Sayın Başkanım, saygıdeğer heyet, kıymetli hazirun; kadim şehrimiz İstanbul'a Sosyal Hizmetler Daire Başkanı, Muhtarlık İşleri Daire Başkanı olarak liyakatle, insan odaklı ve hak temelli bir vizyonla hizmet etmiş olan müvekkilimiz Sayın , az önce kendisini çok güzel ifade ettiği için o kısımlara usul ekonomisi ilkesi gereği girmeyeceğim. Yaklaşık bir yılı aşkın süredir haksız, hukuka aykırı ve vicdanlarda karşılık bulmayan bir şekilde hürriyetinden mahrum bırakıldı bildiğiniz üzere. İşbu sözlü müdafi savunmamız kapsamında, iddianamede müvekkile yöneltilen soyut, tahmini ve maddi gerçeklikten tamamen çelişen suçlamaların hukuki ve teknik olarak, nasıl metodolojik olarak çöktüğünü, adli hataların önüne geçilmesi adına dört ana başlıkta ikişer dikeyde sayın heyetinize arz edeceğiz. Ek savunma yapacağız o yüzden usul ekonomisini iyi kullanmak adına olabildiğince tekrarlardan kaçınıp net konulara girmeye çalışacağım, dörder başlık ikişer dikeyde. Bunlardan ilki usul itirazlarımız olacak. İkincisi örgüt üyeliği iddiasına ilişkin olacak. Üçüncüsü ihaleye fesat, ihaleye fesat iddiasına ilişkin olacak. Dördüncüsü ise hepinizin malumu ceza hukuku ve idare hukuku arasındaki nüanslara ilişkin bizim konumuz özelindeki bağlam olacak efendim.
Yavuz Saltık Müdafii Av. Doğa Şanlıoğlu Savunması
İzninizle ilkine geçiyorum. Usul itirazlarımızda Ceza Muhakemesi Kanunu'nu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi uyarınca adil yargılanma hakkının en temel unsurları silahların eşitliği ve çelişmeli yargı ilkeleridir. Bu dosyada tek taraflı bir kurguyla yürütülürken bu ilkelerin tümüyle ayaklar altına alınmıştır. Şöyle ki; müvekkilimiz TCK 220/2 yani "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" maddesi kapsamında tutuklamaya sevk edilmiştir, tek maddedir efendim. Ancak kolluk ve savcılık ifadelerinde müvekkile örgüt üyeliğinin hiyerarşisine, amacına veya yapısına dair tek bir soru dahi yöneltilmemiştir. Daha da, bence, enteresan kısmı; iddianamede Eylem 94 ve Eylem 95 başlıkları altında yer alan "ihaleye fesat karıştırma" suçlamaları yönünden müvekkilin soruşturma aşaması boyunca da ifadesi hiç alınmamıştır. Müvekkil bu suçlamaları ancak iddianame düzenlendiğinde öğrenmiştir. Sorgulanmadığı, savunma hakkı tanınmadığı bu eylemlerden ötürü bir insanın ağır ceza mahkemesi önünde tutuklu yargılanması hukuk devleti ilkesiyle takdir edersiniz ki bağdaşmaz.
İddianameye dayanak teşkil eden teknik bilirkişi raporları ise aslında müvekkil onları çok güzel bir şekilde ifade etti. Soruşturma evresindeki kısıtlama kararından kaynaklı olarak biz bunları da inceleyememiştik. Raporlara karşı etkin itiraz, daha da önemlisi savunma hakkımız gasbedilmiş, adeta iddia makamı kendi delilini kendi soyup savunmayı savunmasız bırakmıştır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatları bunlara karşı gelmektedir. Ayrıca bizim müvekkilimizin herhangi bir müşteki yok Sayın Başkanım. Tanık beyanlarının ve soyut iddialarda da ceza muhakemesinde tanık beyanları takdiri delil niteliğinde olduğunu zaten izahtan varestedir. Bir beyanın delil değeri kazanabilmesi için tanığın suç konusu olayı beş duyu organından en az biriyle bizzat tecrübe etmiş olması yani görgüye dayalı bilgi vermesi şarttır. Oysa ceza yargılamamızda delil serbestliği ilkesi geçerli olsa da içerisinde insan faktörü barındran bu delilin güvenilirliği mahkeme huzurunda somut olgularla denetlenmek zorundadır. Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatları zaten bunu ifade etmektedir. Birçok daha usuli itirazlarımızı zaten daha önce s- itirazlarımızda da yazmıştık. O yüzden bu usuli itirazlarımızı burada kapatıp yasa dışı örgüt üyeliği iddiasının reddine ilişkin beyanlarıma geçeceğim.
