir? O kadar uzatmayacağım, o kadar hikaye anlatmayacağım Sayın Başkan. Mithat Paşa'nın nedeni şu, bu benim gerçekten içimi acıttığı için söylüyorum: Mithat Paşa da Yıldız Sarayı'nın yanına çadır mahkemesi kurmuştur. Benim içim acıyor şuradaki duruşma salonu, Sayın Başkan. Bu bir kamu zararıdır. Gördük, aslında biz burada yürütebiliyoruz. Siz o da ayrılık olur ama bir kamu zararıdır ve bu tür salonların yapılması aynı zihniyetin ürünüdür. O yüzden Mithat Paşa ile başlamak lazım. Mithat Paşa bir de ne demiştir? İddianame başladığında kendisine "İddianameye karşı savunmanız ne?" diye sorulduğunda Mithat Paşa şöyle söyler: "İki mahalli doğru buluyorum: bir, başındaki besmele; iki, sondaki tarih. Geri kalan yanlış, tutarsız ve hatalıdır." Der. Neden? Ben huzurdaki iddianameyi başka türlü okumuyorum. Ama bir farkımız var. Sayın Savcım, 'e şöyle sordu, hatırlayın: Fotokopi bir senet gösterdi. Yani elimizde ıslak imzası olmayan bir senet var. "Ya dedi ki, kaşeli imza benziyor." Evet, benziyor olabilir ama ıslak imzası yok, hepimiz biliyoruz. Sayın Başkanım, bizim UYAP'tan elde ettiğimiz iddianame -sizdekini bilmiyorum- bizde ıslak imzalı bir iddianame yok. UDP indirdiğimiz iddianameyi hepimiz gördük, ya imza kaşesiyle ya da Photoshop ile çoğaltılmış bir iddianame. Neden söylüyorum, Mithat Paşa'ya bahşedilen baştaki besmeleyle sondaki tarih bir de bizde görülmemiş. Bizde bir gerçek resmi belge yok ve tamamı Mithat Paşa'nın söylediği gibi tutarsız, yanlış.

Necati Özkan Müdafii

Sayın Başkan, dört numaralı eylem sizlerin anladığınızı düşünüyorum. Sayın Savcımın da sorularıyla daha rahat kavrayabildiğini düşünüyorum. Ama şöyle: Müvekkil çok net anlattı, bu dört tarihe tekrar girmeyeceğim. Başka bir şey anlatacağım. 2017 yılında parasını nakit olarak ödedim, aldım. Nedeni nedir? Şöyle diyebilirsiniz, kendisi söyler söylemez. Ya iş yapacak, büyük bir iş yapacak, söyledi. 900.000 dolar kar, yani kâr getiren bir işe gidecektik. O yüzden 400.000 dolarlık daire almak kim olsa ucuza alır. Bu böyledir. Ben de müvekkillerimden mal alırım ve ucuza verirler, bu da böyledir. Böyle bir durumda almaya giriştim ama kendisi aslına bakarsanız bir şekilde dolandırılmış diyebiliriz. İşi alamadı ama evleri almış oldu, parasını ödemiş oldu. Ha, yine de ucuza aldı. Ama geçen bir hesap yaptık, bugünkü değeriyle aslında bir şey kâr etmemiş. Onun da hesabını yaptık, o da değişmiş. Anladık ki almamış veya değerlenmemiş o daireler. 2018 yılına geldiğinde ise zaten tartışıyor. Adam diyor ki: "Gidiyor, geliyor, sömürüyor fikirlerini. Kaç kere toplantı yapıyor? Aslında fikirlerimi hafif hafif alıyor." Bizde de öyledir ya, avukatlıkta da böyledir: Müvekkil toplantı yaparsan anlaşamazsın, aynı şeyi anlatmışsındır. Orada da aslında kendisini sömürüyor, sonra başka biriyle anlaşır, projesini ona da yansıtıyor olabilir. Ondan sonra "Ya bu adamlar ileride husumet olabilir" diye yaptığı şey şu: Verdiği parayı geri alıp bankadan getiriyor, 2018 senesinde. Aradaki fark şu: Nisan 2020 ile 2017 arasında nakit ödediğine dair birazdan göstereceğim makbuzunu alıyor, nakit ödediğine dair makbuz alıyor. "Ödedim" diye, nakit ödendi diye. Sonra 4-5 ay, 6 ay sonra anlaşamıyor. Ondan bilmem kaç ay sonra da 2018 yılında buraya atıyor.

Necati Özkan Müdafii

Ben bunu anlatmayacağım Sayın Başkan, bunu kanıtlamak için anlatmayacağım. Ama Sayın Savcım da dikkat çektiği için göstermek lazım. İmzayı göstermek zorundayız. Onu gördüm, size de söyledim, ben göstereceğim dedim. Ama 'nun yalanını anlatmamız lazım. Yeşil olarak işaretlediğim yerler, ben de buradan okuyacağım, o kadar göremiyorum. Diyor ki - etkin, daha sonra Eylül ayında verdiği ifade bu. Müvekkil anlatıyor, yazıyor, yazıyor. Ondan sonra savcılık 'nu tekrar ifadeye çağırıyor. "Ya böyle şeyler sundu, ne diyorsun?" diyor. O da cevap veriyor, geliyor. "Şu anda 'ın sunmuş olduğu ve sanki tarafıma 2017 yılında ödeme yapılmış gibi gösteren, şirketin kaşesi basılarak üzerine atılmış olan imza tarafıma ait olmadığı gibi tamamen bambaşka ve gerçek dışı hazırlanmış olan bir belgedir. 'Sahtedir' diyor. Tamam, bu arada biz demiyoruz, o Kameroğlu'nun imzasıdır. İkinci kısım da çok kıymetli. Şirketimde hiçbir zaman bir başkasına bir imza yetkisi veya genel satış vekaletnamesi dahi vermediğim için şirketim adına başka bir yetkilinin imza atması dahi söz konusu değildir diyor. Sayın Başkan, bir sonraki belgeye geçebilir miyiz? Fatih Bey. Bu biraz küçültün nasıl okunacaksa. Bu bizim makbuz dediğimiz, ödeme makbuzu. Bunu gösteriyorlar Kameroğlu'na. Diyor ki: '2017 yılında bu sahtedir diyor. Bu benim imzam değildir'. Doğru söylüyor değil. Bakın diyor, ödendiğini gösteren makbuz bu. Buna 'sahtedir' diyor. 'Bu adama ben' diyor, '2018 yılında benim adamlarım para çekti yatırdı, öyle yürüttük. 2017'de sakın bana ödeme yapmadı' diyor. Bir sonrakine geçelim. Bu Kameroğlu'nun imzası değil 'in imzası göreceksiniz. Sayın Başkan, ne dedi Adem biraz önce? 'Hiç kimseye imza yetkisi vermedim' dedi. Hiç! Bu ne biliyor musunuz? Metrohome projesinin yapı ruhsatlarından biri. Orada işaretli kırmızı yerdeki imza ne biliyor musunuz? 'in Kameroğlu şirketi adına atmış olduğu resmi belge imzası. Demişti ya hani 'ben kimseye vermedim imza yetkisi' diye. Adam resmi belgeye imza atmış . Ne 'kimseye vermedim'?

