Sayın Başkanım, öncelikle mazeretimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Bizim için önlem alınması gereken bir durumdu. TCK 235/1 kayda geçmesi için söylüyorum yine; 235/2-a-1-b, 235/3-b, 39, 43/1 ve 58 ek savunma maddeleri. Orada belirteç olalım. Süre talebi varsa ayrıca burası için değerlendiririz. Sayın Başkan, Sayın Heyet ve kıymetli hazirun; bugün burada savunmamızı yaparken, her ne kadar iddia makamının başından sonuna değin hukuka aykırı olarak yürütmüş olduğu ve hatta yasak usul işlemlerine başvurmuş olduğu soruşturma aşamasına rağmen, biz savunmamızda mümkün mertebe ve elimizden geldiğince hukuki bir çerçeve içerisinde kalmaya çalışacağız.
Serkan Öztürk Müdafii Av. Uğur Vançin Savunması
Hakim: 13.30'de ara vermeyi planlıyordum ama eğer kesilmesin derseniz ona göre başlatayım.
Hakim: Yok, uzunluğundan kısalığında değil. "Kesilmesin" derseniz ona göre başlamak...
Avukat Vançin: Teşekkür ederim düşünceniz için. Ben savunmamı bayağı bayağı kısalttım. Aslında savunmam Yargıtay kararlarıyla doluydu. Bunun haricinde kanunun şerhi, kanun koyucu kanun maddesini koyarken neden bu kanunu koymuş, bunlara fazlasıyla yer vermiştim. Ama aslında müvekkilimin de söylediği gibi “hiçi hiçlikle anlatmak” durumunda kalıyoruz. Çünkü iddia makamı bize aslında şunu söylüyor: "Ya biz senin bir eylemden sorumlu olduğunu düşünüyoruz. Biz senin suç işlediğini ispat edemiyoruz, sen işlemediğini ispatla." O yüzden savunmamı çok uzun tutmayı düşünmedim. Sonrasında, bizim hakkımızda da 4 eylemden sorumlular da "255 dakika savunma yaptım" demenizi istemedim.
Biz müvekkille, hemen hemen ilk tutuklandığı andan itibaren görüşme sağlıyoruz. Ben yakın bir yerde ikamet ettiğim için sık sık görüştüm. Müvekkilin öncelikle burada 4 tane eylemden, iddianamede hukuka aykırı olarak düzenlenen iddianamede, 4 tane eylemden sorumlu tutulduğunu belirtmek istiyorum. Bu 4 tane eylemin 3 tanesinde nitelikli dolandırıcılık suçu isnat edilmiş, 1 tanesinde de rüşvet suçu isnat edilmiş. Ben de müvekkille ilk görüştüğümüz zaman ona şunu sordum, dedim ki: "Serkan Bey, siz neden tutuklusunuz?" Serkan Bey de bayağı şaşırmış görünüyordu. Dedi ki: "Vallahi billahi bilmiyorum ben neden tutuklu olduğumu. Yani örgüt üyeliği olduğunu söylüyorlar ama örgüt üyesi dedikleri insanları ben hayatımda ilk defa Vatan Emniyetinde gördüm."
Sonrasında tabii bu süreçte tutukluluk incelemeleri oluyor. Müvekkil de bu tutukluluk incelemelerinde, doğal olarak dosyada gizlilik kararı olduğu için, sayın hakimlere soruyor. Diyor ki: "Sayın hakim, ben neden tutukluyum?" Cevap yok. Sonraki tutukluluk incelemesinde yine aynı soru: "Sayın hakim, ben neden tutukluyum?" İşte bir cevap geliyor, diyor ki: "Örgüt üyeliği" gibi bir cevap geliyor, kısa bir cevap. Müvekkil de diyor ki: "Sayın hakim, hangi örgütlülükten bahsediyorsunuz? Ben eğer örgüt üyesi olarak bahsettiğiniz kişiler şüpheli olan kişilerse, ben ilk defa bunları Vatan Emniyetinde gördüm." Tutukluluğun devamı kararı... Yine herhangi bir cevap yok. Sonrasında yine tutukluluk incelemesinde müvekkil neden tutuklu olduğunu yine soruyor, çünkü ısrarla neden tutuklu olduğunu anlamaya çalışıyor. Cevap olarak yine bir "rüşvet" gibi bir cevap geliyor. Burada müvekkil de haklı olarak şu soruyu soruyor, diyor ki: "Ben zaten kendi geçimimi zor sağlıyorum. Ben kime bir rüşvet vermişim? Ne kadar rüşvet vermişim? Hangi işimi çözmüşüm de beni rüşvetten suçluyorsunuz?" Herhangi bir değişen yok, yine tutukluluğun devamı kararı.