İddia makamı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin halkın iradesiyle seçilmiş yasal yönetim şemasını ve kamu bürokrasisini bir suç örgütü olarak nitelendirme durumuna girdiği için bu kabul, idare hukuku realitesi ve ceza hukuku normlarına kökten aykırıdır. Kamu hiyeyarşisi örgüt değildir. Bunun kabulü de başka sorunları beraberinde getirecektir. Müvekkil, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde görev yapan, yüksek lisans mezunu, hatta insan hakları alanında yüksek lisansını yapmış, saygın bir devlet memuru ve bir bürokrattır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki ast-üst ilişkisi, TCK madde 220 anlamında illegal bir hiyerarşi değil; aksine hukuka uygun, 657 sayılı kanun ve belediye mevzuatının emrettiği, hatta zorunlu kıldığı kurumsal bir hiyerarşidir. Kurumsal yönetim alanı suç örgütü sayılmaz. İddianamede müvekkilin İBB personeliyle yoğun telefon trafiği olması örgütsel bağa yorulmuştur. Müvekkil, İstanbul'un 39 ilçesindeki 963 mahalle muhtarının tüm altyapı, sosyal yardım, koordinasyon taleplerini yöneten daire başkanıdır. Mahallelerin sorununu çözmek adına ya belediye üst düzey yöneticileriyle ya personelle sürekli irtibat halinde olması görevinin doğal, yasal, hatta normal sonucudur. Aksi kabul edilmemesi gerekir.
Aynı şekilde HTS baz kesişmelerini zaten ifade etmeyeceğim efendim. Bu da Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun birçok kararı aslında bunları ifade ediyor. Çok dile getirildiği için sizlerin de bu konuda hassasiyetinizi bildiğim için onları zaten yazılı ifade etmiştik. Duyum ve tahmine dayanan beyanların da geçersizliği de özellikle bize ilişkin kısımlarda iddia makamının delil olarak sunduğu ifadelerin tamamen ceza hukuku dışındaki söylemlerden ibarettir. Etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen ifadesinde açıkça "Tahmin ediyorum ki" diyerek varsayımda bulunmuş. Diğer sanık "İsmini şu an hatırlamadığım bir arkadaşımdan duydum." diyerek dosyaya ciddiyetten ve kesinlikten uzak beyanlar sokmuştur. Burak Kapki ise tamamen "Duydum" ifadesine sığınmıştır. Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatları uyarınca, görgüye dayalı olmayan, sırf duyuma ve tahmine dayanan tanık beyanlarına dayanılarak hüküm kurulması da hukuken imkansızdır.
Şimdi 3. bölüme, ihaleye fesat karıştırma iddialarına geçeceğim efendim. Aslında eylem 94 ve 95'e, izninizle. Devam edeyim mi efendim? Bilirkişi heyeti ve buna dayanak, dayanarak iddia makamı 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, Kamu İhale Kurulu kararlarını ve Sayıştay raporlarını tamamen yok sayarak hukuki ve teknik gerçeklerden bütünüyle kopuk bir kurgu iletmiştir. Yani buradan öncelikle alınacak yerler aslında Kamu İhale Kanunu'nun ve Kamu İhale Kurumu kararları ve Sayıştay raporları olması gerekir. Burada en temel kısım da şu geliyor, teknik kısımlara gireceğim. Baskın unsur ilkesi ve ihale türü, yani mal mı hizmet mi? Bilirkişi raporunda ihale kapsamında poşet çay, kağıt bardak, balon gibi sarf malzemeleri bulunması gerekçe gösterilerek bu ihalenin mal alım ihalesi olarak, olması gerektiği ileri sürülmüştür.
Aslında bu iddia hani en doğru tabirle teknik bir cehalet olabilir. Çünkü 2019/575595 ihale kayıt numaralı Mobil İletişim Hizmet Alım İşine ait yaklaşık maliyet cetveli şöyledir: Toplam yaklaşık maliyet 44.891.945 Türk lirasıdır. Mobil araç kiralama gideri 15.623.520 Türk lirasıdır yani yüzde 34,80'i. Personel çalıştırılması ve işçilik giderleri 12.790.823 TL yani yüzde 28,50. Bunları topladığımızda da doğrudan hizmet kalemleri toplamı yüzde 63,30'dur. Mal niteliğindeki yardımcı sarf malzemeleri ise toplam yaklaşık maliyetin yalnızca yüzde 36,70'ini oluşturmaktadır. Yani bilirkişi raporunda aslında yüzde 36,70 oranı baz alınmış efendim. Ama Kamu İhale Kurulu'nun yerleşik içtihatları, buna yönelik 2016, 2021 birçok kararında da var zaten. Bunları da ayrıca numaralarını getireceğim.