Necati Özkan Müdafii

Bir tane daha geçelim. 'Hiç kimseye imza yetkisi vermedim'. Kameroğlu inşaat antetli kağıt, Beylikdüzü Belediyesi'ne başvuruyor, 'Şu inşaatımı durdurdum açar mısınız? Davadan karar aldım' diyor. Kaşe üzerindeki... Bir sonraki belgeye geçelim mi kimin imzası olduğunu göreceksiniz. Bu bizim dosyadaki 'in imzası Sayın Başkan. Hani vermemişti? Ne yapacağız Kameroğlu'nu? Bu kadar açık söylüyor adam ya, 'ben kimseye vermedim' demiş. Hem yapı ruhsatında imzası var Veysel'in... Bunlar bizim bulduklarımız. Daha yüzlerce binlerce o tarihlerde belgede imzası var. 'Genel Müdür zaten, adam kabul ediyor Genel Müdürüm' diyor. Ama 'kimseye vermedim' diyor, resmi belgede imzası var. Kendi antetli kağıdında Beylikdüzü Belediyesi'ne imzası var. Bu Kameroğlu'nun yalanları. İddianamede burayı diyor ki bunları topluyor. İddianame diyor ki: 'Çıplak gözle dahi anladık ki' diyor ''ın 2017 tarihli olarak sunmuş olduğu belgelerdeki imzalar Kameroğlu'na ait değildir' diyor. Doğru. Ama çıplak gözle dahi anlaşıldı diyor ve 'sahtedir' diyor. Başka bir konu, parantez açıyorum 'sahtecilikten dava açmıyorum' onu da kapatıyorum. Ama ondan sonrasına değinmiyor. Devam edelim Sayın Başkan. Benim derdim Kameroğlu'nun yalanını zaten Necati Bey bunlarla... Bir sonrakine gidebilir miyiz Fatih Bey? Bunlarla ortaya çıkarttık. Benim derdim bu değil Sayın Başkan. Burada getirdim, Arendt'in 'Kötülüğün Sıradanlığı' kitabı var. Biraz da oradan bir şey okuyacağım. 'Düşman ceza hukuku' diyoruz. İnanın düşman ceza hukuku laf-ı güzaf diye söylemiyoruz. Neden olduğunu tane tane anlatmaya çalışacağım elverdiğince. Niye 'kötülüğün sıradanlığı' olduğu... Neye üzüldüğümüzü... Bunu geçtik zaten bu bitti. imzasıyla bunlar olmuş, ödenmiş 2017'de. Ödemiş 2018'de almış, kendi parasını bankadan getirmiş. Bu... Bunu kapattık. Ama neyle karşı karşıya olduğumuzu anlatmak için... Sayın Başkan, bunları teslim ettikten sonra ifadeyi alıyor ya 24 Eylül 2025'te. Gidiyor Kameroğlu avukatı: 'Bakın' diyor ''ın 2017 tarihlerindeki imzalar benim ait değildir' demek için belge teslim edecek. 2021'de hani biraz önce konuştuk devirler var ya oradan sonra şirketi devrediyor ya 2021'de, 2017'den dört sene sonra... O ek protokolü sunmak istiyorum: 'Sunacağım' diyor. Diyor ki: 'Göreceksiniz' diyor, 'bu imza 2017 tarihindeki imzalar 'na ait değildir' diyor. Teslim tesellüm tutanağı sunuyor ve orada yazıyor Sayın Başkan: 'Ek protokol' diyor. 'Ek protokolü sunuyorum' diyor.

Necati Özkan Müdafii

Bir sonrakine geçelim Fatih Bey. Bu işte ek protokol. Altındaki imza: 'Bak' diyor, 'bizim Adem'in imzası budur' diyor. Savcıya böyle kendini inandırıyor. Savcı diyor ki: 'Çıplak gözle bile anlıyorum bu iki imza farklıdır' diyor. Doğru. Kötülüğün sıradanlığı şu Sayın Başkan: Bilinçli körlük diyorlar buna ya da diyorlar ki: 'Sorulması gerekeni sormamak, görülmesi gerekeni görmemek' diyorlar. Sayın Savcı, size bu ek protokolü getirse; şu yeşildeki yazan 'Bu protokol 20.04.2017 tarihli MHS0133 numaralı satış vaadi sözleşmesinin ekidir' diye yazdığını görseniz... 'Ya Adem, bu ek protokol, bunun ana sözleşmesi nerede? Bunu niye sunmuyor avukatın?' diye sormaz mısınız? Çok samimi soruyorum, hepimiz sormaz mıyız? Çünkü Necati Bey de aynı MHS133 numaralı ana sözleşme sunmuş. Sen bu ana sözleşmedeki imza 'bana ait değil' diyorsun, ama sunduğun 'bana aittir' dediğin ek protokolde ana sözleşmeye atıf var. 'Bu ana sözleşme nerede?' diye sorulmaz mı Adem'e? 'Bilinçli körlük' deyin buna, sunmuyoruz, sormuyoruz Sayın Başkan. Sorulmamış. Devam ediyorum, yetmiyor biliyor musunuz? Daha kötüsü var. Bir sonrakine geçelim. İddia makamı... İddia makamı 'çıplak gözle dahi bu imzalar farklı' lafı nereden geliyor biliyor musunuz? Kendisi görmüyor, fezlekeden geliyor. Fezleke bunları tespit etmiş, okları çıkarmış 'budur budur' diye. Demiş ki: 'İmzaların gözle görülür seviyede belirtilenler arasında fark vardır'. Yani Veysel'le Adem'in imzaları farklıdırı anlatıyor. Çok doğru, bunu hepimiz gördük. Bu fezlekede bir sayfa sonra ne var biliyor musunuz Sayın Savcı, Sayın Başkan? Neyse ki neyi yakaladık biliyor musunuz? Necati Bey'in sunduğu eklerde yapı ruhsatı da var; buna dikkat ettik. Size samimiyetle söylüyorum, imzanın Veysel Erçev'e ait olduğunu fezlekeden anladık. Biz başta görmemişiz, fezleke bizi uyandırdı. Yapı ruhsatındaki imza ile Kameroğlu adına Necati'nin ödeme makbuzuna atılan imzanın aynı olduğuna dikkat ettik. Ayrıca yapı ruhsatı resmi bir belgedir; bunu tespit ettik. Fezlekeye de "Bu durum dikkat çekicidir" diye yazılmış. Tamam, peki neden bu kötülükler sıralanıyor? Sayın Başkan, fezlekenin bir sayfa öncesinde "Çıplak gözle bile farklı" denilerek 'ın sahte belge hazırladığı iddia ediliyor. Ancak bir sonraki sayfada, Kameroğlu İnşaat adına bu imzayı Veysel'in resmi belgeye de attığı tespiti yer alırken, bu bilgi iddianamede bulunmuyor. Bir cümle, bir kırıntı dahi geçmiyor. İşte hakikat budur.

