“1 Temmuz 1988 doğumluyum. Tokat ilinde, sıradan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Biri 2,5 yaşında Melek isimli dünya tatlısı bir kızım, diğeri 11 yaşında Ediz isimli delikanlI bir oğlum olmak üzere iki evlat babasıyım. Babam gece yarılarına kadar çalışır, evine ekmek getirirdi. Annem o ekmeği pişirir, biz de ailece paylaşırdık. İddianamede yazılanlar ve medyaya servis edilenlerin aksine, benim hayatım bu kadar sade ve sıradandır. Çalışırım, çok çalışırım. İşimi naiflikle ve alın teriyle yaparım. Ama sıradan olmak, değersiz olmak anlamına gelmez. Bu yıl çocuklarımın doğum günlerini yanlarında olamadığım için kutlayamadım. Günlerim, onların sesini duyabilmek için çabalamakla geçti. 2 yaşındaki kızım Melek'in büyümesini izleyemedim. Bir babanın evladının yanında olamaması ne demek, bilir misiniz? Gözü arkada kalmak ne demek bilir misiniz? 11 yaşındaki oğlum Ediz'i okula götüremedim. Sazıyla çaldığı ilk türküyü dinleyemedim, onunla söyleyemedim. Onlara bağlanıp daha çok üzülmesinler diye bilinçli olarak mesafeli durmaya çalıştım. Görüş kabininde bile mesafeli durdum ki giderken 'Baba sen de gel' demesinler diye. Bu, insanın taşıyabileceğinden daha ağır bir yüktür. Çocuklarımın, hayatta dedeleri bile olsa, başkalarına muhtaç kalmaları beni derinden yaralamıştır. Medyada fotoğraflarım yayınlandı. Okullarında çocuklarım akran zorbalığına uğradı. Oğlum medyadaki yalan haberler üzerinden psikolojik sorunlar yaşamıştır. Bu yapılanlar oğluma reva mıdır? Oğluma söylenen bu sözler bana verilecek cezadan daha ağır olmayacaktır.”
14:40