Mal ve hizmetin bir arada bulunduğu ihalelerde yani bizim ihaleden bahsediyorum, alım yöntemi yaklaşık maliyet içinde bedel yönünden büyük paya sahip olan baskın unsura göre belirlenir. Yani dolayısıyla bedelin yüzde 63,30'u hizmet olan bu işin Hizmet İhale Yönetmeliği'ne göre ihale edilmesi yasal bir zorunluluktur. Raporda bahsi geçen sarf malzemeleri kendi başına birer alım amacı taşımayıp bütüncül halkla ilişkiler hizmetinin yürütülmesi için gerekli tali unsurlardır. Kamu İhale Kurumu da konuda çok nettir. Aksi bir karar da ben bulamadım, yani bunu da ifade etmiş olayım.
İkinci kısım, bu da teknik olarak önemli bir durum. Kısmi teklife kapatma operasyonel bir zorunluluk. Çünkü bilirkişi şöyle demiş: "İhalenin kısmi teklife kapatılması rekabeti engelleyici bir unsur olarak sunulmuş" bilirkişi. Oysa Kamu İhale Genel Tebliği 17.7.1.1.4 maddesi idareye, tırnak içinde şunu söylüyor: "İşin niteliğini dikkate alarak kısmi teklifi değerlendirmek konusunda net bir takdir yetkisi vermiştir." Mobil iletişim hizmet, hizmeti; araç, personel ve promosyon malzemesinin eş zamanlı koordinasyonuyla yürüyen bütüncül bir saha operasyonudur. İşi parçalara bölseydik, yani daha doğrusu iş parçalara bölünmüş olsaydı, araç ihalesini sorunsuz tamamlayıp personel ihalesini Kamu İhale Kurumu nezdindeki bir şikayet, itiraz geldiği anda operasyon duracaktı.
İBB sahaya çıkaramadığı araçlar ve atıl personel için yüklenicilere milyonlarca lira hakediş ödenmek zorunda kalacaktı. Bu da açık bir kamu zararı doğuracaktı. Yani neden bunların birleşik olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Birini birinden ayırırsanız ve onun birini etkilerseniz farklı cezai şartlara tabi olursunuz. Otomatikman aslında Kamu İhale Kurumu da bundan kaynaklı birleştirerek yap ki yarın öbür gün birindeki eksiklik diğerini götürü olarak bir cezai şart ya da bir tazminat hükmüne bağlamasın. Biliyorsunuz cezai şartlar da uygulanabiliyor hala Kamu İhale Kanunu'nda.
Şimdi burada Kamu İhale Kurumu'nun bir Esenyurt Belediyesi kararı var 2022'de, bir İBB Destek Hizmetleri kararı var 2020'de 21'de. Açıkça teyit ediyor, diyor ki efendim ben direkt alıntı olarak okuyacağım. “Kısmi teklif verilmesine izin verilip verilmemesi hususunda idarenin takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu durum katılımı engelleyici ve rekabeti daraltıcı nitelikte değildir.” Bunu açık açık ifade ediyor. O yüzden bilirkişi raporunda değinilen husus aslında bilirkişi raporunun teknik olarak bilmesi gerektiği hususu bilmediğini geçin, yanlış bilgi hatta tersine yazdığını, bunun da yoruma açık olmadığını ifade etmek için bu örneği anlatıyorum.
Üçüncü kısımda da efendim bu ihalenin üzerinde rekabet engellenmemiş bilakis teşvik edilmiştir. Şimdi iddianame ihale hacminin yükseltilerek rekabetin engellendiğini iddia etmektedir. Ancak rakamlar ve resmi belgeler bu iddiayı tamamen çürütmektedir. Efendim ben orada sizlere ilettim bu 2018 yılında doküman indiren bu ihale iki firma, 2019 yılında doküman indiren üç firma, 2020 yılında doküman indiren dört firma. Aynı zamanda efendim 2018 yılı yaklaşık maliyet hesabı birazdan onlara geleceğim 51.997.854 Türk lirası artı katma değer vergisi. Bu müvekkilimden bir önceki yılı kapsıyor. Müvekkilimin olduğu dönemde de mobil iletişim işi ihalesi yaklaşık maliyeti 44.891.945 Türk lirası artı katma değer vergisidir. Aynı zamanda 2018 yılında bunun için %35 iş deneyimi şartı aranırken yani bir önceki dönemde efendim, 2019 yılında en alt sınır olan %25'e düşürülmüştür. Bu da zaten bundan daha fazlasını yapamıyorsunuz, aslında olabildiğince rekabete açılabilecek pozisyona da getirilmiş. Yani aslında müvekkil orada şunu ifade etti az önceki savunmasında, arkadaşlarla işimizi sağlam yapalım nasıl yapalım dediği zaman aslında bunların cevaplarını aldığı için bu şekilde ilerlediğini de ifade etmek için söylüyorum.