Necati Özkan Müdafii

Müvekkilim bu kelimeyi çok kullanıyor; ben de Zola'nın "Hakikat" kitabını çok severim. Hakikate ilişkin gerçekten sözü vardır ve ben bunu her yerde kullanırım. Zola, "Hakikat öyle bir şeydir ki hiç kimse karşısında duramaz; o, ebedi muzafferdir," der. Bu belge şu anda hakikatin ebedi muzaffer olduğunu gösterdi. Şimdi 'nu ne yapacağız Sayın Başkan? Adem; ne Veysel'in imzasını, ne yetki belgesini, ne de vekaletname verdiğini hatırladın. Ödemeler konusunda yalan söyledin; müvekkilim burada her şeyi anlattı. Her ifaden bir öncekinden daha yalan. Bu yalanlar yüzünden müvekkilim 12-13 aydır tutuklu. Şimdi Adem'e ne diyeceğiz? Sayın Başkan, bu dosyadaki eksiklikler işte böyle anlatılıyor; çünkü bunlar tesadüf değil, bilinçli bir tercihtir. Pekala, şöyle devam edelim. Slaytla işimiz bitti, onu kapatabiliriz. bunu neden yaptı? Neden böyle bir şeye girişti? Sizler de soruyorsunuz Sayın Başkan, dikkatinizi çekiyor; "Husumeti var mı?" diyorsunuz. Bizimle husumeti var, o ayrı; çünkü ayıplı mal teslim etmiş, müvekkili kandırmış. Ama "Husumet uzun süredir mi var?" diye soruyorsunuz. Sayın Başkan, kabul edelim; biz 40 kişiyiz, birbirimizi iyi biliriz. Bu sorunun cevabının nereye gideceğini de tahmin edebiliriz ama yine de konuşmak lazım. bunu neden yaptı? Adem'in çok şeyi var; zengin adam, malı mülkü ve ailesi var. ifade verdikten sonra onu ev hapsine ayırdınız arkadaşlar. Birbiriyle hiçbir şekilde örtüşmeyen farklı ifadelerden sonra ev hapsi ödülünü aldı ama sonunda yine Uğur'u buldu.

Necati Özkan Müdafii

Peki, neden bunlara tevessül ediliyor? Bu beyanlara ve neler yaşadığımıza gerçekten kafa yormamız lazım Sayın Başkan. Son 1 yılda yaşadıklarımıza gözümüzü kapatmamamız gerekiyor; hepimiz gördük. Bunu sadece "husumet" diyerek açıklarsak, inanın bilinçli bir körlük içerisinde oluruz. Hukuksuzluk arşa çıktı. Bununla ilgili etkin pişmanlık beyanlarına dair 6 Nisan'da bir dilekçe sunduk. Şimdi huzurunuzda bir kez daha belirtmek istiyorum; sürecin başını, ortasını ve hepsini anlatan bu dilekçeyi aynen tekrar ediyoruz. Burada birçok sanık, sorguların neden yasak usullerle yapıldığına ve iddianamelerin neden sadece bu beyanlarla inşa edildiğine değindi. Sayın Başkan, "Yüzyılın yolsuzluk davası" diyoruz. Samimi konuşalım; hepimiz bu salonlarda görev yapan avukatlar, hakimler veya savcılarız. İlk defa bir yolsuzluk davasına girmiyoruz. Hepimiz biliyoruz ki; eğer bu siyasi bir dava olmasaydı, en büyük yolsuzluk davası bile en fazla 1 yıl civarında sürerdi. Benim müşteki olduğum bir dosyam var; müvekkilim Cumhuriyet tarihinin en büyük dolandırıcılığına maruz kalmıştı. Tek bir kurum üzerinden 36.000.000 dolar dolandırıldı. Örgüt yöneticisi 12. ayda tahliye oldu; ortada zararların karşılanması bile yoktu. Biz bu işleyişi biliyoruz. Peki, bunu neden vurguluyorum? Ya hepimiz biliyoruz; eğer "yolsuzluk" diyorsan belge bulacaksın. Eğer yolsuzluk varsa suçüstü yapacaksın. Eğer yolsuzluk diyorsan seri numaraları alınmış para bulacaksın. Bin tane rüşvet davasında; vergi dairesinde, tapu dairesinde veya gümrükte yapılan suçüstü kameraları, kayıtları ortaya çıkmaz mı? Sayın Başkan, değerli üyeler; Ocak ayında telefon dinleme kararı, Şubat ayında ise fiziki takip kararı alınıyor. Huzurdaki sanıklar 1 ay boyunca fiziki takip altındaymış. Peki, önümüze bir tane fiziki takip tutanağı geldi mi? Nasıl bir "yüzyılın yolsuzluk örgütü" ki 1 ay boyunca biraz kaos yapmışlar, sonra durmuşlar; "yapmayalım" demişler. Çünkü polis hiçbir şey tespit edememiş. Olay şuna döndü: "Ahmet bunu dedi, Mehmet bunu dedi, Mustafa şunu söyledi." Sürekli bir "mış mış" durumu... Bunu konuşuyoruz. "Sen onu niye söyledin, bunu niye söyledin?" diyoruz; ama ortaya ne 2 tane tutanak ne de 1 tane para transferi kaydı koyabiliyoruz. Biz buna "iki aşamalı baskı mekanizması" ismini koyduk. Sayın Başkan, nasıl başladığımızı göstermek istiyorum.