Şimdi burada şunu belirtmemin sebebi; aslında müvekkil tutuklanması talep edilirken TCK 220 örgüt üyeliği ve TCK 252 rüşvet suçundan tutuklanmış. Fakat iddianame düzenlendiği zaman biz iddianameye bakıyoruz, örgüt üyeliğine yönelik hiçbir isnat yok. Rüşvet suçundan da sadece bir tane eylemde sorumlu tutulmuş ve burada da bu eylemde de -Eylem 118 bu- müvekkile bununla ilgili tek bir tane dahi soru sorulmamış. Bakın, ben burada da bir soru sorulmasını bekledim fakat bununla ilgili yine soru sorulmadı. Şimdi o yüzden ben savunmamın aslında birçok kısmını iddia makamının yapmış olduğu usule aykırı işlemlere ayırıyorum. Şimdi iddia makamı, aslında iddianame ile beraber şunu söylemiş, demiş ki: "Ben senin örgüt üyesi olmandan şüpheleniyordum ve senin rüşvet verdiğinden şüpheleniyordum. İddianame düzenlendiğinde ben senin artık örgüt üyesi olmandan şüphelenmiyorum, senin rüşvet verdiğinden şüpheleniyorum." O da Eylem 118'de. Ve Eylem 118'de de nasıl örgütten şüphelenmiş, yani bu şüpheyi haklı çıkaracak bir şey var mı, beraber inceleyeceğiz.
Şimdi Eylem 118'de ve diğer eylemlerde, iddianamedeki hemen hemen tüm eylemlerde kopyala-yapıştır beyanlar olduğunu görüyoruz. Yani sayfa sayısını şişirmek için kopyala-yapıştır beyanlar... Ve rüşvet suçuyla alakalı bakın, ben iddianameyi defalarca inceledim, Eylem 118'i özellikle. Rüşvet suçuyla alakalı normalde mesela iddianamede diğer eylemlerden üst tarafta sürekli beyanlar olur, müvekkilin bir tane eylemi yok çünkü soru sormamışlar. Yani tutuklu olduğunuz bir tane suç var iddianamede ve tutuklu olduğunuz, 16 aydır tutuklu olduğunuz durumla alakalı bir tane bile soru sorulmamış. Şimdi benim aklıma da şu geldi açıkçası: Yani Sayın ile ilgili soru sormaktan sanırım bu tutuklu olduğu durumla alakalı soru sormaya sıra gelmemişti diye düşündüm.
Müvekkili aynı zamanda hem 2006 şirketinin yetkilisi olarak yazmışlar iddianamede hem de 3K şirketi yetkilisi olarak yazmışlar. Ama bu şirket yetkilisi olarak yazmalarına dosyada tek bir tane somut delil koymamışlar. Şimdi rica etsem görsel bir yer açabilir miyiz? Bunu hep bu şekilde belirtmek olur mu bilmiyorum ama ben özellikle 3'üncü sütuna dikkat çekmek istiyorum. Çünkü bu Ticaret Sicil Gazetesi'nin bir örneği. Bu Ticaret Sicil Gazetesi'nde, yani yazılar küçük olduğu için belki okunmuyor olabilir ama ben bunun örneğini de sizinle paylaşabilirim. 2006 şirket yetkilisinin öncelikle kurucusunun Fatma Nermin Deralla olduğu açık bir şekilde yazılmış. Sonrasında şirketin yetkilisinin de -evet burada şimdi biraz daha net görünüyor- onun aşağı tarafında da şirketin yetkilisinin Levent Deralla olduğu yazılmış. Müvekkilimle alakalı burada tek bir şey var mı? Bunu gösterebilecek olan var mı acaba?
Ben yani... İddia makamı mesela Ticaret Sicil Gazetesi'ne ulaşmak çok zor bir şey değil. İddia makamının görevi araştırma yapmaktır. Bununla ilgili araştırma yapmak benim 2 dakikamı aldı, aynen Ticaret Sicil Gazetesi'nin örneğini aldım. Bir insanı tutukluyorsanız ve şu anda baktığınız zaman 16 aydır tutuklu tutulduğu suçla bu kadarcık dahi, yani bu kadar kısa süreliğine bir araştırma dahi yapılmıyorsa iddia makamının burada iyi niyetli bir şekilde hareket ettiğini söylemek benim için mümkün değil. İddia makamı şunu sormamış mı? "Ya bu şirketin yetkilisi kim? Bu şirketin sahibi kim?" Yani şirketin yetkilisi, ben açık söylüyorum şirket aslında Levent Deralla'nın. Yaşlı bir amcasının üzerine yapmış şirketi. Yani hakkında rüşvet iddiası var. Rüşvet, yani gelip de ifadeye dahi çağrılmamış bu isimler. Sizin hakkınızda bir rüşvet iddiası var. Şirketinizin karıştığı düşünülüyor. Sizin bu konu hakkındaki bilgileriniz nelerdir? Siz rüşvet verdiniz mi? Siz bu işi nasıl hallettiniz? Yani iddianamede baktığımız zaman yukarı tarafta sadece şu yazıyor, 2006 Reklam ve Organizasyon Şirketi'nin kesmiş olduğu 354.000 liralık bir fatura var. Bu fatura muvazaa demiş, neden muvazaa olduğunu da açıklamamış.