Bu önceki dönemde %35, %25 ifade ettikten sonra bu kolaylaştırma sayesinde de EKAP üzerinden indirme de 2, 3 ve 4 diye gidiyor. Yani 2 birinci yıl, sonraki yıl 3, sonraki yıl 4 aslında. Açıldığının da kanıtı bu olmasa bile aslında diğer türleri bile yeterli, bunlar indirilmeye de bilirdi ama o haliyle bile aslında lehimize bir delil. Bu da savcılığın lehe delilleri de toplaması gerektiğini birçok kişi ifade etti zaten belki bunlar gözden kaçmıştır diye ben de aktarıyorum, belki savcılık da bunları ekstra ifade edebilir konulara ilişkin.
Şimdi efendim kamusal tasarrufta önceki dönemin 2018 ihale kalem sayısı 36, az önce ifade ettiğim yaklaşık maliyeti 52 milyon Türk lirası. Sonraki dönemde binek araçlar ve projeyle ilgisi olmayan kalemler dâhil edilmeyerek kalem sayısı 31'e düşürülmüş. Yaklaşık maliyet ise enflasyona rağmen 45 milyon TL'ye düşmüştür. Dönem enflasyonu hesaplandığında 63 milyon Türk lirası olması gereken ihale müvekkil sayesinde 45 milyon TL'ye tamamlanmış. Daha doğrusu müvekkilin başında olduğu daire sayesinde demek daha doğru olur. 7 milyon Türk lirası da kamusal tasarruf sağlanmıştır. İhale hacmini büyüterek fesat karıştırılan bir ihale, ihale bedelinin matematiksel olarak nasıl küçültebilir? Bu zaten aslında bu konunun metodolojik olarak en güzel ifadesi olabilir.
Bir de efendim, zaman bakımından da kesin imkânsızlık olan durumlar var. İddianamede eylem 94 ve 95 kapsamında delil diye yerleştirilen yegâne beyan Kültür AŞ avukatı 'a ait. Şahsın bahsettiği ihtilaflı alt yüklenici ödemesi eylemi Haziran, Temmuz 2022 tarihine ilişkindir. Oysa müvekkilimiz , Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nün bağlı olduğu daire başkanlığı görevinden Ocak 2021 tarihi itibariyle tamamen ayrılmıştır. Bu da muhtemelen savcılığın gözünden kaçtığını düşünüyorum çünkü burada da şahsi bir ihlal durumu var. Müvekkilin görevden ayrılmasından tam 1,5 yıl sonra gerçekleşen kurumsal bir işlem veya ihtilaf gerekçe gösterilerek müvekkile suç istinat edilmesi de TCK 20’de aslında bir ihlaldir. TCK 235'e 2 kapsamında ihaleye fesat suçunun oluşabilmesi için idarenin sahte belge düzenleme, gerçeği gizleme gibi bir hileli davranışla birilerinin engellenmesi veya gizli kalması gereken bir bilgiyi ifşa etmesi gerekir. Yani aslında bu doluluğun unsurlarıdır. Dosyada tek bir müşteki, engellenen tek bir firma, sızdırılan tek bir gizli bilgi yok. İhale tüm dünyanın ve isteklilerin erişimine açık olan devletin resmi platformu EKAP üzerinden en şeffaf yöntem olan açık ihale usulü ile yürütülmüştür. Rüşvet, haksız kazanç, para trafiği veya kamu zararı iddialarının hiçbirinin bulunmadığı, aksine kamu yararının gözetildiği bu süreçte suçun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır.
Efendim, dördüncü başlık olarak da yani sayın heyet, bilirkişi raporundaki iddiaların tamamı aslında idari usul ve mevzuata yorumlanmasına ilişkin teknik idari tasarruflardır. Bu tür hususların denetim yeri aslında Ağır Ceza Mahkemeleri değil, Kamu İhale Kurumu, İdare Mahkemesi, idari işlemleri zorlama yöntemlerle ağır ceza suç uydurmaya çalışmak, ceza yargılamasındaki evrensel fonksiyonu ve maddi gerçeği araştırmak araştırma amacına büyük aykırılık taşımaktadır.