Necati Özkan Müdafii

Şöyle başladım: Aslında ileride bu tarz bir isnat olmayacağı belliyken, rüşvet suçlamasıyla tutuklamalar yapıldı. Bu, etkin pişmanlığın kısmen mümkün olduğu bir suçtur. 104 gözaltı yapıldı ve son itirazla birlikte toplam 55 kişi tutuklandı. Sayın Başkan, o gün gözaltına alınabilen herkes tutuklamaya sevk edildi. Hepimiz bunu aynı şekilde okuruz: Bu bir meydan okumaydı. Şoföründen sekreterine kadar herkesin tutuklanması mantıklı mı? Doğru mu? Hukuka uygun mu? Devam edelim; herkese örgüt üyeliği suçlaması yöneltildi ve süreç hepimizin bildiği şekilde yürütüldü. Herkes, bu 8 ay ve sonrasındaki süreçte etkin pişmanlığa teşvik edildi. İftira, öyle bir noktaya geldi ki tek çıkar yol oldu. Bu kadar yıldır meslekteyim, samimiyetle söylüyorum; hayatım boyunca böyle bir durum görmedim. Eskiden, FETÖ zamanında Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi bu yapıyı "kapalı devlet sistemi" olarak tanımlamıştı. "Kendi içlerinde dönüyorlar, yukarıya bir itiraz mekanizması kuralım da kapalı devre yürümesin" denmişti. Sulh Ceza Hakimliklerinde ya da Özel Yetkili Mahkemelerde şunu hatırlayın; 21 yıldır bu meslekteyim, savcılığın tahliye görüşü olmadan tahliye kararı çıkan bir durum neredeyse hiç yaşamadık. FETÖ döneminde dahi tahliye olanların %98'i ya savcının tahliye görüşüyle ya da savcının bizzat talebiyle bırakıldı. İnsanların neden etkin pişmanlığa yöneldiğinin başka bir açıklaması yoktur; herkes bu gerçeği gördü. Kamuoyuna ne yansıdı? Biz bunları bizzat yaşadık, burada da dile getiriliyor: İnsanlar gece geç vakitlerde avukat olmaksızın ifadeye çağrıldı. Aileleriyle tehdit edildikleri, "Uzun süre tutuklu kalırsın, bak çıkamazsın" dendiği iddia ediliyor. Daha üzerinden 1 ay geçmeden, müvekkilim de dahil olmak üzere insanların sürgün edildiği söyleniyor. Bunun akla ve mantığa sığan bir yanı var mı? Bir kişi, bu insanların neden 600 kilometre öteye gönderildiğini açıklayabilir mi? Bu durum hem avukat hem de müvekkilim için bir zulüm değil midir? Bunların hepsini yaşadık. Şu anda biz bu uygulamaların tarihteki farklı bir versiyonunu görüyoruz. Bu yöntemler ilk defa uygulanmıyor; Engizisyon Mahkemelerinde de farklı şekilde karşımıza çıkıyordu. Bu mahkemede dile getirilmişti, tekrar söylemem lazım: Eskiden fiziksel işkenceler vardı ama İspanyol Engizisyon Mahkemesi örneğinde hep şu anlatılır: Sanık o kadar işkence çekiyor ki "Yalvarırım, ne söylemem gerektiğini bana söyleyin; yeter ki beni serbest bırakın" diyor. Bugün, tırnak içerisinde belirtiyorum, bizler bu modern duruşmaya gelene kadar 12 aydır benzer süreçlerle karşı karşıyayız. Dilekçeleri yazdım Sayın Başkan; ayrıntılı şekilde örnekler sundum. İstinaf hakimlerinin yazdığı kitaplardan ve yüksek mahkeme kararlarından çok kıymetli örnekler verdim; bunları gerçekten okumanız gerekiyor. Bir meslektaşım kendi savunmasında değinecektir; 'ın kitabını okudum, burada iş arkadaşının her detayını görüyorsunuz. Rol çalmak istemiyorum, anladığım kadarıyla %90 oranında bu konuyu kendi savunmasında anlatacaktır. Yaşadıklarımızın aynısı dünyada da yaşanıyor; Brezilya'da benzer örnekler mevcut, neredeyse her şeyimiz aynı. Bunları tekrar etmiyorum.

Necati Özkan Müdafii

Huzurdaki etkin pişmanlık beyanlarına ister "iftira" deyin, ister "ikrar" deyin; tüm bu ifadeler yasak sorgu yöntemleriyle alınmıştır ve hukuk dairesinde değildir. Yaşadığımız bu sıkıntılar, tarihe bir kara leke olarak geçecektir; bundan hiç kuşku yok. Bu nedenle talebim nettir: Anayasa'nın 38/6 maddesi ve CMK'nın 206/A maddesi uyarınca, delillerin tartışılmasından önce bu ifadelerin reddine karar verilmesini talep ediyorum. Sayın Başkan, 'ın kitabında da geçtiği üzere, bu durum dünya literatürüne böyle kötü geçiyor. 2000'lerin başından itibaren başlıyor bu tarz kitaplar. Türkiye'de "yargı silahı olarak kullanılması" – genel olarak anlatılan şu: En büyük siyasi rakibine karşı – bütün dünyada bu, burayı Türkiye'ye anlatmıyorum – en büyük siyasi rakibini yenemediğin zaman son silah olan yargı silahı kullanılıyor diyor. Dünyada böyle anlatıyor, literatür böyle. Ve biz de benzer bir şekilde Brezilya'daki gibi etkin pişmanlıkta ifadeleri adeta bir silah. Bunları teyit etmek, bunları destekleyecek herhangi bir delil kaygısı olmuyor. Müvekkilimi ilgilendirdiği için söylüyorum: da böyledir çünkü. da – 4 numaralı eylem bakımından bu kapsamda ifade veriyor. Şimdi öbürüne geçeceğim. 13 numaralı eylem bakımından veriyor. Sayın Başkan, bakın samimiyim. Ben şuradan geçerken dün izleyici sordu, bunu hep konuşalım. Ciddi söylüyorum: 'ün bu davada yargılandığını bilmeyen insanlar var, biliyor musunuz? anlaşılmıyor. Gerçekten bakın, samimi sanıklardan bile " bizim davamızda var mı?" diyen. ifade ediyor. 'ün ifadesini okuyabildiniz mi gerçekten? Mesela en son neden etkin pişmanlık? Ne anlatmış? Bilmiyorum ben. Yani şöyle: gelecek, bir önümüzde göreceğiz. Belki ifadelerden bunu anladığımı, müvekkilimden dinlediğimi söyleyeyim. Söylemek biraz ayıp kaçar ama: Kendini pazarlayan bir insan. Dolandırıcı diyebilirim ama dolandırıcılık suçu gibi dolandırıcı demeyeyim, ama kendini pazarlayan bir insan. Adam o ifadede bile kendini pazarlıyor. Gerçeklikten kopmuş o adam. 'Mami' diyor, bir şeyler diyor, 'Altın vuruş vuracağız' diyor. 'Belediyeye gireceğiz anne' diyor, 'çaktırma' diyor. 'Necati şimdi diyor o Yeniköy'deki şey için gitmeyeyim, böyle ufak hesapları boş ver. Biz içeri girip ben bu hizmeti satacağım 3-4 milyon dolara, altın vuruşu vuracağız' diyor. Onlar rakamı duyunca şok olmuşlar. Başkalarıyla da konuştum, diyorlar ki; 'Ya bizim aylık 50 bin liraya yaptırdığımız şeyi bu kişi 3-4 milyon dolara satmaya çalışmış.' bu. neden tutuksuz Sayın Başkan? Tutuklansın demiyoruz; neden olduğunu bilmiyoruz. 'Pişmanım' ne demek? Ne anlattı? Ne söylüyor?