Şimdi iddia makamının işini özel bir şekilde yapmadığını, hatta müvekkilini dahi tanımadığını ben düşünüyorum. Buna da bir örnek vermek istiyorum. Bakın, burada ikinci sütun, ikinci sütun dördüncü satırda... Biraz aslında büyütebilirsiniz belki görünebilir, orada yazıyor. Şimdi buradaki kişi, yazmış. Buradaki kişiyle, yani müvekkilimi de gördünüz ama ayağa kalkmasına da gerek yok, müvekkilime benziyor mu? Yani Polat Alemdar gibi eğer bir estetik operasyon geçirmediyse müvekkilimle bu kişinin alakası yok. Bu kişi diğer insanlara olarak gösterilmiş. Görsel üçü de sizden ricam açmanızı rica ediyorum. Burada da hani ikinci sırada olan yine aynı fotoğraf, yine diğer sanıklara diye gösterilmiş. Şimdi aslında bu durum komik olsa da aslında trajikomik. Komik tarafı bu, trajik tarafı da müvekkil açısından trajik bir durum bu. Çünkü müvekkil bu suçtan dolayı 16 aydır tutuklu. Ben müvekkille hemen hemen 16 aydır görüştüğüm için müvekkilin ne tür sıkıntılarla uğraştığını, müvekkilin ve ailesinin ne gibi sıkıntılardan geçtiğini çok iyi biliyorum. Burada da zaten tutukluğa yönelik beyanlarımda bir kısmını açıklayacağım.
Şimdi müvekkilin tutuklanma sebeplerini de biraz sonra Sulh Ceza Hâkimliği kararını okuyacağım. Burada delil mahiyetinde deliller sayılırken aslında işte MASAK raporları, tanık beyanları, sonrasında örgüt üyeliği, rüşvet vesaire gibi şeyler söylenmiş. Bakın MASAK raporuna baktığımızda müvekkil aleyhine delil teşkil edebilecek bir tane MASAK raporu yok. Yani bizimle paylaşılan evraklarda en azından ben defalarca inceledim, hatta özel arama yapmadan tek tek inceledim, yine bulamadım. Şimdi biz burada her zaman aslında savunmalarımızda kullandığı, maalesef kullanmak durumunda kaldığım bir şey var. Biz diyoruz ki müddei iddiasını ispat ile mükelleftir. Burada müddei niteliğinde olan iddia makamı iddiasını neyle ispat etmiş? Bizim Ceza Muhakemeleri Kanunu 216. maddesi gelince bizim burada delilleri tartışmamız gerekiyor aslında. Şimdi bizim tartışabileceğimiz bir delil var mı burada? Yani şunun sorulması rüşvet suçu açısından en azından önem arz ediyor. Bakın, bu rüşveti kim vermiş? Rüşveti kime vermiş? Aralarında bir rüşvet anlaşması var mı? Rüşvetin sonucunda ne kadar menfaat sağlamış? Kim menfaat sağlamış? Menfaat temini elde eden kim? Müvekkilin bu konuda bir menfaat temini olmuş mu, olmamış mı? Bu soruların sorulması, yani rüşvet suçundan yargılanan bir insana ve özellikle tutuklu olan bir insana bu konularla ilgili soru sorulmaması hukuka aykırı, hukuki bir keramettir benim için.
Ben bununla ilgili aslında dediğim gibi çok fazla Yargıtay kararı getirmiştim. Ama zaman almasını istemediğim için sadece, hatta eski tarihlileri de söylemek istemedim, çünkü hani bunlar eskide kaldı, güncel kararlar bizim için daha önemli denilmesin diye ben sadece güncel kararı okuyacağım size. Bir tane kararı okuyacağım. Çok da kısa bir açıklamasını yapacağım. Önce kararın künye numarasını paylaşmak istiyorum. Bu kararın, Yargıtay 5. Ceza Dairesi, karar numarası 2025'e 14763, esas numarası 2021'e 11738. Yargıtay burada demiş ki, rüşvet suçunun oluşabilmesi için bir rüşvet anlaşmasının bulunması gerekir. Bu anlaşmanın da ya işin yapılmasından önce ya da en geç yapılması anında olması gerektiğini belirtmiş. Burada kararı da paylaştım sizinle. Yargıtay'ın bu konuyla alakalı belki yüzlerce, belki binlerce kararı mevcut.
Şimdi bize normlar hiyerarşisi öğretiyorlar. Hukuk fakültelerinde hepimiz aynı sıralardan geçtik. Biz belki de fakültelere ilk adımı attığımızda bize ilk öğretilen şeylerden biridir normlar hiyerarşisi. İşte başında anayasanın, devamında milletlerarası anlaşmalar, kanun, kararnameler, yönetmelik gibi bir sıralamasının olduğu, bir hiyerarşik sıralamanın olduğu normlar hiyerarşisi. Fakat ben bu iddianameye baktığım zaman şunu anlıyorum, nın keyfi normlar hiyerarşisinde en üst noktadadır. Çünkü usullere riayet edilmemiş. Müvekkil açısından ve diğer tutukluları da dinledim, diğer tutuklular da aynı beyanlarda bulundular. Hatta bununla ilgili de yine beyanda bulunacağım, onu yeri geldiği zaman söylerim. İddianamede kopyala yapıştır beyanlardan 3.700 gibi bir sayfa sayısı var. Bizim halkımızın hukuki bilgisi yok tabii ki. Yani burada 3.700 gibi bir sayfayı görünce "Ya bu adamlar ne kadar suç işlemiş, 3.700 sayfa yaz yaz bitirememişler" diye bir böyle bir algı oluşturmak için belki yapılmış ama şundan haberleri yok. Mesela Bakırköy meclis üyesi olmamış hayatında, Bakırköy meclis üyesi olmamış birini Bakırköy meclis üyesi olarak yazdıklarını, buna gibi çok fazla trajik trajikomik şeyleri de duyduk meslektaşlarımızdan. Böyle şeyler yazıldığını bilmiyor, yani bu şekilde kopyala yapıştır beyanlar var. Ben 10 sayfa da iddianame yazarım, bu çok zor değil benim açımdan.
