26. Duruşma Günü · 22 Nisan 2026
← Duruşmada gör
15:03

“Orta Çağ'da itiraf; sanığın ruhundan çıkarıldığı ileri sürülen sözde gerçeğin, iktidarın kurduğu anlatıyla uyumlu hale getirilmesi işlemidir. Öyle ki itiraf elde edebilmek için işkence bile yasal hale getirilmişti. Çünkü işkenceyi, sanığın içinde saklı olduğu varsayılan o sözlü hakikati söküp çıkarmak olarak görmüşler. Bu yüzden itirafa, hukuk tarihinin en soğuk ve en dehşet verici metaforu olan "derinlerin kraliçesi" denmiştir. Engizitör, yani kilise yargıcı; sanığın direncini kırıp itiraf almak için yalnızca bedensel acıya dayalı işkence yapmaz, aynı zamanda belirsizliği de işkenceye çevirir. Sanık veya şüpheli; suçlamanın ne olduğunu bilmeden, kim tarafından suçlandığını bilmeden aylarca zifiri karanlık hücrede bekletilir. Sanık itiraf edene kadar işkence devam ederdi; çünkü itiraf kilisenin hakikatiydi, iktidarın dayattığı hakikatti. Şimdi bu kadar bilgiyle bile önümüzdeki dosyanın engizisyonun mirası olduğunu yok sayabilir miyiz? Tutuklamanın itirafçı yapmak amacıyla kullanıldığını inkâr edebilir miyiz? Engizisyonda savunma avukatları, müvekkillerini savunmak yerine onları itirafa ikna etmeye zorlanır; aksi hâlde avukatlar da sapkınlığın savunucusu olarak ilan edilebilirlerdi. İddianamede, hakkımda müvekkil lehine en iyi savunmayı yapmak bir suçlama olarak sunulmuştur. Bugünkü savcılık uygulamasını 800 yıl önceki engizitörden nasıl ayırabiliriz?”

Duruşmanın tamamını gör →