Necati Özkan Müdafii

Sayın Başkan, fezlekeden anladığımız 826 kişi ifade vermiş. 826'sının 826'sına örgüt soruldu. Polis ifadesini açıyorsunuz, ilk başlangıca: 'TCK 221'den faydalanmak istiyor musun?' Bu soruluyor. 100 kişiye örgüt üyeliğinden dava açılıyor. Bu bir tuzaktır işte. Sen aslında örgüt üyeliğini yansıtmayacak 726 kişiye 'Acaba iddianamemi doldurabilir miyim?' diye örgüt üyeliğinden etkin pişmanlık hatırlattın. 'e de bunu hatırlattın. ne anlattı bilmiyor bu arada. Sayın Başkan, bir karar söyleyeceğim ondan sonra anlatacağım. Yargıtay'ı hepimiz biliyoruz; Yargıtay 16. Ceza Dairesi, şimdiki 3. Ceza Dairesi. Artık kemikleşmiş, istikrar kazanmış müsteker içtihat. 2017 tarihli karara hep atıf yapıyor. 24 Nisan 2017, 2017'ye 3 sayılı kararına atıf yapıyor. Diyor ki kısaca: 'Etkin pişmanlıktan faydalanmak isteyen şahıs, sanık, o örgüte üye olduğunu kabul etmezse; örgüte üyeydim ama pişmanım, ayrıldım demezse bu beyanı samimi değildir, etkin pişmanlıktan indirim uygulamayacaksınız.' Çok net. Sonra ondan sonraki bütün kararlarda o karara atıf yapıyor. Bir daha söylüyorum; 2017/3 sayılı kararı. Sayın Başkan, huzurdaki 70 kişi, 80 kişi, kaç derseniz deyin... Kaç tanesi örgüt üyesi olduğunu kabul etti bugüne kadar? Soruşturmada hangisi kabul etti? Dışarıda olan hangisi kabul etti? 'Ben o veya bu İmamoğlu veya başka, bir suç örgütünün üyesiydim' —böyle diyorlar çok affedersiniz— 'Allah belamı versin bu örgütten ayrıldım, size örgütü çökertecek doneler anlatacağım ama üyeydim ve çok pişmanım.' Kaç kişi söyledi? de söylemedi. 'Ne örgüt üyeliği?' diyor. Nasıl verdiniz siz örgüt üyeliğinden indirimi o zaman bu kişilere? Bu suç örgütünü dağıtacak kimi söylediler, ne söylediler? Ama geçtim, tek bir kriteri var ya Yargıtay'ın: Kabul etmezse olmaz arkadaş, ne samimiyetinden bahsediyorsun? Adam 'Pişman değilim' ki sen etkin pişmanlık —adı üzerinde— uygulayasın diyor. Ve diyor ki kararda: 'Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış uygulamaya göre...' Ama iddia makamında bu istikrar olmamış, okumamış, bilmiyor. Biz biliyoruz ama iddia makamı bilmiyor; bunu anlamıyoruz biz. Herkese sesleniyorum, çok samimi. Kıymetli meslektaşlarım, Sayın Savcı, Sayın Hakim... Soruşturmanın tek bir tahliye... Sizi istemediği bir başka, biraz önce sorduğum soruyu tekrarlıyorum; hayatınızda gördünüz mü? Soruşturma makamı 'Biz bunlarla ilgili başka dedikodular duyduk' —inanın söylemek istemiyorum, insanlar dedikodu anlatabilir ben değil ama duyduk— soruşturma makamının tahliye görüşü vermeden tahliye kararı çıkmayan hayatınızda bir böyle bir yargılama gördünüz mü? Bugün demiyorum, yargılamayı gördük, Allah razı olsun. Soruşturma zamanı gördük mü? Görmedik. Bu dava 'bu nedenle siyasi değildir' savını nasıl söylersiniz? Şunu söyleyeceğim, bu kadar insan birçok zorluk yaşadı. Yaptılar şöyle, dediler ki —herkes bunu gördü— 'Ya savcılık makamı tahliye demeden tahliye olamıyoruz. Ailelerimizle tehdit ediliyoruz, sürgün ediliyoruz, uzun tutukluluk var. Şoförüm, alakam yok ama tahliye yok.' Tek bir net var; biraz önce Adem'in söylediği yalanlar gibi yalan söylersen, iftira atarsan çıkabildiğini görüyorum. Çünkü Adem çıktı gördüm, çıktı gördüm, Ertan çıktı gördüm. Sonra bu adamlara diyemeyiz, gerçekten diyemeyiz 'Ya husumetin mi vardı?' diye. Hayır. Adamın başka bir derdi vardı; canı vardı, malı vardı. Ama bunu demiyorum, bunu meşrulaştırmıyorum. En büyük onursuzluktur iftira atmak. Ama bir nedeni var, bu nedeni gözümüzü kapatamayız, bilinçli körlük içerisinde olamayız. Sayın Başkan, tek o da değil. Kabaca hesapladım, bunu da adalet diye anlatamayız buraya. 301 yıla kadar yargılanıyor, 424 yıla kadar yargılanıyor, 146 yıla kadar yargılanıyor, 20 yıla kadar yargılanıyor; müvekkilimden daha uzun süreli. bile 24 yıla kadar yargılanıyor, o dışarıda. Müvekkilim hakkındaki iddia ondan daha düşük, 24 yıldan daha düşük. Amaç hak, hukuk, adalet değil, bu tabloyu sağlamaktı. Bütün olay oydu.