Bu iddianame için çok şey söylendi. Mesela terfiname dendi, iftiraname dendi, hissiyatname dendi. Bir meslektaşımız suç faturası gibi bir kavram kullandı. Benim için saf beyanlara dayandığından dolayı benim için de beyanname hükmündedir. Müvekkilim hakkında da bu yani beyanlar olduğu için bunu bundan dolayı da söylüyor aynı zamanda. Müvekkilim bu beyanlara kendisi savunmasında yer verdi, ben özellikle tekrardan yer vermeyeceğim.
Ben beyanlarla ilgili de bir Yargıtay kararı paylaşmak istiyorum. Bu kararların da yine esas numarasını ve karar numarasını, künyesini paylaşayım. Öncelikle güncel olan kararın künye numarasını paylaşmak istiyorum. Bu da Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin kararı, 2025'e 24016 karar numarası, 2023 21172 de esas numarası. Yine benim karar henüz çıktığı zaman temin ettiğim ve sık sık savunmalarımda da kullandığım bir kararı da paylaşmak istiyorum. Onun da künye numarasını söyleyeyim, çünkü ikisi de aynı karar aslında. Bunun da künye numarası esası 2020 13857, kararı 2021 16393 karar numaralı 2. Ceza Dairesi'nin kararı. Karar özetle şunu söylüyor. Şimdi iki tane sanık hırsızlık suçundan evet, hırsızlık suçundan isnatla iddianame düzenlenmiş ve yargılaması yapılıyor. Sanık B diyor ki "Ben" diyor "bu suçu işledim, bu suçu işlerken de sanık A ile beraber işledim. Yaptığımdan dolayı da pişmanım. Benim hakkımda lehime olan hükümlerin uygulanmasını kararının verilmesini talep ediyorum" diyor. Sanık A da şunu söylüyor, diyor ki "Ben sanık B'nin beyanlarını kabul etmiyorum. Sanık B'nin söyledikleri sanık B'yi bağlar. Ben bu isnat edilen suça yönelik suç unsurlarını oluşturan hiçbir eylemde bulunmadım. Dolayısıyla da beraatime karar verilmesini talep ediyorum" diyor.
Sanırım iddia makamı gibi düşündüğü için her ikisini de cezalandırıyor sanık B'nin pişmanlık beyanlarından dolayı. Sonrasında bu Yargıtay'a gittiğinde, Yargıtay şunu söylüyor: Sanık özetle şunu söylüyor; sanık B'nin beyanları sanık B'yi bağlar. Sanık A hakkındaki beyanlar konusunda somut bir delil ortaya koymadan mahkumiyetine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir deyip kararı paylaştı. Ben bu kararı daha öncesinde de çok defa paylaştım. Tabii ki bazı hakimlerimiz dikkate aldı, bazıları almadı ama Yargıtay'ın bence bağlayıcı olan, birçok dosyada da kullanılması gereken kararlarından bir tanesi. Burada yine bunu söylememin sebeplerinden bir tanesi yani Yargıtay aslında bakın burada Sayın 'yi de dinleyin. Sayın 'nin de müvekkil hakkında bir beyanı var. Biz bu beyanlardan dolayı kendisine sorduk. Teyit etmek açısından sorduk. Aslında o ifadesinde cevabını vermişti ama biz teyit etmek açısından sorduk. Dedi ki: Murat Bey siz, sizin böyle bir beyanınız var. Siz müvekkilimi tanıyor musunuz? Hatta savcılığın yönlendirmesiyle onu söyledikten sonra "Sayın müvekkilimi ve Sayın İnan Bey'in olduğu tarafa yönelerek hakkınızı helal edin" dedi. Şimdi beyanlar aslında hepsi bu doğrultuda. Kaldı ki bu beyanlar doğru olsaydı bile biraz önce okuduğum Yargıtay kararı doğrultusunda delil olarak kabul edilemeyeceğini açık bir şekilde Yargıtay kararında söylüyor zaten.