Efendim, müvekkilimiz 54 yaşında, adli sicili tertemiz. Daha öncesi bir kere Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmış ve beraat alması ve beraati kesinleşmiş, sabit ikametgah sahibi. Toplumun her kesimi tarafından sevilip takdir edilen, devletine ve milletine sadakatle hizmet etmiş, saygın bir bürokrattır. Kaçma şüphesi yoktur. Müvekkil operasyonların başladığı tarihten sonra kendi resmini diğer tutuklulara gösterilebileceğini bilerek, çünkü kendi resmi gösteriliyor o arada, kızının eğitimi için gittiği yurt dışındaki seyahatinden bilerek ve isteyerek, bu da çok önemli bir şey bence, derhal ülkesine geri dönmüş. Kolluk güçlerini evinde bir vakurla karşılamış. Kaçma niyetinde olan bir insan bu asil duruşu sergilemesi hayat hayatın olağan akışına gerçekten çok ters. Kaçma niyetinde olan biri alınan operasyonların başladığı tarihten sonra yurt dışına çıktığında geri dönmez. Bunun çok fazla örneğini de bu dosya kapsamında görüyoruz. Müvekkilin kendisine güveni tam, yüzü aktır. Delil karartma ihtimali zaten yok. Söz konusu ihaleler zaten EKAP ve devlet kayıtlarında şeffafça muhafaza edilmektedir. Ayrıca müvekkilimiz kendi kişisel telefonunu şifresi de dahil, ilk günden polis memuruna rızasıyla teslim ederek adalete olan güvenini ortaya koymuştur. Kuşkunun, varsayımların ve soyut iddiaların bulunduğu yerde mahkumiyet kararından da tutukluluk tedbirinin devamından da söz edilemez. Bir yılı aşkın süredir devam eden bu haksız tutukluluk bir koruma tedbiri olmaktan çıkıp açık bir hak ihlali ve ceza almaya dönüşmüştür.
Sayın başkanım, değerli heyet, iddia makamının müvekkil hakkında ikame ettiği bu dosyanın bütünü ceza adaletinin asla kabul etmeyeceği üç K üzerine inşa edilmiştir. Birinci K kurgu. Bu dosya somut ve maddi hiçbir delile dayanmayan tamamen yasal, kamusal hiyerarşinin illegal bir yapıymış gibi göstermeye çalışan tek taraflı bir kurgudan ibarettir. Ne örgüt üyeliğinin yasal şartları ne de ihaleye fesat suçunun kurucu unsurları kurguda yer bulmamıştır. İkinci K'sı kuşku. İddianameye dayanak yapan tüm argümanlar ve müvekkilin iddianame şablonunda geçtiği yerler şöyle, parantez içinde okuyorum, "duydum", "tahmin ediyorum", "ismini hatırladığım bir arkadaşımdan öğrendim" şeklindeki ceza muhakemesinin kapısından bile girmemesi gereken kuşkulu soyut dedikodu hedefleriyle beyanlardır. Oysa ceza hukuku kuşkuyu ve varsayımı reddeder. Üçüncü K da kanaat.
Maddi gerçeklikten kopuk bu kurgu ve kuşkular silsilesiyle sayın mahkemenizin müvekkil aleyhine subjektif bir kanaat oluşturulmak istenmektedir ancak ceza yargılaması hüküm, niyet okumaları ve varsayımsal kanaatlerle değil sadece ve sadece kesin şüphe barındırmayan somut deliller bulunduğunda. İddia makamı bu kurgudan ibaret iddialarla ve dedikodu seviyesindeki kuşkularla müvekkilin aleyhine bir kanaat cezalandırması yaratmaya çalışmaktadır. Tabii ceza hukukunun evrensel şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince bu üç K sarmalı çökmeye mahkumdur çünkü kuşkudan mahkumiyet devşirilemez. Müvekkilin derhal tahliyesi ve beraati yasal bir zorunluluktur. Arz ve izah ettiğimiz üzere efendim, önce derhal tahliyesini, ardından serbest bırakılıp nihayetinde de beraatini sizlerden talep ediyoruz.
Tekrar sabrınız için de teşekkür ediyorum. Saygılarımı sunuyorum.
Bu analiz yapay zeka değerlendirmesine dayanmaktadır. Hatalar veya yanlış bilgiler içerebilir.