Necati Özkan Müdafii

Etkin pişmanlıkla ilgili tekrar atıf yapıyorum Sayın Başkan. Şimdi çok uzatmayacağım bu arada; yani hiçbir zaman yapamadım zaten uzatmayı. Tutuklamanın gerekçesi ve huzurdaki durumu anlatmak durumundayım bu safhadaki şimdiki periyotta. Sayın Başkan, tutuklama gerekçesini şöyle verdiniz: 'Suçun vasıf ve mahiyeti ve kuvvetli suç şüphesi.' tensipte böyle geldi. Tensipten bir önceki kararınız çok önemliydi; orada farklıydı Sayın Başkan, değerli üyeler. Tutuklama kararındaki durum ile hâlihazırdaki durum, koşullarda bir değişiklik olmaması dediniz. Ben bu durumda tek bir soru soracağım size: Değişiklik yok diyorsunuz ya, ben diyorum ki var. Hangi suç Sayın Başkan, hangi suç? Siz tutuklama kararındaki durumla hâlihazırda değişiklik yok dediğinizde bizim suçumuz değişti ya! Yani değişiklik yok derken geçtim, suçumuz değişti. Daha da vahimini anlatacağım... Biz 19 Mart zamanı gittik, çıktık... Herkes neredeyse, o gün şüphelilerin %90'ı ihaleye fesattan poliste ifade verdi. Gitti savcılığa, ihaleye fesat karıştırmaktan savcılıkta ifade verdi. Ona hazırlanıyorsunuz. Dedi ki Necati Bey; 'Ben ihale almadım, ihaleye fesat karıştırmadım.' Avukatı dedi ki; 'İhaleye fesat karıştırmanın unsurları yok' dedi. Bundan sadece iki saat sonra ya. Bu kadar kolay mı bu? İki saat sonra rüşvet vermekten tutuklamaya sevk edildi . Ya iki saat önce sen ihaleye fesatken, iki saat sonra rüşvet vermeye döner mi? Geçtim. O maddeden de tutuklandı. Rüşvet vermekten de tutuklandı. Ama şu; benim anlatmak istediğim şu: Demiş ki savcılık inceliyor. Ya bu öldürmekle yağma arasında farklılık gibi farklılık bana göre, onu söyleyeyim. Ama devam etti. Ne anlıyoruz rüşvet vermekten? özel bir şahıs, bir kamu görevlisine usulsüz bir işlemi yapması için ya da yapmaması için belli bir para verdiği iddiasıyla tutuklandı. Özel şahıs dedi. Sekiz ay sonra iddianame geldi. Bu sefer dediler ki; 'Ya Necati, sen özel şahıs değilmişsin. Sen kamu görevlisiymişsin aslında ya. Sen senin yerini tekrar değiştiriyoruz. İhaleyle başladık seninle, rüşvet vermeyle devam ettik. Özel şahıs dedik, şimdi ben seni kamu görevlisine döndürüyorum. Sen rüşvet almaya aracılık ettin. Bir kamu görevlisinin aracısı oldun' diye iddianame düzenlendi. Sayın Başkan, değerli üyeler. Suç üç kere değişmiş! Kuvvetli suç şüphesinin olmadığı daha hangi iddianame yazılacağı belli olmayan, makul şüphe ortada yokken huzurda kuvvetli suç şüphesi var denir mi? Ki biraz önce hakikati anlattım, o ebedi muzafferi anlattım. Zaten 'nun yalanlarını ortaya koyduk. Bu husus bile bence tek başına tahliye sebebidir Sayın Başkan. Suçun daha hangi suç olduğu anlaşılmadan kuvvetli suç şüphesi denmeyecek o kadar açıktır ki; kuvvetli suç şüphesi olmaması nedeniyle tahliyesi gerekiyor.

Necati Özkan Müdafii

13. Eylem... Biraz burada değişik şeyler de anlatacağım. Çok uzatmayacağım. 13. Eylemde şöyle bir durum var. Meşe... Önce şununla başlayayım Sayın Başkan. Ben o gün katılamadım, cenazedeydim Ankara'da. En son ben aldım. Yalçın Küçük'ün cenazesine gitmiştim. En son da burada ben konuşmuş oldum. Ondan bir hafta sonra vefat etti. O zaman arkadaşlar söyledi. 'Ben size katılmıyorum. Biz 13. Eylemden yargılanmıyoruz.' Ne demek istediğimi biliyorsunuz. 225 yollaması hikayesini anlatıyorum. Size orada dediniz, orada başka bir şey... Arkadaşlar söyledi bilmiyorum yani, tam olarak ne söylediğinizi de. Sayın Başkan, 225 nedir? 225 dolaylı fail olmak ne demektir? Senin bu eyleminde bir iştirakin yok ama sen örgüt yöneticisisin. Bu eylemle bağlantılı bir örgütün yöneticisisin. Bu yüzden sen bu eylemde dolaylı failsin. Biz iddianame anlatımı olarak senin bir iştirakini tespit edemedik. İştirakini tespit etseydim ben seni doğrudan fail yapacaktım senin, dolaylı fail yapmayacaktım. Ama seni dolaylı fail yapabiliyorum çünkü iştirakini tespit edememişim. Sadece bu yöneticisin. Ama ne yok? Bunu artık espriye vurmayacağım, diziye atıf yapacağım neredeyse. Örgüt yöneticisi değiliz. Örgüt yöneticisi olduğu da ileride hiçbir yerde de söylenmiyor zaten. Örgüt yerinden de dava açılmadı. Sayın Başkan, CMK Madde 225/1 malum. 'Davasız yargılama olmaz' ilkesi. Bunu ek savunmayla genişletemeyiz. İştirakin olmadığını yani davalının olmadığını söylüyor. Biz aslında 13. Eylemden yargılanmıyoruz. Çok net o yüzden bunu net bir şekilde ortaya koymak istiyorum. Keza tahmin, yani öyle görüyorum; ve de aynı şekilde. Ama şunu söylemek lazım; yine de değinmek gerekiyor. Meslektaşım ... Yiğit Bey anlatırdı dedi Meşe-İlke hikayesi. Çünkü öyle başlıyor 13. Eylem. O tarihte öyle başlıyor, 19 Mart'ta. Orada da sizden bir talepte bulundu ama o talebi yanlış yaptı, ona da değineceğim. Sayın Başkan, 19 Mart'ta geldiğimizde ne oldu? İşte emniyette ifadelerde... 'Meşe' olarak 13. Eylem soruldu. Tüm şüphelilere neredeyse soruldu. Meşe bunu bunu bunu demiştir diye 13. Eylemi anlatan, 13. Eyleme bağlanan bazı ifadeler soruldu.