Şimdi burada birçok kişi ifadelerini verirken baskı altında kaldığını beyan etti. Burada şöyle bir şey düşünelim. Örnek veriyorum, mesela siz diyorsunuz ki bütün seyircileri çıkaralım, bütün basın mensuplarını da çıkaralım, bütün avukatları da çıkaralım, hatta bütün tutuklu sanıkları da çıkaralım, sadece ifade verecek olan tutuklu sanık kalsın. Bu ifade ne kadar usule uygunsa iddia makamının almış olduğu ifadeler de o kadar usule uygun. İddia makamı tehdit makamı değildir. İddia makamı baskı makamı değildir. İddia makamı araştırma makamıdır. İddia makamı etkin bir soruşturma yürütme makamıdır. Maddi gerçeği ortaya çıkarma makamıdır, hakikati ortaya çıkarma makamıdır. Biz iddianameye baktığımızda bir hakikati ortaya çıkardığını söyleyemiyoruz ve müvekkil bu durumdan oldukça mağdur. Bunu dediğim gibi yani tutukluluğa yönelik beyanlarımı söylerken de ifade edeceğim. Sonrasında müvekkil aynı zamanda eylem 70, eylem 72 ve eylem 117'den de sorumlu tutulmuş. Burada da nitelikli dolandırıcılık suçu isnat edilmiş müvekkile. Şimdi 3K şirketinin yetkilisi denmiş orada da. Ben biraz önce de söylediğim gibi yani iddia makamı müvekkilin hangi şirketin yetkilisi olduğuna da karar verememiş. Yani müvekkil 3K şirketinin mi yetkilisi, 2006 şirketinin mi yetkilisi bilmiyorum. Ben şimdi yine Görsel 4'ü açmanızı rica edeceğim, oradan da bir şey göstermek istiyorum.
Çok az bir şey büyütmenizi rica edeceğim, sağ tarafta hemen. 3K şirketiyle ilgili bir şey var. Bakın burada müvekkil soruşturmanın başından beri defaatle bir şey söylüyor. Diyor ki: Biz 3K şirketini 'yla beraber kurduk. Ben iflasın eşiğinden çıkmıştım zaten. Yeni bir sayfa açmak için 3K şirketini beraber kurduk. Sonrasında ben maddi yükümlülüklerimi, ekonomik yükümlülüklerimi yerine getiremediğim için zaten bu şirketi de bu sıkıntılardan kurtarmak için olaylarla hiç alakası olmayan, işle bir alakası olmayan eşimin üzerine yaptım. 8-9 ay sonrasında bu ortaklığımız da sona erdi çünkü ben yükümlülüklerimi yerine getiremedim. Fakat müvekkil reklam piyasasında tecrübesine az rastlanacak birisi olduğu için Cem Bey tarafından kendisine danışman olarak çalışması teklifi geldiğinde kendisi de bu teklifi en azından ailesinin ve akrabalarının geçimini ve iaşesini sağlayabilmek adına, onun için de uygun olduğu için kabul edip kendi hissesini devredip ondan sonra şirketin çalışanı olarak devam ediyor. Bakın burada 3K şirketinin tek yetkilisinin ve tek ortaklığının, ortağının, imzaya yetkili olan tek kişinin Rauf Cem Istranca yazdığı açık bir şekilde orada. Tarih de yukarıda yazıyor. 26 Kasım, hemen yukarıya ben de teyit edeyim, 26 Kasım 2021, evet. Bu tarihte Ticaret Sicili Gazetesi'nde kimin yetkili olduğu, şirketin tek yetkilisi o an kişinin Rauf Cem Istranca olduğu açık bir şekilde yazmış.
Şimdi biz burada baktığımızda müvekkilin tutuklandıktan sonra dört defa ifadesi alınıyor. Bunların üçü avukat eşliğinde alınmamış, bunların bir tanesi avukat eşliğinde alınmış. Bu avukat eşliğinde alınan ifadelerle alakalı siz de biraz önce soru sordunuz Sayın Başkanım. Sayın Başkan, siz soru sorduğunuz zaman hatta avukatın ismini de vererek bir soru sordunuz. Şimdi ben bu dosyayla ilgili örnek alırken sizin kaleminiz vasıtasıyla da size sordum. Dedim ki aslında ben bunu teyit etmek için sormuştum, dedim ki: “Ben aynı zamanda Rauf Cem Istranca'nın da avukatlığını yapmak istiyorum. Sayın Başkan bu konuda kabul eder mi yoksa menfaat çatışması olarak mı görecek” diye. Siz de menfaat çatışması olacağından dolayı olamayacağını söylediniz dolaylı olarak. Bakın burada müvekkilin son ifadesine giren avukat meslektaş, aynı zamanda Rauf Cem Istranca'nın da avukatlığını yapmış. Burada menfaat çatışması var. İddia makamı bu soruyu neden sormamış? Yani “Siz bu şekilde avukatlık yapamazsınız, başka bir avukatın, başka bir avukat meslektaşımın avukatlık yapması gerekiyor, menfaat çatışmasından dolayı yapmamanız gerekiyor” dememiş ve savunma hakkı bu şekilde de kısıtlanmış müvekkilin aynı zamanda.
Şimdi ben şunu sormak istiyorum: Ceza Muhakemeleri Kanunu bu iddianamenin neresinde? Bizim fakülte, hukuk fakültelerine gittiğimiz zaman sık sık bunlardan böyle örnek vereceğim. Biz hukuk fakültesine gittiğimiz zaman hocalarımızın bizim kafamıza vura vura öğrettiği bir şey vardı: Usul esastan takaddüm eder. Usul esastan önce gelir. Şimdi biz bu iddianameye baktığımız zaman usul esastan önce mi gelmiş? Yoksa usul hiçbir yere gelememiş mi? Yoksa usulü de mi tutuklamışlar? Yani bu açıkçası bakın yani espri konusu haline geldi avukat meslektaşlar arasında da. Mesela "şüpheden sanık yararlanır"ın yerine "şüpheden hakim yararlanır", "savcı yararlanır" gibi espriler yapılıyor. Bakın kim yararlanıyor, ben bu konuda bir şey söylemeyeceğim ama eğer şüpheden sanık yararlanıyor olsaydı bugün müvekkilim karşınızda tutuklu olarak yargılanmazdı. Hatta müvekkil hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilirdi yeterli şüphe oluşmadığı için. Müvekkilim de bugün tutuksuz olurdu, ailesiyle yine normal hayatına devam ederdi. Bize yine bu ilkelerden tutuksuz yargılanma kural, tutuklu yargılanma istisnadır diye öğretildi. Bugün baktığımızda, dosyaya baktığımızda birçok insan, kaç kişi tutuklu ben sayı olarak bilmiyorum ama tahmin ediyorum herhalde 150'den fazlaydı tutuklu sayısı ilk etapta. Bu da gösterdi ki aslında, sadece bu dosyayla ilgili değil, diğer ceza dosyalarıyla ilgili de bunu söyleyebilirim. İstisnalar, istisnalar kaideyi bozmuştur. Hatta istisnalar kaide, kaide de istisna olmuştur.
Ben özellikle eylem 70 ve 72'deki suç tarihine bakmanızı istiyorum. Bakın bir tanesi eylem 70'te suç tarihi 2023, özür dilerim 2024, eylem 72'de de suç tarihi 2023. Biraz önce Ticaret Sicili Gazetesi'nden örnek gösterdim. Yani bu, bu tarihte müvekkilin şirketin ortaklığıyla, yetkili olmasıyla, imzasıyla hiçbir alakası yok. Fakat ısrarla müvekkil iddia makamı tarafından hem 2006 şirketinin yetkilisi hem de 3K şirketinin yetkilisi olarak görülmek istenmiş. Bunu soruşturma aşamasındaki avukatsız ve en son alınan avukatlı olan ifadesinde dahi defaatle dile getirmesine rağmen yani bazı şirketlerde 3K şirketinin çalışanı olduğu yazılmış, bazı şirketlerde, bazı ifadelerde 3K şirketinin sahibi olduğu yazılmış. Yani iddia makamı da aslında karar verememiş sahibi mi değil mi diye ama sonrasında iddianameyi yazarken bunların hepsinde şirketi yetkilisi olarak göstermiş.
Yine baktığımız zaman Rauf Cem Istranca'nın ifadelerinin... Şimdi kendisi etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istemiş, faydalanmış. Tutuksuz yargılanıyor şu an. Bizim için tutuksuz yargılaması, herkesin tutuksuz yargılanmasını istiyoruz biz.
Burada ifadelerini verirken şunu söylemiş: "Biz Serkan'la beraber..." Yani Serkan Bey'in söylediği şeyin aynısını söylemiş aslında. Demiş ki: "Biz Serkan'la beraber o dönem Serkan'ın da şirket kurma üzerine ekonomik olarak sıkıntı çekmemesi için, iflasın eşiğinden geldiği için şirketi eşimin üzerine yaptık ve şirketi Serkan'la beraber kurduk, 3K şirketini. Sonrasında 8-9 aylık bir birliktelikten sonra Serkan ekonomik yükümlülüklerini yerine getiremedi ve şirketi bana devretti." demiş. Şimdi, etkin pişmanlıktan faydalandırıp diğer beyanlarına itibar ediyorsa, bu beyanlarına niye itibar etmemiş iddia makamı? Yani biz burada o zaman iyi niyetten nasıl bahsedeceğiz?
Burada CMK 160... Yani uygulanmasını görmediğim CMK 160 lehe delil toplama konusuna ilişkin... Gireceğim, çünkü onu anlatırsam bunu anlatacağım. Yine burada savunmamı yaparken basın mensuplarından da bir ricam olacak. Müvekkilim hakkında ısrarla "itirafçı " diye yazıyorlar. Ben bu, bunu bir iade-i itibar noktasında belirtmek istiyorum. Aslında ben bu konuyla ilgili çok şey yazmıştım ama yanlış anlaşılmalar da olabilir diye yazdıklarımın çoğunu sildim. Sadece şunu söylemek istiyorum: Bakın, bu dosyada eylemlerin neredeyse hepsinde ismi geçip de şu an dışarıda gezen insanlar var. Yani itirafçı denilecekse onlar için hadi itirafçı ya da iftiracı, bu kamuoyunun takdiri. Ben o noktada onunla bir şey söyleyemem. Ama müvekkilimin itiraf niteliğinde herhangi bir beyanı yok. Fakat ısrarla müvekkilim hakkında "itirafçı " diye yazıyorlar. Yani o günkü, mesela müvekkilim itirafçı olsaydı buradaki diğer beyanlardan da biz bunu gördük önceki beyanlarda, muhtemelen o gün güzel bir şekilde karnı doyurulurdu, hatta belki kahvesini de içerdi, kısa bir süre sonra zaten serbest bırakılırdı. Ama müvekkilim yenilen noktada 16 aydır tutuklu olduğunu önemle de belirtmek istiyorum. Şimdi tutukluluğa yönelik beyanlarımıza gireceğim.