Necati Özkan Müdafii

Sonra gazetecilerin gözaltında biz bir baktık; gazetecilerin gözaltında sorular Meşe olarak bize 19 Mart sürecinde sorulan soruların aynısı 'İlke' gizli tanık ifadesiyle sorulmuş. Aynı cümleler. Allah Allah dedik ya bir sehven mi? Bunun bir tartışması oldu o tarihte. Sonra iddianame çıktı Sayın Başkan. Ne gördük iddianamede? Meşe'nin iddianamede yazılmadığını gördük. Geçmiyor. Ve Meşe'nin 13. Eylem bakımından verdiği ifadelerin İlke olarak iddianamede karşımızda olduğunu gördük. Sonra ne gördük eklerde? İlke 18 Kasım 2024'te ifade vermiş. Yani şunu niye anlatıyorum? Meşe'yle İlke aynı kişi de sehven Meşe'ye İlke yazar, İlke'ye Meşe yazar böyle bir durum yok. Meşe ayrı bir hikaye anlatıyor, İlke ayrı bir hikaye anlatıyor. İkisi farklı şeyler anlatıyor. Ama ikisi de aynı şeyi farklı farklı bize soruldu. Az önce anlatmıştım. 18 Kasım 2024'te İlke ifade veriyor, 20 Kasım 2024'te 'Ben gizli tanıktan geri çekiliyorum.' Meşe de 17 Mart 2025'te ifade veriyor, bize 19 Mart sürecinde Meşe olarak soruluyor bu 13. Eylem. Görüyor musunuz? Bu da evrakta sahtecilik. Ne olmuş biliyor musunuz? Ben tahminimi söylüyorum ama size de soracağım. Tahminimi söyledim; 18 Kasım'da İlke vermiş, sonra 20 Kasım'da çekilmiş. Bilmiyoruz neden, İlke kim bilmiyoruz. 17 Mart, 19 Mart'tan 2 gün önce bir tane daha gelmiş, o da ifade vermiş. Ya demişler ki: "13. eylem kısmı kıymetli, basında da satıyor bu hikaye. Biz bunu Meşe yazalım, İlke'nin anlattıklarını Meşe anlatıyormuş gibi yazalım. İleride Meşe'ye de söylettiırız zaten, benzer bir şeyi imzalatırız geçmiş tarihli." Çok net söylüyorum çünkü farklı şey anlatıyor. İkisi farklı şey söylüyor. Burada bir hata yok çünkü niye görüyoruz? 20 Kasım'da çekmiş İlke ifadesi. Almadılar ki... İlke'nin çektiği oyun dışı. Oyun dışı olduğu için "Meşe'den yürürüz" denmiş. Sayın başkan, daha büyük bir sahtecilik var mı? Siz "şu olsa, şu olsa" copy paste hatası olsa tartışalım; değil. Farklı ifadeler; İlke'nin ifadesi Meşe'ye yapıştırıldı. Sonra ne oldu? Oyunlar değişti, İlke ikna edildi ama bu sefer Meşe çıktı. Meşe'nin 13. eylem dışında anlattıkları var bu arada, eklerde var. Allah razı olsun onu koymuşlar Allah'tan; oraya bakınca görüyoruz. Ama Meşe yok ortada. Neden yok sayın başkan? Size soruyorum bunu. Dedi ya Gökçehan, "Ben Meşe ile İlke'nin aynı anda bulunmasını istiyorum." Bulunamaz ki. Çünkü Sayın Başkan tensip zaptını çağırmadınız. Sizin Meşe'yi neden çağırmadığınızı ben bilmiyorum, savunma bilmiyor. Bakın şunu demiyorum; Meşe'nin kimliği nedir? Tartışmıyoruz, hiç umurumuzda değil. Sayın savcılık biliyor, iddia makamı biliyor, siz biliyorsunuz ama biz bilmiyoruz Meşe neden yok. Veya o aradaki oyuncu değişikliği neden oldu onu da bilmiyoruz. Buna bununla ilgili bir açıklama beklememiz de makuldür diye düşünüyorum.

Necati Özkan Müdafii

Sayın Başkan, HTS'yi anlattı. HTS dediğiniz şey -ve artık bununla ilgili dilimizde tüy bitti ama tekrar etmek gerekiyor- gördüğümüz o gri baz istasyonudur. Bu baz istasyonunun bir ID numarası var, bir adresi var; başka bir şey yok. Ben şu anda dışarıdaki baz istasyonundan sinyal alıyorum, telefonum oradan sinyal veriyor. Şu anda HTS'mi aldığınız zaman "Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumu bilmem ne ismi verdikleri bilmem ne" ID numaralı baz istasyonu oluyor. Ben şu anda baz istasyonuna 50 metre yakındayım; bunu tespit edebilecek dünyada bir teknoloji yok. Benim şu anda baz istasyonuna kaç metre mesafede olduğumu dünyada hiçbir şekilde hiç kimse test edemez. Bunu adli bilişimcilerin hocaları, herkesle konuştum. Ya diyorlar ki, hani şöyle dalga geçiyorlar: "Bunun tespiti mümkün olsa Amerika uydu işini bırakır BTK ile anlaşır, sadece bu şekilde operasyon yapar. Siz ne saçmalıyorsunuz? diyolar" gülüyorlar buna. "Sıfır metre baz" diye bir şey yok. Gerçekten mi? Açın ya, hepimiz Google'lasak öğreniyoruz zaten bunu. Bu da hikaye. Ama neyi anlatıyorum? Burada da bir kötülüğün sıradanlığını, düşman ceza hukukunu anlatmak gerekiyor. Eğer sen karşındakini bir vatandaş olarak görmezsen, düşman olarak görürsen bunu böyle yazarsın sayın başkan. Ne demek "bizim kabul ettiğimiz 'ın kabul ettiği bir toplantı varsa"? İddianamede ve sorgularda şöyle geçiyor: "Örnek tarihte Akmerkez'de 10 dakika sinyal vermiş, ile aynı baz istasyonuna 15 dakika vermiş." Saat saat yazıyor, arka arkaya 4-5 saat yazıyor; "4-5 saat aynı yerden sinyal vermişsiniz" diyor. kabul ediyor; "Evet" diyor, "ofisime geldi, sunum yaptık." Bu kabul ediliyor. İşine geldiği, yani doğru olduğu vakit böyle anlatılıyor tek tek. Alt alta isimleri; , , , ve dakika giriş çıkış hepsini yazıyor. İşine gelmediği zaman ne demek biliyor musunuz? Eğer 17 Mart'ta buluşmadılar ama buluşması isteniyor birileri tarafından. O zaman hiç o dakika saatini de görmüyoruz. Biraz önce söyledi ya, harita koydu; haritayla ilgisi yok olayın. Olay şu: Tarihte bir gün ikisi de Taksim'den sinyal verdiyse, diyor ki "ortak bazı var Taksim'de". Ben ama bugün vermişim, 20 gün sonra vermiş. Tamam, aynı baz istasyonundan sinyal verdik diye farklı tarihlerde, o zaman onu "ortak baz" diyoruz. Biraz önce anlattığım gibi anlatmıyor, dakika dakika anlatmıyor. Ama bir irtibat kuracak ya, neye bağlayacak? Müvekkilim söyledi; ile son görüşmesi -görüşme derken fiziki görüşmesi- 3 Eylül 2019. 2025 yılında iddianame düzenlendi. Öyle bir yönetici ki 6 yıldır ortada yok adam; örgütüne sahip çıkmamış herif ya! 6 yıldır yok ama bunu nasıl bağlamaya çalışacağız biliyor musunuz sayın başkan? Farklı farklı yıllar vererek "ortak baz verdiler" dediler. Ortak baz dediğim de biraz önce anlattığım gibi; tarihte bir gün sadece ikisi de aynı baz istasyonundan farklı tarihlerde sinyal vermişler, "ortak bazı var". Biz bunu nerede bulduk biliyor musunuz? En fazla Balıkesir'de ortak baz vermişler. Ya dedik belki tesadüfen Balıkesir'de aynı gün bulunmuşlardır; biri 2021 yılında bulunmuş, biri 2023 yılında. Buna "ortak baz" yazdı iddianame. Hadi bunların aksini bir kişi göstersin! Aynı saat, aynı dakikalarda 15 dakika, yarım saat birlikte sinyal verdiği tek bir örnek verin; her şeyi kabul edeceğim.