Ben bu dosyada tutuklama kararını iddia makamının verdiğini düşünüyorum. Bu dosyada tutuklama kararını iddia makamı vermiştir. Yani şimdi siz söyleyeceksiniz, diyeceksiniz ki: "Avukat Bey, aslında tutuklamayı iddia makamı vermez. İddia makamı tutukluğa sevk eder, tutuklanmasını talep eder, kararı da Sulh Ceza Hakimi verir." Şimdi biz Sulh Ceza Hakimliği kararı önünde, Sulh Ceza Hakimliği'ne dosya geldiği zaman, bakın 7 kişi sevk edilmiş, 5 kişi tutuklanmış. Şimdi Sulh Ceza Hakimliği'nin dosyada zaten gizlilik kararı var. Müvekkiller, müvekkillerin avukatları, meslektaşlar, müdafiler dosyayı zaten inceleyemiyorlar. Şimdi sayın hakimin şu soruyu sorması gerekmiyor muydu, gerekmiyor muydu: "Bu kişi örgüt üyeliğinden sevk edilmiş, örgüt üyeliğine ilişkin dosyada hangi delil var?" Zaten delil olmadığı için de iddianameyle beraber örgüt sevki olmamış. Fakat bakın biz bunu da size belirttik, cezaevinde hala örgüt tedbirleri devam ediyor. Müvekkilin sadece 10 dakika konuşma hakkı var. Yani ailesinin durumundan da biraz bahsedeceğim. Müvekkil bu konuda çok büyük, büyük sıkıntılar yaşadı. Hatta bu konuyla ilgili de yine dilekçede belirttik, siz yazı yazdınız fakat cezaevi yönetimi ısrarla bu örgüt tedbirlerini kaldırmayı reddediyor. Yani bunu da artık açıkçası, yani usuli bir işlemden kaynaklandığını düşünmüyoruz.
Hatta o gün rüşvet de biraz önce söylediğim gibi, yani tutukluğa sevk edilirken örgüt üyeliği ve rüşvet suçundan sevk edilmiş. Burada şunu yazmış Sulh Ceza Hakimliği tutukluluk sebebi olarak: Örgüt üyeliği yazmış, dediğim gibi örgüt üyeliğinden sevk edilmedi. Rüşvet yazmış, az önce rüşvetle ilgili ben savunmamı yaptım. Rüşvetten sorumlu tutulduğu tek eylemde, şirketin temsiliyle hiçbir ilgisinin olmadığı zaten araştırılmamış bile. Örgüte üye olarak yazmış, bu konuyu söylemiştim. MASAK raporu denmiş, müvekkille ilgili tekrar tekrar belirtiyorum, herhangi bir MASAK raporu yok. Tanık beyanı denmiş, müvekkil aleyhine olacak, hadi müvekkil hakkında da hiçbir tanık beyanı yok zaten. Aleyhine de demeyeyim yani, müvekkil hakkında bir tane tanık beyanı yok. Fakat baktığımız zaman Sulh Ceza Hakimliği tutuklama kararı vermiş. Dediğim gibi yani biraz önce söylemiş olduğum, neden iddia makamı bu kararı vermişti diye. Yani aslında bence araştırmadan iddia makamının bir nevi sadece söylediğini yapmış.
Şimdi biz tutukluluğa itiraz ederken hakim, savcı arkadaşlarımız şunu, şunu söylüyorlar: "Yani sürekli CMK, Ceza Muhakemesi Kanunu 100. maddeyi yazıyorsunuz itirazlarınıza." E şimdi ben burada mesela Ceza Muhakemesi Kanunu 100. maddeyi yazmayıp neyi yazacağım? Şimdi Ceza Muhakemesi Kanunu 103. maddede adli kontrol tedbirleri var. Bu adli kontrol tedbirlerinin yetersiz olduğunu düşündüren ne olmuş mesela müvekkil bu kadar süredir tutuklu? Yani kaçma şüphesi mi vardı? Müvekkil ne zaman çağrıldı da çağrıya icabet etmedi? Delilleri karartma şüphesi mi vardı? Yani delilleri karartma şüphesi olabilmesi için öncelikle ortada bir delil olması gerekir zaten. Şimdi burada işte tutuklu yargılama istisna mı, kural mı, açık bir şekilde görüyoruz bence.
Geçenlerde tutuklu sanıklardan biriyle de alakalı bir bilgi öğrendim, gerçekten de bu konuya çok üzüldüm. Kendisiyle ilgili aslında bence size belirtmesi gereken önemli bir durum olmasına rağmen, bu durum ajite edildiği zannedilerek, zannedilmesin diye bunu söylemekten imtina etmiş. Tabii onun söylemekten imtina ettiği şeyleri ben burada açıklamayacağım. Ama benim böyle bir hassasiyetim olmayacak, bugün müvekkilimin de belki ilk defa duyacağı şeyleri size karşı söylemek durumundayım. Çünkü ben şunu söyleyeyim açıkçası, mesleğimizi... Ben kendi adıma konuşayım, mesleğimi icra ederken elimden geldiğince profesyonyel bir şekilde icra etmeye çalışıyorum. Yani bu cübbe üstümüzde olsa da olmasa da bizim herhangi bir mesai kavramımız olmadığı için... Fakat robot da değilim yani, duygularımı tamamen bir kenara atamam.
Şimdi müvekkilin sadece bir tane kardeşi var, onun da akli dengesi yerinde değil. Babası kanser hastası. Aynı zamanda kalp hastası. Şimdi yeni KOAH teşhisi de kondu maalesef. Müvekkilin annesi de kanser hastası. Şu an bu insanları hastaneye komşuları götürüyor. Çünkü ilgilenecek hiç kimseleri yok. İki tane küçük kız çocuğu var ve geride bıraktığı çocuklarına hem annelik hem babalık yapan bir eşi var. Ben müvekkile, özellikle ailesiyle ilgili bazen sıkıntılı haberler geliyor, dediğim gibi ben yakında da ikamet ettiğim için kendisiyle sık sık görüşüyorum. İnanın, bir kere mesela cezaevini... Cezaevinin kapısında bir saat beklediğimi biliyorum, ben bu haberi nasıl söyleyeceğim müvekkile diye. Çünkü müvekkil sadece 10 dakika konuşma hakkı var. O gün haber alacağı zaman sadece alacağı haber benim verebileceklerimle sınırlı. Çıktığı zaman görüşmek isteyecek. Bak müvekkilin babası ameliyat oldu, riskli de bir ameliyattı. Söyleyemedim, şimdi haberi oldu kendisinin.
Biz, burada siz ara verdiğiniz zaman bazen müvekkillerimizle konuşmamız gereken durumlar olabiliyor. Müvekkilin yanına gittiğim zaman müvekkil bana her, her konuşmamızda, istisnasız her konuşmamızda şöyle geçti: Hemen ilk soruyu soruyor, "Bizimkiler nasıl?" Cevap veriyorum, bir sıkıntı olmadığına dair. Sonra bir daha soruyor, "Bir sıkıntı var mı?" Yine cevap veriyorum, yine tatmin olmuyor. "Sıkıntı yok değil mi?" diye soruyor, ondan sonra artık konuşmamız gereken şeyleri konuşabiliyoruz. Maalesef 16 aydır da bu işkenceyi ya da bu zulmü yaşıyor kendisi. Soruşturma aşamasının başından beri biraz rahatsızlığının olduğunu belirtiyor. Bunu defalarca dilekçeleriyle de söylemiş. Ameliyat olması gerektiğini, durumunun sıkıntılı olduğunu ısrarla söylemiş. Ama artık yani hiç dikkate alınmadığı için şu an inat etti, benim de söylememi istemiyordu ama ben bunu dediğim gibi söylemek durumundayım. Benim müvekkilim rahatsızlığını burada gelip kanıtlayabilmem için, yani hepinizin affına sığınıyorum, kanlı iç çamaşırını gelip burada göstermem mi gerekiyor? Müvekkilin gerçekten çok sıkıntılı bir durumu var. Bakın müvekkilin 16 aydır çektiği sıkıntıları, ailesinin çektiği sıkıntıların sadece bir kısmını söyledim.
Tarihe ilgisi olanlar hatırlayacaktır, bir Osmanlı sultanının çok beğendiğim ve maalesef son zamanlarda çok sık kullanmak durumunda kaldığım bir cümlesi var: "Adaletin en kötüsü geç tecelli edenidir. Sonunda karar isabetli olsa da geç gelen adalet zulümdür." Ve adalet mülkün, yani devletin de temelidir. Lütfen bu temelin sarsılmasına ve bu zulmün daha fazla uzamasına siz müsaade etmeyin. İnanın burada insanlar ifadelerini sabır ve sükunet içerisinde verirken, sizden olan umutlarından dolayı bu şekilde veriyorlar. Çünkü dile kolay, tutuklu kaldığı süre, yani benim hepimiz için geçerlidir diye düşünüyorum, bir günü bile çok kıymetli. Bugün biz yerel mahkemeler bu tutukluluk kararını devam ettirdiği zaman üst mahkemelerden bozuyoruz ve sonuçta beraat geldiğinde Tazminat Komisyonuna başvurduğumuzda 4 sene zaten verilen rakamlar da çok komik. İnsanlar sadece tutuklu kaldıklarıyla kalıyor. Bakın dosyada tek bir somut delil yok. Bu sebeple biraz önce de anlattıklarım doğrultusunda ve en azından sizin gözeteceğiniz durumlar ışığında müvekkile isnat edilen hiçbir suçlamayı kabul etmiyoruz. Müvekkilin öncelikle bihakkın tahliyesine karar verilmesini talep ediyoruz sizden. Ve müvekkilin beraatine karar verilmesini talep ediyoruz. Teşekkür ederim.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.