Necati Özkan Müdafii

Sayın Başkan, 13. eylem konusuna bir şeye girmemiz gerekiyor. Şu kamuoyunda şu anda gündemde: Sosyal medyaya kimlikle abonelik yapma. Bayagı yani kimliğimizi vereceğiz. Allah'ın, Elon Musk'ına 15-20 milyon kişinin kimlik numaraları gidecek. Yani bundan "siz İstanbul Senin'le" ulaştınız denmesini de aklım almıyor. Bu, bu şu anda düzenleme ortadayken bunu da konuşmak lazım. Başka bir şey söyleyeceğim. Sayın Başkan, çok affedersiniz, çok affedersin Necati Bey. Necati Bey İstanbul Senin'i anlatmaya çalıştı ya, yanlış anlattı. Necati Bey diyor: "Ben teknolojiyi anlamıyorum, ya ben 67 yaşındayım, benim işim de bu değil" dedi. Size uzun uzun şey anlattı değil mi? Ya dedi: "İstanbulkart'ı alacaksın, böyle böyle…" Yani İstanbul Senin bu değil. Yine olmamış, yani dinlemiş ama yeteri kadar anlayamamış ne yazık ki. Söyleyeyim, İstanbul Senin'i Gökçehan güzel anlattı bence. Getir uygulamanız var ya, altında alt uygulamalar var. Getir indiriyorsunuz, altında Getir Go var, Getir Yakınlar, Getir Büyük, Getir Çarşı var, etmez, Getir Kasap. O – bir tane Getir'e üye oluyorsunuz, giriyorsunuz. Getir Kasap'a girdiğin zaman bir daha girmiyorsun, Getir Market'e girdiğin zaman bir daha girmiyorsun. O üst uygulama dedikleri bu, üst uygulama dedikleri mantık bu. İstanbul Senin'i indiriyorsun, İBB Wifi uygulamasına bir daha üye olmuyorsun, İstanbul Kart'a bir daha üye olmuyorsun, İstanbul'un başka bir uygulamasına daha üye olmuyorsun. Bu kadar. Sadece hani basmak değil. Buradan da – yani gerçekten müvekkilimin dahil olmadığı, zaten siz anlamışsınızdır ama ben genel olarak da zaten hiçbir kusuru olmadığını söylüyorum. Tek bir iddia var Sayın Başkanım. Tek bir iddia: isim. Burada tartıştık, 'e de sorduk. İstanbul Senin tesadüf oldu, "İstanbul Benim" de olabilirdi, "İstanbul Biz" olabilirdik dendi. Ya ben inanamıyorum. Trajik onu söyleyeceğim yani, komik de söyleyeceğim. Altta Daltonlar Çetesi'nin yargılaması var. Daltonlar çetesi değil mi? İsmi Daltonlar Çetesi, iddianameyi de böyle yazıyorlar. Bu mantıkla yani isimden dolayı sorumluysa, Red Kit'in yazarı ve çizerini alırlardı o zaman Daltonlar Çetesi yargılaması yapıyor, örgüt üyesi diye. Bu mantığa çıkıyor. Yani teknolojik olarak bir dahlin olmadan isminden dolayı yaparsanız bu olur.

Necati Özkan Müdafii

Ama biraz önce anlattığım gibi aslında iddianamede içtihattan da bahsedelim. Son hususlar Sayın Başkanım, bitiriyorum. Sabrınıza da teşekkür ederim. Son husus tabii – avukat olarak bu zorunludur, yapacağınız çok şey söylememiz lazım. Bazı meslektaşlar buna değinmek istemez ama pragmatik bakarız, biz buna. Müvekkilimizin yararına diye düşünüyoruz. Müvekkile iddia edilen suç, 2017 yılının – yakın tarihli infaz değişikliğinde – rüşvet suçu bakımından 12 yıla kadar sıfır gün yatarı var. 1/2 eksi 3 yıl, 2020 öncesi eksi 3 yıl verildi. Sıfır. Rüşvetin sınırı 12. 2017 tarihli suç olduğu için sıfır yatarı var. Örgüt üyeliği 2-4 sene. Ben beraat isterim tamam ama geçelim. Konuşuyoruz. Tutukluyuz çünkü artık. 13 aydır tutuklu olduğu için bunu söylemek gerekiyor. Ya ne verdiniz? İşte özel vasıflı üye… 3 yıldan vereyim, 3 yıl. Yatarı yok. Yani yattı. Gerçekten halihazırda bu durumdayken müvekkili cezaevine gönderecek miyiz, 67 yaşındaki beyi? Bu gerçekten bu hesap varken bunu yapacak mıyız?

Necati Özkan Müdafii

Sayın Başkan, son. Son 2 şey gibi, bunu da anlatayım. Bir siyasi dava kavgası oldu. Ben bu kadar – gerçekten insanlardan rol çalmak istemiyorum ama çok kısa anlatacağım için – ben hiç kimseyi tatmin edemiyorum. Toplumda hiç kimseyi tatmin edemezsiniz, kimse edemez. Yani sizler olarak söylemiyorum, kimseyi inandıramayız şurada. Devletin birbirinden bağımsız – hayatta birbiriyle bir iletişim olması beklenmeyen – bu konuda 2 farklı kurumu var: İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı. İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü 18 Mart saat 20.00 sularında diplomayı iptal edip, sadece ondan sonra 102 kişilik gözaltı listesine 'nu dahil ederseniz, siz toplumda hiç kimseye "bu dava siyasi değildir" diyemezsiniz. İnandıramayız Sayın Başkan. Bunu anlatamayız. Rektörlükle Cumhuriyet Başsavcılığı'nın koordine olduğu bir durumu hiç kimse inandıramayız. Sayın Başkan, değerli üyeler, Arendt'ten başlayarak bitiriyorum. Goebbels, 1943 yılında şunu söylüyor: "Ya gelmiş geçmiş en büyük devlet adamları ya da en büyük suçlular olarak tarihe geçeceğiz" demiş. Rahmetli, toprağı bol olsun – Duygun Yarsuvat hocamız vardır, Profesör Doktor. Balyoz davasında ortak dilekçe yazmıştım, 404 sayfa. O ortak temyiz dilekçesini sunmaya gitmişti. O zaman havale vardı, havale tutanağını sunmaya gitmişti. Murat Ürün'dü. Kendisine sunarken hocam demişti: "Bu işin sonunda ya siz vatan hainliğiyle – o kadar – ya biz vatan haini olacağız ya da siz darbeci olarak anılacaksınız" demişti. Sayın ilk celse söyledi ya da sonraki söyledi. Soruşturma savcısının kendisine ne konuda söylediği belli? Yerleri değiştirme ihtimali.. Sayın Başkan, gelebilirler. Tarih bize gösteriyor ki sadece Türkiye'de değil, bu işin sonunda her zaman savunma kazanmıştır. Bugün de başka bir şey olmayacak. Biz bunu yaşadık, daha önce de gördük, bundan sonra da böyle olacak. Müvekkilimin bir an önce tahliyesini ve dava sonunda beraatini talep ediyoruz. Teşekkür ederim.

Necati Özkan Müdafii

Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.